Wennesland’dan Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin derhal durdurulması çağrısı

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Wennesland, güvenlik durumunun çok ‘hızlı ve yoğun bir şekilde’ kötüleştiğine dikkati çekerek ‘toplu eylem’ çağrısında bulundu.

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, dün BMGK’da brifing verdi (Wennesland’ın Twitter hesabı)
BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, dün BMGK’da brifing verdi (Wennesland’ın Twitter hesabı)
TT

Wennesland’dan Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin derhal durdurulması çağrısı

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, dün BMGK’da brifing verdi (Wennesland’ın Twitter hesabı)
BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, dün BMGK’da brifing verdi (Wennesland’ın Twitter hesabı)

Birleşmiş Milletler (BM) Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, şu an İsrail işgali altındaki Batı Şeria'daki güvenlik durumunun çok ‘hızlı ve yoğun bir şekilde’ kötüleştiğine dikkati çekerek, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki tüm yerleşim faaliyetlerini ‘derhal’ durdurması ve ‘toplu eylem’ çağrısında bulundu.

Wennesland, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyelerine ‘Filistin sorunu da dahil olmak üzere Ortadoğu'daki durum’ başlığı altında BMGK’nın 2016 tarihli ve 2334 sayılı kararının uygulanmasına ilişkin 26’ncı raporu hakkında bir brifing verdi. Yaklaşık iki hafta önce yazılı olarak sunulan raporda “İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde ve orta kesimlerinde İsrail ve Filistin tarafında kayıplara yol açan şiddette endişe verici bir artışa tanık olduk” denildi.

24 Haziran'da Batı Şeria'daki Ümmü Safa köyüne yerleşimcilerin düzenlediği saldırının ardından karşı tarafa taş atan bir Filistinli (Reuters)
24 Haziran'da Batı Şeria'daki Ümmü Safa köyüne yerleşimcilerin düzenlediği saldırının ardından karşı tarafa taş atan bir Filistinli (Reuters)

Raporda, ‘Filistinlilerin roket ve patlayıcılarla düzenlediği saldırılara karşı İsrail’in daha fazla gelişmiş silahlar kullanmasından ötürü’ hava saldırılarının, çatışmaların, saldırıların ve Batı Şeria’da ‘alarm verici’ derecede artan şiddet olaylarının devam edeceği uyarısında bulunuldu.

Wennesland, ‘şiddetin durdurması için acilen belirleyici adım atılmazsa, durumun çok daha fazla kötüleşebileceğini’ vurguladı. BM yetkilisi, şiddetin ‘yasadışı yerleşim birimleriyle ilgili son derece rahatsız edici gelişmeler nedeniyle zaten kırılgan olan dinamiklerin değişmesinin yanı sıra İsrail ile Filistin Yönetimi arasındaki ilişkilerde de endişe verici bir bozulmanın yaşanmasıyla’ ortaya çıktığına dikkati çekti.

dfer
Cenin Mülteci Kampı’na düzenlenen saldırının ardından 19 Haziran’da İsrail ordusuna ait askeri araçlar ve İsrailli askerler bölgede devriye gezerken (Reuters)

Wennesland, İsrail'in Cenin Mülteci Kampı’ndaki askeri operasyonunu ve İsrail güçleri ile İslami Cihad ve Hamas hareketleri arasındaki çatışmaları anlatırken işgal altındaki Filistin topraklarında meydana gelen birçok olaya ve çatışmaya değindi.

Bu gelişmelere verilen karışık tepkilere dikkati çeken Wennesland, ‘bazıları şiddeti görmezden gelirken bazılarının ise duydukları büyük endişeyi dile getirdiklerini’ belirtti. Bu tepkiler arasında İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in yasadışı bir ileri karakola yaptığı ziyaret sırasında, yerleşimcileri işgal altında yasadışı olan ek karakollar kurmak için olası tüm tepeleri işgal etme çağrısı da yer aldı.

weg
Itamar Ben-Gvir, 20 Haziran'da Batı Şeria'daki Eli yerleşim birimini ziyaret ederken (Reuters)

Bununla yetinmeyip İsrail ordusunun Filistin kentlerindeki baskınlarını, öldürme ve ev yıkımlarını artırma çağrısı yapan Ben-Gvir, “İsrail topraklarına yerleşmek zorundayız ve aynı zamanda askeri bir kampanya başlatmamız, binaları havaya uçurmamız, teröristleri öldürmemiz gerekiyor. Bir değil, iki değil, onlarca, yüzlerce, gerekirse binlercesini” şeklinde konuştu.

Wennesland, buna karşın Hamas ve İslami Cihad'ın da aralarında olduğu Filistinli gruplar, İsrailli sivillere yönelik Haziran saldırısının 20. yıl dönümünü kutladığını bildirdi.

Yerleşim birimlerinin genişlemesi

Wennesland, İsrail hükümetinin ‘İsrail yerleşim planlarının ilerlemesini hızlandıracak’ ‘önemli değişiklikleri’ onayladığı 18 Haziran da dahil olmak üzere, yerleşim birimlerinin genişletilmesiyle ilgili ‘rahatsız edici gelişmeler olduğunu’ ifade etti. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi Genel Sekreteri Hüseyin eş-Şeyh, söz konusu değişikliklerin onaylanmasının ardından ‘Filistin Yönetiminin uzun süredir beklenen Karma Ekonomik Komite toplantısına katılmayacağı’ açıklamasında bulunduğunu hatırlatan Wennesland, benzer şekilde Fas’ın da bu yaz bakanlar düzeyinde düzenlenmesi planlanan 2. Necef Forumu’nu ertelediğini de sözlerine ekledi.

İşgal altındaki topraklarda artan şiddet döngüsünden ‘büyük endişe duyduğunu’ ifade eden Wennesland, sivillere yönelik her türlü şiddet eylemini kınayarak güvenlik durumunun kötüleşmesini körükleyen ve çatışmanın barışçıl çözümünü baltalayan terör eylemleri de dahil olmak üzere Filistin köylerine sistematik olarak saldıran ve bazen İsrail güvenlik güçlerinin desteğiyle toplulukları terörize eden, çoğu silahlı olan yerleşimcilerin şiddetinin ‘alarm verici’ derecede arttığını vurguladı.

gfrth
İsrail buldozerleri Filistinli Nassar el-Hüseyni'nin Doğu Kudüs'teki evini yıktı, 17 Mayıs (EPA)

Doğu Kudüs de dahil olmak üzere yerleşim yerlerinin sürekli genişlemesinin şiddeti körüklediği ve Filistinlilerin topraklarına ve kaynaklarına erişimini engellediği konusunda uyaran BM yetkilisi, bu genişlemenin ‘işgal altındaki Batı Şeria'nın coğrafyasını yeniden şekillendirdiğini ve gelecekteki Filistin devletinin bekasını tehdit ettiğini’ söyledi. İsrail yerleşim birimlerinin ‘BM kararları ve uluslararası yasaların açıkça bir ihlali olduğunu’ hatırlatan Wennesland, İsrail hükümetine, ‘uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olarak, Filistinlilere ait mülkleri yıkmayı bırakması, Filistinlilerin olası yerinden edilmelerini ve tahliyelerini önlemesi ve tüm yerleşim birimi inşasını derhal durdurması’ çağrısında bulundu.

Güvenlik durumundaki kötüleşmenin ‘son derece tehlikeli’ olduğunu vurgulayan BM yetkilisi, ‘Batı Şeria'daki olayların Gazze Şeridi'ne kadar uzanabileceğini’ belirterek BM’nin göreceli sakinliğin yeniden sağlanmasına ve mevcut kötü gidişatın değiştirilmesine yardımcı olmak için tüm taraflarla iletişim halinde olduğunu söyledi. Wennesland, ‘şiddetin durması için acilen toplu eylem’ çağrısında bulundu.



Lübnan Cumhurbaşkanı Avn: Hiç kimse Lübnan adına müzakere etmiyor

Dün ateşkese varılmasının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mifdon köyünün sakinleri yıkımı inceliyor (AP)
Dün ateşkese varılmasının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mifdon köyünün sakinleri yıkımı inceliyor (AP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn: Hiç kimse Lübnan adına müzakere etmiyor

Dün ateşkese varılmasının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mifdon köyünün sakinleri yıkımı inceliyor (AP)
Dün ateşkese varılmasının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mifdon köyünün sakinleri yıkımı inceliyor (AP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkesinin egemenliğine ve kendi işlerini yönetme konusundaki münhasır hakkına sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulayarak “Her türlü dış yardım memnuniyetle karşılanır; ancak bu, iç işlerimize müdahaleye dönüşmemeli” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Avn, “Kendi adımıza biz müzakere ederiz ve başka hiçbir tarafın bunu bizim yerimize yapmasını kabul etmeyiz” diye konuştu.

Avn, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD Başkanı Donald Trump’ın üst düzey danışmanı Jared Kushner ve Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani'nin katıldığı bir görüntülü görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve tırmanmanın durdurulmasını denetleyecek bir hücre kurulması ele alındı.

Öte yandan ABD Başkan Yardımcısı Vance, “Lübnan'daki ateşkesi denetleyecek bir mekanizma oluşturuldu. Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik bir mekanizma da kuruldu ve İran'ın onu dizginlemesi talep ediliyor” açıklamasında bulundu.

Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgilere göre ateşkes odasının çalışması iki aşamadan oluşuyor. Birinci aşama ateşkesin kalıcı hale getirilmesine ve güvenlik durumunun kontrolün sağlanmasına odaklanırken ikinci aşama İsrail'in çekilme sürecinin tamamlanmasına dayanıyor. Ateşkes odasının çalışma usulü ve yetki alanı ise önümüzdeki iki gün içinde Washington'da düzenlenecek toplantılarda müzakere edilecek.


İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.


Arap ülkeleri, bölgenin istikrarını artıracak bir anlaşma için gerekli koşulların oluşturulmasının önemine vurgu yaptı

Arap bakanlar toplantısı, İran ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladı, (SPA)
Arap bakanlar toplantısı, İran ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladı, (SPA)
TT

Arap ülkeleri, bölgenin istikrarını artıracak bir anlaşma için gerekli koşulların oluşturulmasının önemine vurgu yaptı

Arap bakanlar toplantısı, İran ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladı, (SPA)
Arap bakanlar toplantısı, İran ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladı, (SPA)

Arap Birliği Konseyi’nin, Ürdün’ün başkenti Amman’da dün düzenlenen 165. olağan bakanlar düzeyindeki toplantısında, bölgesel gerilimin azaltılmasının ve İran ile ABD arasında bölgenin güvenlik ve istikrarını güçlendirecek kapsamlı bir anlaşmaya zemin hazırlanmasının önemine vurgu yapıldı.

Toplantıda, İran ile ABD arasında varılan anlaşma da dâhil olmak üzere bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alındı; ayrıca Arap ortak çalışma süreci gözden geçirilerek Arap Birliği’nin yapısının güçlendirilmesi ve çalışma mekanizmalarının üye ülkelerin beklentilerine uygun şekilde geliştirilmesi yolları değerlendirildi.

frefgr
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan toplantıya katıldı. (SPA)

Toplantının sonunda, Bahreyn Dışişleri Bakanı ve mevcut dönem Konsey Başkanı Dr. Abdullatif ez-Zeyani, Arap liderlerin yetkilendirmesiyle Nebil Fehmi’nin temmuz ayı başından itibaren Arap Birliği Genel Sekreteri olarak atanmasının kabul edildiğini açıkladı.

Ez-Zeyani, Fehmi’ye yeni görevinde başarılar dileyerek Arap ortak çalışmasının geliştirilmesi ve Arap meselelerine hizmet edilmesi temennisinde bulundu.

dfrgthyu
Bakanlar, toplantı sırasında Arap ortak çalışma sürecini ele aldı. (SPA)

Bakanlar ayrıca toplantı kapsamında Arap ortak çalışma sürecini de ele aldı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Arap meslektaşlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirerek, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ve ortak ilgi alanındaki bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulundu.