Suriye ulusal denkleminde Kürt çözümü

Temel ve derin anlaşmazlıklar

Bir kadın, 8 Mart'ta Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı’da Uluslararası Kadınlar Günü'nü anmak için sivil toplum örgütleri ve kadın grupları tarafından düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'de tutuklu bulunan PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan'ın olduğu bir bayrak taşıyor (AFP)
Bir kadın, 8 Mart'ta Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı’da Uluslararası Kadınlar Günü'nü anmak için sivil toplum örgütleri ve kadın grupları tarafından düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'de tutuklu bulunan PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan'ın olduğu bir bayrak taşıyor (AFP)
TT

Suriye ulusal denkleminde Kürt çözümü

Bir kadın, 8 Mart'ta Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı’da Uluslararası Kadınlar Günü'nü anmak için sivil toplum örgütleri ve kadın grupları tarafından düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'de tutuklu bulunan PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan'ın olduğu bir bayrak taşıyor (AFP)
Bir kadın, 8 Mart'ta Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı’da Uluslararası Kadınlar Günü'nü anmak için sivil toplum örgütleri ve kadın grupları tarafından düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'de tutuklu bulunan PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan'ın olduğu bir bayrak taşıyor (AFP)

Faysal Yusuf

Mart 2011'de Suriye devriminin patlak vermesinden, özgürlük ve onur talep eden halk hareketinin başlangıcından itibaren, Kürt siyasi hareketi önemli milli ve bölgesel meydan okumalarla karşı karşıya kaldı. Bunlar kendisini önceliklerini yeniden düzenlemeye ve meydan okumalarla başa çıkmak için siyasi araçlarını geliştirmeye zorladı.

Bu değişiklikler, Kürt partilerini, safları birleştirmek ve değişen Suriye sahnesi içinde Kürt halkının özlemlerini yansıtan birleşik bir siyasi pozisyon oluşturmak için toplantı ve istişarelerini yoğunlaştırmaya yöneltti. Bu çabalar ayrıca 26 Ekim 2011'de ilk Kürt Ulusal Konferansı'nın toplanması ve Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) yokluğuna rağmen, Suriye'deki Kürt halkını temsil eden birleştirici bir şemsiye örgüt olarak Suriye Kürt Ulusal Konseyi'nin (ENKS) kurulması ile sonuçlandı.

PYD'nin konferansta yer almaması, Kürt siyasi sürecinde önemli bir dönüm noktası oldu. Zira PYD, Suriye Kürt arenasında iki siyasi temsilciliğin ortaya çıkmasına yol açan paralel bir siyasi oluşum olan “Batı Kürdistan Halk Konseyi”ni kurma yoluna gitti. Bu adım, Kürt söylemini ve pozisyonunu birleştirmede önemli zorluklar yarattı.

Bakış açılarını birbirine yakınlaştırmak için yapılan ve Erbil ve Dohuk anlaşmalarıyla sonuçlanan Başkan Mesud Barzani'nin 2012’deki girişimi başta olmak üzere sayısız girişime rağmen, özellikle her iki tarafın Suriye'nin geleceğine ilişkin vizyonu, Kürt bölgelerindeki yönetim biçimi ve hem rejim hem de Suriye muhalefetiyle ilişkiler konusundaki temel anlaşmazlıklar, derin ve kalıcı olmaya devam etti ve bu, ortak Kürt eyleminin etkinliğini azalttı.

Kürt Ulusal Konseyi ise Suriye muhalefeti ile birlikte genel siyasi sürece aktif olarak katılmaya önem verdi, çünkü Suriye'nin ortak kaderine ve kapsamlı bir çözümün gerekliliğine inanıyordu. En önemlisi Kahire Konferansı olmak üzere çok sayıda konferansa katıldı ve Suriye Devrim ve Muhalif Güçler Ulusal Koalisyonu'na üye olarak kabul edildi. Ayrıca 2015'teki Riyad Konferansı'na da katıldı.

Bu son konferans, ilk kez Suriyeli muhalif güçlerin çoğunun Kürt sorununun birleşik bir Suriye devleti çerçevesinde adil ve anayasal bir çözüm gerektiren ulusal bir sorun olduğunu kabul etmesine tanıklık ettiği için olumlu bir dönüm noktası oluşturdu. Konsey, muhalefete ait belgelerde her zaman Kürt halkının meşru haklarının altını çizdi ve bunlar Cenevre ve Riyad konferanslarında resmen kabul edilen bildirilerle tekit edildi. Bu hakların Suriye Müzakere Komisyonu tarafından da kabul edilmesi, Kürt bileşeninin haklarının tanınmasında kaydedilen ilerlemeyi yansıtıyordu.  Muhalefet ile çalışmada atılan bu olumlu adımlara rağmen, özellikle PYD tek bir yönetim dayatmaya ve kendi nüfuz alanlarında Kürt Ulusal Konseyi'nin siyasi faaliyetlerini engellemeye devam ettikçe, Konsey ile PYD arasındaki anlaşmazlıklar sürdü. Bu durum, Kürt-Kürt uzlaşısına yönelik girişimlerin tekrar tekrar başarısız olmasına katkıda bulundu ve Kürtlerin birleşik bir cephe sunma yeteneğini olumsuz etkiledi.

Suriye sahnesinin iç içe geçmiş düğümlerinin gölgesinde, uluslararası ve bölgesel taraflar arasında Kürt-Suriye pozisyonunun birleştirilmesinin gerekliliği konusunda bir kanaat oluştu. Bu kanaat, Kürt halkının Suriye’ye yönelik gelecekteki herhangi bir siyasi çözümde göz ardı edilemeyecek veya dışlanamayacak önemli bir bileşen olduğu temeline dayanıyordu. Bu çabalar, eski Suriye rejiminin devrilmesinden sonra, 26 Nisan 2025'te “Kürt Saflarının ve Pozisyonlarının Birliği” konferansının yapılmasıyla verimli bir iş birliği ile sonuçlandı. Bu konferans, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ile koordinasyon halinde, Başkan Mesud Barzani tarafından düzenlendi ve bölgede istikrarın önemini bilen Uluslararası Koalisyon Güçleri tarafından desteklendi. Konferansta, Kürt hareketinin Suriye'nin geleceğine ilişkin vizyonunu tanımlayan, haklarını ve katılımlarını teyit eden önemli bir siyasi belge de onaylandı.

Bu olumlu gelişmeye rağmen, bazı Suriyeli taraflar konferansı ve sonuçlarını Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan ve “ülkedeki çeşitli sorunları ele almak için önemli bir adım teşkil eden” anlaşmalara bağlayan açıklamalar yaptılar. Kürt sorununun yeni veya yakın zamanda ortaya çıkan bir gelişme değil, modern Suriye devletinin kuruluşundan bu yana var olan köklü bir tarihi sorun olduğu gerçeğini kasıtlı olarak görmezden gelerek, konferansın anlaşmalara aykırı olduğu değerlendirmesinde bulundular.

dfrgtyu
Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, SDG'yi devlet kurumlarına entegre etme anlaşmasının imzalanması sırasında, Şam, 10 Mart 2025 (AFP)

Kürt talepleri her zaman ülkenin birliği çerçevesinde adil ve kapsamlı bir çözüm arama ve on yıllardır maruz kalınan sistematik ayrımcı politikaları bitirme çabasıyla somutlaştı. Bu bağlamda, konferans tarafından yayınlanan siyasi belge önemli ve ileri bir Suriye ulusal dönüm noktasına işaret ediyor. Kürt halkının Suriye halkının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve geleceğin Suriyesi'nin, başta Kürt halkı olmak üzere, tüm etnik ve dini bileşenlerinin haklarını garanti altına alan çoğulcu, ademi merkeziyetçi bir demokrasi olması gerektiğini açıkça teyit ediyor. Bu, Kürt halkının Suriye devletinin ayrılmaz bir bileşeni olarak varoluşunun anayasal olarak tanınması ve siyasi, ekonomik ve sosyal yaşamın çeşitli alanlarına etkili katılımının sağlanması yoluyla başarılmalı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Kürt siyasi hareketi ayrıca, Suriye'nin zengin etnik, kültürel ve dini çeşitliliğini yansıtan modern bir anayasal devletin inşasına etkili bir şekilde katkıda bulunma amacıyla, bu öneriyi geçiş hükümetine ortak bir Kürt heyeti aracılığıyla sunma sürecinde. Kürt siyasi hareketi, Kürt halkının gerçek çıkarının, birleşik, ademi merkeziyetçi bir Suriye içinde gerçek ve yapıcı bir ulusal ortaklıkta yattığına inanıyor. Geçiş hükümetinin, Kürt bölgelerindeki hizmet ve eğitim kurumlarını yeniden aktifleştirme ve bunları merkezi hükümetin bakanlıklarına bağlama girişimlerinde bulunmasına yönelik yoğun çabalar bulunuyor. Bölge, yerel ve merkezi yönetimin geleceği hakkında daha geniş ve daha ciddi bir diyaloğa hazırlık olarak, heyetlerin bu amaçla yapılan ziyaretlerine de tanık oldu.

Olumlu göstergeler

Suriye'de uluslararası ve bölgesel açılım ve yaptırımların kaldırılmasının ardından, kapsamlı ve sürdürülebilir siyasi çözümler bulmak için artan olumlu göstergeler var ve bu da diyalog ve çözüm için yeni ufuklar açabilir. Ayrıca, Abdullah Öcalan'ın Kürt sorununa barışçıl, demokratik bir çözüm çağrısının ardından, bu, Türkiye'de Kürt sorununa da barışçıl, demokratik yollarla bir çözüm teşkil ediyor. Bu çağrı, Kürt Ulusal Konseyi ve bölgedeki diğer Kürt partilerinden destek aldı. Bu bağlamda, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) silahlarını bırakmaya ve barışçıl siyasi eyleme yönelmeye hazır olduğunu duyurdu. Bu, Türkiye'de ve genel olarak bölgede adil, kapsamlı ve barışçıl bir çözüm şansını artıracak ve daha istikrarlı bir ortam yaratacaktır.

dsfg
Suriyeli Kürt güvenlik güçleri, 28 Ağustos 2022'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke şehrinde Kürt yönetimindeki el-Hol kampında denetim gerçekleştiriyor (AFP)

Suriye'deki Kürt sorununun özü ayrılıkçılığa değil, Kürtleri meşru kimliğe, kültürel ve siyasi haklara sahip bir halk olarak tanıyan, herkesi kapsayan yeni bir Suriye inşasında gerçek ortaklık için çabalayan kapsamlı bir ulusal çerçeve içinde, tam adalet ve eşitliğe ulaşmaya dayanmaktadır. Bu kapsamlı vizyon, Kürt siyasi hareketinin, on yıllar boyunca karşı karşıya kaldığı dışlama, baskı ve inkâr politikalarına rağmen verdiği uzun bir mücadelenin meyvesidir. Bu politikalar arasında binlerce kişiyi vatandaşlıktan çıkaran 1962'deki adaletsiz istisnai nüfus sayımı, bölgenin demografisini değiştirmeyi amaçlayan Arap Kuşağı'nın uygulanması, Kürt dili ve kültürünün yasaklanması, Kürt siyasi partilerinin kurulmasının yasaklanması ve siyasi aktivistlerin ve aydınların tutuklanması yer alıyordu.

Tüm bu zorluklara ve ihlallere rağmen, Kürt hareketi barışçıl ve demokratik çözüme bağlı kaldı, şiddeti ve içe kapanmayı reddetti.

Tüm bu zorluklara ve ihlallere rağmen, Kürt hareketi barışçıl ve demokratik çözüme bağlı kaldı, şiddeti ve içe kapanmayı reddetti. Gerçek ve sürdürülebilir çözümün eşit vatandaşlık, kültürel ve politik çoğulculuk, kapsamlı bir ademi merkeziyetçilik sistemine bağlı yeni ve kapsamlı toplumsal sözleşmede yattığına olan kesin inancına dayanarak, diğer Suriyeli bileşenlerle yapıcı diyalog için girişimler önerdi. Kürt hareketi, gelecekteki Suriye'nin ideal biçiminin, yetkileri ve sorumlulukları adil bir şekilde dağıtan, yerel topluluklara kendi işlerini ve bölgelerinin işlerini yönetme yetkisi veren, devletin birliğini ve egemenliğini güçlendiren ve tüm bileşenlerinin karar alma ve sürdürülebilir kalkınmaya katılımını sağlayan, ademi merkeziyetçi bir demokratik sistem olduğuna inanıyor.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, Kürt halkının Suriye'nin yapısının önemli ve köklü bir ulusal bileşeni olarak açıkça ve tam olarak tanınması, tüm organlarda ve kurumlarda adil temsilinin sağlanması, kültürel ve etnik özelliklere saygıya dayalı kapsamlı ve açık bir ulusal diyalog başlatılması, kayıpların telafi edilmesi için geçiş adaletinin ve herkes için daha iyi bir geleceği garanti eden kapsamlı siyasi geçişin sağlanmasıdır. Arzuladığımız Suriye, toprak ve halk olarak birleşmiş, ayrımcılık yapmadan tüm vatandaşlarına onur, özgürlük ve eşitlik garanti eden, Suriye'nin zenginliğinin her zaman bir parçası olan etnik ve dini çeşitliliğe saygı gösteren ademi merkeziyetçi demokratik sisteme sahip bir Suriye'dir. Kürt halkı, asil ve ulusal konumu ile Suriye ve tüm bölge için daha iyi ve müreffeh bir ortak gelecek amacıyla, bu yapıcı süreçte tam rol oynamaya hazırdır.



Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
TT

Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik ve Karayip denizlerinde uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığı belirtilen üç teknede bulunan 11 kişinin öldürüldüğü saldırılar düzenlediğini duyurdu.

ABD Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, pazartesi akşamı gerçekleştirilen saldırılarda "Doğu Pasifik'teki ilk teknede dört, Doğu Pasifik'teki ikinci teknede dört ve Karayip'teki üçüncü teknede üç kişinin" öldürüldüğünü belirtti.

Paylaşımda, saldırılar sırasında ikisi hareketsiz halde bulunan, üçüncüsü ise yüksek hızda seyreden üç tekneye yapılan saldırıları gösteren bir video yer aldı. Saldırılardan önce iki teknenin hareket ettirildiği görülebiliyordu.

ABD, eylül ayı başlarında kaçakçılık şüphesiyle tekneleri hedef almaya başladı ve bu saldırılar sonucunda şu ana kadar 140'tan fazla kişi öldü, onlarca tekne imha edildi. Trump yönetimi, Latin Amerika'da faaliyet gösteren "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplarla savaş halinde olduğunu ısrarla belirtiyor. Ancak, hedef alınan teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadığı için saldırıların yasallığı konusunda hararetli tartışmalar yaşanıyor.

Uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri, saldırıların ABD'ye doğrudan bir tehdit oluşturmayan sivilleri hedef aldığı düşünüldüğünden, yargısız infaz anlamına gelebileceğini söylüyor. Washington, son aylarda uyuşturucu kaçakçılığından şüphelenilen tekneleri hedef aldığı, petrol tankerlerine el koyduğu ve Venezuela'nın solcu Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan Karakas baskınını gerçekleştirdiği Karayipler'e büyük bir deniz gücü konuşlandırdı.

Ancak ABD yönetimi, filonun amiral gemisi olan USS Gerald R. Ford uçak gemisini ve saldırı grubunu, Trump'ın anlaşmaya varılmaması halinde İran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunduğu Ortadoğu'ya da konuşlandırdı.


İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS