Pakistan Libya'nın doğusu ile batısı arasında “ABD'nin bilgisi dahilinde” arabuluculuğa başladı

Arabuluculuk girişimi geçtiğimiz yılın sonlarında ABD'nin bilgisiyle başladı

Libya Ulusal Ordusu Başkomutanı Halife Haftar, geçtiğimiz şubat ayında Pakistan’a ziyareti sırasında (LUO Genel Komutanlığı)
Libya Ulusal Ordusu Başkomutanı Halife Haftar, geçtiğimiz şubat ayında Pakistan’a ziyareti sırasında (LUO Genel Komutanlığı)
TT

Pakistan Libya'nın doğusu ile batısı arasında “ABD'nin bilgisi dahilinde” arabuluculuğa başladı

Libya Ulusal Ordusu Başkomutanı Halife Haftar, geçtiğimiz şubat ayında Pakistan’a ziyareti sırasında (LUO Genel Komutanlığı)
Libya Ulusal Ordusu Başkomutanı Halife Haftar, geçtiğimiz şubat ayında Pakistan’a ziyareti sırasında (LUO Genel Komutanlığı)

Pakistanlı iki kaynak, İslamabad'ın Libya’da 2014 yılından bu yana süren siyasi ve askeri bölünmeyi sona erdirmek amacıyla ülkenin doğusu ile batısı arasında arabuluculuğa başladığını açıkladı. Bu adım, ‘ABD’nin krizi çözmeye yönelik girişimiyle’ eş zamanlı yürütülüyor.

Kaynaklardan biri Reuters'a yaptığı açıklamada, ABD’nin bu çabaların ‘tamamen farkında olduğunu’ ve arabuluculuk girişimlerinin geçen yılın sonunda başladığını söyledi.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti'ne (UBH) yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada Pakistan Ordu Komutanı Mareşal Asım Münir'in Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile iletişime geçmeye erken bir aşamada başladığını, ancak Dibeybe’nin ofisinin bu görüşmeleri ancak bu haftanın başında kamuoyuyla paylaştığını belirtti.

İslamabad'ın bu çabalarını bölgedeki diğer ilgili taraflarla ne ölçüde koordine ettiği henüz netlik kazanmadı.

Bu girişimler, geçtiğimiz hafta Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Libya Ulusal Ordu (LUO) Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter ve ABD Başkanı Donalt Trump’ın danışmanı Massad Boulos'un bir araya geldiği toplantı aracılığıyla ABD’nin Libya'da çözüm girişiminin hayata geçirilmesiyle eş zamanlı yürütülüyor.



Netanyahu, Lübnan köylerini ilhak etmek için neden ‘Hristiyan talebi’ diye bir şey uydurdu?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Nisan 2026’da Güney Lübnan’daki ordu birliklerini teftiş ederken (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Nisan 2026’da Güney Lübnan’daki ordu birliklerini teftiş ederken (DPA)
TT

Netanyahu, Lübnan köylerini ilhak etmek için neden ‘Hristiyan talebi’ diye bir şey uydurdu?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Nisan 2026’da Güney Lübnan’daki ordu birliklerini teftiş ederken (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Nisan 2026’da Güney Lübnan’daki ordu birliklerini teftiş ederken (DPA)

İsrail’in Filistinli ve Lübnanlı Hristiyanlara yönelik baskı ve kötü muameleleri, rahipler, rahibeler, kutsal mekânlar ve Hristiyan sembollerine yönelik saldırıları sürerken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bir kez daha ‘Hristiyanlar İsrail’i istiyor’ iddiasını gündeme taşıdı.

Netanyahu, pazar akşamı ABD’nin Fox News kanalına verdiği röportajda, “Güney Lübnan’daki bazı Hristiyan köyleri, kendilerini aşırılık yanlılarından koruduğumuz için İsrail’e bağlanmayı talep etti” dedi.

Ancak Netanyahu, iddialarını destekleyecek herhangi bir köyün adını vermediği gibi, bu söylemi doğrulayacak herhangi bir kanıt da sunmadı. Açıklamaların ardından Lübnanlı Hristiyan çevrelerden peş peşe yalanlamalar gelirken, kimliği açıklanmayan bir Lübnan vatandaşının Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen aşırı sağcı İsrail televizyonu Kanal 14’e konuşarak, “İran işgali yerine İsrail işgalini tercih ederim” dediği ortaya çıktı.

Kimliği bilinmeyen kişi

Söz konusu kişi, ismini ve adresini açıklamayı reddederken, yüzünü de kameralara göstermedi. Buna karşın Kanal 14, konuşmanın yapıldığı köyün İsrail işgali altında bulunduğunu belirtti.

Kanal 14, Güney Lübnan’da yaklaşık 20 bin Hristiyanın yaşadığı Hristiyan köylerinin İsrail hükümetine bağlanma talebinde bulunduğunu öne sürdü. Haberde, İsrail yönetiminin bu talebi, geçen ay Washington’da İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında imzalanan mutabakatın hükümleriyle çeliştiği gerekçesiyle reddettiği iddia edildi.

dfrgthyj
1 Ekim 2024 tarihinde Ain Ebel köyünden ayrılan Lübnanlılar, Rmeiş kasabasındaki bir manastırın yakınında bir ordu devriyesinin önünde toplanıyor. (Reuters)

Habere göre İsrail hükümeti, buna karşılık söz konusu köylere ‘İran destekli güçlerin saldırılarına karşı koruma sağlayacağı’ güvencesini verdi.

Kanal ayrıca, ABD’de İsrail askerlerine yönelik ‘antisemitik bir kampanya’ yürütüldüğünü savunarak, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki Hristiyan sembollerine zarar verdiği yönündeki suçlamaların ‘asılsız ve iftira’ niteliğinde olduğunu ileri sürdü.

Buna karşın İsrail askerlerinin Hristiyan sembollerine zarar verdiği yönündeki iddialar çeşitli görüntülerle belgelenmiş durumda. Bazı İsrail askerleri, bu eylemleri gerçekleştirdikleri anlara ait fotoğrafları sosyal medyada paylaşırken, İsrail saldırılarında Güney Lübnan’daki çok sayıda Hristiyan evi de yıkıldı. Mart ayında ise Güney Lübnan’ın Mercayun ilçesine bağlı Kalia beldesindeki kilisesi bir tank saldırısında yıkılan Marunî rahip Pierre er-Rai hayatını kaybetmişti. Tüm bu gelişmelere rağmen Netanyahu, söz konusu iddiaları reddederek İsrail’in Hristiyanları koruduğunu savunmayı tercih etti.

Özgün bir alay

Netanyahu’nun söz konusu iddiaları, özellikle Filistinliler arasında alayla karşılanıyor. Zira Filistinliler, onlarca yıldır benzer söylemlerin hedefi olduklarını belirtiyor.

erhtr5h
Lübnan’ın güneyindeki Rmeiş kasabasının girişi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

İsrail hükümetleri uzun yıllardır Hristiyanları koruduklarını öne sürse de, 1948’deki Nekbe sırasında çok sayıda Filistinli Hristiyan yerleşimi boşaltıldı ve yıkıldı. Aradan geçen 78 yıla rağmen bu köylerin büyük bölümünün sakinlerinin geri dönmesine izin verilmedi. Bunlar arasında, İsrail Yüksek Mahkemesi’nin sakinlerinin dönüşü yönünde karar vermesine rağmen kararın hâlâ uygulanmadığı Kefr Bir’im ve İkrit köyleri de bulunuyor. Kudüs’te rahip ve rahibelerin her gün yerleşimcilerin saldırı ve hakaretlerine maruz kaldığı belirtilirken, iki kilisenin kundaklanması ve Hristiyan mezarlıklarına yönelik saldırılar da bu olaylar arasında gösteriliyor. Hz. İsa’nın doğum yeri olarak kabul edilen Beytüllahim’in yaklaşık 20 askeri kontrol noktasıyla çevrili olduğu, Kudüs’teki Hristiyan dini bayramlarına yönelik kutlamaların ise İsrail’in keyfi kararlarıyla sık sık kısıtlandığı ifade ediliyor. Ayrıca Hristiyanlara ait arazi ve mülklere el konulmasının da sistematik şekilde sürdüğü belirtiliyor.

Hıristiyanlara karşı nefret

Filistin’de Hristiyanlar, Nekbe öncesinde nüfusun yaklaşık yüzde 12,5’ini oluştururken, İsrail’in 78 yıldır süren işgali sonrasında bu oran yüzde 1,2’ye kadar geriledi. Böylece Filistinli Hristiyan nüfusu on kattan fazla azalmış oldu.

İtalyan yazar Giovanni Legorano da geçtiğimiz nisan ayı sonunda Kudüs’te Yahudi bir yerleşimcinin Fransız bir rahibeye yönelik şiddetli saldırısını değerlendirirken, “Bu münferit bir olay değil; İsrail’de Hristiyan karşıtlığının endişe verici şekilde yükseldiğinin göstergesi. Bu durum, aşırı milliyetçi ve dini eğilimlerin güçlenmesi ile bölgedeki kutuplaşmanın derinleşmesiyle bağlantılı” ifadelerini kullandı.

Legorano, geçtiğimiz cuma günü Foreign Policy dergisinde yayımlanan analizinde, sosyal medyada geniş yankı uyandıran bir videoda İsrailli bir yerleşimcinin bir rahibeye saldırarak onu sert şekilde sokağa ittiğini ve yere düştükten sonra tekmelediğini hatırlattı. Yazıda, bu saldırının münferit olmadığı, Hristiyanlara yönelik sözlü ve fiziksel tacizlerin, Hristiyan dini sembolleri ile ibadet mekânlarının hedef alınmasının giderek yaygınlaştığı, eleştirmenlere göre ise bu tür olayların çoğu zaman yeterli hukuki yaptırımla karşılaşmadığı belirtildi.

Buna göre, Netanyahu’nun Hristiyanlarla ilgili iddialarının, hükümetinin sahadaki uygulamalarını gölgelemeyi amaçladığı savunuluyor. Yazıda, İsrail yönetiminin Müslümanlar, Hristiyanlar ve Dürziler arasında ayrım yapmaksızın Yahudi olmayanlara yönelik üstünlükçü bir yaklaşım benimsediği, bunun da İsrail askerleri veya tanklarının bulunduğu bölgelerde ırkçı saldırılar şeklinde kendini gösterdiği ileri sürülüyor.


Misrata'daki askeri ve güvenlik oluşumları Libya'da “iktidar tekeline” karşı çıktı

Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe, askeri ve güvenlik yetkilileriyle yaptığı bir önceki toplantıda (Dibeybe’nin Ofisi)
Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe, askeri ve güvenlik yetkilileriyle yaptığı bir önceki toplantıda (Dibeybe’nin Ofisi)
TT

Misrata'daki askeri ve güvenlik oluşumları Libya'da “iktidar tekeline” karşı çıktı

Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe, askeri ve güvenlik yetkilileriyle yaptığı bir önceki toplantıda (Dibeybe’nin Ofisi)
Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe, askeri ve güvenlik yetkilileriyle yaptığı bir önceki toplantıda (Dibeybe’nin Ofisi)

Libya'nın batısındaki Misrata şehrinde askeri ve güvenlik oluşumları ‘iktidar tekeli’ olarak nitelendirdikleri durumu reddederek -ABD planı dahil- tüm uluslararası girişimleri takip etmek ve ‘ülkenin yüksek ulusal çıkarlarını koruyacak’ biçimde bunlarla iletişim kurmak amacıyla bir komite oluşturduklarını açıkladı.

Dört askeri ve güvenlik oluşumunun temsilcileri ve Misrata'dan etkili isimler pazar akşamı, ‘24. Piyade Taburu’ karargâhında bir araya geldi. Toplantıda ‘siyasi gelişmeler ile istikrarın desteklenmesi ve ülke birliğinin korunmasının yolları’ ele alındı.

EFRJHY6
Saddam Haftar, Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Genel Komutanlık)

Bu toplantı, Misrata’daki askeri ve güvenlik güçleri arasında ABD Başkanı Donald Trump'ın kıdemli danışmanı Massad Boulos'un orta koyduğu ‘ABD girişimine’ karşı biriken öfke ve reddin bir yansıması niteliğindeydi.

Misrata Askeri Konseyi, geçtiğimiz cuma günü yayımladığı bildiride girişimi ‘Libyalı halkın uzun onlarca yıldır acısını çektiği askeri yönetimin yeniden üretilmesi’ olarak nitelendirmiş, ayrıca ‘geçiş dönemlerinin uzatılması ve ülkedeki siyasi kaosun devamı’ olarak değerlendirmişti.

Girişim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter'in Muhammed el-Menfi'nin yerine Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini ve Geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik bir hükümetin başında kalmayı sürdürmesini öngörüyor. Ancak bu yaklaşım, herhangi bir uzlaşının doğrudan genel seçimlere gidilmesini sağlaması gerektiğini savunan taraflarda ciddi itirazlara yol açtı.

CDFBNY
Cuma günü Libya'nın batısında Misrata Askeri Konseyi üyelerinden bir grubun düzenlediği protesto eylemi (Video kaydından alınan bir kare)

24. Piyade Taburu karargâhındaki toplantıya 63. Tugay, Ortak Operasyonlar Gücü, Terörle Mücadele Gücü ve Ulusal Destek Kuvvetleri Teşkilatı katıldı. Toplantıda 2017'den bu yana hazır bekleyen anayasa taslağının halk oylamasına sunulması meselesi yeniden gündeme geldi.

Libya'nın siyasi tablosu artık resmi kurumların ya da uluslararası gözetimde yapılan siyasi anlaşmalardan doğan yapıların değil, başta Misrata olmak üzere belirli şehirlerin belirlediği bir görünüm sergiliyor. Bu şehirler, askeri ağırlıkları ve silahları ile nüfuzlu isimlerinin devletin kilit noktalarına sızmasıyla beslenen ezici bir etkiye sahip. Bu da onları gerçek karar alıcı konumuna taşıyor. Bu nedenle Misrata'daki pek çok silahlı oluşum, Libya'nın gelecekteki iktidar haritasına ilişkin yeni düzenlemelere karşı çekincelerini açıkça dile getiriyor.

Bu doğrultuda toplantıya katılanlar, "iktidarın hangi biçimde olursa olsun pekiştirilmesi ya da tekelleştirilmesine yönelik her türlü girişimi" kesinlikle reddettiklerini vurguladı. Demokratik mekanizmalar aracılığıyla barışçıl iktidar devrinin Libya'nın istikrarının gerçek güvencesi olduğunu belirterek halk iradesine dayanmayan her türlü yönetim biçiminin Libyalıların özlemleriyle bağdaşmadığını ilan etti.

Toplantıya katılanlar, "Libya devletinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve ulusal karar bağımsızlığının dokunulamaz sabiteler olduğunu; her girişimin ve siyasi sürecin Libyalıların iradesine saygı göstermesi ve ulusal irade dışından dayatılan düzenleme ya da çözümlere yol açmaması gerektiğini" vurguladı.

Misrata'nın Amerikan girişimine karşı çıkışı, Nisan 2019'da LNA kuvvetlerinin Trablus'a girme girişimine dayanan Mareşal Halife Hafter'e yönelik köklü bir düşmanlığa dayanıyor.

Misrata, Dibeybe'nin memleketi olup Libya'nın nüfus yoğunluğu bakımından üçüncü büyük şehri. Aynı zamanda 2011'de merhum Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi'nin iktidarını deviren 17 Şubat olaylarının ardından siyasi haritayı şekillendiren en etkili taraflardan biri konumunda. Misrata çatışmalarda belirleyici bir rol oynadı; Kaddafi'nin cenazesi de ona komşu çöldeki "gizli bir mezara" defnedildi. Şehir bugün gücünü toplumsal yapısının sağlamlığından, Misrata Serbest Bölgesi, deniz limanı ve havalimanı gibi kritik kapılar üzerindeki denetiminden alıyor.

Libya'daki donmuş siyasi süreci canlandırmaya yönelik BM çabaları sürerken Misrata'daki silahlı oluşum temsilcilerinin toplantısı, "ülkenin içinde bulunduğu durumdan en iyi çıkış yolunun, anayasa taslağını halk oylamasına sunmak suretiyle anayasal yükümlülüklerin bir an önce tamamlanması" olduğu sonucuyla kapandı. Toplantıya katılanlar bu adımı "özgür ve adil cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasının, iktidarın barışçıl yolla devredilmesinin ve geçiş dönemlerinin sona erdirilmesinin hukuki zeminini oluşturan temel" olarak değerlendirdi.

Zaman zaman siyasi isimler ya da silahlı güçler, seçimle oluşturulan bir kurul tarafından daha önce hazırlanan anayasa taslağının halk oylamasına sunulması zorunluluğunu gündeme taşıyor. Gözlemciler bunu, BM misyonunun üzerinde çalıştığı süreci "sekteye uğratma" girişimi ve her türlü çözüm girişiminin önüne engel koyma olarak değerlendiriyor.

GTHY56J
Dibeybe’nın “2024 Libya Anayasa Kurucu Meclisi” (“Birlik” Hükümeti) üyeleriyle yaptığı görüşmeden bir kare

Anayasa taslağı, seçimle oluşturulan bir kurul tarafından 29 Temmuz 2017'de oylanmasının ardından bugüne dek çekmecede bekliyor. 2014'te kurulan ve Libya'nın üç bölgesini eşit temsille oluşturulan 60 üyeli bu kurul, hiçbir otoriteye bağlı olmaksızın çalışması gerekiyor. Taslağı tamamlayan kurul, halk oylamasına sunulmak üzere onu siyasi otoriteye iletti; ancak bu adım bugüne dek atılmadı.


Şam'da nedeni bilinmeyen patlama sesleri duyuldu

Şam'daki güvenlik personelleri (AFP)
Şam'daki güvenlik personelleri (AFP)
TT

Şam'da nedeni bilinmeyen patlama sesleri duyuldu

Şam'daki güvenlik personelleri (AFP)
Şam'daki güvenlik personelleri (AFP)

Bir Reuters muhabiri, Suriye'nin başkenti Şam'da patlama sesleri duyulduğunu bildirdi. Reuters'a konuşan bir güvenlik kaynağı ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınında çok sayıda patlayıcının infilak ettiğini açıkladı.

Macron, dün Şam'a giderek, Aralık 2024'te Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana Suriye'yi ziyaret eden ilk büyük Batılı ülke lideri oldu.

Fransa Cumhurbaşkanı, ziyaretinin ikinci gününde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile resmi görüşmeler gerçekleştirecek. Görüşmelerde, uzun yıllar süren savaşın yıprattığı Suriye'nin yeniden inşası ele alınacak. Macron'un ayrıca Suriye'nin "birliği" ve "çoğulcu yapısı"na ilişkin mesajlarını yinelemesi bekleniyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Macron, bugünkü programına sivil toplum temsilcileriyle bir araya gelerek başladı. Ardından Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Ahmed Şara ile resmi görüşmeler yapacak. İki liderin temaslarının ardından, Suriye'nin yeniden imarı ve stratejik ulaştırma koridorlarının ele alınacağı bir ekonomi forumu düzenlenecek.