Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Geçtiğimiz 15 Nisan’da Hartum’a yönelik saldırının ve de savaşın patlak vermesinden bu yana Afrika’da yaşanan bu gelişmelerin bölgesel ve uluslararası manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar sürüyor

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault
TT

Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Emced Ferid Tayyib

Sudan’da geçtiğimiz 15 Nisan’da Korgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Hamideti lakaplı Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaş çıkmasından bu yana bu savaşın bölgesel ve uluslararası siyasi manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar yapılmaya devam ediyor. Bu bağlamda en çok gündeme getirilen ve en belirsiz dosya, Rusya’nın Sudan’daki varlığı ve oradaki savaşın tarafları ile ilişkisinin boyutu.

Bu meseleye dair söylentiler ve tartışmalar, Rus askerî Wagner grubunun kurucusu Yevgeniy Prigojin’in Sudan’daki savaşın patlak vermesinden birkaç gün sonra yaptığı açıklamanın ardından artış göstermişti. Prigojin bu açıklamada kendisini çatışmanın iki tarafı arasında bir arabulucu olarak ortaya attı ve Hartum’da barışın sağlanması için her ikisiyle de olan iyi ilişkilerinden faydalanılmasını teklif etti. Bu açıklama CNN kanalının, Wagner’in, HDK’nin silahlandırılması ve komşu Libya’dan karadan havaya füzelerle takviye edilmesi işinde parmağı olduğuna dair duyurusuyla aynı zamana denk geldi. Kanal bu duyurusunu uydu görüntüleriyle de teyit etti. Wagner’in kurucusu da Moskova yakınlarında öldürülmeden birkaç gün önce Afrika’da Hamideti’nin elçileriyle bir araya gelmişti.

Rusya’nın tarihî nüfuzu

Bu savaşı ele alırken Rusya’nın Sudan’da resmi ve gayri resmi olarak artan nüfuzunun gidişatını izlemek gerekiyor. 2015 yılından itibaren dikkat çekici bir şekilde artmaya başlayan bu nüfuz 2017 yılında, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Rusya’yı ziyaret edip Soçi şehrinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le buluşmasıyla zirveye ulaştı.

Bu buluşmada Beşir, onun nitelemesiyle ABD’nin kendi rejimine yönelik düşmanlığıyla başa çıkmak için Rusya’dan doğrudan himaye talep etti. Ayrıca Putin’e, Rusya’nın Afrika’ya ve Kızıldeniz’e açılan bir kapısı olarak Sudan’ın kullanılmasını teklif etti. Nihayetinde Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rus güçlerine ait lojistik bir deniz üssünün inşa edilmesi üzerinde anlaşmaya varıldı.

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti. Konuya ilişkin açıklamada şu ifadeler yer alıyordu:

“Rusya Devleti kurumlarıyla hiçbir bağlantısı olmayan Rus özel güvenlik şirketleri, halihazırda Sudan’da faaliyet gösteriyor. Bu şirketlerin görevi, Sudan Cumhuriyeti’ndeki askerî kadroları ve kolluk güçlerini eğitmekten ibarettir.”

Daha sonra Rusya, Nisan 2019’da Beşir rejimini deviren Sudan devriminin eğilimlerinden duyduğu memnuniyetsizliği gizlemedi ve Sudan’da ordu ve güvenlik kurumlarındaki etkinliğini geri kazanmak için sabırla çalışmaya devam etti. Şu an savaşan Burhan ile Hamideti’ye bağlı güçlerin 25 Ekim 2021’de geçiş hükümetine karşı yaptığı askerî darbeyle de bu hedefine ulaştı.

Prigojin’in hayal kırıklığı

Örneğin Rusya Federasyonu Anayasal Mevzuat Komitesi Başkanı Andrei Klishas, Beşir’in Nisan 2019’de devrilmesini ‘şiddet yoluyla ve anayasaya aykırı bir iktidar değişimi’ şeklinde niteledi. Bilindiği üzere Wagner grubu, devrim sırasında Beşir rejimine destek sunmuştu. Daha sonra sızdırılan gizli raporlara göre Prigojin, Beşir’in göstericilere karşı son derece temkinli tutumundan duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi ve bu durumu Beşir’in, Rusya’nın kitlesel protestoları kontrol altına almak için ‘küçük ama kabul edilebilir can kayıplarına’ razı olmanın gerekliliğine dair tavsiyesine kulak vermemesine bağladı.   

Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya desteği durmadı.

Wagner’in Beşir rejimi için hazırladığı sızdırılmış bir belgede Aralık Devrimi’ne karşı mücadele kapsamında; rejimi devirme çağrısına ilişkin hukuki kavramın genişletilmesi, izinsiz toplantılar düzenlemeye ve bunlara katılmaya yönelik cezanın ağırlaştırılması, muhalifler hakkında yurtdışına casusluk yapma suçlamalarının yayılması, bağımsız medya organlarına baskı uygulanması, rejim yanlısı söylemi yaymak üzere medyanın sahte bilgi kaynaklarıyla doldurulması, resmî hükümet kutlamalarını aynı yerde gerçekleştirmek suretiyle protesto ve gösteri noktalarının işgal edilmesi, duyurulan gösterilerden bir gün önce ana koordinatörlerin ve protesto liderlerinin tutuklanması gibi öneriler yer alıyor.

Bu öneriler, Beşir’i kurtarmak için işe yaramasa da 25 Ekim Darbesi iktidarı, bu önerileri benimseyerek harfiyen uyguladı. Wagner’le olan güvenlik iş birliğinin Ekim 2021’den sonra sıkı bir şekilde devam etmesi ya da yeniden tesis edilmesi de bunun göstergesi.

Önce ordu

Beşir’in düşmesinden sonra ve geçiş döneminin başlamasından önce siviller ile ordu arasında yaklaşık dört ay devam eden müzakere sürecinde Rusya, Sudan’da askerî otoriter bir yönetimin kurulması yönündeki eğilimleri desteklemeyi sürdürdü. Örneğin Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin onlarca göstericinin rejim güçleri tarafından öldürüldüğü 3 Haziran 2019 kıyımını kınamasına engel oldu. Söz konusu kıyım, iktidarın sivillere devredilmesi çağrısında bulunmak için ordu karargâhı önünde devam eden barışçıl oturma eyleminin dağıtılması esnasında yaşanmıştı. Rusya’nın BM Elçisi Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, BM’nin önerilen karar taslağını ‘dengesiz’ şeklinde niteledi.

fvrbe
23 Kasım 2017’de Soçi’deki buluşmada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda) eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken (AFP)

Bundan iki gün sonra Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, kendi deyimiyle Sudan’a yönelik dış müdahaleleri kınadı. Daha sonra Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya verdiği destek durmadı. BM Güvenlik Konseyi’nde, sivil Başbakan Abdullah Hamdok’un talebi üzerine BM Sudan’da Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) kurulması için yapılan istişareler sırasında Rusya, bu misyonun kurulması kararında, Hamduk’un ilgili talebi için 27 Ocak 2020’de BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği mektuba herhangi bir atfın yapılmasını istemedi. Zira Moskova, talep edilen misyonun daha güçlü bir şekilde yetkilendirilmesi üzerine düşünmek için Güvenlik Konseyi’ne daha geniş bir siyasi alan tanıyan mektuba itiraz eden askerî bileşenin tutumunu benimsiyordu. Ordunun uzlaşmazlığı ve hem Rusya’nın hem de Çin’in Güvenlik Konseyi’nde ordunun tutumunu desteklemesi sonucunda, 27 Mayıs 2020 tarihinde Güvenlik Konseyi kayıtlarına Document S/2020/77 etiketiyle geçen ilk mektup geri çekildi ve böylece BM Güvenlik Konseyi’nin 3 Haziran 2020’de UNITAMS misyonunun kurulmasına ilişkin 2524 (2020) sayılı kararının çıkarılmasının yolu açıldı.

Basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Mereo Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’ye ait muhtemel bağlantılarla değiştiriyordu

Misyonun yetkisi makul düzeyde yeterliydi. Yine de ilk mektubun beklentilerini karşılayamadı. Bunun ardından Rusya, bu makama aday kişinin Sudan ordusunun desteğine sahip olması gerektiğini öne sürerek yeni misyon için başkan seçimini onaylamayı birkaç ay boyunca geciktirdi. Bu da UNITAMS’ın kurulmasından sonra yedi aylık ve misyonun henüz başkanı tayin edilmeden önce Sudan’da etkin bir şekilde konuşlandırılmaya başlamasından sonra da üç aylık bir zaman boşluğuna yol açtı.   

Altın ve Sovyet bayrağı

O zamandan 25 Ekim 2021 darbesine kadar olan dönemde Rusya, Sudan’daki nüfuzunu ve ittifaklarını yeniden tesis etmek için sıkı bir şekilde çabaladı. Bu çabanın çeşitli biçimleri vardı, ama en belirgin olanı, altın arama alanından HDK ile yapılan ekonomik iş birliğiydi. Son yıllarda HDK ile Wagner arasında altın arama faaliyeti için kurulan ortaklıklar, Rusya Merkez Bankası’nda büyük altın rezervlerinin oluşmasına katkı sağladı. Bu, Ukrayna’daki savaşın sonuçlarıyla yüzleşmesi bağlamında Moskova için oldukça önemli bir şey. Nitekim 2021 yılında Suriye’deki Lazkiye Havalimanı yoluyla Sudan’dan Rusya’ya, oradan da Rusya Federasyonu’ndaki Chkalovsky Hava Üssü’ne altın kaçırmak için yaklaşık 16 Rus seferi gerçekleşti. Bu uçuşlar, Rus Silahlı Kuvvetleri’ne ait kimlik numaralarıyla kayıtlı uçaklarla yapıldı. Sudan’da yoğun bir korumayla çevrelenen ortak maden sahalarının üzerinde eski Sovyetler Birliği’ne ait eski bir bayrak dalgalanıyor. Ayrıca basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Meroe Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’nin muhtemel bağlantılarıyla değiştiriyordu.

Bunun yanı sıra Wagner grubunun M-Invest adıyla bilinen yatırım kolu da Meroe Gold üzerinde kontrol sahibi. Şirketin 2017 yılında Sudan Şirketler Genel Sicil Memuru tarafından verilen tescil belgesine göre M-Invest, şirket hisselerinin yüzde 99’una sahip ve üç üyeden oluşan yönetim kuruluna da Rusya vatandaşı Mikhail Potepkin (M-Invest’in Bölge Müdürü) başkanlık ediyor. Geri kalan yüzde 1’lik hisse ise şirketin yönetim kurulunun diğer iki üyesi olan bir Sudan vatandaşı ile Michael Litvinov adlı bir Rusya vatandaşı üzerine kayıtlı.

Meroe Gold’un yabancı yatırım şirketlerinin kaydı ve işletimi alanında karmaşık Sudan bürokrasisini devrik Beşir rejimindeki en üst makamların bu şirkete sağladığı sürekli kolaylıklar sayesinde olağanüstü bir hızla aşması dikkat çekici. Nitekim 12 Ağustos 2018’de Sudan Cumhurbaşkanlığı İşleri Bakanı Fazl Abdullah Fazl, Maden Bakanı Muhammed Ahmed Ali’ye Beşir’in, altın atıklarını işlemesi için Meroe Gold şirketine ruhsat verilmesi yönündeki talimatını bildirdi. Halbuki yabancı şirketlerin bu sektörde faaliyet göstermesi yasaktı. Söz konusu talimat, Sudan hükümetinin Sudan’ın doğusundaki Cubeyt (Gebeit) bölgesinde yer alan imtiyaz bloğundaki (A3) yüzde 30’luk hissesinden feragat edilmesini de içeriyordu. Meroe Gold’a ayrıca, Güney Kordofan, Nil Nehri ve Kızıldeniz eyaletlerindeki altın atıklarını işleme izninin yanı sıra, Kızıldeniz’deki R570 bloğu ile Nil Nehri eyaletinde yer alan Abu Hamad’daki 28 bloğunda da altın arama hakkı verildi.

Beşir’in, cumhurbaşkanlığının son zamanlarında Sudan hükümetinin Kızıldeniz eyaletindeki altın madenciliği sektöründe sahip olduğu hisselerin şirkete devredilmesini emrettiğini de bilhassa belirtelim. Bilindiği üzere Meroe Gold, başka alanlarda çalışmak için kendisine bağlı birkaç şirketi kaydettirerek faaliyet alanını genişletti. Meroe Tarımsal ve Hayvani Üretim (12 Ağustos 2018), Meroe Bitkisel Yağ Üretimi (2 Aralık 2018) ve Meroe Maden Atıklarını İşleme (19 Şubat 2019) söz konusu şirketler arasında yer alıyor.

Hamideti’nin rolü

Bu noktada Meroe Gold’un kurulmasından önce Rus şirketlerinin altın arama alanında Sudan hükümetiyle ortak projelere girdiğini belirtmekte fayda var. Rusya uzun bir zamandır gözlerini Sudan’ın altın kaynaklarına dikmişti. Temmuz 2015’in sonlarında Beşir’in de katıldığı bir törende altın madenciliği için Siberian şirketine Kızıldeniz ve Nil Nehri eyaletlerinde imtiyaz sözü verdi. Sudan Maden Bakanı Ahmed Sadık el-Keruri, şirketin bu iki yerde 1,70 trilyon dolar piyasa değerinde 46 bin ton altın rezervi keşfettiğini duyurdu. Söz konusu şirketle yapılan sözleşmeye göre bu değerin yüzde 25’i şirkette kalacak, geri kalanı da Sudan hükümetine bırakılacaktı. Siyasi tüketim için kullanılan bu rakamlar, uzmanlar ve halk tarafından geniş çapta bir sorgulama konusu oldu, bu da Beşir hükümetini daha sonra bu rakamlardan vazgeçmek zorunda bıraktı.

Bundan önce 2013 yılında Rus şirketi Kosh, Sudan’da maden arama faaliyetleri için kaydedilmiş ve kendisine Kızıldeniz’deki 30 bloğunda altın arama hakkı verilmişti. 2014 yılında hükümetle ortak bir proje çerçevesinde Kosh, 2016 yılına kadar yıllık yaklaşık 200 bin metrik ton altın atığını işlemek için Al İttihad Altın İşleme Tesisi’ni kurdu.   

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığına göre Kosh, HDK Komutanı Hamideti’nin ailesinin sahip olduğu ve başkanlığını yardımcısı ve kardeşi Abdurrahim’in yaptığı Al Junaid şirketinin ana ortağı olarak faaliyet yürütüyor. Temmuz 2017’de bu Rus şirketi, Kızıldeniz’deki 30 bloğunda kendisine verilen ruhsatın yanı sıra 14 yeni blokta altın aramak için Al Junaid şirketiyle ortak olduklarını duyurmuştu.

Daha sonra devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in 2017’deki Rusya ziyareti sırasında, Rus şirketi Kosh’a Sudan’da altın arama faaliyetleri için belirtilmemiş sayıda ek blok verilmesine ilişkin bir anlaşma imzalandı. Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev ile yapılan ortak açıklamada bu duruma, bu şirketin Rusya için Sudan’da sahip olduğu stratejik önemini yansıtacak şekilde işaret edildi. Aynı açıklamada Wagner’e bağlı M-Invest grubuna da benzer arama hakları verildiği duyuruldu. Kosh sözcüsü tarafından yapılan açıklamada şirketin Al Junaid şirketiyle olan ortaklığının, Al Junaid’in ‘yerel yetkililer ve polisle anlaşmasını ve aynı şekilde arama bölgelerinden mayınların temizlenmesi için uzman askerî birimlerle çalışmasını’ içerdiğine işaret edildi. Bu, HDK birimlerinin yerel sakinlerin kendi bölgelerindeki arama faaliyetlerinin çevresel ve ekonomik etkilerine karşı yaptığı protestoları kontrol altına almak için birkaç defa gönderilmesine bir kılıf oluşturdu.

Sudan’ın ötesinde

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı. Kosh ile Al Junaid gruplarının ortak faaliyetleri, Sudan’ın yanı sıra Nijer, Mali, Çad, Orta Afrika ve Libya’yı da kapsıyordu. Nisan 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç gün sonra HDK’nin ikinci adamı Abdurrahim Hamdan Dagolo, beraberinde Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Cemal Ömer ile Moskova’ya gitti ve burada Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin ile bir araya geldi. Hedef, askerî bileşenin her iki tarafının da Rusya ile daha önce yapılan anlaşmalara bağlılığı konusunda güvence vermekti. O zamandan sonra Moskova, Sudan’daki nüfuzunu geri kazanmak, askerî bileşeni takviye etmek ve bu bileşenin iktidarı ele geçirip sivilleri devirmeye dönük darbeci eğilimlerini beslemek için sabırla çalıştı ve Ekim 2021 darbesiyle de hedefe ulaşıldı.

Buna ek olarak Rusya, askerî bileşeni desteklemek amacıyla Sudan kamuoyunu yanıltmaya çalıştı. 25 Ekim darbesinden önce Facebook, Sudan’ı hedef alan ve Sudan kamuoyunu yanıltmak, askerleri desteklemek, sivillerin imajını çarpıtmak ve ordunun iktidara el koyması için çağrıda bulunmak üzere faaliyet yürüten iki sahte sayfa ağını (2,8 milyondan fazla takipçiye sahip yaklaşık bin 100 sayfa) kapattığını açıkladı. Bu ağların Rusya ve özellikle de Rusya İnternet Araştırmaları Ajansı (IRA) ile bağlantılı olduğu öğrenildi.

Aynı şekilde Wagner de Sudanlıların gözünde Rusya’nın imajını düzeltmek için büyük çaba sarf etti. Mesela Nisan 2021’in ortalarında grup, başkentin banliyölerindeki yardıma muhtaç ailelere gıda malzemeleri dağıtmak için kampanyalar düzenledi. Bununla beraber üzerinde ‘Rusya’dan Sevgilerle’ ve ‘Yevgeniy Prigojin’den Bir Hediye’ yazılı Rus bayrakları da dağıtıldı. Bu kampanyanın görselleri de sosyal medya platformlarında sistematik olarak ve geniş çapta yayıldı.

Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı

Ekim 2021’deki darbenin başarılı olmasından sonra darbe lideri Abdülfettah el-Burhan’ın medya karşısına ilk kez Rus Sputnik kanalında çıkması şaşırtıcı değildi. Burhan bu röportajda, Rusya’nın Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssü inşa etmesi için yapılan ve sivil Başbakan Abdullah Hamdok hükümeti tarafından dondurulmuş olan anlaşmanın yürütülmesi konusundaki kararlılığını teyit etti.

Daha sonra 23 Şubat 2022’de yani Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasından bir gün önce darbe liderinin yardımcısı Hamideti, Moskova’yı ziyaret etti ve Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini desteklediğini duyurarak, “Tüm dünyanın, Rusya’nın halkını savunma hakkına sahip olduğunu anlaması gerektiğini” ifade etti. Sekiz gün süren bu ziyaretten döndükten hemen sonra da Hamideti, Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rusya’ya ait deniz üssü inşası planlarını desteklediğini açıkladı.

Bu, bilhassa Burhan’ın Batı ile yakınlaşma ve hükümetine uluslararası desteği yeniden sağlama çabası bağlamında Rusya’ya olan desteği açıklamaktan kaçınmasından sonra, Burhan ile Hamideti arasında Moskova’yı etkilemeye yönelik bir rekabet gibi göründü. Bu, Hamideti’nin, Rus deniz üssünün kurulmasını desteklemek suretiyle Rusya ile olan ilişkisini pekiştirmesine imkân tanıdı.

Stratejik bir üs

Bu noktada söz konusu üs ile Moskova’nın Suriye’nin Tartus limanında inşa ettiği üssün, Rusya’nın bölgesel sınırları dışında sahip olduğu tek iki deniz üssü olması kayda değer. Bilindiği üzere bu üssün hem Babülmendep Boğazı’na hem de Süveyş Kanalı’na yakın olması, Rusya’ya küresel petrol ihracatını izleme konusunda belirgin bir ayrıcalık ve geniş çaplı bir uluslararası çatışma çıkması halinde bu ihracata müdahale etme imkânı tanıyor. Dahası bu üs, Rusya’nın Kızıldeniz’deki varlığını tesis ediyor ve Doğu Akdeniz’deki varlığını güçlendiriyor.

Rusya Devlet Başkanı, lojistik görevler için bir kara ekibinin yanı sıra nükleer enerjiyle çalışan dört savaş gemisini içerecek şekilde bu üssün inşaatının Kasım 2020’de başlatılması talimatını vermişti. Ancak Abdullah Hamdok başkanlığındaki geçiş hükümeti, Batı’yla ilişkilerini iyileştirme çabalarının bir parçası olarak Nisan 2021’de üssün inşasına ilişkin anlaşmayı dondurdu. Ardından 25 Ekim darbesinden sonra üsse dair görüşmeler yeniden başladı ki bu, Rusya’nın bu darbeye destek verdiğinin kanıtlarından biriydi. Ayrıca Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı.

Rusya yanlısı İslamcılar

Askerî bileşen, darbeden sonra Rusya ile ilişkilerini pekiştirmeye devam etti. Bu doğrultuda 3 Ağustos 2022’de Dışişleri Bakanlığı Vekili Defullah el-Hac Ali, Beşir döneminde oluşturulmuş olan Sudan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Arasında Siyasi İstişare Komitesi’nin onuncu oturumuna katılmak üzere Rusya’ya gitti. Daha sonra, yine Beşir döneminde oluşturulan Rusya-Sudan Hükümet Komisyonu’nu canlandırmak için 15 Ağustos’ta Sudanlı resmî bir heyet Moskova’yı ziyaret etti. Bu ortak toplantılar, iki ülke arasında madencilik, petrol arama ve enerji gibi çeşitli alanlardaki ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesiyle sonuçlandı. Darbeci hükümetin, Burhan ile Hamideti’nin sivil hükümete darbesinden sonra dış yardımların durdurulmasının sonucunda 4,4 milyar dolara varan ekonomik kayıpları telafi etmek için Moskova’ya yönelme kararı aldığı açıkça görülüyordu. Bu Moskova’yla yakınlaşma yönelimi, İslamcı kadroların kitleler halinde bilhassa Dışişleri Bakanlığı’ndaki kamu hizmetine dönmesiyle aynı zamana denk geldi. Nitekim Ocak 2022’den bu yana 102 İslamcı kadro, diplomaside yeniden görevlendirildi. Bu diplomatlar, Batı’ya karşı Rusya’yı ve Çin’i destekleme konusunda idmanlıydı.

Aynı şekilde geçen yılın başlarında BM Sudan misyonunun görev süresinin uzatılmasına dair müzakereler esnasında Rusya ve Çin, darbe hükümetinin, misyonun görev süresinin, yetki kapsamında özlü bir değişiklik olmadan teknik olarak uzatılması yönündeki tutumunu destekledi. 25 Ekim darbesinden sonra misyonun yetki süresinin yenilenmesine dair ilk öneri, askerî darbeyi ve güvenlik güçleri tarafından barışçıl göstericilere karşı uygulanan şiddeti kınıyordu. Aynı şekilde Darfur’daki şiddet eylemlerinin yinelendiğine dikkat çekerek, darbenin sebep olduğu krizi bitirecek siyasi bir süreç çağrısında da bulundu.

Rusya’nın askerî yönetime verdiği destek, bir kez daha kararın ilk versiyonunun bozulmasına yol açtı ve bu da Haziran 2022’de Güvenlik Konseyi’nin 2022 tarihli 2636 sayılı kararının çıkarılmasına sebep oldu. Bu kararda misyonun yetki tanımında, Sudan sahasındaki değişikliklere daha etkili karşılık vermesini sağlayacak köklü bir değişiklik yer almıyordu.

wdfed
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Buna ek olarak Güvenlik Konseyi, 15 Şubat 2022’de görüş birliğiyle 2620 sayılı kararı benimsedi. Bu karar, 2005 yılındaki 1591 sayılı kararla oluşturulan Sudan Yaptırımları Komisyonu’na bağlı uzman ekibinin görev süresini 12 Mart 2023’e uzatıyordu. 2005 tarihli 1591 sayılı karar, BM’ye kararlarını uygulamak için silahsız (Madde 41) ve silahlı (Madde 42) tüm tedbirleri kullanma imkânı tanıyan, BM Sözleşmesi’nin 7’inci Bölümü kapsamında alınmıştı. Darfur çatışmasıyla ilgili olarak etkin taraflara silah ve yolculuk yasağı ve mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulandı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’ne düzenli olarak rapor veren ve yaptırım uygulanacak kişi ve tarafları belirleyen bir uzman ekibi de oluşturuldu. Bu listede şu an, Sudan Silahlı Kuvvetleri Batı Askerî Bölgesi Eski Komutanı Tümgeneral Cafer Muhammed el-Hasan (Bu makama daha sonra şu anki Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan geldi) gibi subaylar ve Cancavid lideri Şeyh Musa Hilal yer alıyor.

Bu Güvenlik Konseyi komitesi, Darfur bölgesinde barışı ve istikrarı engelleyen kişi ve oluşumlara yönelik tedbirleri uygulamaya devam etmek için bir uzman ekibi tarafından da destekleniyor.

Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi

Bununla birlikte Rusya, Şubat 2022’de bu uzman ekibin görev süresinin uzatılmasına dair görüşmeler esnasında Güvenlik Konseyi’nin bu yaptırımların kaldırılması için bir zaman kriteri benimsemesi konusunda ısrar etti. Ayrıca Moskova, yenileme kararına ilişkin metinde Ekim 2021 darbesine ya da Sudan’daki BM siyasi misyonuna dair herhangi bir atıf yapılmasına da karşı çıktı. Böylece Rusya, 2022 tarihli 2620 sayılı karar için belirlediği hedeflerine bir kez daha ulaşmayı başardı: Darbe veya misyonun adı anılmaksızın komisyonun görev süresi bir yıl uzatıldı ve yaptırım kriterlerinin belirlenmesi için nihai tarih olarak 31 Ağustos 2022 belirlendi.  

Her ne pahasına olursa olsun himaye

O zamandan beri Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi.

Bu, Ekim 2021’den beri Darfur’da artan şiddet dalgasına bakıldığında son derece ilginç görülüyor. Ancak Rusya’nın, şu anki savaşta Darfur’un farklı bölgelerinde ve özellikle de Batı Darfur vilayetinde tecavüzler, suçlar ve ihlaller gerçekleştiren HDK başta olmak üzere askerî müttefiklerini ve onların iktidarını ne pahasına olursa olsun koruma niyetlerini de ortaya koyuyor. Bu durum, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni bu konu hakkında yeni bir uluslararası soruşturma başlatmaya sevk etti.

Ana savaş noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik

Rusya ile Sudan arasındaki bu karşılıklı yakınlaşma, şu anki savaşın öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Şubat 2023’te gerçekleştirdiği Hartum ziyaretiyle taçlanmıştı. Hartum, Lavrov’un bu yılın başında Mali ve Moritanya’yı da içine alan Afrika turunun bir durağıydı. Lavrov bu ziyarette, Hamideti ile Burhan arasında var olan ve bu yılın başlarında HDK ile ordu arasındaki çatışma patlak vermeden önce sarsılmaya başlayan darbe ittifakını korumaya çalıştı. Pratikte iki taraf arasındaki gerginlik, Wagner ile HDK arasındaki ittifaka bel bağlayan Rusya’nın bölgedeki varlığını ve çıkarlarını da etkilemeye başladı. Hartum’da Lavrov açıkça, Wagner’in faaliyetlerini ve Afrika’daki varlığını savunarak, ‘terör tehdidi’ karşısında ‘bölgedeki durumun istikrarına katkı sağlayan’ rolünü övdü.

Rus Bakan ayrıca, Wagner güçlerinin egemenlik sahibi hükümetlerin talebi üzerine konuşlandırıldığına işaret etti. Bu, sadece Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki varlığını gerekçelendirmek için değil, aynı zamanda Hamideti’nin, güçlerinin resmî olması yönündeki talebini de desteklemek içindi. Lavrov, Moskova’nın Sudan’da faaliyet gösteren Rus madencilik şirketlerine sağlanan rahatlatıcı koşullara dair takdirini ifade etmeyi de ihmal etmedi. Ayrıca Sudan’ın Kızıldeniz kıyısında Rus askerî deniz üssü kurulmasına ilişkin anlaşmanın geçerli olduğunun da altını çizdi.

Gelgelelim Lavrov’un ziyaretinden birkaç hafta sonra Sudan’daki darbeci iki müttefik arasında patlak veren savaş, Rusya’nın Sudan’daki stratejisinin başarısızlığını ilan eder gibiydi. Bununla birlikte Rusya’nın iki taraf üzerinde de etkinliği sürüyor. Ana çatışma noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik olma özelliğini koruyor. Öte yandan son dönemde yaşanan Wagner isyanı, Rusya’nın büyük ölçüde istikrarsızlık kuşağı oluşturmaya ve demokratik sivil dönüşümün taleplerine karşı askerî ve paramiliter aktörleri desteklemeye dayanan Afrika stratejisine ilişkin hesaplarını karmaşık hale getirdi. Rusya şu an Sudan’daki savaşın tüm taraflarıyla hatlarını açık tutuyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Ez-Zeydi’nin komşu ülkelere yaptığı ziyaretler... Dış ilişkilerin yeniden düzenlenmesi

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 29 Ekim 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Servisi genel merkezinde (INA)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 29 Ekim 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Servisi genel merkezinde (INA)
TT

Ez-Zeydi’nin komşu ülkelere yaptığı ziyaretler... Dış ilişkilerin yeniden düzenlenmesi

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 29 Ekim 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Servisi genel merkezinde (INA)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 29 Ekim 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Servisi genel merkezinde (INA)

Irak hükümetinden bir kaynak, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin komşu ülkelere yönelik ziyaretleri kapsamında bu hafta Kuveyt ve Bahreyn’i ziyaret etmeye hazırlandığını bildirdi. Ez-Zeydi daha önce Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Türkiye ve İran’ı ziyaret etmişti.

Siyasi hesaplamalar ve Irak’taki siyasi kulislerde konuşulanlara göre ez-Zeydi’nin Suudi Arabistan ve Ürdün ziyaretleri, özellikle Irak’taki silahlı milislerin iki ülkeye yönelik gerçekleştirdiği bir dizi saldırının ardından, bu ülkelerin liderleriyle güven tesis etmeyi amaçlıyordu.

Bu çerçevede ez-Zeydi, özellikle bazı grupların silahların devletin kontrolünde toplanması sürecini reddetmesine veya uygulamayı belirlenen takvimin ötesine ertelemeye çalışmasına rağmen, silahların kontrol altına alınmasına yönelik çalışmaların ilerlediğine dikkat çekerek gelecekte benzer saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvence verdi. Sürecin Haziran 2027’ye kadar tamamlanması bekleniyor.

Ez-Zeydi’nin Türkiye ziyareti ise başta Irak petrolünün Türkiye’deki Ceyhan Limanı üzerinden taşınması ve Kalkınma Yolu Projesi olmak üzere yeni konuların yanı sıra su meselesiyle ilgili uzun süredir gündemde olan dosyaların ele alınmasını amaçlıyordu.

Eski dosyalar ve yeni ufuklar

Siyasi çevreler Kuveyt ve Bahreyn’e yapılması beklenen iki ziyareti takip ederken, gündemdeki başlıca konulara ilişkin öne çıkan bilgilere göre Bağdat ile Kuveyt arasında çözüme kavuşturulamayan meseleler görüşmelerin merkezinde yer alacak. Kaynaklara göre azınlıklar meselesi ise ez-Zeydi’nin Bahreyn ziyaretinin gündem maddelerinden biri olacak.

Konuya ilişkin bilgi sahibi bir kaynak, basına yaptığı açıklamada, “Ez-Zeydi’nin Bahreyn ve Kuveyt ziyaretlerinde, Irak ile Kuveyt arasındaki karmaşık meselelerin çözümü, iki ülke arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesi, Mübarek el-Kebir Limanı dosyası ve bunun Fav Limanı üzerindeki etkisi ile güvenlik dosyası ve bölgede istikrarın sağlanmasının önemi gibi önemli başlıklar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Kaynak, “Başbakanın Bahreyn ziyareti, bölgede güvenliğin istikrarını sağlamak amacıyla gerilimin düşürülmesine odaklanacak” dedi. Ayrıca ez-Zeydi’nin ziyaretlerde ele alınacak konuları daha önce Koordinasyon Çerçevesi liderleriyle görüştüğünü belirtti.

Ez-Zeydi, son dönemde bir dizi yurt dışı ziyareti gerçekleştirdi. Bu kapsamda 28 Temmuz 2026’da Türkiye’yi ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Ardından 14 Ekim’de Suudi Arabistan’a giderek Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la, aynı ayın 26’sında ise Ürdün’e giderek Kral 2. Abdullah’la bir araya geldi.

Ez-Zeydi, 28 Ekim 2026’da Suriye’yi de ziyaret ederek Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile görüştü. İki taraf, ikili ilişkileri ve siyaset, ekonomi ve güvenlik alanlarında iş birliğini güçlendirmenin yollarını ele aldı.

Önemli ziyaretler

Suriye ziyareti, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından ülkede yaşanan siyasi değişim ve Ahmed eş-Şera liderliğinde yeni bir siyasi yönetimin iktidara gelmesinden sonra bir Irak başbakanının gerçekleştirdiği ilk ziyaret olması nedeniyle dönüm noktası niteliğinde görüldü. Bu süreçte yaşanan siyasi ve mezhepsel gelişmelerin ardından gözlemcilerin değerlendirmelerine göre ziyaret, iki taraf arasındaki endişelerin giderilmesini sağladı. Ayrıca sınırın her iki tarafında da DEAŞ hücrelerinin varlığı nedeniyle sınır güvenliği başta olmak üzere iki ülkeyi ilgilendiren ortak meseleler ele alındı. Görüşmelerde, Irak petrol boru hattının Suriye’deki Banyas Limanı üzerinden yeniden işletilmesi ihtimali de değerlendirildi.

İkili ilişkilerin sınırlarını aşan bir gündemle bağlantılı görünen tek ziyaret ise ez-Zeydi’nin İran’a gerçekleştirdiği ziyaret oldu. Irak’taki siyasi çevrelerde çok sayıda spekülasyona yol açan ziyaret kapsamında, özellikle ez-Zeydi’nin geçtiğimiz temmuz ayında ABD’ye yaptığı ziyaretin ardından Tahran’a sert Amerikan mesajları iletmiş olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Dengeli ilişkiler

Bu bağlamda, Irak parlamentosunun eski üyesi ve Azm İttifakı yöneticilerinden Haydar el-Molla, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bölge bir çatışma sürecinden geçiyor. Irak, bu uluslararası denklem üzerinde etkili değil ve uzlaşma sürecinin bir parçası da değil; aksine yaşananlardan etkileniyor” dedi.

El-Molla, “Başbakanın gerçekleştirdiği yoğun ziyaret trafiği, Irak’ın cepheleşme politikalarının bir parçası olarak görülmemesi amacıyla devletin doğru yönde attığı olumlu adımlardır” ifadesini kullandı. Irak’ın Arap ve Arap olmayan komşu ülkelerle diyalog kanallarını açmayı hedeflediğini belirten el-Molla, bunun bölgedeki mevcut saflaşmalardan uzaklaşmayı sağlayacak olumlu bir adım olduğunu kaydetti.

Mustansiriye Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan İsam el-Feyli ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Başbakan, Irak’ın jeopolitik konumunun yanı sıra dünyaya açılmasını sağlayan insan kaynağı ve kaynaklarının öneminden hareketle bölgedeki tüm ülkelerle dengeli ilişkiler kurmaya özen gösteriyor” dedi.

El-Feyli, “Ez-Zeydi, öncelikle ekonomik çıkarlar üzerinden Arap ülkeleriyle stratejik ilişkiler kurmak istiyor. Körfez ülkeleri açısından Irak’ın taşıdığı önemin farkında. Bu yaklaşım, Irak’ın gelecekte Körfez sistemine yeniden dahil olmasına katkı sağlayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

xscdf
Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda Irak bayrağını sallayan bir adam (AFP)

Irak’ın savaş sonrası dönemde bölgenin istikrarına katkıda bulunması gerektiğini vurgulayan el-Feyli, bölgedeki ittifak ve cepheleşme politikalarının geçmişe kıyasla daha belirgin hale geldiğini, ez-Zeydi’nin ise Irak’ı bu politikalardan ve saflaşmalardan uzak tutmayı amaçladığını ifade etti.

El-Feyli sözlerini şöyle tamamladı: “Ez-Zeydi, Irak’ı İran’ın baskılarından kurtarmaya yönelik girişimlerin ardından, İran’ın bölgedeki uzantılarının rolünü sınırlandırmayı başardı. Bu durum, nihayetinde Körfez ülkelerine Irak’ın kendi kararlarını bağımsız biçimde alacağı ve bu kararların etkili olacağı mesajını veriyor. Böylece tüm Arap ülkeleriyle ilişkilerin güçlendirilmesine katkı sağlanıyor.”


Sudan'da İHA saldırıları birkaç gün içinde 15 elektrik santralini hedef aldı

28 Ekim'de İHA saldırısının ardından Omdurman'ın kuzeyindeki Merhiyat Elektrik Santrali'nde meydana gelen hasar (AFP)
28 Ekim'de İHA saldırısının ardından Omdurman'ın kuzeyindeki Merhiyat Elektrik Santrali'nde meydana gelen hasar (AFP)
TT

Sudan'da İHA saldırıları birkaç gün içinde 15 elektrik santralini hedef aldı

28 Ekim'de İHA saldırısının ardından Omdurman'ın kuzeyindeki Merhiyat Elektrik Santrali'nde meydana gelen hasar (AFP)
28 Ekim'de İHA saldırısının ardından Omdurman'ın kuzeyindeki Merhiyat Elektrik Santrali'nde meydana gelen hasar (AFP)

İHA savaşının dikkat çekici biçimde arttığı Sudan'da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Sudan ordusunun kontrolündeki bölgelerde elektrik tesislerine yönelik saldırılarını sürdürdü. Ülkenin farklı bölgelerindeki elektrik üretim ve trafo merkezlerini hedef alan saldırılar, geniş çaplı elektrik ve su kesintilerine yol açtı. Hastaneler ve tarım projeleri üzerindeki olası etkiler konusunda uyarılar yapılırken, saldırıların mevcut hızla devam etmesi halinde ulusal elektrik şebekesinin bazı bölümlerinin çökebileceği belirtiliyor.

Haberlere göre 20 Ekim ile 1 Kasım arasında yaklaşık 15 elektrik santrali hedef alındı. Acil Durum Avukatları Grubu ise dün yaptığı açıklamada, yalnızca ekim ayı içerisinde 15 santralin saldırıya uğradığını bildirdi. İki farklı sayım arasındaki farkın, bazı haberlerde hedef alınan tesislerin, bazılarında ise aynı tesise yönelik tekrarlanan saldırıların esas alınmasından kaynaklandığı belirtildi. Örneğin, Omdurman'daki Merhiyat Elektrik Santrali'nin çalışanlarına göre tesis sekiz kez saldırıya uğradı.

Görgü tanıklarının aktardığına göre İHA'lar dün şafak vakti Nil Nehri eyaletindeki Ebu Hamed trafo merkezine ve Kuzey Eyaleti'ndeki Debbe Santrali'ne eş zamanlı saldırılar düzenledi. Yerel kaynaklar saldırılarda Kuzey Eyaleti'ndeki bazı akaryakıt tesislerinin de hedef alındığını bildirdi.

Nil Nehri Eyaleti Valisi Muhammed el-Bedevi, saldırı bölgesinde incelemelerde bulunduktan sonra yaptığı açıklamada, bir İHA'nın Ebu Hamed trafo merkezini bombalayarak tamamen imha ettiğini ve eyalette elektriklerin kesildiğini söyledi. Saldırılar, Kızıldeniz Eyaleti'nde yapımı devam eden Haya trafo merkezinin ve petrol taşımacılığıyla bağlantılı tesislerin hedef alınmasından 24 saatten kısa süre sonra gerçekleşti.

Ülke genelinde karanlık uyarısı

Sudan'ın eski Enerji Bakanı Adil İbrahim, saldırıların devam etmesinin doğurabileceği sonuçlara dikkat çekerek, ülkenin başlıca elektrik trafo merkezlerinin büyük bölümünün bombalandığını ve hizmet dışı kaldığını söyledi. İbrahim'e göre geriye yalnızca üç büyük merkez kaldı: Kuzeydeki Meravi Barajı ve Atbara santralleri ile Cezire Eyaleti'nin başkenti Vad Medeni'deki Marincan Santrali.

İbrahim, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, «Elektrik santrallerine yönelik saldırılar bu şekilde devam ederse ülkenin tamamı zifiri karanlığa gömülecek» dedi. Santrallerde meydana gelen hasarın giderilmesinin ve tesislerin yeniden devreye alınmasının uzun zaman alabileceğini belirten İbrahim, zarar gören transformatör ve ekipmanların değiştirilmesinin de yüksek maliyet gerektirdiğini vurguladı.

xascdfrgt

Trafo merkezleri, elektrik üretim tesislerini tüketim bölgelerine bağlayan kritik altyapılar arasında yer alıyor. Bu nedenle söz konusu merkezlerin imha edilmesi, üretim santralleri enerji üretmeye devam etse bile kentlerin ve eyaletlerin tamamında elektrik kesintilerine neden olabiliyor.

Saldırıların haritası ve en fazla etkilenen eyaletler

Saldırıların haritası, hedef alınan tesislerin Sudan'ın 18 eyaletinden 10'una yayıldığını gösteriyor. HDK'nın kontrolünde bulunan Darfur'daki beş eyalet ise saldırılardan etkilenmedi. En fazla elektrik tesisi hedef alınan eyaletler, üçer santralle Beyaz Nil ve Gadarif oldu.

Beyaz Nil Eyaleti'nde Tendelti, Meşkur ve Üm Dabakir termik santralleri İHA saldırılarının hedefi oldu. Gadarif Eyaleti'nde ise Havata ve Fav santralleri ile bazı elektrik tesislerine yönelik saldırılar bildirildi.

Cezire Eyaleti'nde Cüneyd ve Menakil santralleri bombalanırken, Nil Nehri Eyaleti'nde Şendi ve Ebu Hamed santralleri hedef alındı.

Saldırılardan etkilenen diğer tesisler şöyle sıralandı:

  • Sinnar Eyaleti'nde, Sinca Santrali.
  • Hartum Eyaleti'nde, Omdurman'ın kuzeybatısındaki Merhiyat Santrali.
  • Kızıldeniz Eyaleti'nde, Haya Santrali.
  • Kuzey Eyaleti'nde, Debbe Santrali.
  • Güney Kurdufan Eyaleti'ndeki Kadugli'de bir elektrik tesisi.

Böylece Beyaz Nil ve Gadarif, raporlara yansıyan hedef sayısı bakımından ilk sırada yer aldı. Ancak eyaletleri meydana gelen hasarın büyüklüğüne veya elektrik kesintilerinin süresine göre sıralamaya imkân verecek ortak teknik veriler bulunmuyor.

Kapsama alınan saldırı dalgası 20 Ekim'de Tendelti Santrali'nin hedef alınmasıyla başladı. Saldırılar 26 Ekim'de Sinca, Havata, Fav, Meşkur ve Cüneyd'e yayıldı. Ardından 27 Ekim'de Merhiyat, 28 Ekim'de Menakil, 29 Ekim'de Üm Dabakir, 30 Ekim'de Şendi, 31 Ekim'de Haya ve son olarak dün şafak vakti Ebu Hamed ile Debbe hedef alındı.

Etiyopya'ya yönelik suçlamalar

Sudan hükümeti, saldırıları HDK'nın gerçekleştirdiğini öne sürerken, Etiyopya'yı da Sudan içindeki tesisleri hedef alan İHA'ların kendi topraklarından havalanmasına izin vermekle suçluyor.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, cumartesi günü diplomatik misyonlara verdiği bilgilendirmede, Etiyopya topraklarında İHA operasyonlarını desteklemek amacıyla kullanıldığını ileri sürdüğü bazı noktaları gündeme getirdi.

Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim de Moskova'ya gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında, Ukraynalı askerleri HDK'ya yardım etmek ve örgüt mensuplarına İHA kullanımı konusunda eğitim vermekle suçlamıştı.

Saldırıların geniş bir alana yayılması, tekrarlanması ve bazı hedeflerin hassas biçimde vurulması, söz konusu güçlerin çok sayıda uzun menzilli İHA'ya sahip olduğuna ve operasyonel kapasitelerinin geliştiğine işaret ediyor.

Acil Durum Avukatları Grubu ise elektrik santrallerinin hedef alınmasının elektrik ve su tedarikini aksattığını, sağlık tesislerinin faaliyetlerini tehlikeye soktuğunu ve sivillerin yaşadığı sıkıntıları artırdığını bildirdi.

Guterres'ten saldırıların durdurulması çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, cumartesi günü yaptığı açıklamada, Sudan'da savaşan iki tarafın İHA saldırılarındaki artışı kınayarak, bu saldırıların siviller üzerindeki yıkıcı sonuçlarından duyduğu dehşeti dile getirdi.

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, saldırılarda ülkenin farklı bölgelerinde ve Abyei bölgesinde kadınlar ve çocuklar dahil yüzlerce sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Guterres, sağlık tesisleri de dahil olmak üzere sivillerin ve kritik altyapının korunması gerektiğini vurgulayarak, çatışmanın taraflarına düşmanlıkları derhal durdurma ve savaşı sona erdirmek amacıyla arabuluculuk çabalarına ciddi biçimde katılma çağrısında bulundu.

Saldırılar, özellikle kış tarım sezonunun yaklaşmasıyla birlikte hastanelerin tıbbi cihazlarını çalıştırabilmesi, içme suyu pompalarının ve sulama projelerinin faaliyetlerini sürdürebilmesi konusunda endişeleri artırıyor.

savd
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 24 Eylül'de New York'ta Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim ile görüşürken (BM).

Sudan'ın elektrik sektörü, Nisan 2023'te savaşın başlamasından bu yana termik santral üniteleri, iletim merkezleri, transformatörler ve elektrik hatları dahil olmak üzere ağır hasar gördü. Son saldırılar, ekipman eksikliği, bakım güçlükleri ve finansman sorunlarıyla zaten mücadele eden elektrik şebekesinin üzerindeki yükü daha da artırdı.


Suriye İstihbaratı: Humus Rafinerisi'ne yönelik terör saldırısı planı engellendi

Humus Rafinerisi ve bağlı tesisleri (SANA)
Humus Rafinerisi ve bağlı tesisleri (SANA)
TT

Suriye İstihbaratı: Humus Rafinerisi'ne yönelik terör saldırısı planı engellendi

Humus Rafinerisi ve bağlı tesisleri (SANA)
Humus Rafinerisi ve bağlı tesisleri (SANA)

Suriye Genel İstihbarat Teşkilatından bir kaynak, dün Suriye'nin orta kesiminde bulunan Humus Rafinerisi'ni hedef alan terör saldırısı planının engellendiğini açıkladı.

Humus Rafinerisi, Baniyas Rafinerisi ile birlikte ülkenin iç piyasasının petrol ürünleri ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynuyor. Bu kapsamda, rafinerinin yıllık 1 milyon ton ham petrol işleme kapasitesine sahip 10 numaralı atmosferik damıtma ünitesinin bakım ve rehabilitasyon çalışmaları, geçtiğimiz ekim ayında tamamlandı. Bu çalışmaların rafinerinin petrol ürünleri üretim kapasitesini artırması ve motorin, fuel oil ile gazyağı arzını desteklemesi hedefleniyor.

Patlayıcılı saldırı planının arkasında hangi tarafın bulunduğuna ilişkin henüz resmî makamlardan herhangi bir açıklama yapılmadı.

dfghyj
Humus Rafinerisi (Arşiv)

Mevcut rafineri, atmosferik damıtma yöntemiyle çalışan dört üretim ünitesinden oluşuyor. Tesiste ayrıca yerel piyasanın ihtiyaçlarına uygun, yüksek oktanlı benzin üretmek amacıyla nafta iyileştirme projesi yürütülüyor. Ünitelerin bir bölümü hâlihazırda faaliyette bulunurken diğer iki ünitede bakım ve hazırlık çalışmaları devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu çalışmaların tamamlanmasıyla rafinerinin günlük operasyonel kapasitesinin 60 bin ila 70 bin varil seviyesine ulaşması öngörülüyor.

1959 yılında kurulan Humus Genel Rafineri Şirketi, Suriye'nin en eski petrol tesislerinden biri olma özelliğini taşıyor. Ancak tesisin verimliliği yıllar içinde geriledi. Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablavi, Kasım 2025'te düzenlenen 7. Suriye Petrol Fuarı'nda yaptığı açıklamada, şirketin Humus kentinin 51 kilometre uzağında yeni bir rafineri inşa etmekte olduğunu bildirmişti.

cdgyjh
Ağustos 2025'te Humus Rafinerisi'ndeki yakıt tanklarından birinde çıkan yangın (Arşiv)

Humus Petrol Rafinerisi'ndeki yakıt tanklarından birinde 21 Ağustos'ta yangın çıkmıştı. Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü, itfaiye ekiplerinin rafinerinin itfaiye birimiyle koordineli şekilde yangına müdahale ettiğini bildirmişti. Açıklamada, alevlerin büyüklüğü ve yoğun duman nedeniyle tankın bazı noktalarına ulaşmanın güçleştiği, yangının diğer tanklara sıçramasını önlemek amacıyla rafineri çevresinde güvenlik önlemleri alındığı belirtilmişti.

Deyrizor'da DEAŞ operasyonu

Öte yandan Genel İstihbarat Teşkilatı, Deyrizor'daki İç Güvenlik Güçleri ile ortaklaşa düzenlediği operasyon sonucunda, DEAŞ terör örgütüne bağlı iki kişilik bir hücreyi çökertti. Operasyonun, yürütülen kapsamlı istihbarat takibinin ardından gerçekleştirildiği bildirildi.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan iki şüphelinin, kentte gerçekleştirilen bir dizi suikast eylemine karıştığı belirlendi. Şüphelilerin son olarak, Savunma Bakanlığı personeli İbrahim el-Casim'i Meyadin kentindeki Reşid Camisi yakınlarında silahla hedef aldıkları tespit edildi.

Operasyonda ayrıca hücreye ait bir sığınakta bulunan silah ve mühimmat ele geçirildi. Yetkili makamların, şüphelilerin bağlantılarını ortaya çıkarmak ve adalete teslim edilmelerini sağlamak amacıyla soruşturmayı sürdürdüğü belirtildi.

Genel İstihbarat Teşkilatı, İç Güvenlik Güçleriyle iş birliği içinde geçtiğimiz ayın 16'sında da Şam kırsalında bir polis devriyesini hedef almaya hazırlanan DEAŞ bağlantılı bir hücrenin saldırı planını engellemişti.

Ayrıca geçen ayın 10'unda Humus kırsalındaki Havle bölgesinde, Genel İstihbarat Teşkilatı ile İç Güvenlik Güçlerinin ortak operasyonunda DEAŞ bağlantılı bir hücre çökertildi. Operasyon kapsamında ibadethaneleri ve İç Güvenlik Güçlerine ait devriyeleri hedef alan terör saldırısı planlarının önüne geçildiği açıklandı.

Geçtiğimiz ekim ayının 6'sında da Genel İstihbarat Teşkilatı, Şam Kırsalı İç Güvenlik Komutanlığıyla koordineli olarak düzenlediği operasyonda, DEAŞ'ın Humus'taki operasyonel kolunun başında bulunduğu belirtilen Halid Raid Biruni'yi, diğer adıyla Ebu Hasan Duşka'yı, Şam kırsalındaki Huceyre beldesinde yakaladı.