Lübnan cumhurbaşkanlığı seçim oturumu öncesinde mezhep anlaşmazlığı derinleşiyor

Müftü Kablan, Şiileri tecrit etmeye karşı uyardı.

Lübnan’da cumhurbaşkanlığı koltuğu, geçen ekim ayından bu yana boş. (Reuters)
Lübnan’da cumhurbaşkanlığı koltuğu, geçen ekim ayından bu yana boş. (Reuters)
TT

Lübnan cumhurbaşkanlığı seçim oturumu öncesinde mezhep anlaşmazlığı derinleşiyor

Lübnan’da cumhurbaşkanlığı koltuğu, geçen ekim ayından bu yana boş. (Reuters)
Lübnan’da cumhurbaşkanlığı koltuğu, geçen ekim ayından bu yana boş. (Reuters)

Lübnan Parlamentosu’nda cumhurbaşkanlığı seçimi için düzenlenecek oturumda saatler kala siyasi kamplaşmalar ve mezhepsel farklılıklar hız kazandı. Caferi Müftüsü Mümtaz eş-Şeyh Ahmed Kablan, eski Bakan Cihad Azur’un adaylığını destekleyen ekibi ‘Lübnan’ın egemenliğini garanti eden direniş bileşenini izole etmekle’ (Hizbullah ve Emel Hareketi’ni kastediyor) suçladı. Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri ile ‘herhangi bir engele takılmadan bir cumhurbaşkanı seçme çağrısı yaptığı’ bir görüşme gerçekleştirdi.

Bilgi sahibi parlamento kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada görüşmenin ana odağını cumhurbaşkanlığı seçimlerinin oluşturduğunu ve ABD’nin mümkün olan en kısa sürede bir cumhurbaşkanı seçilmesi gerektiğini vurguladığını belirtti. Kaynaklar, Berri’nin bu çerçevede olumlu bir atmosfere dikkat çektiğini aktardı.

Caferi Müftüsü Mümtaz eş-Şeyh Ahmed Kablan, Lübnan’ı seven herkese şöyle seslendi:

Çünkü o, tüm acılarıyla Lübnan’dır. Çünkü biz, ulusal ortaklıkta ısrar ettiğimiz için bazılarının yarınki tehlikeli oyunun sonuçlarına karşı uyanık olmasında da ısrar ediyoruz. Zira bu, bir ülke, bir tüzük, bir anayasa meselesidir. Sayı meselesi değildir. Aksi taktirde sayısal demokrasiyi benimsersek, karşımızda bir başka Lübnan olur ve Lübnan gibi bir tüzük ülkesinin kaderini belirlemede puan toplama oyunu işe yaramaz. Yaşananlar, Lübnan’ı özgürleştiren, ulusal ortaklık adına bedel ödeyen unsurun doğrudan hedef alınması ve ülkenin egemenliğini garanti altına alan direniş unsurunun tecrit edilmesi ne masumdur ne de mümkün. Direnen ekip karşısında hararetli rekabetin bir ekipte toplanması şüpheli, tuhaf ve tehlikelidir. Sayı oyunu açık bir pazardır. Lübnan satılık bir mal değildir.

Maruni Patriği Beşara er-Rai’nin Hristiyan partilerin anlaşmasını desteklemedeki rolünü de eleştiren Kablan, “Manevi bir kutsamayla mücadeleyi seçmek ilahi bir felakettir. Ülkelerin harabelerine ağlamak hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştır” dedi.

Caferi Müftüsü sözlerini şöyle sürdürdü:

Lübnan cumhurbaşkanlığının kaderini belirlemek ancak ulusal bir uzlaşmayla, oturumun kapanışıyla ve cumhurbaşkanı olmadan raporların okunmasıyla mümkün olabilir. Bu da macerayı ve bir günü daha heba etmek demektir. İç siyasi çatışmanın dış çatışmanın bir uzantısı olmayacağını ve her ne olursa olsun Lübnan’ın sonsuza kadar ulusal ortaklığın ve merkezi devletin sembolü olarak kalacağını umuyoruz.

Berri başkanlığındaki ‘Kalkınma ve Kurtuluş Bloğu’ da tecrit ve ihanet söylemlerine dahil oldu. Öyle ki Temsilciler Meclisi üyesi Eyüb Hamid, “Herhangi bir anayasal faaliyette bulunmak isteyen herkesin bu hakkı vardır” diyerek oturuma katılacağını duyurdu.

Kalkınma ve Kurtuluş Bloğu yaptığı yazılı açıklamada, bazılarının bu anayasal yetkiyi ‘tecrit ve vatana ihanet’ terimlerini kullanmak için bir engele dönüştürme girişimlerini kabul etmediğini vurguladı. Blok taarfından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Tehlikeler arasında, bazılarının bu anayasal, demokratik ve parlamenter yetkiyi, ‘bu bileşen için tecrit veya başka bir bileşen için ihanet terimlerini yeniden canlandırarak, nefret dolu mezhepsel bölünme eksenlerinin arkasına sığınmak için’ bir istasyona dönüştürme yönünde umutsuz girişimleri var.

Diğer yandan muhalefet güçleri, eski bakan Cihad Azur’a desteklerini tazelediler ve tüm ılımlıları ona oy vermeye ve ‘Şii İkili’nin (Hizbullah ve Emel hareketi) hakimiyetini kırmaya çağırdılar.

Güçlü Cumhuriyet Bloğu (Lübnan Kuvvetleri), oturumun yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesine yol açması gerektiğini vurgularken, boşluğun devam etmesinden ve bunun mali ve siyasi düzeyde ülkeye yansımalarından, çoğunluğu kaybeden herkesi sorumlu tuttu. Blok, aday Azur’a oy verme konusundaki önceki kararını yineleyerek, pozisyon almayan muhalif milletvekillerini ‘cumhurbaşkanlığı boşluğunda devam etmek yerine bu oturumda kazanımlara ulaşmak için akıllıca ve sorumlu davranmaya’ çağırdı.

Blok, parlamentonun güç dengesine aykırı olarak adayını dayatmak isteyen, komplo, hedef gösterme ve tecritten bahseden bazı siyasi güçlerin yaptığı gözdağı verici söylemleri kınadı. Komplo, cumhurbaşkanlığı seçimlerini engellemek ve istikrar ve düzeni bozmak üzerine kurulu. Hedef alma, devletin sınırları içinde yaşamak isteyen her Lübnanlıyı kapsıyor. Fiili tecrit de Lübnan’ı dünyadan izole eden bu ekibin politikaları sonucunda ülkenin maruz kaldığı durum olarak gösteriliyor.

Diğer yandan bazı muhalif milletvekillerinin adaylardan hiçbirine oy vermeme kararı alması sonrasında bir grup milletvekili ve muhalefet bloğu, çarşamba günkü oturumda Cihad Azur’a oy verilmesine desteklerini tazelediler.

Lübnan Ketaib Partisi, siyasi bürosunun toplantısının ardından milletvekili Muhammed Raad’ın ‘direnişin adayı eski bakan Süleyman Franciyye’nin Lübnan’ın programını taşıdığını ve bunu sonuna kadar uygulayacağını, dolayısıyla kurumların rehin, anayasanın askıya alınmış olacağını ve ülkenin kararı, silah arkası için koruma kaynağı olarak kalacağını’ belirttiği sözlerine değindi. Caferi Müftüsü Mümtaz tarafından ihanet ve gizli anlaşma suçlamalarının artık eskidiğini, bugün kullanıma uygun olmadığını belirterek “Korkutma dönemi bitti ve geri dönmeyecek” ifadelerini kullanan parti açıklamasını şöyle sürdürdü:

Bu sistematik kampanya, ortaklık ve katılım hakkında söylenen her şeyle çelişiyor. Son yıllarda ülkeyi kontrol eden milis mantığının aynı olduğunu ve yakınlaşma amacıyla yapılan tüm diyalog çağrılarının sahte olduğunu doğruluyor.

Siyasi büro, karar vermekten çekinen temsilcileri seçim oturumunun öneminin farkında olmaya çağırdığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Önümüzdeki yıllarda ülkenin kaderi bu seçimlere bağlı. Ya hegemonya ülkenin, halkın, kurumların ve özgür kararın üzerinden kalkacak ya da teslimiyet, Hizbullah’ın iradesine bırakılacak ve ülke, yozlaşmaya, çöküşe, bağımlılığa batmış, dünyadan soyutlanmış olarak kalacak.

Milletvekilleri Mark Daou, Mişel ed-Duveyhi, Vaddah es-Sadık, Takaddum Partisi ve bir dizi bağımsız güç de şu açıklamayı yayınladı:

Engelleyici ekibin Lübnan devletinin her alanında uyguladığı hegemonya politikası, kararı tekeline alma ve (başta meclisin anahtarlarını, yasama mekanizmalarını ve anayasal yorumu kontrol eden başkanı aracılığıyla Temsilciler Meclisi olmak üzere) kurumlarını kontrol etme karşısında dayatma, tahakküm ve engelleme mantığıyla yüzleşme zamanı gelmiştir. Bu çerçevede 17 Ekim devriminden doğan değişken güçler ve şahsiyetler bir araya geldi. Değişimin mümkün olmadığına, hiçbir hesap verebilirliğin bulunmadığına, izin verilebilir reformlara, Şii İkili’nin (Hizbullah- Emel) ve müttefiklerinin isteklerine tekrar tekrar boyun eğme bağlamında fiili bir devlet kurulmasına dair kesin bir kanıya varıldı.

Cihad Azur’a oy verilmesi çağrısı yapılan açıklamada ayrıca Hizbullah ve müttefiklerinin tüm inisiyatiflerden vazgeçerek ve seçim oturumlarını aksatarak ortaya koyduğu engelleyici yaklaşımına dikkat çekildi.



Taiz’de Husilerin sivillere yönelik saldırıları ağır can kayıplarına yol açtı

Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
TT

Taiz’de Husilerin sivillere yönelik saldırıları ağır can kayıplarına yol açtı

Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)

Yemen’in Taiz vilayeti, Husilerin devam eden askerî saldırısıyla karşı karşıya. Yerleşim bölgeleri ve köylere yönelik bombardıman sürerken, sivillerin hareket özgürlüğü ve temel ihtiyaç maddelerine erişimi üzerindeki kısıtlamalar da ağırlaşıyor. İnsan hakları raporları, yüzlerce sivilin öldüğünü veya yaralandığını, yüzlerce kişinin kaçırıldığını ve yüzlerce ev ile aracın zarar gördüğünü ortaya koyuyor.

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, Husilerin vilayetteki sivillere ve sivil varlıklara yönelik gerçekleştirdiğini belirttiği bin 891 suç ve ihlali, 1 Eylül’den 22 Ekim’e kadar olan dönemi kapsayan “Taiz... Kanlı İşgal ve Sistematik Öldürme” başlıklı raporunda belgeledi.

Bu bilanço, ağın 24 saat içinde 21 yeni suç ve ihlali daha kayda geçirdiği ve yerleşim bölgelerine yaklaşık 213 mühimmat atıldığını bildirdiği bir zamanda açıklandı.

Husilerin Taiz’e düzenlediği roket saldırısının ardından evlerinin enkazı arasında yürüyen kent sakinleri (AP)
Husilerin Taiz’e düzenlediği roket saldırısının ardından evlerinin enkazı arasında yürüyen kent sakinleri (AP)

52 günlük dönemi kapsayan rapora göre ihlaller sonucunda 7’si bebek olmak üzere 38 çocuk, 27’si kadın olmak üzere 212 sivil hayatını kaybetti. Yaralanan 319 sivilin 29’unu çocuklar, 46’sını ise kadınlar oluşturdu.

Raporda ayrıca 23 kişinin sahada infaz edildiği, beş toplu katliam yaşandığı ve 314 kişinin kaçırılma ya da zorla kaybedilme vakasına konu olduğu belirtildi. Kaçırılanlar arasında, aileleri üzerinde baskı kurmak amacıyla rehin tutulan 14 çocuk da bulunuyor. Öte yandan, hükümet güçleriyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişileri aramak amacıyla 516 eve baskın düzenlendiği kaydedildi.

Geniş çaplı hasar

İnsan hakları kuruluşunun açıkladığı veriler, sivil mülklere verilen zararın boyutunu da gözler önüne seriyor. Bombardımanlarda 356 evin zarar gördüğü, bunlardan 98’inin tamamen yıkıldığı ve üç evin daha patlayıcılarla havaya uçurulduğu belirtildi. Ayrıca 131 sivil araç hasar gördü, vatandaşlara ait 36 araç ve ulaşım aracı yağmalandı.

Ağın belgelediği son olaylarda 2 çocuk hayatını kaybetti, aralarında iki kadının da bulunduğu üç sivil yaralandı. Dört kişi kaçırılarak bilinmeyen yerlere götürüldü. Üç eve baskın düzenlenip yağmalanırken yedi ev zarar gördü; bunlardan ikisi tamamen yıkıldı.

Hayatını kaybeden çocuklardan Ammar Yasir eş-Şureyhi’nin ağın aktardığına göre Husiler tarafından Sabr bölgesindeki Akme köyünde bulunan evinden kaçırıldığı, daha sonra ise öldürülmüş hâlde bulunduğu belirtildi.

Taiz kentinde cuma namazının ardından Husiler aleyhine slogan atan kent sakinleri (Reuters)
Taiz kentinde cuma namazının ardından Husiler aleyhine slogan atan kent sakinleri (Reuters)

Rapora göre bombardıman ve keskin nişancı saldırıları Kahlan ve Şakab köylerine, Eski Havalimanı Mahallesi’ne, Dıbab, Mihal ve Necd Kasim bölgelerine kadar uzandı.

Sabr el-Mevadim ilçesine bağlı Kahlan köyünde havan mermilerinin iki eve isabet ettiği, evlerin eşyalarının zarar gördüğü ve bazı hayvanların telef olduğu bildirildi. Hedef alınan ailelerden birinin üyeleri arasında yaralanan olmadığı kaydedildi.

Sivilleri hedef alan kapsamlı saldırılar

Saldırıların sonuçları can kayıpları ve maddi yıkımla sınırlı kalmadı. Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, raporun kapsadığı dönemde Husilerin yaklaşık 9 bin 876 mühimmat kullandığını, 3 Eylül’den bu yana vilayet üzerindeki kuşatmayı sıkılaştırdığını ve yasa dışı 26 kontrol noktası ile kontrol bariyeri kurduğunu bildirdi.

Raporda ayrıca Heyce el-Abd yolu üzerindeki bir geçidin patlatıldığı ve Taiz’i Lahic vilayeti üzerinden Aden’e bağlayan ana yolun kesildiği ifade edildi.

Husiler gıda, ilaç, yakıt, oksijen tüpleri ve içme suyunun bölgeye girişini engellemekle suçlandı. Yardım konvoyları ve ticari sevkiyatların yanı sıra kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların ve çocuk aşılarının ulaştırılmasının da aksatıldığı belirtildi.

İnsan hakları ağı, hastanelerin, kanser tedavi merkezlerinin ve diyaliz ünitelerinin jeneratörlerini çalıştırmak için gereken yakıtın engellenmesinin hastaların hayatını tehlikeye attığı uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın Ağ’dan aktardığına göre saldırılar ve kuşatma nedeniyle vilayette yaklaşık 280 bin kişi yerinden edildi.

Taiz’de Husilerin saldırısına uğrayan bir ambulans (AFP)
Taiz’de Husilerin saldırısına uğrayan bir ambulans (AFP)

Raporda ayrıca biri özel, dördü devlet okulu olmak üzere beş okulun operasyon merkezine, silah deposuna ve hapishaneye dönüştürüldüğü öne sürüldü. Üç ambulansın, üç sağlık tesisi ve hastanenin saldırılarda hedef alındığı, beş sağlık çalışanının hayatını kaybettiği kaydedildi.

Ağ, başka bir başlık altında Husilerin Maafir ilçesine bağlı Samika bölgesinde, toplumun en dezavantajlı kesimlerinden gençleri kültürel ve askerî eğitim programlarına katılmaları için teşvik ettiğini ve ardından vilayetin güneyindeki cephelere göndermeyi amaçladığını bildirdi. Kuruluş, özellikle çocukların silahlı gruplara katılmaya zorlanması ve en savunmasız kesimlerin istismar edilmesi konusunda uyarıda bulundu.

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, Taiz’in afet bölgesi ilan edilmesini, bombardımanın durdurulmasını, kuşatmanın kaldırılmasını, yolların açılmasını ve insani yardımların ulaştırılmasının güvence altına alınmasını istedi.

Yemen Kadınları Güçlendirme Vakfı ise kadınların, çocukların ve sağlık çalışanlarının korunması, bağımsız soruşturmalar yürütülmesi ve ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi çağrısında bulundu.


Etiyopya’daki Megech Barajı, Mısır’a akan Nil sularını etkiliyor mu?

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
TT

Etiyopya’daki Megech Barajı, Mısır’a akan Nil sularını etkiliyor mu?

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Etiyopya hükümeti tarafından dün yapılan açıklamada, kalkınma amacıyla inşa edilen yeni bir barajın açılışı duyuruldu. Söz konusu açılış, Kahire ile Addis Ababa arasında Rönesans Barajı konusundaki derin görüş ayrılıklarının ve yeni baraj yapımlarına yönelik itirazların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Megech adıyla bilinen barajın ‘su akışlarını etkilemediği’ yönündeki değerlendirme Kahire tarafından 2013 yılında dile getirilmişti.

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Başbakan Abiy Ahmed’in, ‘tarihi Gondar şehri ve çevresi için önemli bir kalkınma adımı’ olarak nitelendirilen Megech Sulama Barajı Projesi’nin resmi açılışını gerçekleştirdiği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, 185 milyon metreküp depolama kapasitesine sahip barajın, 17 bin hektardan fazla tarım arazisine sulama imkanı sağlaması, on binlerce çiftçinin yararlanmasını ve Gondar ile çevre şehirlere güvenilir temiz içme suyu temin etmesi bekleniyor.

Abiy Ahmed, projenin kentsel tarımı geliştirerek yeni ekonomik fırsatlar yaratacağını ve gençler için istihdam olanağı sunacağını ifade etti.

Mısır makamlarından açılışa ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak dönemin Mısır Sulama Bakanı Muhammed Abdulmuttalib Aralık 2013’te yaptığı açıklamada, Mısır’ın teknik incelemelerine dayanarak Etiyopya’nın Tana Gölü’nün kuzeydoğusundaki Gondar şehri yakınlarında inşa ettiği Megech Barajı projesinin Nasır Gölü’ne ulaşan su akışını etkilemediğini ve barajın yalnızca içme suyu ile sulama amaçlı olduğunu belirtmişti.

Mısır Eski Sulama Bakanı Hüsam Megazi de dün yaptığı açıklamada, söz konusu barajın Mavi Nil havzasının ve Nil Nehri güzergahının dışında yer aldığını doğruladı. Megazi, Mısır’ın su kaynaklarının bu barajdan kesinlikle etkilenmediğini ve Mısır’ın su payı üzerinde herhangi bir yansımasının bulunmadığını vurguladı.

Megazi ayrıca, Mavi Nil üzerinde mevcut olan tek barajın Rönesans Barajı olduğunu ve bu barajın Mısır üzerinde kesin bir etkisi bulunduğunu kaydetti.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Kahire Üniversitesi Jeoloji ve Su Kaynakları Profesörü Abbas Şaraki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu baraj, Amhara eyaletindeki Tana Gölü havzasında yer alan küçük barajlardan biri. Depolama kapasitesi milyarlarca değil, yaklaşık 185 milyon metreküp civarında. Bu durum onu, temel amacı yaklaşık 40 bin dönümlük arazinin sulanmasında kullanılmak üzere sınırlı miktarda su tutmak olan küçük bir baraj yapmakta” ifadelerini kullandı.

Etiyopya’nın baraj projelerini artırması ve bunun Kahire ile ilişkilere yansımalarına değinen Şaraki, “Projeler Mısır’ın su kaynaklarını etkilemediği ve tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğü sürece Kahire bunlara karşı çıkmaz” değerlendirmesinde bulundu.

Şaraki, “Ancak Mısır’ın veya başka bir ülkenin kaynaklarına bir etkisi varsa, önceden istişare ve koordinasyon yapılması şart” diyerek, Kahire’nin daha önce defalarca dile getirildiği üzere kalkınmaya karşı olmadığını vurguladı.

Etiyopya’nın Megech Barajı adımı, Mısır ile Rönesans Barajı konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde atıldı. Kahire ile Addis Ababa arasında yaklaşık on yıl boyunca yürütülen müzakereler, 2023 yılında tekrar başlatılmadan önce 3 yıl süreyle askıya alınmış, ancak Etiyopya’nın bir anlaşmaya varmayı reddetmesi üzerine 2024 yılında yeniden dondurulmuştu.

Şarku’l Avsat’ın resmi haber ajansı MENA’dan aktardığına göre yetkili bir kaynağın demecine göre geçtiğimiz ağustos ayında Mısır, su konusunun ‘milli güvenlik ve kırmızı çizgi’ olduğunu yineleyerek, ‘Nil üzerinde yeni barajların inşasını reddettiğini’ bildirmişti. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de o dönemde Nil Nehri dosyası ve Rönesans Barajı krizindeki gelişmeler karşısında ‘meşru müdafaa hakkının’ kullanılabileceğini ifade etmişti.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Sulama Bakanı Hani Suveylem, geçtiğimiz günlerde Mısır Forumu kapsamındaki bir oturumda yaptığı açıklamada, Mısır devletini Etiyopya barajının risklerinden ve alınabilecek tek taraflı önlemlerin etkilerinden korumak amacıyla geçmiş dönemlerde Mısır tarafından çabalar sarf edildiğini belirterek; su arıtma tesislerinin kurulduğunu, kanal betonu kaplama projeleri ile Yeni Delta Projesi gibi çeşitli adımların hayata geçirildiğini ifade etti.

Suveylem o dönemde, “Nil Havzası sadece Etiyopya’dan ibaret değil; çözümler mevcut ancak tüm tarafların bu yönde gerekli niyeti göstermesi gerekmektedir” vurgusunda bulundu.

Etiyopya’nın barajlara ilişkin devam eden adımları karşısında Mısır’ın su haklarını korumasını güvence altına alacak seçeneklere ilişkin değerlendirmede bulunan Megazi, Mısır’ın bağlayıcı bir anlaşmanın gerekliliğini vurgulayarak görüşünü ortaya koyduğunu, bu hususun uluslararası platformlarda gündeme getirildiğini ve Mısır’ın bunu her fırsatta dile getirmekten çekinmediğini belirtti. Megazi, Mısır’ın diplomasi yolunu defalarca izlediğini ve Mavi Nil üzerinde başka bir barajın inşasına izin vermeyeceğini net bir şekilde ilan ettiğini vurguladı.

Şaraki ise yeni barajın doğrudan Mavi Nil yatağı üzerinde yer almadığını, Mavi Nil Havzası’na bağlı küçük kollardan biri olan küçük bir nehir üzerinde inşa edildiğini kaydetti. Şaraki, doğrudan Mavi Nil üzerinde yer alan ve Mısır’ın karşı çıktığı, henüz yapımına başlanmamış planlanan diğer üç barajın aksine, bu barajın depolama kapasitesinin küçüklüğü ve havzadaki küçük barajlardan biri olması sebebiyle Mısır’ın su payı üzerindeki etkisinin neredeyse yok denecek kadar az ve çok zayıf olduğunu vurguladı.


İsrail el Halil’de onlarca Filistinliyi evlerini boşaltmaya zorluyor

İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinde devriye geziyor (AP)
İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinde devriye geziyor (AP)
TT

İsrail el Halil’de onlarca Filistinliyi evlerini boşaltmaya zorluyor

İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinde devriye geziyor (AP)
İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinde devriye geziyor (AP)

İsrail güçleri bugün şafak vakti, işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyinde yer alan el Halil kentindeki Celde ve Deyr Baha bölgelerinde onlarca Filistinliyi evlerini boşaltmaya zorladı.

Filistin haber ajansı WAFA’nın yerel kaynaklara dayandırdığı habere göre, “İşgal ordusuna bağlı çok sayıda asker iki bölgeye baskın düzenleyerek çevrelerini kuşattı ve onlarca vatandaşı evlerini boşaltmaya zorladı.” Haberde, İsrail güçlerinin geniş çaplı bir gözaltı operasyonu gerçekleştirdiği de belirtildi.

Ajans, el Halil vilayetinde önceki günden bu yana geniş çaplı bir saldırının sürdüğünü, İsrail güçlerinin kente, köylere, kasabalara ve mülteci kamplarına ulaşan bütün girişleri kapattığını bildirdi.

El Halil Valisi Halid Dudin ile el Halil Belediye Başkanı Yusuf el-Caberi, söz konusu bölgelerden yerinden edilenlere ve kasaba girişlerinde mahsur kalan vatandaşlara yardım sağlamak amacıyla vilayet genelinde acil durum planı açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiğı bilgiye göre İsrail güçleri dün de el Halil kentinin batısındaki Feraş el-Heva bölgesinde üç daireden oluşan bir konut binasını yıktı. Bölgeyi ve kentin çevre yoluna bağlanan tek güzergâhı oluşturan ana girişini kapatan İsrail güçleri, vatandaşların ve araçlarının bölgeye girişini ve çıkışını engelledi. Ayrıca el Halil kentine ulaşan tüm giriş ve yolları kapattı.

İsrail ordusu ve iç istihbarat servisi Şin Bet, iki askerin hayatını kaybettiği saldırının ardından işgal altındaki Batı Şeria’nın el Halil bölgesinde terörle mücadele operasyonu başlattıklarını açıkladı.

İsrail ordusu dün el Halil yakınlarında düzenlenen silahlı saldırıda 2 İsrail askerinin öldüğünü, 3 askerin yaralandığını duyurdu. Ordu ayrıca saldırıyı gerçekleştiren ve el Halil kentinden oldukları belirtilen 2 Filistinlinin öldürüldüğünü bildirdi.