Lübnan’daki ‘Suriye işgaline’ direnen Samir Caca: Liman patlamasının maliyeti 70 milyar dolar

Samir Caca “Unutmayalım ki patlama bir yana, Lübnan devletinin yurtdışında artık bir imajı yok, ulusal para birimimiz çöktü ve tüm bunlar, her bir eve giren trajediler” dedi

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe
TT

Lübnan’daki ‘Suriye işgaline’ direnen Samir Caca: Liman patlamasının maliyeti 70 milyar dolar

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe

Lübnan ya da Arapların sevdiği tabirle Doğu’nun İsviçre’si, birçok bölgesel ve iç savaşa sahne oldu. Dahası, eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad döneminde doğrudan ve oğlu Beşşar Esad döneminde ise dolaylı olarak gerçekleşen ‘Suriye işgali’yüzünden de uzun yıllardır sıkıntı çekmeye devam ediyor.Ülkenin süregelen istikrarsızlığına sebep olan mezhep temelli sorunlar da hala devam ediyor

Lübnan siyasetinde Şam ve Tahran başta olmak üzere dış odakların kararına bağımlılık sergileyen isimler olduğu gibi, Lübnan Güçleri Partisi’nin ünlü siyasi lideri Samir Caca, nam-ı diğer ‘el-Hakim (Bilge)’ gibi, Lübnan’ın Suriye rejimine, İran’a veya bir başkasına bağımlı olmasına karşı çıkan başka liderler ve isimler de mücadele ediyor

Lübnan dış müdahaleye maruz kaldığında ya da siyasi suikastlar işlendiğinde ‘Lübnanlı Bilge’nin önüne Fransa’ya, Avrupa’ya ya da başka bir ülkeye gidip Lübnan’ın sıkıntılarından uzak yaşamak için birçok göç fırsatı çıktı. Ama o, kalmayı tercih ederek, başta İran destekli Lübnan Hizbullah’ı ve Suriye rejimi olmak üzereLübnan’daki ‘tahripkârlara’ karşı direnmeyi seçti.

Bilge Samir Caca’nın bazı görüşlerine vâkıf olmak için onun Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki ofisinde uzun bir görüşme yapmamız gerekiyordu. Bir fincan Türk kahvesiyle başlayan ve yaklaşık bir saat süren görüşmede Sayın Samir Caca ile Lübnan’daki vaziyet ve bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında sohbet ettik.

“Bizi uzlaşmaktan alıkoyan ortada duran 20 milletvekili”

Bilge’nin en başta Lübnan hakkındaki değerlendirmeleri şöyle:

Lübnan’ın durumu şu an iyi değil. Yedi yıldan beri devam eden kriz koşullarında büyük bir mali ve ekonomik karışıklık ve kargaşa yaşanıyor. Cumhurbaşkanlığı için seçim yapamıyoruz. Sebebi basit: ‘muhalefet ekibinin’ seçim oturumlarını boşa çıkarması. Temsilciler Meclisi Başkanı Berri, oturum çağrısı yaptığında oturum folklorik oluyor, zira Lübnan’da bir adayın ilk turda oyların üçte ikisini alması imkânsız. Halihazırda bu konuda yaklaşık 12 oturum tamamlanmış durumda ve neyazık ki hepsi başarısız. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bile yapılamıyor. Halbuki Lübnan’da vaziyet kötü. Tüm bunlara ‘muhalefet ekseninin’ yolu tıkaması sebep oluyor. Çünkü bu eksen, muhalif adayını iktidara getirmek istiyor. Gerek kendi muhalif adayının cumhurbaşkanı olması gerekse seçim oturumlarını iptal etmesi, hiçbir şekilde tavır demokratik değil.

Bilge, açıklamalarını şu ifadelerle sürdürdü:

Muhalefet ekseni, seçimlerden eskisinden daha zayıf çıktı. Ancak bizi engelleyen şey şu ki Temsilciler Meclisi’nde, saf dışı olduklarını söyleyerek bizimle çatışmaya girmeyi reddeden yaklaşık 20 milletvekili var. Hem de bariz ulusal çatışmanın olduğu bir zamanda… Dolayısıyla yaklaşık bir yıldır muhalefetin kararlı duruş sergilemesine ve cumhurbaşkanlığı mücadelesine en iyi şekilde girmesine rağmen bizi etkin sonuçlara ulaşmaktan alıkoyan etken, ortada duran o 20 milletvekili. Bu milletvekillerinin hakikatin safında olmaları gerekir. Muhalefet ve Lübnan Güçleri olarak biz, uzun ve güçlü çatışmayı sonuna kadar sürdüreceğiz. Çünkü iktidarı tutan eli değiştirmek şart.

Hizbullah’a bir mesaj gönderip gönderemeyeceği sorulduğunda Sayın Samir Caca’nın cevabı şu oldu:

Hizbullah’a seslenmeyeceğim. Çünkü o, dinî bir boyutu olan ideolojik bir parti. Onda işler tam, kapsamlı ve nihai bir şekilde belirlenmiş. Herhangi bir şeyi değiştirmesi de makul değil, zira ezelden ebede çizilmiş bir çizgisi var. Ama ortada duran 20 milletvekiline diyeceğim odur ki, bu çatışma durumlarını iyileştiresiniz diye sizi seçenler adına sizin çatışmanız. Çatışmadan uzak duramazsınız. Nitekim tarih buna dayalıdır. Durumu kurtarmak için yapılabilecek bir şey var da biz yapmadıysak onu bize önerin. Tek umut bu. Bugün tercih ya Hizbullah ve müttefikleri ya da muhalefetin projesidir.

“Liman patlamasının maliyeti 70 milyar dolar”

Bilge, 4 Ağustos 2020’de meydana gelen Beyrut limanı patlamasının, Lübnan’ın son on yılda sahne olduğu birçok felaketten biri olduğunu düşünüyor. Patlamanın mağdurları için adaletin tecelli etmesinin şu an mevcut durum itibarıyla zor olduğuna işaret eden Caca ,“Unutmayalım ki patlama bir yana, Lübnan devletinin yurtdışında artık bir imajı yok, ulusal para birimimiz çöktü ve tüm bunlar, her bir eve giren trajediler” ifadelerini dile getirdi.

Bahsi geçen liman patlaması, yaklaşık 220 Lübnan vatandaşının ölümüne sebep olmakla birlikte yüzlerce kişinin yaralanmasına ve onlarca binanın da yıkılmasına yol açtı. Bilge’ye göre mağdurlar, hayatını kaybeden 220 kişiden ibaret değil. Nitekim “aynı zamanda 4 milyon Lübnanlı şehit ve kamu paralarından, mevduat sahiplerinin varlıklarından, Merkez Bankası ile tüm bankaların kasalarından kaybolan 70 milyar dolar da var; liste böyle uzayıp gider.

Bilge, Lübnan’daki iktidarın, üç yıl önce Lübnan’ı ve dünyayı sarsan patlama konusunda bağımsız bir soruşturma yürütebileceğini düşünmüyor. Soruşturma başlatıldığı ilan edilse de halen elle tutulur bir sonuç olmadığını söyleyen Sayın Samir Caca, konuya ilişkin yorumunu şu sözlerle ifade etti:

“İlk andan itibaren ve 5 günlük bir soruşturmadan bahsedildikten sonra hemen uluslararası bir soruşturma komitesine başvurduk. Çünkü ne iktidara güvenimiz vardı ne de kendimize ve ülkemize. Maalesef ki yargı, iktidar yandaşlarıyla dolu. Hâkim Tarık el-Bitar’la anlaşıldığı gibi, iyi hâkimler halen var, biliyoruz. Ama genel olarak bu yargı, iktidarın elinin altında. Dolayısıyla soruşturma ne zaman ciddi bir şekilde ilerlerse iktidarın müdahil olup durduracağının farkındaydık. Bu yüzden uluslararası bir soruşturma komitesi talep ettik. İlk anda Washington’daki ofisimiz, ABD yönetimiyle iletişim kurdu. New York’taki ofisimiz de Güvenlik Konseyi’ndeki 5 üye ülkeyle temasa geçti. Lübnan’daki Dış İlişkiler Birimi ise Güvenlik Konseyi’ne üye 5 ülkenin büyükelçiliklerine birçok ve periyodik ziyaretlerde bulundu. Amacımız, BM Genel Sekreteri’nden uluslararası bir soruşturma komitesi onayı alabilmekti. Zira o, bu komiteyi oluşturabilir. Ama bunun için iki üç büyük ülkenin yardımına ihtiyacı var.”

Bilge, Beyrut patlaması meselesinde adaletin gerçekleşmesi için ideal yolu ve çözümü ise şöyle tarif etti:

“Ortada bir devlet olması lazım ki biz de esasında bunun için çalışıyoruz. Hizbullah’a, onun müttefiklerine ve mevcut iktidarın bir parçası olmakla birlikte liman patlaması soruşturmasında öne çıkan Özgür Yurtsever Hareket’e dayanan mevcut iktidardaki cuntanın değişmesini istiyoruz. Çünkü bu iktidar kaldığı sürece hiçbir şeyde adalet yok. Ben 4 Ağustos 2020’de cumhurbaşkanlığı koltuğunda olsaydım o patlama gerçekleşmezdi. Zira devlette işler, olması gerektiği gibi yürürdü.”

Suriye rejimi Captagon ve uyuşturucu madde ticaretini devam ettiriyor

Ortadoğu bölgesinin son zamanlarda tanık olduğu bölgesel uzlaşmaların ve özellikle de Suudi Arabistan-İran anlaşmasının olumlu sonuçlar vereceği konusunda pek iyimser görünmeyen Bilge’nin bu konuya ilişkin değerlendirmesi şu şekilde:

“Genel çerçevenin aksine ben, somut bölgesel uzlaşmaların olduğunu düşünmüyorum. Son altı ayda yaşanan her şey, bilhassa Suudi Arabistan ile İran arasında bir nevi havayı soğutma çabası. Yemen’deki gelişmeler bile görece bir ateşkesten ibaret; orada iki taraf arasında kapsamlı bir anlaşma olduğunu sanmıyorum. Lübnan’da İran, Hizbullah’ı finanse etmeye ve silahlandırmaya devam ediyor ve Lübnan’a ilişkin projesini sürdürüyor. Doğrusu, Suudi Arabistan, Lübnan’a karşı bakışını değiştirmedi; cumhurbaşkanı adayının Hizbullah grubundan olmasına halen karşı çıkıyor ve bunun yerine Lübnan devletini inşa etmeye adanmış bir cumhurbaşkanı arzuluyor. Suriye Rejimi Başkanı’nın Cidde’deki Arap Zirvesi’ne katılımından sonra da hiçbir şey değişmedi; halen siyasi yalnızlık halinde ve örneğin Captagon ve uyuşturucu madde ticaretini devam ettiriyor. Özetle ben, Lübnan’a olumlu yansıyan gerçek bir bölgesel uzlaşma olduğu kanaatinde değilim.”

“Hariri’nin liderliği Lübnan’dan bile büyüktü”

Bilge, Lübnan konusunda şu ifadeleri de kullandı:

“Şu an Lübnan’da genel siyasi tablo, iki taraf arasındaki siyasi bir çekişmeden ibaret. İlk hizip, ‘muhalefet ekseni’, ikinci hizip ise çoğunluğu temsil eden tüm diğer taraflar. Bununla birlikte genel olarak Lübnan’da durum, son 30-40 yıldır istikrardan yoksun. Dolayısıyla otorite ile devleti birleştirme yönteminin gözden geçirilmesi gerekiyor. Söz konusu taraflardan hiçbiri, tek başına bir proje yürütemez, çünkü bu mesele tüm Lübnanlıları ilgilendiriyor.”

Bilge, Lübnan’daki Sünni bileşen hakkında da şu ifadeleri dile getirdi:

“Sünni ortak, birkaç parti ve isim aracılığıyla Lübnan’da iktidar paylaşımında bulunuyor. Sünnilerin liderliği, merhum Başbakan Refik Hariri’deydi. Ki onun liderliği, Lübnan’dan bile büyüktü. Bununla birlikte Sünni ortak, güçlü bir varlık sahibi ve temel bir ulusal ortaktır; atlatılamaz ve yok sayılamaz. Lübnan’daki Sünni ağırlık inkâr edilemez.”

“Suriye’nin kararları Rusya ve İran’dan çıkıyor”

Lübnan’dan Suriye’ye geçecek olursak… Bilge, Suriye meselesinde farklı bir bakış açısına sahip. Ona göre “Suriye devletinin bağımsız bir kararı yok. Suriye’ye ilişkin bir karar ya Rusya’dan ya da İran’dan çıkıyor.” Bilge, Suriye-Türkiye ilişkilerine dair de şu yorumu yapıyor:

“Şam ve Ankara arasındaki ilişkilerde bir gelişme olduğunu düşünmüyorum. 2011 yılında başlayan ve bugüne dek çözümsüz bir şekilde devam eden bir Suriye meselesinin varlığını inkâr etmemiz mümkün değil. Tek çözüm, BM’nin 2245 sayılı kararını uygulamak. Ben, Suriye rejiminin gerçekten Arap Ligi’ne döndüğünü de düşünmüyorum. Tüm olan bitenler, somut bir karşılığı olmayan bir dizi dağınık adımdan ibaret. Bunun delili de şu ki pek çok Arap ülkesinin Şam ile ilişkileri birkaç senedir aktif ama halen ortada bir şey yok. Aksine Suriye’deki ekonomik durum, günden güne kötüleşiyor. Beşşar Esed ile ilişkilerin başlatılması hiçbir şeyi değiştirmedi. Ben sanmıyorum ki Suriye rejimi ile normalleşme, Arapların İsrail’le normalleşmesinin yolunu açsın. Bence İsrail ile ilişki kurmak isteyen Arap ülkeleri, bunu zaten yaptı. İsrail’le normalleşen ülkeler de bence bugün İsrail’in sebep olduğu sıkıntılar ve kışkırtmalardan, özellikle de son zamanlarda Batı Şeria’da yaşananlardan ötürü hesaplarını gözden geçirmeye çalışıyorlar. Bölgesel olaraksa, Şam’daki stratejik karar, Moskova ve Tahran’dan ve Bağdat’taki stratejik karar da İran’dan çıkıyor.”

İsrail’le kara ve deniz sınırları çizmemiz farklı”

Lübnan’da İsrail’le deniz ve kara sınırlarının çizilmesi konusunda da görüş bildiren Bilge, deniz ve kara sınırları çizimi arasında ayrım yapıyor ve deniz sınırları çizilme sebebinin kara sınırları çizilme sebebinden farklı olduğunu şu sözlerle vurguluyor:

“İsrail-Lübnan deniz sınırları, doğrudan mali ve ekonomik sebeplerden dolayı çizildi. Kara sınırlarında da ilginç bir şey yok. Bugün Lübnan’ın güneyinde yaşananların, Lübnan’dakinden daha büyük olabilecek askerî olayların başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Nitekim deniz sınırlarının çizilmesi bir şey, kara sınırlarının çizilmesi bambaşka bir şey. Lübnan’da son dört yıldır kaydedilen kötü ekonomik durum, Hizbullah’a olumsuz yansıdı. Bazı beklentilerin aksine ekonomik krizin Hizbullah çevresine yönelik etkisi, diğer Lübnanlı çevreler üzerindeki etkisinden daha büyük oldu. Hal böyle olunca Hizbullah, çıkışı deniz sınırları çizmekte buldu ve Uluslararası Para Fonu (IMF) veya uluslararası kurumlarla uğraşmak yerine 9. ve 2. bloklarda mevcut petrolden maddi olarak yararlanmak istedi. Bu bölgelerden petrol çıkarmak için de İsrail’le deniz sınırları çizilmesi gerekiyordu. Bu, Hizbullah üzerindeki maddi baskıyı hafifletebilir. Kara sınırlarında olup bitenlere gelince; ben bunların İsrail ile İran arasında bir tür gerilim tırmanışı olduğunu düşünüyorum. Sanki Hizbullah’ın, Tahran ile Tel Aviv arasındaki herhangi bir çekişmeye müdahalesi için bir hazırlık gibi.”

Lübnan iç melesinde karar Hizbullah’ta stratejik meselelerde ise karar İran’da

Bilge, bölgesel düzeyde, özellikle İran’ın bölgeye yönelik siyasetine dair de şu düşüncelerini dile getirdi:

Ben İran’ın gerek Lübnan ve Irak’ta gerekse Suriye’de olsun, bölgedeki stratejisinde bir değişiklik yaptığını sanmıyorum. İran’ın son aylarda bölgedeki siyasetinde herhangi bir değişiklik görmedim. Yemen’de bile Husilerden halen elini çekmedi.

Lübnan, Sayın Samir Caca’nın siyasi hayatında temel endişe konularından biri. Ona göre, “Lübnan’ın iç meselelerinde kararların büyük kısmı Hizbullah’a ait. Stratejik meselelerde ise kararı İran alıyor ve Hizbullah, stratejik meselelerde ‘küçük bir memur’ mesabesinde kalıyor. Mesela İran’ın nükleer dosyasına dair hiçbir şey bilmiyor.”

“Çin, Rusya’nın yerini alıyor”

Bilge’ye Lübnan ve bölgeden uzak olarak, özellikle Çin ve Rusya ekseni ile Batı ve ABD ekseni arasında görülen çok kutuplu küresel çatışmayı sorduğumuzda değerlendirmesi şöyle oldu:

“Çok kutuplu dünyada gördüğüm tek değişiklik, Çin’in Sovyetler Birliği ya da Rusya’nın yerini almasıdır. Dünya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bile halen çok kutuplu. Ancak şu an Rusya, daha fazla zayıflarken Çin, daha da güçleniyor. Bununla birlikte ABD, yine aynı ABD. Örneğin ABD, Avustralya, Japonya, Filipinler ve diğerleri, Güney Çin Denizi’nde yaşanan gerilimlerde bir karşıt eksen oluşturdu. Demem o ki eskiye göre köklü bir değişiklik yok. Halihazırda Çin, ABD’den sonra ikinci ekonomik güç kabul ediliyor. ABD’ye ekonomik güçle baskın gelir mi gelmez mi, bilinmez. Ama şu an Çin, Amerika ile yarışacak yeterlikte değil. Bununla beraber ABD, bölgede kısmen gerileme kaydederken kısmen de ilerliyor. Ancak bu, bir bütün olarak güç dengesini etkilemiyor. Gördüğümüz kadarıyla Amerikalılar şu an Suudi Arabistan’la askerî iş birliği ve Mısır ile ortak askerî tatbikatlar gibi adımlar üzerinden bölgedeki askerî varlığını güçlendiriyor ve bu bir, gelgit hareketi.”

Bilge, Amerika’nın Suriye politikası konusunda da şöyle düşünüyor:

“ABD, Suriye meselesinde 2254 sayılı kararı uygulamakta ısrar ediyor. Bu karar uygulanmadığı sürece Amerikalılar, yerel güçleriyle Suriye topraklarında kalacak. Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 35’i rejimin kontrolü dışında. ABD güçleri, bu dengeyi korumak istiyor; hele de askerî maliyeti düşükken (Suriye’de yaklaşık 900 ABD askeri mevcut).”

Bilge, Rusya-Ukrayna savaşının da uzayacağını düşünüyor. Ona göre, “bu savaşta herkesin ayağı kaydı. Rusya, geri adım atamaz. Batı da Rusya’ya istediğini veremez. Dolayısıyla bu krizden çıkış yok.”

“Esed’in Erdoğan’la görüşmek için Türk ordusunun Suriye’nin kuzeyden çekilmesi gibi şartlar koşması komik”

Türkiye’nin son yıllardaki dış politikasına da vâkıf olan Sayın Samir Caca’nın bu konuya ilişkin görüşleri ise şu şekilde:

“Türkiye’nin dış politikasındaki değişiklikler, son birkaç yıldır ortada. Görünüşe bakılırsa bir proje vardı ama geri çekildi. Bu proje, Libya’yı ve Ortadoğu’daki başka yerleri kapsıyor. Ancak Türkiye liderliği anladı ki bu proje, ekonomik açıdan devlet için maliyetli. Bu yüzden bilhassa Türkiye-Mısır ve Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerine yönelik politikasında bir düzenleme yaptı. Şu an Türkiye ile Arap komşuları arasındaki ilişkiler iyiye gidiyor. Doğu Akdeniz meselesi ve Türkiye’nin, ekonomisinin kaldıramayabileceği hırsları gibi konularda anlaşmazlıklar yaşansa da şu an bence Türk ekonomisi, Türkiye’nin halihazırda izlediği siyaseti kaldırır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Beşşar Esed’le görüşme çağrısı yapan sesleri esefle karşılıyorum. Esed’in Erdoğan’la görüşmek için Türk ordusunun Suriye’nin kuzeyden çekilmesi gibi şartlar koşması komik. Herkes biliyor ki Türk ordusu, bir gün çekilecek ama bir zaman çizelgesi ve siyasi bir çözüm kapsamında. Suriyeli sivillerin maruz kaldığı felaketleri ve acıları görenlerin Suriye halkından vazgeçmesi zor. Esed’le herhangi bir görüşme, şarta bağlı olmalı. Siyasi bir çözüm olmadan Türkiye’nin Suriye’den çekilmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorum.”

KISACA Samir Caca...

Lübnanlı Marunilerin önde gelen isimlerinden Samir Caca Lübnan'da Marunilerin desteklediği Lübnan Kuvvetleri'nin lideri. Suriye rejimi ve Hizbullah karşıtı tutumuyla bilinen Lübnanlı politikacıdır.

Samir Caca 25 Ekim 1952'de Beyrut'un Maruni (Katolik Hristiyan Arap) çoğunluklu Ayn Rummane semtinde, Lübnan Dağı bölgesinin Beşiri köyü kökenli bir ailede doğdu. Babası Ferid Caca Lübnan ordusunda subaydı.

İlk eğitimini bölgedeki yerel okullarda alan Semir Caca, ardından Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde ve Saint Joseph Üniversitesi'nde tıp eğitimi gördü. Bu sırada Nisan 1975'te Lübnan'da iç savaş patlak verdi.

Semir Caca Lübnan İç Savaşı'nın başlamasıyla Ketaib Partisi'nin askeri gücüne katılarak iç savaşa katıldı. Ketaib Partisi'nin askeri güçleri 1976'da "Lübnan Kuvvetleri" ismini aldı ve başına Piyer Cemayil'in oğlu Beşir Cemayil (1947-1982) geçti. Bu yeni düzenlemeyle Semir Caca  henüz 24 yaşındayken komutan oldu.

Samir Caca 1982'de Lübnan Kuvvetleri'nin kuzey komutanı oldu. Beyrut'un kuzeydoğusundaki dağlık bölgelerde Dürzilere ve Suriye ordusuna karşı savaştı.

1985'te Samir Caca ve bazı arkadaşları iç darbeyle Lübnan Kuvvetleri'nin yönetimini ele geçirmeye karar verdiler.

Fakat Samir Caca Mart 1985'te gerçekleştirdiği bu darbe girişiminde başarısız oldu. Fakat Lübnan Kuvvetleri Samir Caca'yı önemsediğinden onu ihraç etmedi. Samir Caca bunun üzerine Lübnan Kuvvetleri komutanlarını teker teker ikna ederek Ocak 1986’da gerçekleştirdiği ikinci darbe girişiminde başarılı oldu ve Lübnan Kuvvetleri'nin başına geçti.

Silahlı gücünü Semir Caca'ya kaptıran Ketaib Partisi'nin siyasi kanadından da Semir Caca'ya ciddi sayıda katılan oldu. Böylece Lübnan Kuvvetleri aynı zamanda müstakil bir siyasi partiye dönüştü.

1990'da Lübnan İç Savaşı'nın bitmesinin ardından Lübnan Kuvvetleri ve Ketaib Partisi yeniden birleşti. Fakat 1992'de Ketaib Partisi'nin başkanı olmasına karşı çıkınca Lübnan Kuvvetleri asıl Ketaib Partisi'nin kendisi olduğu iddiasını sürdürerek yeniden Ketaib Partisi'nden ayrıldı.

Lübnan İç Savaşı'nın bitiminde savaş esnasındaki savaş suçlarının affedilmesi kararı alındığından Semir Caca yargılanmadı.

Lübnan İç Savaşı'nı resmi olarak bitiren 1991'deki anlaşma Lübnan'daki partilerin silahsızlandırılmasını istiyor ve ülkeyi Suriye'nin vesayetine bırakıyordu. Samir Caca ilk maddeyi onaylamakla beraber ikinci maddeye karşı çıktı ve bu gerekçeyle savaşın ardından gerçekleşen 1992 seçimlerini "Suriye ordusu ve istihbaratı kontrolünde yapıldığı" gerekçesiyle boykot etti.

Suriye yönetimi Samir Caca'nın liderlik ettiği Lübnan Kuvvetleri Marunilerin en büyük siyasi gücü haline geldiğinden Caca'yı boykottan ve Esed rejimi karşıtı tutumundan vazgeçmeye ikna etmeye çalıştı ama Caca tavrını sürdürdü.

27 Şubat 1994'te Lübnan Dağı bölgesinde Seyyidetu'n-Necat kilisesinde patlayan bir bomba 9 kişinin ölümüne neden oldu. Kilisenin müdavimleri Caca'nın düşmanı olan Maruni Franciye Ailesi'nin destekçileriydi. Bu saldırıda parmağı olduğu gerekçesiyle Caca 21 Nisan 1994'te tutuklandı. Bazı uzmanlara göre bu saldırı Caca'nın tutuklanabilmesi için Suriye rejimi tarafından düzenlenmişti.

Samir Caca müebbet hapse mahkum edildi. Yargılama süreci Batılı çevrelerce adil olmadığı ve delile dayanmadığı gerekçesiyle tepki çekti. Samir Caca 2005'te tahliye olana kadar Lübnan Savunma Bakanlığı'nın bodrumundaki bir hücrede tutuldu.

Semir Caca hapisteyken Lübnan Kuvvetleri parti olarak seçimleri boykotu sürdürürdü ve 1996 ve 2000 seçimlerine bağımsız adaylarını soktu.

Lübnan'da Mart 2005'te Suriye ile ilişkiler düzleminde yaşanan kamplaşmada Samir Caca, Suriye rejimi karşıtı 14 Mart İttifakı'nı destekledi. Partisinin Mayıs-Haziran 2005 seçimlerini boykot etmemesi mesajını hapisten ulaştıran Samir Caca 14 Mart İttifakı altında seçime girilmesi emrini verdi. Bu seçimlerde Lübnan Kuvvetleri 128 milletvekili bulunan Lübnan meclisinde 6 milletvekili elde etti.

Seçimlerin ardından iktidara gelen 14 Mart İttifakı Temmuz 2005'te Samir Caca da dahil çoğu Sünni siyasi tutuklu pek çok ismi tahliye etti. Caca, aktif politikaya devam etti.

Yeni dönemde 1990'da Suriye ile şiddetli bir savaş yaşayan Maruni General Mişel Avn'ın pragmatist biçimde Suriye ve Hizbullah'a yanaşması Marunileri bir kez daha böldü. Mişel Avn'ın 8 Mart İttifakı'nda yer alan partisiyle Samir Caca'nın 14 Mart İttifakı'nda yer alan partisi arasında Maruni yoğunluklu bölgeler de bölündü. İlerleyen seçimlerde Samir Caca Doğu Beyrut'ta, Mişel Avn ise Lübnan Dağı bölgesinde öne çıktı.

Lübnan'da 2005'te başlayan yeni dönemde Samir Caca eski düşmanları olan Sünniler, Dürziler ve Filistinli mülteciler aleyhine dil kullanmaktan sakınarak, Lübnan'ın Suriye'nin nüfuzundan çıkarılması ve 1991 anlaşmasının gereği olarak Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusuna odaklanan söylemler geliştirdi. Marunilerin liderliği konusunda, hapiste bulunduğu yıllarda kaybettiği etkiyi yeniden kazanmak için faaliyetlerini artırdı.

2020'de gerçekleşen Hizbullah güçlerinin denetimindeki Beyrut Limanı patlamasında en ağır hasarı Lübnan Kuvvetleri'nin kalesi sayılan Doğu Beyrut'taki Eşrefiye semti gördü. Samir Caca patlamanın soruşturulmasını talep ederken, Hizbullah soruşturmanın açılmamasında diretti. Lübnan'da patlama soruşturması tartışmasının Lübnan Kuvvetleri ile Hizbullah arasında bir savaşa neden olabilecek şekilde büyüdüğü gözlemleniyor.

Caca, 2021'de Hizbullah ve Esed rejimi tarafından tekrar hedefe oturtulurken, ülkede artan gerilimin merkezindeki rolünü sürdürüyor.

 

Independent Türkçe



Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.


Şam'da alkollü içecek kısıtlamasına karşı oturma eylemi

Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
TT

Şam'da alkollü içecek kısıtlamasına karşı oturma eylemi

Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)

Şam'da yüzlerce Suriyeli dün, yetkililerin alkollü içeceklerin satışını kısıtlama, restoranlarda ve gece kulüplerinde servis edilmesini yasaklama kararını protesto etmek amacıyla sessiz bir oturma eylemi düzenledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre protestocular, sivil toplum aktivistlerinin çağrısı üzerine, sıkı güvenlik önlemleri altında, çoğunluğu Hristiyan olan Bab Tuma mahallesinin meydanına akın etti. Bu eylem, 2024 yılının sonlarında Başkan Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından iktidara gelen yeni yetkililerin kişisel özgürlükleri ihlal edeceğine dair artan endişeleri yansıtıyor.

Protestocular Suriye bayrağı ile Arapça ve İngilizce pankartlar açtılar; bunlardan birinde “Kişisel özgürlük kırmızı çizgidir” yazıyordu.

“Anayasanın maddeleri bir talep değil, bir haktır” yazılı pankart taşıyan 60 yaşındaki üniversite öğretim üyesi Hanan Ası, AFP’ye verdiği demeçte, Suriyelilerin “yoksulluktan yerinden edilmişlere, evsizlere ve mültecilere kadar binlerce unutulmuş sorunu” olduğunu belirterek, “Biz bir inşa aşamasındayız, bölünme aşamasında değiliz” ifadelerini kullandı.

Tartışma, geçtiğimiz aylarda alınan ve özgürlükler konusunda endişelere yol açan bir dizi karar ve önlemin ardından ortaya çıktı; bunlar arasında plajlarda ve havuzlarda «daha mütevazı» kıyafet kuralları ile Lazkiye’de kadın memurların makyaj yapmasının yasaklanması konusundaki tartışma yer alıyor.

Bir komedyen olan Melki Mardanyal (31), Instagram sayfasında yayınladığı videoda, kararı alaycı bir şekilde ele aldıktan sonra programa katıldı ve şunları söyledi: “Komedi, yetkililere karşı elimizdeki hafif bir silahtır ve onların aldığı kararlar, bizim yaptığımız komediden daha çok insanı güldürüyor” diyerek, “insanları meydanlara toplayanın, yetkililerin kararları olduğunu” vurguladı.

Televizyon yazarı Rami Kousa (37 yaşında) ise “Bu kararların amacı, şehrin kimliğini değiştirmek için kamu özgürlüklerini kısıtlayacak benzer kararları geçirmek üzere nabız yoklamaksa, mesaj yerine ulaşmış olmalı” dedi ve “Bu tür kararlar geçmeyecek” vurgusunda bulundu.

Bu protesto, özellikle Suriye'deki azınlıklar arasında endişelerin giderek arttığı bir dönemde gerçekleşiyor; Hıristiyanların endişeleri, haziran ayında Şam'ın Duveyle semtinde bir kilisenin bombalanmasının ardından, temmuz ayında kanlı şiddet olaylarına sahne olan Dürzilerin kalesi Süveyda'ya ve zaman zaman yetkililerle çeşitli sorunlar nedeniyle gerginliklerin yaşandığı ülkenin kuzeydoğusundaki Kürtlere kadar uzanıyor.

Şam Valiliği 17 Mart'ta, mühürlü alkollü içeceklerin satışını çoğunluğu Hristiyan olan üç bölgeyle sınırlayan bir karar yayınladı. Bu bölgeler el-Kassa, Bab Tuma ve Bab Şarki'dir. Karar, alkolün restoran ve gece kulüplerinde servis edilmesini yasaklıyor. Valilik bu kararla, "kamu ahlakını ihlal eden olayları" azaltmayı amaçladığını ve kararın yerel halktan gelen şikayetler üzerine alındığını belirtti.

Hükümetteki tek Hristiyan bakan olan Sosyal İşler Bakanı Hind Kabavat, alkolün Hristiyan bölgeleriyle sınırlandırılmasını eleştirerek, bu bölgelerin "içki ve alkol yerleri değil, Şam'ın kalbi, parlak tarihi ve bir arada yaşama yeri" olduğunu ifade etti.

Valilik dün yaptığı açıklamada, yeni önlemlerin yıllar önce çıkarılan kararnamelerle "uyumlu" olduğunu ve amacının "alkol satış noktalarında yaşanan kaosu" düzenlemeyi amaçladığını bildirdi.

Kararda belirtilen üç alanın, taraflardan hiçbirini incitmeyecek şekilde yeniden değerlendireceğini duyurdu.


Savaş, Hamas’ın yeni bir lider seçimi sürecini aksatıyor

Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
TT

Savaş, Hamas’ın yeni bir lider seçimi sürecini aksatıyor

Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Hamas'ın yeni lider seçimi sürecini altüst etti. Kaynaklar, çeşitli karmaşıklıklar ve ‘bölgedeki güvenlik ve siyasi değişiklikler’ nedeniyle sürecin dondurulmasının planlandığını bildirdi.

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas'ın işlerini bir ‘liderlik konseyi’ yönetiyor. Son iki aydır hareketi yönetecek yeni bir lider seçmek için bir süreç başlatıldı. Şarku’l Avsat'a konuşan Gazze’nin içinden ve dışından Hamaslı dört bilgili kaynak, bölgedeki mevcut durum nedeniyle hareketin başkanlık seçimini geçici olarak askıya alma eğilimi olduğunu aktardı.

Hamas’ın liderliği için rekabet, hareketin yurtdışındaki Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal ile Gazze Şeridi'ndeki muadili ve ateşkes müzakere ekibi başkanı Halil Hayye arasında sürüyor. Hem Meşal, hem de Hayye, Hamas’ın liderlik konseyinde yer alıyor.

Hamas’tan biri Gazze Şeridi içinde, diğeri dışındaki iki kaynak, önümüzdeki günlerde seçimlerin iptal edilmesi ve siyasi büro seçimlerinin bu yılın sonunda yapmayı planlandığını teyit etti.