Sudan iç savaşı Mısır’ı nasıl etkiliyor?

Mısır, bitecek gibi görünmeyen Sudan iç savaşının yansımaları karşısında hiç de imrenilecek bir durumda değil

Sisi ve Burhan - AFP
Sisi ve Burhan - AFP
TT

Sudan iç savaşı Mısır’ı nasıl etkiliyor?

Sisi ve Burhan - AFP
Sisi ve Burhan - AFP

Amr İmam

Sudan Genelkurmay Başkanı ve Geçici Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüşmek üzere 29 Ağustos’ta Mısır’ı ziyaret etti.

Bu, Burhan’ın, geçtiğimiz nisan ayının ortasında Sudan ordusu ile yarı askerî Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında çıkan savaştan bu yana yurtdışına yaptığı ilk yolculuk.

Sisi, Sudanlı en üst düzey generali el-Alameyn Havalimanı’nda karşılamak istiyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük mücadelelerinden birine sahne olmuş bu ünlü yer, sonraları uluslararası turizm yatırımı için bir cazibe noktası haline geldi. Ayrıca Mısır liderinin Mısır’ın kuzeydoğusundaki sayfiyesi de burada yer alıyor.

Belki de bu, Mısır’ın, Sudan ordusuna verdiği desteğe dair açık bir mesaj ve 63 yaşındaki Generalin Sudan’ın meşru yöneticisi olduğu yönündeki duruşunun bir teyididir.

Bununla birlikte mesele sadece, Mısır’ın Sudan’da yaşanan vahşi savaşta kimi desteklediğiyle alakalı değildi. Kahire’nin, güney komşusu ülkenin daha fazla kargaşaya, parçalanmaya ve dağılmaya sürükleneceği bir senaryonun yaşanmasından yana duyduğu korku da söz konusu.

Sudan’ın savaşa sürüklenmesi ve ülkedeki silah ticaretinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Libya’nın güneyi ile Sahil ve Sahra bölgesinde faaliyet gösteren terörist grupların sızma ihtimali gibi gelişmelerden kaynaklanan tehlikeleri artık tek başına Mısır’ın önlemesi gerekiyor

Burhan’ın uçağının el-Alameyn’e inişinden yaklaşık bir ay önce Kahire, Mısır’ın güney komşusu Sudan’da savaşın patlak vermesinden bu yana yapılan ilk görüşmede Sudanlı isyancı ve sivil hareketlerden oluşan Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin toplantısına ev sahipliği yaptı.

Toplantıya katılanların çabaları; ülkedeki çatışmayı sona erdirmek için ortak bir zemin bulmaya ve barışçıl bir çözüm bulmak için iç ve uluslararası desteği harekete geçirmeye yoğunlaştı.

Bundan birkaç gün önce Sisi, Mısır’ın Sudan’daki savaşı bitirmek için ortaya koyduğu girişime destek için Sudan’a komşu ülkelerin liderlerini bir araya getirmeyi başarmıştı.

Bu girişim, kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını, yardımları ulaştırmak için güvenli insani koridorların inşa edilmesini ve Sudanlı tüm siyasi güçleri ve isimleri içine alan bir diyalog çerçevesi oluşturulmasını hedefliyor.

Burhan’ın 29 Ağustos’ta el-Alameyn’de Sisi ile görüşmesi, yukarıda belirtilen ve hepsi de Mısır’ın Sudan’daki duruma dair artan endişelerini yansıtan çabaların yoğunlaştırılmasının yolunu açtı. Yerel bir analistin de ifade ettiği gibi Mısır’da, bu çatışmanın devam etmesi halinde Sudan’ın küçük bölgelere bölünme ihtimaliyle karşı karşıya kalacağına dair inanç artmaya başladı.

Kahire Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tarık Fehmi, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada durumu şöyle değerlendirdi: “Çatışma, genişlemeye devam ederek Sudan’ın tüm bölgelerine peş peşe ulaşma tehdidi oluşturuyor. Bu, daha önce açıkladığı gibi tüm taraflarla tarafsız bir ilişki kuran ve çatışmanın tüm taraflarıyla konuşan Kahire’de tehlike çanlarının çaldığı anlamına geliyor.”

Geçerli endişeler

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşme boyunca Sisi, Mısır’ın Sudan’la dayanışmasını ve onun güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğü için desteğini vurguladı. Toplantının ardından el-Burhan, Sudan halkının adil ve özgür seçimlerle liderini seçme imkânına sahip olması için savaşı bitirme ve ülkedeki geçiş aşamasını tamamlama isteğini Sudan’a komşu ülkelere dile getirmek için Mısır’da bulunduğunu söyledi.

Birkaç gün geçmedi ki Burhan, Kızıldeniz’in batısındaki sahil kenti Port Sudan’da polislere, bilhassa uzun vadeli bir çatışmanın çıkması haline ülkesinde fiili bir parçalanma ihtimalinden bahsetmekle, Mısır’ın endişelerinin yerinde olduğunu gösterdi. Burhan şöyle dedi: “Hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmazsa Sudan’ı bölecek bir savaşla karşı karşıyayız.”

Foto: Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdülfettah el-Burhan, 28 Ağustos 2023’te Port Sudan’daki Flamingo Deniz Üssü’nü ziyaret etti (AFP)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdülfettah el-Burhan, 28 Ağustos 2023’te Port Sudan’daki Flamingo Deniz Üssü’nü ziyaret etti (AFP)

Sudan ordusu ile HDK arasında bir iktidar mücadelesi şeklinde ortaya çıkan savaş, Sudan’ın büyük bölümünü içine alan kapsamlı bir çatışmaya dönüştü ve yersiz kalan milyonlarca insanın içeride ve dışarıda oraya buraya savrulmasına sebep oldu.

İçeride kanunun olmadığı Sudan, Kahire’deki güvenlik planlamacıları için endişe verici bir korkuyu temsil ediyor. Mısır zaten komşusu Libya’daki sıkıntıların ağır yükünü taşıyor. Nitekim bu batı komşusu ülkeyle bin 100 km’lik ortak sınırı kontrol etmesi lazım.

Sudan’daki savaşın patlak vermesinden önce Sudanlı sınır muhafızları, Mısır ile (toplamda bin 276 km’lik) ortak sınırın bir kısmında devriye geziyor, diğer kısmını ise Mısır sınır muhafızlarına bırakıyordu.

Güvenlik analistlerinin ifadesine göre Mısır’ın, Sudan’ın savaşa sürüklenmesi ve ülkedeki silah ticaretinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Libya’nın güneyi ile Sahil ve Sahra bölgesinde faaliyet gösteren terörist grupların sızma ihtimali gibi gelişmelerden kaynaklanan tehlikeleri artık tek başına önlemesi gerekecek.

Al Majalla’ya konuşan Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Halid Ukaşe (Khaled Okasha) durumu şu ifadelerle değerlendirdi:

“Sudan’daki durum, başta Mısır olmak üzere komşu ülkeler için büyük bir tehlike oluşturuyor. Terörist gruplar genellikle istikrarsızlıktan faydalanır. Sudan’daki uzun savaş da ülkeyi bu grupların varlığı ve büyümesi için verimli bir zemine dönüştürebilir.”

Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı

Sudan’daki savaştan kaynaklanan güvenlik endişeleri, Mısır’ın Filistin Gazze Şeridi’yle ortak sınırlarda yüzleştiği zorluklara da etki ediyor. Bilindiği üzere Gazze Şeridi’nde Sina’daki Mısır ordusuna ve polisine yönelik İslamcı radikallerin saldırılarını körükleyebilecek kaçakçılık ağları faaliyet yürütüyor.

Sudan’ın dağılması ve başarısızlığının Kızıldeniz’de güvenlik sorunlarına yol açıp, Güneydoğu Asya ile Avrupa arasındaki en kısa yol olan Süveyş Kanalı’nda ulaşımı tehdit etmesi de muhtemel. Sudan ordusunun Sudan’ın doğusunda ve özellikle de Port Sudan’da kontrolü yitirmesi halinde Sudan’ın Kızıldeniz’e 750 km’den fazla olan kıyısı, Süveyş Kanalı ya da Babülmendeb Boğazı’nda seyreden gemilere yönelik saldırılar ve korsan faaliyetleri için bir başlangıç noktası olabilir.

Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Süveyş Kanalı’nda yapılıyor. Kanal, Mısır’ın ulusal geliri için vazgeçilmez bir kaynak olmasının yanı sıra, Mısır’ın ekonomik kalkınma planlarında da temel bir unsuru teşkil ediyor.  

Mısır’ın ekonomik projelerinin, Kanalı çevreleyen bölgeyi milyarlarca dolarlık yabancı yatırım çeken ve Mısırlılar için on binlerce iş fırsatı oluşturan küresel bir lojistik, hizmet ve sanayi merkezine dönüştürmeyi hedeflediği görülüyor.

Ocak 2020’de Sisi, güneydoğu sahilinde, Sudan’dan sadece birkaç km uzakta inşa edilen bir deniz/hava üssünün açılışını yapmıştı. Bu üs, Mısır’ın, Kanalın güney girişinde olası sıkıntılardan yana duyduğu endişeyi daha da büyüttü.

Barnis adı verilen üssün inşası, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki ulaşım faaliyetinin Yemen’deki Husi milisler tarafından yüzleştiği tehditlere Mısır’ın gösterdiği bir tepki mahiyetindeydi. Bununla birlikte bazılarına göre bu üs, Mısır’ın bölgesel rakibi Türkiye’nin, Sudan’ın Kızıldeniz’de Mısır’a sadece birkaç km uzaklıktaki Sevakin adasının kontrolünü ele geçirme girişimlerine karşı da bir set görevi görecek.

Ocak 2020’de Sisi, güneydoğu sahilinde, Sudan’dan sadece birkaç km uzakta inşa edilen bir deniz/hava üssünün açılışını yapmıştı. Bu üs, Mısır’ın, Kanalın güney girişinde olası sıkıntılardan yana duyduğu endişeyi daha da büyüttü

BM Göç Ajansı’na (IOM) göre savaş şu ana kadar 4,6 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Bunların 3,6 milyondan fazlası Sudan içindeki daha güvenli bölgelere kaçarken kalan 1 milyondan fazlası ise sınırları geçerek komşu ülkelere gitti.

Komşu ülkelere göç eden bu insanlardan Mısır’ın payına düşen yaklaşık dörtte birdi. Bunlar, zaten Mısır’da yaşayan yaklaşık 5 milyon Sudan vatandaşına eklendi. Sudanlı mülteci akınının artması, ekonomik sorunları derinleştirecek ve güvenlik risklerini artıracaktır.

Bu gelişmeler, Mısır’ın ciddi bir ekonomik krize sahne olduğu bir dönemde yaşanıyor. Söz konusu kriz, Koronavirüs salgınında patlak verdi ve uluslararası pazarda temel emtia fiyatlarının yükselmesine sebep olan ve dolayısıyla Mısır’ı temel ithalatlar da dahil olmak üzere ithalatları için daha fazla ödeme yapmak zorunda bırakan Ukrayna savaşından sonra devam etti.

Nahda Barajı

Sudan’daki savaş, Mısır için büyük bir jeostratejik kaybı da temsil ediyor. Mısır özellikle, Etiyopya’nın Mısır’ın ana kolu olan Mavi Nil üzerinde milyarlarca dolarlık bir hidroelektrik baraj inşa etmesine karşılık, tatlı suların ana kaynağı olan Nil Nehri sularındaki payını koruma mücadelesi veriyor.

Mısır, 4 milyar dolar maliyetindeki Büyük Etiyopya Nahda Barajı’nın inşasının, Mısır’ın Nil sularındaki yıllık 55,5 milyar metreküplük payını büyük ölçüde azaltmasından korkuyor.

Böyle bir şey, su fakiri Mısır’ın ekonomik olarak yıkımına, yüz binlerce dönümlük tarım arazisinin yok olmasına ve 105 milyonu aşkın nüfusun büyük bir kısmının aç kalmasına sebep olabilir.

Geçtiğimiz ağustos ayının sonlarında Kahire’de yapılan son tur da dahil olmak üzere, Etiyopya ile on yıldan fazla bir süredir devam eden müzakereler neticesinde Nahda Barajı’nın rezervuarının doldurulmasına ve barajın tamamlandıktan sonra işletilmesine ilişkin kurallar üzerinde bir anlaşmaya varılamadı.

Mısır her zaman Etiyopya’yı müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olmak ve barajın inşası ile doldurulması konusunda tek taraflı yol almakla suçluyor.

Müzakerelerle geçen bu on yılda Sudan, çoğu zaman Mısır’ın yanında yer aldı. Zira güney komşusu ülke de Etiyopya Barajı nedeniyle ekonomik ve toplumsal bir yıkım ihtimaliyle karşı karşıyaydı.

Sudan’ı parçalayan ve Mısır’ı olası yansımaları karşısında hiç de imrenilmeyecek bir konumda bırakan savaş, yakın zamanda sona erecek gibi görünmüyor. Görünüşe bakılırsa Mısır devletinin halihazırda bu savaşla ve sonuçlarıyla başa çıkmak için tek seçeneği, bir devlet olarak sürekliliğini temin etmek ve halkını korumak için kullandığı diplomatik yollardır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.