Maruni Patriği Rai’nin diyalog konusundaki tutumuna Lübnanlılardan farklı tepkiler

Berri, kendi girişimine bağlı

Maruni Patrikhanesi’nin X platformu üzerinden paylaştığı, Rai’nin (ortada) Avustralya’da çekilmiş bir fotoğrafı
Maruni Patrikhanesi’nin X platformu üzerinden paylaştığı, Rai’nin (ortada) Avustralya’da çekilmiş bir fotoğrafı
TT

Maruni Patriği Rai’nin diyalog konusundaki tutumuna Lübnanlılardan farklı tepkiler

Maruni Patrikhanesi’nin X platformu üzerinden paylaştığı, Rai’nin (ortada) Avustralya’da çekilmiş bir fotoğrafı
Maruni Patrikhanesi’nin X platformu üzerinden paylaştığı, Rai’nin (ortada) Avustralya’da çekilmiş bir fotoğrafı

Maruni Patriği Beşara er-Rai’nin son açıklamaları Lübnan’da farklı tepkilere yol açtı. Öyle ki son açıklamalar, Lübnan’da Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin diyalog girişimine saldırı olarak yorumlanırken, muhalif güçlerin tutumuyla tamamen tutarlıydı. Bazı güçler, bu konuda yorum yapmadan önce Patrik’in seyahatinden dönmesini ve bu konuyu açığa kavuşturmayı beklemeyi tercih etti. Zira, bir aydan kısa bir süre içerisinde Patrikhane, cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi diyalog konusunda farklı tutumlar sergiledi.

Rai, Avustralya’nın Sidney şehrinde düzenlediği basın toplantısında “Söylediklerimizle ilgili bir kafa karışıklığı var. Ben her zaman Meclis Başkanı Berri’nin daveti öncesinde diyaloğun mecliste oylamayla ilgili olduğunu söylüyorum. Diyalog bir seçimdir, uzlaşma ise başka bir seçimdir. Diyaloğu desteklediğimi söylemedim. ‘Eğer diyalog, herkes kabul ettikten sonra gerçekleşirse desteklerim’ dedim. Bugün Meclis seçim sürecinde ve seçimlerde de diyalog içerisindeler” açıklamasında bulundu.

Rai’nin bu tutumu, başta Lübnan Kuvvetleri ve Ketaib olmak üzere muhalefet güçlerinin tavırlarıyla büyük ölçüde tutarlı.

Güçlü Cumhuriyet Bloğu üyesi Milletvekili George Okais, Rai’nin yaptığı açıklamanın, ‘bulanık sularda balık tutmaya çalışanların ve Maruni Kilisesi ile egemen Hıristiyan muhalefeti arasındaki anlaşmazlıklar hakkında konuşanların önünü kapattığını’ söyledi. Okais, “Patrik, özellikle Lübnan’daki bir önceki vaazında sarf ettiği sözlerin Meclis Başkanı Berri’nin diyalog girişimini benimsediği şeklinde yorumlanıp tasvir edilmesinden sonra, tüm bu insanları hayal kırıklığına uğrattı” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Okais, “Bu sayfanın çevrilmiş olması gerekiyor. İster içeride ister dışarıda diyalog çağrısı yapan tarafların, bu diyaloğun gerçekleşmeyeceğini, yapılması durumunda direniş partileri arasında olacağını anlamaları gerekiyor. Çünkü bu ülkeyi kurtarmak, kurumlar düzenli çalışmadan ve başka hiçbir şey yapmadan, açıklanan adaylardan birine oy vermedikçe gerçekleşemez. Bu noktada adayımız eski Bakan Cihad Azur’a ya da Fransız Temsilci Jean-Yves Le Drian’ın son ziyaretinde önerdiği, kapıyı açık bıraktığımız üçüncü seçeneğe bağlılığımızı teyit ediyoruz. Ancak ne yazık ki diyalog çağrısı yapan muhalefet grubu, şimdi üçüncü bir seçeneğe yönelme ihtimalini baltalayan, adayına bağlılığını ilan eden, dolayısıyla çağrısını yaptığı diyaloğun yapılabilirliğini inkâr eden gruptur” ifadelerini kullandı.

Okais: “Diyalog tamamen dağıldı”

Okais, “Bazılarının diyalogu reddederek engellemeden muhalefeti sorumlu tutma girişimi tamamen başarısız oldu. Cumhurbaşkanının seçilmesi için art arda açık oturum çağrısı yapmaktan başka çözüm yok. Aksi takdirde cumhurbaşkanının seçilmesi sürecini engelleyen Meclis Başkanı Berri olacaktır” dedi.

Cumhurbaşkanı seçilmesine yönelik dış girişimler hakkında ise George Okais, “Başından beri, cumhurbaşkanı seçimine katkıda bulunmak için tüm diplomatik görevlere temkinli yaklaştık. Bu noktada iki görüş var. Birincisi; başkanlık seçimlerinin İranlılar ile Amerikalılar arasında büyük bir çözümün parçası olacağı yönünde. Bu talihsiz bir durum ve biz buna karşı çıkıyoruz. Çünkü konuşmamızın başından beri cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Lübnan’ın bir iç meselesi olduğunu vurguluyoruz. Bir diğer görüş ise Lübnan’daki mevcut durum ve ciddi krizlerin, cumhurbaşkanlığı seçimlerini uluslararası anlaşmalara bağlamayan bir anlayışla ve bölge için yeni bir haritayla gerçekleştirmemizi gerektirdiği eğilimidir. Bir noktada iki görüş arasında şanslar eşitti. Daha sonra bugün ilk görüş ortaya koyulmadan önce Le Drian’ın misyonuyla ilgili ikinci görüş ortaya koyuldu ve bu çok tehlikeli” dedi.

Şii İkili

Şii İkili’nin kaynakları, Rai’nin diyalogla ilgili çelişkili tavırları karşısında şaşırdıklarını söylerken, “Bazı veriler, onun konuşmasında bir değişiklik olduğunu ve onu söylediklerini söylemeye iten özel bir bağlam olduğunu söylüyor. Bu da onun gerçek tavrını öğrenmek için Lübnan’a dönüşünü beklemeyi gerektiriyor” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, “Sonuçta Patrik, bir parlamento bloğunun başkanı değil. Meclis Başkanı Berri’nin davetine yanıt verecek temsilci ve blokların çoğunluğunu elde edersek diyalog oturumları önümüzdeki ay yapılacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Berri’ye yakın kaynaklar, girişimine bağlı olduğunu belirtirken, “Bunun esasen yurt içi ve yurt dışında var olan tek ciddi girişim olduğunu göz önünde bulundurarak, Beşli Komite’den güçlü bir ekibin bu girişimi ve cumhurbaşkanı seçimine yönelik diyaloğu desteklediğini ekliyorum” dedi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada “Moderatörlüğünü Meclis Başkanı ve yardımcısının üstleneceği bu diyaloğun tamamlanması için bugün iki kat çaba sarf ediliyor” dedi. “Mekanizmaya gelince, blokların ve mezheplerin tam temsili garanti altına alınacak. Gündem, bilindiği üzere, cumhurbaşkanlığı seçimleri olan tek bir maddeyi içerecek. Süre, 7 günü geçmeyecek, ardından birbirini takip eden oturumlarda cumhurbaşkanının seçilmesi için açık bir oturum izlenecek” diyen kaynaklar, katılımcı blokların çoğunluğunun diyaloğu kabul etmesi durumunda, yani yaklaşık 100 temsilcinin diyaloğu kabul etmesi halinde, bunun gerçekleşeceğine dair hiçbir şüphenin kalmadığını dile getirdi.

Kaynaklar, diyaloğa Beşli Komite’den dengeli bir ekibin destek vereceği yönündeki konuşmalarını, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Victoria Nuland’ın geçici Başbakan Necib Mikati ile yakın zamanda yaptığı görüşme sonrasında belirttiği iddiaya dayandırıyor. Nuland, “Washington, bir cumhurbaşkanının seçilmesine yönelik her türlü Lübnan- Lübnan diyaloğunu destekliyor” dedi.

Özgür Yurtsever Hareket’in tavrı

Özgür Yurtsever Hareket’in Berri’nin diyaloğuna katılım konusundaki tavrı hâlâ kararsız. Hareketin siyasi organı, dün yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleşmesi için, cumhurbaşkanlığı meselesi, dönemin programı ve cumhurbaşkanının özellikleri ve belirli bir zaman ve mekân açısından sınır olmalı. Bu, alışılmışın dışında, bir başkan ve bir ast olmadan bunun yerine tarafsız bir yönetimle yapılmalı. Üzerinde mutabakata varılan reform programı temelinde reformist bir cumhurbaşkanının seçimine ulaşmak için karar alıcı partilerin liderleri arasında ikili, üçlü ve çok taraflı istişareler ve tartışmalar şeklini almalı. Diyaloğun sonucunu, üzerinde anlaşmaya varılan kişinin ya seçileceği ya da önerilen adaylar arasında demokratik bir şekilde rekabet edeceği, tek kayıtlı açık bir seçim oturumu izlemeli” dedi. Bu tutum, Berri’nin başkanlığını yaptığı genişletilmiş diyalog yerine ikili ve üçlü diyalog çağrısında bulunan muhalefetin tutumuna daha yakın görünüyor.

Öte yandan Hizbullah Merkez Konseyi üyesi Şeyh Nebil Kavuk, “Meclis Başkanı Berri’nin girişimi, ülkeyi kurtarmak ve başkanlık yetkisini kurtarmak için gerçek bir fırsatı temsil ediyordu. Onlar bunu engellemek için çalışmaktan gurur duyuyorlar” ifadelerini kullandı.

Kavuk, “İç ve dış girişimlerin başarısızlığı bir meydan okuma ve yüzleşme başarısı değil, bir kınama ve milli bir günahtır” dedi.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”