Kuruluşundan vizyonuna... Suudi devleti ve sözlü tarihi

Sembolik kurumsal sermayeye dönüştürülebilen bir süreklilik öyküsü

Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
TT

Kuruluşundan vizyonuna... Suudi devleti ve sözlü tarihi

Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)

 

Araplar, temel yapıları, kültürel kimlikleri ve miraslarıyla, sözlü bir toplum olarak tanımlanıyor; ağırlıklı olarak söz ve şiirle var olmuş bir kimlikleri bulunuyor. Şiire ve sözün gücüne hayran olan Araplar, ifadeyle büyülenir, kelimelerle hareketlenir ve kelimenin anlamını canlı imgelerle hayatlarına, çevrelerine, değerlerine ve ahlaki normlarına yansıtır. Arap şiirleri, atasözleri, hikâyeleri; hatta soy ağaçları ve tarihî olayların kaydı, nesilden nesile sözlü olarak aktarılmıştır. Meğazi, siyer ve tarih kitaplarındaki isnad zincirleri, Kur’an tilavetlerinde ve hadis rivayetlerindeki icazetler, Arap kültüründe sözlü geleneğin merkezî rolünü halen gözler önüne seriyor. Bu gelenek, Arap kültürünün ufukları genişlese ve yazılı kültür sanat, bilim ve edebiyat alanlarında gelişse de günümüzde hâlâ yaşatılmakta ve kültürel yaşamın önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir.

Meşruiyet unsuru olarak ulusal hafıza

Devletler yalnızca toprak ve iktidara dayanmaz; varlıklarını anlamlı kılan ve sürekliliğini sağlayan ortak bir anlatıya da ihtiyaç duyarlar. Suudi Arabistan’ın sözlü kültürel belleği, ulusal bir anlatının oluşumuna katkı sağlamış, kaos döneminin ardından hukuk ve adaletin egemen olduğu bir devlet imajını pekiştirmiş, kuruluşun sembolizmini vurgulamış ve kuşaklar arasında bağlılık ile dayanışma değerlerini aktarmıştır.

Ancak modern devlet için bu hikâyeleri yalnızca geleneksel sosyal çerçevede tutmak yeterli değildir. Bu anlatılar, ulusal bir proje kapsamında yönetilen ve kullanılan kurumsal sembolik sermayeye dönüştürülebilir. İşte burada korunmaktan vizyona geçiş başlar.

Değişim dönemlerinde, özellikle hızla ilerleyen ekonomik ve sosyal dönüşümler bağlamında, ulusal kimlik sürekli yeni zorluklarla karşı karşıya kalır. Ulusal vizyonlar yalnızca ekonomik yapı kurmakla kalmaz, aynı zamanda vatandaşlık ve aidiyet anlayışını yeniden tanımlar. Dolayısıyla asıl mesele, sözlü anlatıları saklamak değil, onları işlevsel hale getirmektir; hikâyeleri sadece hatırlamaktan öte, yeniden okumak, yorumlamak, eğitimde ve dijital etkileşimli içeriklerde kullanmak, yerel bellekleri kapsayıcı bir ulusal anlatıya bağlamaktır. Böylece hafıza, sadece geçmişe özlem değil, kimliği harekete geçiren bir güç haline gelir.

Terminoloji düzenleme

1- Sözlü miras: Nesilden nesile konuşma, anlatım veya performans yoluyla sözlü olarak aktarılan ve hikâyeler, atasözleri, şiirler, masallar, şarkılar, ilahiler ve efsaneleri içeren mirastır.

2- Sözlü anlatım: Bu, görgü tanıkları ve çağdaşlarından sonraki nesillere sözlü iletişim ve aktarım yoluyla anlatılan bir tarih kaynağıdır.

3- Sözlü tarih: Modern bir terim ve tarih yazımının bir dalı olan sözlü tarih, uzmanlar tarafından tarihi olaylara tanık olan kişilerin sözlü anlatılarını bilimsel standartlara uygun olarak ve kayıtlı ve filme alınmış röportajlar yoluyla, inceleme, doğrulama ve titiz bir değerlendirmeye tabi tutularak belgelemek için kullanılan bilimsel bir yöntem olarak tanımlanır.

Bu nedenle, sözlü mirasın tüm sözlü ifade biçimlerini içerdiğini ve her tarihsel anlatının sözlü tarih olarak kabul edilemeyeceğini görüyoruz.

Araştırmacılar ve tarihçiler genellikle ‘sözlü miras’, ‘sözlü anlatı’ ve ‘sözlü tarih’ terimlerini karıştırırlar, bu da alıcılar arasında kafa karışıklığına neden olur.

Sözlü gelenek ve yazı

Sözlü anlatı, tarih yazımının temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Tarih biliminin gelişmesiyle birlikte, sözlü anlatılar tarihî belgeleri tamamlayıcı bir nitelik kazandı. Araştırmacılar, bu anlatıların belirli bir döneme ilişkin bazı olayları aydınlattığını, gizemleri çözümlediğini ve toplumun davranışlarını, değerlerini ve özelliklerini yansıttığını belirtiyor. Sözlü anlatılar, kişisel anılardan toplumsal hikâyelere kadar günlük yaşam, yaşam biçimleri, meslekler, sosyal ilişkiler ve çeşitli uygulamalar hakkında bilgi sunuyor; tarım, ticaret, hayvancılık ve eğitim gibi alanları da kapsıyor.

Resmî tarih ve yazılı belgeler genellikle siyaset ve savaş odaklıyken, sözlü anlatı alışkanlıklar, gelenekler ve toplumsal, ekonomik ve kültürel konulara ışık tutar. Aynı zamanda yemek ve içecekler, kıyafetler, tedavi yöntemleri, sanat, oyunlar, sohbetler, seyahat hikâyeleri, aşk ve yaşam öyküleri ile acı, hastalık ve ölüm öykülerini de aktarır. Sözlü anlatılar, duyguları ve düşünceleri ifade ederek bazı kayıtlar, kişisel günlükler ve aile belgelerinde de bulunabilen içsel deneyimleri gün yüzüne çıkarır.

Araştırmacılar, Arapların sözlü mirasa ve sözlü anlatıya gösterdiği ilginin geçici ya da modern bir uygulama olmadığını vurguluyor. Dr. Abdullah el-Asker’e göre, “Müslüman bilim insanları sözlü anlatılardan yararlanmak için bilimsel kurallar geliştirdi. Bu kurallar zamanla bağımsız ilim dallarına dönüştü; örneğin isnad ilmi, râvî ilmi, cerh ve tadil, hadis terimleri ve daha birçok alan.” Arapların bu yöntemle sözlü mirası sistematik şekilde topladığı ve yazıya geçirdiği, özellikle hadislerin derlenmesinde uygulandığı ifade ediliyor.

Sözlü miras

Sözlü edebî miras, şiir ve haberler gibi alanları kapsar. Dr. Ömer es-Seyf, bu konudaki çalışmaları şöyle özetliyor: “Sözlü şiir mirasının kaybolma tehlikesi fark edildiğinde, sözlü miras toplandı, sınıflama ve belgeleme sistemleri kuruldu, ardından çalışma ve analiz süreci başladı. Râvîler, dil materyalini toplarken belli kurallar ve ölçütler belirledi. Amaç, saf Arap dilini, yabancılarla karışmamış seçkin Araplardan derlemekti. Ayrıca, dilsel sezgi ve kullanımın İslam Devleti’nin genişlemesiyle değiştiği düşüncesiyle belirli bir döneme ait eserler önceliklendirildi. Materyal toplandıktan sonra dil, edebiyat, tarih ve hadis alanlarında yoğun bir yazım faaliyeti başladı ve birçok önemli yazılı kayıt oluşturuldu. Bu kayıtlar, halen mevcut olan metinlerin incelenmesi, analiz edilmesi ve gizli anlamlarının ortaya çıkarılması çalışmalarının temelini oluşturdu. Bu nedenle, Arapların sözlü mirası toplama ve yazıya aktarma geleneğinin yeni bir uygulama olduğunu söylemek doğru değil; ancak sözlü mirasın yazılı hale dönüşmesi, ona günümüzdeki saygı ve değeri kazandırdı, bu saygı günümüzdeki sözlü mirasta eksik.”

Özellikle Suudi Arabistan örneğinde ise birçok sözlü miras halen yazıya geçirilmiş değil. Bu durum, henüz keşfedilmemiş tarihî bir hazine ve büyük bir bilgi alanı olarak değerlendiriliyor; mevcut kaynaklardan yalnızca küçük bir kısmı gün yüzüne çıkarılabilmiş durumda.

Suudi tarihçilerin yaklaşımı

Suudi tarihinin, çok çeşitli bileşenleri, kanalları ve zengin mirasıyla Arap-İslam tarihinin bir devamı olduğu dikkate alındığında, tarihçilerin yoğun şekilde başvurduğu sözlü anlatılar öne çıkıyor. Suudi tarihçiler, devletin kuruluşundan yaklaşık üç yüzyıl önce başlayarak sözlü anlatıları farklı yollarla derlemiş ve kendi yöntemlerine göre Suudi tarihini yazmışlardır. Dr. Abdullatif el-Hamid’in, devletin kuruluşundan Kral Abdulaziz dönemine kadar 18 tarihçinin sözlü anlatıları belgeleme yöntemlerini incelediği araştırmasına göre, bu tarihçiler üç okulda sınıflandırılabiliyor: Birinci okulda yer alan İbn Bişr, Muhammed el-Ubeyyid, Abdurrahman bin Nasır, ez-Zerklî ve Muhammed el-Ukaylî, sözlü anlatılardan faydalanmış ve bunları titiz, bilimsel bir yöntemle belgelemiştir. Bu yaklaşım, olayları doğrudan tanıklardan veya güvenilir aktarımlardan almayı, anlatıyı iletenin adını, olayın yerini ve niteliğini kayda geçirmeyi içeriyordu.

İkinci okuldaki İbn Gınâm, el-Bessâm, İbn İsa, er-Reyhânî, Mukbil ez-Zekîr, Halid el-Ferac, Hafız Vehbe, Suud bin Hezlûl, Ahmed Attar ve Muhammed Âl Abdulkadir ise sözlü anlatıları sistematik olarak belgelemedi; yalnızca eserlerinin girişlerinde kaynak olarak işaret etmekle yetindiler. Üçüncü okulda yer alan İbn Abbâd, el-Fâhırî ve İbn Davyân ise sözlü kaynaklarını veya belgelemeye dair yöntemlerini hiç belirtmedi.

Sözlü miras geleneği

Suudi devletinin kuruluş dönemine bakıldığında, yerel toplulukların kolektif hafızasında, devletin kurulmasından önce yaşanan kaos ve adaletsizlik ile kurulduktan sonraki değişimle ilgili birçok aktarım yer alıyor. Bu durum, Kral Abdulaziz döneminden önce ve onun döneminde yaşanan olaylarla ilgili anlatılan hikâyelerle paralellik gösteriyor. Ayrıca, insanların günlük yaşamlarına ve geçim koşullarına dair tasvirler de sözlü anlatılarda yer alıyor.

‘Meclisler’ ise adeta birer tarih platformu olarak tanımlanabilir; burada haberler paylaşılır, hikâyeler anlatılır ve şiirler okunur. Bu meclislerin kendine özgü kuralları, adetleri ve gelenekleri bulunmakta ve bunlara uyulması beklenmektedir.

Sözlü anlatıda yeterince dikkat çekilmeyen bir diğer konu da kadının rolüdür. Kadınlar yalnızca anlatıları koruyan kişiler değil, aynı zamanda ailelerin sosyal yaşamındaki ayrıntıları ve tarihî hikâyeleri aktaran anlatıcılardır. Bu görev, ‘büyükanneler’ aracılığıyla nesiller boyu sürdürülmüş ve günümüzde de devam etmektedir.

Şiirler, özdeyişler ve atasözleri ise tarihî olayları ve yaşanmış vakaları kaydeden hazineler olarak değerlendirilmektedir; bu eserler, olayları bir şiir dizesi, bir öğüt veya atasözü şeklinde özetlemiştir.

Tüm bu unsurlar, resmi yazılı kaynaklarda yer almayan tarihî bilgileri günümüze taşıyan sözlü mirasın önemli örnekleri olarak değerlendirilmektedir.

Güvenilirlik, önyargı ve seçici hafıza sorunu

Sözlü anlatılar, olayları birebir olduğu şekilde aktarmaktan ziyade, anlatıcının zamanı, bilinci ve topluluğun kimliği doğrultusunda yeniden şekillendirir. Bu nedenle sözlü anlatılar, doğrudan hazır bir gerçek olarak kabul edilmez; eleştirel bir bakışla, üç temel noktaya dikkat ederek değerlendirilmelidir.

Güvenilirlik: Bellek zamanla değişir ve hikâyenin tekrar edilmesi ile anlatıldığı bağlamdan etkilenir. Çözüm, anlatıyı tamamen göz ardı etmek değil, diğer anlatılarla karşılaştırmak, varsa belgelerle doğrulamak ve ortaya çıkış zamanı ile koşullarını anlamaktır.

Önyargı: Anlatıcı, sosyal, sınıfsal veya politik bir konumdan konuşur; topluluğunun rolünü abartabilir, meşrulaştırabilir veya sembolizmi güçlendirebilir. Bu nedenle sözlü anlatı, hem olayları hem de anlatıcının perspektifini yansıtan bir kaynak olarak okunmalıdır.

Seçicilik: Toplumlar, kendi anlatılarını destekleyen bilgileri korur, rahatsız edici olanları sessiz bırakabilir; bu sessizlik de bir göstergedir. Dolayısıyla boşluklara ve anlatılmayanlara dikkat etmek, yalnızca anlatıyı aktarmakla yetinmemek gerekir. Bu yaklaşım, sözlü anlatıyı basit bir hikâyeden, bilimsel olarak analiz edilebilecek bir materyale dönüştürür.

Dr. Abdullah el-Asker bu konuyu şöyle açıklıyor: “Tarihçinin, sözlü anlatıları incelemesi, değerlendirmesi, ardındaki motivasyonları ve aktarım biçimini bilmesi önemlidir. Bu çalışma, anlatının stilistik yapısını, amacını ve anlatıcının arka planını incelemeyi de kapsar. Tarihçi, ayrıca sözlü anlatının iç ve dış yapısını da tarihçilerce bilinen yöntemle analiz etmelidir. Tüm bu adımlar başarıyla tamamlandığında, sözlü anlatı yazıya geçirilebilir ve bilinen belgeler gibi tarihî bir belge haline gelir.”

Kültürel mirası ve sözlü anlatıları belgeleme çabaları

Tüm bunlara rağmen, Suudi devletinin kuruluşundan bu yana sözlü anlatıları belgeleme çabalarının var olduğu söylenebilir. Daha önce değinilen bazı tarihçilerin çalışmalarının yanı sıra, bireysel ve kurumsal girişimler de sözlü mirasın, özellikle sözlü anlatıların korunmasına katkı sağlamıştır. Bu kapsamda medya kuruluşları -gazeteler, dergiler, radyo ve televizyon- çok sayıda alan uzmanıyla yapılan röportajlar aracılığıyla önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca, o dönemde kültür ve sanat sektörünü denetleyen Gençlik Başkanlığı, 1980’lerde sözlü mirasın çeşitli yönlerini kayıt altına almıştır.

Bireysel çabalar, yazarlar, araştırmacılar ve tarihçiler tarafından yürütülmüş olup sayısızdır; ancak bu alanda öne çıkan isimlerden biri Dr. Saad es-Suveyyan’dır. 1983-1990 yılları arasında, çöl hayatına dair tarih, şiir, soy ağaçları, hikâyeler, yerleşimler ve kaynaklar gibi pek çok konuyu kapsayan yüzlerce saatlik sözlü anlatı kaydı yapmıştır.

Ayrıca Suudi edebiyatçı ve entelektüel Abdulmaksud Hoca’nın edebî salonu (El-İsneyniyye Salonu 1982-2015) önemli bir tarihî platform olarak öne çıkmaktadır. Salon, edebiyat alanındaki rolünün yanı sıra, 500’den fazla bilim insanı, düşünür ve yazarın hayatını, deneyimlerini ve başarılarını kaydetmiş; anlatılar, ödül alan kişilerin kendileri veya sürekli konukların katkılarıyla belgelenmiştir. Bu süreçte nadir tarihî bilgiler de ortaya çıkmıştır. El-İsneyniyye Salonu, hem tarihî hem de kültürel bir hafıza işlevi görmüştür; ancak en önemlisi Abdulmaksud Hoca’nın sözlü anlatıları yazıya geçirme çabasıdır. Bu süreçte, anlatıların tüm detaylarını derleyip, 30’dan fazla cilt halinde yayımlamıştır. Böylece Abdulmaksud Hoca, binlerce sayfalık sözlü anlatıyı ve tanıklığı ulusal hafızaya kazandırmıştır.

Sözlü tarih

Sözlü tarih, daha önce de belirtildiği gibi, nispeten yeni bir alan olarak kendi yöntemleri, kuralları ve ilkelerine sahiptir ve özellikle çağdaş tarih üzerinde yoğunlaşır. Bu alanda kurumların katkıları öne çıkmaktadır.

Hac Araştırmaları Merkezi: 1970’lerde, Kral Abdulaziz Üniversitesi’ne bağlıyken, hacı adayları ve umreciler için hizmet veren meslek gruplarıyla -rehberler, görevliler ve acenteler- röportajlar gerçekleştirdi. Bu kayıtlar, söz konusu mesleklerin tarihine ve sunulan hizmetlere dair önemli bilgiler içermektedir.

Ulusal Muhafızlar: 1980’ler ve 1990’lar boyunca Kral Abdulaziz’in yanında çalışmış kişilerle röportajlar yaptı. Bu görüşmeler, Kral’ın hayatı ve devletin kuruluş süreci hakkında değerli bilgiler sundu. Kayıtların bir kısmı yayımlandı ve sonrasında Kral Abdulaziz Vakfı’na devredildi.

Kral Fahd Milli Kütüphanesi: 1994’te sözlü tarih projesini başlattı ve Suudi Arabistan’ın farklı bölgelerindeki entelektüeller, yazarlar ve toplum önderleriyle 350’den fazla röportaj yaptı. Ancak bu kayıtların hiçbiri yayımlanmadı.

Yüzüncü Yıl Etkinlikleri: 1999’da Suudi Arabistan’ın yüzüncü yılı hazırlıkları sırasında, Eğitim ve Ulaştırma bakanlıkları dahil birçok kamu kurumu, kendi personeli ve ilgili kişilerle röportajlar yaparak eğitim, ulaşım ve iletişim tarihini belgeledi.

Kral Halid Hayır Kurumu: Kurum, Kral Halid’in hayatının belgelenmesi için yaklaşık 100 kişilik bir grup üzerinden röportajlar yaptı; bu grup arasında prensler, bakanlar, devlet başkanları, danışmanlar, doktorlar, saray görevlileri ve Kral’ın yakın çevresi yer aldı. Röportaj metinleri, Kral Halid bilgi tabanında yayımlandı.

Kral Abdulaziz Vakfı: Kral Selman’ın yönetiminde, 1995’te Suudi Arabistan’da sözlü tarih alanında uzman ilk merkezi kurdu. Önceki çabaların üzerine inşa edilen merkez, UCLA’nın (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles) sözlü tarih deneyiminden yararlandı ve bilimsel metodoloji ile standartlar oluşturdu. Yaklaşık 8 bin röportaj kaydedildi; bunlar krallar, prensler, devlet yetkilileri ve kurumların kuruluş ve gelişim süreçlerini kapsıyordu. Bu çalışmalar, sözlü anlatının yazılı belgeleri tamamlayan, güvenilir bir tarih kaynağı ve Suudi Arabistan tarihindeki siyasi ve toplumsal dönüşümlerin anlaşılmasında önemli bir kaynak olduğunu pekiştirdi.

Ulusal dijital arşiv

Sözlü hafıza, Suudi devletinin kuruluşunu ve değerlerini koruduğu gibi, yüzyıllar boyunca ülkenin tarihinin birçok yönünü de aktardı. Günümüzde ise asıl zorluk, yalnızca bu anlatıları toplamak değil; onları kurumsal bir bilinçle yöneterek ulusal hafızayı belgelenmiş bir kaynak haline getirmektir. Amaç, bu hafızayı farklı kurumlarda saklanan arşivlerden ulusal dijital bir arşive taşımak, kayıt ve sınıflandırma standartlarını birleştirmek, ayrıntılı tanımlayıcı verilerle ilişkilendirmek ve dijital olarak erişilebilir hale getirmektir. Bu süreçte gizlilik ve hakları koruyacak düzenlemeler uygulanmalı, aynı zamanda dijital analiz ve yapay zekâ araçlarıyla kalıplar ve anlamlar çıkarılmalıdır.

Böylesi bir girişimi teşvik eden adımlardan biri, Kral Abdulaziz Vakfı ile Ulusal Muhafız Bakanlığı iş birliğiyle başlatılan ‘Kral Abdulaziz’in Adamları’ projesidir. Bu proje, Aralık 2025’te düzenlenen ‘Sözlü Tarih Buluşması’ etkinliği kapsamında yürütülmektedir.

Sözlü arşivin yönetimi, hafızayı yalnızca bir bilgi yığını olmaktan çıkarıp ulusal kimliği destekleyen, bilimsel araştırmalara hizmet eden ve çok sesli bir tarih anlatısını inşa eden bir bilgi sistemine dönüştürebilir. Böylece hafıza, geçmişin saklanmasından öte, dijital çağda ulusal bilgi yönetimi için stratejik bir dayanak haline gelir. Bu noktada, Kral Abdulaziz Vakfı’nın, Suudi mirasının referans kurumu olarak ve ulusal tarihin bir penceresi, milletin hafızasını koruyan ve Suudi Arabistan’ın tarihî belgeler hazinesini yöneten bir kurum olarak, böyle bir girişimi üstlenmeye en uygun ve yetkin kurum olduğu görülmektedir.



Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu: Husi milislerinin, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, kararlılıkla karşılık verilecek tehlikeli bir tırmanış

Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu: Husi milislerinin, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, kararlılıkla karşılık verilecek tehlikeli bir tırmanış

Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

“Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu”, “terörist Husi milislerinin tırmanışının ve Suudi Arabistan’ı, ülkenin ulusal kaynaklarını, vatandaşlarını ve topraklarında yaşayanları hedef alma girişimlerinin, söz konusu terörist milisin düşmanca ve sorumsuz yaklaşımını ortaya koyan tehlikeli bir tırmanış olduğunu” açıkladı.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, “terörist Husi milislerinin son olarak Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki sivil ve ekonomik hedefleri vurması ve aralarında kadınlar ile çocukların da bulunduğu 73 sivilin yaralanmasına yol açması” şeklindeki saldırılarının, Suudi Arabistan’ın egemenliğinin açık bir ihlali ve vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olduğunu belirtti.

Tümgeneral el-Maliki, “terörist Husi milislerinin gerçekleştirdiği bu günahkâr ve gerekçesiz saldırıların, Suudi Arabistan’ın ulusal kaynaklarına, tesislerine ve sivil hedeflerine kasıtlı olarak zarar vermeyi amaçladığını” belirtti. Bu saldırıların ayrıca milisin Yemen’de ve Arap ve İslam dünyasındaki komşularında barış ve istikrarın sağlanmasını reddeden “aşırılıkçı ve suç teşkil eden tutumunu” ortaya koyduğunu ifade etti.

El-Maliki, “Koalisyon Müşterek Kuvvetler Komutanlığının, bu terörist milisi caydırmak ve düşmanca yaklaşımına kararlılıkla karşı koymak için gerekli bütün operasyonel tedbirleri alacağını” vurguladı.Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre bunun, “Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunmak, ulusal kaynaklarını korumak, vatandaşlarının ve ülke topraklarında yaşayanların güvenliğini sağlamak” amacıyla yapılacağını belirten el-Maliki, “tehdit kaynaklarına karşılık vermek ve oluşturdukları tehlikeyi bertaraf etmek için gerekli tüm önlem ve tedbirlerin de alınacağını” kaydetti.


Suudi Arabistan: Ülkenin güneyindeki enerji tesisleri ve altyapısı hedef alındı, bazı operasyonlar geçici olarak durduruldu

Suudi yetkili, ilgili kurumların saldırıların yol açtığı sonuçlarla mücadele etmeyi sürdürdüğünü ve tesislerin ve çalışanların güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri aldığını belirtti. (Suudi Aramco)
Suudi yetkili, ilgili kurumların saldırıların yol açtığı sonuçlarla mücadele etmeyi sürdürdüğünü ve tesislerin ve çalışanların güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri aldığını belirtti. (Suudi Aramco)
TT

Suudi Arabistan: Ülkenin güneyindeki enerji tesisleri ve altyapısı hedef alındı, bazı operasyonlar geçici olarak durduruldu

Suudi yetkili, ilgili kurumların saldırıların yol açtığı sonuçlarla mücadele etmeyi sürdürdüğünü ve tesislerin ve çalışanların güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri aldığını belirtti. (Suudi Aramco)
Suudi yetkili, ilgili kurumların saldırıların yol açtığı sonuçlarla mücadele etmeyi sürdürdüğünü ve tesislerin ve çalışanların güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri aldığını belirtti. (Suudi Aramco)

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığından yetkili bir kaynak, bu sabah ülkenin güney bölgesindeki enerji sektörüne ait bazı tesis ve altyapının hedef alındığını, ilgili kurumların olayla ilgili müdahaleye başladığını ve gerekli önlemleri aldığını açıkladı.

Kaynak, saldırıların bazı noktalarda yangın çıkmasına yol açtığını ve bunun sonucunda bazı operasyonların geçici olarak durdurulduğunu belirtti. Sahadaki uzman ekiplerin yangınları kontrol altına almak, tesislerin güvenliğini sağlamak ve hasarı değerlendirmek üzere çalışmalara başladığını ifade etti..

Kaynak ayrıca saldırılarda bazı Suudi vatandaşları ile ülkede yaşayanların çeşitli düzeylerde yaralandığını, yaralılara gerekli tıbbi müdahalenin yapıldığını ve hasar tespit ile takip çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Yetkili kaynak, ilgili kurumların saldırıların sonuçlarıyla mücadele etmeyi ve tesislerin ve çalışanların güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri almayı sürdürdüğünü belirterek, faaliyetlerin onaylı operasyon planları doğrultusunda devam etmesi için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.

Öte yandan Yemen’de Meşru Hükümete Destek Koalisyonu, günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, “terörist Husi milislerinin gerilimi artırmasının ve Suudi Arabistan’ı, ülkenin ulusal kaynaklarını, vatandaşlarını ve topraklarında yaşayanları hedef alma girişimlerinin, bu terörist milisin düşmanca ve sorumsuz yaklaşımını ortaya koyan tehlikeli bir tırmanış olduğunu” bildirdi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, “terörist Husi milislerinin son olarak Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki sivil ve ekonomik hedeflere yönelik gerçekleştirdiği saldırıların 73 sivilin yaralanmasına yol açtığını” belirtti. Yaralılar arasında kadın ve çocukların da bulunduğunu ifade eden el-Maliki, saldırıların Suudi Arabistan’ın egemenliğinin açık bir ihlali ve vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olduğunu söyledi.

Tümgeneral el-Maliki, “terörist Husi milislerinin gerçekleştirdiği bu günahkâr ve gerekçesiz saldırıların, Suudi Arabistan’ın ulusal kaynaklarına, tesislerine ve sivil hedeflerine kasıtlı olarak zarar vermeyi amaçladığını” belirtti. Saldırıların ayrıca milisin Yemen’de ve Arap ve İslam dünyasındaki komşularında barış ve istikrarın sağlanmasını reddeden “aşırılıkçı ve suç teşkil eden tutumunu” ortaya koyduğunu kaydetti.

El-Maliki, “Koalisyon Müşterek Kuvvetler Komutanlığının, bu terörist milisi caydırmak ve düşmanca yaklaşımına kararlılıkla karşı koymak için gerekli tüm operasyonel tedbirleri alacağını” vurguladı. Bunun “Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunmak, ulusal kaynaklarını korumak ve vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğini sağlamak” amacıyla yapılacağını belirten el-Maliki, “tehdit kaynaklarına karşılık vermek ve bunların oluşturduğu tehlikeyi bertaraf etmek için gerekli tüm önlem ve tedbirlerin alınacağını” ifade etti.


Suudi Arabistan, 73 sivilin yaralanmasının ardından Husilerin saldırılarına karşılık verme hakkını vurguladı

Suudi Arabistan Krallığı bayrağı (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Krallığı bayrağı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, 73 sivilin yaralanmasının ardından Husilerin saldırılarına karşılık verme hakkını vurguladı

Suudi Arabistan Krallığı bayrağı (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Krallığı bayrağı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan; Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran'daki sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 73 sivilin yaralanmasına yol açan Husi saldırılarının ardından egemenliğini savunmak, ulusal kaynaklarını, vatandaşlarının ve ülkede ikamet edenlerin güvenliğini korumak adına gerekli tüm tedbirleri alma konusundaki meşru hakkını teyit etti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Husi milislerinin saldırılarını ve Kızıldeniz'de ticari gemileri hedef alarak uluslararası deniz seyrüsefer güvenliğini tehdit etmeyi sürdürmesini "en sert ifadelerle" kınadı. Bakanlık, Husi milislerinin Yemen ile Arap ve İslam coğrafyasının güvenlik ve istikrarını tehdit eden "saldırgan tutumu ve suç teşkil eden davranışları" ile barış çabalarını sürekli reddetmesini kesin bir dille reddettiğini yineledi. Suudi Arabistan, topraklarını ve kaynaklarını hedef alan hiçbir saldırıya müsamaha göstermeyeceğini ve egemenliğini korumak için alacağı tedbirlerin uluslararası hukuk kurallarına uygun olduğunu vurguladı.

Riyad, Husilerin sivilleri ve sivil tesisleri hedef almaya devam etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda uyarıda bulunarak, deniz seyrüsefer güvenliğine yönelik bütün gerilimi artırma ve tehditlerin derhal durdurulmasını talep etti. Ayrıca uluslararası toplumu sorumluluk almaya ve başta 2015 tarihli 2216 ile 2024 tarihli 2722 sayılı kararlar olmak üzere ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını uygulamaya çağırdı.

Öte yandan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Husilerin Suudi Arabistan'ın güneyine yönelik saldırılarını ve siviller ile sivil tesislerin hedef alınmasını kınayarak, konsey üyesi ülkelerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini, istikrarını, egemenliğini ve ulusal kaynaklarını hedef alan her türlü tehdide karşı Krallık ile "tek vücut" olduğunu teyit etti. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, sivillerin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıların uluslararası hukuk ve teamüllerin "açık bir ihlali" olduğunu, Husilerin Yemen'de barış ve istikrarı sağlamaya yönelik çabaları reddettiğini bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti. El-Budeyvi, sivil tesislerin hedef alınmasının hiçbir gerekçeyle mazur görülemeyecek "kınanması gereken bir terör eylemi" olduğunu ifade ederek, uluslararası toplumu bu saldırılara karşı "kararlı ve caydırıcı" bir duruş sergilemeye çağırdı.

"Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu" tarafından daha önce yapılan açıklamada, Husi terör milislerinin tırmanışının ve Suudi Arabistan'ı hedef alma girişimlerinin tehlikeli bir tırmanma olduğu belirtildi. Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, 73 sivilin yaralanmasına yol açan bu amaçsız saldırıların Suudi Arabistan'ın egemenliğinin ağır bir ihlali olduğunu vurguladı. El-Maliki, Koalisyon Müşterek Kuvvetleri Komutanlığı'nın bu terör milislerini caydırmak, tehdit kaynaklarına karşılık vermek ve tehlikeleri etkisiz hale getirmek için gerekli tüm operasyonel tedbirleri alacağını duyurdu.

Enerji tesislerinde bazı operasyonel faaliyetlere geçici ara verildi

Bu gelişmelerin yanı sıra Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı'ndan yetkili bir kaynak, Krallık'ın güney bölgesindeki bazı enerji sektörü tesis ve imkanlarının bu sabah hedef alındığını ve ilgili makamların gerekli müdahalelerde bulunduğunu bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yetkili kaynak, saldırıların bazı sahalarda yangın çıkmasına ve bazı operasyonel faaliyetlerin geçici olarak durdurulmasına yol açtığını, saha ekiplerinin yangınları kontrol altına alma, sahaları emniyete alma ve hasar tespiti çalışmalarına başladığını belirtti. Saldırılar sonucu yaralanan vatandaş ve ikamet edenlere gerekli tıbbi müdahalenin yapıldığını belirten kaynak, tesislerin ve çalışanların güvenliğini sağlamak amacıyla onaylanmış operasyonel planlar doğrultusunda çalışmaların sürdüğünü ifade etti.