Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Geçtiğimiz 15 Nisan’da Hartum’a yönelik saldırının ve de savaşın patlak vermesinden bu yana Afrika’da yaşanan bu gelişmelerin bölgesel ve uluslararası manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar sürüyor

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault
TT

Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Emced Ferid Tayyib

Sudan’da geçtiğimiz 15 Nisan’da Korgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Hamideti lakaplı Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaş çıkmasından bu yana bu savaşın bölgesel ve uluslararası siyasi manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar yapılmaya devam ediyor. Bu bağlamda en çok gündeme getirilen ve en belirsiz dosya, Rusya’nın Sudan’daki varlığı ve oradaki savaşın tarafları ile ilişkisinin boyutu.

Bu meseleye dair söylentiler ve tartışmalar, Rus askerî Wagner grubunun kurucusu Yevgeniy Prigojin’in Sudan’daki savaşın patlak vermesinden birkaç gün sonra yaptığı açıklamanın ardından artış göstermişti. Prigojin bu açıklamada kendisini çatışmanın iki tarafı arasında bir arabulucu olarak ortaya attı ve Hartum’da barışın sağlanması için her ikisiyle de olan iyi ilişkilerinden faydalanılmasını teklif etti. Bu açıklama CNN kanalının, Wagner’in, HDK’nin silahlandırılması ve komşu Libya’dan karadan havaya füzelerle takviye edilmesi işinde parmağı olduğuna dair duyurusuyla aynı zamana denk geldi. Kanal bu duyurusunu uydu görüntüleriyle de teyit etti. Wagner’in kurucusu da Moskova yakınlarında öldürülmeden birkaç gün önce Afrika’da Hamideti’nin elçileriyle bir araya gelmişti.

Rusya’nın tarihî nüfuzu

Bu savaşı ele alırken Rusya’nın Sudan’da resmi ve gayri resmi olarak artan nüfuzunun gidişatını izlemek gerekiyor. 2015 yılından itibaren dikkat çekici bir şekilde artmaya başlayan bu nüfuz 2017 yılında, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Rusya’yı ziyaret edip Soçi şehrinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le buluşmasıyla zirveye ulaştı.

Bu buluşmada Beşir, onun nitelemesiyle ABD’nin kendi rejimine yönelik düşmanlığıyla başa çıkmak için Rusya’dan doğrudan himaye talep etti. Ayrıca Putin’e, Rusya’nın Afrika’ya ve Kızıldeniz’e açılan bir kapısı olarak Sudan’ın kullanılmasını teklif etti. Nihayetinde Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rus güçlerine ait lojistik bir deniz üssünün inşa edilmesi üzerinde anlaşmaya varıldı.

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti. Konuya ilişkin açıklamada şu ifadeler yer alıyordu:

“Rusya Devleti kurumlarıyla hiçbir bağlantısı olmayan Rus özel güvenlik şirketleri, halihazırda Sudan’da faaliyet gösteriyor. Bu şirketlerin görevi, Sudan Cumhuriyeti’ndeki askerî kadroları ve kolluk güçlerini eğitmekten ibarettir.”

Daha sonra Rusya, Nisan 2019’da Beşir rejimini deviren Sudan devriminin eğilimlerinden duyduğu memnuniyetsizliği gizlemedi ve Sudan’da ordu ve güvenlik kurumlarındaki etkinliğini geri kazanmak için sabırla çalışmaya devam etti. Şu an savaşan Burhan ile Hamideti’ye bağlı güçlerin 25 Ekim 2021’de geçiş hükümetine karşı yaptığı askerî darbeyle de bu hedefine ulaştı.

Prigojin’in hayal kırıklığı

Örneğin Rusya Federasyonu Anayasal Mevzuat Komitesi Başkanı Andrei Klishas, Beşir’in Nisan 2019’de devrilmesini ‘şiddet yoluyla ve anayasaya aykırı bir iktidar değişimi’ şeklinde niteledi. Bilindiği üzere Wagner grubu, devrim sırasında Beşir rejimine destek sunmuştu. Daha sonra sızdırılan gizli raporlara göre Prigojin, Beşir’in göstericilere karşı son derece temkinli tutumundan duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi ve bu durumu Beşir’in, Rusya’nın kitlesel protestoları kontrol altına almak için ‘küçük ama kabul edilebilir can kayıplarına’ razı olmanın gerekliliğine dair tavsiyesine kulak vermemesine bağladı.   

Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya desteği durmadı.

Wagner’in Beşir rejimi için hazırladığı sızdırılmış bir belgede Aralık Devrimi’ne karşı mücadele kapsamında; rejimi devirme çağrısına ilişkin hukuki kavramın genişletilmesi, izinsiz toplantılar düzenlemeye ve bunlara katılmaya yönelik cezanın ağırlaştırılması, muhalifler hakkında yurtdışına casusluk yapma suçlamalarının yayılması, bağımsız medya organlarına baskı uygulanması, rejim yanlısı söylemi yaymak üzere medyanın sahte bilgi kaynaklarıyla doldurulması, resmî hükümet kutlamalarını aynı yerde gerçekleştirmek suretiyle protesto ve gösteri noktalarının işgal edilmesi, duyurulan gösterilerden bir gün önce ana koordinatörlerin ve protesto liderlerinin tutuklanması gibi öneriler yer alıyor.

Bu öneriler, Beşir’i kurtarmak için işe yaramasa da 25 Ekim Darbesi iktidarı, bu önerileri benimseyerek harfiyen uyguladı. Wagner’le olan güvenlik iş birliğinin Ekim 2021’den sonra sıkı bir şekilde devam etmesi ya da yeniden tesis edilmesi de bunun göstergesi.

Önce ordu

Beşir’in düşmesinden sonra ve geçiş döneminin başlamasından önce siviller ile ordu arasında yaklaşık dört ay devam eden müzakere sürecinde Rusya, Sudan’da askerî otoriter bir yönetimin kurulması yönündeki eğilimleri desteklemeyi sürdürdü. Örneğin Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin onlarca göstericinin rejim güçleri tarafından öldürüldüğü 3 Haziran 2019 kıyımını kınamasına engel oldu. Söz konusu kıyım, iktidarın sivillere devredilmesi çağrısında bulunmak için ordu karargâhı önünde devam eden barışçıl oturma eyleminin dağıtılması esnasında yaşanmıştı. Rusya’nın BM Elçisi Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, BM’nin önerilen karar taslağını ‘dengesiz’ şeklinde niteledi.

fvrbe
23 Kasım 2017’de Soçi’deki buluşmada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda) eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken (AFP)

Bundan iki gün sonra Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, kendi deyimiyle Sudan’a yönelik dış müdahaleleri kınadı. Daha sonra Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya verdiği destek durmadı. BM Güvenlik Konseyi’nde, sivil Başbakan Abdullah Hamdok’un talebi üzerine BM Sudan’da Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) kurulması için yapılan istişareler sırasında Rusya, bu misyonun kurulması kararında, Hamduk’un ilgili talebi için 27 Ocak 2020’de BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği mektuba herhangi bir atfın yapılmasını istemedi. Zira Moskova, talep edilen misyonun daha güçlü bir şekilde yetkilendirilmesi üzerine düşünmek için Güvenlik Konseyi’ne daha geniş bir siyasi alan tanıyan mektuba itiraz eden askerî bileşenin tutumunu benimsiyordu. Ordunun uzlaşmazlığı ve hem Rusya’nın hem de Çin’in Güvenlik Konseyi’nde ordunun tutumunu desteklemesi sonucunda, 27 Mayıs 2020 tarihinde Güvenlik Konseyi kayıtlarına Document S/2020/77 etiketiyle geçen ilk mektup geri çekildi ve böylece BM Güvenlik Konseyi’nin 3 Haziran 2020’de UNITAMS misyonunun kurulmasına ilişkin 2524 (2020) sayılı kararının çıkarılmasının yolu açıldı.

Basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Mereo Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’ye ait muhtemel bağlantılarla değiştiriyordu

Misyonun yetkisi makul düzeyde yeterliydi. Yine de ilk mektubun beklentilerini karşılayamadı. Bunun ardından Rusya, bu makama aday kişinin Sudan ordusunun desteğine sahip olması gerektiğini öne sürerek yeni misyon için başkan seçimini onaylamayı birkaç ay boyunca geciktirdi. Bu da UNITAMS’ın kurulmasından sonra yedi aylık ve misyonun henüz başkanı tayin edilmeden önce Sudan’da etkin bir şekilde konuşlandırılmaya başlamasından sonra da üç aylık bir zaman boşluğuna yol açtı.   

Altın ve Sovyet bayrağı

O zamandan 25 Ekim 2021 darbesine kadar olan dönemde Rusya, Sudan’daki nüfuzunu ve ittifaklarını yeniden tesis etmek için sıkı bir şekilde çabaladı. Bu çabanın çeşitli biçimleri vardı, ama en belirgin olanı, altın arama alanından HDK ile yapılan ekonomik iş birliğiydi. Son yıllarda HDK ile Wagner arasında altın arama faaliyeti için kurulan ortaklıklar, Rusya Merkez Bankası’nda büyük altın rezervlerinin oluşmasına katkı sağladı. Bu, Ukrayna’daki savaşın sonuçlarıyla yüzleşmesi bağlamında Moskova için oldukça önemli bir şey. Nitekim 2021 yılında Suriye’deki Lazkiye Havalimanı yoluyla Sudan’dan Rusya’ya, oradan da Rusya Federasyonu’ndaki Chkalovsky Hava Üssü’ne altın kaçırmak için yaklaşık 16 Rus seferi gerçekleşti. Bu uçuşlar, Rus Silahlı Kuvvetleri’ne ait kimlik numaralarıyla kayıtlı uçaklarla yapıldı. Sudan’da yoğun bir korumayla çevrelenen ortak maden sahalarının üzerinde eski Sovyetler Birliği’ne ait eski bir bayrak dalgalanıyor. Ayrıca basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Meroe Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’nin muhtemel bağlantılarıyla değiştiriyordu.

Bunun yanı sıra Wagner grubunun M-Invest adıyla bilinen yatırım kolu da Meroe Gold üzerinde kontrol sahibi. Şirketin 2017 yılında Sudan Şirketler Genel Sicil Memuru tarafından verilen tescil belgesine göre M-Invest, şirket hisselerinin yüzde 99’una sahip ve üç üyeden oluşan yönetim kuruluna da Rusya vatandaşı Mikhail Potepkin (M-Invest’in Bölge Müdürü) başkanlık ediyor. Geri kalan yüzde 1’lik hisse ise şirketin yönetim kurulunun diğer iki üyesi olan bir Sudan vatandaşı ile Michael Litvinov adlı bir Rusya vatandaşı üzerine kayıtlı.

Meroe Gold’un yabancı yatırım şirketlerinin kaydı ve işletimi alanında karmaşık Sudan bürokrasisini devrik Beşir rejimindeki en üst makamların bu şirkete sağladığı sürekli kolaylıklar sayesinde olağanüstü bir hızla aşması dikkat çekici. Nitekim 12 Ağustos 2018’de Sudan Cumhurbaşkanlığı İşleri Bakanı Fazl Abdullah Fazl, Maden Bakanı Muhammed Ahmed Ali’ye Beşir’in, altın atıklarını işlemesi için Meroe Gold şirketine ruhsat verilmesi yönündeki talimatını bildirdi. Halbuki yabancı şirketlerin bu sektörde faaliyet göstermesi yasaktı. Söz konusu talimat, Sudan hükümetinin Sudan’ın doğusundaki Cubeyt (Gebeit) bölgesinde yer alan imtiyaz bloğundaki (A3) yüzde 30’luk hissesinden feragat edilmesini de içeriyordu. Meroe Gold’a ayrıca, Güney Kordofan, Nil Nehri ve Kızıldeniz eyaletlerindeki altın atıklarını işleme izninin yanı sıra, Kızıldeniz’deki R570 bloğu ile Nil Nehri eyaletinde yer alan Abu Hamad’daki 28 bloğunda da altın arama hakkı verildi.

Beşir’in, cumhurbaşkanlığının son zamanlarında Sudan hükümetinin Kızıldeniz eyaletindeki altın madenciliği sektöründe sahip olduğu hisselerin şirkete devredilmesini emrettiğini de bilhassa belirtelim. Bilindiği üzere Meroe Gold, başka alanlarda çalışmak için kendisine bağlı birkaç şirketi kaydettirerek faaliyet alanını genişletti. Meroe Tarımsal ve Hayvani Üretim (12 Ağustos 2018), Meroe Bitkisel Yağ Üretimi (2 Aralık 2018) ve Meroe Maden Atıklarını İşleme (19 Şubat 2019) söz konusu şirketler arasında yer alıyor.

Hamideti’nin rolü

Bu noktada Meroe Gold’un kurulmasından önce Rus şirketlerinin altın arama alanında Sudan hükümetiyle ortak projelere girdiğini belirtmekte fayda var. Rusya uzun bir zamandır gözlerini Sudan’ın altın kaynaklarına dikmişti. Temmuz 2015’in sonlarında Beşir’in de katıldığı bir törende altın madenciliği için Siberian şirketine Kızıldeniz ve Nil Nehri eyaletlerinde imtiyaz sözü verdi. Sudan Maden Bakanı Ahmed Sadık el-Keruri, şirketin bu iki yerde 1,70 trilyon dolar piyasa değerinde 46 bin ton altın rezervi keşfettiğini duyurdu. Söz konusu şirketle yapılan sözleşmeye göre bu değerin yüzde 25’i şirkette kalacak, geri kalanı da Sudan hükümetine bırakılacaktı. Siyasi tüketim için kullanılan bu rakamlar, uzmanlar ve halk tarafından geniş çapta bir sorgulama konusu oldu, bu da Beşir hükümetini daha sonra bu rakamlardan vazgeçmek zorunda bıraktı.

Bundan önce 2013 yılında Rus şirketi Kosh, Sudan’da maden arama faaliyetleri için kaydedilmiş ve kendisine Kızıldeniz’deki 30 bloğunda altın arama hakkı verilmişti. 2014 yılında hükümetle ortak bir proje çerçevesinde Kosh, 2016 yılına kadar yıllık yaklaşık 200 bin metrik ton altın atığını işlemek için Al İttihad Altın İşleme Tesisi’ni kurdu.   

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığına göre Kosh, HDK Komutanı Hamideti’nin ailesinin sahip olduğu ve başkanlığını yardımcısı ve kardeşi Abdurrahim’in yaptığı Al Junaid şirketinin ana ortağı olarak faaliyet yürütüyor. Temmuz 2017’de bu Rus şirketi, Kızıldeniz’deki 30 bloğunda kendisine verilen ruhsatın yanı sıra 14 yeni blokta altın aramak için Al Junaid şirketiyle ortak olduklarını duyurmuştu.

Daha sonra devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in 2017’deki Rusya ziyareti sırasında, Rus şirketi Kosh’a Sudan’da altın arama faaliyetleri için belirtilmemiş sayıda ek blok verilmesine ilişkin bir anlaşma imzalandı. Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev ile yapılan ortak açıklamada bu duruma, bu şirketin Rusya için Sudan’da sahip olduğu stratejik önemini yansıtacak şekilde işaret edildi. Aynı açıklamada Wagner’e bağlı M-Invest grubuna da benzer arama hakları verildiği duyuruldu. Kosh sözcüsü tarafından yapılan açıklamada şirketin Al Junaid şirketiyle olan ortaklığının, Al Junaid’in ‘yerel yetkililer ve polisle anlaşmasını ve aynı şekilde arama bölgelerinden mayınların temizlenmesi için uzman askerî birimlerle çalışmasını’ içerdiğine işaret edildi. Bu, HDK birimlerinin yerel sakinlerin kendi bölgelerindeki arama faaliyetlerinin çevresel ve ekonomik etkilerine karşı yaptığı protestoları kontrol altına almak için birkaç defa gönderilmesine bir kılıf oluşturdu.

Sudan’ın ötesinde

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı. Kosh ile Al Junaid gruplarının ortak faaliyetleri, Sudan’ın yanı sıra Nijer, Mali, Çad, Orta Afrika ve Libya’yı da kapsıyordu. Nisan 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç gün sonra HDK’nin ikinci adamı Abdurrahim Hamdan Dagolo, beraberinde Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Cemal Ömer ile Moskova’ya gitti ve burada Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin ile bir araya geldi. Hedef, askerî bileşenin her iki tarafının da Rusya ile daha önce yapılan anlaşmalara bağlılığı konusunda güvence vermekti. O zamandan sonra Moskova, Sudan’daki nüfuzunu geri kazanmak, askerî bileşeni takviye etmek ve bu bileşenin iktidarı ele geçirip sivilleri devirmeye dönük darbeci eğilimlerini beslemek için sabırla çalıştı ve Ekim 2021 darbesiyle de hedefe ulaşıldı.

Buna ek olarak Rusya, askerî bileşeni desteklemek amacıyla Sudan kamuoyunu yanıltmaya çalıştı. 25 Ekim darbesinden önce Facebook, Sudan’ı hedef alan ve Sudan kamuoyunu yanıltmak, askerleri desteklemek, sivillerin imajını çarpıtmak ve ordunun iktidara el koyması için çağrıda bulunmak üzere faaliyet yürüten iki sahte sayfa ağını (2,8 milyondan fazla takipçiye sahip yaklaşık bin 100 sayfa) kapattığını açıkladı. Bu ağların Rusya ve özellikle de Rusya İnternet Araştırmaları Ajansı (IRA) ile bağlantılı olduğu öğrenildi.

Aynı şekilde Wagner de Sudanlıların gözünde Rusya’nın imajını düzeltmek için büyük çaba sarf etti. Mesela Nisan 2021’in ortalarında grup, başkentin banliyölerindeki yardıma muhtaç ailelere gıda malzemeleri dağıtmak için kampanyalar düzenledi. Bununla beraber üzerinde ‘Rusya’dan Sevgilerle’ ve ‘Yevgeniy Prigojin’den Bir Hediye’ yazılı Rus bayrakları da dağıtıldı. Bu kampanyanın görselleri de sosyal medya platformlarında sistematik olarak ve geniş çapta yayıldı.

Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı

Ekim 2021’deki darbenin başarılı olmasından sonra darbe lideri Abdülfettah el-Burhan’ın medya karşısına ilk kez Rus Sputnik kanalında çıkması şaşırtıcı değildi. Burhan bu röportajda, Rusya’nın Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssü inşa etmesi için yapılan ve sivil Başbakan Abdullah Hamdok hükümeti tarafından dondurulmuş olan anlaşmanın yürütülmesi konusundaki kararlılığını teyit etti.

Daha sonra 23 Şubat 2022’de yani Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasından bir gün önce darbe liderinin yardımcısı Hamideti, Moskova’yı ziyaret etti ve Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini desteklediğini duyurarak, “Tüm dünyanın, Rusya’nın halkını savunma hakkına sahip olduğunu anlaması gerektiğini” ifade etti. Sekiz gün süren bu ziyaretten döndükten hemen sonra da Hamideti, Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rusya’ya ait deniz üssü inşası planlarını desteklediğini açıkladı.

Bu, bilhassa Burhan’ın Batı ile yakınlaşma ve hükümetine uluslararası desteği yeniden sağlama çabası bağlamında Rusya’ya olan desteği açıklamaktan kaçınmasından sonra, Burhan ile Hamideti arasında Moskova’yı etkilemeye yönelik bir rekabet gibi göründü. Bu, Hamideti’nin, Rus deniz üssünün kurulmasını desteklemek suretiyle Rusya ile olan ilişkisini pekiştirmesine imkân tanıdı.

Stratejik bir üs

Bu noktada söz konusu üs ile Moskova’nın Suriye’nin Tartus limanında inşa ettiği üssün, Rusya’nın bölgesel sınırları dışında sahip olduğu tek iki deniz üssü olması kayda değer. Bilindiği üzere bu üssün hem Babülmendep Boğazı’na hem de Süveyş Kanalı’na yakın olması, Rusya’ya küresel petrol ihracatını izleme konusunda belirgin bir ayrıcalık ve geniş çaplı bir uluslararası çatışma çıkması halinde bu ihracata müdahale etme imkânı tanıyor. Dahası bu üs, Rusya’nın Kızıldeniz’deki varlığını tesis ediyor ve Doğu Akdeniz’deki varlığını güçlendiriyor.

Rusya Devlet Başkanı, lojistik görevler için bir kara ekibinin yanı sıra nükleer enerjiyle çalışan dört savaş gemisini içerecek şekilde bu üssün inşaatının Kasım 2020’de başlatılması talimatını vermişti. Ancak Abdullah Hamdok başkanlığındaki geçiş hükümeti, Batı’yla ilişkilerini iyileştirme çabalarının bir parçası olarak Nisan 2021’de üssün inşasına ilişkin anlaşmayı dondurdu. Ardından 25 Ekim darbesinden sonra üsse dair görüşmeler yeniden başladı ki bu, Rusya’nın bu darbeye destek verdiğinin kanıtlarından biriydi. Ayrıca Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı.

Rusya yanlısı İslamcılar

Askerî bileşen, darbeden sonra Rusya ile ilişkilerini pekiştirmeye devam etti. Bu doğrultuda 3 Ağustos 2022’de Dışişleri Bakanlığı Vekili Defullah el-Hac Ali, Beşir döneminde oluşturulmuş olan Sudan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Arasında Siyasi İstişare Komitesi’nin onuncu oturumuna katılmak üzere Rusya’ya gitti. Daha sonra, yine Beşir döneminde oluşturulan Rusya-Sudan Hükümet Komisyonu’nu canlandırmak için 15 Ağustos’ta Sudanlı resmî bir heyet Moskova’yı ziyaret etti. Bu ortak toplantılar, iki ülke arasında madencilik, petrol arama ve enerji gibi çeşitli alanlardaki ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesiyle sonuçlandı. Darbeci hükümetin, Burhan ile Hamideti’nin sivil hükümete darbesinden sonra dış yardımların durdurulmasının sonucunda 4,4 milyar dolara varan ekonomik kayıpları telafi etmek için Moskova’ya yönelme kararı aldığı açıkça görülüyordu. Bu Moskova’yla yakınlaşma yönelimi, İslamcı kadroların kitleler halinde bilhassa Dışişleri Bakanlığı’ndaki kamu hizmetine dönmesiyle aynı zamana denk geldi. Nitekim Ocak 2022’den bu yana 102 İslamcı kadro, diplomaside yeniden görevlendirildi. Bu diplomatlar, Batı’ya karşı Rusya’yı ve Çin’i destekleme konusunda idmanlıydı.

Aynı şekilde geçen yılın başlarında BM Sudan misyonunun görev süresinin uzatılmasına dair müzakereler esnasında Rusya ve Çin, darbe hükümetinin, misyonun görev süresinin, yetki kapsamında özlü bir değişiklik olmadan teknik olarak uzatılması yönündeki tutumunu destekledi. 25 Ekim darbesinden sonra misyonun yetki süresinin yenilenmesine dair ilk öneri, askerî darbeyi ve güvenlik güçleri tarafından barışçıl göstericilere karşı uygulanan şiddeti kınıyordu. Aynı şekilde Darfur’daki şiddet eylemlerinin yinelendiğine dikkat çekerek, darbenin sebep olduğu krizi bitirecek siyasi bir süreç çağrısında da bulundu.

Rusya’nın askerî yönetime verdiği destek, bir kez daha kararın ilk versiyonunun bozulmasına yol açtı ve bu da Haziran 2022’de Güvenlik Konseyi’nin 2022 tarihli 2636 sayılı kararının çıkarılmasına sebep oldu. Bu kararda misyonun yetki tanımında, Sudan sahasındaki değişikliklere daha etkili karşılık vermesini sağlayacak köklü bir değişiklik yer almıyordu.

wdfed
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Buna ek olarak Güvenlik Konseyi, 15 Şubat 2022’de görüş birliğiyle 2620 sayılı kararı benimsedi. Bu karar, 2005 yılındaki 1591 sayılı kararla oluşturulan Sudan Yaptırımları Komisyonu’na bağlı uzman ekibinin görev süresini 12 Mart 2023’e uzatıyordu. 2005 tarihli 1591 sayılı karar, BM’ye kararlarını uygulamak için silahsız (Madde 41) ve silahlı (Madde 42) tüm tedbirleri kullanma imkânı tanıyan, BM Sözleşmesi’nin 7’inci Bölümü kapsamında alınmıştı. Darfur çatışmasıyla ilgili olarak etkin taraflara silah ve yolculuk yasağı ve mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulandı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’ne düzenli olarak rapor veren ve yaptırım uygulanacak kişi ve tarafları belirleyen bir uzman ekibi de oluşturuldu. Bu listede şu an, Sudan Silahlı Kuvvetleri Batı Askerî Bölgesi Eski Komutanı Tümgeneral Cafer Muhammed el-Hasan (Bu makama daha sonra şu anki Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan geldi) gibi subaylar ve Cancavid lideri Şeyh Musa Hilal yer alıyor.

Bu Güvenlik Konseyi komitesi, Darfur bölgesinde barışı ve istikrarı engelleyen kişi ve oluşumlara yönelik tedbirleri uygulamaya devam etmek için bir uzman ekibi tarafından da destekleniyor.

Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi

Bununla birlikte Rusya, Şubat 2022’de bu uzman ekibin görev süresinin uzatılmasına dair görüşmeler esnasında Güvenlik Konseyi’nin bu yaptırımların kaldırılması için bir zaman kriteri benimsemesi konusunda ısrar etti. Ayrıca Moskova, yenileme kararına ilişkin metinde Ekim 2021 darbesine ya da Sudan’daki BM siyasi misyonuna dair herhangi bir atıf yapılmasına da karşı çıktı. Böylece Rusya, 2022 tarihli 2620 sayılı karar için belirlediği hedeflerine bir kez daha ulaşmayı başardı: Darbe veya misyonun adı anılmaksızın komisyonun görev süresi bir yıl uzatıldı ve yaptırım kriterlerinin belirlenmesi için nihai tarih olarak 31 Ağustos 2022 belirlendi.  

Her ne pahasına olursa olsun himaye

O zamandan beri Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi.

Bu, Ekim 2021’den beri Darfur’da artan şiddet dalgasına bakıldığında son derece ilginç görülüyor. Ancak Rusya’nın, şu anki savaşta Darfur’un farklı bölgelerinde ve özellikle de Batı Darfur vilayetinde tecavüzler, suçlar ve ihlaller gerçekleştiren HDK başta olmak üzere askerî müttefiklerini ve onların iktidarını ne pahasına olursa olsun koruma niyetlerini de ortaya koyuyor. Bu durum, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni bu konu hakkında yeni bir uluslararası soruşturma başlatmaya sevk etti.

Ana savaş noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik

Rusya ile Sudan arasındaki bu karşılıklı yakınlaşma, şu anki savaşın öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Şubat 2023’te gerçekleştirdiği Hartum ziyaretiyle taçlanmıştı. Hartum, Lavrov’un bu yılın başında Mali ve Moritanya’yı da içine alan Afrika turunun bir durağıydı. Lavrov bu ziyarette, Hamideti ile Burhan arasında var olan ve bu yılın başlarında HDK ile ordu arasındaki çatışma patlak vermeden önce sarsılmaya başlayan darbe ittifakını korumaya çalıştı. Pratikte iki taraf arasındaki gerginlik, Wagner ile HDK arasındaki ittifaka bel bağlayan Rusya’nın bölgedeki varlığını ve çıkarlarını da etkilemeye başladı. Hartum’da Lavrov açıkça, Wagner’in faaliyetlerini ve Afrika’daki varlığını savunarak, ‘terör tehdidi’ karşısında ‘bölgedeki durumun istikrarına katkı sağlayan’ rolünü övdü.

Rus Bakan ayrıca, Wagner güçlerinin egemenlik sahibi hükümetlerin talebi üzerine konuşlandırıldığına işaret etti. Bu, sadece Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki varlığını gerekçelendirmek için değil, aynı zamanda Hamideti’nin, güçlerinin resmî olması yönündeki talebini de desteklemek içindi. Lavrov, Moskova’nın Sudan’da faaliyet gösteren Rus madencilik şirketlerine sağlanan rahatlatıcı koşullara dair takdirini ifade etmeyi de ihmal etmedi. Ayrıca Sudan’ın Kızıldeniz kıyısında Rus askerî deniz üssü kurulmasına ilişkin anlaşmanın geçerli olduğunun da altını çizdi.

Gelgelelim Lavrov’un ziyaretinden birkaç hafta sonra Sudan’daki darbeci iki müttefik arasında patlak veren savaş, Rusya’nın Sudan’daki stratejisinin başarısızlığını ilan eder gibiydi. Bununla birlikte Rusya’nın iki taraf üzerinde de etkinliği sürüyor. Ana çatışma noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik olma özelliğini koruyor. Öte yandan son dönemde yaşanan Wagner isyanı, Rusya’nın büyük ölçüde istikrarsızlık kuşağı oluşturmaya ve demokratik sivil dönüşümün taleplerine karşı askerî ve paramiliter aktörleri desteklemeye dayanan Afrika stratejisine ilişkin hesaplarını karmaşık hale getirdi. Rusya şu an Sudan’daki savaşın tüm taraflarıyla hatlarını açık tutuyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Bağdat’ta kimliği belirsiz iki İHA paniğe neden oldu

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, iki İHA’nın Yeşil Bölge üzerinde uçtuğu sırada alarm sirenlerini devreye soktu (Irak Haber Ajansı)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, iki İHA’nın Yeşil Bölge üzerinde uçtuğu sırada alarm sirenlerini devreye soktu (Irak Haber Ajansı)
TT

Bağdat’ta kimliği belirsiz iki İHA paniğe neden oldu

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, iki İHA’nın Yeşil Bölge üzerinde uçtuğu sırada alarm sirenlerini devreye soktu (Irak Haber Ajansı)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, iki İHA’nın Yeşil Bölge üzerinde uçtuğu sırada alarm sirenlerini devreye soktu (Irak Haber Ajansı)

Güvenlik kaynakları, dün yaptıkları açıklamada, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliğine ait hava savunma sistemlerinin, Bağdat’ın merkezinde bulunan ve sıkı güvenlik önlemleriyle korunan Yeşil Bölge üzerinde uçan iki İHA’yı düşürdüğünü bildirdi. Kaynaklar, İHA’ların patlayıcı mühimmat taşımadığını ve keşif amacıyla kullanılmış olabileceğini değerlendirdi.

İki İHA’nın Yeşil Bölge üzerinde uçtuğu sırada ABD Büyükelçiliğinde alarm sirenleri devreye girdi. Güvenlik Medya Ağı Başkanı ise ayrıntı vermeden, Yeşil Bölge çevresinde bir İHA’nın düşürüldüğünü açıkladı. Orgeneral Saad Maan basın açıklamasında, “Bağdat’ta duyulan ses, Yeşil Bölge çevresinde kimliği belirsiz bir hava aracına müdahale edilmesinden kaynaklandı” dedi.

Görgü tanıkları Şarku’l Avsat’a, iki İHA’nın düşürüldüğü bölgelerde iki şiddetli patlama sesi duyduklarını belirtti. Siviller ayrıca, Eski Bağdat’ın merkezindeki Reşid Caddesi yakınlarında düşürülmüş bir İHA’ya ait parçalar bulunduğunu bildirdi.


Sisi'ye Suudi Arabistan'a askeri destek sağlama yetkisinin verilmesinin ardından neler olacak?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Süveyş'te ordu birliklerini denetliyor, Ekim 2023 (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Süveyş'te ordu birliklerini denetliyor, Ekim 2023 (Reuters)
TT

Sisi'ye Suudi Arabistan'a askeri destek sağlama yetkisinin verilmesinin ardından neler olacak?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Süveyş'te ordu birliklerini denetliyor, Ekim 2023 (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Süveyş'te ordu birliklerini denetliyor, Ekim 2023 (Reuters)

Ahmed Abdulhekim

Mısır parlamentosu, pazartesi günü üçte iki çoğunlukla, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye “talep edilmesi halinde” Suudi Arabistan'a savunma takviyeleri gönderme yetkisi vermeyi kabul etti. Kapalı olarak gerçekleştirilen bu son oturum, geçen hafta pazar ve pazartesi günü yapılan iki oturumun ardından üçüncü oturumdu; bu oturumlarda kapsamlı tartışmalar yapıldı ve parlamentodaki siyasi parti bloklarının çoğu Sisi'ye yetki verilmesini onayladı. Bu arada, bazı milletvekilleri de misyonun doğası, kapsamı ve süresiyle ilgili açıklamalar talep etti.

Parlamento yetki vermeden önce Mısır Ulusal Savunma Konseyi geçen hafta, Suudi Arabistan'ın güvenliğini ve istikrarını savunmak, kaynaklarını, toprak bütünlüğünü ve kutsal yerleri korumak için gerekli ve mümkün olan her türlü desteği sağlama kararı aldı. Bu karar, Mısır Cumhurbaşkanı'nın ülkesinin Suudi Arabistan'ı korumak için her türlü adımı atacağını açıklamasının ve 17 Ekim'de parlamentoya kendisinden “talep edilmesi halinde” bu adımı onaylamak üzere acil bir oturum düzenleme çağrısında bulunmasının ardından alındı.

Parlamento üç oturumdan sonra onayladı

Mısır parlamentosu, pazartesi günü (dün) düzenlenen kapalı oturumda Cumhurbaşkanının talebini onayladı. Temsilciler Meclisi'nden yapılan açıklamaya göre görüşmeler, Ulusal Savunma Konseyi'nin kararı doğrultusunda, Cumhurbaşkanına “iki kardeş ülke arasında koordinasyon sağlanarak, topraklarını, egemenliğini ve kutsal yerleri herhangi bir dış saldırıya karşı savunmak için gerekli tüm önlemleri alma” yetkisinin verilmesinin kabulüyle sonuçlandı.

Meclis açıklamasında, Temsilciler Meclisi İşleri Bakanı Hani Hanna ile Anayasa ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı General Halid Şahdi'nin de katıldığı oturumların, çeşitli siyasi partilerden, gruplardan ve bağımsızlardan çok sayıda milletvekiline, hassas bölgesel durum ve bunun Mısır ve Arap ulusal güvenliği üzerindeki mevcut etkileri hakkındaki görüşlerini ifade etmelerine imkân sağlamaya önem verdiğini belirtti.

Konuştuğumuz meclis kaynaklarına göre, oylama isim okunarak yapıldı. Karar, yetkinin verilmesi için gereken eşik olan üçte ikiden fazla çoğunlukla alındı. Kaynaklar, görüşülen konunun stratejik niteliği nedeniyle oturumun gizli yapıldığını ifade etti.

Görüştüğümüz kaynaklar, geçen hafta boyunca ve düne kadar oturumların devam ettiği meclisin yetki kararını onaylamasında gecikmesinin, milletvekillerinin çoğunluğunun yetki hakkındaki görüşlerini ifade etme isteğinden kaynaklandığını belirtti. Kaynaklara göre bu sayı 500'e yaklaştı.

Kaynaklar, Meclis Başkanı Müsteşar Hişam Bedevi'nin, siyasi bağlılıklarına bakılmaksızın tüm milletvekillerine konuşma fırsatı tanımaya karar verdiğini ve görüşlerini ifade etme konusunda eşit erişim sağladığını belirtti. Ayrıca, görüşlerin çoğunluğunun, Cumhurbaşkanının Suudi Arabistan'ı desteklemek, onunla dayanışmak ve iki ülke arasında ortak koordinasyonun ardından topraklarını herhangi bir dış saldırıya karşı savunmak için gerekli gördüğü her türlü adımı atmasına destek verdiğini de ifade ettiler.

Meclisin onayından önce, Cumhurbaşkanı Sisi başkanlığında Mısır Ulusal Savunma Konseyi geçen hafta, “Arap dünyasının kalbi olan iki kardeş ülke arasındaki tarihi ilişkiler, güçlü bağlar temelinde ve Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin Mısır ve Arap ulusal güvenliğiyle bağlantılı olduğu inancıyla, Suudi Arabistan ile tam ve kararlı bir şekilde dayanışma içinde olma” kararı aldı. Ulusal Savunma Konseyi, “Suudi Arabistan'ın güvenliğini ve istikrarını savunmak, kaynaklarını, toprak bütünlüğünü ve kutsal yerleri korumak için gerekli ve mümkün olan her türlü desteği sağlama” ve ilgili bölgesel ve uluslararası taraflarla koordinasyon içinde, bölgenin genelinde gerginliğin azaltılmasına ve bölgeyi saran krizlerin barışçıl çözümüne katkıda bulunmak için siyasi ve diplomatik çabaları sürdürme ve yoğunlaştırma kararı aldı.

Mısır parlamentosu, pazartesi günü kapalı kapılar ardında yapılan oylamada bu adımı onayladı (Reuters)
Mısır parlamentosu, pazartesi günü kapalı kapılar ardında yapılan oylamada bu adımı onayladı (Reuters)

Ulusal Savunma Konseyi'nin kararının ardından, Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır 2026 Forumu'na katılımı sırasında konuya tekrar değinerek, Arap ulusal güvenliğinin bölünmez olduğunu ve Körfez'in istikrarının Mısır'ın güvenliğinin bir parçası olduğunu vurguladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre ayrıca bütün Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gereğinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır'ın Suudi Arabistan'ı savunmaya yönelik askeri çabalarının Yemen'e bir saldırıyı içermediğini, amacın Krallığın topraklarını ve sınırlarını, ayrıca Mısır'dan talep edilmesi halinde diğer herhangi bir Arap ülkesinin topraklarını savunmak olduğunu açıkladı.

Sisi, 17 Ekim'de Mısır Askeri Akademisi'ndeki mezuniyet töreninde verdiği ilk mesajında, ülkesinin “talep edilmesi halinde Suudi Arabistan'ı korumak ve güvenliğini ve egemenliğini savunmak için her türlü adımı atacağını” taahhüt etti. “Suudi Arabistan'a, güvenliğine ve istikrarına herhangi bir zarar gelmesine izin vermemiz düşünülemez. Körfez'deki herkese mesajım savaşı durdurmalarıdır” dedi ve ekledi: “Ancak bu çağrıya rağmen Mısır, Majesteleri Kral Selman'ın ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın direktifleri doğrultusunda, Suudi Arabistan'ı korumak ve savunmak için her türlü adımı atacaktır.”

Mısır Anayasası, Cumhurbaşkanının silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla, önce Ulusal Savunma Konseyi'ne danışmadan ve Temsilciler Meclisi'nin üçte iki çoğunluğuyla onayını almadan ülke sınırları dışına muharip birlikler göndermeye veya savaş deklare etmeye karar veremeyeceğini öngörmektedir.

Parlamento onayının ardından

Askeri uzmanlar, Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'ye verilen yetkinin parlamento tarafından onaylanmasının, Suudi Arabistan'ın talep etmesi halinde destek sağlanması için gerekli anayasal prosedürlerin tamamlandığı anlamına geldiğini vurguladı. Uzmanlar ayrıca yetkinin içeriğinin, “Suudi Arabistan'ın güvenliğini ve istikrarını savunmak, kaynaklarını ve toprak bütünlüğünü korumak ve kutsal yerleri korumak için gerekli ve mümkün olan tüm desteği sağlamak” yönündeki Ulusal Savunma Konseyi'nin bildirisiyle örtüştüğünü ekledi.

Stratejik çalışmalar profesörü, Nasır Yüksek Askeri Akademisi’nde Danışman ve İstihbarat Servisi eski Başkanı General Nasr Salem, parlamentonun verdiği yetki ve Savunma Konseyi'nin kararı doğrultusunda Mısır'ın desteğinin “istenilen misyonu tam olarak yerine getirmek için bütün yön ve yetenekleri kapsayacağını” teyit ettiğini belirtti. Nasr Salem yaptığı açıklamada, “desteğin şekli ve niteliği öncelikle Suudi Arabistan'ın talebine ve stratejik ve askeri ihtiyaçları için uygun gördüklerine bağlıdır” ifadelerini kullandı.

Salem sözlerine şöyle devam etti: “İki ülke arasında desteğin şekli ve niteliği konusunda üst düzey bir koordinasyon olacak. Konu bir yönle sınırlı kalmayacak, Suudi Arabistan’ın bakış açısına göre deniz, hava, kara ve istihbarat desteği de dahil olmak üzere Mısır'ın karşılayabileceği tüm ihtiyaçları içerecektir.” Salem, “Yetki ve Mısır'ın harekete geçmesi, Arap ulusal güvenliği kavramlarının pratik bir uygulamasıdır ve Körfez'in ve özellikle Suudi Arabistan'ın güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu anlayışına dayanmaktadır” diye vurguladı.

Aynı doğrultuda, Yüksek Stratejik Çalışmalar Askeri Akademisi’nde Danışman Hava Kuvvetleri Generali Dr. Hişam el-Halebi de şunları belirtti: “Suudi Arabistan ile birlikte hareket edecek Mısır kuvvetlerinin büyüklüğü ve türü, iki ülke arasında gerçekleşecek koordinasyona bağlı olacaktır; bu nokta Cumhurbaşkanı Sisi'nin açıklamalarında da vurgulanmıştır. Suudi Arabistan silahlı kuvvetleri yüksek muharebe yeteneklerine ve verimliliğine sahip, ancak savaşın uzun sürebileceği göz önüne alındığında, özel ekipman veya yeteneklere ihtiyaç duyacaklar mı? Bu çok önemli bir nokta ve Suudi Arabistan'ın Mısır'dan bulunacağı taleplerle netleşecektir.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (Reuters)

Halebi, yetki verildikten hemen sonra, iki ülke arasında herhangi bir koordinasyondan önce iki önemli konunun öncelikli olacağını belirtti. Ona göre bunlar, bilgi ve istihbarat desteği ile ilgili olup, ayrıca Suudi Arabistan hava savunma kapasitesinin insansız hava araçları ve balistik füzeleri engellemek için desteklenmesini de kapsamaktadır.

“Suudi Arabistan bu konuları en büyük hassasiyetle belirleyecek olan taraf olacaktır” diye vurguladı. Halebi, Mısır'ın Suudi Arabistan ile olan ilişkisini “Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerindeki kardeşlerimize yönelik açık bir destek mesajı ve ortak kaderimizin, hedeflerimizin ve çıkarlarımızın yeniden teyidi” olarak değerlendirdi. “Suudi Arabistan ve Mısır ulusal güvenliği bölünmez ve ayrılamaz” diye belirtti.

Halebi, iki ülke arasındaki mevcut askeri iş birliği ve koordinasyonun, çeşitli alanlarda uzun ve sürekli bir askeri iş birliği geçmişinin devamı olduğunu ve bunun yeni bir gelişme olmadığını kaydetti. Bu şekilde gelişmesinin ve derinleşmesinin, “hepimizin karşı karşıya olduğu düşmanlıklara karşı Körfez bölgesinde caydırıcılığı güçlendirme açısından bölgede yeni bir durum yarattığını” da ifade etti.

Suudi Arabistan ve Mısır: Arap ulusunun iki kanadı

Bu arada, bir dizi milletvekili, iki ülkeyi birbirine bağlayan derin kardeşlik bağları göz önüne alındığında, Arap ulusunun iki kanadı oldukları için Mısır'ın Suudi Arabistan'ı destekleme hamlesini övdü.

Yazar ve Milletvekili Mustafa Bekri, “Cumhurbaşkanının bu yöndeki adımı, bölgesel gerilimler ortamında başta Suudi Arabistan olmak üzere büyük Arap devletleriyle stratejik dayanışmaya dair açık sinyaller taşıyor. Bu, her iki ülkenin istikrarının bölgesel istikrarın temel taşı olduğunu teyit ediyor” dedi. Mustafa Bekri yaptığı açıklamada, “bu duruş, önceki pozisyonların doğal bir sonucudur” dedi.

Bekri, “Körfez ülkelerinin, özellikle de Suudi Arabistan’ın, son yıllarda, bilhassa 2013'ten sonra Mısır'ı desteklemesi gibi, şimdi de Kahire'nin pozisyonunu yeniden teyit etmesinin ve Suudi Arabistan'ı savunma kararlılığını duyurmasının, Körfez'deki kardeşlerini korumak için gerekli tüm önlemleri almasının zamanının geldiği” düşüncesinde. “Mısır'ın bu stratejik hamleyle vermek istediği mesaj, Arap ulusunun bir olduğunu, ulusal güvenliğimizin bölünmez olduğunu ve bazı kardeşlerimize karşı, istikrarlarını baltalamayı amaçlayan, çeşitli tarafların dahil olduğu bir komplo olduğunu teyit etmektedir. Mısır buna hiçbir koşulda izin vermeyecektir ve Mısır ordusu Suudi Arabistan liderliğinin talepleri doğrultusunda müdahale edecektir” diye vurguladı.

Bekri, “Herhangi bir Körfez ülkesinin, özellikle Suudi Arabistan'ın yaşadığı durumun, izole bir tehdit olarak görülmemesi, aksine bu durumun bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki ve doğrudan Mısır üzerindeki etkileri bağlamında ele alınması gerektiğini” vurguladı.

Mısır Temsilciler Meclisi Arap İşleri Komitesi Başkanı Milletvekili Muhammed Salah Ebu Hamila ise “Mısır ve Körfez ülkelerinde bulunan kardeşlerimiz arasındaki karşılıklı destek, güncel olayların bir ürünü değil, uzun bir karşılıklı destek geçmişine ve ortak kader ve amacın yeniden teyit edilmesine dayanmaktadır” dedi. Ebu Hamila verdiği röportajda, iki ülkenin “Arap ulusunun iki kanadı ve Arap sisteminin ve ulusal güvenliğinin dayandığı ana sütunlar” olduğunu da sözlerine ekledi. “Bu nedenle, birine yapılan herhangi bir saldırı diğerine yapılan bir saldırıdır ve herhangi bir tehdit, tehdit edilen devletin ötesine uzanır. Bu, Körfez ülkeleri ve Mısır liderlerinin tarih boyunca sahip olduğu sağlam bir inançtır” dedi.

Ebu Hamila mevcut durumun en belirgin özelliğinin, Mısır ve Suudi Arabistan arasındaki bu savunma denkleminin, Arap ulusal güvenlik kavramlarının yeniden düzenlenmesi ve iki ülke arasında ortak çıkarları ve hedefleri korumak için Arap caydırıcılık sistemlerinin güçlendirilmesi konusunda iş birliği açısından yansıttıkları olduğunu belirtti.

Mısır Anayasası'nın 152. maddesinin, cumhurbaşkanının ülke sınırları dışındaki muharebe görevleri için silahlı kuvvetlerin gönderilmesi konusundaki yetkilerini ve kuralları düzenlediğini belirtmekte fayda var. Bu madde, “Ulusal Savunma Konseyi'ne danışılmadıkça ve Temsilciler Meclisi'nin üçte iki çoğunluğunun onayı alınmadıkça savaş ilan edilemez ve devlet sınırları dışındaki muharebe görevleri için silahlı kuvvetler gönderilemez” hükmünü içermektedir. Temsilciler Meclisi'nin bulunmadığı durumlarda, Anayasa, cumhurbaşkanı, başbakan, Temsilciler Meclisi başkanı, savunma, dışişleri, maliye ve içişleri bakanları, Genel İstihbarat direktörü, Silahlı Kuvvetler genelkurmay başkanı, Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Hava Savunma Kuvvetleri komutanları, Silahlı Kuvvetler Operasyonlar Komisyonu başkanı, Askeri İstihbarat ve Keşif direktörünün de aralarında bulunduğu Milli Savunma Konseyi ve Bakanlar Kurulu’nun onayına ek olarak, Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi'ne danışılmasını şart koşmaktadır.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Güney Suriye tufanın eşiğinde: İlk kurşun sonrası senaryolar

Suriye'nin Dera şehrinde, Kuneytra ve batı Dera bölgelerine yönelik İsrail askeri müdahalelerine karşı düzenlenen protestoda, bir gösterici Arapça olarak “Hepimiz Güney Suriye'yiz” yazılı pankart taşıyor, 23 Ekim 2026
Suriye'nin Dera şehrinde, Kuneytra ve batı Dera bölgelerine yönelik İsrail askeri müdahalelerine karşı düzenlenen protestoda, bir gösterici Arapça olarak “Hepimiz Güney Suriye'yiz” yazılı pankart taşıyor, 23 Ekim 2026
TT

Güney Suriye tufanın eşiğinde: İlk kurşun sonrası senaryolar

Suriye'nin Dera şehrinde, Kuneytra ve batı Dera bölgelerine yönelik İsrail askeri müdahalelerine karşı düzenlenen protestoda, bir gösterici Arapça olarak “Hepimiz Güney Suriye'yiz” yazılı pankart taşıyor, 23 Ekim 2026
Suriye'nin Dera şehrinde, Kuneytra ve batı Dera bölgelerine yönelik İsrail askeri müdahalelerine karşı düzenlenen protestoda, bir gösterici Arapça olarak “Hepimiz Güney Suriye'yiz” yazılı pankart taşıyor, 23 Ekim 2026

Subhi Franciye

Suriye ve İsrail arasında güney Suriye'de askeri olarak gerilimin artması korkusu, özellikle bölgesel güvenlik, genel olarak da uluslararası güvenlik ve ekonomi üzerindeki etkisi nedeniyle giderek artıyor. Güney Suriye ve İsrail sınırında Suriye ve İsrail birlikleri yığınak yapıyor ve İsrail'in müdahaleleri Suriye halkının öfkesini körüklüyor, bölgesel tarafların ve Batı'nın gerilimin artmasını önleme ve şiddet yerine diyaloğu önceliklendirme çabaları arasında siyasi müzakere sürecini tehdit ediyor.

Satır aralarında ise bölgedeki İran hücreleri ve milisleri, yeniden faaliyete geçmek ve “direniş” anlatısı için halk desteği toplamak üzere hızlı adımlar atmalarına imkân sağlayacak yeni bir fırsat için hazırlanıyor. Al-Majalla, Suriye istihbaratının, Hizbullah hücrelerinin, Irak milislerinin ve eski rejimin kalıntılarının, güneyde gerilimin tırmanması durumunda güney Suriye'de Suriye hükümetine karşı saldırılar başlatmaya hazırlandığına dair bilgilere ulaştığını öğrendi. DEAŞ hücrelerinin, Uluslararası Koalisyonun operasyonları ve Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye genelinde güvenlik güçlerinin takibi sonucunda hem Suriye hem de Irak'ta kaybettiği nüfuzu yeniden kazanmak için bu gerilimden faydalanma olasılığı da göz ardı edilmiyor.

Gerilimi tırmandırma son dakikada engellendi

Askeri gerilimin ilk belirtileri, Suriye hükümetinin Süveyda’da Şeyh Hikmet el-Hicri'ye bağlı askeri grupların, Süveyda sınırındaki bölgelerde Suriye ordusu ve iç güvenlik kuvvetlerinin mevzilerine saldırılar düzenlemeye hazırlandığına dair bilgi almasının ardından, 19 Ekim Pazartesi gecesi ortaya çıktı. Suriye hükümetine ulaşan bilgiler, Süveyda’daki grupların bu eylemleriyle, hükümeti onlara karşılık vermeye kışkırtmayı amaçladıklarına ve bunun da İsrail'i Dürzileri koruma bahanesiyle Suriye'ye çekmeyi hedeflediğine işaret ediyor. Şam, elde ettiği bu bilgiyi müttefiklerine iletti ve gerilimin bu hatların ötesine geçmesini, çevredeki köylere ulaşmasını önlemek için proaktif bir hamlede bulunarak, Süveyda ile olan cephe hatlarına askeri takviyeler göndermeye başladı. Şam, İsrail tarafının bir noktada kendisini Süveyda’daki gruplarla doğrudan bir çatışmaya çekmek istediğinin farkında. Bu çatışma, İsrail'in güney Suriye'ye büyük ölçekli hava ve kara müdahalesinin gerekçesi olarak hizmet edecektir.

Siyasi hamleler ve hızla harekete geçen arabuluculuk çabaları 20 Ekim Salı günü başladı. Washington, bölgesel taraflar ve Körfez ülkeleri, bölgedeki gerginliğin artmasını önlemek için diplomatik çabalara girişti; zira bunun etkileri ve sonuçları tüm bölgeyi etkileyecek ve bir noktada ABD Başkanının Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından geliştirilen “barışçıl bir Ortadoğu” projesi vizyonuyla çatışacaktı. Suriye'de ise Suriye hükümeti ile Şeyh Hicri arasında müzakereleri kolaylaştırmaya çalışan önde gelen Suriyeli Dürzi şahsiyetler ve Avrupalı ​​arabulucular öncülüğünde arabuluculuk ve müzakere çabaları başladı. Süveyda ve Şam arasında mesajları ileterek gerginliğin tırmanmasını önleme yolunun taşlarını döşediler. Kaynaklara göre, bu birleşik çabalar Salı gecesi gerginliğin artmasını önlemeyi başardı. Bu başarı, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın Ürdün'den helikopterle güney Suriye üzerinden 21 Ekim Çarşamba günü Şam'a varmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Suriye ilk kurşunu atan taraf olmak istemiyor ve gerilimin yükselmesini önlemek için her türlü çabayı gösteriyor. Ancak, tek taraflı bir gerilimi azaltma isteği, bunu önlemek için yeterli değil

Salı akşamı varılan gerilimi önleme anlaşması, kaynaklara göre kırılgan ve her an çökebilir, bu da güney Suriye'yi uzun süre devam edebilecek çok taraflı bir çatışmaya sürükleyebilir. Bu mesele, çarşamba günü Şam'da Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında yapılan görüşmelere de hâkim oldu. Kaynaklar, Suriye tarafının ABD Özel Temsilcisi’ne, Suriye'nin hâlâ İsrail ile müzakereleri ve siyasi bir çözümü tercih ettiğini, ancak askeri olmayan bir çözüme meyletmesinin İsrail ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlıksız olduğu anlamına da gelmediğini bildirdiğini söyledi. Suriye tarafı, İsrail'in Suriye'deki davranışlarının, Tel Aviv'in Şam ile siyasi bir çözüm ve güvenlik anlaşması istediği konusunda olumlu bir gösterge olmadığını vurguladı.

ABD Özel Temsilcisi, Washington'un gerginliğin artmasını önlemek için her türlü çabayı gösterdiğini ve İsrail'e, iki taraf arasında bir anlaşmaya varılması sürecinde Suriye-İsrail siyasi görüşmelerine öncelik vermesi için baskı yaptığını vurguladı. ABD Özel Temsilcisi, Suriye’nin güneyinin Suriye ve İsrail arasında bir savaş alanı haline gelmesini önlemek için devam eden ABD baskısı göz önüne alındığında, güneyde bir çatışma riskini küçük bir olasılık olarak gördü.

Tom Barrack'ın Şam ziyareti, yaptığı açıklamalarla eş zamanlı gerçekleşti. Bu açıklamalarda, “ABD ile bir tür fikir birliği ile İsrail’in desteğini alacağı algısını kullanarak diğer Dürzilere baskı yapmak isteyen belirli bir Dürzi şeyhi” hakkındaki “endişe”lerini dile getirdi. Bununla birlikte, Şam ve Tel Aviv arasında bir uzlaşı olasılığının hâlâ mevcut olduğunu ve Şam'ın “büyük ölçekli bir yüksek gerilimi önlemek için sabırlı davrandığını” da belirtti.

Suriyeli ve Batılı çeşitli kaynaklar, kendisini önlemeye yönelik bütün çabalara rağmen güney Suriye'de gerilimin yükselmesi tehlikesinin devam ettiğini belirtti. Suriye ilk kurşunu atan taraf olmak istemiyor ve gerilimin artmasını önlemek için her türlü çabayı gösteriyor. Ancak, tek taraflı bir gerilimi azaltma isteği, bunu önlemek için yeterli değil. Kaynaklara göre, bölgesel ve Batılı siyasi çabaların büyük çoğunluğu, güney Suriye'de yüksek gerilimin bir yandan bölgesel ve uluslararası güvenlik, diğer yandan da İsrail ve Suriye güvenliği için önemli sonuçlar doğuracağına, ayrıca diğer tarafların da çatışmaya dahil olmasına yol açarak hızlı bir çözümü zorlaştıracağına İsrail tarafını ikna etmeye odaklanmış durumda.

Şam, güneyde gerilimin yükselmesini önleme yönünde hareket ediyor

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın Şam ziyaretinden bir gün sonra, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani'nin uçağı Ürdün'e iniş yaptı. Ziyaretin amacı, iki ülke arasındaki ortak konuları, özellikle de güney Suriye'deki durumu ve bunun Suriye-Ürdün güvenliği üzerindeki etkilerini görüşmekti. Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile Ürdün Kralı İkinci Abdullah arasında gerçekleşen görüşmede, Şeybani, Suriye'nin geçen yıl eylül ayında Suriye, Ürdün ve Washington tarafından üzerinde anlaşmaya varılan Süveyda yol haritasına bağlılığını teyit etti. Şeybani ayrıca Ürdünlü mevkidaşı Eymen Safadi ile Güney Suriye'deki durumu ve kasım ayında yapılması planlanan Suriye-Ürdün Yüksek Koordinasyon Konseyi'nin yeni oturumu için hazırlıkları da görüştü.

Suriye Dışişleri Bakanı, Güney Suriye'de gerginliğin tırmanmasını önlemek ve ülkedeki istikrara katkıda bulunmayan İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını engellemek için diplomatik çabalara öncülük ediyor. Bakan Şeybani, son haftalarda Körfez ülkeleri, Türkiye, Washington ve Avrupa ülkeleriyle yoğun ziyaretler ve istişareler gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu görüşmeler, Suriye ve İsrail arasında artan gerilimlere siyasi bir çözüm bulmanın önemine ve İsrail'e Suriye'ye yönelik tekrarlanan askeri müdahalelerini durdurması için daha fazla baskı uygulamanın gerekliliğine odaklandı. Bu müdahaleler son zamanlarda yoğunlaşarak Suriye'de halkın öfkesini körüklüyor ve siyasi müzakere süreci önünde engeller oluşturuyor.

Suriye'deki Lübnan Hizbullahı hücreleri ve Irak milisleri, geri dönmek için önlerinde altın bir fırsat bulacaklar. Bu fırsatı, Suriyelileri uyardıkları şeyin gerçekleştiğine ve İsrail ile mücadelenin tek yolunun direniş olduğuna ikna etmeye çalışmak için kullanacaklar.

İsrail'in Suriye'ye yönelik müdahalelerinin ivmesi ekim ayı boyunca önemli ölçüde arttı, Kuneytra ve Dera'daki köylerde neredeyse günlük olaylar haline geldi. Bu müdahaleler ayrıca Suriye vatandaşlarının gözaltına alınmasını ve bu köylerde geçici kontrol noktalarının kurulmasını da içerdi. Resmi olmayan istatistiklere göre son iki haftada İsrail 12'den fazla saldırı gerçekleştirdi, 8'den fazla gözaltı yaptı, tarım alanlarını bombaladı ve geceleyin işaret fişekleri attı. Bu durum, Tel Aviv'de tasarlanan, 2022'de İsrail tarafından uygulamaya sokulan “Sufa 53 Projesi” olarak bilinen planı uygulamak için İsrail'in Suriye içindeki operasyonlarını artıracağı yönündeki Suriye ve bölgesel endişelerin ortasında yaşanıyor. Bu endişeler, özellikle bölgeye kara yoluyla bir İsrail müdahalesinin önünü açmak amacıyla, güney Suriye'de askeri çatışma kararı alınması halinde askeri yeteneklerini pekiştirmek için İsrail'in Süveyda'daki gruplara askeri destek gönderdiğine dair artan haberler ile daha da büyüyor.

İsrail'in eylemlerine karşı Suriye'deki öfke yeni boyutlara ulaştı; son günlerde birçok Suriye bölgesinde İsrail müdahalesini protesto eden kitlesel gösteriler düzenlendi. İsrail'in tekrarlanan müdahaleleri ve Suriye'deki öfke düzeyi, Suriye rejiminin devrilmesinden ve yeni Suriye yönetiminin Suriye'yi yeniden inşa etmeye, komşu ülkelerin ve dünyanın güvenliğine ve siyasetine karışmamaya odaklanan bir politikaya geçiş yapmasından sonra Ortadoğu'nun önüne çıkan tarihi fırsata bir tehdit olarak yorumlanabilir. Güney Suriye'de ilk kurşun sıkıldıktan sonra tekrar ortaya çıkmayabilecek bu fırsatın başarısız olmasının, özellikle bölgeyi başlangıç ​​noktasına geri döndürebileceği için Ortadoğu'nun çok ötesinde yankıları olacaktır. Ayrıca, Suriye rejiminin devrilmesinden ve Washington'un bölgede İran'a karşı yürüttüğü askeri operasyonlardan bu yana etkisi azalan güçler ve ülkeler için de kapıyı yeniden aralayacaktır.

İlk kurşun sonrası senaryolar

Birçok kişi, Suriye'deki yüksek tansiyon ve artan İsrail faaliyetleri hakkındaki konuşmaları, gözlemcilerin ve politikacıların Ortadoğu'nun bir sonraki aşamasını şekillendirmede önemli bir faktör olarak gördüğü 27 Ekim Salı günü yapılacak İsrail seçimleri ve sonuçlarıyla ilişkilendiriyor. Bu arada, bazı gözlemciler Tel Aviv'in Suriye ve Lübnan'daki politikalarının, bölgedeki nüfuz sınırlarını yeniden çizmeye yönelik adımlar olduğunu düşünüyor. Bu adımlar, alevleri bölge sınırlarının ötesine yayılacak ve yankıları Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarının ötesine uzanacak bir savaşı ateşleyebilir.

Aşağıdaki maddeler ile Majalla, Şam ve Tel Aviv arasında Suriye'de yaşanabilecek askeri gerilimin olası senaryolarını ve Ortadoğu ile uluslararası güvenlik üzerindeki yankılarını özetlemeye çalıştı. Zira ilk kurşunun etkileri Suriye topraklarıyla sınırlı kalmayacak, yankıları sınırların ötesine uzanacaktır. Gerilimin ilk kurşunu, yakın gelecekte tekrarlanmayacak siyasi projelerin sonu ve geçmişi beraberinde sürükleyen ve geleceği tüm jeopolitik, askeri ve ekonomik düzeylerde karmaşıklaştıran bir aşamanın başlangıcı olabilir.

-Suriye-İsrail gerilimi, özellikle Suriye'de kontrolsüzce dolaşan milyonlarca silah göz önüne alındığında, Suriye hükümetinin uluslararası destekle yürüttüğü tüm istikrar çabalarına bir tehdit oluşturmaktadır. Bu gerilimin yol açacağı kaos, Suriye güvenliğini olumsuz etkileyecek, DEAŞ hücrelerine düşman İsrail ile mücadele ve Kudüs'ü özgürleştirme anlatısıyla beslenerek yeniden toparlanma ve yeni savaşçılar kazanma konusunda tarihi bir fırsat sunacaktır. Güney Suriye'de zaten birçok cephede mücadele eden Suriye hükümeti, DEAŞ’ın Suriye ve Irak'ta, hatta belki de bir noktada Lübnan'da yeniden ortaya çıkmasına karşı koyamayacaktır. Bu durum, örgütün Arap ve Batı ülkelerindeki eleman kazanma çabalarıyla daha da karmaşık hale gelecektir. Bu ise DEAŞ'a karşı kurulan uluslararası koalisyonun kazanımlarını tehdit ederek başlangıç ​​noktasına geri dönme tehdidi oluşturmaktadır.

- Lübnan ve Irak'taki İran milisleri, Suriye'deki hücreleriyle birlikte (direniş ekseni), son üç yılda Suriye, Lübnan ve Irak'ta yaşadıkları tüm kayıplardan sonra yeni bir tarihi fırsat elde edeceklerdir. Lübnan'da eşi benzeri görülmemiş bir zayıflık içinde olan ve Suriye'de günlük olarak takip edilen Lübnan Hizbullahı, İsrail'e karşı bir direniş hareketi olarak yeniden ön plana çıkacak ve direniş anlatısını yeniden kullanarak Lübnan'daki halk desteğini güçlendirecektir. Suriye'deki Hizbullah hücreleri ve Irak milisleri, geri dönmek için altın bir fırsat yakalayacak ve bunu Suriyelileri, uyardıkları şeyin gerçekleştiğine ve İsrail’e karşı mücadelede tek çözümün direniş olduğuna ikna etmek için kullanacaklardır. Iraklı milisler, Irak hükümetine silahlarını teslim etmeme ve ülkeyi ve direnişi korumak için gerekli olan bu silahlara sıkıca tutunma anlatılarını desteklemek için uzun zamandır bekledikleri bir fırsata sahip olacaklardır.

-Ekonomisinin çökmesi ve topraklarında ABD-İsrail askeri geriliminin yeniden tırmanması tehdidi nedeniyle önemli krizlerle karşı karşıya olan İran, Suriye'deki askeri gerilimi büyük bir dönüm noktası olarak görecektir. Bu gerilimden faydalanarak ABD-İsrail'in dikkatini dağıtabilir, Suriye, Lübnan ve Irak'taki hücrelerine desteğini artırabilir, İran içinde direniş anlatısını güçlendirebilir ve belki de uluslararası endişelerden, Ortadoğu'daki kaostan yararlanarak uranyum zenginleştirme programının ve mevcut stokların yeni yerlere transferini hızlandırabilir.

Suriye'deki askeri gerilimin çok sayıda ve önemli sonuçları olacaktır, potansiyel olarak küresel siyasi ve güvenlik ortamını yeniden şekillendirebilir ve birçok ülkenin ekonomik ve güvenlik kaynaklarını tehdit edebilir

-Dahası, Suriye'deki askeri gerilim ve onu takip edecek Ortadoğu'daki kaos, bölgenin ve dünyanın güvenliğini tehdit eden uyuşturucu kaçakçılığının yeniden canlanması için yeni bir kapı açacaktır. Yollar ve sınırlar bu ticaret için daha az tehlikeli hale gelecek, öncelikler değiştikçe bölgedeki uyuşturucuyla mücadele operasyonları azalacaktır. Ortadoğu'da uyuşturucu kaçakçılığının yeniden canlanması, Lübnan Hizbullahı ve İran milislerinin bölgedeki en hayati ekonomik damarı için yeni bir fırsat anlamına geliyor.

-Suriye ve İsrail arasında askeri gerilim, bölgedeki petrol ve enerji boru hattı projeleri için felaket bir dönüm noktası olacaktır. Birçok ülke bu projeleri, İran ve Yemen'deki vekil gücü (Husiler) tarafından Hürmüz Boğazı ve Babul Mendeb'de dünyaya ve bölge devletlerine şantaj yapılmasını önlemek için hayati önemde görüyor. Alternatif enerji ve tedarik boru hattı projelerinin çökmesi, İran'ın jeopolitik nüfuzunu yeniden tesis ederek, kazanımlar elde etmek ve bölgenin ve dünyanın güvenliğini tehdit eden istikrarsızlaştırıcı etkisini sürdürmek için küresel ekonomiye baskı yapmasına imkân tanıyacaktır.

- Şüphesiz ki, Suriye ve İsrail arasındaki siyasi sürecin çökmesi, Trump'ın barışçıl bir Ortadoğu kurmayı ve Ortadoğu barış planının önünü açmayı amaçlayan projesi için önemli olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Trump yönetimi bu planı, bölgedeki jeopolitik gelişmelerin sunduğu bir fırsat olarak görüyor; bu fırsat, 2023 sonrası yeni bölgesel düzenin çökmesi durumunda bir daha görülmeyebilir. Ayrıca, Ortadoğu'daki olası bir kaosun, Washington'un kısa veya uzun vadeli emellerine hizmet etmeyebilecek şekilde ittifakları yeniden şekillendirmek için yeni fırsatlar yaratacağı da açıktır.

Suriye'deki askeri gerilimin çok sayıda ve önemli sonuçları, potansiyel olarak küresel siyasi ve güvenlik ortamını yeniden şekillendirebilir ve birçok ülkenin ekonomik ve güvenlik kaynaklarını tehdit edebilir. Bu sonuçların ciddiyeti, siyasi çevreler için caydırıcı ve teşvik edici bir unsur olarak da işlev görebilir ve onları, Ortadoğu'da güvenlik ve ekonominin geleceğini şekillendiren tek araç olarak kurşunların kullanılmasını önlemek için daha fazla çaba göstermeye yönlendirebilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."