Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Şam harekete geçmeli’

Pedersen, statükonun devam etmemesi konusunda fikir birliği olduğunu bildirdi.

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şam'ı ziyaret etti. (AFP)
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şam'ı ziyaret etti. (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Şam harekete geçmeli’

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şam'ı ziyaret etti. (AFP)
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şam'ı ziyaret etti. (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen dün Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Şam ile gerçekleştirilen ‘Arap girişimine’ övgüde bulundu. Pedersen, siyasi bir çözüm bulma yolunda ilerlemek için bu girişimi Moskova’nın Rusya, İran, Türkiye, ve Suriye hükümeti ile ABD ve Avrupa'nın tutumlarını içeren yol ile uzlaştırmanın önemini vurguladı.

Pedersen, Suriye'nin ‘belirleyici bir dönemden’ geçtiğini ve Şam'ın bir çözüme doğru ilerlemek için ‘fırsat kapısına’ yönelmesi gerektiğini söyledi. Pedersen, tutuklular, mahkumlar, mültecilerin dönüşü ve yaptırımlar dahil olmak üzere çeşitli konularda ‘paralel, karşılıklı ve doğrulanabilir’ önlemler alan tüm tarafların ‘adım adım’ yaklaşımını tüm ülkelerin ‘desteklediğine’ işaret etti.

Pedersen perşembe Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda Suriye gündemiyle gerçekleştirilen Arap Birliği toplantısından uluslararası arenanın Şam stratejisine kadar birçok başlıkta merak edilen soruları cevapladı:

- Cidde'de yapılacak Arap Birliği Zirvesi’ne 2010 yılından bu yana ilk kez Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed de katılacak. Bu durum sizin için ne anlama geliyor?

Söze, siyasi çözüm arayışlarının 12 yıldır sürdüğünü söyleyerek başlamalıyız. Sorunların çok derin olduğunu ve kolay bir siyasi çözümün olmadığını biliyoruz. Ancak aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararının Suriye krizinde siyasi bir çözüme ulaşmada temel olduğu konusunda mutabakata varılmış bir uluslararası fikir birliği bulunduğunun da farkındayız. Bunun yanı sıra 2254 sayılı karar konusunda mutabakata varmamıza rağmen siyasi sürecin istenilen ilerlemeyi sağlamadığını da biliyoruz. Bu konuda açık konuşalım. Suriye krizine siyasi bir çözüm bulmak için herhangi bir kestirme yol yok. Ama aynı zamanda Suriye'ye yönelik yenilenen diplomatik ilgiyi de memnuniyetle karşılamalıyız. Farklı yollar ve girişimler var. Amman'da dört Arap dışişleri bakanı ile Suriyeli mevkidaşları arasındaki görüşmeye ve Moskova'da dörtlü bakanlar toplantısı da dahil olmak üzere Rusya, İran, Türkiye ve Suriye’den yetkilileri içeren toplantılara ve ondan önce de savunma bakanları arasında başka bir görüşmeye tanık olduk. Elbette, 12 yıllık savaş ve kanlı çatışmalardan sonra, geçtiğimiz şubat ayında meydana gelen feci depremlerin zaten korkunç olan insani durumun daha da kötüleşmesine sebebiyet verdiğini unutmamalıyız. Aslında sahadaki durum, tüm tarafların sembolik adımlar atmasına neden oldu. Ancak sahadaki durumun değişmesine ve Suriyelilerin durumunun iyileşmesine yol açmadı.

- İyileşme yok mu?

Daha önce de söylediğim gibi; Astana sürecine taraf olan tüm devletlerin, Arapların ve ana tarafların iş birliğine ihtiyacımız olduğunu vurgulamalıyım. Krize yönelik kapsamlı bir çözüme henüz ulaşılmış değil, ancak denemeye devam etmeliyiz. Statükonun ne kabul edilebilir ne de sürdürülebilir olduğunun kabulüne paralel olarak ileriye dönük bir yol bulunmalıdır. Moskova'da bir araya gelen tüm taraflardan gördüğümüz, statükonun devamının kabul edilemez olduğu yönünde bir mutabakat olduğu. Batıdaki uç taraflar bile bunu söylüyor. Bu konuda bir fikir birliği var. Soru şu: İşlerin ilerlemesini nasıl sağlayacağız?

‘Adım adım’ yaklaşımı

- Tüm bu durum işinizi kolaylaştırıyor mu yoksa daha da mı zorlaştırıyor?

2254 sayılı kararı hayata geçirmek ve somut adımlar atabilmek için fikir birliğine varmamız gerekiyor. Bildiğiniz gibi bahsettiğiniz anlayışa dayalı olarak ‘adım adım’ yaklaşımını önerdim. Arap arkadaşlarımla, Astana sürecine taraf olan ülkelerle, ABD ve Avrupalı ​​taraflarla, Suriyeli taraflarla iç içe oldum.

‘Adım adım’ yaklaşımı nedir?

Siyasi sürecin ilerlemesine katkıda bulunan somut, kademeli ve karşılıklı adımlar dediğimiz adımları atmaya çalışıyoruz. Bu adımların paralel ve doğrulanabilir olmasının yanı sıra sahadaki gerçekliği değiştirmeye katkıda bulunmanız da çok önemlidir.

- Bu adımlar neleri içeriyor?

Atılabilecek bazı adımları belirledim. Tutukluların, kaçırılanların ve kayıp kişilerin dosyasının çok önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Mültecilerin gönüllü geri dönüşü için güvenli ve onurlu bir ortam sağlama ihtiyacı da var. Bu önemli bir adım. Ayrıca mülkiyet hakları, evler ve arazi, sivil belgeler ve zorunlu askerlik hizmeti konuları tartışılmalıdır. Diğer yandan depremden sonra toplumsal barış ya da işler daha da önemli hale geldi. Bunun yanında yaptırımlar da konuşulmalı. Genel olarak, tüm taraflar güvenilir bir siyasi sürece dahil olmalı ve sorunları masaya yatırmalıdır. Açıkçası, tüm taraflarla yaptığım görüşmelerde, bazı farklılıklara rağmen, çeşitli girişimler arasında kesişmeler olduğunu görüyorum ki bu gayet normaldir. Moskova'da gördüklerimizin ve Arap inisiyatifinin hareket için yeni bir dinamik yaratabileceğini söylediğimi kesinlikle fark etmişsinizdir. Şam'ın bu fırsattan ciddi şekilde faydalanmasının çok önemli olduğunu söyleyebilirim.

“Hiçbir taraf tek başına çözüm bulamaz”

- Siyasi çözümün bir parçası olan ‘adım adım’ yaklaşımından bahsettiniz. Bu yaklaşım, Amman’da beşli bakanlık açıklamasında belirtilmişti. Sizce bu girişimler ciddi bir şekilde şekillenecek mi, yoksa mesele sadece açıklamalarla mı sınırlı kalacak?

Başlıca Arap ülkelerinin dışişleri bakanları ve Suriye dışişleri bakanı Faysal el-Mikdad ile olumlu istişarelerde bulundum. Suriye ihtilafını çözmenin temel zorluklarını herkes biliyor. Dediğim gibi sahadaki gerçek değişmedi, Suriye halen bölünmüş durumda. Boğucu bir ekonomik ve insani krizin yanı sıra terörizm ve aşırıcılık sorunu da var. Suriye'de farklı bölgeleri kontrol eden farklı gruplar mevcut. Arap tarafları uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı sorununu konuşuyor. Bütün bu konular derin bir anlayış ve uygun eylem gerektiriyor. Bazı Arap dışişleri bakanından bu konuları ele almak için BM ile koordinasyon sağlamak üzere olumlu mesajlar aldım. Nasıl ilerleyeceğimi tartışmak için Arap Birliği Zirvesi’nden sonrasını dört gözle bekliyorum. Moskova hattına danışmaya devam etmeyi de dört gözle bekliyorum. Dediğim gibi, Arapların tartıştıkları ile Moskova dörtlü hattı arasında kesişme noktaları var. Koordine etmeye ve danışmaya devam etmemiz çok önemli. Tekrar ediyorum; hiçbir taraf tek başına çözüm bulamaz. Bu nedenle, tüm taraflar sürece dahil edilmeli. Buna Araplar, Türkler, İranlılar, Ruslar, ABD’liler, Avrupalılar ve Suriyeli taraflar dahildir. Siyasi sürecin nasıl ilerletileceğini ve sahadaki durumun kökten nasıl değiştirileceğini tartışmak için Suriyeli tarafları masaya getirmenin benim rolüm olduğunun farkındayım.

- Bazı Arap ülkeleri tarafından belirlenen bir takvim olduğu ve Şam'ın bazı konularda harekete geçmesini bekledikleri doğru mu?

Arap ülkeleri adına konuşmak istemiyorum. Mükemmel bir görüşme gerçekleştirdik ve bazı alanlarda başarı elde etmek için diyaloga, koordinasyona ve takibe devam etmeyi umuyorum. Bu yoğun bir çalışma gerektiriyor. Suriye'deki ihtiyaçlar depremden sonra halen çok büyük ve daha da acil. Şam harekete geçmeli. Karşılıklı, paralel ve doğrulanabilir bir şekilde ilerlemek için ciddi bir istek olup olmadığı bir an önce tespit edilmeli.

- Arapların Şam'la normalleşmesi ile başta ABD Kongresi olmak üzere Batı ülkelerinin Suriye'ye yönelik ek tedbirler uygulaması arasında bir boşluk bulunuyor. Bir BM elçisi olarak sizin için bu durum görevinizi kolaylaştırıyor mu yoksa karmaşıklaştırıyor mu?

Haklısınız, uluslararası toplumda Suriye konusunda nasıl bir yol izleneceği konusunda bölünme var. Son gelişmelerle nasıl başa çıkılacağı konusunda Washington’da ve Avrupa başkentlerinde tartışmalar devam ediyor. Benim izlenimim, hepsinin ‘adım adım’ yaklaşımını anladığı ve hatta desteklediği yönünde. Bence Şam bu sürece dahil olursa ilerleme için önemli bir fırsat doğar.

Cenevre görüşmeleri devam ediyor

- Kaynaklardan, çözüm yaklaşımının Arap yakınlaşması da dahil olmak üzere Şam'a teşvikler sunmak olduğunu, Şam'ın Captagon ve mültecilerin dönüşü konusunda 4 ila 6 aylık bir süre içinde somut bir şeyler sunması gerektiğini ve herhangi bir ilerleme sağlanamazsa Batı ülkelerinin Şam'a yönelik cezai tedbirlerini güçlendireceğini duyduk. Bunlar hakkında ne söylersiniz?

Bu sorunun cevabı kuşkusuz Batı ülkelerindedir. Bana göre yöntem şu: 12 yıllık savaş ve çatışmanın ardından Araplardan ve Türklerden gelen girişimler ve ilerlemek için ciddi fırsatlar yaratan Astana süreci var. Şam'ın bu konuya olumlu yanıt vermesini istiyoruz. Bu olmazsa, ekonomik ve insani durum kötüleşmeye devam edecek ve sosyal doku çökecektir. Gerçekten de bir dönüm noktasındayız. Arap yetkililer tarafından Suriye Anayasa Komitesi'nin yeni bir toplantıya çağrılması yönünde açıklamalar yapıldı. Amman açıklamasında buna değinildi. Bana göre ilk adım olarak Anayasa Komitesi’nin Cenevre'deki toplantılarına devam edilmesi gerekir. Dediğim gibi; son dönemde Arap Birliği çerçevesinde oluşturulan Arap Bakanlar Komitesi'nin takip rolünü üstlenmesi önemli. Türkiye, İran, Rusya, ABD ve Avrupa ülkeleri ile BM koordinasyonunda tüm taraflarla konuşabilen ve onları masaya davet edebilen bir organ olarak ciddi görüşmeler yapılmalıdır ki bu başka hiçbir taraf için mümkün değildir.

- Bazıları Moskova dörtlü hattının ve Arap yolunun BM destekli Cenevre hattına alternatif yollar olduğunu ve tüm bunların en büyük kurbanının Suriye Anayasa Komitesi veya 2254 sayılı kararla ilgili BM himayesinde yaşanan süreç olduğunu söylüyor. Bununla ilgili görüşleriniz neler?

Söz konusu farklı yolları uzlaştırmak için alan mevcut. Bu yollar somut bir ilerleme kaydetmeye başlarsa, bu konu benim ulaşmak istediğim şeyi yani siyasi süreçte ilerlememizi sağlayacak sakin, güvenli ve tarafsız bir ortama ulaşmak için siyasi süreci ilerletmeyi destekleyecektir. Daha önce de söylediğim gibi, tüm girişimler önemlidir. Ancak görmemiz gereken daha fazla uluslararası katılım ve Suriye'de neyin değiştirilmesi gerektiğine dair kapsamlı bir vizyondur. Kolay değil ama bir başlangıç ​​girişimi ve fırsat var.

- Üzerinde çalışacağınız bir sonraki adımlar neler?

Moskova hattında, Arap girişiminde ve sahada ne olduğunu izliyoruz. Buna göre Suriyeliler, Araplar, Moskova, ABD ve Avrupa ülkeleri ile koordinasyonu sağlamak için çeşitli taraflarla nasıl hareket edeceğimizi belirleyeceğiz. Büyük bir zorlukla karşı karşıyayız. Eğer ana ülkeler ciddi bir şekilde devreye girmezlerse, süreçte bir çıkmaza tanık olacağız. Benim görevim bunun olmasını önlemek. Arap yetkililerden aldığım mesajlar cesaret verici.

Statükoyu değiştirmek için ciddi girişim

- Şam'da, İdlib'de, Kamışlı'da ve Suriye’nin diğer kentlerinde yaşayanlar ve yurt dışındaki Suriyelilere durumlarının düzeleceğini hissetmeleri için ne söyleyeceksiniz? Onları çözümün geldiğine nasıl ikna edeceksiniz?

Daha önce söylediğimi tekrar edeceğim. 12 yıl süren savaş ve çatışmadan sonra siyasi süreçte ilerleme kaydedilmemesinden duydukları hayal kırıklığını anlıyorum. Pek çok şüphe ve hayal kırıklığı olduğunu ve sahadaki durumu değiştirmeyen siyasi hamleler olduğunu anlıyorum. Benim ve ekibimin rolü, bunu gerçek değişimin başlangıcı yapmak ve meseleyi sahada değiştirmek. Bu olmazsa, savaşın ve çatışmanın yıllarca uzaması, ekonomik ve insani durumun daha da kötüleşmesi riskini alacağız. Yurt içindeki ve dışındaki Suriyeliler güvenlik ve onur içinde yaşamayı hak ediyor. Arap yetkililer arasında ulusal uzlaşmadan söz ediliyor. Umarız bu, yeni bir adımın başlangıcı olur. Başarı garanti mi? Önemli olan statükonun kabul edilemez olduğuna dair ciddi bir girişimin ve kanaatin olması.

- Suriye muhalefeti kendini terk edilmiş hissediyor. Sizce bu doğru mu?

Son dönemde şahit olduğumuz yoğun diplomatik hamleler sahadaki durumun değişmesine yol açarsa bu herkes tarafından memnuniyetle karşılanacaktır. Bunun mümkün olup olmadığı konusunda şüpheci olmayı anlayışla karşılıyorum.

- 2014 yılı başında Cenevre Antlaşması’nın uygulanması için İsviçre'de bir konferans, 2015 yılı sonunda ise Viyana'da bir konferans düzenlenerek BMGK'nin 2254 sayılı kararı yayımlanmıştı. 2023 yılında Suriye'de siyasi bir çözüm aramak için sizin öncülüğünüzde uluslararası bir konferans görecek miyiz?

Ne olacağı tahmininde bulunmak için henüz çok erken. Söylemek istediğim, ilerlemek için tüm bu girişimlerin birlikte çalışması gerektiğidir. Tüm tarafların masada olmasını sağlamak istiyorum. Yani Suriyeli taraflar, Astana sürecindeki ülkeler, Arap taraflar, ABD ve Avrupa ülkeleri. Bunu başarmak için elimden geleni yapacağım.



Selam: Washington, Fransa'nın ‘mekanizma müzakerelerinden’ çıkarılmasını talep etmedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
TT

Selam: Washington, Fransa'nın ‘mekanizma müzakerelerinden’ çıkarılmasını talep etmedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın ABD ile karşı karşıya gelme durumu olmadığını belirtti ve Washington’ın ‘Ateşkesi Denetleme Komitesi (Mekanizma) müzakerelerinden Fransa’yı çıkarma talebinde bulunmadığını’ vurguladı.

En-Nehar gazetesine konuşan Selam, Paris ve Beyrut’un Lübnan ordusunu destekleme konferansının 5 Mart’ta Paris’te gerçekleştirileceği konusunda anlaşmaya vardığını söyledi. Selam, bu çerçevede Katarlı Bakan Muhammed el-Huleyfi’nin yarın Beyrut’a geleceğini ve hazırlık toplantısının şubat ayında Körfez ülkelerinden birinde, muhtemelen Katar’da düzenleneceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasındaki anlaşmazlığın Lübnan’daki Fransız rolünü aksatıp aksatmayacağı sorusuna ise Selam, “Mekanizma sorunu, çok daha önemli olan diğer sorunların yanında küçük bir mesele. Açıkçası Lübnan dünyanın merkezi değil” yanıtını verdi.

Selam, önceki gün Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile yaptığı görüşmenin ardından, Macron’un ‘Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin rolüne bağlı kalma taahhüdünü’ yinelediğini aktararak, Lübnan’ın ‘Fransa’nın kurucu rolü devam ettiği sürece mekanizmada varlığının sürmesini istediğini ve güneydeki Fransız varlığına bağlı kaldıklarını’ vurguladı.

Selam ayrıca, “Mekanizma halen aktif ve işlevi bitmiş değil. Ateşkes anlaşmasıyla kuruldu ve gerektiğinde Lübnan sivil varlığını güçlendirmek için hazır” dedi.

Lübnan’da çıkan bazı sızıntılar, ABD’nin mekanizma toplantılarına Fransız katılımını istemediğine işaret etse de Selam, ABD’nin ‘Lübnan'ın bir ortağı olduğunu ve Ateşkesi Denetleme Komitesi’nde kilit bir ortak olduğu için onunla bir çatışma içinde olmadığını’ kaydetti.


Mazlum Abdi: Ateşkes dönemini 18 Aralık anlaşmasında pratik ilerleme sağlamak için kullanıyoruz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
TT

Mazlum Abdi: Ateşkes dönemini 18 Aralık anlaşmasında pratik ilerleme sağlamak için kullanıyoruz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi, bir süredir ateşkes sağlanması yönünde çabalar yürütüldüğünü belirterek, mevcut ateşkesin ‘ABD ordusunun talebi üzerine’ hayata geçirildiğini açıkladı.

Abdi, “Önümüzdeki kısa süre içinde anlaşmayı uygulamaya hazırız… Birçok konuda mutabakat sağlandı” ifadelerini kullandı. Kürtçe yayın yapan Ronahi televizyonuna konuşan Abdi, “Ateşkes süresini değerlendirecek ve bu dönemde 18 Aralık anlaşmasında somut ilerleme kaydetmeye çalışacağız” dedi.

Anlaşmaya göre hükümet güçlerinin Kürt bölgelerine girmeyeceğini belirten Abdi, buna karşın SDG’ye bağlı kurumların devlet kurumlarıyla entegre edileceğini söyledi.

Abdi, Şam’dan kente girilmemesi yönünde talepte bulunulduğunu ve bu talebin kabul edildiğini ifade ederek, tarafların buna bağlı kalmasını umduklarını dile getirdi. Abdi, Kobani ve Kamışlı’ya ilişkin herhangi bir çözümün, Serekaniye (Resulayn) ve Afrin’i de kapsaması gerektiğini ifade etti.

Jdkdk
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil'de ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile görüştü. (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Abdi, “Ateşkes süresini, varılan anlaşmayı hayata geçirmek için değerlendirmeye çalışıyoruz” dedi. Sürecin müzakereler çerçevesinde ilerlediğini belirten Abdi, taraflar arasında bazı maddelerde uzlaşı sağlandığını, ancak kendilerine yöneltilen bazı taleplerin de bulunduğunu ifade etti.

Mevcut sürenin, entegrasyon yönünde somut adımlarla tamamlanacağını kaydeden Abdi, SDG’nin 18 Aralık’ta Şam ile varılan anlaşmayı kısa süre içinde uygulamaya hazır olduğunu vurguladı. Abdi ayrıca, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği görevleri için bazı isimlerin önerildiğini, ancak şu ana kadar üzerinde mutabakata varılmış bir listenin oluşmadığını söyledi.

Abdi, görüşmelerin uluslararası himaye altında yürütüldüğünü; ABD’nin siyasi ve askeri kurumları ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da sürece dahil olduğunu belirtti. Bununla birlikte, yaşananların nihai bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Abdi, uluslararası toplumun gerilimi düşürmeye yönelik çabalarının, Şam’ın taahhütlerine bağlı kalmasına ve öne sürülen talepleri uygulamasına bağlı olduğunu vurguladı. Abdi, ‘kabul edilemez’ koşullar dayatılmadığı sürece bu girişimlerin başarıya ulaşacağını dile getirdi.

Mxmxm
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (North Press Agency – NPA)

Bu çerçevede Abdi, Şam ile ‘açık bir iletişim hattının’ bulunduğunu belirterek, yapılan anlaşma uyarınca ordunun Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelere girmemesi gerektiğini vurguladı.

Abdi, Suriye hükümetiyle bir anlaşma ve çözüme ulaşılana kadar ‘direnişin’ süreceğini ifade ederken, Kobani’nin tıpkı 2014 yılında olduğu gibi bu direnişe öncülük edeceğini söyledi.

Jxjxj
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları, Kürtlerin kontrolündeki Ayn el-Arab (Kobani) şehrine geldi. (AFP)

SDG bugün yaptığı açıklamada, Suriye hükümetine bağlı grupların sabahın erken saatlerinden itibaren saldırılar başlatmasının ardından Kobani’nin güneydoğusunda şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

Yapılan açıklamada, çatışmaların özellikle el-Celbiye kasabasında devam ettiği; saldırgan grupların tank ve zırhlı araçlardan oluşan ek takviyeler getirdiği ve bölge üzerinde yoğun Türk insansız hava aracı (İHA) uçuşlarının gerçekleştiği ifade edildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise dün SDG’yi ateşkesi ihlal etmek ve Kobani çevresindeki ordu mevzilerini 25’ten fazla İHA’yla hedef almakla suçladı.


SDG: Kobani'nin güneydoğusunda Suriye hükümet güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı

Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
TT

SDG: Kobani'nin güneydoğusunda Suriye hükümet güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı

Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Kobani/Ayn el-Arab kenti üzerinde yeniden saldırı, kuşatma ve sürekli baskılar yaşandığını duyurdu. Açıklamada, bunun ‘kentin halkının iradesini zayıflatma ve istikrarı bozma amaçlı açık girişimler’ olarak nitelendirildiği belirtildi. SDG, kuzey ve doğu Suriye’de istikrarın bozulmasının bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu ve terör örgütlerine saflarını yeniden organize etme ve faaliyetlerini canlandırma fırsatı verdiğini vurguladı.

SDG, sabah saatlerinden itibaren Suriye hükümetine bağlı güçlerin Kobani’nin güneydoğusunda SDG unsurlarına saldırmasıyla şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

Yapılan açıklamada, çatışmaların özellikle el-Celbiye kasabasında devam ettiği; saldırgan grupların tank ve zırhlı araçlardan oluşan ek takviyeler getirdiği ve bölge üzerinde yoğun Türk insansız hava aracı (İHA) uçuşlarının gerçekleştiği ifade edildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise dün SDG’yi ateşkesi ihlal etmek ve Kobani çevresindeki ordu mevzilerini 25’ten fazla İHA’yla bombalamakla suçladı.

Suriye ordusu, dört gün süren önceki ateşkesin sona ermesinin ardından, Kürt güçleriyle ateşkesi 15 gün daha uzattığını önceki gün duyurmuştu.

SDG, hükümete bağlı grupların saldırılarının ‘ateşkesin net bir ihlali’ olduğunu belirterek, bunun Şam’ın taahhütlerine uymadığını ve bölgedeki istikrarsızlık politikasının devam ettiğini gösterdiğini ifade etti. SDG, ateşkesi garanti eden taraflardan ‘bu saldırıları durdurmak ve Şam’ın sürdürdüğü tırmanışı sonlandırmak için derhal harekete geçmelerini’ talep etti.

SDG, bugün Kobani’nin DEAŞ’tan kurtuluşunun 11. yıldönümü vesilesiyle yaptığı basın açıklamasında, “Bugünkü Kobani saldırısı, DEAŞ’a karşı kazanılan zaferin simgesine doğrudan bir saldırıdır; projeyi bozan bir şehre yönelik intikam girişimidir ve istikrarı zayıflatma, kaosu körükleme ve terörün geri dönmesine alan açma girişimlerinden ayrı değerlendirilemez” ifadelerini kullandı.

SDG, uluslararası topluma yönelik açık bir mesaj vererek, “DEAŞ’a karşı elde edilen kazanımları korumak ve bu savaşta ağır bedeller ödeyen bölgelerin güvenliğini ve istikrarını sağlamak siyasi bir tercih değil, ortak bir etik ve hukuki sorumluluktur” dedi.

Açıklamada ayrıca, “Kobani’ye yönelik sessizlik, terörün yenilgiye uğratılması için verilen fedakârlıklarla çelişiyor ve uluslararası çabaları zayıflatıyor” denilerek, Kobani’nin “direniş ve kararlılığın kalıcı simgesi olmaya devam edeceği; 11 yıl önce kazanılan zaferin sadece anı değil, özgürlüğü savunma, şehitlerin kazanımlarını koruma ve Suriye halkları için güvenli, demokratik bir gelecek inşa etme yönünde yenilenmiş bir taahhüt” olduğu vurgulandı.