Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Geçtiğimiz 15 Nisan’da Hartum’a yönelik saldırının ve de savaşın patlak vermesinden bu yana Afrika’da yaşanan bu gelişmelerin bölgesel ve uluslararası manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar sürüyor

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault
TT

Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Emced Ferid Tayyib

Sudan’da geçtiğimiz 15 Nisan’da Korgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Hamideti lakaplı Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaş çıkmasından bu yana bu savaşın bölgesel ve uluslararası siyasi manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar yapılmaya devam ediyor. Bu bağlamda en çok gündeme getirilen ve en belirsiz dosya, Rusya’nın Sudan’daki varlığı ve oradaki savaşın tarafları ile ilişkisinin boyutu.

Bu meseleye dair söylentiler ve tartışmalar, Rus askerî Wagner grubunun kurucusu Yevgeniy Prigojin’in Sudan’daki savaşın patlak vermesinden birkaç gün sonra yaptığı açıklamanın ardından artış göstermişti. Prigojin bu açıklamada kendisini çatışmanın iki tarafı arasında bir arabulucu olarak ortaya attı ve Hartum’da barışın sağlanması için her ikisiyle de olan iyi ilişkilerinden faydalanılmasını teklif etti. Bu açıklama CNN kanalının, Wagner’in, HDK’nin silahlandırılması ve komşu Libya’dan karadan havaya füzelerle takviye edilmesi işinde parmağı olduğuna dair duyurusuyla aynı zamana denk geldi. Kanal bu duyurusunu uydu görüntüleriyle de teyit etti. Wagner’in kurucusu da Moskova yakınlarında öldürülmeden birkaç gün önce Afrika’da Hamideti’nin elçileriyle bir araya gelmişti.

Rusya’nın tarihî nüfuzu

Bu savaşı ele alırken Rusya’nın Sudan’da resmi ve gayri resmi olarak artan nüfuzunun gidişatını izlemek gerekiyor. 2015 yılından itibaren dikkat çekici bir şekilde artmaya başlayan bu nüfuz 2017 yılında, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Rusya’yı ziyaret edip Soçi şehrinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le buluşmasıyla zirveye ulaştı.

Bu buluşmada Beşir, onun nitelemesiyle ABD’nin kendi rejimine yönelik düşmanlığıyla başa çıkmak için Rusya’dan doğrudan himaye talep etti. Ayrıca Putin’e, Rusya’nın Afrika’ya ve Kızıldeniz’e açılan bir kapısı olarak Sudan’ın kullanılmasını teklif etti. Nihayetinde Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rus güçlerine ait lojistik bir deniz üssünün inşa edilmesi üzerinde anlaşmaya varıldı.

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti. Konuya ilişkin açıklamada şu ifadeler yer alıyordu:

“Rusya Devleti kurumlarıyla hiçbir bağlantısı olmayan Rus özel güvenlik şirketleri, halihazırda Sudan’da faaliyet gösteriyor. Bu şirketlerin görevi, Sudan Cumhuriyeti’ndeki askerî kadroları ve kolluk güçlerini eğitmekten ibarettir.”

Daha sonra Rusya, Nisan 2019’da Beşir rejimini deviren Sudan devriminin eğilimlerinden duyduğu memnuniyetsizliği gizlemedi ve Sudan’da ordu ve güvenlik kurumlarındaki etkinliğini geri kazanmak için sabırla çalışmaya devam etti. Şu an savaşan Burhan ile Hamideti’ye bağlı güçlerin 25 Ekim 2021’de geçiş hükümetine karşı yaptığı askerî darbeyle de bu hedefine ulaştı.

Prigojin’in hayal kırıklığı

Örneğin Rusya Federasyonu Anayasal Mevzuat Komitesi Başkanı Andrei Klishas, Beşir’in Nisan 2019’de devrilmesini ‘şiddet yoluyla ve anayasaya aykırı bir iktidar değişimi’ şeklinde niteledi. Bilindiği üzere Wagner grubu, devrim sırasında Beşir rejimine destek sunmuştu. Daha sonra sızdırılan gizli raporlara göre Prigojin, Beşir’in göstericilere karşı son derece temkinli tutumundan duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi ve bu durumu Beşir’in, Rusya’nın kitlesel protestoları kontrol altına almak için ‘küçük ama kabul edilebilir can kayıplarına’ razı olmanın gerekliliğine dair tavsiyesine kulak vermemesine bağladı.   

Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya desteği durmadı.

Wagner’in Beşir rejimi için hazırladığı sızdırılmış bir belgede Aralık Devrimi’ne karşı mücadele kapsamında; rejimi devirme çağrısına ilişkin hukuki kavramın genişletilmesi, izinsiz toplantılar düzenlemeye ve bunlara katılmaya yönelik cezanın ağırlaştırılması, muhalifler hakkında yurtdışına casusluk yapma suçlamalarının yayılması, bağımsız medya organlarına baskı uygulanması, rejim yanlısı söylemi yaymak üzere medyanın sahte bilgi kaynaklarıyla doldurulması, resmî hükümet kutlamalarını aynı yerde gerçekleştirmek suretiyle protesto ve gösteri noktalarının işgal edilmesi, duyurulan gösterilerden bir gün önce ana koordinatörlerin ve protesto liderlerinin tutuklanması gibi öneriler yer alıyor.

Bu öneriler, Beşir’i kurtarmak için işe yaramasa da 25 Ekim Darbesi iktidarı, bu önerileri benimseyerek harfiyen uyguladı. Wagner’le olan güvenlik iş birliğinin Ekim 2021’den sonra sıkı bir şekilde devam etmesi ya da yeniden tesis edilmesi de bunun göstergesi.

Önce ordu

Beşir’in düşmesinden sonra ve geçiş döneminin başlamasından önce siviller ile ordu arasında yaklaşık dört ay devam eden müzakere sürecinde Rusya, Sudan’da askerî otoriter bir yönetimin kurulması yönündeki eğilimleri desteklemeyi sürdürdü. Örneğin Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin onlarca göstericinin rejim güçleri tarafından öldürüldüğü 3 Haziran 2019 kıyımını kınamasına engel oldu. Söz konusu kıyım, iktidarın sivillere devredilmesi çağrısında bulunmak için ordu karargâhı önünde devam eden barışçıl oturma eyleminin dağıtılması esnasında yaşanmıştı. Rusya’nın BM Elçisi Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, BM’nin önerilen karar taslağını ‘dengesiz’ şeklinde niteledi.

fvrbe
23 Kasım 2017’de Soçi’deki buluşmada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda) eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken (AFP)

Bundan iki gün sonra Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, kendi deyimiyle Sudan’a yönelik dış müdahaleleri kınadı. Daha sonra Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya verdiği destek durmadı. BM Güvenlik Konseyi’nde, sivil Başbakan Abdullah Hamdok’un talebi üzerine BM Sudan’da Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) kurulması için yapılan istişareler sırasında Rusya, bu misyonun kurulması kararında, Hamduk’un ilgili talebi için 27 Ocak 2020’de BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği mektuba herhangi bir atfın yapılmasını istemedi. Zira Moskova, talep edilen misyonun daha güçlü bir şekilde yetkilendirilmesi üzerine düşünmek için Güvenlik Konseyi’ne daha geniş bir siyasi alan tanıyan mektuba itiraz eden askerî bileşenin tutumunu benimsiyordu. Ordunun uzlaşmazlığı ve hem Rusya’nın hem de Çin’in Güvenlik Konseyi’nde ordunun tutumunu desteklemesi sonucunda, 27 Mayıs 2020 tarihinde Güvenlik Konseyi kayıtlarına Document S/2020/77 etiketiyle geçen ilk mektup geri çekildi ve böylece BM Güvenlik Konseyi’nin 3 Haziran 2020’de UNITAMS misyonunun kurulmasına ilişkin 2524 (2020) sayılı kararının çıkarılmasının yolu açıldı.

Basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Mereo Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’ye ait muhtemel bağlantılarla değiştiriyordu

Misyonun yetkisi makul düzeyde yeterliydi. Yine de ilk mektubun beklentilerini karşılayamadı. Bunun ardından Rusya, bu makama aday kişinin Sudan ordusunun desteğine sahip olması gerektiğini öne sürerek yeni misyon için başkan seçimini onaylamayı birkaç ay boyunca geciktirdi. Bu da UNITAMS’ın kurulmasından sonra yedi aylık ve misyonun henüz başkanı tayin edilmeden önce Sudan’da etkin bir şekilde konuşlandırılmaya başlamasından sonra da üç aylık bir zaman boşluğuna yol açtı.   

Altın ve Sovyet bayrağı

O zamandan 25 Ekim 2021 darbesine kadar olan dönemde Rusya, Sudan’daki nüfuzunu ve ittifaklarını yeniden tesis etmek için sıkı bir şekilde çabaladı. Bu çabanın çeşitli biçimleri vardı, ama en belirgin olanı, altın arama alanından HDK ile yapılan ekonomik iş birliğiydi. Son yıllarda HDK ile Wagner arasında altın arama faaliyeti için kurulan ortaklıklar, Rusya Merkez Bankası’nda büyük altın rezervlerinin oluşmasına katkı sağladı. Bu, Ukrayna’daki savaşın sonuçlarıyla yüzleşmesi bağlamında Moskova için oldukça önemli bir şey. Nitekim 2021 yılında Suriye’deki Lazkiye Havalimanı yoluyla Sudan’dan Rusya’ya, oradan da Rusya Federasyonu’ndaki Chkalovsky Hava Üssü’ne altın kaçırmak için yaklaşık 16 Rus seferi gerçekleşti. Bu uçuşlar, Rus Silahlı Kuvvetleri’ne ait kimlik numaralarıyla kayıtlı uçaklarla yapıldı. Sudan’da yoğun bir korumayla çevrelenen ortak maden sahalarının üzerinde eski Sovyetler Birliği’ne ait eski bir bayrak dalgalanıyor. Ayrıca basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Meroe Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’nin muhtemel bağlantılarıyla değiştiriyordu.

Bunun yanı sıra Wagner grubunun M-Invest adıyla bilinen yatırım kolu da Meroe Gold üzerinde kontrol sahibi. Şirketin 2017 yılında Sudan Şirketler Genel Sicil Memuru tarafından verilen tescil belgesine göre M-Invest, şirket hisselerinin yüzde 99’una sahip ve üç üyeden oluşan yönetim kuruluna da Rusya vatandaşı Mikhail Potepkin (M-Invest’in Bölge Müdürü) başkanlık ediyor. Geri kalan yüzde 1’lik hisse ise şirketin yönetim kurulunun diğer iki üyesi olan bir Sudan vatandaşı ile Michael Litvinov adlı bir Rusya vatandaşı üzerine kayıtlı.

Meroe Gold’un yabancı yatırım şirketlerinin kaydı ve işletimi alanında karmaşık Sudan bürokrasisini devrik Beşir rejimindeki en üst makamların bu şirkete sağladığı sürekli kolaylıklar sayesinde olağanüstü bir hızla aşması dikkat çekici. Nitekim 12 Ağustos 2018’de Sudan Cumhurbaşkanlığı İşleri Bakanı Fazl Abdullah Fazl, Maden Bakanı Muhammed Ahmed Ali’ye Beşir’in, altın atıklarını işlemesi için Meroe Gold şirketine ruhsat verilmesi yönündeki talimatını bildirdi. Halbuki yabancı şirketlerin bu sektörde faaliyet göstermesi yasaktı. Söz konusu talimat, Sudan hükümetinin Sudan’ın doğusundaki Cubeyt (Gebeit) bölgesinde yer alan imtiyaz bloğundaki (A3) yüzde 30’luk hissesinden feragat edilmesini de içeriyordu. Meroe Gold’a ayrıca, Güney Kordofan, Nil Nehri ve Kızıldeniz eyaletlerindeki altın atıklarını işleme izninin yanı sıra, Kızıldeniz’deki R570 bloğu ile Nil Nehri eyaletinde yer alan Abu Hamad’daki 28 bloğunda da altın arama hakkı verildi.

Beşir’in, cumhurbaşkanlığının son zamanlarında Sudan hükümetinin Kızıldeniz eyaletindeki altın madenciliği sektöründe sahip olduğu hisselerin şirkete devredilmesini emrettiğini de bilhassa belirtelim. Bilindiği üzere Meroe Gold, başka alanlarda çalışmak için kendisine bağlı birkaç şirketi kaydettirerek faaliyet alanını genişletti. Meroe Tarımsal ve Hayvani Üretim (12 Ağustos 2018), Meroe Bitkisel Yağ Üretimi (2 Aralık 2018) ve Meroe Maden Atıklarını İşleme (19 Şubat 2019) söz konusu şirketler arasında yer alıyor.

Hamideti’nin rolü

Bu noktada Meroe Gold’un kurulmasından önce Rus şirketlerinin altın arama alanında Sudan hükümetiyle ortak projelere girdiğini belirtmekte fayda var. Rusya uzun bir zamandır gözlerini Sudan’ın altın kaynaklarına dikmişti. Temmuz 2015’in sonlarında Beşir’in de katıldığı bir törende altın madenciliği için Siberian şirketine Kızıldeniz ve Nil Nehri eyaletlerinde imtiyaz sözü verdi. Sudan Maden Bakanı Ahmed Sadık el-Keruri, şirketin bu iki yerde 1,70 trilyon dolar piyasa değerinde 46 bin ton altın rezervi keşfettiğini duyurdu. Söz konusu şirketle yapılan sözleşmeye göre bu değerin yüzde 25’i şirkette kalacak, geri kalanı da Sudan hükümetine bırakılacaktı. Siyasi tüketim için kullanılan bu rakamlar, uzmanlar ve halk tarafından geniş çapta bir sorgulama konusu oldu, bu da Beşir hükümetini daha sonra bu rakamlardan vazgeçmek zorunda bıraktı.

Bundan önce 2013 yılında Rus şirketi Kosh, Sudan’da maden arama faaliyetleri için kaydedilmiş ve kendisine Kızıldeniz’deki 30 bloğunda altın arama hakkı verilmişti. 2014 yılında hükümetle ortak bir proje çerçevesinde Kosh, 2016 yılına kadar yıllık yaklaşık 200 bin metrik ton altın atığını işlemek için Al İttihad Altın İşleme Tesisi’ni kurdu.   

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığına göre Kosh, HDK Komutanı Hamideti’nin ailesinin sahip olduğu ve başkanlığını yardımcısı ve kardeşi Abdurrahim’in yaptığı Al Junaid şirketinin ana ortağı olarak faaliyet yürütüyor. Temmuz 2017’de bu Rus şirketi, Kızıldeniz’deki 30 bloğunda kendisine verilen ruhsatın yanı sıra 14 yeni blokta altın aramak için Al Junaid şirketiyle ortak olduklarını duyurmuştu.

Daha sonra devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in 2017’deki Rusya ziyareti sırasında, Rus şirketi Kosh’a Sudan’da altın arama faaliyetleri için belirtilmemiş sayıda ek blok verilmesine ilişkin bir anlaşma imzalandı. Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev ile yapılan ortak açıklamada bu duruma, bu şirketin Rusya için Sudan’da sahip olduğu stratejik önemini yansıtacak şekilde işaret edildi. Aynı açıklamada Wagner’e bağlı M-Invest grubuna da benzer arama hakları verildiği duyuruldu. Kosh sözcüsü tarafından yapılan açıklamada şirketin Al Junaid şirketiyle olan ortaklığının, Al Junaid’in ‘yerel yetkililer ve polisle anlaşmasını ve aynı şekilde arama bölgelerinden mayınların temizlenmesi için uzman askerî birimlerle çalışmasını’ içerdiğine işaret edildi. Bu, HDK birimlerinin yerel sakinlerin kendi bölgelerindeki arama faaliyetlerinin çevresel ve ekonomik etkilerine karşı yaptığı protestoları kontrol altına almak için birkaç defa gönderilmesine bir kılıf oluşturdu.

Sudan’ın ötesinde

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı. Kosh ile Al Junaid gruplarının ortak faaliyetleri, Sudan’ın yanı sıra Nijer, Mali, Çad, Orta Afrika ve Libya’yı da kapsıyordu. Nisan 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç gün sonra HDK’nin ikinci adamı Abdurrahim Hamdan Dagolo, beraberinde Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Cemal Ömer ile Moskova’ya gitti ve burada Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin ile bir araya geldi. Hedef, askerî bileşenin her iki tarafının da Rusya ile daha önce yapılan anlaşmalara bağlılığı konusunda güvence vermekti. O zamandan sonra Moskova, Sudan’daki nüfuzunu geri kazanmak, askerî bileşeni takviye etmek ve bu bileşenin iktidarı ele geçirip sivilleri devirmeye dönük darbeci eğilimlerini beslemek için sabırla çalıştı ve Ekim 2021 darbesiyle de hedefe ulaşıldı.

Buna ek olarak Rusya, askerî bileşeni desteklemek amacıyla Sudan kamuoyunu yanıltmaya çalıştı. 25 Ekim darbesinden önce Facebook, Sudan’ı hedef alan ve Sudan kamuoyunu yanıltmak, askerleri desteklemek, sivillerin imajını çarpıtmak ve ordunun iktidara el koyması için çağrıda bulunmak üzere faaliyet yürüten iki sahte sayfa ağını (2,8 milyondan fazla takipçiye sahip yaklaşık bin 100 sayfa) kapattığını açıkladı. Bu ağların Rusya ve özellikle de Rusya İnternet Araştırmaları Ajansı (IRA) ile bağlantılı olduğu öğrenildi.

Aynı şekilde Wagner de Sudanlıların gözünde Rusya’nın imajını düzeltmek için büyük çaba sarf etti. Mesela Nisan 2021’in ortalarında grup, başkentin banliyölerindeki yardıma muhtaç ailelere gıda malzemeleri dağıtmak için kampanyalar düzenledi. Bununla beraber üzerinde ‘Rusya’dan Sevgilerle’ ve ‘Yevgeniy Prigojin’den Bir Hediye’ yazılı Rus bayrakları da dağıtıldı. Bu kampanyanın görselleri de sosyal medya platformlarında sistematik olarak ve geniş çapta yayıldı.

Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı

Ekim 2021’deki darbenin başarılı olmasından sonra darbe lideri Abdülfettah el-Burhan’ın medya karşısına ilk kez Rus Sputnik kanalında çıkması şaşırtıcı değildi. Burhan bu röportajda, Rusya’nın Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssü inşa etmesi için yapılan ve sivil Başbakan Abdullah Hamdok hükümeti tarafından dondurulmuş olan anlaşmanın yürütülmesi konusundaki kararlılığını teyit etti.

Daha sonra 23 Şubat 2022’de yani Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasından bir gün önce darbe liderinin yardımcısı Hamideti, Moskova’yı ziyaret etti ve Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini desteklediğini duyurarak, “Tüm dünyanın, Rusya’nın halkını savunma hakkına sahip olduğunu anlaması gerektiğini” ifade etti. Sekiz gün süren bu ziyaretten döndükten hemen sonra da Hamideti, Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rusya’ya ait deniz üssü inşası planlarını desteklediğini açıkladı.

Bu, bilhassa Burhan’ın Batı ile yakınlaşma ve hükümetine uluslararası desteği yeniden sağlama çabası bağlamında Rusya’ya olan desteği açıklamaktan kaçınmasından sonra, Burhan ile Hamideti arasında Moskova’yı etkilemeye yönelik bir rekabet gibi göründü. Bu, Hamideti’nin, Rus deniz üssünün kurulmasını desteklemek suretiyle Rusya ile olan ilişkisini pekiştirmesine imkân tanıdı.

Stratejik bir üs

Bu noktada söz konusu üs ile Moskova’nın Suriye’nin Tartus limanında inşa ettiği üssün, Rusya’nın bölgesel sınırları dışında sahip olduğu tek iki deniz üssü olması kayda değer. Bilindiği üzere bu üssün hem Babülmendep Boğazı’na hem de Süveyş Kanalı’na yakın olması, Rusya’ya küresel petrol ihracatını izleme konusunda belirgin bir ayrıcalık ve geniş çaplı bir uluslararası çatışma çıkması halinde bu ihracata müdahale etme imkânı tanıyor. Dahası bu üs, Rusya’nın Kızıldeniz’deki varlığını tesis ediyor ve Doğu Akdeniz’deki varlığını güçlendiriyor.

Rusya Devlet Başkanı, lojistik görevler için bir kara ekibinin yanı sıra nükleer enerjiyle çalışan dört savaş gemisini içerecek şekilde bu üssün inşaatının Kasım 2020’de başlatılması talimatını vermişti. Ancak Abdullah Hamdok başkanlığındaki geçiş hükümeti, Batı’yla ilişkilerini iyileştirme çabalarının bir parçası olarak Nisan 2021’de üssün inşasına ilişkin anlaşmayı dondurdu. Ardından 25 Ekim darbesinden sonra üsse dair görüşmeler yeniden başladı ki bu, Rusya’nın bu darbeye destek verdiğinin kanıtlarından biriydi. Ayrıca Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı.

Rusya yanlısı İslamcılar

Askerî bileşen, darbeden sonra Rusya ile ilişkilerini pekiştirmeye devam etti. Bu doğrultuda 3 Ağustos 2022’de Dışişleri Bakanlığı Vekili Defullah el-Hac Ali, Beşir döneminde oluşturulmuş olan Sudan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Arasında Siyasi İstişare Komitesi’nin onuncu oturumuna katılmak üzere Rusya’ya gitti. Daha sonra, yine Beşir döneminde oluşturulan Rusya-Sudan Hükümet Komisyonu’nu canlandırmak için 15 Ağustos’ta Sudanlı resmî bir heyet Moskova’yı ziyaret etti. Bu ortak toplantılar, iki ülke arasında madencilik, petrol arama ve enerji gibi çeşitli alanlardaki ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesiyle sonuçlandı. Darbeci hükümetin, Burhan ile Hamideti’nin sivil hükümete darbesinden sonra dış yardımların durdurulmasının sonucunda 4,4 milyar dolara varan ekonomik kayıpları telafi etmek için Moskova’ya yönelme kararı aldığı açıkça görülüyordu. Bu Moskova’yla yakınlaşma yönelimi, İslamcı kadroların kitleler halinde bilhassa Dışişleri Bakanlığı’ndaki kamu hizmetine dönmesiyle aynı zamana denk geldi. Nitekim Ocak 2022’den bu yana 102 İslamcı kadro, diplomaside yeniden görevlendirildi. Bu diplomatlar, Batı’ya karşı Rusya’yı ve Çin’i destekleme konusunda idmanlıydı.

Aynı şekilde geçen yılın başlarında BM Sudan misyonunun görev süresinin uzatılmasına dair müzakereler esnasında Rusya ve Çin, darbe hükümetinin, misyonun görev süresinin, yetki kapsamında özlü bir değişiklik olmadan teknik olarak uzatılması yönündeki tutumunu destekledi. 25 Ekim darbesinden sonra misyonun yetki süresinin yenilenmesine dair ilk öneri, askerî darbeyi ve güvenlik güçleri tarafından barışçıl göstericilere karşı uygulanan şiddeti kınıyordu. Aynı şekilde Darfur’daki şiddet eylemlerinin yinelendiğine dikkat çekerek, darbenin sebep olduğu krizi bitirecek siyasi bir süreç çağrısında da bulundu.

Rusya’nın askerî yönetime verdiği destek, bir kez daha kararın ilk versiyonunun bozulmasına yol açtı ve bu da Haziran 2022’de Güvenlik Konseyi’nin 2022 tarihli 2636 sayılı kararının çıkarılmasına sebep oldu. Bu kararda misyonun yetki tanımında, Sudan sahasındaki değişikliklere daha etkili karşılık vermesini sağlayacak köklü bir değişiklik yer almıyordu.

wdfed
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Buna ek olarak Güvenlik Konseyi, 15 Şubat 2022’de görüş birliğiyle 2620 sayılı kararı benimsedi. Bu karar, 2005 yılındaki 1591 sayılı kararla oluşturulan Sudan Yaptırımları Komisyonu’na bağlı uzman ekibinin görev süresini 12 Mart 2023’e uzatıyordu. 2005 tarihli 1591 sayılı karar, BM’ye kararlarını uygulamak için silahsız (Madde 41) ve silahlı (Madde 42) tüm tedbirleri kullanma imkânı tanıyan, BM Sözleşmesi’nin 7’inci Bölümü kapsamında alınmıştı. Darfur çatışmasıyla ilgili olarak etkin taraflara silah ve yolculuk yasağı ve mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulandı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’ne düzenli olarak rapor veren ve yaptırım uygulanacak kişi ve tarafları belirleyen bir uzman ekibi de oluşturuldu. Bu listede şu an, Sudan Silahlı Kuvvetleri Batı Askerî Bölgesi Eski Komutanı Tümgeneral Cafer Muhammed el-Hasan (Bu makama daha sonra şu anki Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan geldi) gibi subaylar ve Cancavid lideri Şeyh Musa Hilal yer alıyor.

Bu Güvenlik Konseyi komitesi, Darfur bölgesinde barışı ve istikrarı engelleyen kişi ve oluşumlara yönelik tedbirleri uygulamaya devam etmek için bir uzman ekibi tarafından da destekleniyor.

Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi

Bununla birlikte Rusya, Şubat 2022’de bu uzman ekibin görev süresinin uzatılmasına dair görüşmeler esnasında Güvenlik Konseyi’nin bu yaptırımların kaldırılması için bir zaman kriteri benimsemesi konusunda ısrar etti. Ayrıca Moskova, yenileme kararına ilişkin metinde Ekim 2021 darbesine ya da Sudan’daki BM siyasi misyonuna dair herhangi bir atıf yapılmasına da karşı çıktı. Böylece Rusya, 2022 tarihli 2620 sayılı karar için belirlediği hedeflerine bir kez daha ulaşmayı başardı: Darbe veya misyonun adı anılmaksızın komisyonun görev süresi bir yıl uzatıldı ve yaptırım kriterlerinin belirlenmesi için nihai tarih olarak 31 Ağustos 2022 belirlendi.  

Her ne pahasına olursa olsun himaye

O zamandan beri Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi.

Bu, Ekim 2021’den beri Darfur’da artan şiddet dalgasına bakıldığında son derece ilginç görülüyor. Ancak Rusya’nın, şu anki savaşta Darfur’un farklı bölgelerinde ve özellikle de Batı Darfur vilayetinde tecavüzler, suçlar ve ihlaller gerçekleştiren HDK başta olmak üzere askerî müttefiklerini ve onların iktidarını ne pahasına olursa olsun koruma niyetlerini de ortaya koyuyor. Bu durum, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni bu konu hakkında yeni bir uluslararası soruşturma başlatmaya sevk etti.

Ana savaş noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik

Rusya ile Sudan arasındaki bu karşılıklı yakınlaşma, şu anki savaşın öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Şubat 2023’te gerçekleştirdiği Hartum ziyaretiyle taçlanmıştı. Hartum, Lavrov’un bu yılın başında Mali ve Moritanya’yı da içine alan Afrika turunun bir durağıydı. Lavrov bu ziyarette, Hamideti ile Burhan arasında var olan ve bu yılın başlarında HDK ile ordu arasındaki çatışma patlak vermeden önce sarsılmaya başlayan darbe ittifakını korumaya çalıştı. Pratikte iki taraf arasındaki gerginlik, Wagner ile HDK arasındaki ittifaka bel bağlayan Rusya’nın bölgedeki varlığını ve çıkarlarını da etkilemeye başladı. Hartum’da Lavrov açıkça, Wagner’in faaliyetlerini ve Afrika’daki varlığını savunarak, ‘terör tehdidi’ karşısında ‘bölgedeki durumun istikrarına katkı sağlayan’ rolünü övdü.

Rus Bakan ayrıca, Wagner güçlerinin egemenlik sahibi hükümetlerin talebi üzerine konuşlandırıldığına işaret etti. Bu, sadece Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki varlığını gerekçelendirmek için değil, aynı zamanda Hamideti’nin, güçlerinin resmî olması yönündeki talebini de desteklemek içindi. Lavrov, Moskova’nın Sudan’da faaliyet gösteren Rus madencilik şirketlerine sağlanan rahatlatıcı koşullara dair takdirini ifade etmeyi de ihmal etmedi. Ayrıca Sudan’ın Kızıldeniz kıyısında Rus askerî deniz üssü kurulmasına ilişkin anlaşmanın geçerli olduğunun da altını çizdi.

Gelgelelim Lavrov’un ziyaretinden birkaç hafta sonra Sudan’daki darbeci iki müttefik arasında patlak veren savaş, Rusya’nın Sudan’daki stratejisinin başarısızlığını ilan eder gibiydi. Bununla birlikte Rusya’nın iki taraf üzerinde de etkinliği sürüyor. Ana çatışma noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik olma özelliğini koruyor. Öte yandan son dönemde yaşanan Wagner isyanı, Rusya’nın büyük ölçüde istikrarsızlık kuşağı oluşturmaya ve demokratik sivil dönüşümün taleplerine karşı askerî ve paramiliter aktörleri desteklemeye dayanan Afrika stratejisine ilişkin hesaplarını karmaşık hale getirdi. Rusya şu an Sudan’daki savaşın tüm taraflarıyla hatlarını açık tutuyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Mazlum Abdi, cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevine Kobani'deki temaslarla başladı

Mazlum Abdi, cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevine Kobani'deki temaslarla başladı
TT

Mazlum Abdi, cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevine Kobani'deki temaslarla başladı

Mazlum Abdi, cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görevine Kobani'deki temaslarla başladı

Mustafa Halil Abdi (Mazlum Abdi), yıllarca komutanlığını yaptığı Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lağvedilmesinin ardından Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak görevine, Halep vilayetine bağlı Ayn el-Arab'da (Kobani) gerçekleştirdiği saha ziyaretleriyle başladı. Abdi, bugün (Salı) kentteki doktorlar ve sağlık sektörü yetkilileriyle bir araya gelerek sağlık sektörünün durumunu ve karşı karşıya bulunduğu sorunları ele aldı.

Görüşmede kentteki hastanelerin karşı karşıya olduğu sorunlar ve eksiklikler ele alınırken özellikle tıbbi cihaz, ekipman ve uzman sağlık personelindeki ciddi eksiklik üzerinde duruldu. Ayrıca doktorların ve Rojava Üniversitesi mezunlarının statülerinin düzenlenmesi, diplomalarının denkliklerinin sağlanması ve devam eden entegrasyon süreci kapsamında sağlık kurumlarına dahil edilmeleri görüşüldü.

İnsani nitelikteki bekleyen dosyaların çözümüne yönelik çalışmalar kapsamında Abdi, salı günü hükümetin cezaevlerinde bulunan tutukluların aileleri ile kayıp ve mağdur yakınlarıyla da bir araya geldi. Abdi, yakınlarının durumları hakkında bilgi alırken dosyalarla ilgili son gelişmeleri görüştü. Cumhurbaşkanlığı Danışmanı, “Esirler ve kayıplar dosyası, Cumhurbaşkanlığı tarafından doğrudan takip ediliyor ve bu konuya özel önem veriliyor” dedi.

Bu ziyaret, SDG ve Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi'nin 25 Ağustos 2026'da resmen lağvedildiğinin açıklanmasından ve Abdi'nin aynı ayın 27'sinde Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atanmasından bu yana Mazlum Abdi'nin gerçekleştirdiği ilk resmi faaliyet oldu.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, daha önce lağvedilen SDG'nin eski komutanı Mazlum Abdi'yi Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atayan bir kararname yayımlamıştı. Şara tarafından imzalanan kararnamede “Mustafa Halil Abdi (Mazlum Abdi), Cumhurbaşkanlığı nezdinde danışman olarak atanmıştır” ifadesi yer almıştı.

Kobani'deki cezaevi yangını

Abdi'nin pazartesi günü başlayan (Kobani ziyaretinin, kentte iki gün önce yaşanan olayların ve bir cezaevinde çıkan yangının ardından gerçekleşmesi dikkat çekti. Yangında 9 tutuklu hayatını kaybetmiş, 17 kişi yaralanmıştı.

Abdi, Kobani Bölge Müdürü İbrahim Müslim ile bir araya gelerek olayın ayrıntıları hakkında bilgi aldı. Kentin güvenliği ve istikrarının korunması, idari ve yargı kurumlarının etkinleştirilmesi ve güvenlik, yargı ve idari birimlerin entegrasyon sürecinin hızlandırılması gerektiğini vurguladı.

Abdi ayrıca “siviller ve tutuklulara yönelik ihlallerin sorumlularının hesap vermesini sağlamak için olayla ilgili şeffaf ve bağımsız bir soruşturma açılması” çağrısında bulundu.

sxdfg
Ayn el-Arab (Kobani) Cezaevi yangınında hayatını kaybedenlerviçin cenaze töreni düzenlendi

Ayn el-Arab Bölge Müdürü İbrahim Müslim de bölgedeki halkın korunması, güvenlik ve istikrarın sağlanması için yargı ve güvenlik kurumlarının etkinleştirilmesi ve aralarındaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Kobani Cezaevi'nde, bazı tutukluların Halep'e nakledileceğine ilişkin haberlerin ardından yangın çıktı. Şarku’l Avsat’ın yerel medyada yer alan haberlerden derlediğibilgilere göre tutuklular, nakil kararını protesto etmek amacıyla yangın çıkardı. Güvenlik kaynaklarından biri, olayın cuma günü kentte yaşanan protestoların ardından bazı tutukluların çıkardığı kargaşa sırasında meydana geldiğini belirtti.

Aynı kaynak, cezaevinin halen eski yönetim yapısına bağlı Kürt Özerk Yönetimi'nin Asayiş güçleri tarafından yönetildiğini ve iç güvenlik güçlerinin cezaevinin yönetimini henüz devralmadığını söyledi.

İlham Ahmed'den siyasi mücadele çağrısı

Öte yandan eski Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, pazartesi günü cezaevi yangınında hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katıldı. Ahmed, olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütülmesi amacıyla çok sayıda toplantı gerçekleştirildiğini söyledi.

Ahmed, Kürtleri siyasi, hukuki ve örgütsel mücadele düzeyini yükseltmeye ve örgütlenmeyi güçlendirmeye çağırdı. “Kürtlerin hakları anayasal güvence altına alınmalıdır” diyen Ahmed, Kürtlerin haklarını savunmayı sürdüreceğini ve “mücadele yöntemlerini mevcut aşamaya uygun şekilde değiştireceğini” ifade etti.

Ahmed, Ayn el-Arab'da yaşanan protestoların hükümete, “iradelerinin kolayca kırılmasının veya varlıklarının kolayca ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı” mesajını verdiğini söyledi.

Kürtler ile Araplar arasında fitne çıkarılmasına yönelik girişimlere karşı da uyarıda bulunan Ahmed, bu tür planlara karşı dikkatli olunması çağrısı yaptı.

Ayn el-Arab'da cuma ve cumartesi günleri düzenlenen protestolar şiddet olaylarına sahne oldu.. İç Güvenlik Müdürlüğü'nün açıklamasına göre bazı göstericiler güvenlik güçlerine taş attı, ardından kentte bazı güvenlik merkezlerine ateş açıldı ve binalar ateşe verildi.

Müdürlük, olaylara müdahale eden iç güvenlik güçleri arasında yaralananlar olduğunu, güvenlik güçlerinin durumu kontrol altına almak için müdahalede bulunduğunu ve saldırılara karıştığı belirlenen bazı kişilerin gözaltına alındığını bildirdi. Açıklamada, diğer şüphelilerin yakalanması için arama çalışmalarının sürdüğü belirtildi.


Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Yeni Suriye ordusu... İsim değişikliği mi, yoksa kurumsal yeniden yapılanma mı?

Suriye Ordusu 56. Tümeni’nin mezuniyet töreni sırasında düzenlenen askerî geçit töreninden, 1 Haziran 2025 (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Ordusu 56. Tümeni’nin mezuniyet töreni sırasında düzenlenen askerî geçit töreninden, 1 Haziran 2025 (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Yeni Suriye ordusu... İsim değişikliği mi, yoksa kurumsal yeniden yapılanma mı?

Suriye Ordusu 56. Tümeni’nin mezuniyet töreni sırasında düzenlenen askerî geçit töreninden, 1 Haziran 2025 (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Ordusu 56. Tümeni’nin mezuniyet töreni sırasında düzenlenen askerî geçit töreninden, 1 Haziran 2025 (Suriye Savunma Bakanlığı)

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye makamları, savaş yıllarında çatışmalara katılan silahlı muhalif grupları Savunma Bakanlığı bünyesinde birleştirerek yeni bir ordu kurma çalışmalarını başlattı. İlk aşamada atılan bu adım, farklı askeri oluşumları tek bir resmi kurum çatısı altında toplamayı hedefledi.

Rejimin çöküşünü takip eden süreçte yeni Suriye ordusu, önceki grupların doğrudan bir devamı niteliğindeki yaklaşık 22 askeri tümeni bünyesine kattı. Söz konusu oluşumlar mevcut yapılarını, komuta kademelerini ve iç dinamiklerini korumakla birlikte, idari açıdan Suriye Savunma Bakanlığı çatısı altında faaliyet göstermeye başladı.

Ancak bu model, gruplar arasındaki ayrışmanın sona erdiği anlamına gelmediği gibi, zorlu entegrasyon sürecinin yalnızca ilk aşamasını temsil etti. Oluşumlar, yeni kurulan Savunma Bakanlığı yapısı altında ‘tümen’ ve ‘tugay’ gibi yeni isimler alsa da, eski yapılarını ve savaş yıllarında oluşturdukları nüfuz ile sadakat ağlarını tamamen kaybetmedi.

Suriye ordusu askerleri Şam kırsalında (AFP)
Suriye ordusu askerleri Şam kırsalında (AFP)

Birçok durumda gruplar; kendi kaleleri sayılan bölgelerle, komutanlarına olan bağlılıklarıyla, ayrıca ekonomik, idari ve sosyal ağlarıyla ilişkilerini sürdürdü. Bu durum, entegrasyon sürecini kurumsal ve birleşik bir ordu inşasından ziyade, grupların tek bir çatı altında toplanması seviyesinde bıraktı.

Fraksiyonel blokların dağıtılması

Zamanla Şam yönetimi, askeri kurumun yeniden inşasında birliklerin yeniden yapılandırılması ve yeni oluşumlar altında birleştirilmesini içeren, grupların içten içe tasfiyesini hedefleyen daha net bir ikinci aşamaya geçmeye başladı.

Bu kritik safhada, yeni ordu içinde güç odakları haline gelen eski mirasın dağıtılması gibi son derece hassas bir süreç başlatıldı. Grupların eski yapılarını koruma veya askeri kurum içerisinde kendi nüfuz alanlarını yeniden üretme kabiliyetlerini azaltmak amacıyla askeri unsurlar farklı birliklere yeniden dağıtıldı.

7 Aralık 2024'te Hama Askeri Havaalanı'nda, Beşar Esad hükümetine bağlı güçlere ait bir askeri uçağın üzerinde zafer işareti yapan Suriyeli muhalif savaşçı; arşiv fotoğrafı (Reuters)
7 Aralık 2024'te Hama Askeri Havaalanı'nda, Beşar Esad hükümetine bağlı güçlere ait bir askeri uçağın üzerinde zafer işareti yapan Suriyeli muhalif savaşçı; arşiv fotoğrafı (Reuters)

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre bu adım, Suriye ordusunun yapılandırılmasındaki en zorlu aşamalardan birini oluşturuyor. Artık temel meydan okuma grupları ordu adı altında tek bir yapıda toplamak değil, ‘ordu içindeki grupların kanatlarını kırabilme’ kapasitesi olarak öne çıkıyor. Rejimin çöküşünden sonra Savunma Bakanlığı’na bağlı tümenlere dönüşen bu yapıların bir kısmı; örgütsel bütünlüklerini, bölgesel bağlarını ve komutanlarına olan sadakatlerini farklı düzeylerde de olsa korumayı sürdürdü. Bunun yanı sıra, on yılı aşkın süredir oluşan ve kökleşen finansal, idari ve sosyal ağlarla olan bağlar varlığını korumaya devam etti.

Geçiş süreci henüz tamamlanmış değil

Ancak bu süreç henüz nihai hedefine ulaşmış değil. Nitekim ordu içindeki bazı tümenler, farklı derecelerde de olsa eski yapılarını korumayı sürdürüyor. Diğer yandan, bu birliklerin yeniden dağıtılması, yeni komuta kademelerinin belirlenmesi, konuşlanma alanlarının ve görevlerinin değiştirilmesine yönelik düzenlemeler devam ediyor.

Bu durum, Suriye ordusunun şu anda iki model arasında bir geçiş süreci yaşadığı anlamına geliyor: Rejimin çöküşünün ardından grupların Savunma Bakanlığı bünyesinde yetersiz biçimde birleştirildiği model ile grupçuluğun ve bölgeselliğin ortadan kalktığı, komuta zincirinin ve askeri karar mekanizmasının doğrudan Suriye devletine bağlandığı kurumsal ordu modeli.

Bu çerçevede Şarku’l Avsat’a konuşan bilgi sahibi bir kaynak, “Suriye devleti bugün tüm grupların zorunlu entegrasyon sürecini ve geçmiş yıllarda sahip oldukları güç odaklarının zayıflatılmasını tamamlıyor” ifadesini kullandı. Kaynak ayrıca, bu adımın son derece hayati olduğunu, aksi takdirde Şam’ın birleşik bir ordu kurmasının ve istikrarlı bir devlet inşa etmesinin mümkün olmayacağını belirtti.

Suriyeli askerler, 9 Eylül'de İdlib'de 14 kişinin hayatını kaybettiği silah deposu patlamasının ardından olay yerine koşarken (EPA)
Suriyeli askerler, 9 Eylül'de İdlib'de 14 kişinin hayatını kaybettiği silah deposu patlamasının ardından olay yerine koşarken (EPA)

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Ceyşu’l İslam’ın 70. Tümen bünyesine katılması, el-Amşat, el-Hamzat ve Ahraru’ş Şarkiyye gruplarının tasfiye edilmesi gibi son günlerde tanık olunan gelişmelerin öncesinde, benzer süreçlerin Ahraru’ş Şam ve el-Cebhetü’ş Şamiyye için de işletildiğini belirtti. Kaynak, oldukça mütecanis bir yapıya sahip olan, ekonomik ve bölgesel çıkarları bulunan bu grupların Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera yönetimi tarafından kademeli, sessiz ve gürültüsüz bir şekilde feshedildiğini; böylece ordu içinde ağırlık oluşturan bu blokların gücünün boşa çıkarıldığını ifade etti.

Devlet içindeki gruplar

Şu anki temel görev, grupların güvenlik ve askeri kurumlara katılımının ardından bu yapıların şekillendirilmesi ve Suriye devleti bünyesindeki grup yapılanmalarının tamamen tasfiye edilmesi.

Ordu bünyesinde varlığını sürdüren bazı gruplar bulunsa da, eski orduya bağlı oluşumların büyük bölümü feshedilmiş durumda. Üstelik Ürdün sınırına yakın et-Tanf bölgesindeki üste ABD’nin önemli bir müttefiki olan Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) da tasfiye süreci devam etmekte.

Eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından, Heyet Tahrir eş-Şam'ın bir parçası olan “Halid bin Velid Tugayları” askeri geçit töreni düzenliyor (Arşiv – Reuters)
Eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından, Heyet Tahrir eş-Şam'ın bir parçası olan “Halid bin Velid Tugayları” askeri geçit töreni düzenliyor (Arşiv – Reuters)

Kaynak, yeni Suriye ordusu içindeki grupların tasfiyesi sürecinde Şera yönetimi ile Türkiye ve ABD arasında tam bir koordinasyon bulunduğunu belirtti. Daha önce Türkiye’nin müttefiki olan Ebu Amşe, Hatem Ebu Şakra ve Seyf Polat Ebubekir gibi isimlerin tasfiye edilmesinin Ankara nezdinde hassasiyet yaratabileceği ve uzaklaştırılmamaları yönünde baskıya yol açabileceği düşünülmekteydi. Ancak tam tersi bir gelişme yaşandı ve Türkiye, geçmişte müttefiki olan bu unsurların tasfiye edilmesi konusunda kararlılık sergiledi.

Yeni yapılanmada HTŞ'nin konumu

Söz konusu tasfiye, entegrasyon ve homojen bir askeri kurum inşa etme çabalarına rağmen kaynak, ‘güvenlik birimlerinin ve ordunun nihai yapısının; kilit noktalarda, komuta kademelerinde ve karar mekanizmalarında münhasıran Heyet-u Tahriru’ş Şam (HTŞ) subayları ile Nusra Cephesi’nin önemli komutanlarının kalmasını hedeflediğini’ vurguladı. Ayrıca, “Ayrılan subaylardan veya feshedilip dağıtılan grupların liderlerinden atanan herkesin komutanı veya amirinin nihayetinde 'Tahrir eş-Şam' menşeili bir isim olacağını” ifade etti.

Suriye güvenlik güçleri mensupları Lazkiye'de (Arşiv – Reuters)
Suriye güvenlik güçleri mensupları Lazkiye'de (Arşiv – Reuters)

Devletin ciddi iç ve dış meydan okumalarla karşı karşıya olduğu bu kritik süreçte söz konusu yaklaşımın makul olduğunu değerlendiren kaynak, şu görüşleri dile getirdi: “Siyasi süreç, kemikleşmiş bir çekirdek ve iç bütünlük gerektirir. Kritik güvenlik ve askeri kararlar güvence altına alınmadığı takdirde hiçbir şey inşa edilemez; kurumlar sızmalara açık hale gelir ve iç çekişmelerin etkisine girer.”

Yönetimin yaklaşımı

Şarku’l Avsat’a konuşan yeni Suriye ordusu askeri liderlerinden ve geçmişte Nusra Cephesi’nin üst kademelerinde yer alan Albay Abdulmuti el-Halebi, grupların tasfiye edilmesinin ‘kimseyi hedef almadığını’, aksine ‘gerçek bir askeri kurum inşası için hayati bir zorunluluk’ olduğunu vurguladı.

Grupların ordu içinde bloklar halinde varlığını sürdürmesinin ‘askeri kurum içinde çoklu sadakatlerin devam etmesi anlamına geleceğini’ belirten Halebi, bu durumun güvenlik ile askeri karar mekanizmalarını tehdit ederek devleti kırılgan hale getireceğini ifade etti.

Geçtiğimiz Mart ayında, “Ciya Kobani” lakabıyla tanınan Hacı Muhammed Nebo, Haseke’de faaliyet gösteren Suriye Ordusu’nun “60. Tümeni”nin komutan yardımcılığına atandı (Facebook hesabı)
Geçtiğimiz mart ayında, “Çiya Kobani” lakabıyla tanınan Hacı Muhammed Nebo, Haseke’de faaliyet gösteren Suriye Ordusu’nun “60. Tümeni”nin komutan yardımcılığına atandı (Facebook hesabı)

Halebi, “Her grup kendisini bağımsız bir yapı olarak görür, kendi ekonomisine ve sadakat ağlarına sahip olmaya devam ederse milli bir ordu kuramayız” değerlendirmesinde bulunarak, devletin komuta kademelerini sürekli rotasyona tabi tuttuğunu ve yeniden yapılandırdığını aktardı.

Kolordu komutanlarının HTŞ menşeili isimlerden seçildiğine yönelik iddialara da değinen Halebi, bu durumun kamuoyunda konuşulduğu gibi olmadığını belirtti. Halebi, “HTŞ herkesten önce kendisini feshedip devlete entegre oldu. Bununla birlikte herkesten önce edindiği örgütsel, güvenlik ve idari tecrübeye, İdlib’teki yönetim ile karmaşık güvenlik operasyonları deneyimine ve sahayı ile kurumları kontrol edebilme kapasitesine sahip” dedi.

Halebi sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer işleri eski haline bıraksaydık, bölgesel hassasiyetler ve eski sadakatler yeniden hortlardı. Biz bu aşamada hiçbir iç çekişmeye geçit vermeyen, birleşmiş ve güçlü bir komuta kademesi hedefliyoruz; bu süreç de ayrım gözetilmeksizin herkesin katılımıyla yürütülmektedir.”

5 kolordu ve beklenen değişiklikler

Jusoor Araştırmalar Merkezi güvenlik uzmanı Reşit Horani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye ordusunun yeni yapılanmasında büyük olasılıkla 5 kolordu modelinin korunacağını, ancak komuta kademelerinde, kolorduların mevcutlarında, konuşlanma alanlarında ve operasyonel görevlerinde değişikliklere gidilebileceğini belirtti. Horani, önceki sürecin iç ve dış tehditlere karşı bu birliklerin hareket esnekliğinin artırılması ihtiyacını ortaya koyduğunu vurguladı.

Horani değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Suriye ordusunda yakın zamanda ilan edilen 5 kolordulu yapının korunması muhtemel. Ancak değişiklikler komuta kademelerini, askeri kolorduların mevcutlarını, konuşlanma düzenlerini ve operasyon sahalarını kapsayacak şekilde genişletilebilir. Nitekim önceki dönemde, bu kolorduların iç ve dış tehditlere müdahale kabiliyetindeki esnekliğe dair tespitler yapılmıştır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yaşanacak yapılanma, her kolordunun görev tanımına uygun olarak liderlik kadrolarında ve çalışma yöntemlerinde bir değişimi beraberinde getirecektir.”

9 Eylül'de İdlib'de 14 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan bir silah deposu patlamasının ardından, bir Suriyeli askerin arkasından duman yükseliyor (AFP)
9 Eylül'de İdlib'de 14 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan bir silah deposu patlamasının ardından, Suriyeli askerin arkasından yükselen duman (AFP)

Yeni yapılanmanın amacına ilişkin değerlendirmede bulunan Horani, askeri kurumun yeniden organize edilmesinin Suriye ordusunun yeniden inşası ve çalışma mekanizmalarının geliştirilmesine yönelik daha geniş bir süreçle bağlantılı olduğunu, bunun devletin ve önümüzdeki dönemin gereksinimleriyle uyumlu şekilde yürütüldüğünü ifade etti.

Suriye merkezli yayın organlarında yer alan haberlerde, yeni düzenlemeler kapsamında doğu bölgesinden sorumlu kolordunun komutasına, ismi daha önce 66. Tümen yönetimiyle anılan Tuğgeneral Ahmed Muhammed el-Casim’in getirildiği aktarıldı.

Diğer kaynaklar ise kuzey bölgesinin, orada faaliyet gösteren 4 tümenin yeniden dağıtılması çerçevesinde ismi 60. Tümen ile özdeşleşen Tuğgeneral Avvad el-Casim komutasına geçeceğini öne sürüyor.

Orta bölgeye ilişkin olarak bazı kaynaklar, Tuğgeneral Heysem el-Ali’nin bu bölgeden sorumlu kolordunun başına geçeceğini belirtirken; diğer sızıntılar başkent Şam’da, halen Şam Askeri Tümeni’ni yöneten Tuğgeneral Ömer Muhammed Çiftçi liderliğinde farklı düzenlemelerin hayata geçirileceğini aktarıyor.

Buna karşılık yerel platformlarda, batı bölgesi ve sahil şeridinin, yakın zamanda yeniden organize edilen 4 tümeni bünyesinde barındıran bir kolordu kapsamında Tuğgeneral Münir eş-Şeyh gözetimine verileceği konuşuluyor.

Daha radikal gruplar sorunu

Daha radikal grupların durumuna ilişkin konuşan Albay Abdülmuati el-Halebi, devletin bu gruplarla “dikkatli ve sistematik bir yöntemle” ilgilendiğini söyledi.

Halebi, söz konusu grupların dağıtılacağını ve unsurlarının kolordular içerisinde farklı birliklere dağıtılacağını, böylece ordu içerisinde herhangi bir güç bloğunun oluşmasının önüne geçileceğini belirtti.

Halebi, “Bu grupların önemli bir savaş tecrübesi var. Ancak bir topluluk veya örgüt mantığıyla değil, bir kurum içerisinde faaliyet göstermeleri gerekiyor. Bu nedenle unsurları kolordulara planlı bir şekilde dağıtılacak ve yeni askeri yapı içerisinde erimeleri sağlanacak” dedi.

Halebi, sözlerini, mevcut süreçteki en önemli sınamanın “fraksiyonel zihniyetten devlet zihniyetine geçiş” olduğunu belirterek tamamladı.

Yabancı savaşçıların durumu

Daha radikal gruplar hakkında değerlendirmelerde bulunan Halebi, devletin bu yapılarla ‘hassas bir metodoloji’ çerçevesinde hareket ettiğini; ordunun içerisinde herhangi bir bloğun oluşmasını engellemek adına bu grupların feshedilerek mensuplarının kolordular bünyesine dağıtılacağını belirtti.

Halebi, “Bu gruplar kritik bir muharebe tecrübesine sahip, ancak bir örgüt veya cemaat zihniyetiyle değil, bir kurum çatısı altında faaliyet göstermek zorundalar. Bu nedenle yeni askeri yapı içerisinde erimelerini sağlayacak şekilde, kolordulara planlı bir biçimde dağıtılacaklar” ifadelerini kullandı. Halebi, mevcut süreçteki en kritik sınavın ‘grup zihniyetinden devlet zihniyetine geçiş’ olduğunu vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şera, Suriye Devrimi’nin zaferinin ilan edildiği konferansta, Askeri Operasyonlar İdaresi’ne bağlı çeşitli grupların geniş katılımıyla 29 Ocak 2025 tarihinde (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şera, Suriye Devrimi’nin zaferinin ilan edildiği konferansta, Askeri Operasyonlar İdaresi’ne bağlı çeşitli grupların geniş katılımıyla 29 Ocak 2025 tarihinde (AFP)

Yeni askeri yapılanma içerisinde Türkistanlılar ve diğer yabancı savaşçıların durumuna ilişkin bilgi veren Horani ise bu grupların, özellikle 84. Tümen bünyesinde orduya katıldıklarını, dolayısıyla prensip olarak diğer tüm birliklerle aynı askeri kural ve kanunlara tabi olduklarını belirtti.

Horani, “Yabancı gruplar, özellikle 84. Tümen bünyesinde orduya dahil oldu. Artık tüm askeri birlikler için geçerli olan mevzuat onlar için de geçerli ve yapacakları her türlü ihlalde yürürlükteki askeri kanunlar çerçevesinde muamele görecekler” dedi.

Uluslararası talepler doğrultusunda önümüzdeki dönemde askeri oluşumlar içerisindeki bazı radikal grupların tasfiyesine yönelik adımların atılıp atılmayacağına ilişkin olarak Horani; bu gruplarla mücadelenin, ordunun inşası ve geçmiş süreçlerden ders çıkarılması sürecinin bir parçası olarak kalacağını, ancak aynı zamanda bu meseleyi yönlendiren iki temel parametrenin bulunduğunu belirtti.

Grupların yeniden yapılanmaya yaklaşımı

Grup bazlı çekinceler ve Savunma Bakanlığı’na katılan muhalif yapıların yeniden yapılanma sürecinin doğurabileceği sonuçlara dair endişelerine ilişkin Horani, bu grupların devrilen rejim dönemindeki yapılanma tarzı ile devlet kurumları çatısı altında faaliyet gösteren bir ordu inşasının gereklilikleri arasındaki farkı artık kavradıklarına dikkat çekti.

Horani bu durumu şöyle açıkladı: “Savunma Bakanlığı’na katılan gruplar, rejimin devrilmesi aşamasındaki çalışma ve örgütlenme biçiminin, devlet yapısı içindeki ordunun teşkilatlanması ve görevlerinden farklı olduğunun bilincinde. Batılı raporların entegrasyon yöntemine ve bunun olası etkilerine dair uyarılarda bulunmasına rağmen tüm gruplardan birleşme sürecine büyük bir katılım sağlandı. Grupların ortak hedefi bu görevi kolaylaştırdı ve ordunun teşekkül sürecinin sorunsuz ilerlemesini sağladı.”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu ayın başında Suriye topraklarında ilerleyen İsrail askerlerini izliyor (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu ayın başında Suriye topraklarında ilerleyen İsrail askerlerini izliyor (DPA)

Bazı kolordu komutanlarının halen belirli gruplarla anılmasına ve bunun nedenlerine de değinen Horani, bu durumun HTŞ’nin askeri kanadının rejimin devrilmesinden önceki yıllarda edindiği tecrübeyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Horani değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “HTŞ’nin askeri kanadı; eğitim, örgütlenme ve askeri çalışma yöntemleri bakımından rejimin devrilmesinden önce ciddi bir gelişim gösterdi. Mevcut yönetim de bugün bu birikimden faydalanmak istiyor.”

Suriye-Türkiye koordinasyonu ve ABD'nin rolü

Ordunun yeniden yapılanma sürecindeki bölgesel ve uluslararası role değinen Horani, Suriye-Türkiye arasındaki askeri koordinasyonun artık aleni hale geldiğini, örgütlenme ve eğitim alanlarını kapsadığını belirtti. Horani, bu durumun hem Suriye hem de Türkiye askeri kurumlarının en üst düzey yetkilileri arasında gerçekleşen karşılıklı ziyaretlere yansıdığını ifade etti.

Horani şunları kaydetti: “Suriye ve Türkiye tarafı; örgütlenme ve eğitimi kapsayan askeri koordinasyonu gizlememekte. Bu durum, her iki ülkenin askeri komuta kademesinin en üst düzey yetkilileri tarafından gerçekleştirilen müteaddit ziyaretlerle de ortaya kondu. Söz konusu iş birliği, ABD tarafının da onayını aldı. Nitekim ABD tarafı, Senato Güvenlik ve Savunma Komitesi’ne 2026 yılı içerisinde Suriye ile askeri ortaklık kurulması imkanlarına dair bir rapor sunulmasını tavsiye etti. Bu gelişme, Suriye’nin terörle mücadeledeki rolü kapsamında değerlendirilmekte.”

Türkiye'nin hedefleri

Türkiye’nin özellikle Suriye ordusunun inşası sürecindeki rolünün hedeflerine değinen Horani, bu rolün Türkiye’nin milli güvenliğiyle doğrudan ilintili birtakım amaçlar taşıdığını, bunun yanı sıra Ankara’nın Suriye ve bölgedeki konumuna ilişkin siyasi ve askeri hedefleri de barındırdığını değerlendirdi.

Abdi, Suriye ordusu üniforması giymiş bir grup askeriyle birlikte (sosyal medya)
Abdi, Suriye ordusu üniforması giymiş bir grup askeriyle birlikte (sosyal medya)

Horani şu ifadeleri kullandı: “Askeri rolün hedefleri çok boyutludur. Bunların başında Türk milli güvenliğinin korunması ve geçmişte Suriye’nin doğusundaki gibi Türkiye’deki Kürt nüfusu tehdit eden ayrılıkçı yapıların önünü kesecek birleşik bir Suriye ordusunun kurulması gelmektedir. Ayrıca Türkiye’nin siyasi ve askeri nüfuzunun pekiştirilmesi, Afrika ülkelerindeki ordu inşası tecrübesinin burada da tekrarlanması ve devrim sürecinde yanında yer alan yeni Suriye yönetimine destek verilmesi de bu hedefler arasında yer almaktadır.”

Sadece entegrasyon değil, yeniden inşa mücadelesi

Sonuç olarak Suriye ordusunun yeniden yapılanma süreci, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu temel sınavın yalnızca eski silahlı grupları Savunma Bakanlığı’na dahil etmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda bu yapıların askeri kurum içerisinde bağımsız bloklar halinde hareket etme kabiliyetlerine son vermek olduğunu ortaya koymaktadır.

İlk aşama grupların devlet çatısı altında toplanmasına dayanırken, mevcut aşama ise bölgesel ve grup bazlı sadakatlerin yeniden üretilmesini engellemek amacıyla iç yapıların feshedilmesine, mensuplarının ve komuta kademelerinin yeniden dağıtılmasına, konuşlanma alanları ile görevlerinin değiştirilmesine odaklanmaktadır.

Askeri makamlar hedefin tüm Suriyelileri kapsayan birleşik bir ordu kurmak olduğunu vurgularken; diğer taraftan HTŞ menşeili isimlerin koruyacağı rolün büyüklüğü, yeni ordunun askeri doktrininin niteliği, ordunun inşasındaki Türk ve uluslararası nüfuzun sınırları konusunda soru işaretleri öne çıkmaktadır.

Nihayetinde yeniden yapılanma süreci, yeni Suriye devletinin ‘zafer kazanan gruplar’ aşamasından ‘devlete bağlı askeri kurum’ aşamasına geçebilme kapasitesi açısından kritik bir test niteliği taşımaktadır. Henüz tamamlanmamış olan bu sürecin sonuçları, önümüzdeki dönemde Suriye devletinin şeklini ve güvenliğini büyük ölçüde belirleyecektir.