Ünlü oyuncu, imza gününün iptaline tepki gösterdi

Stranger Things'in oyuncusu Los Angeles'taki kitapçının etkinlikten çekilişini "Beni ağırlayacak bir işletme olarak görülmek istemedikleri için mi?" diye sorguladı.

Fotoğraf: Netflix
Fotoğraf: Netflix
TT

Ünlü oyuncu, imza gününün iptaline tepki gösterdi

Fotoğraf: Netflix
Fotoğraf: Netflix

Stranger Things oyuncusu Brett Gelman'a göre, Los Angeles'ta gerçekleştireceği imza gününün iptal edilmesi, kitapçının "Yahudi düşmanı tehditlere boyun eğmesinin" sonucu.

Sunset Strip'teki Book Soup, Gelman'ın kitap turunda, etkinliği protesto eden mesajlar aldıktan sonra iptal edilen üçüncü durak oldu.

Mağaza, San Francisco'daki Book Passage ve Illinois'un Winnetka kentindeki Book Stall'ın izinden giderek iptalin "tamamen bir güvenlik sorunu" gerekçesiyle olduğunu açıkladı.

Ancak Gelman, Los Angeles Times'a, sadece rahatsızlık verme tehdidiyle sesleri susturmanın çok kolay hale gelmesinden korktuğunu söyledi.

"Eğer gerçekten çok korkuyorlarsa, onlar için üzülüyorum" diyen Gelman gazeteye şöyle konuştu: 

Ama bunu bir mağaza olarak itibarlarının ne olacağından ya da her zaman yanında durduğum ve şu anda ihanete uğramış hissettiğim [sosyal adalet] tarafından nasıl görüleceğinden korktukları için yapıyorlarsa, onlara yazıklar olsun. Bunun için onlara yazıklar olsun. İletişimi engelledikleri için onlara yazıklar olsun.

Stranger Things'te Murray Bauman'ı canlandıran Gelman, İsrail'in açık bir destekçisi.

Halihazırda ilk kısa öykü derlemesi The Terrifying Realm of the Possible'ın (Olasının Korkunç Alemi) tanıtımını yapıyor. Gelman kitabı, "Kendi Yahudi nevrozumun, kendimden nefret etmemin ve kimliğimin bir eleştirisi"  diye tanımlıyor. Kitap 19 Mart'ta satışa sunulacak.

Los Angeles Magazine'e konuşan Gelman, etkinliğin devam edebilmesi için kendi güvenliğini sağlamayı teklif ettiğini açıkladı.

Bunlar zorbaların çığlıkları. Belki de bir çetenin dışarıda yürüyüş yapacağından ve belki de pencereden içeri bir çöp tenekesi fırlatacağından endişe ediyorlar ama ben bunun olmayacağını söylemiştim. Bunun yaşanmayacağından emin olmak için yeterince güvenlik sağlayacaktım. İsrail'i destekliyorum ama bu masum Filistinlilerin ölümünü övdüğüm anlamına gelmiyor. Bir Yahudi olarak, Yahudi olduğum için, halkımın insanlığı için, halkımın haklarını savunduğum için özür dilemem gerektiğini düşünmeye şartlandırılmam beni öldürüyor. Bu bir güç gaspı. İnsanlıktan çıkarılıyoruz. Her taraftan günah keçisi ilan ediliyoruz. Bizler tüm zamanların en çok manipüle edilen insanlarıyız.

Gelman halihazırda iptal edilen kitap imzalama etkinliklerini yerel Yahudi toplum merkezlerinde veya tapınaklarda yeniden organize etmeyi planlıyor.

Independent Türkçe



Tesla, Las Vegas sokaklarına 5 bin robotaksi sürmeyi planlıyor

esla'nın Las Vegas'ta sürücüsüz arabaları piyasaya sürme önerisi, araçların Teksas genelinde test edilmesinden sonra geldi (AFP)
esla'nın Las Vegas'ta sürücüsüz arabaları piyasaya sürme önerisi, araçların Teksas genelinde test edilmesinden sonra geldi (AFP)
TT

Tesla, Las Vegas sokaklarına 5 bin robotaksi sürmeyi planlıyor

esla'nın Las Vegas'ta sürücüsüz arabaları piyasaya sürme önerisi, araçların Teksas genelinde test edilmesinden sonra geldi (AFP)
esla'nın Las Vegas'ta sürücüsüz arabaları piyasaya sürme önerisi, araçların Teksas genelinde test edilmesinden sonra geldi (AFP)

Erin Keller Son dakika haberleri ve gündem muhabiri 

Las Vegas'ta sürücüsüz araç çağırma hizmetleri yakında büyük ölçüde yaygınlaşabilir. 

Vadide 5 bin adede varan devasa bir robotaksi filosunu hizmete sokmak için izin başvurusunda bulunan Tesla, bugüne kadarki en büyük otonom araç projelerinden birini gerçekleştirmeye çalışıyor.

ABD'nin Nevada eyaletinin denetim makamlarına sunulan belgelere göre Tesla, elektrikli araç üreticisinin Las Vegas'ın da bağlı olduğu Clark County, Harry Reid Uluslararası Havalimanı, Henderson Executive Havalimanı ve çevre bölgelerde geniş çaplı bir robotaksi filosunu işletmesine izin verecek bir Otonom Araç Ağı Şirketi izni için başvuruda bulundu. Başvuruda, faaliyetlerin ilk 12 ayında 5 bin adede kadar robotaksinin hizmet vermesine izin verilmesi talep ediliyor.

Nevada Üniversitesi Las Vegas kampüsünün Ulaşım Araştırma Merkezi Direktörü Shashi Nambisan, yerel yollarda başka bir otonom araç şirketinin bulunmasının tüketicilere daha fazla seçenek sunabileceğini ve çeşitli otonom teknolojilerinin nasıl çalıştığına dair daha iyi bir fikir verebileceğini söylüyor.

8 News Now'a konuşan Nambisan, "Vadide Tesla veya diğer otonom araç operatörlerinin yer alması olasılığını memnuniyetle karşılıyorum" diyor.

Bu, ister yerel halk ister ziyaretçiler olsun, buradaki kullanıcılar için birçok yeni olanak yaratıyor.

LIDAR gibi sensörler kullanan diğer otonom araçların çoğunun aksine, Tesla araçları otonom sürüş için kamera tabanlı sistemler kullanıyor.

Nambisan, "Tesla epey aktif bir şekilde pazarladığı tam otonom sürüş (FSD) teknolojisiyle, bu teknolojinin genel itibarıyla gayet güvenilir olduğunu kanıtladı" diyor. 

Bu nedenle bu konuda belirli bir endişe duymuyorum.

Ancak Tesla'nın ücretli yolcu taşımaya başlamadan önce Nevada ulaşım yetkililerinden gerekli tüm yasal onayları alması gerekiyor. Başvuru sürecinin; güvenlik prosedürlerinin, operasyonel planların ve eyaletin otonom araç yönetmeliklerine uygunluğun incelenmesini içermesi bekleniyor.

Nambisan, Tesla'nın robotaksilerinin Las Vegas bölgesinde ne kadar yaygın hale geleceğinin büyük ölçüde hangi bölgelerde faaliyet göstermelerine izin verileceğine bağlı olduğunu belirtiyor.

Nambisan, "Burada yaklaşık 2,3 milyon kişi yaşıyor ve yaklaşık 2 milyon araç var. Dolayısıyla, 2 milyon içinde 5 bin araç çok küçük bir sayı" ifadelerini kullanıyor.

Günahlar Şehri hamlesi, Tesla'nın Teksas'ta robotaksi hizmetini genişlettiği bir dönemde geliyor. Otonom Tesla araçları, halihazırda güvenlik sürücüleri olmadan Austin'de yolcu taşırken şirket, hizmeti Dallas ve Houston'a genişletmeye de başladı.

Yine de Tesla'nın robotaksi uygulaması, CEO Elon Musk'ın bir zamanlar öngördüğü kadar hızlı ilerlemiyor.

Reuters'a göre Temmuz 2025'te Austin'de küçük bir pilot programın başlatılmasının ardından Musk, robotaksilerin "yıl sonuna kadar ABD nüfusunun yarısına" ulaşabileceğini ve "çığ gibi bir seviyede" büyüyebileceğini söylemişti. Ancak nisana gelindiğinde Musk beklentilerini aşağı çekerek yatırımcılara şirketin artık yıl sonuna kadar "bir düzine kadar eyalette" faaliyet göstermeyi hedeflediğini söylemiş ve güvenliğe odaklanan daha "ihtiyatlı bir yaklaşımı" vurgulamıştı.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news


İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
TT

İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)

Erika Solomon\Washington

İlk bakışta, İran'ın Lübnan'daki İsrail saldırılarına verdiği yanıt, yıkıcı bir bölgesel savaşı yeniden alevlendirme tehdidi taşıyan pervasız bir eylem gibi görünebilir. Ancak yeni yöneticilerinin stratejik değişimini yansıtan daha agresif bir yaklaşımın parçası olarak, İran açısından bu saldırılar gerekliydi. Onlar için savaştan çıkarılan ders, güçlü bir yanıtın hayatta kalmalarını ve hatta daha güçlü rakiplerine karşı kozlar elde etmelerini sağladığıydı.

Washington'daki Dawn Stratejik Çalışmalar Merkezi'nde İran uzmanı olan Omid Memarian, “İran güç göstermek ve gerilimi artırma kabiliyetine sahip olduğunu kanıtlamak istiyor” diyerek, “Gerekirse savaşı yeniden başlatmaya hazır oldukları mesajını veriyorlar” değerlendimesinde bulundu.

Son on yıldır İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney döneminde, ülke İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni hedef almakta çok daha temkinli davrandı. İran, 2020'de ABD'nin en üst düzey askeri komutanlarından Kasım Süleymani'yi öldürmesinin ardından Washington'a sınırlı yanıtlar vermekle yetinmişti. Yine geçen yıl Haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında verdiği yanıtı, tamamen Katar'daki tek bir ABD üssünü hedef alan saldırılarla sınırlandırmıştı.

Son haftalarda İranlı yetkililer, ana müttefikleri olan Lübnanlı silahlı Hizbullah örgütüne yönelik İsrail saldırılarına büyük ölçüde tahammül ettiler. Tahran, saldırıları eleştirmekle yetindi ve Hizbullah'ın nisan ayında Washington ile vardığı bölgesel ateşkes anlaşmasına dahil edilmesi gerektiği konusunda uyardı. Ancak İsrail saldırıları Güney Lübnan ile sınırlı kaldığı sürece İran misilleme yapmadı.

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)

İran, İsrail'in saldırılarını Hizbullah'ın kalesi olan Beyrut'un güney banliyösüne doğru genişletmesi durumunda bu hesapların değişeceği konusunda da uyarıda bulundu. İsrail de pazar günü tam olarak bunu yaptı.

İran Dini Liderine danışmanlık yapan etkili bir organ olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı Sadık Laricani, “İran'ın Lübnan'ı savunmak için yaptığı saldırı sadece askeri bir yanıt değil, stratejik bir doktrinin resmi duyurusuydu” ifadesini kullandı.

Laricani, “Direniş ekseninin herhangi bir bileşeni saldırıya uğrarsa, yanıt coğrafi sınırları aşacak ve bölgesel güç dengesini değiştirecektir” diyerek, Hizbullah da dahil olmak üzere müttefik silahlı örgütlerden oluşan bölgesel ağı tanımlamak için İran terimini kullandı.

İran, bu hamlelerle bölgesel müttefiklerini savunma konusundaki kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Şarku’l Avsat için bu analizi kaleme alan Erika Solomon’a göre bu imaj, Tahran'ın 2024'te İsrail'in Hizbullah'ı ciddi şekilde zayıflatan ve Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın ölümüne yol açan saldırılarına yanıt vermekten kaçınmasıyla bir önceki liderlik döneminde zarar görmüştü.

Şubat ayında başlatılan ve aralarında Hamaney'in de bulunduğu eski İran liderliğinin önemli bir bölümünün öldürülmesiyle sonuçlanan İran'a karşı ABD-İsrail savaşından bu yana, Tahran'daki yeni yöneticiler daha agresif davranmaya hazır olmalarını büyük bir başarı sayıyorlar.

Analistler, bu daha agresif yaklaşımın İran'ın sadece Amerikan ve İsrail saldırılarına karşı koymasını değil, aynı zamanda rakiplerine ekonomik zarar vermesini ve dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz taşıma yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı kontrol ederek stratejik bir baskı kartı elde etmesini sağladığına inanıyorlar.

İran'ın yeni liderleri ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın bu daha saldırgan stratejiye daha çok karşılık verdiğini gördüler. Nitekim geçen hafta İsrail'i Beyrut'a saldırmamaya ikna etti. Ardından, pazartesi günü, İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne yönelik saldırıları ve İran'ın yanıtının ardından, yine her iki tarafa da saldırıları durdurma çağrısında bulundu.

Trump'ın açıklamalarının ardından, Devrim Muhafızları hemen saldırılarını durdurduğunu açıkladı, ancak İsrail'in güney Lübnan'a yönelik hava saldırılarına devam etmesi halinde -ki bu da neredeyse kesin görünüyor- saldırılara yeniden başlayabileceğini bildirdi.

Memarian bu tür saldırıların, İran'a Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkiyi test etme fırsatı da verdiğine inanıyor.

“İsrail ve Amerikan hedefleri arasında bir uçurum olduğunun farkındalar” diyen Memarian, “Trump'ı İsrail'i dizginlemeye zorlamak istiyorlar” yorumunda bulundu.

Ancak Hizbullah'ı savunmak sadece bir test veya güç gösterisi ile ilgili değil. Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü'nde İranlı güvenlik uzmanı Hamid Rıza Azizi'ye göre, “Tahran, Hizbullah'ın son savaş sırasında kuzey İsrail'e saldırmaya devam etme kabiliyetini, İran'a, saldırılarını petrol zengini Körfez komşularına odaklama alanı sağlamak için gerekli görüyor.”

Azizi, İsrail'in Hizbullah'ı daha da zayıflatmasına izin vermenin, Tahran'ın kaçınılmaz olarak gördüğü gelecekteki herhangi bir çatışmada İran için askerî açıdan maliyetli olacağını ifade etti.

İran ayrıca, Washington ile çatışmayı sona erdirmek için bir anlaşmaya varmaya çalışırken, İsrail’in saldırılarda bulunmasını, Tahran'ın son savaş sırasında elde ettiği stratejik kazanımları sessizce zayıflatmayı amaçlayan bir ABD-İsrail stratejisinin parçası olarak gördüğü için yanıt vermeyi gerekli gördü.

Haftalardır ABD güçleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere sessizce eşlik ediyor. Birçok analist bunu, ABD'nin küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletme ve aynı zamanda İran'ın gemilerine uyguladığı ablukayı sıkılaştırarak İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çabası olarak tanımlıyor. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatma çabalarının da bu stratejinin bir parçası olduğundan endişe ediyor.

Azizi, İranlıların, ABD ve İsrail'in “ateşkesi, İran'ın bu savaş sırasında kazandığı etkiyi zayıflatacak şekilde sahadaki gerçekleri yeniden şekillendirmek için kullandığına” inandığını söyledi.

İran'ın güçlü bir şekilde karşılık vermeye hazır olması, aynı zamanda Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmaya hazırlanan ve bu sonbahardaki ara seçimler öncesinde derinleşen küresel ekonomik krizle karşı karşıya olan Trump'ın başka bir büyük ölçekli savaşa girmeyeceğine ne kadar inandığını da gösteriyor.

Cenevre'deki Lisansüstü Enstitüsü'nde İran uzmanı olan Farzan Sabit, “Trump'ın savaşa gireceğini düşünmüyorlar” dedi. “Ama girse bile, işleri kontrol altına alabileceklerinden oldukça eminler” diye de ekledi.


Suudi Arabistan ile Türkiye arasında Körfez’i Avrupa’ya bağlayan lojistik koridor

İki mutabakat zaptı imzalanmasının ardından El-Casir ve Uraloğlu el sıkıştı (X)
İki mutabakat zaptı imzalanmasının ardından El-Casir ve Uraloğlu el sıkıştı (X)
TT

Suudi Arabistan ile Türkiye arasında Körfez’i Avrupa’ya bağlayan lojistik koridor

İki mutabakat zaptı imzalanmasının ardından El-Casir ve Uraloğlu el sıkıştı (X)
İki mutabakat zaptı imzalanmasının ardından El-Casir ve Uraloğlu el sıkıştı (X)

Bölgesel lojistik entegrasyon planlarında stratejik öneme sahip tarihi bir adım atıldı. Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetleri Bakanı Mühendis Salih bin Nasır el-Casir ile Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demiryolu ve lojistik sektörlerinde iş birliğini öngören iki büyük mutabakat zaptı imzaladı.

Bu anlaşmalar, Körfez bölgesini doğrudan Avrupa kıtasına bağlayacak kesintisiz bir kara taşımacılığı koridoru oluşturarak, uluslararası ticaret yollarında köklü bir dönüşümün kapısını aralıyor.

İş birliğinde yeni dönem

Bakan Uraloğlu, Bakan el-Casir ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından resmi “X” hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, imzalanan mutabakat zaptlarının lojistik merkezlerden modern uygulamalara kadar geniş bir yelpazede deneyim paylaşımı ve teknik iş birliğini başlatacağını duyurdu. Demiryolu sektöründe teknoloji, altyapı, eğitim ve insan kaynaklarının geliştirilmesi gibi alanlarda iş birliğini daha güçlü ve sürdürülebilir temellere oturtma kararlılığını vurgulayan Uraloğlu, bu adımların bölgesel bağları güçlendirmesini, ticaret ve kalkınmayı desteklemesini ümit ettiğini belirtti.

Suudi Bakan el-Casir ise daha önce yaptığı bir açıklamada, Suudi Arabistan ile Türkiye arasında Ürdün ve Suriye üzerinden kurulacak bölgesel demiryolu bağlantısı projesine ilişkin ortak çalışmaların bu yıl sonundan önce tamamlanmasının beklendiğini ifade etmişti. Mevcut lojistik ağlara dayanan projede, Suudi Arabistan ulusal demiryolu ağı halihazırda "El-Haditha" sınır kapısı üzerinden Ürdün sınırına kadar ulaşıyor. Bu durum, Körfez limanlarını ve koridorlarını, küresel pazarlar arasında kara yoluyla mal akışını güvence altına alacak kıtalararası entegre bir ulaşım sistemine bağlamak için temel yapı taşı oluşturuyor.

Al-Casir ve Uraloglu arasında iki mutabakat zaptı imzalandı, (X)Al-Jasser ve Uraloglu arasında iki mutabakat zaptı imzalandı, (X)

Bağlantı haritası: Sevkiyat süresi 15 günden 6 güne düşecek

Söz konusu lojistik hamle, Türkiye, Suriye ve Ürdün ulaştırma bakanlıkları arasında daha önce varılan ve hasar gören altyapının rehabilitasyonu için 4 ila 5 yıllık teknik bir yol haritasını içeren üçlü anlaşmaya dayanıyor.

Bu dev yol, Türkiye'nin Güney Avrupa'ya bağlı ağlarından başlayarak Suriye topraklarına giriyor; Halep ve Şam gibi ana hatlar üzerinden 350 kilometre boyunca uzanarak Amman ve Akabe Limanı'na ulaşıyor. Buradan da Suudi Arabistan’ın geniş demiryolu ağına bağlanarak Körfez ülkeleri ve Hint Okyanusu kıyısındaki Umman’a kadar uzanıyor.

Planlar iki aşamalı olarak yürütülüyor:

Kısa vadede: İkili ticareti canlandırmak amacıyla Ankara ile Şam arasındaki demiryolu sınır kapılarının hızla işletmeye açılması.

Uzun vadede: Konteynerleri Körfez limanlarından doğrudan Avrupa'nın kalbine taşıyacak yüksek hızlı yük trenlerine dayalı stratejik bir hat kurulması.

Bu güzergâh, ticari sevkiyat süresini 15 günden sadece 6 güne düşürerek zaman tasarrufu sağlayacak ve maliyetleri %20 ila %30 oranında azaltacak. Ayrıca tedarik zincirlerine, Hürmüz ve Babülmendeb gibi gerilimli boğazları baypas eden güvenli bir kara koridoru sunacak.

Ankara - Şam hattında ekonomik açılım

Stratejik planlar, projenin kuzey koridorlarını güvence altına almak, altyapı ve bankacılık hazırlıklarını tamamlamak amacıyla Ankara-Şam hattındaki yoğun diplomatik ve ekonomik hareketlilikle paralellik gösteriyor.

Gaziantep’te düzenlenen "Anadolu Şehir Ekonomileri Zirvesi"nde konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Suriye ile İslahiye demiryolu sınır kapısının açılması için hazırlıkların tamamlandığını, Nusaybin sınır kapısının açılması için de çalışmaların sürdüğünü açıkladı. Suriye şehirlerinde Türk banka ve iş müesseselerinin şubelerinin açılması için mevzuat çalışmalarına başlandığını belirten Bolat, iki ülke arasındaki ticaret hacmini mevcut 3 milyar dolardan kısa vadede 5 milyar dolara, 2030 yılına kadar ise 10 milyar dolara çıkarma yönündeki iddialı hedefi paylaştı. Bolat, Türkiye'nin en büyük önceliğinin Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunması olduğunu yineleyerek, komşu ülkenin istikrarı için her türlü diplomatik ve ekonomik katkıyı sağladıklarını vurguladı.

Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Polat, Gaziantep'te düzenlenen "Şehir Ekonomileri Zirvesi"ndeki bir oturumda konuşuyor (X)Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Polat, Gaziantep'te düzenlenen "Şehir Ekonomileri Zirvesi"ndeki bir oturumda konuşuyor (X)

"Kazan-Kazan" ilkesi ve Stratejik Ortaklık

Suriye Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhammed Nidal el-Şaar ise zirvede yaptığı konuşmada, "Yeni Suriye"nin ekonomik vizyonunu ortaya koyarak Türk yatırımcı ve iş insanlarına doğrudan bir mesaj verdi. El-Şaar, Türk yatırımcıları "gelgeç hamleler ve hızlı kâr" anlayışından sıyrılarak, "sadece kâr odaklı değil, inşa etme hedefli uzun vadeli stratejik ortaklıklar" kurmaya davet etti.

Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Muhammed Nidal el-Şaar, Gaziantep'te düzenlenen "Anadolu Şehir Ekonomileri Zirvesi"ndeki bir oturumda konuşuyor (Türk medyası)Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Muhammed Nidal el-Şaar, Gaziantep'te düzenlenen "Anadolu Şehir Ekonomileri Zirvesi"ndeki bir oturumda konuşuyor (Türk medyası)

Suriye'nin gelişmekte olan bir ülke olarak genç nüfusu ve dinamizmiyle büyük bir endüstriyel potansiyel barındırdığını ifade eden Suriyeli Bakan, başta sanayi merkezi Halep olmak üzere birçok Türk şirketinin sahada fiilen çalışmaya başladığını, diğerlerinin ise ruhsat işlemlerini tamamlamak üzere olduğunu belirtti.

Ortaklığın diplomatik boyutuna değinen Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz ise yeni dönemin tamamen "kazan-kazan" ilkesine dayandığını vurguladı. Suriye'de kalıcı siyasi istikrarın ancak ekonomik kalkınma ve refah yoluyla sağlanabileceğini belirten Yılmaz, coğrafi bütünleşmeyi şu sözlerle özetledi:

"Türkiye, Suriye ürünlerinin dünya pazarlarına ve Avrupa'ya açılan ana ve güvenli kapısıdır. Buna karşılık Suriye toprakları da Türkiye için Ortadoğu pazarlarına ve Körfez'in derinliklerine uzanan hayati ve stratejik bir lojistik koridordur."

Bu stratejik ortaklık vizyonu kapsamında Gaziantep ve Halep arasında ortak organize üretim ve ticaret bölgelerinin kurulması planlanıyor. Gaziantep Valisi Kemal Çeber de Halep'in refahının sınır illerine olan doğrudan etkisine dikkat çekerek, iki şehir arasındaki tarihi bağları "kardeşlik hukuku" olarak nitelendirdi.