Avrupa kurumları ‘Bulgar şokuna’ hazırlanıyor

Orban’ın düşüşünün ardından Radev’in zaferi, Rusya ve Ukrayna konusunda zorlu soruları yeniden gündeme getiriyor

Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişleri, 20 Nisan 2026 (AFP)
Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişleri, 20 Nisan 2026 (AFP)
TT

Avrupa kurumları ‘Bulgar şokuna’ hazırlanıyor

Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişleri, 20 Nisan 2026 (AFP)
Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişleri, 20 Nisan 2026 (AFP)

Avrupa Birliği (AB), son dönemde birbirini izleyen sürpriz gelişmelerle karşı karşıya; ancak bu gelişmeler her zaman aynı yönde ilerlemiyor. Bunun son örneği, Bulgaristan’ın eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in genel seçimlerde elde ettiği zafer oldu. Radev’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile olan yakın ilişkileri, Ukrayna’ya mali ve askeri destek verilmesine karşı çıkması ve AB ile Rusya arasındaki ilişkilerin yeniden onarılması yönündeki tutumu nedeniyle, bu sonuç Moskova tarafından memnuniyetle karşılandı.

Bu beklenmedik gelişme, Macaristan’da Viktor Orban’ın seçimleri kaybetmesinden yalnızca birkaç gün sonra geldi. AB içinde Moskova’ya en yakın isimlerden biri olarak görülen Orban’ın ardından göreve gelen Peter Magyar, selefinin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden (UCM) çekilme yönünde başlattığı süreci durdurduğunu açıkladı. Magyar ayrıca, UCM’nin kararlarını ve hakkında yakalama kararı bulunan kişilerle ilgili yükümlülükleri uygulama niyetini teyit etti. Bu kapsamda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında çıkarılan yakalama kararına da işaret edilerek, Netanyahu’nun yakın zamanda Orban’ın davetiyle planladığı Macaristan ziyareti gerçekleşirse gözaltına alınabileceği belirtildi.

vfvf
Rumen Radev, Sofya’da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor, 16 Nisan 2026. (Reuters)

Geçtiğimiz pazar günü Bulgaristan’da yapılan seçimler, son beş yılda gerçekleştirilen sekizinci genel seçim oldu. Sandıktan çıkan sonuç, Rumen Radev’e parlamentoda tek başına hükümet kurmasına yetecek mutlak çoğunluğu sağladı. Bu sonuç, son yıllarda Bulgar siyasetinde belirleyici olan koalisyon arayışlarını geride bırakırken, ülkeyi uzun süredir etkisi altına alan siyasi istikrarsızlık ve ekonomik durgunluğun aşılması açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor. Siyasi partiler arasındaki derin çekişmelerin engellediği kalkınma projelerinin de bu yeni dönemde yeniden hız kazanması bekleniyor.

Radev’in, yılın başında cumhurbaşkanlığı görevinden istifa ederek İlerici Bulgaristan Koalisyonu’nun başına geçmesinden bu yana Avrupa’daki ortakları gelişmeleri yakından ve temkinli şekilde izliyor. Yolsuzluk karşıtı protestoların ardından muhafazakâr hükümetin düşmesiyle şekillenen bu süreçte, ABD’de eğitim almış ve Bulgaristan Hava Kuvvetleri komutanlığı yapmış olan Radev’in, Putin ile olan yakın ilişkilerini açıkça dile getirmesi dikkat çekiyor. Radev’in ayrıca, kısa süre önce seçim yenilgisi yaşayan Orban’ın siyasi çizgisini örnek aldığını ifade etmesi de Avrupa başkentlerinde endişe yaratıyor. Orban, 12 Nisan’da yapılan seçimlerde 16 yıllık iktidarını kaybetmiş; bu süre zarfında ülkesini AB içinde Rusya’ya yakın bir çizgiye taşımakla ve Ukrayna’ya yönelik Avrupa desteklerini engellemekle suçlanmıştı.

Orban’ın iktidarı kaybetmesinin ardından Avrupa çevrelerinde oluşan kısa süreli rahatlama ve Ukrayna’ya yönelik yardımların yeniden hız kazanacağı beklentisi, Radev’in seçim zaferiyle gölgelenmiş görünüyor. Zira Radev, Ukrayna’ya mali ve askeri destek verilmesine açık şekilde karşı çıkarken, Moskova ile normal ilişkilerin yeniden tesis edilmesi gerektiğini savunuyor.

vfv
Rumen Radev, Sofya’da düzenlenen Kurtuluş Günü kutlamaları sırasında bir destekçisiyle tokalaşıyor, 3 Mart 2026. (AFP)

Seçim kampanyasını kapattığı mitingde konuşan Radev, Bulgaristan’ın ‘AB içindeki tek Slav ve Ortodoks ülke’ olduğunu söyleyerek, bu konumun Rusya ile ilişkilerin yeniden inşasında kilit bir rol oynayabileceğini savundu. Radev, Bulgaristan’ın coğrafi, ekonomik ve ticari açıdan buna ihtiyaç duyduğunu belirterek, bu sürecin ‘en önemli halkası’ olmayı hedeflemeleri gerektiğini ifade etti.

Radev ayrıca, Bulgaristan ile Ukrayna arasındaki ikili güvenlik iş birliği anlaşmasının iptal edilmesi, AB’nin Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlarının kaldırılması ve Ukrayna’ya askeri yardımların sonlandırılması çağrısında bulundu. Bu yardımların savaşın uzamasına yol açtığını ve Avrupa kaynaklarını gereksiz yere tükettiğini savundu.

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından yaptığı ilk değerlendirmede ise Radev, Bulgaristan siyasetinde hâkim olan durgunluğu yendiklerini, ancak siyasi sisteme duyulan güvensizliğin hâlâ yüksek seviyede olduğunu söyledi. Radev, “Uzun bir yol bizi bekliyor. Bu, güveni yeniden tesis etmek ve toplumsal sözleşmeyi yenilemek için atılmış ilk adım” ifadelerini kullandı.

dsvd
Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişi (AFP)

Avrupa kurumlarında ise hava giderek daha temkinli ve kaygılı bir hal alıyor. Yetkililer, Radev’in parlamentoda elde ettiği geniş çoğunluğun, ona karar alma süreçlerinde büyük ölçüde tek başına hareket etme imkânı verdiğine dikkat çekiyor. AB içindeki bazı çevreler, Radev’in geçen yıl başarısız olan ve Bulgaristan’da reddedilen euro karşıtı girişimini yeniden gündeme getirebileceğinden endişe ediyor. Bulgaristan, yıl başında resmen ortak Avrupa para birimi euroyu kullanmaya başlamıştı. AB Komisyonu’ndan bir yetkili, asıl sürprizin Radev’in Orban örneğini izlememesi ve Kremlin’in siyasi çizgisine mesafe koyması olacağını, aksi durumda Bulgaristan’ın Macaristan’ın yerine Rusya’ya daha yakın yeni bir aktör haline gelebileceğini ifade etti.

Bulgaristan’da geçen yıl boyunca özellikle öğrencilerin öncülük ettiği geniş çaplı protestolar yaşanmış, kamu kurumlarında yaygınlaşan yolsuzluk iddiaları ve muhafazakâr hükümetin istifası talepleri ülkeyi sarsmıştı. Yolsuzlukla mücadele sloganıyla kurulan hükümete rağmen toplumda memnuniyetsizlik artmıştı. Son seçim kampanyası ise yoğun gerilimlere sahne oldu. Seçim sürecinde hile iddiaları, oy satın alma soruşturmaları ve yüzlerce gözaltı gündeme gelirken, taraflar birbirini sert biçimde suçladı. Bağımsız kuruluşlar, Rusya ve Radev lehine olduğu iddia edilen yoğun dezenformasyon faaliyetlerine dikkat çekti. Sosyal medya, kampanyanın ana çatışma alanına dönüşürken, Avrupa kurumlarına yönelik sert eleştiriler ekonomik ve sosyal hoşnutsuzluğun da etkisiyle daha görünür hale geldi.



Ukrayna saldırıları, Kırım’daki krizi derinleştiriyor

Ukrayna ordusunun Kırım'ın Kerç şehrindeki petrol deposunu vurmasıyla tanklar alev aldı (Reuters)
Ukrayna ordusunun Kırım'ın Kerç şehrindeki petrol deposunu vurmasıyla tanklar alev aldı (Reuters)
TT

Ukrayna saldırıları, Kırım’daki krizi derinleştiriyor

Ukrayna ordusunun Kırım'ın Kerç şehrindeki petrol deposunu vurmasıyla tanklar alev aldı (Reuters)
Ukrayna ordusunun Kırım'ın Kerç şehrindeki petrol deposunu vurmasıyla tanklar alev aldı (Reuters)

Ukrayna'nın artırdığı saldırılar nedeniyle Kırım'da kısıtlamalar devreye sokuldu.

Rusya'nın atadığı Sivastopol Valisi Mihail Razvozhayev, Toplu taşımanın ve büyük mağazaların yalnızca belirli saatlerde hizmet vereceğini, bu saatler dışında ise sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyurdu.Geceleri sokak lambalarının çoğunun enerji tasarrufu için kapatılacağını ekledi.

Kırım Spor Bakanlığı da çocuklara yönelik tüm spor faaliyetlerinin, yarışma ve antrenmanların 1 Eylül'e kadar iptal edildiğini bildirdi.

Kremlin'in 2014'te ilhak ettiği Kırım'a atadığı yönetici Sergey Aksyonov, pazar günkü açıklamasında saldırılar nedeniyle en az 4 kişinin öldüğünü, 28 kişinin de yaralandığını söylemişti. Ayrıca akaryakıt satışlarının durdurulduğunu, yakıtın yalnızca bölgedeki temel hizmetlerin sürdürülmesi ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu kamu kurumlarına verileceğini ifade etmişti.

Salı günü Kırım'ın yarısı Ukrayna'nın hava saldırıları nedeniyle elektriksiz kaldı. Guardian'ın aktardığına göre Ukrayna ordusu, bölgedeki demiryollarını ve elektrik tesislerini hedef alıyor.

Ukrayna Güvenlik Servisi'nden (SBU) pazar günü yapılan açıklamada, Kırım ve Krasnodar'daki limanlara, petrol altyapılarına ve hava savunma sistemlerine saldırılar düzenlendiği belirtilmişti.

Kırım Köprüsü'nü korumak amacıyla Rusya'nın konuşlandırdığı S-400 hava savunma sistemine ait dört radar istasyonunun ve iki "Pantsir" hava savunma sistemine ait füze ve topların vurulduğu aktarılmıştı.

Ayrıca Krasnodar'daki Kavkaz Limanı'yla Kerç Boğazı'ndaki "TES-Terminal-1" petrol deposunun da hedef alındığı belirtilmişti.

Rusya Savunma Bakanlığı'ndan bu sabah yapılan açıklamada, ülkenin çeşitli bölgelerinde Ukrayna'ya ait en az 323 drone'un imha edildiği aktarıldı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kırım'daki krize doğrudan değinmese de salı günkü açıklamasında, Ukrayna'nın sivil altyapıya yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını Rus toplumunu "sarsmak" amacıyla kullandığını söyledi.

Londra'deki King's College'dan Michael Clarke, Ukrayna'nın Kırım'ı izole edip muhtemel müzakerelerde koz olarak kullanmayı planladığına dikkat çekiyor

Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ağustosta Alaska'da görüşmüş ancak ateşkese yönelik somut bir adım atılamamıştı. Öte yandan Trump, görüşmenin ardından Donbas bölgesinde toprak tavizleri için Kiev'e baskıyı artırmış, Ukrayna ise buna yanaşmayacağını açıklamıştı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dünkü açıklamasında "Batı'nın Ukrayna'yla arabuluculuk çabalarında başarısız olduğunu" savundu. Alaska'daki zirvenin, ABD'nin "Kiev rejimini yeniden silahlandırmak için zaman kazanmak amacıyla yaptığı bir manevra" olabileceğini öne sürdü.

Lavrov'un yardımcısı Sergey Ryabkov da Beyaz Saray'ı Alaska'da varılan "temel mutabakatlardan" sapmakla suçladı.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan Oleg Ignatov, Trump'ın şubatta İsrail'le birlikte İran'a saldırıları başlatmasıyla Ukrayna cephesinin ikinci plana düşmesinin Rusya'yı hayal kırıklığına uğrattığını söylüyor:

Yapılandırılmış bir diplomatik süreç yok, masada bir anlaşma yok, aslında hiçbir şey yok. Ruslar bu durumdan çok hayal kırıklığına uğradı, Amerikalıların müzakerelere katılmasını gerçekten istiyorlar.

Independent Türkçe, Reuters, EuObserver, TASS, Guardian 


Trump: Macron zaafımı biliyordu

Trump ve diğer dünya liderleri geçen hafta Fransa'nın Evian-les-Bains komününde üç günlük uluslararası forum için bir araya geldi (AFP)
Trump ve diğer dünya liderleri geçen hafta Fransa'nın Evian-les-Bains komününde üç günlük uluslararası forum için bir araya geldi (AFP)
TT

Trump: Macron zaafımı biliyordu

Trump ve diğer dünya liderleri geçen hafta Fransa'nın Evian-les-Bains komününde üç günlük uluslararası forum için bir araya geldi (AFP)
Trump ve diğer dünya liderleri geçen hafta Fransa'nın Evian-les-Bains komününde üç günlük uluslararası forum için bir araya geldi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Versay'a olan "zaafının" farkına vardığını ve kendisini G7 zirvesine katılmaya ikna ettiğini itiraf etti.

Trump ve diğer dünya liderleri, geçen hafta Fransa'nın Evian-les-Bains komünunde üç günlük uluslararası forumda bir araya gelerek Rusya'nın Ukrayna'yı istilası ve İran'daki savaş da dahil süregelen çatışmaları ele aldı.

Başkan, Axios'tan Marc Caputo'ya verdiği ve cuma günü yayımlanan röportajda, Macron'un "G7'ye ev sahipliği yapmada harika bir iş çıkardığını" söyledi ve Fransız liderin kendisini zirveden bir hafta önce davet ettiğini ekledi.

Trump, "'Bana bir iyilik yapar mısın? Paris'e gelir misin? Seni onurlandırmak isteriz' dedi" diye belirtti.

Başkan, "Bunu ulusu onurlandırmak olarak görüyorum. Ama o, 'Seni onurlandırmak isterim' dedi. Ve Avrupa’dan ve dünyanın diğer bölgelerinden pek çok önemli ismi davet etmişti" dedi.

Trump daha sonra, "Aslında gitmeyi düşünmüyordum ama Versay’a zaafım olduğunu biliyordu; orası dünyanın en güzel yerlerinden biri" diye itiraf etti.

Zirve çarşamba günü sona erdikten sonra Trump, Amerika'nın 250. yıldönümünü kutlamak için ABD'nin bağımsızlığını tanıyan 1783 Paris Antlaşması'nın imzalandığı Versay Sarayı'nda görkemli bir akşam yemeğine katıldı.

Trump, Caputo'ya "Bu, her zaman yaptıkları bir şey değil. Anlıyorum. Böyle şeyler yapmazlar. Versay'da akşam yemeği vermezler. Ve harika bir akşam yemeği yedik" dedi.

Akşam yemeğinde Trump, beklenmedik bir şekilde İran'la bölgedeki düşmanlıkları sona erdirecek geçici bir barış anlaşması imzalamıştı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı'nı açmış ve iki ülke kalıcı bir anlaşmaya doğru çalışırken ABD'nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını sona erdirmişti.

Macron çarşamba günü sosyal medyada yaptığı açıklamada, "Bu anlaşma kalıcı barışa önayak oluyor ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına olanak tanıyor" dedi.

Bu, yurttaşlarımız için doğru yönde atılmış önemli bir adım ve yakında enerji fiyatlarında düşüşe yol açacak.

ABD ve İsrail'in şubat sonunda İran'a saldırılar başlatmasının ardından İran'ın önemli petrol yolunu fiilen kapatmasıyla yakıt fiyatları fırladı.

AAA motor kulübüne göre ABD'de bir galon normal benzinin ortalama fiyatı 4,50 dolardan fazlayken 3,93 dolara düştü. Ancak Associated Press'e göre benzinin fiyatı, savaşın başlangıcında bir galonun 2,98 dolara mal olduğu zamana göre hâlâ önemli ölçüde daha yüksek.

G7 zirvesinde sık sık konu dışına kayan konuşmasında Trump, istediği her şeyi elde ettiğini öne sürerek maliyetli savaşı haklı çıkarmaya çalıştı.

Başkan, "Pazar günü İran'la, başarmayı hedeflediğimiz her şeyi, hatta çok daha fazlasını gerçekleştiren bir anlaşmaya vardık. Mevcut çatışmayı sona erdirmek, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak ve İran'ın asla nükleer silah elde etmemesini sağlamak, her şey bununla ilgiliydi" dedi.

Independent Türkçe


Rubio: İran görüşmeleri gelecek hafta İsviçre'ye geri dönecek

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AP)
TT

Rubio: İran görüşmeleri gelecek hafta İsviçre'ye geri dönecek

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AP)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasındaki teknik görüşmelerin, iki taraf arasında imzalanan mutabakat zaptını 60 günlük müzakere süresi içinde nihai bir anlaşmaya dönüştürme çabaları kapsamında, muhtemelen 29 veya 30 Haziran tarihlerinde İsviçre'de yeniden başlayacağını belirtti.

Körfez turu kapsamında Kuveyt'te bulunan Rubio, dün konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Teknik ekip, yanılmıyorsam, ayın 29 veya 30'unda İsviçre'ye geri dönecek" ifadelerini kullandı.

Rubio ayrıca, dünyadaki bütün ülkelerin, İran'ın hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndan geçiş ücreti alma fikrine karşı olduğuna inandığını söyledi. Bakan, "Dünyada Hürmüz Boğazı’nın kullanımı için geçiş ücreti veya tarifeler uygulanmasını destekleyen tek bir ülke bile bilmiyorum" dedi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile salı günü başladığı Körfez turunun ardından dün Kuveyt’e gelen ABD Dışişleri Bakanı, yaptığı diğer açıklamalarda, Washington'un İran ile "iyi ve gerçek bir anlaşmaya" varmaya açık olduğunu vurguladı. Ancak Rubio, Tahran'ın uzlaşmaya yanaşmaması durumunda, Başkan Donald Trump'ın elinde "başka seçenekler" de olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Gelecek müzakerelerin iki ülke arasındaki ilişkilerin en karmaşık konularını ele alacağını belirten Rubio; bu başlıkların İran'ın nükleer programı, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer düzenlemeleri ve halen masada olan diğer bölgesel dosyaları kapsadığını ifade etti.

Müzakerelerin çerçevesi ve temel ilkeler

Washington, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası bir su yolu olduğu gerekçesiyle seyrüsefer serbestisi ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam ediyor. ABD yönetimi, herhangi bir geçiş ücreti veya vergi uygulanmasının uluslararası teamüllere aykırı olduğunu savunuyor.

Rubio, İran'ın Hizbullah'a verdiği desteğin görüşmelerin ilerleyen aşamalarında masaya geleceğini açıkça belirtirken, İsrail ile Lübnan arasında yürütülen müzakerelerin ABD-İran görüşmelerinden tamamen bağımsız, ayrı bir mecra olduğunu kaydetti.

ABD'nin İran ile yürüttüğü müzakerelerde müttefikleriyle "tam bir uyum" içinde hareket edeceğini söyleyen Rubio, Washington'un bu süreçle ilgili kararlarda müttefiklerine danışacağını ve onların güvenliğine zarar verecek hiçbir adım atmayacağını taahhüt etti.

Günün erken saatlerinde, Katar ile birlikte arabuluculuk çabalarına liderlik eden Pakistan tarafından yapılan açıklamada, ABD ile İran arasındaki teknik görüşmelerin önümüzdeki hafta, büyük olasılıkla salı günü yeniden başlayacağı bildirilmiş, ancak yeni turun nerede yapılacağı belirtilmemişti.

 İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile tokalaşırken; ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Jared Kushner, İsviçre’nin Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock tatil beldesinde ABD, İran, Pakistan ve Katar arasında yapılacak dörtlü toplantı öncesinde gelişmeleri takip etti. (AFP)İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile tokalaşırken; ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Jared Kushner, İsviçre’nin Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock tatil beldesinde ABD, İran, Pakistan ve Katar arasında yapılacak dörtlü toplantı öncesinde gelişmeleri takip etti. (AFP)

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andrabi, "Görüşmeler önümüzdeki hafta yeniden başlayacak" diyerek, tarihin pazartesi, salı veya çarşamba günü olabileceğini işaret etti.

60 günlük kritik takvim ve denetim tartışmaları

Siyasi heyetlerin katılımıyla pazar günü İsviçre'de başlayan ilk tur müzakereler, savaşı sona erdirmeyi ve tarafların onayıyla uzatılabilecek 60 günlük bir müzakere süreci başlatmayı amaçlayan 14 maddelik bir mutabakat zaptının imzalanmasının ardından teknik ekiplerce sürdürülmüştü.

Gelecek görüşmeler; İran'ın nükleer programı, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik düzenlemeler ve Lübnan'daki çatışmaların durdurulması mekanizmaları gibi son derece hassas başlıkları içeriyor. Tahran yönetimi daha önce yaptığı açıklamada, ilk teknik turun; yaptırımların kaldırılması, nükleer dosya, yeniden yapılanma ve ekonomik kalkınma ile denetim ve uygulama olmak üzere dört ayrı çalışma grubunun kurulmasıyla sonuçlandığını duyurmuştu.

Bu yeni tur, Washington ile Tahran arasında İran'ın nükleer programına yönelik uluslararası denetimlerin geleceği konusunda tartışmaların arttığı bir dönemde geliyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, İran'ın nükleer tesislerindeki denetimlerin "kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini" vurgulayarak, Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptının, nükleer malzeme ve tesislere ilişkin faaliyetlerin açıkça Ajans'ın denetimine tabi olmasını öngördüğünü belirtti. Grossi, yürütülen tartışmaların şu anda tarihler, prosedürler ve erişim mekanizmaları dahil olmak üzere tamamen operasyonel yönlere odaklandığını ifade etti.

Ancak Tahran, herhangi bir yeni denetim düzenlemesini nihai bir anlaşmaya varılması şartına bağlamaya devam ediyor.