Rusya ile Türkiye arasında Karadeniz

Fransız Le Monde gazetesinin yayınladığı haber, iki ezeli komşu arasındaki dikenli Türkiye-Rusya ilişkilerine ışık tutuyor

Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
TT

Rusya ile Türkiye arasında Karadeniz

Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)

Menal Nahas

Rusya Devlet Başkanı’nın 12 Şubat’ta Ankara’yı ziyaret etmesi bekleniyordu. Ertelenen ziyaret öncesi kaleme alınan bu yazı ziyaretin amacını ve iki ülkenin karşılıklı ilişki ve beklentilerini sorguluyor.

‘Boğaz’ın Bismarck’ı’ olarak da anılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşın ilk aylarında İstanbul’da başarısızlıkla sonuçlanan iki oturumdan sonra Vladimir Putin ile Volodimir Zelenskiy’i bir Türk zemininde aynı masada bir araya getirmenin hayalini kuruyor.

Ukrayna’nın Karadeniz’deki dengeleri değiştirmesinin ardından iki ezeli komşuyu bir araya getiren iç içe geçmiş Türkiye-Rusya ilişkileri hakkında Fransız Le Monde gazetesinin, Foreign Affairs dergisinin bir makalesine dayanarak 5 Şubat 2024’te yayınladığı uzun araştırmanın öne çıkan başlıkları şöyle:  

20’nci yüzyıldan kalma uluslararası bir anlaşma, Karadeniz’e kimin girip çıkabileceğine karar verme yetkisini yalnızca Türkiye’ye vermişti. Balkan, Slav ve Akdeniz dünyalarının kavşağında yer alan bu denizin tarihi, 24 Şubat 2024’te Vladimir Putin Ukrayna’yı işgal edene kadar sorunlardan ve çekişmelerden uzak kaldı. O zamandan sonra ise tekrarlayan çatışmaların sahnesine dönüştü ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin uyardığı üzere ‘savaşın yeni ekseni’ haline geldi. Moskova ile Kiev arasında yaşanan savaşın yanı sıra, aynı kıyıyı paylaşan iki ülke Türkiye ile Rusya da birbirlerini gözlüyor ve endişe verici bir ‘düşman iş birliğine’ benzeyen ortamda kontrol sahibi olmak için rekabet ediyor.

Barış zamanlarında dünya buğday ticaretinin dörtte biri bu deniz yolundan geçiyor. Ancak Rusya-Ukrayna savaşı, Moskova’nın Ukrayna’ya uyguladığı kuşatma ve Batı’nın da Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar sebebiyle Rusya ile Ukrayna’nın ürettiği buğday, mısır, arpa ve ayçiçeği yağı ihracatını sekteye uğrattı.

Türk Donanması, 2022 yılında Boğaz’dan 35 bin 146 geçiş kaydetti. Bu sayı çatışma öncesinde 48 bindi. Kiev ve müttefikleri, Moskova’nın muhalefetine rağmen 2023 yazında Ukrayna’nın buğday ihracatı için bir deniz koridoru oluşturdu ve 15 milyon ton buğday ihraç edildi. Ukraynalı çiftçilerin geçimlerini temin etmek için ihracatlarının hacmini artırmaları gerekiyor.  

27 Aralık 2023’te Panama bayrağı taşıyan ve buğday yüklemek üzere Ukrayna’nın İzmail limanına giden bir gemi, Tuna Nehri’nde hedef alındı. Yüzen mayın patlamasında iki denizci yaralandı. Bu olaydan iki ay önce de Türkiye’deki Kastamonu ve Ereğli limanları girişinde iki mayın patlamış ancak herhangi bir can kaybı yaşanmamıştı.

11 Aralık 2023’te Londra, bu tür olayların yaşanmaması için Kiev’e iki mayın avlama gemisi verdiğini açıkladı. Türkiye ise 1936 Montrö Sözleşmesi’nin kendisine verdiği yetkiye göre bu iki Britanya gemisinin Karadeniz’den geçişini reddederek ilgili ülkeleri şaşırttı. Türkiye Cumhurbaşkanlığı, yaptığı açıklamada bu tutumu, ‘gerilimden kaçınma’ arzusuyla gerekçelendirdi.

Türkiye daha önce de iç deniz limanlarından birine yanaşma izni olmayan gemilere ve NATO deniz güçlerine karşı benzer bir tedbire başvurmuştu.

Yasak, Rus filosu için de geçerli. 28 Şubat 2022’de Ankara Moskova’nın isteğine karşı çıkarak, Rus gemilerinin Akdeniz’den dönüşünü yasakladı ve Moskova bu karara uymak zorunda kaldı. Ukrayna’nın Karadeniz’deki limanı Odessa, bir amfibi saldırısından kurtuldu ve böylece aynı yılın bahar aylarında Mariupol’u harabeye ve küle dönüştüren akıbetten de kurtulmuş oldu.

Atlantik liderlerinin Britanya gemilerinin engellenmesine yönelik protestoları da Türkiye’nin tutumunu yumuşatmaya yardımcı olmadı. Türkiye, müttefiklerinin bu konudaki görüşleri ne olursa olsun yasal hak ve yetkilerine bağlı kalıyor ve coğrafi konumundan ötürü kapılarını açıp kapama yetkisine sahip olduğu deniz bölgesinin güvenliğini gözetiyor. Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, 18 Kasım 2023’te şu açıklamayı yaptı:

Karadeniz’de ne Atlantik güçlerini ne de Amerika’yı istiyoruz. Endişemiz, bu güçlerin Karadeniz’i Ortadoğu’ya, yani Batılı çekişmelerin ve müdahalelerin peşinden sürüklenen bir alana çevirmeleridir.

Mayınlı geçit

Öte yandan Türkiye, buğday ihracatı koridorundan mayınların temizlenmesine katkıda bulunmayı taahhüt etti ve bu doğrultuda 11 Ocak’ta Romanya ve Bulgaristan ile bir anlaşma imzaladı. Aslında Türklerin her şeyden önce istediği şey, Rusya’yla anlaşmazlıktan kaçınmaktır. Düşman gemilerin bu sulara gelmesinin Moskova’yı kızdıracağına şüphe yok. Araştırmacı Sinan Ülgen’e göre “Türkiye, NATO’nun bu bölgeye girişine karşı çıkıyor, çünkü bu hem Moskova’yla ilişkinin dengesini bozar hem de Ankara’nın taahhütlerine ve hukuka bağlı tutumuna aykırı bir davranış olur. Türkler, kendi deniz kuvvetlerinin tehditlerle yüzleşme yükünü kaldırabileceğini düşünüyor.”

1990’lı yıllardan ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Türkler ve Ruslar, Batılıları uzak tutmak, Karadeniz’de beraber yaşamak ve iki tarafın çıkarlarını gözetmek istiyor. İki ülke arasında deniz iş birliğini gözetmekle görevlendirilen bir forum ile ortak deniz gücü kuruldu. Türkiye, (Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bir yıl sonra 1992’de kurulan ve) merkezi İstanbul’da bulunan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün geliştirilmesini üstlendi. Thomas More Enstitüsü’nde araştırma direktörü Sylvestre Mongrenier’e göre bu örgütün kuruluş amacı, Türk denizcilik kentini merkeze alan bölgesel bir pazar kurmaktı. Türkiye, bu örgütün Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik adaylığını destekleyen bir faktör olacağını düşündü. AB de öngörülen iş birliğini ve bunun Avrupa’nın güneyinde ve doğusunda arzu edilen barışın ve refahın tesis edilmesi bakımından muhtemel sonuçlarını destekledi.

Mongrenier’ye göre o dönemde Ankara, Karadeniz üzerinde ortak bir Türk-Rus kontrolü geliştirmeye yönelik müzakerelerde AB’ye ve NATO’ya dayanmaya çalışıyordu. İki yıl süren savaş, bu stratejik suları ‘tıkayan’ iki güç arasında ticari iş birliğinin güçlenmesine yol açtı: Moskova, deniz kuşatmasından ve Ankara da iki boğaz üzerindeki kontrolünden fayda sağladı. İki otokrat Putin ile Erdoğan, birbirlerini komşu olarak görüyor. Putin’in Karadeniz’deki tatil beldesi olan Soçi’de iki lider, 2022 yazında ülkelerinin ticaret dengesini ve alışverişlerini artırmaya karar verdi.

Ukrayna’yı işgalinden ve işgalin ardından Avrupa’da yaşanan çatlaktan sonra Rusya, Türk komşusuyla iş birliği sayesinde ekonomisinin çarklarının dönüşünü nispeten koruyabildi. Türkiye; Rus gazını Orta Avrupa’ya taşıyan TürkAkım boru hattı ve Karadeniz aracılığıyla Rusya’dan gaz, ham petrol, mazot, kömür, maden ve gübre satın alıyor. Mavi Akım (Blue Stream) sualtı boru hattı da Rus devi Gazprom’a, 20 yıldır Türk evlerinin gaz ihtiyacını karşılama imkânı veriyor.

Türkiye, Rusya’ya yönelik Batılı yaptırımları uygulamayan tek NATO üyesi. Geniş kıyısı, yetkin lojistik yapıları ve tecrübeli küçük ve orta ölçekli şirketleri, onun, ideal bir geçiş kavşağı rolü üstlenmesini sağladı. Nitekim Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının değeri, 2002 yılında yüzde 62 arttı. Aynı oran, sonraki yılda da korundu. Alanı açık kaldı ve limanları hayati önem taşıyan malları Moskova’nın askerî ve endüstriyel kompleksine yeniden ihraç etti. Türkiyeli iş adamları da Rus şirketlere hizmete aracılık ediyor.

Uluslararası dev konteynır taşımacılığı şirketleri, yaptırımlardan ve yüksek sigorta ücretlerinden kaçınmak için Karadeniz’deki faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Uluslararası şirketlerin bıraktığı işleri ise Türk şirketler devraldı. Buna göre bugün Asya ve Avrupa’dan gelen binlerce konteynır gemisi İstanbul, Mersin ve İzmir kıyılarına yanaşıyor, sonra da Rusya’nın Novorossiysk limanına doğru yeniden yola çıkıyor. Bu faydacı değerlendirmeler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Kiev’in kendi buğdayını ihraç etmeyi sürdürmesini sağlamak için çaba sarfetmekten alıkoymadı: Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna bölgelerinden çalıp Türk limanlarında Lübnan’a ve Suriye’ye sattığı binlerce tonun geçişine göz yumdu.

Türkiye’nin dolambaçlı yolu bazı açılardan daha sorunlu. Mesela elektronik bağdaştırıcılar, iletişim cihazları, çift kullanımlı ürünler (cep telefonları, çamaşır makineleri…) gibi ürünlerin ihracat hacminde şüpheli bir artış yaşandı. Türk limanları bu ürünleri Rusya’ya ve Sovyet sonrası beş ülke olan Gürcistan’a, Ermenistan’a, Kazakistan’a, Kırgızistan’a ve Özbekistan’a ihraç ediyor ve Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği şüphesini doğuruyor. Ukraynalılar, patladıktan sonra kalıntılarını dikkatle inceledikleri Rus füzelerinin ABD’de, Avusturya’da, Güney Kore’de veya Tayvan’da üretilen elektronik bileşenler içerdiğini ve bunların bir kısmının Türkiye’den geçtiğini kaydetti.

ABD, bu kaçakçılık döngüsüne dahil olan yaklaşık 10 Türk şirketini cezalandırmak için girişimde bulundu. ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarı Brian Nelson’ın Türkiye’yi ziyaret edip, Batı ambargosunu delmeye yönelik faaliyetlerini kınamasından birkaç hafta sonra Türk bankaları, ABD dolarının dolaşımını ve çek piyasasını denetleyen uluslararası SWIFT sisteminden çıkarılmaktan korkarak, Rusya ile mali işlemlerini kısıtladı.  

Endişe verici komşuluk

Rusya-Türkiye ilişkileri, Karadeniz’le sınırlı değil. Bu ilişkiler; Suriye’yi, Libya’yı, Güney Kafkasya’yı ve dahi Ukrayna’yı da kapsıyor.

Bu ülkelerden bazısında çıkarlar kesişiyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kiev’e olan desteğinden hiç vazgeçmedi. Türk ordusu da uçaklarının Karadeniz semalarındayken elde ettiği askerî bilgileri aktarmaya devam ediyor. Ankara, Karadeniz’in bir ‘Rus gölüne’ dönüşmesinden korkarak 2019 yılında Kiev’le savunma ortaklığı imzaladı ve Kiev’i silahlı insansız hava araçları, uçak motorları ve kruvazör üretimine ortak etti. 

Recep Tayyip Erdoğan, Rusya’nın Ukrayna topraklarını ilhakını her zaman kınadı. Kırım Yarımadası’nın Türk tarihî hafızasında özel bir yeri var. Türkler, Kırım’ı dilde kardeşleri olan Tatarların beşiği olarak görüyor. Kırım, 1475’ten 1783’e kadar üç yüzyıl boyunca Babıali’nin himayesi altında kalmış ve Kırım üzerinde kontrol kurmaya çalışan Çarlık Rusya’sı ile Osmanlı Türkiye’si arasındaki savaşlara konu olmuştur.

Kremlin’in Efendisi ile iyi ilişkilere sahip olsa da Türkiye Cumhurbaşkanı, Rusya’nın yayılmacı eğiliminden ve Karadeniz’in güvenliği için oluşturduğu stratejik tehditten çekiniyor. Rusya’nın 2008’de Abhazya’da, 2014’te Kırım’da deniz kıyılarını ve 2018 yılında da Azak Denizi’nin tüm kıyılarını kemirmesi, hiç kuşkusuz Ankara’yı epeyce tedirgin etti.

Zonguldak yakınlarındaki sularda Türkiye’nin Rus gazına olan ihtiyacının dörtte birini karşılayabilecek bir gaz kuyusunun keşfedilmesi, Türkiye hükümetini deniz ulaşım yollarını korumaya sevk ediyor. İki lider arasındaki ilişki, Türkiye’nin Rus ordusunun Mariupol’de esir aldığı beş Ukraynalı subayın serbest bırakılıp Kiev’e gönderilmesi yönündeki girişimi nedeniyle karmaşık hale geldi. Bu girişim, Putin’le yapılan ve bu subayların savaş bitene kadar Türkiye’de kalmalarını gerektiren bir anlaşmaya aykırıydı.

Erdoğan’ın rüyası

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın sözünü çiğnemesinden sonra iki lider, 2023 yazında Soçi’de bir araya geldiğinde Erdoğan’ın, ticaret koridorunun dokunulmazlığının yenilenmesine ilişkin arabuluculuğu meyve vermedi. Rus Donanması, 14 Ağustos’ta Odessa yakınlarında Şükrü-Okan adlı bir Türk gemisine ateş açtı ve deniz uçağıyla gelen Rus askerler, gemiyi aradıkları sırada Türk denizcileri başları eğik bir şekilde beklemeye zorladı.

Rusların Beşşar Esed rejimini desteklemeye başlamasının ardından 24 Kasım 2015’te Türk Hava Kuvvetleri’nin Suriye-Türkiye sınırında uçan bir Rus uçağını düşürmesi üzerine iki ülke, silahlı çatışmaya girdi. Sonra Türkiye Cumhurbaşkanı, olaylı ilgili bir özür mektubu yazmak zorunda kaldı. Haziran 2020’de de lazer güdümlü bir Rus bombası, İdlib vilayetindeki barınaklarında 34 Türk askerini öldürdü. İki lider, bir kez daha anlaşmazlığı giderdi.

Ancak bu iki olayda da Rusya Devlet Başkanı’nın eli baskın ve güçlüydü. Ama bugün özellikle Karadeniz’de durum böyle değil. Zira filosu, Ukrayna’ya ait topçuların, insansız hava araçlarının, füzelerin ve bombardıman uçaklarının menzilinde. Bunlar son aylarda aralarında komuta gemisi Moskova’nın da bulunduğu 30 büyük donanma gemisini yok etti veya hasara uğrattı. Ukrayna’nın saldırıları, İran’ın Hazar Denizi kıyısındaki deniz yolunu da tehdit ederek, Şahid İHA’larını Volga-Don Kanalı’na, ardından Azak Denizi’ne ve Karadeniz’e götürüyor.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


Hannibal'ın "efsanevi" savaş fillerinin ilk somut kanıtı bulundu mu?

Hannibal'ın Alpleri fillerle geçmesi pek çok sanat eserine konu oldu (Henri Motte)
Hannibal'ın Alpleri fillerle geçmesi pek çok sanat eserine konu oldu (Henri Motte)
TT

Hannibal'ın "efsanevi" savaş fillerinin ilk somut kanıtı bulundu mu?

Hannibal'ın Alpleri fillerle geçmesi pek çok sanat eserine konu oldu (Henri Motte)
Hannibal'ın Alpleri fillerle geçmesi pek çok sanat eserine konu oldu (Henri Motte)

Bilim insanları İspanya'da bulunan fil kemiği kalıntısının, Kartacalı meşhur general Hannibal'ın savaş fillerine ilk somut kanıtı sunduğunu düşünüyor.

Yükselen Roma Cumhuriyeti ve Kartaca, MÖ 3. yüzyılın sonlarında Akdeniz'in iki hakim gücüydü.

İki ülke arasında MÖ 264 ila 146'da yapılan Pön Savaşları'nın sonucunda Roma galip gelmiş ve Kartaca yıkılmıştı.

Kartaca Generali Hannibal'ın, bugünkü Tunus'ta yer alan ülkesinin ordusunu İkinci Pön Savaşı'nda Alplerden geçirdiği düşünülüyor. Tarihçiler, İtalya'yı istila etmeye doğru yol alan generalin, MÖ 218'de 37 fille birlikte İspanya ve Fransa üzerinden gittiğini söylüyor.

Fillerin savaşlarda kullanımı sanat eserleri ve edebiyat metinleri aracılığıyla aktarılsa da bugüne kadar somut bir kanıt bulunamamıştı.

İspanya'daki Córdoba Üniversitesi'nden arkeolog Rafael Martínez Sánchez liderliğindeki araştırmacılar, Córdoba yakınlarında bulunan fil kemiğini inceledi.

Bulguları hakemli dergi Journal of Archaeological Science: Reports'ta yayımlanan çalışmaya göre 10 santimetre uzunluğundaki bu bilek kemiği, MÖ 4. yüzyılın sonlarıyla 3. yüzyılın başları arasında yaşamış bir hayvana aitti.

Kemiği, modern fillerin ve bozkır mamutlarının kemikleriyle karşılaştıran araştırmacılar, bunun bir file ait olduğunu doğruladı. Ancak kemiğin fazla bozunmaya uğraması nedeniyle türü belirlenemedi.

Bilim insanları saptadıkları tarih aralığının İkinci Pön Savaşı'na denk düştüğünü söylüyor. Avrupa'da fillere pek rastlanmaması da bu ihtimali güçlendiriyor.

Araştırmacılar "Avrupa arkeolojik bağlamlarında, fildişi dışında fil kalıntıları son derece nadir ortaya çıkar" diyor.

Bölgede 2020'de yapılan kazılarda silah, sikke ve seramiklerin de bulunması, buranın bir zamanlar savaş alanı olduğu ihtimalini güçlendiriyor.

Bilim insanları kemiğin, Hannibal'ın savaş fillerine dair ilk somut kanıtı sunabileceğini ve Alplere ulaşmadan ölen bir hayvana ait olabileceğini tahmin ediyor.

Ekip makalenin sonuç bölümünde şöyle yazıyor:

Kemik, Hannibal'ın Alpler üzerinden götürdüğü efsanevi örneklerden birini temsil etmese de Modern Çağ'ın Avrupalı ​​bilim insanları tarafından çok aranan, Akdeniz'in kontrolü için yapılan Pön Savaşları'nda kullanılan hayvanların bilinen ilk kalıntısı temsil etme potansiyeli taşıyor.

Independent Türkçe, Science Alert, BBC, Journal of Archaeological Science: Reports