Mısırlıları tehdit eden yeni bir hayalet: 'Ani ölüm'

Yılda 100 bin vakanın arkasında ekonomik, sosyal ve psikolojik baskılar var. Tıp sektörü ön planda

Sosyal ve ekonomik baskılar ve yüksek yoksulluk oranları, Mısır’da ani ölümlerin yayılmasını artırdı / Fotoğraf: AFP
Sosyal ve ekonomik baskılar ve yüksek yoksulluk oranları, Mısır’da ani ölümlerin yayılmasını artırdı / Fotoğraf: AFP
TT

Mısırlıları tehdit eden yeni bir hayalet: 'Ani ölüm'

Sosyal ve ekonomik baskılar ve yüksek yoksulluk oranları, Mısır’da ani ölümlerin yayılmasını artırdı / Fotoğraf: AFP
Sosyal ve ekonomik baskılar ve yüksek yoksulluk oranları, Mısır’da ani ölümlerin yayılmasını artırdı / Fotoğraf: AFP

Ahmed Said Hasaneyn

Hiçbir belirti olmadan ve uyarılmadan hayatınızın elinizden alındığını hissettiniz mi?

Bu soru artık varsayımsal değil. Özellikle korkunç bir kabusa dönüşen yaygın ani ölüm vakalarının ortasında cevabı, Mısır'daki mevcut dönemde kaçınılmaz ve acil bir gereklilik haline geldi.

Bu da alarm zilini çalıyor ve ayrıca yetkilileri, sağlık ve yasama işleriyle ilgili kurumları, bu olgunun yayılmasına neden olan faktörleri ve onu çevreleyen koşulları, belirli yaş gruplarıyla bağlantılı olup olmadığını ve gelecekte nasıl önlenebileceğini bilmek için bu durumu öncelikler arasına koymaya itiyor. 

Dünya Sağlık Örgütü tarafından aralık ayında 2020 yılı için yayınlanan resmi bir rapor, kalp hastalığının son yirmi yılda küresel olarak önde gelen ölüm nedeni olduğunu ortaya koydu.

Bundan kaynaklanan ölümlerin sayısı, 2000 yılında iki milyona kıyasla 2019'da 9 milyona yükseldi.

Rapora göre iskemik kalp hastalığı (kalp damar tıkanıklığı), dünyadaki en ölümcül hastalık ve dünyadaki tüm ölümlerin yüzde 16'sından sorumlu. Bunu inme ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı izliyor. 

Tekrarlanan gerçekler

Son birkaç ayda ister sanat ister spor, hatta genel halk arasında olsun, çeşitli sektörlerde Mısırlılara atfedilen birçok hesap, akraba ve arkadaşları arasında ani ölüm olaylarının yayılması sonucunda karanlığa büründü.

Bu olaylardan sonuncusu ise, bu mayıs ayında toprağa verilen Mısırlı oyuncu Mustafa Derviş'in 43 yaşında kalp kasındaki güçsüzlük nedeniyle ani ölümüyle hayatını kaybetmesi oldu.

Mısır'daki Temsili Meslekler Sendikasına göre Mustafa, ölümünden önce herhangi bir sağlık sorunu yaşamamıştı, ancak kalbi aniden durdu. 

Derviş'in durumu benzersiz değildi. Öyle ki ölümü, Heysem Ahmed Zeki, Ala Validdin, Amr Samir ve Memduj Abdulalim başta olmak üzere sanatsal açıdan önde gelen birçok sanatçının ayrılışıyla ilgili art arda gelen bir dizi üzüntünün devamını oluşturdu. 

Bu durum, Mısır'da ünlü isimlerle sınırlı değil. Sporcular arasında, tıp sektöründe, doktor veya hemşirelik sektörleri düzeyinde birçok vakanın ortaya çıkması dikkat çekici. 

Bu husus, daha önce "doktorların uzun süreler, bazen saatler ve günlerce çalışmasının sebepleri ile ilgili olarak" Mısır'da Medikal Sendikası tarafından geçen yılın eylül ayında ofis personeli ile yapılan bir toplantının ardından yayınlanan bildiri ile de ortaya koyuldu.

Bildiride, doktorların uzun saatler boyunca çalışmasının iş yoğunluğundan, üniversite hastaneleri gibi bazı bölümlerde personel yetersizliğinden, maaş ve vardiyaların düşük olmasından kaynaklandığı belirtildi.

Açıklamada genç doktorlar arasında koronavirüs dışı ölüm oranlarının 2018'de 3, 2019'da 11, 2020'de 7, 2021'de 10 ölüme kıyasla 2022'de her ay 2 doktora ulaştığı belirtildi.

Ortaya çıkan risk faktörleri

Kalp Enstitüsü eski dekanı Cemal Şaban, "Ani ölümlerin önemli nedenleri vardır ve bunların başında yüksek tansiyon, şeker ve kolesterol gelmektedir. Obezitenin yanı sıra sigara, genetik ve kalıtsal faktörler ve egzersiz eksikliği kalp krizi, arter ve felç geçirme faktörleridir" dedi. 

Şaban, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada "Kahvaltı yapmamak gibi yanlış sağlık kalıplarına ek olarak, vücuttaki genel iltihaplanma, hamilelik ve doğum sorunları ve hava kirleticilerle ilişkili durumlardan kaynaklanan yeni koroner arterlerin enfeksiyonunu temsil eden ve yeni ortaya çıkan risk faktörleri vardır. Uzun vadede şeker ve suni tatlandırıcı içeren içeceklerin yanı sıra uzun süre iş stresine maruz kalma da bu faktörler arasında" diye konuştu. 

Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 17 Eylül 2021 tarihinde işle ilgili hastalık ve yaralanmaların yüküne ilişkin yayımlanan ortak ön tahminler, işle ilgili hastalık ve yaralanmaların 2016 yılında 1,9 milyon ölüme neden olduğunu ortaya koydu.

Aktarılana göre ölümlerin çoğu, solunum ve kardiyovasküler sistem hastalıklarına bağlıydı.

Mısır'da yılda 100 bin vaka

Mısır'daki ani ölüm vakalarının sayısına ilişkin kesin bir izleme olmadığını söyleyen Şaban, "Resmi olmayan tahminler, 300 bin ölüm kaydeden Amerika'ya kıyasla oranların yılda 100 bin vaka olarak tahmin edildiğini gösteriyor" ifadelerini kulladı.

Kalp Enstitüsü Dekanı, stres ve duygusal travmaya ek olarak, beyin ve kalpte felçlere yol açan baş ağrısı, vücudun bir tarafında uyuşma ve bilinç düzeyinde bozulma gibi bazı semptomlara dikkati çekerek, "Öldüklerinde yerini hiçbir şeyin dolduramadığı ve yerlerinde hiçbir hücrenin büyüyemediği iki çeşit hücre vardır. Bunlar beyin ve kalp hücreleridir" şeklinde konuştu. 

Şaban ayrıca, erken yaşam travması ve çevredeki koşullardan kaynaklanan ekonomik, sosyal ve psikolojik baskıların, özellikle genç ve orta yaşlı bireyler için risk faktörleri olduğunu dile getirdi.

Bu durum, Dünya Sağlık Örgütü'nün Mısır'daki temsilcisi Naime el-Kasir'in daha önce kalp hastalıklarının her yıl yaklaşık 17,9 milyon insanın ölümüne neden olduğuna dair yaptığı basın açıklamalarıyla da örtüşüyor.

Bu ölümlerin dörtte üçünün düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana geldiğini belirten Kasir, "Mısır'da kalp hastalığına bağlı ölüm oranı 2018'de yüzde 40'a ulaştı" dedi. 

An ölüm vakalarındaki sürekli artışla birlikte bu mayıs ayında Mısır Parlamentosu'ndaki milletvekilleri, Sağlık ve Nüfus Bakanı'na "bu durumun genç çevreler arasında yayılmasının nedenlerini ve bununla nasıl başa çıkılacağını açıklama" çağrısı yaptı. 

Periyodik muayeneler

Karaciğer ve sindirim hastalıkları uzmanı Eşref Ömer, olaya başka bir boyut getiriyor.

Ani ölüm tehlikelerinden korunmak için periyodik ve sürekli muayenelerin yapılması gerektiğinin altını çizen Ömer, fazla kilo, karaciğer yağlanması gibi risk faktörlerinden uzak durmak gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı'nın Sağlık ve Önleme İşlerinden Sorumlu Danışmanı Muhammed Avad Taceddin de daha önceki açıklamalarında, 100 milyon sağlık girişiminin ani ölüme kadar gidebilecek durumlar da dahil olmak üzere birçok patolojik durumu gösterdiğini ortaya koydu.

Eşref Ömer, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, çok sayıda sporcunun ani ölümünün, spor yaparken çifte çaba sarf edip kalbinin aniden durmasından kaynaklandığını söyledi. 

Karaciğer hastalıkları uzmanı, gelecekte hayatlarını tehdit edebilecek bir sorun yaşamamalarını sağlamak için spor salonlarına gelmeden önce sertifika ve tıbbi rapor alınması gerektiğini vurguladı.

Ömer, Mısırlı sanatçı Amr Samir'in spor yaparken büyük çaba sarf ettikten sonra kan dolaşımındaki keskin düşüş nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlattı. 

Mart 2017'de Kanada, Güney Afrika ve İtalya'dan uluslararası bir bilim adamları ekibi, gençlerin ve sporcuların ani ölüme kurban gitme riskini artırmaktan sorumlu olan geni ortaya çıkardı ve bunun (CDH2) geni olduğunu belirledi.

Ekip, bunun kalp krizi riskini ikiye katlayan ve gençler arasında ani, beklenmedik ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olan genetik bir bozukluk olduğunu vurguladı. 

Şok edici haberler, bu olgunun yayılmasını güçlendiriyor

Bir psikiyatri uzmanı olan Cemal Ferviz'e göre psikolojik bozukluklar ve stres, bu soruna karşı bağışık değil ve risk faktörleri olarak kabul ediliyor.

Kalbi ve beyni etkileyen psikolojik travma, keder ve şiddetli sinirsel stresten kaçınılması gerektiğini vurgulayan Ferviz, aksi taktirde ani ölüme yol açabilecek ciddi sorunların ortaya çıkabileceğini dile getirdi.

Uzman ayrıca, doğuştan kalp veya beyin kusurları olan kişilerde ölüm ihtimalinin arttığını belirtti. 

Mısır'da Yoğun Bakım Tıbbı kurucusu olan Şerif Muhtar, daha önce yaptığı açıklamada gençlerin ani ölümüyle ilgili Mısırlı bir bilimsel araştırmanın sonuçlarının, her 8 bin gençten bininin ani ölüme maruz kaldığını gösterdiğine dikkati çekti.

Muhtar, "Yaşamın gerilimleri, vücudun basıncı yükselten ve kanı etkileyen adrenalin hormonunu salgılamasına neden olur. Ailelerinde kalp krizi öyküsü olup olmadığını araştırmak için bir muayene yapıldı. 290 kişinin ailesinde hastalık öyküsü olduğu tespit edildi" dedi. 

Ayn Şems Üniversitesi'nde sosyoloji uzmanı Hale Mansur, psikolojik güvenliğin kaybı ve sosyal ve duygusal ilişkilerin başarısızlığına ek olarak, toplumsal ve ekonomik baskılar ve yüksek yoksulluk oranlarının bu olgunun yayılma şansını artıran faktörler olduğunu dile getirdi. 

Bu durum, Dünya Sağlık Örgütü'nün kardiyovasküler hastalıktan ölümlerin dörtte üçünden fazlasının düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana geldiğine dair verileriyle destekleniyor.

Bu çerçevede sosyoloji uzmanı, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada özellikle sosyal medya sayfalarında yer alan şoke edici haberlere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirterek, "Çünkü bu da bir tedirginlik ve yılgınlık hali yaratarak vaka oranlarını daha da yükseltiyor" dedi.

Mansur, gelecekteki yansımalardan kaçınmak için bilinçlendirme kampanyalarının yürütülmesi gerektiğini vurguladı. 

Bu yılın mayıs ayında, Mısır'daki Genel Sağlık Otoritesi, kalbi ani kardiyak ölüm tehlikelerinden korumak için bir bilinçlendirme kampanyası başlattı.

Otorite, çoğu vakanın 40 ile 75 yaşları arasında meydana geldiğini ve semptomların şiddetli göğüs ağrısı, ani nefes darlığı, hızlı kalp atış hızı, şiddetli baş dönmesi ve çaba gösterme yeteneği kaybı olduğunu açıkladı.

Independent Arabia



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.