Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Geçtiğimiz 15 Nisan’da Hartum’a yönelik saldırının ve de savaşın patlak vermesinden bu yana Afrika’da yaşanan bu gelişmelerin bölgesel ve uluslararası manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar sürüyor

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault
TT

Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Emced Ferid Tayyib

Sudan’da geçtiğimiz 15 Nisan’da Korgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Hamideti lakaplı Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaş çıkmasından bu yana bu savaşın bölgesel ve uluslararası siyasi manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar yapılmaya devam ediyor. Bu bağlamda en çok gündeme getirilen ve en belirsiz dosya, Rusya’nın Sudan’daki varlığı ve oradaki savaşın tarafları ile ilişkisinin boyutu.

Bu meseleye dair söylentiler ve tartışmalar, Rus askerî Wagner grubunun kurucusu Yevgeniy Prigojin’in Sudan’daki savaşın patlak vermesinden birkaç gün sonra yaptığı açıklamanın ardından artış göstermişti. Prigojin bu açıklamada kendisini çatışmanın iki tarafı arasında bir arabulucu olarak ortaya attı ve Hartum’da barışın sağlanması için her ikisiyle de olan iyi ilişkilerinden faydalanılmasını teklif etti. Bu açıklama CNN kanalının, Wagner’in, HDK’nin silahlandırılması ve komşu Libya’dan karadan havaya füzelerle takviye edilmesi işinde parmağı olduğuna dair duyurusuyla aynı zamana denk geldi. Kanal bu duyurusunu uydu görüntüleriyle de teyit etti. Wagner’in kurucusu da Moskova yakınlarında öldürülmeden birkaç gün önce Afrika’da Hamideti’nin elçileriyle bir araya gelmişti.

Rusya’nın tarihî nüfuzu

Bu savaşı ele alırken Rusya’nın Sudan’da resmi ve gayri resmi olarak artan nüfuzunun gidişatını izlemek gerekiyor. 2015 yılından itibaren dikkat çekici bir şekilde artmaya başlayan bu nüfuz 2017 yılında, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Rusya’yı ziyaret edip Soçi şehrinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le buluşmasıyla zirveye ulaştı.

Bu buluşmada Beşir, onun nitelemesiyle ABD’nin kendi rejimine yönelik düşmanlığıyla başa çıkmak için Rusya’dan doğrudan himaye talep etti. Ayrıca Putin’e, Rusya’nın Afrika’ya ve Kızıldeniz’e açılan bir kapısı olarak Sudan’ın kullanılmasını teklif etti. Nihayetinde Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rus güçlerine ait lojistik bir deniz üssünün inşa edilmesi üzerinde anlaşmaya varıldı.

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti. Konuya ilişkin açıklamada şu ifadeler yer alıyordu:

“Rusya Devleti kurumlarıyla hiçbir bağlantısı olmayan Rus özel güvenlik şirketleri, halihazırda Sudan’da faaliyet gösteriyor. Bu şirketlerin görevi, Sudan Cumhuriyeti’ndeki askerî kadroları ve kolluk güçlerini eğitmekten ibarettir.”

Daha sonra Rusya, Nisan 2019’da Beşir rejimini deviren Sudan devriminin eğilimlerinden duyduğu memnuniyetsizliği gizlemedi ve Sudan’da ordu ve güvenlik kurumlarındaki etkinliğini geri kazanmak için sabırla çalışmaya devam etti. Şu an savaşan Burhan ile Hamideti’ye bağlı güçlerin 25 Ekim 2021’de geçiş hükümetine karşı yaptığı askerî darbeyle de bu hedefine ulaştı.

Prigojin’in hayal kırıklığı

Örneğin Rusya Federasyonu Anayasal Mevzuat Komitesi Başkanı Andrei Klishas, Beşir’in Nisan 2019’de devrilmesini ‘şiddet yoluyla ve anayasaya aykırı bir iktidar değişimi’ şeklinde niteledi. Bilindiği üzere Wagner grubu, devrim sırasında Beşir rejimine destek sunmuştu. Daha sonra sızdırılan gizli raporlara göre Prigojin, Beşir’in göstericilere karşı son derece temkinli tutumundan duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi ve bu durumu Beşir’in, Rusya’nın kitlesel protestoları kontrol altına almak için ‘küçük ama kabul edilebilir can kayıplarına’ razı olmanın gerekliliğine dair tavsiyesine kulak vermemesine bağladı.   

Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya desteği durmadı.

Wagner’in Beşir rejimi için hazırladığı sızdırılmış bir belgede Aralık Devrimi’ne karşı mücadele kapsamında; rejimi devirme çağrısına ilişkin hukuki kavramın genişletilmesi, izinsiz toplantılar düzenlemeye ve bunlara katılmaya yönelik cezanın ağırlaştırılması, muhalifler hakkında yurtdışına casusluk yapma suçlamalarının yayılması, bağımsız medya organlarına baskı uygulanması, rejim yanlısı söylemi yaymak üzere medyanın sahte bilgi kaynaklarıyla doldurulması, resmî hükümet kutlamalarını aynı yerde gerçekleştirmek suretiyle protesto ve gösteri noktalarının işgal edilmesi, duyurulan gösterilerden bir gün önce ana koordinatörlerin ve protesto liderlerinin tutuklanması gibi öneriler yer alıyor.

Bu öneriler, Beşir’i kurtarmak için işe yaramasa da 25 Ekim Darbesi iktidarı, bu önerileri benimseyerek harfiyen uyguladı. Wagner’le olan güvenlik iş birliğinin Ekim 2021’den sonra sıkı bir şekilde devam etmesi ya da yeniden tesis edilmesi de bunun göstergesi.

Önce ordu

Beşir’in düşmesinden sonra ve geçiş döneminin başlamasından önce siviller ile ordu arasında yaklaşık dört ay devam eden müzakere sürecinde Rusya, Sudan’da askerî otoriter bir yönetimin kurulması yönündeki eğilimleri desteklemeyi sürdürdü. Örneğin Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin onlarca göstericinin rejim güçleri tarafından öldürüldüğü 3 Haziran 2019 kıyımını kınamasına engel oldu. Söz konusu kıyım, iktidarın sivillere devredilmesi çağrısında bulunmak için ordu karargâhı önünde devam eden barışçıl oturma eyleminin dağıtılması esnasında yaşanmıştı. Rusya’nın BM Elçisi Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, BM’nin önerilen karar taslağını ‘dengesiz’ şeklinde niteledi.

fvrbe
23 Kasım 2017’de Soçi’deki buluşmada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda) eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken (AFP)

Bundan iki gün sonra Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, kendi deyimiyle Sudan’a yönelik dış müdahaleleri kınadı. Daha sonra Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya verdiği destek durmadı. BM Güvenlik Konseyi’nde, sivil Başbakan Abdullah Hamdok’un talebi üzerine BM Sudan’da Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) kurulması için yapılan istişareler sırasında Rusya, bu misyonun kurulması kararında, Hamduk’un ilgili talebi için 27 Ocak 2020’de BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği mektuba herhangi bir atfın yapılmasını istemedi. Zira Moskova, talep edilen misyonun daha güçlü bir şekilde yetkilendirilmesi üzerine düşünmek için Güvenlik Konseyi’ne daha geniş bir siyasi alan tanıyan mektuba itiraz eden askerî bileşenin tutumunu benimsiyordu. Ordunun uzlaşmazlığı ve hem Rusya’nın hem de Çin’in Güvenlik Konseyi’nde ordunun tutumunu desteklemesi sonucunda, 27 Mayıs 2020 tarihinde Güvenlik Konseyi kayıtlarına Document S/2020/77 etiketiyle geçen ilk mektup geri çekildi ve böylece BM Güvenlik Konseyi’nin 3 Haziran 2020’de UNITAMS misyonunun kurulmasına ilişkin 2524 (2020) sayılı kararının çıkarılmasının yolu açıldı.

Basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Mereo Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’ye ait muhtemel bağlantılarla değiştiriyordu

Misyonun yetkisi makul düzeyde yeterliydi. Yine de ilk mektubun beklentilerini karşılayamadı. Bunun ardından Rusya, bu makama aday kişinin Sudan ordusunun desteğine sahip olması gerektiğini öne sürerek yeni misyon için başkan seçimini onaylamayı birkaç ay boyunca geciktirdi. Bu da UNITAMS’ın kurulmasından sonra yedi aylık ve misyonun henüz başkanı tayin edilmeden önce Sudan’da etkin bir şekilde konuşlandırılmaya başlamasından sonra da üç aylık bir zaman boşluğuna yol açtı.   

Altın ve Sovyet bayrağı

O zamandan 25 Ekim 2021 darbesine kadar olan dönemde Rusya, Sudan’daki nüfuzunu ve ittifaklarını yeniden tesis etmek için sıkı bir şekilde çabaladı. Bu çabanın çeşitli biçimleri vardı, ama en belirgin olanı, altın arama alanından HDK ile yapılan ekonomik iş birliğiydi. Son yıllarda HDK ile Wagner arasında altın arama faaliyeti için kurulan ortaklıklar, Rusya Merkez Bankası’nda büyük altın rezervlerinin oluşmasına katkı sağladı. Bu, Ukrayna’daki savaşın sonuçlarıyla yüzleşmesi bağlamında Moskova için oldukça önemli bir şey. Nitekim 2021 yılında Suriye’deki Lazkiye Havalimanı yoluyla Sudan’dan Rusya’ya, oradan da Rusya Federasyonu’ndaki Chkalovsky Hava Üssü’ne altın kaçırmak için yaklaşık 16 Rus seferi gerçekleşti. Bu uçuşlar, Rus Silahlı Kuvvetleri’ne ait kimlik numaralarıyla kayıtlı uçaklarla yapıldı. Sudan’da yoğun bir korumayla çevrelenen ortak maden sahalarının üzerinde eski Sovyetler Birliği’ne ait eski bir bayrak dalgalanıyor. Ayrıca basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Meroe Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’nin muhtemel bağlantılarıyla değiştiriyordu.

Bunun yanı sıra Wagner grubunun M-Invest adıyla bilinen yatırım kolu da Meroe Gold üzerinde kontrol sahibi. Şirketin 2017 yılında Sudan Şirketler Genel Sicil Memuru tarafından verilen tescil belgesine göre M-Invest, şirket hisselerinin yüzde 99’una sahip ve üç üyeden oluşan yönetim kuruluna da Rusya vatandaşı Mikhail Potepkin (M-Invest’in Bölge Müdürü) başkanlık ediyor. Geri kalan yüzde 1’lik hisse ise şirketin yönetim kurulunun diğer iki üyesi olan bir Sudan vatandaşı ile Michael Litvinov adlı bir Rusya vatandaşı üzerine kayıtlı.

Meroe Gold’un yabancı yatırım şirketlerinin kaydı ve işletimi alanında karmaşık Sudan bürokrasisini devrik Beşir rejimindeki en üst makamların bu şirkete sağladığı sürekli kolaylıklar sayesinde olağanüstü bir hızla aşması dikkat çekici. Nitekim 12 Ağustos 2018’de Sudan Cumhurbaşkanlığı İşleri Bakanı Fazl Abdullah Fazl, Maden Bakanı Muhammed Ahmed Ali’ye Beşir’in, altın atıklarını işlemesi için Meroe Gold şirketine ruhsat verilmesi yönündeki talimatını bildirdi. Halbuki yabancı şirketlerin bu sektörde faaliyet göstermesi yasaktı. Söz konusu talimat, Sudan hükümetinin Sudan’ın doğusundaki Cubeyt (Gebeit) bölgesinde yer alan imtiyaz bloğundaki (A3) yüzde 30’luk hissesinden feragat edilmesini de içeriyordu. Meroe Gold’a ayrıca, Güney Kordofan, Nil Nehri ve Kızıldeniz eyaletlerindeki altın atıklarını işleme izninin yanı sıra, Kızıldeniz’deki R570 bloğu ile Nil Nehri eyaletinde yer alan Abu Hamad’daki 28 bloğunda da altın arama hakkı verildi.

Beşir’in, cumhurbaşkanlığının son zamanlarında Sudan hükümetinin Kızıldeniz eyaletindeki altın madenciliği sektöründe sahip olduğu hisselerin şirkete devredilmesini emrettiğini de bilhassa belirtelim. Bilindiği üzere Meroe Gold, başka alanlarda çalışmak için kendisine bağlı birkaç şirketi kaydettirerek faaliyet alanını genişletti. Meroe Tarımsal ve Hayvani Üretim (12 Ağustos 2018), Meroe Bitkisel Yağ Üretimi (2 Aralık 2018) ve Meroe Maden Atıklarını İşleme (19 Şubat 2019) söz konusu şirketler arasında yer alıyor.

Hamideti’nin rolü

Bu noktada Meroe Gold’un kurulmasından önce Rus şirketlerinin altın arama alanında Sudan hükümetiyle ortak projelere girdiğini belirtmekte fayda var. Rusya uzun bir zamandır gözlerini Sudan’ın altın kaynaklarına dikmişti. Temmuz 2015’in sonlarında Beşir’in de katıldığı bir törende altın madenciliği için Siberian şirketine Kızıldeniz ve Nil Nehri eyaletlerinde imtiyaz sözü verdi. Sudan Maden Bakanı Ahmed Sadık el-Keruri, şirketin bu iki yerde 1,70 trilyon dolar piyasa değerinde 46 bin ton altın rezervi keşfettiğini duyurdu. Söz konusu şirketle yapılan sözleşmeye göre bu değerin yüzde 25’i şirkette kalacak, geri kalanı da Sudan hükümetine bırakılacaktı. Siyasi tüketim için kullanılan bu rakamlar, uzmanlar ve halk tarafından geniş çapta bir sorgulama konusu oldu, bu da Beşir hükümetini daha sonra bu rakamlardan vazgeçmek zorunda bıraktı.

Bundan önce 2013 yılında Rus şirketi Kosh, Sudan’da maden arama faaliyetleri için kaydedilmiş ve kendisine Kızıldeniz’deki 30 bloğunda altın arama hakkı verilmişti. 2014 yılında hükümetle ortak bir proje çerçevesinde Kosh, 2016 yılına kadar yıllık yaklaşık 200 bin metrik ton altın atığını işlemek için Al İttihad Altın İşleme Tesisi’ni kurdu.   

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığına göre Kosh, HDK Komutanı Hamideti’nin ailesinin sahip olduğu ve başkanlığını yardımcısı ve kardeşi Abdurrahim’in yaptığı Al Junaid şirketinin ana ortağı olarak faaliyet yürütüyor. Temmuz 2017’de bu Rus şirketi, Kızıldeniz’deki 30 bloğunda kendisine verilen ruhsatın yanı sıra 14 yeni blokta altın aramak için Al Junaid şirketiyle ortak olduklarını duyurmuştu.

Daha sonra devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in 2017’deki Rusya ziyareti sırasında, Rus şirketi Kosh’a Sudan’da altın arama faaliyetleri için belirtilmemiş sayıda ek blok verilmesine ilişkin bir anlaşma imzalandı. Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev ile yapılan ortak açıklamada bu duruma, bu şirketin Rusya için Sudan’da sahip olduğu stratejik önemini yansıtacak şekilde işaret edildi. Aynı açıklamada Wagner’e bağlı M-Invest grubuna da benzer arama hakları verildiği duyuruldu. Kosh sözcüsü tarafından yapılan açıklamada şirketin Al Junaid şirketiyle olan ortaklığının, Al Junaid’in ‘yerel yetkililer ve polisle anlaşmasını ve aynı şekilde arama bölgelerinden mayınların temizlenmesi için uzman askerî birimlerle çalışmasını’ içerdiğine işaret edildi. Bu, HDK birimlerinin yerel sakinlerin kendi bölgelerindeki arama faaliyetlerinin çevresel ve ekonomik etkilerine karşı yaptığı protestoları kontrol altına almak için birkaç defa gönderilmesine bir kılıf oluşturdu.

Sudan’ın ötesinde

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı. Kosh ile Al Junaid gruplarının ortak faaliyetleri, Sudan’ın yanı sıra Nijer, Mali, Çad, Orta Afrika ve Libya’yı da kapsıyordu. Nisan 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç gün sonra HDK’nin ikinci adamı Abdurrahim Hamdan Dagolo, beraberinde Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Cemal Ömer ile Moskova’ya gitti ve burada Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin ile bir araya geldi. Hedef, askerî bileşenin her iki tarafının da Rusya ile daha önce yapılan anlaşmalara bağlılığı konusunda güvence vermekti. O zamandan sonra Moskova, Sudan’daki nüfuzunu geri kazanmak, askerî bileşeni takviye etmek ve bu bileşenin iktidarı ele geçirip sivilleri devirmeye dönük darbeci eğilimlerini beslemek için sabırla çalıştı ve Ekim 2021 darbesiyle de hedefe ulaşıldı.

Buna ek olarak Rusya, askerî bileşeni desteklemek amacıyla Sudan kamuoyunu yanıltmaya çalıştı. 25 Ekim darbesinden önce Facebook, Sudan’ı hedef alan ve Sudan kamuoyunu yanıltmak, askerleri desteklemek, sivillerin imajını çarpıtmak ve ordunun iktidara el koyması için çağrıda bulunmak üzere faaliyet yürüten iki sahte sayfa ağını (2,8 milyondan fazla takipçiye sahip yaklaşık bin 100 sayfa) kapattığını açıkladı. Bu ağların Rusya ve özellikle de Rusya İnternet Araştırmaları Ajansı (IRA) ile bağlantılı olduğu öğrenildi.

Aynı şekilde Wagner de Sudanlıların gözünde Rusya’nın imajını düzeltmek için büyük çaba sarf etti. Mesela Nisan 2021’in ortalarında grup, başkentin banliyölerindeki yardıma muhtaç ailelere gıda malzemeleri dağıtmak için kampanyalar düzenledi. Bununla beraber üzerinde ‘Rusya’dan Sevgilerle’ ve ‘Yevgeniy Prigojin’den Bir Hediye’ yazılı Rus bayrakları da dağıtıldı. Bu kampanyanın görselleri de sosyal medya platformlarında sistematik olarak ve geniş çapta yayıldı.

Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı

Ekim 2021’deki darbenin başarılı olmasından sonra darbe lideri Abdülfettah el-Burhan’ın medya karşısına ilk kez Rus Sputnik kanalında çıkması şaşırtıcı değildi. Burhan bu röportajda, Rusya’nın Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssü inşa etmesi için yapılan ve sivil Başbakan Abdullah Hamdok hükümeti tarafından dondurulmuş olan anlaşmanın yürütülmesi konusundaki kararlılığını teyit etti.

Daha sonra 23 Şubat 2022’de yani Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasından bir gün önce darbe liderinin yardımcısı Hamideti, Moskova’yı ziyaret etti ve Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini desteklediğini duyurarak, “Tüm dünyanın, Rusya’nın halkını savunma hakkına sahip olduğunu anlaması gerektiğini” ifade etti. Sekiz gün süren bu ziyaretten döndükten hemen sonra da Hamideti, Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rusya’ya ait deniz üssü inşası planlarını desteklediğini açıkladı.

Bu, bilhassa Burhan’ın Batı ile yakınlaşma ve hükümetine uluslararası desteği yeniden sağlama çabası bağlamında Rusya’ya olan desteği açıklamaktan kaçınmasından sonra, Burhan ile Hamideti arasında Moskova’yı etkilemeye yönelik bir rekabet gibi göründü. Bu, Hamideti’nin, Rus deniz üssünün kurulmasını desteklemek suretiyle Rusya ile olan ilişkisini pekiştirmesine imkân tanıdı.

Stratejik bir üs

Bu noktada söz konusu üs ile Moskova’nın Suriye’nin Tartus limanında inşa ettiği üssün, Rusya’nın bölgesel sınırları dışında sahip olduğu tek iki deniz üssü olması kayda değer. Bilindiği üzere bu üssün hem Babülmendep Boğazı’na hem de Süveyş Kanalı’na yakın olması, Rusya’ya küresel petrol ihracatını izleme konusunda belirgin bir ayrıcalık ve geniş çaplı bir uluslararası çatışma çıkması halinde bu ihracata müdahale etme imkânı tanıyor. Dahası bu üs, Rusya’nın Kızıldeniz’deki varlığını tesis ediyor ve Doğu Akdeniz’deki varlığını güçlendiriyor.

Rusya Devlet Başkanı, lojistik görevler için bir kara ekibinin yanı sıra nükleer enerjiyle çalışan dört savaş gemisini içerecek şekilde bu üssün inşaatının Kasım 2020’de başlatılması talimatını vermişti. Ancak Abdullah Hamdok başkanlığındaki geçiş hükümeti, Batı’yla ilişkilerini iyileştirme çabalarının bir parçası olarak Nisan 2021’de üssün inşasına ilişkin anlaşmayı dondurdu. Ardından 25 Ekim darbesinden sonra üsse dair görüşmeler yeniden başladı ki bu, Rusya’nın bu darbeye destek verdiğinin kanıtlarından biriydi. Ayrıca Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı.

Rusya yanlısı İslamcılar

Askerî bileşen, darbeden sonra Rusya ile ilişkilerini pekiştirmeye devam etti. Bu doğrultuda 3 Ağustos 2022’de Dışişleri Bakanlığı Vekili Defullah el-Hac Ali, Beşir döneminde oluşturulmuş olan Sudan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Arasında Siyasi İstişare Komitesi’nin onuncu oturumuna katılmak üzere Rusya’ya gitti. Daha sonra, yine Beşir döneminde oluşturulan Rusya-Sudan Hükümet Komisyonu’nu canlandırmak için 15 Ağustos’ta Sudanlı resmî bir heyet Moskova’yı ziyaret etti. Bu ortak toplantılar, iki ülke arasında madencilik, petrol arama ve enerji gibi çeşitli alanlardaki ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesiyle sonuçlandı. Darbeci hükümetin, Burhan ile Hamideti’nin sivil hükümete darbesinden sonra dış yardımların durdurulmasının sonucunda 4,4 milyar dolara varan ekonomik kayıpları telafi etmek için Moskova’ya yönelme kararı aldığı açıkça görülüyordu. Bu Moskova’yla yakınlaşma yönelimi, İslamcı kadroların kitleler halinde bilhassa Dışişleri Bakanlığı’ndaki kamu hizmetine dönmesiyle aynı zamana denk geldi. Nitekim Ocak 2022’den bu yana 102 İslamcı kadro, diplomaside yeniden görevlendirildi. Bu diplomatlar, Batı’ya karşı Rusya’yı ve Çin’i destekleme konusunda idmanlıydı.

Aynı şekilde geçen yılın başlarında BM Sudan misyonunun görev süresinin uzatılmasına dair müzakereler esnasında Rusya ve Çin, darbe hükümetinin, misyonun görev süresinin, yetki kapsamında özlü bir değişiklik olmadan teknik olarak uzatılması yönündeki tutumunu destekledi. 25 Ekim darbesinden sonra misyonun yetki süresinin yenilenmesine dair ilk öneri, askerî darbeyi ve güvenlik güçleri tarafından barışçıl göstericilere karşı uygulanan şiddeti kınıyordu. Aynı şekilde Darfur’daki şiddet eylemlerinin yinelendiğine dikkat çekerek, darbenin sebep olduğu krizi bitirecek siyasi bir süreç çağrısında da bulundu.

Rusya’nın askerî yönetime verdiği destek, bir kez daha kararın ilk versiyonunun bozulmasına yol açtı ve bu da Haziran 2022’de Güvenlik Konseyi’nin 2022 tarihli 2636 sayılı kararının çıkarılmasına sebep oldu. Bu kararda misyonun yetki tanımında, Sudan sahasındaki değişikliklere daha etkili karşılık vermesini sağlayacak köklü bir değişiklik yer almıyordu.

wdfed
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Buna ek olarak Güvenlik Konseyi, 15 Şubat 2022’de görüş birliğiyle 2620 sayılı kararı benimsedi. Bu karar, 2005 yılındaki 1591 sayılı kararla oluşturulan Sudan Yaptırımları Komisyonu’na bağlı uzman ekibinin görev süresini 12 Mart 2023’e uzatıyordu. 2005 tarihli 1591 sayılı karar, BM’ye kararlarını uygulamak için silahsız (Madde 41) ve silahlı (Madde 42) tüm tedbirleri kullanma imkânı tanıyan, BM Sözleşmesi’nin 7’inci Bölümü kapsamında alınmıştı. Darfur çatışmasıyla ilgili olarak etkin taraflara silah ve yolculuk yasağı ve mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulandı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’ne düzenli olarak rapor veren ve yaptırım uygulanacak kişi ve tarafları belirleyen bir uzman ekibi de oluşturuldu. Bu listede şu an, Sudan Silahlı Kuvvetleri Batı Askerî Bölgesi Eski Komutanı Tümgeneral Cafer Muhammed el-Hasan (Bu makama daha sonra şu anki Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan geldi) gibi subaylar ve Cancavid lideri Şeyh Musa Hilal yer alıyor.

Bu Güvenlik Konseyi komitesi, Darfur bölgesinde barışı ve istikrarı engelleyen kişi ve oluşumlara yönelik tedbirleri uygulamaya devam etmek için bir uzman ekibi tarafından da destekleniyor.

Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi

Bununla birlikte Rusya, Şubat 2022’de bu uzman ekibin görev süresinin uzatılmasına dair görüşmeler esnasında Güvenlik Konseyi’nin bu yaptırımların kaldırılması için bir zaman kriteri benimsemesi konusunda ısrar etti. Ayrıca Moskova, yenileme kararına ilişkin metinde Ekim 2021 darbesine ya da Sudan’daki BM siyasi misyonuna dair herhangi bir atıf yapılmasına da karşı çıktı. Böylece Rusya, 2022 tarihli 2620 sayılı karar için belirlediği hedeflerine bir kez daha ulaşmayı başardı: Darbe veya misyonun adı anılmaksızın komisyonun görev süresi bir yıl uzatıldı ve yaptırım kriterlerinin belirlenmesi için nihai tarih olarak 31 Ağustos 2022 belirlendi.  

Her ne pahasına olursa olsun himaye

O zamandan beri Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi.

Bu, Ekim 2021’den beri Darfur’da artan şiddet dalgasına bakıldığında son derece ilginç görülüyor. Ancak Rusya’nın, şu anki savaşta Darfur’un farklı bölgelerinde ve özellikle de Batı Darfur vilayetinde tecavüzler, suçlar ve ihlaller gerçekleştiren HDK başta olmak üzere askerî müttefiklerini ve onların iktidarını ne pahasına olursa olsun koruma niyetlerini de ortaya koyuyor. Bu durum, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni bu konu hakkında yeni bir uluslararası soruşturma başlatmaya sevk etti.

Ana savaş noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik

Rusya ile Sudan arasındaki bu karşılıklı yakınlaşma, şu anki savaşın öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Şubat 2023’te gerçekleştirdiği Hartum ziyaretiyle taçlanmıştı. Hartum, Lavrov’un bu yılın başında Mali ve Moritanya’yı da içine alan Afrika turunun bir durağıydı. Lavrov bu ziyarette, Hamideti ile Burhan arasında var olan ve bu yılın başlarında HDK ile ordu arasındaki çatışma patlak vermeden önce sarsılmaya başlayan darbe ittifakını korumaya çalıştı. Pratikte iki taraf arasındaki gerginlik, Wagner ile HDK arasındaki ittifaka bel bağlayan Rusya’nın bölgedeki varlığını ve çıkarlarını da etkilemeye başladı. Hartum’da Lavrov açıkça, Wagner’in faaliyetlerini ve Afrika’daki varlığını savunarak, ‘terör tehdidi’ karşısında ‘bölgedeki durumun istikrarına katkı sağlayan’ rolünü övdü.

Rus Bakan ayrıca, Wagner güçlerinin egemenlik sahibi hükümetlerin talebi üzerine konuşlandırıldığına işaret etti. Bu, sadece Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki varlığını gerekçelendirmek için değil, aynı zamanda Hamideti’nin, güçlerinin resmî olması yönündeki talebini de desteklemek içindi. Lavrov, Moskova’nın Sudan’da faaliyet gösteren Rus madencilik şirketlerine sağlanan rahatlatıcı koşullara dair takdirini ifade etmeyi de ihmal etmedi. Ayrıca Sudan’ın Kızıldeniz kıyısında Rus askerî deniz üssü kurulmasına ilişkin anlaşmanın geçerli olduğunun da altını çizdi.

Gelgelelim Lavrov’un ziyaretinden birkaç hafta sonra Sudan’daki darbeci iki müttefik arasında patlak veren savaş, Rusya’nın Sudan’daki stratejisinin başarısızlığını ilan eder gibiydi. Bununla birlikte Rusya’nın iki taraf üzerinde de etkinliği sürüyor. Ana çatışma noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik olma özelliğini koruyor. Öte yandan son dönemde yaşanan Wagner isyanı, Rusya’nın büyük ölçüde istikrarsızlık kuşağı oluşturmaya ve demokratik sivil dönüşümün taleplerine karşı askerî ve paramiliter aktörleri desteklemeye dayanan Afrika stratejisine ilişkin hesaplarını karmaşık hale getirdi. Rusya şu an Sudan’daki savaşın tüm taraflarıyla hatlarını açık tutuyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?

(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
TT

İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?

(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)

İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki saldırılarını son birkaç günde genişletmesiyle Hizbullah, son derece karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: İsrail’in giderek yoğunlaşan saldırılarına, geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenmeden nasıl karşılık verecek? Zira İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, İsrail’deki seçimleri ertelemek ya da seçimlerdeki konumunu güçlendirmek amacıyla böyle bir çatışmayı tetiklemeye çalışıyor olabileceği değerlendiriliyor.

Hizbullah’ın saldırılara maruz kalan tabanından örgüt üzerindeki baskı da giderek artıyor. Taban, Tel Aviv’i caydıracak bir karşılık verilmesini talep ederken, örgütün seçenekleri büyük ölçüde bölgesel gelişmeler, özellikle de ABD-İran müzakerelerinin seyri ve Lübnan’daki iç siyasi hesaplarla şekilleniyor.

Bu yanıt Netanyahu’nun işine geliyor

Hizbullah’ın tutumuna yakın kaynaklar, örgütün şu aşamada misilleme yapacağına yönelik herhangi bir açıklama yapmaktan büyük ölçüde kaçındığını belirtiyor. Kaynaklar, “Hizbullah şu anda Lübnan yönetiminin sorumluluklarını yerine getirmesi yönüne işaret ediyor. Örgüt daha önce de İsrail’in saldırılarını genişletmesi ve müzakerelerin başarısız olması karşısında Lübnan yönetimini diyalog çağrısı yapmıştı” değerlendirmesinde bulunuyor.

dfefrbf
Mustafa Ferhat adlı çocuk, evini hedef alan ve ailesinin bazı üyelerinin ölümüne yol açan İsrail hava saldırısı sonucu yaralandıktan sonra, yanında büyükannesi ile birlikte tedavi görüyor. (AP)

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, şu ana kadar Hizbullah’ın askeri karşılık verme yönünde ilerlediğine işaret eden herhangi bir emare bulunmadığını belirtti. Kaynaklara göre İsrail’in saldırılarını genişletmesinin amaçlarından biri, Hizbullah’ı ve beraberinde İran’ı karşılık vermeye, dolayısıyla geniş çaplı bir savaşa sürüklemek. Bunun ise Netanyahu’ya seçimler açısından avantaj sağlayabileceği veya seçimleri ertelemesine yardımcı olabileceği ifade ediliyor.

Karşı koyma imkânı yok

Buna karşılık, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hilal Haşan, Hizbullah’ın ‘askeri gücünün çöktüğünü’ belirterek, örgütün önünde herhangi bir seçenek bulunduğunu düşünmüyor. Haşan, özellikle örgütün ‘gurur sembolü’ olarak nitelendirdiği Ali et-Tahir’i Lübnan ordusuna teslim etmek yerine İsrail’e teslim etme kararının ardından askeri kapasitesinin daha da zayıfladığını savunuyor. Haşan, “Örgütün İsrail’le savaşacak gücü bir yana, onu provoke edecek kapasitesi dahi bulunmuyor... İki insansız hava aracı (İHA) gönderdi ve sonuçlarını gördük” dedi.

Haşan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın şu aşamadaki hedefinin, İsrail’e karşı askeri rolünün sona ermesinin ardından silahlarını ülke içinde muhafaza etmek olduğunu belirtti. Örgütün hâlâ ‘inkâr halinde yaşamayı sürdürmekte ısrar ettiğini’ söyleyen Haşan, İsrail’deki rekabetin yoğun olduğu seçimler öncesinde İsrail’in saldırılarını sürdürmesini beklediğini ifade etti. Haşan’a göre bu tırmanış Lübnan’la sınırlı kalmayacak; Batı Şeria, Gazze ve Suriye’nin güneyini de kapsayacak. İran’a yönelik saldırı tehditlerinin de devam edeceğini belirtti.

Haşan, “ABD’nin İsrail’e baskı yapma kapasitesi sınırlı görünüyor... Bu da operasyonların Beka Vadisi’ne kadar genişletilebileceği ihtimalini göz ardı etmememize neden oluyor” diye konuştu.

Hizbullah için üç seçenek

Haşan’ın değerlendirmesinin aksine, emekli Tuğgeneral Münir Şehade, Hizbullah’ın önünde üç seçenek bulunduğunu belirtiyor.

Şehade’ye göre birinci seçenek, ‘geniş çaplı doğrudan bir askeri karşılık vermek’. Ancak bunun İsrail’e aradığı bahaneyi sağlayarak hedef listesini genişletmesine, çatışmayı daha derin bölgelere taşımasına ve hatta Lübnan’ın altyapısını hedef almasına yol açabileceğini belirten Şehade, “Bu nedenle maliyeti yüksek bir seçenek” diyor.

fvgthyju
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Haniye kasabasına düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İkinci seçenek ise ‘karşılık vermekten tamamen kaçınmak’. Bunun da bir bedeli olduğunu belirten Şehade, İsrail tarafından bunun, özellikle Ali et-Tahir çevresindeki gerilimin ve devam eden saldırıların ardından, İsrail’in herhangi bir bedel ödemeden yeni fiili durumlar yaratabildiği şeklinde yorumlanabileceğini ifade ediyor.

Üçüncü seçenek olan ‘ölçülü ve sınırlı bir karşılık’ konusunda ise Şehade, bunun Hizbullah karşılık vermeye karar verdiği takdirde en mantıklı seçenek olduğunu düşünüyor. Şehade, “Bence bu, ‘saldırının bir bedeli vardır’ denkleminde ısrar etmeyi amaçlayan, ancak topyekûn bir çatışmaya sürüklenmeyen bir karşılık olmalı. Aynı zamanda örgüt, özellikle siyasi manevra alanını korumak istiyorsa, belirsizlik politikasını sürdürebilir ve gerçekleştirdiği tüm operasyonları açıklamayabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şehade, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın daha karmaşık bir hesapla karşı karşıya olabileceğini belirterek, “Örgüt şimdi mi İsrail’e karşılık vermeli, yoksa ABD-İran müzakerelerinin nasıl sonuçlanacağının netleşmesini mi beklemeli?” sorusunu gündeme getiriyor. Şehade, “ABD-İran sürecinin sonucunu beklemek, teslim olmak veya hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmiyor. Bu, büyük çaplı bir karşılığı ertelemek, ancak sınırlı bir karşılık seçeneğini açık tutmak anlamına gelebilir. Çünkü şu anda yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, bölgesel tablo netleşmeden önce savaşı genişletme fırsatı sağlayarak Hizbullah’tan çok İsrail’in çıkarına hizmet edebilir” diyor.

Şehade, yakın vadede Hizbullah’ın topyekûn bir savaşı başlatacak geniş çaplı bir karşılık verme girişiminde bulunmayacağını, ancak İsrail’in saldırılarını hiçbir karşılık vermeden sonsuza kadar sürdürmesine de tahammül edemeyeceğini düşünüyor.

Bu nedenle Şehade’ye göre en gerçekçi senaryo, ‘gerilimi kontrol altında tutmak, sahadaki gelişmeleri izlemek, ABD-İran sürecinden yararlanmak ve İsrail’in belirli sınırları aşması halinde sınırlı ve hesaplı bir karşılık verme seçeneğini açık tutmak’.


Yemen ordusu Cevf muharebesini başlattı

Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
TT

Yemen ordusu Cevf muharebesini başlattı

Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)

Yemen ordusu, Husilerin saldırılarını tırmandırmasının beşinci gününe girmesi ve hükümet güçlerinin bu saldırıları engellemekten ziyade onları takip etmeye ve yeni mevzileri geri almaya başlamasıyla sahadaki dikkat çekici bir değişimin ortasında, dün Husilere karşı yürüttüğü askeri operasyonları çeşitli cephelere genişletti.

En belirgin gelişme, hükümet güçlerinin ili kurtarmak için geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığı Cevf ilinde yaşandı. Güçler, Husilerin saflarındaki çöküşler ve alınan esirlerle ilgili haberler gelirken, Lebanat kampı ve çevresi ile Hazm şehrinin doğusundaki diğer mevzileri geri almayı başardı.

Eş zamanlı olarak Yemen ordusu, Beyda ilinde yeni bir cephe açtı. Zahir cephesindeki askeri bir operasyon sırasında Hayd el-Hazzan ve el-Fuleyhan mevzilerini kurtarmayı başaran güçler, Husilerin saflarında çöküşler tüm hızıyla devam ederken, Uzlet el-Nasıfe bölgesine doğru ilerleyişini sürdürdü.

Bu gelişmeler, askeri kaynaklara göre Husilerin onlarca ölü ve yaralı verdiği Batı Kıyısı ve Taiz'de, özellikle de Berh, Makbene, Sukm ve Kadha'da devam eden çatışmalarla aynı zamana denk geldi.


Yemen’de Husilere karşı yeni cepheler açılıyor: İkmal yolları hedefte

Yemen ordusu personeli, Cevf şehrinde Husilere karşı ilerleme kaydedilmesinin ardından kutlama yaptı (X platformu)
Yemen ordusu personeli, Cevf şehrinde Husilere karşı ilerleme kaydedilmesinin ardından kutlama yaptı (X platformu)
TT

Yemen’de Husilere karşı yeni cepheler açılıyor: İkmal yolları hedefte

Yemen ordusu personeli, Cevf şehrinde Husilere karşı ilerleme kaydedilmesinin ardından kutlama yaptı (X platformu)
Yemen ordusu personeli, Cevf şehrinde Husilere karşı ilerleme kaydedilmesinin ardından kutlama yaptı (X platformu)

Yemen ordusu ve Ulusal Direniş, Husilerin saflarında art arda yaşanan kırılmalar ve geri çekilmeler devam ederken dün Taiz, Beyda ve Cevf illerindeki cephelerde nitelikli bir ilerleme kaydetti. Diğer yandan Cevf ili, sahada ilerleme kaydeden hükümet güçlerini destekleyen kabile hareketliliğine sahne oluyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi, hükümet güçlerinin Beyda (ülkenin orta kesimi) cephesinde sahada önemli bir ilerleme (yarma) gerçekleştirdiğini duyurdu. Nitekim güçler, "Hayd el-Hazzan ve el-Fuleyhan mevzilerini kurtararak Nasıfe bölgesine ve ilk köyü olan Zi Emahşeb köyüne kadar ulaşmayı" başardı. Bu adım, güçlere Husilerin orta ve güney illeri arasındaki ikmal yollarını kesmek için coğrafi bir üstünlük sağlıyor.

Bu ilerleme, Zahir ilçesine hakim olan tüm tepe ve platoların kontrol altına alınmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşiyor.

Beyda İli Medya Müdürü Arif el-Ömeri, silahlı kuvvetlerin Zahir ilçesine hakim stratejik yüksekliklerin kontrolünü sağladığını ve hükümet güçlerinin ildeki konumunu güçlendiren bir gelişme olarak, ‘Zi Naim’ bölgesine ilerlemeye hazırlık amacıyla halihazırda Nasıfe bölgesinde arama tarama faaliyetleri yürüttüğünü teyit etti.

vfghyju
Yemen Hava Kuvvetleri, Beyda ilinin Zahir ilçesinde hava saldırısı düzenledi (X platformu)

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid el-Nuzeyli ise silahlı kuvvetlerin, ‘devlet kurumlarını geri alma ve Husi darbesini sona erdirme amaçlı operasyonlar çerçevesinde’ Cevf ve Beyda cephelerinde eş zamanlı ilerleme ve zaferler elde ettiğini belirterek, grup unsurlarını can güvenliklerini korumak için ilerleme hatlarından ayrılmaya ve hafif silahlarıyla birlikte mevzilerini terk etmeye çağırdı.

Batı ekseninde ise Ortak Güçler, hakim tepelerde konuşlanan Husi ceplerini püskürttükten sonra Taiz’i Batı Kıyısı'na bağlayan hayati bir bağlantı yolunu güvence altına almayı başardı. Medya Merkezi, ‘Taiz'in batısındaki Kadha cephesinde yer alan Nakil ve Kura Dağı'nda tam kontrolün sağlandığını’ teyit etti.

Hükümet güçleri ayrıca, şehrin batısındaki Şer'ab kavşağında yer alan Ravd okulu yakınları ile Ruba'i bölgesinde büyük bir Husi askeri takviye gücünü hedef aldı. Berh ve Makbene cephelerini desteklemek ve ‘Han Dağı’na saldırmak üzere yola çıkan 21'den fazla askeri aracı barındıran bu hedefin vurulması, personel ve teçhizat açısından ağır kayıplara yol açtı.

Cevf ilinde, hükümetin askeri operasyonlarına paralel bir saha gelişmesi olarak, güçlerin ildeki çeşitli cephelerde devam eden ilerlemesiyle eş zamanlı şekilde, Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin Husi grubuna karşı yürüttüğü askeri operasyonları desteklemek üzere hareketlilik başladı.

Yerel kaynaklara göre kabileler, bölgede devam eden askeri operasyonlar sırasında hükümet güçlerinin birçok bölge, mevzi ve stratejik kampı kontrol altına almasının ardından, güçlere destek vermek ve kırılmaya başlayan grubun mevzileri üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla ilin kuzeyindeki Yetime ilçesine doğru harekete geçti.

Yemen Silahlı Kuvvetleri dün, ildeki Hazm şehrine doğru ilerleyerek çevresindeki stratejik mevzileri kontrol altına aldı. Bununla birlikte Lebanat kampında ilerleme kaydetti ve kurtarılan bölgeleri güvence altına alma operasyonlarını sürdürdü.

Tüm bu gelişmeler; hükümet güçleri ve Ortak Güçler’in Batı Kıyısı'ndaki Husi saldırısının seyrini inisiyatifi yeniden ele aldıkları bir karşı saldırıya dönüştürmeyi başarmalarının ardından, Yemen güçlerinin Hudeyde ilindeki Hays ilçesinin tamamını kurtardığını ve kuzeydeki Cerrahi ilçesine doğru ilerlemeye başladığını duyurmasının hemen ertesinde meydana geldi. Bu durum, Yemen dosyasını nüfuz haritasını yeniden çizen bir dönüm noktasına taşıyor.