Mervan el-Bergusi hapis hayatından iktidar koltuğuna mı geçecek?

Fedva el-Bergusi, eşinin devlet başkanlığı seçimlerine aday olmasını umarak serbest bırakılması için uluslararası bir kampanya yürütüyor. Yapılan kamuoyu yoklamaları, onun tüm potansiyel rakiplerini yeneceğini gösteriyor.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Mervan el-Bergusi hapis hayatından iktidar koltuğuna mı geçecek?

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Halil Musa

Tutuklu lider Mervan el-Bergusi’nin eşi Fedva el-Bergusi, kocasının, Filistin Devlet Başkanlığı seçimlerine aday olacağını umduğunu ‘Filistin Mandela’sına Özgürlük’ adı altında bir kampanya başlattı. Fedva, bu kampanyayı 21 seneden uzun bir süredir kocasını hapiste tutan İsrail’e baskı yapıp onu kurtarmak ve uluslararası desteği arkasına almak için yürütüyor.

Fedva el-Bergusi, Filistin halk direnişinin bir sembolü haline gelen kocasını serbest bırakması için İsrail üzerinde uluslararası bir baskı oluşturmak amacıyla Amman, Kahire ve Moskova arasında mekik dokudu. Fedva el-Bergusi’nin Ramallah'taki Filistin Devlet Başkanlığı binasına nazır ofisi yabancı diplomatların uğrak noktası haline geldi. 

Mervan el-Bergusi, El-Fetih hareketinin Merkez Komite üyesi olmasına rağmen, iki yıl önce Nasır Kudve ile iş birliği yaparak hareketin listesinden ayrı bir seçim listesi oluşturdu. Bergusi, yasama seçimleri için Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) listesine dahil edilmedi. Oysa iki ay sonra gerçekleşecek olan Devlet Başkanlığı seçimleri için aday gösterileceği hususu üzerine anlaşma sağlanmıştı. Eşi Fedva ise seçim listesindeki ikinci isimdi. Ancak seçimler Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın ‘İsrail'in Kudüs'teki faaliyetlerini engelleme’ kararıyla ertelendi. Her şeye rağmen Bergusi'nin adaylık umutları halen devam ediyor.

Bergusi, yıllardır düzenlenen anketlerde İsmail Haniye, Halid Meşal, Hüseyin Şeyh, Muhammed Dahlan ve Yahya Sinvar gibi tüm potansiyel rakip adayları geride bırakarak başı çekiyor. Bergusi’ye yakın kaynaklar, Bergusi’nin, gelecek herhangi bir devlet başkanlığı seçiminde kazanan aday olmaya devam edeceğine inanıyor. Kaynaklar ayrıca, El Fetih hareketi özelinde Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın ardından onun yerine kim geçecek diye mücadele edenlerin varlığını sonlandırmak adına Bergusi’nin adaylığı üzerine ittifak edilmesi gerektiğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabai’dan aktardığı habere göre kaynaklar, El Fetih hareketinin halk tabanının, Bergusi’nin adaylığı konusunda hemfikir olduğunu ifade etti. Ancak hareketin liderlerine gelindiğinde mesele farklı bir boyut kazanmakta. Bazıları Devlet Başkanlığı için can atarken, bazıları da tutuklu lideri, daha önceden kazanmış bir adayın yanında bulunup emellerine ulaşmak adına destekliyorlar.

Kaynaklar, Bergusi konusunda neredeyse tam bir fikir birliği olduğu için, bölge ve dünya ülkelerinin, Amman, Kahire ve Moskova örneğinde olduğu gibi Mervan el-Bergusi’nin eşiyle görüşerek onun düşüncelerini ve yönelimlerini öğrenmek istediğine dikkat çekti.

Kahire ziyareti

Fedva el-Bergusi geçtiğimiz Mart ayında Kahire'ye yaptığı ziyaret esnasında Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ile görüşmesi sırasında, Mısır'ı “Filistin’in ulusal lideri ve tüm Filistinli tutukluların serbest bırakılması için kesintisiz bir şekilde ciddi ve etkili çaba göstermeye” çağırdı. 

Fedva el-Bergusi, eşi Mervan el-Bergusi’den Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah Sisi'ye, “Cumhurbaşkanı, hükümet ve halk olarak Mısır'ın, Filistin mücadelesini destekleme konusundaki tutumunu takdir ettiğini” ifade ettiği bir mesaj iletti.

Fedva el-Bergusi mesajında, “Devlet Başkanlığı, yasama ve Ulusal Konsey üyeliği seçim takvimlerinin belirlenmesi, FKÖ'nün yeniden inşası ve geliştirilmesi, Hamas ve İslami Cihad hareketlerinin bu örgüte ve kurumlarına dahil edilmesi gerektiğini” vurguladı. 

Fedva el-Bergusi, Temmuz ayı ortasında, Mervan el-Bergusi'yi “Filistin ulusal birliğinin ve dünyadaki özgürlüğün bir sembolü” olarak tanımlayan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile bir araya geldi.

Ebu Gayt, Fedva el-Bergusi’nin, Mervan el-Bergusi ve tüm tutsakların özgürlüğü adına uluslararası kampanyaların başında gösterdiği çabalar için takdirini dile getirdi. Ebu Gayt, “Bergusi'nin, ifade ettiği Filistin mücadelesi ve kararlılığı, meseleyi dünyanın zihninde canlı tutan şeydir” diyerek konunun ehemmiyetini vurguladı.

Fedva el-Bergusi, Kahire'deyken Mısır istihbarat teşkilatında Filistin ve İsrail dosyalarından sorumlu memurlarla bir araya geldi.

Geçen Temmuz ayının sonunda Fedva el-Bergusi, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi ile Mervan el-Bergusi’nin serbest bırakılması çabaları hakkında görüştü. Daha sonra bakan aracılığıyla Ürdün Kralı II. Abdullah'a bir mektup gönderdi.

Fedva el-Bergusi, ömür boyu hapis cezasına çarptırılan eşinin serbest bırakılması için Moskova'da Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov ile bir araya geldi.

İsrail ise Bergusi’yi “El Fetih hareketine bağlı silahlı gruplar tarafından yürütülen, İsraillilerin ölümüne ve yaralanmasına yol açan operasyonlardan sorumlu” olmakla suçladı. 

Ulusal fikir birliği

Bergusi’ye yakın kaynaklar, Fedva el-Bergusi'nin yurtdışı ziyareti öncesinde Filistin Devlet Başkanı Abbas ile görüştüğünü belirterek, “mevcut çabalarının Devlet Başkanıyla tam istişare ve koordinasyon içinde yürütüldüğünü” kaydetti. Fedva el-Bergusi, “Son zamanlarda bölge ülkeleri, Mervan el-Bergusi’nin Filistin halkının kolektif bilincinde ezici bir varlığı temsil ettiğini fark etti. Bu nedenle, onun fikirlerinin doğasını, ulusal birliğe ulaşma yaklaşımını ve İsrail ile çatışmayı idare etme yollarını bilmek istediler” ifadelerini kullandı.

Kaynaklar, Bergusi’nin birliği sağlama, El Fetih hareketinin kendi içerisindeki ve diğer ulusal, İslami gruplar ile El Fetih hareketi arasındaki anlaşmazlıkları sona erdirme vizyonunu, “Bu ihtilafları tek seferde sonsuza kadar bitirmek için sürekli ve zamansal olmayan çabalar sarf edilmeli” diyerek özetledi. Kaynaklar, Bergusi’nin 2006 yılında elde ettiği ulusal uzlaşma belgesinin “Filistin Hükümeti ve FKÖ de dahil olmak üzere Filistin siyasi sistemini yeniden inşa etmek ve İsrail işgalini sona erdirme vizyonunu kristalleştirecek bir temel olmaya” uygun olduğunu da sözlerine ekledi.

El Fetih hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Racub, Filistin lideri Yaser Arafat ve Devlet Başkanı Abbas'ın, Filistin devriminin kurucu neslinden oldukları için Filistin ulusal hareketinin ruhani babaları arasında olduklarını vurgulasa da Bergusi'nin, Merkez Komite'nin yaşayan tüm üyelerinin önünde olduğunu dile getirdi. Racub, El Fetih'in, Devlet Başkanlığı seçimleri için adayını belirlemesinin merkez komitesine bağlı olduğunu açıklarken daha önce ilan ettiklerinin aksine Bergusi’nin adaylığını desteklediklerini reddetti.

Filistin Politika Araştırmaları ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (Masarat) Araştırma ve Politikalar Müdürü Halil Şahin, “Bergusi’nin yalnızca El Fetih hareketinin değil, aynı zamanda tüm Filistin’in ulusal bir sembolü olduğuna” inanıyor. Şahin, “Bergusi, Filistinlilere Yaser Arafat’ın kişiliğini ve uluslararası arenadaki uygulamalarını hatırlatıyor” dedi.

Şahin, Bergusi’nin karşısına çıkan herhangi bir rakibi yenebileceğini gösteren kamuoyu yoklamaları ışığında, serbest bırakılması dosyasının taşınmasının Devlet Başkanı Abbas'ın ardından koltuğa kimin geçeceği konusundaki rekabet ve mücadele zamanına denk geldiğine dikkat çekti. Şahin, “bölge ülkelerinin Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın halefiyet dosyasıyla ilgilendiğini ve hükümet değişim sürecinin sorunsuz geçmesi için önlem aldıklarını” dile getirdi.



Irak, İsrail'in geçici bir konuşlandırma yaptığını kabul etti

Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
TT

Irak, İsrail'in geçici bir konuşlandırma yaptığını kabul etti

Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)

Irak ordusundan üst düzey bir subay, geçtiğimiz mart ayında Necef Çölü’ne çıkarma yapan gücün, Amerikan silahları kullanan İsrail birlikleri olduğunu itiraf etti. Yetkili, Irak güçlerinin bölgenin tespit edilmesinin ardından derhal harekete geçtiğini ancak 48 saatten kısa bir süre içinde askeri üsse dair herhangi bir ize rastlanmadığını belirtti.

Kerbela Operasyon Komutanı Korgeneral Ali el-Haşimi, dün yaptığı basın açıklamalarında, güvenlik güçlerinin hareketliliği izledikten sonra çıkarma bölgesine hızla ulaştığını ifade etti.

Irak hükümeti daha önce yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin "kimliği belirsiz" bir grupla çatışmaya girdiğini ve söz konusu grubu hava desteği altında geri çekilmeye zorladığını duyurmuştu. Hükümet, halihazırda ülke topraklarında herhangi bir yabancı askeri üs veya gücün bulunmadığını vurguladı.

Gelişmelerin ardından Haşdi Şabi güçleri, Necef ve Kerbela çöllerinin yanı sıra Nuhayb ile bağlantılı güzergâhın güvenliğini sağlamak amacıyla "Egemenliğin Tesisi" adı verilen geniş kapsamlı bir operasyon başlattıklarını duyurdu.


İsrail, Beyrut'un güneyindeki uluslararası karayolunda iki aracı hedef aldı

Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında İsrail insansız hava aracı saldırısının ardından yanan bir aracı söndürme çalışmaları (AFP)
Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında İsrail insansız hava aracı saldırısının ardından yanan bir aracı söndürme çalışmaları (AFP)
TT

İsrail, Beyrut'un güneyindeki uluslararası karayolunda iki aracı hedef aldı

Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında İsrail insansız hava aracı saldırısının ardından yanan bir aracı söndürme çalışmaları (AFP)
Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında İsrail insansız hava aracı saldırısının ardından yanan bir aracı söndürme çalışmaları (AFP)

Lübnan resmi haber ajansının (NNA) haberine göre, İsrail bugün Beyrut’u Güney Lübnan’a bağlayan yoğun trafiğe sahip otoyol üzerinde iki ayrı aracı hedef alan hava saldırıları düzenledi.

Haberde, ilk saldırının başkentin yaklaşık 20 kilometre güneyindeki Ciye kasabasında gerçekleştiği belirtildi. Kısa bir süre sonra, aynı otoyol üzerindeki ikinci bir araç daha İsrail saldırısının hedefi oldu. Henüz resmi bir can kaybı açıklaması yapılmasa da AFP (Fransız Basın Ajansı) tarafından servis edilen görüntülerde, ilk aracın uluslararası yolun ortasında kömürleşmiş olduğu ve kurtarma ekiplerinin ceset torbasına konulmuş bir cenazeyi taşıdığı görüldü.

Kurtarma ekipleri, Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerinde kurbanlardan birinin cesedini taşıyor (AFP)Kurtarma ekipleri, Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerinde kurbanlardan birinin cesedini taşıyor (AFP)

Ateşkes İhlalleri ve Müzakereler

Geçtiğimiz cumartesi günü de aynı bölgede benzer iki saldırı düzenlenmişti. Oysa 17 Nisan’dan bu yana İsrail ile yürürlükte olduğu varsayılan bir ateşkes süreci bulunuyor.

İsrail ordusu bugün, Lübnan’ın güneyindeki Sur bölgesinde yer alan altı kasabanın sakinlerine "tahliye" uyarısını yeniledi ve Hizbullah’ı ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçladı. Bu gelişmelerin, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da başlayacak olan doğrudan müzakerelerin hemen öncesinde yaşanması dikkat çekiyor. Lübnan tarafı, bu müzakerelerde kendisini temsil etmesi için eski Büyükelçi Simon Karam’ı heyet başkanı olarak atadı.

Can Kayıpları Artıyor

Lübnan makamları, ABD’den İsrail’in son günlerde artan saldırılarını durdurması için baskı yapmasını talep ediyor. Şarku’l Avsat’ın Lübnan tarafından paylaşılan verilerden elde ettiği bilgilere göre; ateşkesin başlangıcından bu yana 22’si çocuk, 39’u kadın olmak üzere en az 380 kişi hayatını kaybetti. (Bu sayıya salı gecesi Nebatiye bölgesinde öldürülen 13 kişi dahil değildir). Savaşın başlangıcından (28 Şubat) bu yana en az 200’ü çocuk, 279’u kadın olmak üzere toplam 2 bin 882 kişi hayatını kaybetti.

İnsanlar, İsrail baskınında yakılan aracın etrafında toplandı (AFP)İnsanlar, İsrail baskınında yakılan aracın etrafında toplandı (AFP)

Bölgesel Gerilim

Ortadoğu’daki çatışma dairesi, 28 Şubat’ta İran’a yönelik düzenlenen ortak İsrail-ABD saldırısıyla genişlemişti. Hizbullah, 2 Mart’ta İran lideri Ali Hamaney’in saldırıların ilk gününde öldürülmesine yanıt olarak İsrail’e roket fırlatmış, bunun üzerine İsrail, Lübnan’ın güneyine yoğun hava saldırıları ve kara harekâtı başlatmıştı. Bu süreçte bir milyondan fazla kişi yerinden edildi.

Hizbullah, İsrail ile doğrudan müzakereyi reddetmeye devam ederken; silahlarının müzakere konusu olmadığını vurguluyor ve Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabalarında bulunan İsrail güçlerine yönelik füze ve İHA saldırılarını sürdürüyor.


Hızlı Destek Kuvvetleri’nde ayrılıklar büyüyor... Dağılma süreci mi başladı?

Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri’nde ayrılıklar büyüyor... Dağılma süreci mi başladı?

Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) saflarında dikkat çekici bir ayrılık dalgası yaşanıyor. Bu gelişme, Sudan ordusuyla süren savaşın dördüncü yılına girmesi ve çatışmaların uzun ve karmaşık bir yıpratma savaşına dönüşmesiyle birlikte, örgütün askerî bütünlüğü ve kabile temelli ittifaklarının geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Savana lakabıyla bilinen önde gelen saha komutanı Ali Rizkullah’ın HDK’den ayrıldığını açıklaması, bu sürecin en yeni ve en dikkat çekici halkası olarak değerlendiriliyor. Savana, son yıllarda Darfur ve Kordofan’daki çatışmalarda etkili roller üstlenen önemli saha komutanlarından biri olarak görülüyor.

Savana’nın ayrılığı, son aylarda yaşanan benzer gelişmelerin ardından geldi. Bunların başında “Nur el-Kubba” olarak bilinen Tuğgeneral Nur Ahmed Adem’in ayrılması geliyor. Ayrıca saha komutanı Beşşara el-Huveyre de birkaç hafta önce Kuzey Kordofan’daki HDK saflarından ayrılmış, ancak durumunun boyutları son saatlerde daha net ortaya çıkmıştı. Ondan önce ise “Sudan Kalkanı” güçlerinin komutanı Ebu Akıla Keykel, 2024 yılının sonlarında örgütten ayrılan ilk isim olmuştu.

Gözlemciler, El-Huveyre’nin ayrılığının özellikle askerî açıdan önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bunun nedeni, onun Sudan ordusunun Kuzey Kordofan’daki ana üssü olan El-Ubeyd kentine yakın Bara bölgesindeki konumu. Bölge aynı zamanda Sudan’ın batısını doğu ve orta kesimlerine bağlayan stratejik bir düğüm noktası ve ikmal, yakıt ile savaşçı hareketleri açısından hayati bir geçiş güzergâhı olarak görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Sudan medyasından aktardığı haberlere göre El-Huveyre, tam teçhizatlı 11 ila 15 savaş aracından oluşan bir birlikle Sudan ordusuna katıldı. Bu adım, HDK  liderliğinin etkisini küçümsemeye çalışmasına rağmen örgüte yeni bir darbe olarak değerlendirildi.

Nür el-Kubba’nın geçen nisan ayında ayrılmasının ardından gözler hızla Savana’ya çevrilmişti. O dönemde çatışma bölgelerini terk ederek ülke dışına çıktığına dair haberler yayılmış, ancak Savana daha sonra yayımladığı görüntülü mesajda bu iddiaları yalanlamıştı. Haftalar sonra ise resmen HDK’den ayrıldığını duyurdu.

sdfrvgf
Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan üst düzey subay Nur el-Kubba. (Sosyal medya)

Bilgilere göre Savana, bir süre önce çatışma cephelerinden ayrılarak Uganda’ya, oradan da tedavi amacıyla Hindistan’a gitti. Daha sonra Hindistan’da olduğu tahmin edilen bilinmeyen bir yerden yayımladığı video mesajında HDK2den ayrıldığını açıkladı.

Ta’sis etkisini küçümsüyor

Savana, yayımladığı videoda herhangi bir silahlı tarafı desteklemediğini söylese de Sudan ordusuna yakın kaynaklar, onun kısa süre içinde resmen orduya katılmasının beklendiğini ifade ediyor. HDK içindeki kaynaklar ise yaşananların maddi teşviklerden kaynaklandığını savunarak, ayrılığın ne örgütün yapısı ne de kontrol ettiği bölgelerde yürüttüğü Sudan Kurucu İttifakı – Ta’sis projesi açısından gerçek bir tehdit oluşturmadığını belirtiyor.

HDK içindeki yöneticiler, bazı komutanların ayrılmasının sahadaki güç dengelerini değiştirmediğini, örgütün savaş boyunca ele geçirdiği bölgelerde kontrolünü sürdürdüğünü ve bu komutanlara bağlı saha birliklerinin hâlâ HDK bayrağı altında savaştığını vurguluyor.

Ancak gözlemciler, söz konusu ayrılıkların etkisinin doğrudan askerî boyutun ötesine geçtiğini düşünüyor. Çünkü HDK’nin yapısı büyük ölçüde kabile sadakat ağlarına, yerel ittifaklara ve özellikle Darfur’daki saha komutanlarına dayanıyor.

Merkezi ve katı bir yapıya sahip düzenli orduların aksine HDK, kuruluşundan itibaren aşiret ittifakları ve iç içe geçmiş sadakat ilişkilerine sahip silahlı gruplara dayandı. Bu yapı örgüte hızlı yayılma ve nüfuz oluşturma kapasitesi sağlasa da savaşın uzamasıyla birlikte iç bölünmelere ve değişen sadakatlere karşı daha kırılgan hâle gelmesine yol açtı.

Bu çerçevede, kabile lideri Musa Hilal’in adı öne çıkıyor. Hilal’in, son ayrılıkları dolaylı biçimde teşvik ettiği düşünülüyor. Çünkü ayrılan üç komutan da, HDK’nin temel kabile dayanağını oluşturan Zureykat kabilesinin Mahamid kolundan geliyor.

Yaygın değerlendirmelere göre Sudan ordusuna yakınlığı ve HDK yönetimiyle eski husumetiyle bilinen Musa Hilal, ordu ile ayrılan bazı komutanlar arasında bağlantı kurdu. Özellikle HDK’nin Kuzey Darfur’daki memleketi Mustariha’ya düzenlediği saldırının ardından bu rolünün güçlendiği belirtiliyor. Saldırıda oğullarından biri hayatını kaybetmiş, Hilal de bölgeyi terk ederek ordunun kontrolündeki alanlara geçmişti.

Birçok kişi, Mustariha’ya yönelik saldırının HDK içindeki huzursuzluk ve ayrılık sürecini hızlandıran önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyor. Özellikle Musa Hilal’le tarihsel bağları bulunan kabile grupları arasında hoşnutsuzluğun arttığı ifade ediliyor.

RSF lideri Muhammed Hamdan Dagalu, (Hamideti) geçen hafta Nyala kentinde askerî liderlerle yaptığı toplantıda Nur el-Kubba’nın ayrılığından doğrudan söz etmekten kaçındı. Ancak ordunun ve İslamcı hareketin kendi güçleri içine sızdığını ima etti.

Analistler, ayrılıkların artışını HDK içindeki yönetim biçimine de bağlıyor. Buna göre Hamideti ile örgütün birinci saha komutanı olan kardeşi Abdurrahim Dagalu, karar alma mekanizması ve askerî görevlendirmeler üzerindeki kontrolü büyük ölçüde tekellerinde tutuyor. Bu durum bazı saha komutanlarının dışlandığı yönündeki suçlamaları ve örgüt içindeki kabile gerilimlerini artırıyor.

Gözlemciler, bu ayrılıkların kısa vadede askerî güç dengelerini tamamen değiştirmeyebileceğini, ancak HDK içinde giderek büyüyen bir iç istikrarsızlığa yol açabileceğini düşünüyor. Özellikle Darfur ve Kordofan’daki ikmal hatları ile savaşçı hareketliliğinin etkilenmesi, zamanla örgütün askerî bütünlüğünü ve kabile-siyasi ittifaklarını zayıflatabilir.