Husi unsurların zenginlik rekabeti, grup liderleri arasındaki yozlaşmayı ortaya çıkarıyor

2014'te başkent Sana'da Husi isyancıların kontrolünün reddedildiği gösterilerden biri (AFP)
2014'te başkent Sana'da Husi isyancıların kontrolünün reddedildiği gösterilerden biri (AFP)
TT

Husi unsurların zenginlik rekabeti, grup liderleri arasındaki yozlaşmayı ortaya çıkarıyor

2014'te başkent Sana'da Husi isyancıların kontrolünün reddedildiği gösterilerden biri (AFP)
2014'te başkent Sana'da Husi isyancıların kontrolünün reddedildiği gösterilerden biri (AFP)

Darbeci Husi unsurlarının nüfuz ve zenginlik için rekabeti, birçok yolsuzluk davasının ve dosyasının ortaya çıkmasına yol açtı. Bu rekabet, son haftalarda, kimlikleri açıklanmasa da yolsuzlukla suçlanan bazı kişileri hesap vermeye sevk etti.

Sana’da 2014'teki darbelerinden bu yana Husiler tarafından yönetilen yolsuzlukla mücadele sektörü tarafından yayınlanan bir denetim raporu, UNICEF'in su ve çevre sektörüne sağladığı hibelerden hayali sözleşmeler mucibince 24 milyon dolara el konulduğunu, Hudeyde’deki es-Salid Limanı’ndan 500 bin dolar değerinde arazi parçalarının satın alındığını ortaya çıkardı. Sana'daki Hezyaz elektrik santralinin bakımını yapan şirketlerden biri için Yemeni İmar ve Kalkınma Bankası’nda 249 bin dolar değerinde garanti belgesinin düzenlendiği belirtildi.

2022'nin ilk altı ayında Kamu Fonları Savcılığına sevk edilen davalardaki zarar miktarının, tespit edilebilen 55 yolsuzluk vakasında 5,7 milyar Yemen riyali ve 5 milyon dolardan fazla olduğu, bu hususta 211 Husi liderinin adı geçtiği tahmin ediliyor.

Gerçek rakamların belirtilen rakamlardan daha yüksek olduğuna dikkat çeken rapor, bilhassa Husi liderler, kendisine sadık yetkililer, çeşitli bakanlıklar, kurumlar, valilikler, müdürlükler ve bölgelerdeki denetçiler tarafından yolsuzluğun yaygın tezahürlerine, rüşvetin kötüye kullanılmasına ve önemli mali ve idari dengesizliklere işaret etti.

SS
Husi darbecilerin kontrolündeki Yolsuzlukla Mücadele Ulusal Yüksek Kurumu (Facebook)

Rapor; başkent Sana'daki vergi sektöründeki Husi denetçileri 2020 ve 2021 yıllarında özel hesaplardan rastgele ödeme yapmak ve vergi mükellefleriyle rüşvet yoluyla uzlaşmakla, Sana’daki Arazi İdaresi ofisindeki emlak satış vergisi tahsilat denetçilerini ve valilik müdürlüklerindeki bazı iş bürolarını en az 600 bin doları zimmete geçirmekle suçladı.

Rapora göre, Sana'nın ajanlarından biri sıfatı bulunan bir Husi lider, başkentin güneyindeki Bayındırlık Departmanından bir Husi lider ve yönetimdeki birkaç mühendis milyonlarca Yemen lirasını zimmete geçirmekle suçlanıyor.

Geçtiğimiz haftalarda, Husi liderlerin karıştığı birçok yolsuzluk davası gündeme gelmişti. Bunlardan bir kısmı, Husi milislerin yetkisi ve yönetimi altındaki gözetim teşkilatlarına ve organlarına yönlendirilmişti. Sana'daki yerel kaynaklar, bunu Husi unsurlar arasındaki zenginlik rekabetinde dikkate değer bir gelişme olarak değerlendirdi.

Sana'daki gümrük idaresini kontrol eden milisler, Nisan ayı sonlarında Hudeyde Limanı gümrüklerinde mali garantilerin tahrif edildiğine dair bir dosyayı yolsuzlukla mücadele sektörüne sevk etmişti.

Yaklaşık iki gün önce 28 kişi kamu malına el koyma, zimmete para geçirme, sahtecilik ve devlet arazilerine el koyma suçları sebebiyle yolsuzluk davalarında uzman Kamu Sandıkları Savcılığı'na sevk edilmişti. Sektör denetçileri, yolsuzluk davalarında muhbirlerin, tanıkların ve uzmanların korunmasına yönelik kılavuzun onaylandığını öne sürdü.

Nisan ayında, bu davalarla bağlantılı 50 sanık devletin çıkarlarına, milli ekonomiye ve milli para birimine zarar vermek, döviz kaçakçılığı, suç gelirlerinin aklanması, gümrük kaçakçılığı, yasa dışı mali işlemler gibi suçlamalarla yolsuzluk davalarında uzman savcılığa sevk edildi. 

FS
2014'te başkent Sana'da Husi isyancıların kontrolünün reddedildiği gösterilerden biri (AFP)

O dönemde bu davalardaki yolsuzluk hacminin 5 milyon 227 bin dolar ve 20 milyon 727 bin Suudi riyali olduğu, 21 milyon 390 bin Yemen riyali ve 2 milyon 567 bin Suudi riyaline el konduğu açıklanmıştı. Yurt içinde ve yurt dışında kaçak zanlıların ve kaçak para ve gelirlerin izlenmesine yönelik prosedürlerin onaylandığı öne sürülmüştü.

Mart ayı ortalarında ise 7 sanığın kamu parasına el konulması dolayısıyla savcılığa sevk edildiği, 620 milyon 560 bin 719 Yemen riyaline ek olarak 14 milyon 110 bin 300 dolar zararın kaydedildiği açıklanmıştı. 636 bin 656 dolar ve 19 milyon 516 bin 538 Yemen riyali tutarında vergi kaçakçılığının gerçekleştirildiği, bu fonların izini sürmek için ihtiyati tedbirler alınarak sanıkların savcılığa sevk edildiği ifade edilmişti.

Başkent Sana'daki kaynaklar, yolsuzluğun faillerinin kimliklerinin Husi liderler arasındaki sızıntılar ile ortaya çıkarıldığına, isimlerin açıklanmadığına dikkat çekti. Husi liderliğindeki konumları göz önüne alındığında bu davaların gizli bir şekilde çözülmesi bekleniyor.

Husi hükümetinde Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanı Gazi Muhsin, Sana Belediye Başkanı Emin Caman’a gönderdiği muhtırada milisler tarafından başkentteki Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Dairesi müdürü olarak atanan Husi lideri Adil Hasan el-Mehdi'nin gerçekleştirdiği yolsuzluk uygulamalarından bahsetti. Bu belgeye göz atan kaynaklar, Mehdi'nin kapsamlı mali usulsüzlükler ile enstitülerin kaynaklarından tahsilat alarak genel müdür haline geldiği, denetimi altındaki enstitülerin gelirlerinden yüzde 7 pay aldığı iddiası yer aldı. 

DSEF
Husi hükümetinde Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanı Gazi Muhsin (Husi medyası)

Kaynaklara göre Mehdi, görevde olduğu beş yıl boyunca, teknik ve mesleki eğitim kurumlarındaki öğrencilerden toplum katılımı adına öğrenci başına 100 ABD doları tutarında yasadışı ücret aldı. Mezunlardan ise yaklaşık 20 dolar alındığı iddia edildi.

Muhsin, Mehdi’yi enstitülerdeki araç, gereç, makine, alet, mobilya ve malzemeleri yağmalamak, bahçelerindeki ağaçları kesip yakacak olarak satmak, eğitim kuruluşlarına kayıtların azalmasına, eğitimcilerin ayrılmasına neden olmakla, boşalan pozisyonlara tanıdıklarını atamakla suçladı.

Kaynaklar, Şabva ilinden olan Muhsin'in bu alanda daha yüksek makamda bulunmasına olmasına rağmen Mehdi'nin karşısında çaresiz kaldığı uyarısında bulundu. Ancak El-Mehdi, Saada'daki darbeci liderler ile akrabalık ilişkileri dolayısıyla Muhsin’i geride bırakıyor.



Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA


"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
TT

"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)

Cezayir-Fransa ilişkileri, dün Fransa'daki Ulusal Terörle Mücadele Birimi Başsavcı Yardımcısı Olivier Christen'in kışkırtıcı bir basın açıklaması yapmasıyla, zaten gergin olan bir kriz ve gerilim dönemine girdi. Bu açıklama, Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in, iki ülke arasında, haklarında idari sınır dışı kararı çıkarılmış düzensiz Cezayirli göçmenlerin kabulü konusunda güvenlik iş birliği ve koordinasyonunun yeniden başlatıldığını duyurmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

 Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)

France Info radyosuna verdiği röportajda Olivier Christen, "devlet terörizmi" olarak nitelendirdiği konularla ilgili devam eden soruşturmalara değinerek özellikle Cezayir, Rusya ve İran'ı örnek gösterdi. Ulusal Terörle Mücadele Savcılığı'nda şu anda bu üç ülkeyi hedef alan sekiz açık "devlet terörizmi" davası bulunduğunu belirtti.

Fransız yargı yetkilisi, Fransa'da yoğun bir şekilde gündeme gelen konulara yanıt verirken, savcılık Bank of America'nın Paris'teki genel merkezine yönelik saldırı planına karışmakla suçlanan dört kişiye dava açtı.

Kristen, “İran devlet terörizmiyle ilgili olarak, şu anda soruşturma altında olan üç vakamız var” dedi ve “başta Rusya ve Cezayir olmak üzere beş vaka daha var” diye ekledi. Devam eden soruşturmaların “aynı mantık çerçevesinde” olduğunu belirten Kristen, “bu yabancı devletler Fransız nüfusuna karşı doğrudan operasyonlar yürütmek yerine, Fransız topraklarında yaşayan muhaliflerini hedef alıyorlar. Fransız nüfusunun açıkça hedef alındığı tek durum İran'dır; İran, özellikle Yahudi topluluğu olmak üzere, düşman olarak gördüğü Fransız toplumunun bir kesimini hedef alıyor” şeklinde açıklama yaptı.

 Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın Cezayirli gözlemcilerden aktardığına göre Cezayir'e yöneltilen suçlamalar ciddi ve gerilimi azaltma çabalarını baltalayarak, tarihi ve siyasi anlaşmazlıkların ateşine benzin dökebilir. Cezayirli gözlemciler, Cezayir'e atıfta bulunarak "devlet terörizmi" teriminin kullanılmasının, ilişkileri geri dönüşü olmayan bir noktaya itebilecek yasal ve medya açısından bir emsal oluşturduğuna inanıyorlar.

Geri dönüşü olmayan bir noktaya

Fransa terörle mücadele savcısı, Fransa'da bulunan ve ülke yetkilileri tarafından hedef alındığı iddia edilen Cezayirli "muhaliflerin" isimlerini açıklamadı; ancak bir yıldır süregelen tartışmaya bakılırsa, bunun Fransız-Cezayir ilişkilerinde "kriz içinde kriz" oluşturan muhalif YouTuber Amir Boukhors ile ilgili olması muhtemel.     

Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)

Nisan 2025'te Fransız savcılar, Paris'te görevli bir Cezayir konsolosluk çalışanını, Nisan 2024'te "Amir DZ" olarak bilinen Boukhors'un kaçırılması ve alıkonulmasıyla bağlantılı olarak "terörizm"le suçladı. Soruşturma süresince gözaltında tutulmasına karar verildi. Geçen hafta, Paris'teki bir soruşturma hakimi, gözaltı süresini bir yıl daha uzattı; bu durum Cezayir'i öfkelendirdi ve iki ülke arasındaki son yakınlaşmayı, özellikle Sahel'deki terörizmle ilgili güvenlik iş birliğine getirilen yasağın kaldırılması konusunda, resmen baltalamakla tehdit etti. Cezayir ayrıca, Fransa'dan sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan vatandaşlarının ülkeye girişini reddetme kararını geri almakla da tehdit etti.

Fransa'nın bu yeni gerilime karşılık olarak, Fransa'daki terörle mücadeleden sorumlu adli makamların başkanının açıklamalarından 24 saat sonra Cezayir tarafından tam bir resmi sessizlik olması dikkat çekicidir.

Herhangi bir acil tepkinin olmaması göz önüne alındığında, gözlemciler Cezayir makamlarının sessizliğinin, özellikle çözülmemiş sorunların birikmesi ve ardı ardına gelen krizleri kontrol altına alma konusunda ortak arzuya dair gerçek bir işaretin olmaması nedeniyle, fırtına öncesi sessizlik olabileceğine inanmaktadır.

Paris ile eski sömürgesi Cezayir arasındaki gelişen anlaşmazlıkları yakından takip eden Cezayirli gazeteci Ali Boukhalef'e göre "Devlet terörizmiyle ilgili bu açıklamalar, özellikle ciddi sonuçları göz önüne alındığında, iki ülke arasındaki gerilimi daha da artıracaktır." Fransız Le Point dergisinin Cezayir muhabiri Adlane Meddi ise Fransız yetkililerin "Emir DZ'nin tarafını seçtiklerini ve şimdi kararlarının sonuçlarına katlanmak zorunda olduklarını" ifade etti.

Cezayir haber sitesi Interlignes ise şu ifadeleri kullandı: "Cezayir ve Paris arasındaki ilişkileri iyileştirme girişimlerinin her biri bir engelle karşılaşıyor. İlginçtir ki, bu engel her zaman aynı kaynaktan geliyor." Ayrıca, Olivier Christen'in devlet terörizmiyle ilgili soruşturmalar, özellikle de Cezayir'i ilgilendiren açıklamalar, "durumu sakinleştirmeye katkıda bulunmayacaktır."

Resmi gerilimi azaltma ile medyanın gerilimi tırmandırması arasındaki fark

Hükümet yanlısı haber sitesi "Algeria 54", Cezayir'in adının İsrail ve Amerikan müttefiki tarafından yürütülen bir savaşla işaretlenen jeopolitik bir bağlama sürüklenmesinin, "Fransız derin devletinin Cezayir'e karşı beslediği açık düşmanlığın bir parçası" olduğunu belirtti. Bu yeni hedef alma olayı, bizi Fransız derin devleti ve sömürge dönemine duyulan nostaljinin kalıntıları tarafından Cezayir halkına ve kurumlarına karşı yürütülen Kara On Yıl'da tanık olunan düşmanlık kampanyalarına geri götürüyor."

Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)

Aynı kaynak şöyle devam etti: “Olivier Christen’in bu bariz ihlali, Cezayir ve halkına yönelik neo-kolonyal modelinin kurbanı olan, ölmekte olan bir Fransız rejiminin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Bu durum Belçika, İsviçre, Portekiz, İspanya ve İtalya gibi diğer Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu'daki devam eden savaşın sonuçları bağlamında Cezayir gazına yönelik artan Avrupa talebine atıfta bulunarak, Cezayir ile ilişkilerini güçlendirme ve sağlamlaştırma çabalarını hızlandırdığı bir dönemde gerçekleşmektedir.”

İronik bir şekilde bu yeni gerilim dönemi, İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in geçen şubat ayındaki Cezayir ziyaretinin olumlu sonuçlar vermeye başladığını teyit ettiği gün yaşandı. Nunez, Fransız BFM TV kanalına verdiği röportajda, Elysee Sarayı'nın Fas'ın Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasının ardından patlak veren ve 18 aydan fazla süren ciddi diplomatik krizin ardından Cezayir ile ilişkilerin "kademeli olarak yeniden başlama aşamasına girdiğini" belirtti.

Fransız yetkili, ikili iş birliğinin omurgasını oluşturan üç stratejik eksen olan güvenlik, adalet ve düzensiz göçle mücadele alanlarında etkin koordinasyonun yeniden başlatılmasını ele aldı. Bu yönde bir açıklama yapan Nunez, "Polis ve adli iş birliğiyle Cezayir ile göç konusunda koordinasyon yeniden ilerlemeye başlıyor" dedi.

Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)

Bu açıklığın aksine, Nunez, Cezayir'de "terörizmi yüceltmek" suçlamasıyla hapsedilen Fransız gazeteci Christophe Gleize'nin davası gibi son derece hassas siyasi dosyaların ayrıntılarına girmekten kaçındı ve bunları "Dışişleri Bakanlığı'nın münhasır yetki alanına giren egemen dosyalar" olarak değerlendirdi.


Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
TT

Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, "Suriye'de akredite edilmiş büyükelçiliklere ve diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı veya yaklaşma girişimini kesin ve kararlı bir şekilde reddettiğini" teyit ederek, bu misyonların "uluslararası hukuk ve diplomatik anlaşmalar kapsamında korunduğunu ve devletler ile halklar arasındaki ilişkilerin sembolü olduğunu" vurguladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA'ya göre bakanlık ayrıca "ülkelere hakaret eden veya sembollerini zedeleyen her türlü slogan veya eylemi kategorik olarak reddettiğini ve kınadığını" ifade ederek, bu davranışın karşılıklı saygı ve uluslararası iş birliği ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Vatandaşların görüşlerini ifade etme haklarına saygı çerçevesinde, Bakanlık, kamu güvenliğinin korunmasına tam bağlılıkla, yürürlükteki yasa ve yönetmelikler çerçevesinde bu hakkın kullanılmasının önemini teyit eder ve istikrarı bozabilecek veya elçilikleri ve akredite diplomatik merkezleri etkileyebilecek veya bunlara yaklaşabilecek her türlü uygulamadan uzak durulmasını şart koşar.”

Bu açıklama, İslamcı bir fraksiyonun destekçilerinin, eski rejime karşı ayaklanma sırasında silahlı bir gruba komuta eden Suriyeli bir liderin tutuklanmasını protesto etmek için Şam'daki BAE büyükelçiliği önünde gösteri düzenlemesinden bir gün sonra yapıldı. Protesto sırasında büyükelçilik binasına taş atıldı.