Hamas’ın elindeki esir ve rehinelerle ilgili neler biliniyor?

Toplam sayının 150 civarında olduğu tahmin ediliyor

Hamas, 4 rehinenin İsrail'in bombardımanında hayatını kaybettiğini öne sürdü (Reuters)
Hamas, 4 rehinenin İsrail'in bombardımanında hayatını kaybettiğini öne sürdü (Reuters)
TT

Hamas’ın elindeki esir ve rehinelerle ilgili neler biliniyor?

Hamas, 4 rehinenin İsrail'in bombardımanında hayatını kaybettiğini öne sürdü (Reuters)
Hamas, 4 rehinenin İsrail'in bombardımanında hayatını kaybettiğini öne sürdü (Reuters)

İsrail yerleşimlerine düzenlenen saldırıların ardından, İsrail ordusu Gazze'ye yönelik ağır bombardımanını sürdürürken, Hamas'ın elindeki esir ve rehinelerle ilgili belirsizlik sürüyor.

Dün akşam saatlerinde Hamas, İsrail ordusu tarafından Gazzeli sivillere önceden bildirilmeden yapılan her saldırı için bir rehinenin infaz edileceği açıklanmış, İsrail yönetimiyse bu açıklamaya saldırıların süreceğini duyurarak yanıt vermişti.

İsrail'in BM Daimi Temsilcisi Gilad Erdan da CNN'e yaptığı açıklamada benzer ifadeler kullandı.

Erdan, "Tabii ki, tüm çocuklarımızın, ananelerimizin, kaçırılan herkesin eve döndüğünü görmek istiyoruz. Ancak şu anda odağımız Hamas teröristlerinin kabiliyetlerini yok etmek üzerine kurulu ulusal stratejimiz" ifadelerini kullandı.

Tam rakam bilinmese de Hamas'ın elinde İsrail'den kaçırılan en az 150 kişi olduğu tahmin ediliyor. Bunlardan kaçının sivil, kaçının asker olduğuna ilişkin bir bilgi bulunmuyor.

Müzik festivalinden kaçırılanlar

Hamas'ın Gazze sınırına düzenlediği saldırıların hedeflerinden biri olan Nova Festivali, militanların çok sayıda kişiyi rehin aldığı noktalardan biri.

Rehinelerden bazılarının kimlikleri de olay yerinde kaydedilen görüntüler incelenerek tespit edilmiş durumda.

Bunlardan ikisi, İsrailli çift Noa Argamani ve Avinatan Or. Argamani'nin bir motosikletin arkasına bindirilerek kaçırıldığı, sevgilisi Or'un da kelepçelenerek götürüldüğü görüntüler olay günü sosyal medyada en çok paylaşılan görüntülerden olmuştu.

Bir diğer doğrulanan videodaysa bilinçsiz bir kadının, militanların bindiği bir kamyonetin arkasına konulduğu görülüyordu. Daha sonra bu kişinin Almanya-İsrail vatandaşı Shani Louk olduğu açıklandı.

Louk'un hayatta olup olmadığı bilinmiyor. Ancak annesi Ricarda Louk, "Çok kötü görünüyordu ama hâlâ umudum var. Cansız bedenleri pazarlık için götürmeyeceklerini düşünüyorum. Hâlâ bir yerlerde canlı olmasını umuyorum. Elimizde umuttan başka bir şey yok, bu yüzden inanmaya çalışıyorum" diye konuştu.

Batı medyasına göre festival alanında hayatını kaybedenlerin sayısı 250'den fazla. Alanda kaydedilen görüntüleri inceleyen BBC'ye göreyse, çok sayıda kişi yakın mesafeden hedef alınarak öldürüldü. 

Ancak 4 bin kişinin katıldığı festivalden kaç kişinin kaçırıldığına ilişkin net bir veri bulunmuyor.

Erkek arkadaşıyla birlikte festival alanından kaçırılan Noa Argamani (CNN)
Erkek arkadaşıyla birlikte festival alanından kaçırılan Noa Argamani (CNN)

Yahudi yerleşimlerinden kaçırılanlar

İsrail ordu sözcüsü Daniel Hagari'ye göre Gazze'nin yaklaşık 40 kilometre doğusundaki Ofakim ve Be'eri kasabaları krizin odak noktalarından biriydi ve Hamas bu bölgelerde çok sayıda kişiyi rehin aldı.

CNN'in Be'eri'de çekildiğini iddia ettiği bazı görüntülerde de Hamas'ın birden fazla İsrailli'yi kaçırdığı görülüyor.

Be'eri ve bir diğer sınır kasabası olan Nir Oz'da yaşayanlar İsrail merkezli Kanal 12'ye yaptığı açıklamada, militanların kapı kapı dolaştıklarını ve kapıları kırarak evlere girmeye çalıştıklarını söyledi.

İsrailli bir anne, olaylar sırasında evde yalnız olan 16 ve 12 yaşındaki iki çocuğuyla telefonda konuştuğunu ve bir süre sonra kapının kırıldığını söyledi.

Anne yaptığı açıklamada, "Teröristlerin çocuklarımla Arapça konuştuğunu duydum. Küçük olanı, 'Gitmek için çok küçüğüm' dedi. Sonrasında telefon kesildi. Bu onları duyduğum son zamandı" dedi.

Bir başka İsrailli ise eşinin ve iki kızının Nir Oz'da kaçırıldığından şüphelendiğini ve sosyal medyada rehinelerin bir kamyona doldurulduğu görüntülerde eşini gördüğünü söyledi.

Be'eri'de kaçırılanlar içinde 74 yaşındaki İsrail-Kanada vatandaşı barış aktivisti Vivian Silver'ın da olduğu tahmin ediliyor. 1974'ten bu yana Gazze sınırındaki bölgelerde yaşayan Silver'ın Filistinlilere sağlık hizmeti götürülmesi konusunda gönüllü çalışmalar yürüttüğü ve son yıllar Gazze'deki kanser hastalarının tedavisiyle ilgilendiği belirtildi.

Ailesi Silver'dan son olarak cumartesi sabahı haber aldıklarını ve 74 yaşındaki kadının bir dolabın arkasına saklandığını söylediğini aktardı.

Holokost mağduru da olan 85 yaşındaki Yaffa Adar'ın da Hamas tarafından kaçırıldığı ancak daha sonra kurtarıldığı iddia ediliyor (AP)
Holokost mağduru da olan 85 yaşındaki Yaffa Adar'ın da Hamas tarafından kaçırıldığı ancak daha sonra kurtarıldığı iddia ediliyor (AP)

Esir alınan askerler

Cumartesi günü saldırıların ardından bir açıklama yapan Hamas'ın silahlı kanadı El Kassam Tugayları, onlarca İsrail askerinin esir alındığını duyurmuştu.

Sözcü Ebu Ubeyde, Telegram'da yaptığı açıklamada esirlerin güvenli yerlere ve direniş tünellerinde tutulduğunu açıklamıştı.

Esir alınan askerlerin sayısı veya rütbelerine ilişkin bir bilgi bulunmuyor. Ancak Hamas'ın İsrail cezaevlerindeki Filistinli tutuklularla İsrail askerlerini takas etme niyetinde olduğu tahmin ediliyor.

Dün konuyla ilgili bir haber yayımlayan Reuters, Katar'ın esir ve rehine takası için arabuluculuk çabaları yürüttüğünü aktarmıştı. Ajansa konuşan bir Hamas yetkilisi de, ABD'yle koordinasyon halinde yürütülen müzakerelerin olumlu ilerlediğini söylemişti.

Çok sayıda üçüncü ülke vatandaşı da kaçırıldı

Hamas'ın İsrail'den kaçırarak Gazze'ye götürdüğü rehineler içinde çok sayıda üçüncü ülke vatandaşı da bulunuyor. 

ABD Başkanı Joe Biden pazartesi günü yaptığı açıklamada bazı Amerikan vatandaşlarının da rehin alındığını tahmin ettiklerini ancak tam rakamın bilinmediğini söyledi.

AP'ye konuşan Hamas Sözcüsü Ali Barakeh, "Amerika'da Hamas'ı finanse etme suçlamasıyla tutuklu bulunan Filistinliler var. Onların serbest bırakılmasını isteyeceğiz" ifadelerini kullandı.

Rehin alındığı düşünülen Amerikalıların yanı sıra, 11 Tayland vatandaşı da Gazze'ye kaçırılanlar arasında. 

İsrail'de 30 bin Taylandlı tarım işçisinin bulunduğu biliniyor ve kaçırılanların bu göçmenlerden bazıları olduğu tahmin ediliyor.

Üç Brezilya, iki Meksika, bir Nepal ve bir Britanya vatandaşının da rehineler arasında olduğu düşünülüyor. Almanya Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Hamas'ın kaçırdığı kişiler arasında Alman rehineler de var.

Independent Türkçe



ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
TT

ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)

Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bir dizi açıklamanın ardından yeni bir gerilim aşamasına girdi. Söz konusu açıklamalarda sert güvenlik uyarıları yapılırken, Irak makamlarının ülke içindeki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırıları engelleme kapasitesi doğrudan eleştirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Irak’taki Amerikan diplomatik tesislerini hedef alan saldırıların sorumlularının tespitine yönelik bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıklamasından bir gün sonra, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği perşembe günü yeni bir uyarı yayımladı. Açıklamada, “İran’la bağlantılı Iraklı milislerin” başkent merkezinde 24 ila 48 saat içinde saldırı düzenleyebileceği belirtildi.

Büyükelçilik, ABD vatandaşlarına Irak’ı derhâl terk etmeleri çağrısında bulunarak, olası saldırıların Amerikalıları ve ABD ile bağlantılı şirketler, üniversiteler, diplomatik tesisler, enerji altyapısı, oteller ve havalimanları gibi hedefleri kapsayabileceğini ifade etti.

Uyarıdan saatler önce yayımlanan ayrı bir açıklamada ise büyükelçilik, Irak hükümetinin “Irak topraklarında gerçekleşen veya buradan kaynaklanan terör saldırılarını önleyemediğini” belirtti. Bu ifade, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, Erbil’deki Başkonsolosluk ve başkentteki diplomatik destek merkezine yönelik tekrarlanan saldırılara atıf olarak değerlendirildi.

Haşdi Şabi mensupları, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Açıklamada ayrıca, silahlı gruplara mensup bazı unsurların “Irak hükümetinde görevli olduklarını gösteren kimlik belgeleri taşıyabileceği” ifade edilerek, bazı saldırganların kurumsal bağlantıları ya da resmî bir koruma altında olabileceğine ima yapıldı. Ancak bu konuda ayrıntı verilmedi.

Yaklaşık dört saat sonra büyükelçilik, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıların faillerine ilişkin bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyuran açıklamasını yeniden paylaştı.

Bu gelişmeler, Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı ile ABD tarafı arasında, Irak’ın bölgesel askeri çatışmanın dışında tutulmasına yönelik varılan mutabakatın üzerinden bir haftadan kısa süre geçmesinin ardından geldi. Anlaşmada, Irak topraklarının, hava sahasının ve kara sularının ülkenin ya da komşu devletlerin güvenliğini tehdit edecek şekilde kullanılmaması vurgulanmıştı.

Sahada tırmanış

Siyasi ve güvenlik gerilimine paralel olarak, Enbar ve Ninova vilayetlerinde silahlı gruplara ait hedeflere yönelik hava saldırıları düzenlendi.

Yerel kaynaklara göre, Enbar vilayetinin batısındaki Hadise kentinde 57. Tugay’a bağlı aşiret güçlerinin karargâhı ABD tarafından bombalandı. Saldırının bilançosuna ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

Ninova’da ise Haşdi Şabi, perşembe günü yaptığı açıklamada, Musul’un güneyindeki Kayyara nahiyesinde 58. Tugay’a bağlı 38. Alay karargâhının hava saldırısına uğradığını, ancak can kaybı yaşanmadığını bildirdi.

Haşdi Şabi’nin açıklamasına göre saldırı saat 11.30’da gerçekleşti ve aynı vilayetteki başka bir hedefin vurulmasından 24 saatten kısa süre sonra düzenlendi. Kurum, aynı gün sabah saatlerinde de 14. Tugay’a bağlı 4. Alay’ın bulunduğu noktanın hedef alındığını ve bu saldırıda da can kaybı yaşanmadığını duyurmuştu.

df
Haşdi Şabi üyeleri, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Kısa süre içinde aynı bölgedeki hedeflere yönelik tekrarlanan saldırılar, sahadaki askeri tırmanışın genişlediğini gösterirken, ABD’nin Bağdat’a yönelik uyarılarıyla birlikte Irak’taki güvenlik tablosunun daha hassas bir aşamaya girdiğine işaret ediyor.

Siyasi tepkiler

Hükümete katılan Şii, Sünni ve Kürt güçleri bir araya getiren “Devlet Yönetimi Koalisyonu” ise yayımladığı açıklamada, “her ne gerekçeyle olursa olsun ülke egemenliğinin ihlalini” reddettiğini belirtti. Koalisyon, Irak topraklarının herhangi bir ülkeye yönelik saldırıların çıkış noktası olarak kullanılmasına karşı olduğunu yineledi.

Açıklamada ayrıca, çeşitli vilayetlerde devlet kurumlarını, diplomatik misyonları ve hayati tesisleri hedef alan saldırılar kınanırken, hükümetin ve yargının güvenliği sağlama ve istikrarı yeniden tesis etme yönündeki adımlarına destek verildiği ifade edildi.

Bağdat üzerindeki baskı artıyor

Gözlemciler, hava saldırıları ile ABD’nin sert uyarılarının eş zamanlı gelmesinin, Irak hükümeti üzerindeki baskıyı artırabileceği görüşünde. Özellikle silahlı grupların faaliyetleri ve Irak topraklarından kaynaklanan saldırılar konusunda Bağdat’ın daha net bir tutum alması yönünde çağrılar artıyor.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir Irak hükümet danışmanı, ABD Büyükelçiliği’nin uyarısının “Bağdat’ın silahlı gruplara karşı kararlı adımlar atma kapasitesine yönelik güvenin azaldığını gösterdiğini” söyledi.

Aynı kaynak, ABD politikasının “Irak hükümetine manevra alanı tanımaktan, doğrudan baskı uygulayarak net bir pozisyon almaya zorlamaya evrildiğini” ifade etti.

Washington’un, Bağdat’ın izlediği denge politikasını artık yeterli görmediğini belirten kaynak, Irak topraklarından kaynaklanan saldırıların sürmesi hâlinde bunun “hükümet üzerindeki siyasi ve güvenlik baskılarının daha da artmasına yol açabileceği” uyarısında bulundu.


Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
TT

Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Bölgesel enerji rotalarında stratejik bir dönüşüme işaret eden adım kapsamında, Bağdat yönetimi ham petrolü Suriye üzerinden kara yoluyla ihraç etmeye resmen başladı. Geleneksel deniz ticaret yollarında yaşanan aksaklıkları aşmayı hedefleyen bu gelişme, Şam tarafından ülkenin yeniden “geçiş pusulası” ve küresel enerji için hayati bir platforma dönüşü olarak değerlendirildi. Bölgedeki jeopolitik dalgalanmalar, iki ülke arasında kara entegrasyonuna dayalı yeni bir ekonomik gerçekliği beraberinde getiriyor.

Irak’tan çıkan ilk fuel-oil tanker konvoyları, Tanf–Velid sınır kapısından geçerek Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Banyas Rafinerisi’ne doğru yola çıktı. Böylece iki ülke arasında ekonomik iş birliğinde yeni bir dönemin fiilen başladığı ifade ediliyor. Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), 299 tankerlik sevkiyatın daha sonra ihracat amacıyla yükleneceğini bildirdi.

febfeb
Iraklı tankerler Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Tanf sınır kapısı, 2015 yılında DEAŞ’ın kontrolüne geçmesinin ardından kapatılmıştı. 2016’da ABD destekli güçler bölgede bir askeri üs kurmuştu. Geçtiğimiz ay Suriye güçlerinin kontrolü ele almasıyla birlikte sınır kapısının yeniden açılmasının önü açıldı.

“Geçiş pusulası”

İlk tanker konvoylarının Suriye topraklarına girişinin ardından, Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, X platformundaki açıklamasında, “Suriye-Irak sınırından Banyas’taki deniz terminallerine uzanan hatla Suriye yeniden küresel enerji için stratejik bir geçiş ve ihracat platformu haline geliyor” ifadelerini kullandı. Beşir, bu adımın “ulusal çıkarları güçlendirdiğini ve Arap ekonomik entegrasyonunu ileri taşıdığını” belirtti.

Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi de söz konusu gelişmenin iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendiren önemli bir adım olduğunu, ticaret ve enerji hatlarının canlandırılmasının önünü açtığını açıkladı. Kurum, işlemlerin hızlı ve verimli şekilde yürütülmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını duyurdu.

dsvd
Irak’a ait tankerler Suriye topraklarına giriş yapmak üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Aynı kapsamda, İdare heyeti Yaarubiye–Rabia sınır kapısında incelemelerde bulunarak Mayıs başında faaliyete geçirilmesi için hazırlıkları değerlendirdi. Ayrıca Semalka–Fişhabur kapısının da sisteme dahil edilmesi için çalışmalar sürerken, Bukemal–Kaim kapısında yolcu geçişlerinin yeniden başladığı bildirildi.

Irak tarafında Velid ilçe yetkilisi Mücahid Mirdi ed-Duleymi, sınır kapısında deneme açılışının yapıldığını ve petrol tankerlerinin girişine başlandığını açıkladı. Duleymi, hâlihazırda 150’den fazla tankerin geçiş için beklediğini, günlük geçiş sayısının en az 500 tankere ulaşmasının hedeflendiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin de Suriye-Irak enerji iş birliğini desteklediği belirtiliyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada Suriye’nin, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle yaşanan enerji sorununa çözüm olabileceğini ve ülkede boru hattı projelerinin geliştirilebileceğini ifade etti.

“Suriye hayati bir seçenek”

Bölgedeki çatışmaların şiddetlenmesi ve ABD-İsrail ile İran arasında artan gerilim, dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda doğrudan tehdit oluşturuyor.

Ekonomist Dr. Fadi Ayyaş, Irak’ın büyük bir petrol üreticisi olarak ihracatını sürdürebilmek için Suriye’yi “hayati ve mevcut bir seçenek” olarak gördüğünü belirtti. Ayyaş’a göre, hedef günlük 500 ila 700 tanker seviyesine ulaşmak.

Ancak güvenlik riskleri dikkat çekiyor. Bölgedeki çatışmalar nedeniyle sınır hattı zaman zaman insansız hava araçları ve topçu atışlarıyla hedef alınıyor. Bu durum, sevkiyatın sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.

 dsvds
Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi Başkanlığı heyetinin Irak sınırındaki Yaarubiye Sınır Kapısı’na gerçekleştirdiği inceleme ziyareti (İdare)

Ayyaş, sürecin devamlılığının ekonomik ihtiyaçlar ile sahadaki güvenlik riskleri arasında kurulacak dengeye bağlı olduğunu vurguladı. Ayrıca uzun vadede Irak-Suriye petrol boru hattının yeniden devreye alınmasının daha güvenli ve düşük maliyetli bir seçenek olacağını ifade etti.

Irak’ın, sevkiyat zorlukları nedeniyle petrol üretimini yaklaşık yüzde 80 azaltarak günlük 800 bin varile düşürdüğü kaydediliyor.

Risklere rağmen sevkiyat

Tüm risklere rağmen tanker konvoylarının yola çıkması, tarafların süreci sürdürme kararlılığını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre operasyonun başarısı büyük ölçüde iki ülkenin güvenlik güçlerinin güzergâhı ne ölçüde koruyabileceğine bağlı olacak.

Ekonomik tahminlere göre, Irak petrolünün Suriye üzerinden taşınması, Şam yönetimine yıllık 150 ila 200 milyon dolar arasında transit gelir sağlayabilir. Buna ek olarak liman, depolama ve lojistik hizmetlerden de önemli gelir elde edilmesi bekleniyor.

Günlük 600-700 tankerlik hareketliliğin, yakıt tüketimi, bakım ve yol ücretleri üzerinden yerel ekonomiyi canlandıracağı ifade ediliyor. Ayrıca Suriye’nin, anlaşmalar kapsamında daha uygun fiyatlarla petrol veya türevlerine erişim imkânı elde edebileceği belirtiliyor.

Uzmanlar, tüm bu ekonomik kazanımların nihai olarak sevkiyat hacmi ve sınır hattındaki güvenlik istikrarına bağlı olacağını vurguluyor.


Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik alınan kararları uygulama kararlılığını vurguladı.

Avn, Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile gerçekleştirdiği görüşmede, ‘Lübnan-Hollanda ilişkilerini tüm alanlarda güçlendirme ve geliştirme arzusunu’ dile getirdi.

Jetten de Avn’ın tırmanışı durdurmak ve Lübnan devletinin tüm topraklar üzerindeki otoritesini tesis etmek için açıkladığı müzakere girişimini desteklediklerini belirterek, ‘Lübnan ordusunun ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmesi için Hollanda’nın destek sağlamaya hazır olduğunu’ ifade etti.

Jetten ayrıca, Hollanda’nın zor koşullar altında bulunan Lübnan ve halkının yanında olduğunu vurguladı ve ‘memleketlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılara yardım sağlamak için desteğe hazır olduklarını’ belirtti.

Lübnan Bakanlar Kurulu, 2 Mart’ta olağanüstü toplanarak, Hizbullah’ın tüm güvenlik ve askeri faaliyetlerini yasadışı ilan etmiş ve hareketin faaliyetlerini yalnızca siyasi alanla sınırlamıştı.