Lübnan, Brüksel'de Suriyeli yerinden edilme dosyasına ilişkin görüşünü sunuyor

Sadece yüzde 12'sini aldığı 25 milyar dolarlık kayıp için tazminat istiyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR), Lübnan'da yerinden edilmiş kişilerin yüzde 91'inin aşırı yoksulluk sınırının altında olduğunu belirtiyor / Fotoğraf: AFP
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR), Lübnan'da yerinden edilmiş kişilerin yüzde 91'inin aşırı yoksulluk sınırının altında olduğunu belirtiyor / Fotoğraf: AFP
TT

Lübnan, Brüksel'de Suriyeli yerinden edilme dosyasına ilişkin görüşünü sunuyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR), Lübnan'da yerinden edilmiş kişilerin yüzde 91'inin aşırı yoksulluk sınırının altında olduğunu belirtiyor / Fotoğraf: AFP
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR), Lübnan'da yerinden edilmiş kişilerin yüzde 91'inin aşırı yoksulluk sınırının altında olduğunu belirtiyor / Fotoğraf: AFP

Tony Bouloss

Lübnan, "Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi" başlığı altında yedincisi düzenlenen Brüksel Konferansı'nda, hükümetin daha önce hazırladığı belgeye uluslararası desteği seferber etmek için fırsat kollamaya çalışıyor.

Belge, Lübnan hükümeti ile BMMYK arasındaki ilişkideki gerilimler ışığında, Suriyeli mültecilerin aşamalı olarak evlerine gönüllü dönüşünü içeriyor.

Konferans sırasında bağışçı ülkeler, ülke içinde ve dışında Suriye halkını desteklemek için hibe ve kredi şeklinde 9,6 milyar euroluk (10,3 milyar dolar) taahhütte bulundu.

Bu, Birleşmiş Milletler tarafından talep edilene yakın bir miktar ve yurtdışındaki 15 milyon mülteciye ve Suriye'de ülke içinde yerinden edilmiş kişilere yardım edilmesini garanti ediyor.

3 boyutlu

Lübnan'a dönüldüğünde, önerilen plan, Suriyeli mültecilerin dört kategoriye ayrılmasını içeriyordu; ilki 2011-2015 yılları arasındaki siyasi sığınmacıları, ikinci kategori ise 2015'ten sonra gelen Suriyelileri içeriyor.

Üçüncü kategori Lübnan-Suriye sınırında gelip gidenleri, dördüncü kategori ise 24 Nisan 2019 tarihinden sonra Lübnan topraklarına gizlice giriş yapanları içermekte.

Suriye tarafına, ilk partide, yani geri dönüşün başlamasından sonraki ilk altı ay içinde yerinden edilmiş 180 bin kişiyi geri gönderme teklifini şart koşuyor.

Bunu, ayda 15 bin yerinden edilmiş kişi takip ediyor. Ayrıca Suriye topraklarında 480 barınma merkezini donatma da talep ediliyor.

Plan, uluslararası toplumu Lübnan'ın 2013'ten bu yana maruz kaldığı ve ancak yüzde 12'sini aldığı 25 milyar doları bulan kaybını telafi etmeye çağırdı.

Bu, özellikle sağlık, eğitim, enerji, su, tarım ve çevre sektörlerinde katı atık, sanitasyon ve diğer bazı hususlar açısından devlete ve kamu hizmetlerine yönelik mali maliyetin artmasına neden oldu.

Planda, kısa vadede uluslararası kuruluşlarla işbirliğine gidilerek, hibe veren ülkelerden eğitim, sağlık, enerji, altyapı, çevre, iletişim, büyümenin teşviki ve istihdam yaratma sektörlerinde yardım isteneceği belirtildi.

Orta vadede ise plan, Lübnan'da yerinden edilmiş Suriyeliler ve kaydı olmayanlar için onaylanan yeni doğumların kaydedilmesi ve bu kısıtlamaların tanınması çalışmalarını içeriyor.

Ayrıca yerinden edilen Suriyelilerin ülkelerine dönmelerini teşvik etmek için gerekli kararların alınması için Suriye tarafıyla koordinasyon sağlanmasını da içeriyor.

Uzun vadede Arap Birliği, uluslararası toplum ve uluslararası kuruluşlar arasında net, şeffaf ve kademeli bir yol haritasının geliştirilmesi için çalışmalar yapılacağını belirtti.

Bu çalışmaların, Suriye krizine objektif ve yapıcı diyaloga dayalı siyasi bir çözüme ulaşmak ve Lübnan'ın uluslararası anlaşmalara saygı gösterme taahhüdünü teyit etmek için yapılması isteniyor.

Gasp ve yolsuzluk

Edinilen bilgiye göre Lübnan çalışma belgesi, konferansın oturum aralarında gerçekleştirilen ikili görüşmelerde eleştirilerin ortaya çıkmasına neden oldu.

Avrupa Birliği temsilcileri, bu "planın" Lübnan'a yapılan uluslararası yardımın değerini yükseltmek için sadece bir şantaj kartı olacağından duydukları endişeyi dile getirdiler.

Onlara göre planda belirtilen rakamlar, özellikle bu yardımın değeri dikkatle incelendiği için gerçeğe yakın değil, ancak hükümetin kötü yönetilmesi, hükümet rakamlarının bahsettiği rakam farkının nedeni olabilir.

Bilgiler aynı zamanda Lübnan heyetine, Lübnan'daki mültecilerin sayısı konusunda şeffaflığın olmamasıyla ilgili eleştiriler yöneltildiğini gösteriyor.

BMMYK rakamları yaklaşık 880 bin iken, Lübnan'daki resmi raporlarda belirtilen rakamlar bir buçuk milyon ile yaklaşık iki buçuk milyon yerinden edilmiş kişi arasında değişmekte.

Lübnan-Suriye sınırındaki kaosun ve denetimsizliğin Lübnan devletinin sorumluluğunda olduğu düşünüldüğünde, sonuç olarak, uluslararası yardımın olmamasından ve yüzde 91'i aşırı yoksulluk sınırının altında olan Suriyelilerin ihtiyaçlarını karşılayamamasından Lübnan hükümeti sorumlu.

Tehlikeler ve gerilimler

Konferans sırasında Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Lübnan'ın yerinden edilmiş Suriyelilere ilişkin bildirisini teslim etti ve Brüksel konferansında yaptığı konuşmada, Lübnan'ın Suriye'deki çatışmanın başlamasından bu yana yerinden edilmiş bir buçuk milyon Suriyeliyi kabul ettiğini belirtti.

Bakan, yerinden edilenler krizinin artık ülkedeki siyasi durumu etkilediğine ve bunun da Lübnan modelini tehdit ettiğine dikkat çekti.

Bakan ayrıca "Suriyelilerin yerinden edilmesinin ekonomiyi ve çevreyi etkilediği ve Dünya Bankası'na göre Lübnan'ın yılda yaklaşık 5 milyar dolar kazandığı" gerçeğine odaklandı.

Ayrıca "Kriz ve iş bulma mücadelesi nedeniyle Lübnanlılar ile yerinden edilmiş Suriyeliler arasında gerilim ve şiddetin artması tehlikesi olduğunu" ortaya koydu.

Bunun yanında "Lübnan'ın yerinden edilmiş Suriyeliler için geniş bir alana dönüşemeyeceğini" vurgulayarak, BM'nin Suriye kararının ölü bir mektuba dönüşmesinden korktuğunu dile getirdi.

Destek karşılığında iltica

Konferans, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell le Lübnan Sosyal İşler Bakanı Hector Hacar arasında, Suriye'nin komşu ülkelerindeki mültecilerin durumuna Avrupa yaklaşımının arka planına karşı bir tartışmaya tanık oldu.

Borrell, Avrupa Birliği'nin Arap Birliği'nin yaptığı gibi Suriye rejimiyle ilişkilerini normalleştirme yolunu seçmeyeceğini belirterek, Avrupa Birliği'nin tavrını değiştirecek koşulların bulunmadığı da düşünüldüğünde uluslararası toplumun bu mültecilerin içinde bulunduğu kötü durumu görmezden gelemeyeceğini vurguladı.

Avrupa Birliği’nin "Suriye halkını desteklemekten geri adım atmayacağını" vurguladı ve ev sahibi ülkelere mali destek sözü verdi.

Filistin meselesinde beklenen siyasi çözümün üzerinden 75 yıl geçtiğini ve Filistinlilerin hala dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda olduğunu belirten Hacar’dan Borrell’e yanıt geldi.

Lübnan'ın 12 yıl önce Suriye sığınmacılarının yükünü çektiğine ve şu anda Lübnan nüfusunun yüzde 30'unu mültecilerin oluşturduğuna işaret ederek, Avrupa seçeneğini eleştirdi.

Hacar, "Suriye krizine sizin standartlarınıza göre kabul edilebilir net bir siyasi çözüm formüle ettikten sonra ülkelerine geri göndermeniz şartıyla, yerinden edilmiş yaklaşık yedi milyon Suriyeliyi Avrupa'ya kabul etmeye karar verirseniz, bunu desteklemeye hazırız" ifadelerini kullandı.

Talebin gerçekleştirilmesi

Lübnan Dışişleri Bakanlığı'nın kaynakları, Avrupalıların Lübnan çalışma belgesini hoş karşıladıklarını, ekonomik kriz ışığında Lübnan'ın demografi ve ekonomik yetenekleriyle ilgili endişelerinin anlaşıldığını gösterdiğini belirtiyor.

Kaynaklar, Avrupa Birliği'nin Lübnan'da yerinden edilmiş Suriyeliler gerçeğine ilişkin benimsediği politikaları gözden geçirmeye hazır olduğunu ortaya koydu.

Aynı kaynaklara göre Avrupa Birliği, Suriyeli öğrencilerin tercih edilmesi konusunda son yıllarda yaşananların aksine, Lübnanlıların Lübnanlı ve Suriyeli öğrenciler arasında eşit yardım ödemesi talebini kabul etmeye niyetli gibi görünüyor.

Ayrıca kaynaklara göre, Lübnan, Ürdün, Türkiye, Mısır ve Irak heyetleri arasında Suriyelilerin yerinden edilmesinin yansımalarına ilişkin talep, endişe ve korkuların benzer olduğunu ortaya koydu.

Bu, Lübnan'ın işini kolaylaştırmakta ve uluslararası toplum üzerinde baskı oluşturmakta.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, 2011'den bu yana 14 milyondan fazla Suriyelinin evlerini terk ettiğini söylüyor.

Neredeyse tüm nüfusun yoksulluk sınırının altında yaşadığı Suriye'de hala yaklaşık 6,8 milyon yerinden edilmiş insan var ve yaklaşık 5,5 milyon Suriyeli mülteci Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır'da yaşıyor.

Suriyelilerin entegrasyonu

Lübnanlı milletvekili Gade Eyyüb ise, Suriyelileri Lübnan toplumuna entegre etmek için çalışan sekiz bin sivil toplum kuruluşunun olduğunu ortaya koyarak, yerinden edilmiş Suriyeliler dosyasına olası çözümler geliştirmek için hızlı hareket edilmesi çağrısında bulundu.

Bir de devletten geçmeden doğrudan bu derneklere ulaşan ve değeri sekiz milyar dolar olduğu tahmin edilen bir finansman var.

Milletvekili, Lübnan'da gerçekleşen ve ne Suriye büyükelçiliği ne de başka bir yolla kaydedilmeyen doğumlar olduğuna dikkat çekti.

Ayrıca 1994 yılında çıkarılan vatandaşlığa alma kararnamesinin kayıtsızlık sorununu çözdüğünü ve bu konunun ele alınmasının idari ve hukuki bir mesele haline geldiğini kaydetti.

Ancak bunun, gerçekleşen doğumlar için geçerli olmadığına, bunun Sağlık Bakanlığı ve bakımevlerindeki sağlık kayıtları ile kontrol edilebileceğine dikkat çekti.

 

 

Independent Türkçe



Irak "koordinasyon çerçevesi" başbakan adayının açıklanmasını yarına erteledi

Irak Başbakan adayı Basim el-Bedri (Facebook)
Irak Başbakan adayı Basim el-Bedri (Facebook)
TT

Irak "koordinasyon çerçevesi" başbakan adayının açıklanmasını yarına erteledi

Irak Başbakan adayı Basim el-Bedri (Facebook)
Irak Başbakan adayı Basim el-Bedri (Facebook)

Irak Şii “Koordinasyon Çerçevesi”, Reuters'ın Nuri el-Maliki yerine Basim el-Bedri'nin Başbakan adayı gösterildiği yönündeki haberlerini yalanladı ve toplantıyı önümüzdeki yarına ertelediğini açıkladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İran, savaş boyunca Irak'a baskı uygulamaya devam etti; Washington, Bağdat hükümetiyle bağlantılı tarafları "İran milislerine mali ve operasyonel destek sağlamakla" suçlarken, Tahran "Irak halkının direnişini ve azmini" övdü.

Bağdat, ABD elçisi Tom Barrack'ın her an gelişini beklerken, çok sayıda habere göre, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı İsmail Kaani, Bağdat ziyaretinden bir gün sonra yaptığı açıklamada, ziyaretinin amacının "İran İslam Cumhuriyeti'nin Irak halkına gösterdikleri sempati için ve Irak'taki dini yetkililere ve görevlilere takdir ve teşekkürlerini iletmek" olduğunu söyledi.

İran haber ajansları tarafından dün yayınlanan bir açıklamada şunları belirtti: "Hükümeti kurmak halkın hakkıdır ve Irak, başkalarının, özellikle de insanlığın düşmanı olan suçluların, işlerine karışması için çok büyüktür. Başbakanın seçimi tamamen Irak halkının kararına göre yapılır."


Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
TT

Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)

Bazı savaş ve çatışmalar uluslararası medya kuruluşlarının gündeminde üst sıralarda yer alırken, bazıları çok daha yıkıcı insani sonuçlar doğurmasına rağmen görünmez kalabiliyor. Uzmanlara göre bu durumun arkasında; Batı’nın medya üzerindeki hâkimiyeti, yoksul ülkelerdeki çatışmalara düşük ilgi, çatışmaların karmaşıklığı ve uzun sürmesi gibi çeşitli nedenler bulunuyor.

Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü’nün yakın zamanda yayımladığı bir raporda, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışmalar dışında diğer savaşların uluslararası medya tarafından geniş ölçüde takip edilme ihtimalinin düşük olduğu belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Barış ve Ekonomi Enstitüsü verilerinden aldığı bilgilere göre 2025 itibarıyla dünya genelinde 59 aktif devletler arası çatışma bulunduğu ve bunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek sayı olduğu ifade edildi

Rapora göre Burkina Faso, Uganda ve Etiyopya’dan çatışma haberciliği yapmış üç gazeteciyle yapılan görüşmelerde, ciddi insani etkileri olan birçok hikâyenin yeterince haberleştirilmemesinden duyulan hayal kırıklığı dile getirildi.

Ayrıca, özellikle Afrika’daki yoksul ülkelerde yaşanan krizlerin daha az ilgi gördüğü vurgulandı. Norveç Mülteci Konseyi’nin 2024 verilerine göre en az haber yapılan büyük yerinden edilme krizlerinin sekizi Afrika’da yaşandı; Kamerun, Etiyopya ve Mozambik bu listenin başında yer aldı.

Jeopolitik öncelikler

Raporda, çatışma haberlerinin çoğunlukla insani aciliyet yerine jeopolitik önem tarafından şekillendirildiği belirtildi. Avrupa Gazetecilik Gözlemevi’nin bir çalışmasına göre Almanya, İsviçre ve Avusturya’daki ana haber bültenlerinde yayın süresinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’u Küresel Güney ülkelerine ayrılıyor.

Sudanlı gazeteci ve eski uluslararası haber editörü Muhammed Abdülhamid Abdurrahman, medya, siyaset ve kamuoyu arasında karmaşık bir ilişki bulunduğunu belirterek savaş dönemlerinde medyanın gerçeği olduğu gibi yansıtmak yerine “önemli görülen veya anlatıya uygun olanı” aktardığını söyledi. Abdurrahman’a göre büyük güçlerin ve müttefiklerinin jeopolitik çıkarları, savaşların nasıl ve ne ölçüde haberleştirileceğini belirliyor.

Abdurrahman ayrıca uluslararası medyada savaşların görünürlüğünün, büyük güçlerin çıkarlarına etkisiyle doğru orantılı olduğunu ifade etti. Buna örnek olarak Sudan’daki savaşın Gazze çatışması nedeniyle geri plana düşmesini, Gazze’nin ise Ukrayna savaşının gölgesinde kalmasını gösterdi.

Gazeteci, coğrafi uzaklık ve erişim zorluklarının da haber seçiminde önemli rol oynadığını belirterek, karmaşık çatışmaların çoğu zaman basitleştirilemediği için haber değerinin düştüğünü söyledi.

Yeni olayların takibi ve uzayan savaşların göz ardı edilmesi

Abdurrahman’a göre medya kuruluşları genellikle “yeni olanı” takip ederken uzun süren savaşları gündemden düşürüyor. Her yeni kriz, bir öncekini gölgede bırakıyor. Ancak buna rağmen medya, kamuoyu oluşumu ve uluslararası baskı açısından kritik bir rol oynuyor.

Öte yandan, yoğun medya ilgisinin her zaman savaşların sona ermesine yol açmadığı; hatta bazı durumlarda “haber yorgunluğu” nedeniyle kamuoyunun ilgisinin azaldığı ifade ediliyor. Bu durumun özellikle Filistin-İsrail çatışmasında net biçimde görüldüğü belirtildi.

Rapora göre devletler arası çatışmalar, iç savaşlara kıyasla daha fazla haberleştiriliyor çünkü küresel siyaset ve ekonomik istikrar üzerinde daha geniş etkiye sahipler. Ekonomik etkisi düşük bölgelerdeki çatışmalar ise şiddet düzeyinden bağımsız olarak daha az görünür oluyor.

vefv
Gazze’de yıkım (AFP)

ABD’li medya araştırmacısı Joshua Eko, Batı’nın medya ve iletişim alanındaki hâkimiyetinin bu dengesizliği artırdığını, medya içeriklerinin büyük ölçüde tek tipleştiğini ve küresel eşitsizliği derinleştirdiğini belirtiyor.

Eko ayrıca 1977’de kurulan ve “McBride Raporu” olarak bilinen uluslararası iletişim komisyonuna atıfta bulunarak, Küresel Kuzey ile Güney arasındaki medya dengesizliğinin bugün hâlâ devam ettiğini vurguluyor.

1991’de yaptığı bir çalışmaya göre Batı medyası, özellikle CNN ve BBC, savaşlara ilişkin küresel anlatıyı büyük ölçüde belirliyordu ve bu durum günümüzde de önemli ölçüde değişmedi.

Gazze Savaşı ve Medya eşitsizliği

Reuters Enstitüsü raporuna göre Gazze savaşı yoğun biçimde haberleştirilmesine rağmen, bazı ölümler diğerlerine göre çok daha fazla görünürlük kazanıyor. BBC içeriklerinde bir İsrailli ölü için yapılan haber yoğunluğunun, bir Filistinli için yapılan haberden yaklaşık 33 kat fazla olduğu belirtildi.

Ürdün Gazeteciler Sendikası üyesi Halid el-Kudat ise medya tarafsızlığının pratikte tam anlamıyla mümkün olmadığını, birçok medya kuruluşunun uluslararası siyasi pozisyonlarla uyumlu yayın yaptığını ifade etti.

El-Kudat ayrıca çatışma haberlerinin hem yerel hem uluslararası düzeyde farklı şekillerde çerçevelendiğini, bu nedenle haber dilinde ve yaklaşımlarında daha fazla çeşitliliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.


Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı. Öte yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, 10 günlük ateşkesin ilan edilmesinin ardından ilk kez Beyrut’a dönüşü kapsamında Avn ve Berri ile bir araya geldi. Ancak Issa herhangi bir basın açıklaması yapmadı. Berri ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Washington’ın ateşkesi uzatma yönünde bir çaba içinde olduğunu belirtti, ancak Avn’ın planladığı ‘doğrudan İsrail ile müzakere sürecine’ ilişkin tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Lübnan’ın taleplerine tam anlayış ve destek gösterdiğini belirtti. Avn, Trump’ın İsrail nezdinde girişimde bulunarak ateşkesin sağlanması ve mevcut ‘anormal durumun’ sona erdirilmesine yönelik bir müzakere sürecinin başlatılması için adım attığını, bu sürecin Lübnan devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney bölgeler dahil olmak üzere ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini hedeflediğini ifade etti. Avn, temasların ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması amacıyla süreceğini, bu sürecin geniş bir ulusal destekle yürütülmesi gerektiğini ve böylece müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabileceğini vurguladı.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.