Gazze Savaşı ‘yıldırım harbi’ döneminin sona erdiğini bir kez daha kanıtlıyor mu?

Dünya, Filistin direnişinin de arzuladığı gibi bazı devletleri devirmeyi amaçlayan uzun süreli çatışmalara geri dönüyor.

Gazze'nin Beyt Hanun beldesinden yoğun dumanlar yükseldi. (AA)
Gazze'nin Beyt Hanun beldesinden yoğun dumanlar yükseldi. (AA)
TT

Gazze Savaşı ‘yıldırım harbi’ döneminin sona erdiğini bir kez daha kanıtlıyor mu?

Gazze'nin Beyt Hanun beldesinden yoğun dumanlar yükseldi. (AA)
Gazze'nin Beyt Hanun beldesinden yoğun dumanlar yükseldi. (AA)

Tarık Fehmi

Bir yanda devletler, diğer yanda devlet dışı aktörler arasında patlak veren çatışma ve karşılaşmalarda esnek bir sınıflandırma olduğunu gösteren siyasi ve tarihi gerçekler vardır. Bu da günümüzde dünyada meydana gelen çatışmaların doğasının siyasi ve stratejik olarak gözden geçirilmesini gerektirir. Çünkü veriler aynıdır. Gerçek ya da nihai çözümler yoktur. Bu da çatışmaların neden uzun süre devam ettiğini ve patlak verdiğini açıklar. Bu savaşlar zaman zaman iç düzeydeki ikili faktörlerle bağlantılı olarak da ortaya çıkabilir. Aynı şekilde çatışmanın yoğunluğundan beslenen, onunla başa çıkmaya katılabilecek bölgesel ve uluslararası tarafların artan rolü de bu çatışmaların neden devam ettiğini gösterir. Bu durum günümüzde meydana gelen tüm bölgesel ve uluslararası çatışmalarda açıkça görülüyor.

Doğrudan açıklamalar

Dünyadaki savaşların, çatışmaların ve anlaşmazlıkların devam etmesinin en önemli sebebi çözüm senaryolarının eksikliğidir. Ayrıca her bir tarafın müzakere koşullarını iyileştirme ve en iyi sonuçları elde etme çabasını sürdürmesidir. Her zaman ‘kazan – kazan’ değil ‘kazan – kaybet’ denkleminin de göz önüne alınması gereklidir. İşte bu durum, günümüzde çatışmaların büyümesinin ve devam etmesinin ana nedenlerindendir. Her bir tarafın düzenli olarak bir oldubitti stratejisi dayatmaya çalışmasının yanı sıra, çatışmanın taraflarınca kullanılan gücün geri dönmesi gibi birçok neden başka sonuçlar ortaya çıkarır. Sonuç olarak diplomatik veya siyasi çözümden ziyade, gerçek ve mevcut bir çözüm sunulması bu problemleri çözebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre mevcut dönemde uluslararası sistemi yöneten Birleşmiş Milletler (BM) zayıfladı. Uluslararası ilişkilerde olduğu gibi en karmaşık çatışmalarla da başa çıkamaz hale geldi. Ülkelerin başvurabilecekleri alternatif yollar veya başka seçenekler kalmadı.

Arap-İsrail çatışması, bir yandan çatışmanın her iki tarafıyla ilgili nedenler, diğer yandan ideolojik, siyasi ve güvenlik nedenlerinin örtüşmesi, anlaşmada ciddi bir yaklaşımın bulunmaması, anlaşmada etkili olabilecek bölgesel ve uluslararası tarafların yokluğu ve çatışmanın her iki tarafının da periyodik olarak ateşlemeye yol açan bazı eğilimleri benimsemesi nedeniyle dünyadaki en karmaşık çatışma olarak kabul ediliyor. Nihai bir çözümün yokluğunda çatışmalar devam edecektir. Ukrayna'da devam eden çatışmada olan da buydu.

Askeri çatışma, düzenli çatışmalara, yani devletler arasındaki çatışmalara bağlı değildir. Aksine, sınırları aşan silahlı hareketlere veya uluslararası örgütlere kadar uzanabilir. Çatışmalar sadece devletlerle sınırlı olmayan, aynı zamanda örgütleri de kapsayan açık çatışmalar olarak da sınıflandırılabilir. Asıl amaç, (El Kaide ve dünyanın çeşitli yerlerindeki versiyonları, DEAŞ ve onun yaygın bölgesel kolları gibi) var olmak ve çatışmalarla örtüşmeye devam etmektir. Bu çatışma açık bir çatışmadır. Belirli bir bölge, konum ya da operasyon sahası ile sınırlı değildir. Aksine, bu çatışmayı genişletilmiş, kalıcı ve sürekli kılan ve asla sona ermesine müsaade etmeyen çeşitli bölgeler de vardır. Örgütlerin bulundukları konumlarda varlıklarını sürdürmeleri diğerinin inkârına bağlıdır. Çatışmaların yatıştırılması veya hafifletilmesi için herhangi bir fırsatın bulunmaması askeri seçeneği hâkim kılar. Dolayısıyla ülkeler arasında güç kullanımı ve çatışmanın hâkim olduğu mücadeleler yaşanır. Halihazırda birçok bölgede yaşanan da budur. Bu çatışmalar, Güneydoğu Asya bölgesindeki savaşlar ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra patlak veren pek çok çatışma gibi bir süre devam etse bile, şu anda dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi, uzun bir süre boyunca anlaşmazlıklarla birlikte tekrarlanacaktır.

Çatışmaların kaynakları

Çatışmalar, sona ermediklerinin, devam ettiklerinin bir göstergesi olarak, farklı zamanlarda varlıklarını ifade ederler. Çatışmanın taraflarından biri, aynı çatışma alanında kalabilir. Taraflardan biri yeni bir stratejik veya askeri gerçekliği empoze etmeye çalışmak için oldubitti stratejisini değiştirmek isterse, bu da çatışmada tek bir model olmadığını doğrular. Kullanılabilecek çeşitli çatışma türleri vardır. Bu durum, üzerinde çalışılabilecek çeşitli sahnelerde çatışmaya göre farklı yorumlanabilir. Ayrıca çeşitli yaklaşımlar aracılığıyla açık hesaplamaların varlığını teyit eder.

Dünyadaki bazı çatışma ve anlaşmazlıkların ciddiyeti, sistematik bir çatışmanın, yani devletler arasında bir çatışmanın olup olmamasıyla bağlantılıdır. Bu çatışma, askeri bir çatışma olmadan da gerçekleşebilir. İran ve İsrail arasında olan güvenlik ve istihbarat çatışması, gölge savaşına dayanan bir çatışmadır. Açık askeri çatışmaya alternatif olarak uzaktan çalışmak, en önemlisi ucuz çözüme odaklanmak açık çatışmadaki birçok sorunun varlığını doğrulamaktadır. Bu, büyük ve küçük ülkelerin birlikte başvurabileceği bir yöntemdir. Ayrıca farklı türde bir çatışma olan büyük istihbarat savaşları, bu bağlamda yaşananların çoğunu açıklamaktadır. Bu tür çatışmalar belli bir sınırda kalamayan uzun süreli çatışmalarla bağlantılıdır.

Aslında, Gazze Şeridi'nde olduğu gibi savaşın uzaması, çeşitli tarafların pozisyonlarındaki farklılıklar ve İsrail'in önceki yıllarda olduğu gibi çatışmayı yönetme çabalarıyla bağlantılıdır. Aynı zamanda İsrail devletinin kuruluşundan bugüne kadar olduğu gibi, Filistinli örgütlerin yayılması, Filistin meselesinin karmaşıklığı, kararsızlık ve çözümsüzlük politikasının izlenmesi savaşın uzamasında etkili olan çeşitli faktörlerdendir. Zira iki taraf da bir çözüme ulaşamadan müzakereler, iletişimler, seçenekler ve senaryolarla karşı karşıya kaldı.

Açık çatışmalar

İsrail nihayet yeni bir aşamaya girdi. İdeolojik karakter, siyasi karaktere üstün geldi. Diğerini inkâr etme ve çatışmanın ana konularındaki anlaşmazlık çözmeye çalışıldığında, çatışma yenilendi. Bu durum, çatışmaların genişlemesi ve tüm bölgenin çatışmaya girmesi olasılığı nedeniyle gerçek gelişmelerle karşı karşıya olduğumuzu gösterdi. Çin ve Rusya gibi büyük güçler olup bitenleri izlemekle yetinse de ABD, çıkarlarını savunmak ve İsrail'in prestijini değil kendi prestijini geri kazanmaya çalışmak için gücünü seferber etti. İşte gerçek bir dünya savaşına yol açabilecek yüzleşmeler yaşandığını buradan görebiliriz.

Dolayısıyla çatışmalar kısa sürede çözülemeyecektir. Bölgede Arap-İsrail çatışması ve diğer çatışmalar da tıpkı Libya, Suriye, Yemen ve diğer karmaşık çatışmalarda olduğu gibi, çözümsüzlük yüzünden devam edecektir. Bu çatışmalar başka birçok alanda da devam edecek.

Fotoğraf Altı: Ukrayna-Rusya savaşı, Rusya'nın askeri güç kullanarak çözme kararlılığının bir sonucu olarak ancak uzun vadede sona erecektir. (AP)
Ukrayna-Rusya savaşı, Rusya'nın askeri güç kullanarak çözme kararlılığının bir sonucu olarak ancak uzun vadede sona erecektir. (AP)

BM bu konuda rol oynamıştır ve oynamaya da devam etmektedir. Ukrayna-Rusya savaşı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından açıklanan ve bağlı kalınan Rus ulusal güvenlik teorisine uygun bir şekilde Rusya'nın askeri güçle çözme kararlılığının bir sonucu olarak uzun vadede sona erecektir. Bu da Rus alanının güvence altına alınması için önemli ve gereklidir. Bu sağlanana kadar kriz ve savaş uzayacaktır. Ukrayna direnişi ise Batı'nın desteğine ve bu desteğin mümkün olan en uzun süre devam etmesine bağımlıdır. Ancak çatışmalar kolaylıkla çözülecek boyutta değildir.

Gerçek komplikasyonlar

Gazze'deki mevcut savaş, iki taraf arasındaki angajman kurallarının değişmesi ve her bir tarafın diğerinin nabzını hissetme eğiliminde olması durumunda her an alevlenebilecek bir çatışmadır. Bu durum, uzun süreli ve tarihi savaşların bir süre durağan kalsa bile çözülemeyeceğinin ve her an patlak verebileceğinin kanıtıdır. Çünkü taraflar arasındaki angajman kuralları değişse bile, siyasi, stratejik ve hatta istihbarî inceleme ve değerlendirmeler gereklidir. Bu ise zaman zaman sıfır toplamlı gibi görünebilecek zor seçimler ve senaryolarla bağlantılı olduğu için çözümün en azından orta vadede mevcut olmayacağını teyit etmektedir.

Dolayısıyla süregelen savaş bir süreliğine sakinleşmiş olsa da devam etmektedir. Bu savaş, bazılarının beklediği gibi disiplinli bir denkleme göre bitmeyecek ve uzayacak bir savaş olarak nitelendirilebilir. İsrail tarafı diğerini sürgün etmeye ve topraklarından atmaya kararlı, Filistin direnişi ise yeni çatışma kurallarını yürürlüğe koymaya ve savaşları başka topraklara taşımaya çalışmaktadır. Bu da çatışmanın devam edeceği, çatışmaların iki tarafın da lehine çözülmeyeceği ve arabulucuların da çatışmayı yatıştırmada rol oynayacağı anlamına gelmektedir. Savaş, iki tarafın da üzerinde çalıştığı yeni bir strateji ışığında olup bitenlerden kazananlar ve kaybedenlerin varlığıyla devam edecek olursa her iki tarafın da hesaplarına göre bu savaş gittiği yere kadar gidecektir.

Sonuç:

Gazze-İsrail savaşının, geleneksel çözümlerle çözülemeyecek uzun süreli savaşların çarpıcı bir tercümesi olduğu açıktır. Rusya-Ukrayna savaşı ise iki ana tarafın, büyük ve bölgesel ülkelerin, siyasi ve askeri ittifakların, izleyen ve takip eden tarafların çakıştığı çeşitli ölçeklerde gerçekleşmektedir. Bu da çıkarların ön planda olduğunu doğrulamaktadır. Tüm bunlar savaşın devamına zorluyor ve hatta mevcut durumu silah, stratejik ve lojistik destekle besleyerek savaşın uzamasına katkı sağlıyor. Çatışmaların bazı tarafları çözümden kaçınmaya, savaşlara köklü ve gerçek bir çözüm getirecek gerçek fırsatları kaçırmaya zorlanıyor.

Her halükârda dünya, Filistin direnişinin arzuladığı gibi bazı devletleri devirmeyi amaçlayan uzun süreli çatışmalara geri dönüyor. Ukrayna direnişinin art arda yok edilen devletin sınırlarını savunmak için varlığını ortaya koyması, meselenin devam edeceğini doğruluyor. Gazze ve Rusya-Ukrayna gibi dünyanın en uzun çatışmalarını ve savaşlarını uzatan şey çözümün onaylanmasındaki rasyonalite yoksunluğudur. Dünyanın pek çok yerinde uzayıp giden, bitmeyen ve bitmeyecek olan unutulmuş savaşlar da dahil olmak üzere onlarca çatışma var.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
TT

Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran ve ona bağlı Lübnanlı ve Iraklı unsurlar arasında süren doğrudan askeri gerilim ortamında, Yemen’deki Husiler söylem düzeyinde tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyor. Örgüt, sessiz kalmayacağını vurgulasa da şu ana kadar Tahran’ın yanında doğrudan askeri müdahaleye geçmedi.

22 Mart itibarıyla, yani savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra, İran’a yakınlığıyla bilinen Husiler uyarı ve sert tonlu açıklamalarla yetinerek ‘her türlü gelişmeye hazır olduklarını’ dile getirdi. Bu söylemler, İran’ın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz geçişlerinde gerilimi genişletebileceği yönündeki tehditleriyle örtüşüyor.

Husilerin son açıklaması, kendi kurdukları yönetimin dışişleri makamına atfedilen bir bildiriyle geldi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’na ilişkin uluslararası girişimlere karşı çıkılırken, ABD’nin politikalarıyla ‘bölgeyi stratejik bir çıkmaza sürüklediği’ öne sürüldü.

Aynı açıklamada, bölge ülkeleri olası bir tırmanışa dahil olmamaları konusunda uyarıldı; ABD politikalarına ‘bağımlılık’ eleştirilirken, dış müdahalenin geniş çaplı olumsuz sonuçlar doğuracağı iddia edildi.

fgb
Husiler, Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarına onun devasa posterlerini astı. (EPA)

Açıklamada, çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği risklere dikkat çekilerek bunun küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde etkiler doğurabileceği vurgulandı. Husiler ise ‘elleri bağlı durmayacaklarını’ belirterek, savaşa dahil olma ihtimaline işaret etti.

Bu tutum, İran’dan gelen son açıklamalarla örtüşüyor. Tahran yönetimi, ABD’nin Harg Adası’na yönelik olası bir saldırısı durumunda, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de güvenliği sarsmak için Husileri devreye sokabileceği mesajını verdi ve bunu ‘direniş ekseninin seçenekleri’ arasında gösterdi.

Atılacak adımın ertelenmesi

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a siyasi ve ideolojik destek açıklamalarıyla, doğrudan askeri müdahaleden kaçınmayı bir arada yürüten bir çizgi izliyor.

Abdulmelik el-Husi, grubunun Tahran’ın yanında olduğunu vurgulayarak çatışmayı ‘İslam’a karşı bir savaş’ olarak nitelendirdi. Tüm senaryolara hazır olduklarını dile getiren el-Husi, destek amacıyla kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ancak Husiler, şu ana kadar İran’a yönelik savaşla doğrudan bağlantılı herhangi bir adım atmış değil. Daha önce değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu temkinli tutum, başta ABD ve İsrail’den gelebilecek geniş çaplı askeri saldırılara maruz kalma endişesi olmak üzere bir dizi karmaşık hesapla bağlantılı. Özellikle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb hattının küresel ticaret açısından taşıdığı kritik önem, bu çekingenliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Son iki yılda Kızıldeniz’de gemileri hedef alarak ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek gerilimi artıran grup, mevcut koşullarda bu tırmanma kartını erken tüketmek yerine ilerleyen döneme saklamayı tercih ediyor olabilir.

Bu yaklaşım, Husilere hem askeri hem de siyasi düzeyde daha geniş bir manevra alanı sağlarken, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’ içindeki konumlarını da esnek biçimde sürdürmelerine imkân tanıyor.

Önceki karşılaşma

Bu tutum, Husilerin 2023 yılı sonlarından itibaren başlattığı tırmanışın devamı niteliğinde görülüyor. Grup, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek gerekçesiyle Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık iki yıl içinde balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcı yüklü botlarla yüzlerce saldırı üstlenen örgüt, bazı gemilerin batmasına ve onlarcasının hasar görmesine yol açtı.

rggrt4g
Sana’da Husiler tarafından kurulan bir mezarlık (EPA)

Söz konusu eylemler, geniş çaplı güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Bu gelişmeler üzerine ABD ve Birleşik Krallık, Husilere ait hedeflere yönelik yüzlerce hava ve deniz saldırısı içeren bir askeri operasyon başlattı; operasyonlar daha sonra bölgesel arabuluculukla durduruldu.

İsrail de saldırılara karşılık olarak, Husilerin kontrolündeki bölgelerde limanlar, elektrik santralleri, çimento fabrikaları ve Sana Havalimanı gibi altyapı tesislerini hedef aldı. Ayrıca düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri hedef alınarak genelkurmay başkanı ve hükümet başkanıyla birlikte dokuz bakanın öldürüldüğü bildirildi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.