Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Geçtiğimiz 15 Nisan’da Hartum’a yönelik saldırının ve de savaşın patlak vermesinden bu yana Afrika’da yaşanan bu gelişmelerin bölgesel ve uluslararası manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar sürüyor

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault
TT

Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Emced Ferid Tayyib

Sudan’da geçtiğimiz 15 Nisan’da Korgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Hamideti lakaplı Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaş çıkmasından bu yana bu savaşın bölgesel ve uluslararası siyasi manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar yapılmaya devam ediyor. Bu bağlamda en çok gündeme getirilen ve en belirsiz dosya, Rusya’nın Sudan’daki varlığı ve oradaki savaşın tarafları ile ilişkisinin boyutu.

Bu meseleye dair söylentiler ve tartışmalar, Rus askerî Wagner grubunun kurucusu Yevgeniy Prigojin’in Sudan’daki savaşın patlak vermesinden birkaç gün sonra yaptığı açıklamanın ardından artış göstermişti. Prigojin bu açıklamada kendisini çatışmanın iki tarafı arasında bir arabulucu olarak ortaya attı ve Hartum’da barışın sağlanması için her ikisiyle de olan iyi ilişkilerinden faydalanılmasını teklif etti. Bu açıklama CNN kanalının, Wagner’in, HDK’nin silahlandırılması ve komşu Libya’dan karadan havaya füzelerle takviye edilmesi işinde parmağı olduğuna dair duyurusuyla aynı zamana denk geldi. Kanal bu duyurusunu uydu görüntüleriyle de teyit etti. Wagner’in kurucusu da Moskova yakınlarında öldürülmeden birkaç gün önce Afrika’da Hamideti’nin elçileriyle bir araya gelmişti.

Rusya’nın tarihî nüfuzu

Bu savaşı ele alırken Rusya’nın Sudan’da resmi ve gayri resmi olarak artan nüfuzunun gidişatını izlemek gerekiyor. 2015 yılından itibaren dikkat çekici bir şekilde artmaya başlayan bu nüfuz 2017 yılında, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Rusya’yı ziyaret edip Soçi şehrinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le buluşmasıyla zirveye ulaştı.

Bu buluşmada Beşir, onun nitelemesiyle ABD’nin kendi rejimine yönelik düşmanlığıyla başa çıkmak için Rusya’dan doğrudan himaye talep etti. Ayrıca Putin’e, Rusya’nın Afrika’ya ve Kızıldeniz’e açılan bir kapısı olarak Sudan’ın kullanılmasını teklif etti. Nihayetinde Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rus güçlerine ait lojistik bir deniz üssünün inşa edilmesi üzerinde anlaşmaya varıldı.

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti. Konuya ilişkin açıklamada şu ifadeler yer alıyordu:

“Rusya Devleti kurumlarıyla hiçbir bağlantısı olmayan Rus özel güvenlik şirketleri, halihazırda Sudan’da faaliyet gösteriyor. Bu şirketlerin görevi, Sudan Cumhuriyeti’ndeki askerî kadroları ve kolluk güçlerini eğitmekten ibarettir.”

Daha sonra Rusya, Nisan 2019’da Beşir rejimini deviren Sudan devriminin eğilimlerinden duyduğu memnuniyetsizliği gizlemedi ve Sudan’da ordu ve güvenlik kurumlarındaki etkinliğini geri kazanmak için sabırla çalışmaya devam etti. Şu an savaşan Burhan ile Hamideti’ye bağlı güçlerin 25 Ekim 2021’de geçiş hükümetine karşı yaptığı askerî darbeyle de bu hedefine ulaştı.

Prigojin’in hayal kırıklığı

Örneğin Rusya Federasyonu Anayasal Mevzuat Komitesi Başkanı Andrei Klishas, Beşir’in Nisan 2019’de devrilmesini ‘şiddet yoluyla ve anayasaya aykırı bir iktidar değişimi’ şeklinde niteledi. Bilindiği üzere Wagner grubu, devrim sırasında Beşir rejimine destek sunmuştu. Daha sonra sızdırılan gizli raporlara göre Prigojin, Beşir’in göstericilere karşı son derece temkinli tutumundan duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi ve bu durumu Beşir’in, Rusya’nın kitlesel protestoları kontrol altına almak için ‘küçük ama kabul edilebilir can kayıplarına’ razı olmanın gerekliliğine dair tavsiyesine kulak vermemesine bağladı.   

Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya desteği durmadı.

Wagner’in Beşir rejimi için hazırladığı sızdırılmış bir belgede Aralık Devrimi’ne karşı mücadele kapsamında; rejimi devirme çağrısına ilişkin hukuki kavramın genişletilmesi, izinsiz toplantılar düzenlemeye ve bunlara katılmaya yönelik cezanın ağırlaştırılması, muhalifler hakkında yurtdışına casusluk yapma suçlamalarının yayılması, bağımsız medya organlarına baskı uygulanması, rejim yanlısı söylemi yaymak üzere medyanın sahte bilgi kaynaklarıyla doldurulması, resmî hükümet kutlamalarını aynı yerde gerçekleştirmek suretiyle protesto ve gösteri noktalarının işgal edilmesi, duyurulan gösterilerden bir gün önce ana koordinatörlerin ve protesto liderlerinin tutuklanması gibi öneriler yer alıyor.

Bu öneriler, Beşir’i kurtarmak için işe yaramasa da 25 Ekim Darbesi iktidarı, bu önerileri benimseyerek harfiyen uyguladı. Wagner’le olan güvenlik iş birliğinin Ekim 2021’den sonra sıkı bir şekilde devam etmesi ya da yeniden tesis edilmesi de bunun göstergesi.

Önce ordu

Beşir’in düşmesinden sonra ve geçiş döneminin başlamasından önce siviller ile ordu arasında yaklaşık dört ay devam eden müzakere sürecinde Rusya, Sudan’da askerî otoriter bir yönetimin kurulması yönündeki eğilimleri desteklemeyi sürdürdü. Örneğin Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin onlarca göstericinin rejim güçleri tarafından öldürüldüğü 3 Haziran 2019 kıyımını kınamasına engel oldu. Söz konusu kıyım, iktidarın sivillere devredilmesi çağrısında bulunmak için ordu karargâhı önünde devam eden barışçıl oturma eyleminin dağıtılması esnasında yaşanmıştı. Rusya’nın BM Elçisi Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, BM’nin önerilen karar taslağını ‘dengesiz’ şeklinde niteledi.

fvrbe
23 Kasım 2017’de Soçi’deki buluşmada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda) eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken (AFP)

Bundan iki gün sonra Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, kendi deyimiyle Sudan’a yönelik dış müdahaleleri kınadı. Daha sonra Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya verdiği destek durmadı. BM Güvenlik Konseyi’nde, sivil Başbakan Abdullah Hamdok’un talebi üzerine BM Sudan’da Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) kurulması için yapılan istişareler sırasında Rusya, bu misyonun kurulması kararında, Hamduk’un ilgili talebi için 27 Ocak 2020’de BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği mektuba herhangi bir atfın yapılmasını istemedi. Zira Moskova, talep edilen misyonun daha güçlü bir şekilde yetkilendirilmesi üzerine düşünmek için Güvenlik Konseyi’ne daha geniş bir siyasi alan tanıyan mektuba itiraz eden askerî bileşenin tutumunu benimsiyordu. Ordunun uzlaşmazlığı ve hem Rusya’nın hem de Çin’in Güvenlik Konseyi’nde ordunun tutumunu desteklemesi sonucunda, 27 Mayıs 2020 tarihinde Güvenlik Konseyi kayıtlarına Document S/2020/77 etiketiyle geçen ilk mektup geri çekildi ve böylece BM Güvenlik Konseyi’nin 3 Haziran 2020’de UNITAMS misyonunun kurulmasına ilişkin 2524 (2020) sayılı kararının çıkarılmasının yolu açıldı.

Basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Mereo Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’ye ait muhtemel bağlantılarla değiştiriyordu

Misyonun yetkisi makul düzeyde yeterliydi. Yine de ilk mektubun beklentilerini karşılayamadı. Bunun ardından Rusya, bu makama aday kişinin Sudan ordusunun desteğine sahip olması gerektiğini öne sürerek yeni misyon için başkan seçimini onaylamayı birkaç ay boyunca geciktirdi. Bu da UNITAMS’ın kurulmasından sonra yedi aylık ve misyonun henüz başkanı tayin edilmeden önce Sudan’da etkin bir şekilde konuşlandırılmaya başlamasından sonra da üç aylık bir zaman boşluğuna yol açtı.   

Altın ve Sovyet bayrağı

O zamandan 25 Ekim 2021 darbesine kadar olan dönemde Rusya, Sudan’daki nüfuzunu ve ittifaklarını yeniden tesis etmek için sıkı bir şekilde çabaladı. Bu çabanın çeşitli biçimleri vardı, ama en belirgin olanı, altın arama alanından HDK ile yapılan ekonomik iş birliğiydi. Son yıllarda HDK ile Wagner arasında altın arama faaliyeti için kurulan ortaklıklar, Rusya Merkez Bankası’nda büyük altın rezervlerinin oluşmasına katkı sağladı. Bu, Ukrayna’daki savaşın sonuçlarıyla yüzleşmesi bağlamında Moskova için oldukça önemli bir şey. Nitekim 2021 yılında Suriye’deki Lazkiye Havalimanı yoluyla Sudan’dan Rusya’ya, oradan da Rusya Federasyonu’ndaki Chkalovsky Hava Üssü’ne altın kaçırmak için yaklaşık 16 Rus seferi gerçekleşti. Bu uçuşlar, Rus Silahlı Kuvvetleri’ne ait kimlik numaralarıyla kayıtlı uçaklarla yapıldı. Sudan’da yoğun bir korumayla çevrelenen ortak maden sahalarının üzerinde eski Sovyetler Birliği’ne ait eski bir bayrak dalgalanıyor. Ayrıca basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Meroe Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’nin muhtemel bağlantılarıyla değiştiriyordu.

Bunun yanı sıra Wagner grubunun M-Invest adıyla bilinen yatırım kolu da Meroe Gold üzerinde kontrol sahibi. Şirketin 2017 yılında Sudan Şirketler Genel Sicil Memuru tarafından verilen tescil belgesine göre M-Invest, şirket hisselerinin yüzde 99’una sahip ve üç üyeden oluşan yönetim kuruluna da Rusya vatandaşı Mikhail Potepkin (M-Invest’in Bölge Müdürü) başkanlık ediyor. Geri kalan yüzde 1’lik hisse ise şirketin yönetim kurulunun diğer iki üyesi olan bir Sudan vatandaşı ile Michael Litvinov adlı bir Rusya vatandaşı üzerine kayıtlı.

Meroe Gold’un yabancı yatırım şirketlerinin kaydı ve işletimi alanında karmaşık Sudan bürokrasisini devrik Beşir rejimindeki en üst makamların bu şirkete sağladığı sürekli kolaylıklar sayesinde olağanüstü bir hızla aşması dikkat çekici. Nitekim 12 Ağustos 2018’de Sudan Cumhurbaşkanlığı İşleri Bakanı Fazl Abdullah Fazl, Maden Bakanı Muhammed Ahmed Ali’ye Beşir’in, altın atıklarını işlemesi için Meroe Gold şirketine ruhsat verilmesi yönündeki talimatını bildirdi. Halbuki yabancı şirketlerin bu sektörde faaliyet göstermesi yasaktı. Söz konusu talimat, Sudan hükümetinin Sudan’ın doğusundaki Cubeyt (Gebeit) bölgesinde yer alan imtiyaz bloğundaki (A3) yüzde 30’luk hissesinden feragat edilmesini de içeriyordu. Meroe Gold’a ayrıca, Güney Kordofan, Nil Nehri ve Kızıldeniz eyaletlerindeki altın atıklarını işleme izninin yanı sıra, Kızıldeniz’deki R570 bloğu ile Nil Nehri eyaletinde yer alan Abu Hamad’daki 28 bloğunda da altın arama hakkı verildi.

Beşir’in, cumhurbaşkanlığının son zamanlarında Sudan hükümetinin Kızıldeniz eyaletindeki altın madenciliği sektöründe sahip olduğu hisselerin şirkete devredilmesini emrettiğini de bilhassa belirtelim. Bilindiği üzere Meroe Gold, başka alanlarda çalışmak için kendisine bağlı birkaç şirketi kaydettirerek faaliyet alanını genişletti. Meroe Tarımsal ve Hayvani Üretim (12 Ağustos 2018), Meroe Bitkisel Yağ Üretimi (2 Aralık 2018) ve Meroe Maden Atıklarını İşleme (19 Şubat 2019) söz konusu şirketler arasında yer alıyor.

Hamideti’nin rolü

Bu noktada Meroe Gold’un kurulmasından önce Rus şirketlerinin altın arama alanında Sudan hükümetiyle ortak projelere girdiğini belirtmekte fayda var. Rusya uzun bir zamandır gözlerini Sudan’ın altın kaynaklarına dikmişti. Temmuz 2015’in sonlarında Beşir’in de katıldığı bir törende altın madenciliği için Siberian şirketine Kızıldeniz ve Nil Nehri eyaletlerinde imtiyaz sözü verdi. Sudan Maden Bakanı Ahmed Sadık el-Keruri, şirketin bu iki yerde 1,70 trilyon dolar piyasa değerinde 46 bin ton altın rezervi keşfettiğini duyurdu. Söz konusu şirketle yapılan sözleşmeye göre bu değerin yüzde 25’i şirkette kalacak, geri kalanı da Sudan hükümetine bırakılacaktı. Siyasi tüketim için kullanılan bu rakamlar, uzmanlar ve halk tarafından geniş çapta bir sorgulama konusu oldu, bu da Beşir hükümetini daha sonra bu rakamlardan vazgeçmek zorunda bıraktı.

Bundan önce 2013 yılında Rus şirketi Kosh, Sudan’da maden arama faaliyetleri için kaydedilmiş ve kendisine Kızıldeniz’deki 30 bloğunda altın arama hakkı verilmişti. 2014 yılında hükümetle ortak bir proje çerçevesinde Kosh, 2016 yılına kadar yıllık yaklaşık 200 bin metrik ton altın atığını işlemek için Al İttihad Altın İşleme Tesisi’ni kurdu.   

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığına göre Kosh, HDK Komutanı Hamideti’nin ailesinin sahip olduğu ve başkanlığını yardımcısı ve kardeşi Abdurrahim’in yaptığı Al Junaid şirketinin ana ortağı olarak faaliyet yürütüyor. Temmuz 2017’de bu Rus şirketi, Kızıldeniz’deki 30 bloğunda kendisine verilen ruhsatın yanı sıra 14 yeni blokta altın aramak için Al Junaid şirketiyle ortak olduklarını duyurmuştu.

Daha sonra devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in 2017’deki Rusya ziyareti sırasında, Rus şirketi Kosh’a Sudan’da altın arama faaliyetleri için belirtilmemiş sayıda ek blok verilmesine ilişkin bir anlaşma imzalandı. Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev ile yapılan ortak açıklamada bu duruma, bu şirketin Rusya için Sudan’da sahip olduğu stratejik önemini yansıtacak şekilde işaret edildi. Aynı açıklamada Wagner’e bağlı M-Invest grubuna da benzer arama hakları verildiği duyuruldu. Kosh sözcüsü tarafından yapılan açıklamada şirketin Al Junaid şirketiyle olan ortaklığının, Al Junaid’in ‘yerel yetkililer ve polisle anlaşmasını ve aynı şekilde arama bölgelerinden mayınların temizlenmesi için uzman askerî birimlerle çalışmasını’ içerdiğine işaret edildi. Bu, HDK birimlerinin yerel sakinlerin kendi bölgelerindeki arama faaliyetlerinin çevresel ve ekonomik etkilerine karşı yaptığı protestoları kontrol altına almak için birkaç defa gönderilmesine bir kılıf oluşturdu.

Sudan’ın ötesinde

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı. Kosh ile Al Junaid gruplarının ortak faaliyetleri, Sudan’ın yanı sıra Nijer, Mali, Çad, Orta Afrika ve Libya’yı da kapsıyordu. Nisan 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç gün sonra HDK’nin ikinci adamı Abdurrahim Hamdan Dagolo, beraberinde Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Cemal Ömer ile Moskova’ya gitti ve burada Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin ile bir araya geldi. Hedef, askerî bileşenin her iki tarafının da Rusya ile daha önce yapılan anlaşmalara bağlılığı konusunda güvence vermekti. O zamandan sonra Moskova, Sudan’daki nüfuzunu geri kazanmak, askerî bileşeni takviye etmek ve bu bileşenin iktidarı ele geçirip sivilleri devirmeye dönük darbeci eğilimlerini beslemek için sabırla çalıştı ve Ekim 2021 darbesiyle de hedefe ulaşıldı.

Buna ek olarak Rusya, askerî bileşeni desteklemek amacıyla Sudan kamuoyunu yanıltmaya çalıştı. 25 Ekim darbesinden önce Facebook, Sudan’ı hedef alan ve Sudan kamuoyunu yanıltmak, askerleri desteklemek, sivillerin imajını çarpıtmak ve ordunun iktidara el koyması için çağrıda bulunmak üzere faaliyet yürüten iki sahte sayfa ağını (2,8 milyondan fazla takipçiye sahip yaklaşık bin 100 sayfa) kapattığını açıkladı. Bu ağların Rusya ve özellikle de Rusya İnternet Araştırmaları Ajansı (IRA) ile bağlantılı olduğu öğrenildi.

Aynı şekilde Wagner de Sudanlıların gözünde Rusya’nın imajını düzeltmek için büyük çaba sarf etti. Mesela Nisan 2021’in ortalarında grup, başkentin banliyölerindeki yardıma muhtaç ailelere gıda malzemeleri dağıtmak için kampanyalar düzenledi. Bununla beraber üzerinde ‘Rusya’dan Sevgilerle’ ve ‘Yevgeniy Prigojin’den Bir Hediye’ yazılı Rus bayrakları da dağıtıldı. Bu kampanyanın görselleri de sosyal medya platformlarında sistematik olarak ve geniş çapta yayıldı.

Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı

Ekim 2021’deki darbenin başarılı olmasından sonra darbe lideri Abdülfettah el-Burhan’ın medya karşısına ilk kez Rus Sputnik kanalında çıkması şaşırtıcı değildi. Burhan bu röportajda, Rusya’nın Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssü inşa etmesi için yapılan ve sivil Başbakan Abdullah Hamdok hükümeti tarafından dondurulmuş olan anlaşmanın yürütülmesi konusundaki kararlılığını teyit etti.

Daha sonra 23 Şubat 2022’de yani Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasından bir gün önce darbe liderinin yardımcısı Hamideti, Moskova’yı ziyaret etti ve Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini desteklediğini duyurarak, “Tüm dünyanın, Rusya’nın halkını savunma hakkına sahip olduğunu anlaması gerektiğini” ifade etti. Sekiz gün süren bu ziyaretten döndükten hemen sonra da Hamideti, Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rusya’ya ait deniz üssü inşası planlarını desteklediğini açıkladı.

Bu, bilhassa Burhan’ın Batı ile yakınlaşma ve hükümetine uluslararası desteği yeniden sağlama çabası bağlamında Rusya’ya olan desteği açıklamaktan kaçınmasından sonra, Burhan ile Hamideti arasında Moskova’yı etkilemeye yönelik bir rekabet gibi göründü. Bu, Hamideti’nin, Rus deniz üssünün kurulmasını desteklemek suretiyle Rusya ile olan ilişkisini pekiştirmesine imkân tanıdı.

Stratejik bir üs

Bu noktada söz konusu üs ile Moskova’nın Suriye’nin Tartus limanında inşa ettiği üssün, Rusya’nın bölgesel sınırları dışında sahip olduğu tek iki deniz üssü olması kayda değer. Bilindiği üzere bu üssün hem Babülmendep Boğazı’na hem de Süveyş Kanalı’na yakın olması, Rusya’ya küresel petrol ihracatını izleme konusunda belirgin bir ayrıcalık ve geniş çaplı bir uluslararası çatışma çıkması halinde bu ihracata müdahale etme imkânı tanıyor. Dahası bu üs, Rusya’nın Kızıldeniz’deki varlığını tesis ediyor ve Doğu Akdeniz’deki varlığını güçlendiriyor.

Rusya Devlet Başkanı, lojistik görevler için bir kara ekibinin yanı sıra nükleer enerjiyle çalışan dört savaş gemisini içerecek şekilde bu üssün inşaatının Kasım 2020’de başlatılması talimatını vermişti. Ancak Abdullah Hamdok başkanlığındaki geçiş hükümeti, Batı’yla ilişkilerini iyileştirme çabalarının bir parçası olarak Nisan 2021’de üssün inşasına ilişkin anlaşmayı dondurdu. Ardından 25 Ekim darbesinden sonra üsse dair görüşmeler yeniden başladı ki bu, Rusya’nın bu darbeye destek verdiğinin kanıtlarından biriydi. Ayrıca Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı.

Rusya yanlısı İslamcılar

Askerî bileşen, darbeden sonra Rusya ile ilişkilerini pekiştirmeye devam etti. Bu doğrultuda 3 Ağustos 2022’de Dışişleri Bakanlığı Vekili Defullah el-Hac Ali, Beşir döneminde oluşturulmuş olan Sudan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Arasında Siyasi İstişare Komitesi’nin onuncu oturumuna katılmak üzere Rusya’ya gitti. Daha sonra, yine Beşir döneminde oluşturulan Rusya-Sudan Hükümet Komisyonu’nu canlandırmak için 15 Ağustos’ta Sudanlı resmî bir heyet Moskova’yı ziyaret etti. Bu ortak toplantılar, iki ülke arasında madencilik, petrol arama ve enerji gibi çeşitli alanlardaki ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesiyle sonuçlandı. Darbeci hükümetin, Burhan ile Hamideti’nin sivil hükümete darbesinden sonra dış yardımların durdurulmasının sonucunda 4,4 milyar dolara varan ekonomik kayıpları telafi etmek için Moskova’ya yönelme kararı aldığı açıkça görülüyordu. Bu Moskova’yla yakınlaşma yönelimi, İslamcı kadroların kitleler halinde bilhassa Dışişleri Bakanlığı’ndaki kamu hizmetine dönmesiyle aynı zamana denk geldi. Nitekim Ocak 2022’den bu yana 102 İslamcı kadro, diplomaside yeniden görevlendirildi. Bu diplomatlar, Batı’ya karşı Rusya’yı ve Çin’i destekleme konusunda idmanlıydı.

Aynı şekilde geçen yılın başlarında BM Sudan misyonunun görev süresinin uzatılmasına dair müzakereler esnasında Rusya ve Çin, darbe hükümetinin, misyonun görev süresinin, yetki kapsamında özlü bir değişiklik olmadan teknik olarak uzatılması yönündeki tutumunu destekledi. 25 Ekim darbesinden sonra misyonun yetki süresinin yenilenmesine dair ilk öneri, askerî darbeyi ve güvenlik güçleri tarafından barışçıl göstericilere karşı uygulanan şiddeti kınıyordu. Aynı şekilde Darfur’daki şiddet eylemlerinin yinelendiğine dikkat çekerek, darbenin sebep olduğu krizi bitirecek siyasi bir süreç çağrısında da bulundu.

Rusya’nın askerî yönetime verdiği destek, bir kez daha kararın ilk versiyonunun bozulmasına yol açtı ve bu da Haziran 2022’de Güvenlik Konseyi’nin 2022 tarihli 2636 sayılı kararının çıkarılmasına sebep oldu. Bu kararda misyonun yetki tanımında, Sudan sahasındaki değişikliklere daha etkili karşılık vermesini sağlayacak köklü bir değişiklik yer almıyordu.

wdfed
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Buna ek olarak Güvenlik Konseyi, 15 Şubat 2022’de görüş birliğiyle 2620 sayılı kararı benimsedi. Bu karar, 2005 yılındaki 1591 sayılı kararla oluşturulan Sudan Yaptırımları Komisyonu’na bağlı uzman ekibinin görev süresini 12 Mart 2023’e uzatıyordu. 2005 tarihli 1591 sayılı karar, BM’ye kararlarını uygulamak için silahsız (Madde 41) ve silahlı (Madde 42) tüm tedbirleri kullanma imkânı tanıyan, BM Sözleşmesi’nin 7’inci Bölümü kapsamında alınmıştı. Darfur çatışmasıyla ilgili olarak etkin taraflara silah ve yolculuk yasağı ve mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulandı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’ne düzenli olarak rapor veren ve yaptırım uygulanacak kişi ve tarafları belirleyen bir uzman ekibi de oluşturuldu. Bu listede şu an, Sudan Silahlı Kuvvetleri Batı Askerî Bölgesi Eski Komutanı Tümgeneral Cafer Muhammed el-Hasan (Bu makama daha sonra şu anki Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan geldi) gibi subaylar ve Cancavid lideri Şeyh Musa Hilal yer alıyor.

Bu Güvenlik Konseyi komitesi, Darfur bölgesinde barışı ve istikrarı engelleyen kişi ve oluşumlara yönelik tedbirleri uygulamaya devam etmek için bir uzman ekibi tarafından da destekleniyor.

Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi

Bununla birlikte Rusya, Şubat 2022’de bu uzman ekibin görev süresinin uzatılmasına dair görüşmeler esnasında Güvenlik Konseyi’nin bu yaptırımların kaldırılması için bir zaman kriteri benimsemesi konusunda ısrar etti. Ayrıca Moskova, yenileme kararına ilişkin metinde Ekim 2021 darbesine ya da Sudan’daki BM siyasi misyonuna dair herhangi bir atıf yapılmasına da karşı çıktı. Böylece Rusya, 2022 tarihli 2620 sayılı karar için belirlediği hedeflerine bir kez daha ulaşmayı başardı: Darbe veya misyonun adı anılmaksızın komisyonun görev süresi bir yıl uzatıldı ve yaptırım kriterlerinin belirlenmesi için nihai tarih olarak 31 Ağustos 2022 belirlendi.  

Her ne pahasına olursa olsun himaye

O zamandan beri Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi.

Bu, Ekim 2021’den beri Darfur’da artan şiddet dalgasına bakıldığında son derece ilginç görülüyor. Ancak Rusya’nın, şu anki savaşta Darfur’un farklı bölgelerinde ve özellikle de Batı Darfur vilayetinde tecavüzler, suçlar ve ihlaller gerçekleştiren HDK başta olmak üzere askerî müttefiklerini ve onların iktidarını ne pahasına olursa olsun koruma niyetlerini de ortaya koyuyor. Bu durum, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni bu konu hakkında yeni bir uluslararası soruşturma başlatmaya sevk etti.

Ana savaş noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik

Rusya ile Sudan arasındaki bu karşılıklı yakınlaşma, şu anki savaşın öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Şubat 2023’te gerçekleştirdiği Hartum ziyaretiyle taçlanmıştı. Hartum, Lavrov’un bu yılın başında Mali ve Moritanya’yı da içine alan Afrika turunun bir durağıydı. Lavrov bu ziyarette, Hamideti ile Burhan arasında var olan ve bu yılın başlarında HDK ile ordu arasındaki çatışma patlak vermeden önce sarsılmaya başlayan darbe ittifakını korumaya çalıştı. Pratikte iki taraf arasındaki gerginlik, Wagner ile HDK arasındaki ittifaka bel bağlayan Rusya’nın bölgedeki varlığını ve çıkarlarını da etkilemeye başladı. Hartum’da Lavrov açıkça, Wagner’in faaliyetlerini ve Afrika’daki varlığını savunarak, ‘terör tehdidi’ karşısında ‘bölgedeki durumun istikrarına katkı sağlayan’ rolünü övdü.

Rus Bakan ayrıca, Wagner güçlerinin egemenlik sahibi hükümetlerin talebi üzerine konuşlandırıldığına işaret etti. Bu, sadece Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki varlığını gerekçelendirmek için değil, aynı zamanda Hamideti’nin, güçlerinin resmî olması yönündeki talebini de desteklemek içindi. Lavrov, Moskova’nın Sudan’da faaliyet gösteren Rus madencilik şirketlerine sağlanan rahatlatıcı koşullara dair takdirini ifade etmeyi de ihmal etmedi. Ayrıca Sudan’ın Kızıldeniz kıyısında Rus askerî deniz üssü kurulmasına ilişkin anlaşmanın geçerli olduğunun da altını çizdi.

Gelgelelim Lavrov’un ziyaretinden birkaç hafta sonra Sudan’daki darbeci iki müttefik arasında patlak veren savaş, Rusya’nın Sudan’daki stratejisinin başarısızlığını ilan eder gibiydi. Bununla birlikte Rusya’nın iki taraf üzerinde de etkinliği sürüyor. Ana çatışma noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik olma özelliğini koruyor. Öte yandan son dönemde yaşanan Wagner isyanı, Rusya’nın büyük ölçüde istikrarsızlık kuşağı oluşturmaya ve demokratik sivil dönüşümün taleplerine karşı askerî ve paramiliter aktörleri desteklemeye dayanan Afrika stratejisine ilişkin hesaplarını karmaşık hale getirdi. Rusya şu an Sudan’daki savaşın tüm taraflarıyla hatlarını açık tutuyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.