Gazze Savaşı ‘yıldırım harbi’ döneminin sona erdiğini bir kez daha kanıtlıyor mu?

Dünya, Filistin direnişinin de arzuladığı gibi bazı devletleri devirmeyi amaçlayan uzun süreli çatışmalara geri dönüyor.

Gazze'nin Beyt Hanun beldesinden yoğun dumanlar yükseldi. (AA)
Gazze'nin Beyt Hanun beldesinden yoğun dumanlar yükseldi. (AA)
TT

Gazze Savaşı ‘yıldırım harbi’ döneminin sona erdiğini bir kez daha kanıtlıyor mu?

Gazze'nin Beyt Hanun beldesinden yoğun dumanlar yükseldi. (AA)
Gazze'nin Beyt Hanun beldesinden yoğun dumanlar yükseldi. (AA)

Tarık Fehmi

Bir yanda devletler, diğer yanda devlet dışı aktörler arasında patlak veren çatışma ve karşılaşmalarda esnek bir sınıflandırma olduğunu gösteren siyasi ve tarihi gerçekler vardır. Bu da günümüzde dünyada meydana gelen çatışmaların doğasının siyasi ve stratejik olarak gözden geçirilmesini gerektirir. Çünkü veriler aynıdır. Gerçek ya da nihai çözümler yoktur. Bu da çatışmaların neden uzun süre devam ettiğini ve patlak verdiğini açıklar. Bu savaşlar zaman zaman iç düzeydeki ikili faktörlerle bağlantılı olarak da ortaya çıkabilir. Aynı şekilde çatışmanın yoğunluğundan beslenen, onunla başa çıkmaya katılabilecek bölgesel ve uluslararası tarafların artan rolü de bu çatışmaların neden devam ettiğini gösterir. Bu durum günümüzde meydana gelen tüm bölgesel ve uluslararası çatışmalarda açıkça görülüyor.

Doğrudan açıklamalar

Dünyadaki savaşların, çatışmaların ve anlaşmazlıkların devam etmesinin en önemli sebebi çözüm senaryolarının eksikliğidir. Ayrıca her bir tarafın müzakere koşullarını iyileştirme ve en iyi sonuçları elde etme çabasını sürdürmesidir. Her zaman ‘kazan – kazan’ değil ‘kazan – kaybet’ denkleminin de göz önüne alınması gereklidir. İşte bu durum, günümüzde çatışmaların büyümesinin ve devam etmesinin ana nedenlerindendir. Her bir tarafın düzenli olarak bir oldubitti stratejisi dayatmaya çalışmasının yanı sıra, çatışmanın taraflarınca kullanılan gücün geri dönmesi gibi birçok neden başka sonuçlar ortaya çıkarır. Sonuç olarak diplomatik veya siyasi çözümden ziyade, gerçek ve mevcut bir çözüm sunulması bu problemleri çözebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre mevcut dönemde uluslararası sistemi yöneten Birleşmiş Milletler (BM) zayıfladı. Uluslararası ilişkilerde olduğu gibi en karmaşık çatışmalarla da başa çıkamaz hale geldi. Ülkelerin başvurabilecekleri alternatif yollar veya başka seçenekler kalmadı.

Arap-İsrail çatışması, bir yandan çatışmanın her iki tarafıyla ilgili nedenler, diğer yandan ideolojik, siyasi ve güvenlik nedenlerinin örtüşmesi, anlaşmada ciddi bir yaklaşımın bulunmaması, anlaşmada etkili olabilecek bölgesel ve uluslararası tarafların yokluğu ve çatışmanın her iki tarafının da periyodik olarak ateşlemeye yol açan bazı eğilimleri benimsemesi nedeniyle dünyadaki en karmaşık çatışma olarak kabul ediliyor. Nihai bir çözümün yokluğunda çatışmalar devam edecektir. Ukrayna'da devam eden çatışmada olan da buydu.

Askeri çatışma, düzenli çatışmalara, yani devletler arasındaki çatışmalara bağlı değildir. Aksine, sınırları aşan silahlı hareketlere veya uluslararası örgütlere kadar uzanabilir. Çatışmalar sadece devletlerle sınırlı olmayan, aynı zamanda örgütleri de kapsayan açık çatışmalar olarak da sınıflandırılabilir. Asıl amaç, (El Kaide ve dünyanın çeşitli yerlerindeki versiyonları, DEAŞ ve onun yaygın bölgesel kolları gibi) var olmak ve çatışmalarla örtüşmeye devam etmektir. Bu çatışma açık bir çatışmadır. Belirli bir bölge, konum ya da operasyon sahası ile sınırlı değildir. Aksine, bu çatışmayı genişletilmiş, kalıcı ve sürekli kılan ve asla sona ermesine müsaade etmeyen çeşitli bölgeler de vardır. Örgütlerin bulundukları konumlarda varlıklarını sürdürmeleri diğerinin inkârına bağlıdır. Çatışmaların yatıştırılması veya hafifletilmesi için herhangi bir fırsatın bulunmaması askeri seçeneği hâkim kılar. Dolayısıyla ülkeler arasında güç kullanımı ve çatışmanın hâkim olduğu mücadeleler yaşanır. Halihazırda birçok bölgede yaşanan da budur. Bu çatışmalar, Güneydoğu Asya bölgesindeki savaşlar ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra patlak veren pek çok çatışma gibi bir süre devam etse bile, şu anda dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi, uzun bir süre boyunca anlaşmazlıklarla birlikte tekrarlanacaktır.

Çatışmaların kaynakları

Çatışmalar, sona ermediklerinin, devam ettiklerinin bir göstergesi olarak, farklı zamanlarda varlıklarını ifade ederler. Çatışmanın taraflarından biri, aynı çatışma alanında kalabilir. Taraflardan biri yeni bir stratejik veya askeri gerçekliği empoze etmeye çalışmak için oldubitti stratejisini değiştirmek isterse, bu da çatışmada tek bir model olmadığını doğrular. Kullanılabilecek çeşitli çatışma türleri vardır. Bu durum, üzerinde çalışılabilecek çeşitli sahnelerde çatışmaya göre farklı yorumlanabilir. Ayrıca çeşitli yaklaşımlar aracılığıyla açık hesaplamaların varlığını teyit eder.

Dünyadaki bazı çatışma ve anlaşmazlıkların ciddiyeti, sistematik bir çatışmanın, yani devletler arasında bir çatışmanın olup olmamasıyla bağlantılıdır. Bu çatışma, askeri bir çatışma olmadan da gerçekleşebilir. İran ve İsrail arasında olan güvenlik ve istihbarat çatışması, gölge savaşına dayanan bir çatışmadır. Açık askeri çatışmaya alternatif olarak uzaktan çalışmak, en önemlisi ucuz çözüme odaklanmak açık çatışmadaki birçok sorunun varlığını doğrulamaktadır. Bu, büyük ve küçük ülkelerin birlikte başvurabileceği bir yöntemdir. Ayrıca farklı türde bir çatışma olan büyük istihbarat savaşları, bu bağlamda yaşananların çoğunu açıklamaktadır. Bu tür çatışmalar belli bir sınırda kalamayan uzun süreli çatışmalarla bağlantılıdır.

Aslında, Gazze Şeridi'nde olduğu gibi savaşın uzaması, çeşitli tarafların pozisyonlarındaki farklılıklar ve İsrail'in önceki yıllarda olduğu gibi çatışmayı yönetme çabalarıyla bağlantılıdır. Aynı zamanda İsrail devletinin kuruluşundan bugüne kadar olduğu gibi, Filistinli örgütlerin yayılması, Filistin meselesinin karmaşıklığı, kararsızlık ve çözümsüzlük politikasının izlenmesi savaşın uzamasında etkili olan çeşitli faktörlerdendir. Zira iki taraf da bir çözüme ulaşamadan müzakereler, iletişimler, seçenekler ve senaryolarla karşı karşıya kaldı.

Açık çatışmalar

İsrail nihayet yeni bir aşamaya girdi. İdeolojik karakter, siyasi karaktere üstün geldi. Diğerini inkâr etme ve çatışmanın ana konularındaki anlaşmazlık çözmeye çalışıldığında, çatışma yenilendi. Bu durum, çatışmaların genişlemesi ve tüm bölgenin çatışmaya girmesi olasılığı nedeniyle gerçek gelişmelerle karşı karşıya olduğumuzu gösterdi. Çin ve Rusya gibi büyük güçler olup bitenleri izlemekle yetinse de ABD, çıkarlarını savunmak ve İsrail'in prestijini değil kendi prestijini geri kazanmaya çalışmak için gücünü seferber etti. İşte gerçek bir dünya savaşına yol açabilecek yüzleşmeler yaşandığını buradan görebiliriz.

Dolayısıyla çatışmalar kısa sürede çözülemeyecektir. Bölgede Arap-İsrail çatışması ve diğer çatışmalar da tıpkı Libya, Suriye, Yemen ve diğer karmaşık çatışmalarda olduğu gibi, çözümsüzlük yüzünden devam edecektir. Bu çatışmalar başka birçok alanda da devam edecek.

Fotoğraf Altı: Ukrayna-Rusya savaşı, Rusya'nın askeri güç kullanarak çözme kararlılığının bir sonucu olarak ancak uzun vadede sona erecektir. (AP)
Ukrayna-Rusya savaşı, Rusya'nın askeri güç kullanarak çözme kararlılığının bir sonucu olarak ancak uzun vadede sona erecektir. (AP)

BM bu konuda rol oynamıştır ve oynamaya da devam etmektedir. Ukrayna-Rusya savaşı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından açıklanan ve bağlı kalınan Rus ulusal güvenlik teorisine uygun bir şekilde Rusya'nın askeri güçle çözme kararlılığının bir sonucu olarak uzun vadede sona erecektir. Bu da Rus alanının güvence altına alınması için önemli ve gereklidir. Bu sağlanana kadar kriz ve savaş uzayacaktır. Ukrayna direnişi ise Batı'nın desteğine ve bu desteğin mümkün olan en uzun süre devam etmesine bağımlıdır. Ancak çatışmalar kolaylıkla çözülecek boyutta değildir.

Gerçek komplikasyonlar

Gazze'deki mevcut savaş, iki taraf arasındaki angajman kurallarının değişmesi ve her bir tarafın diğerinin nabzını hissetme eğiliminde olması durumunda her an alevlenebilecek bir çatışmadır. Bu durum, uzun süreli ve tarihi savaşların bir süre durağan kalsa bile çözülemeyeceğinin ve her an patlak verebileceğinin kanıtıdır. Çünkü taraflar arasındaki angajman kuralları değişse bile, siyasi, stratejik ve hatta istihbarî inceleme ve değerlendirmeler gereklidir. Bu ise zaman zaman sıfır toplamlı gibi görünebilecek zor seçimler ve senaryolarla bağlantılı olduğu için çözümün en azından orta vadede mevcut olmayacağını teyit etmektedir.

Dolayısıyla süregelen savaş bir süreliğine sakinleşmiş olsa da devam etmektedir. Bu savaş, bazılarının beklediği gibi disiplinli bir denkleme göre bitmeyecek ve uzayacak bir savaş olarak nitelendirilebilir. İsrail tarafı diğerini sürgün etmeye ve topraklarından atmaya kararlı, Filistin direnişi ise yeni çatışma kurallarını yürürlüğe koymaya ve savaşları başka topraklara taşımaya çalışmaktadır. Bu da çatışmanın devam edeceği, çatışmaların iki tarafın da lehine çözülmeyeceği ve arabulucuların da çatışmayı yatıştırmada rol oynayacağı anlamına gelmektedir. Savaş, iki tarafın da üzerinde çalıştığı yeni bir strateji ışığında olup bitenlerden kazananlar ve kaybedenlerin varlığıyla devam edecek olursa her iki tarafın da hesaplarına göre bu savaş gittiği yere kadar gidecektir.

Sonuç:

Gazze-İsrail savaşının, geleneksel çözümlerle çözülemeyecek uzun süreli savaşların çarpıcı bir tercümesi olduğu açıktır. Rusya-Ukrayna savaşı ise iki ana tarafın, büyük ve bölgesel ülkelerin, siyasi ve askeri ittifakların, izleyen ve takip eden tarafların çakıştığı çeşitli ölçeklerde gerçekleşmektedir. Bu da çıkarların ön planda olduğunu doğrulamaktadır. Tüm bunlar savaşın devamına zorluyor ve hatta mevcut durumu silah, stratejik ve lojistik destekle besleyerek savaşın uzamasına katkı sağlıyor. Çatışmaların bazı tarafları çözümden kaçınmaya, savaşlara köklü ve gerçek bir çözüm getirecek gerçek fırsatları kaçırmaya zorlanıyor.

Her halükârda dünya, Filistin direnişinin arzuladığı gibi bazı devletleri devirmeyi amaçlayan uzun süreli çatışmalara geri dönüyor. Ukrayna direnişinin art arda yok edilen devletin sınırlarını savunmak için varlığını ortaya koyması, meselenin devam edeceğini doğruluyor. Gazze ve Rusya-Ukrayna gibi dünyanın en uzun çatışmalarını ve savaşlarını uzatan şey çözümün onaylanmasındaki rasyonalite yoksunluğudur. Dünyanın pek çok yerinde uzayıp giden, bitmeyen ve bitmeyecek olan unutulmuş savaşlar da dahil olmak üzere onlarca çatışma var.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



İsrail ordusu: Ateşkes öncesinde Bint Cubeyl’e düzenlenen hava saldırısında bir Hizbullah komutanı öldürüldü

Güney Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarında ağır hasar gören bölgenin genel görünümü (DPA)
Güney Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarında ağır hasar gören bölgenin genel görünümü (DPA)
TT

İsrail ordusu: Ateşkes öncesinde Bint Cubeyl’e düzenlenen hava saldırısında bir Hizbullah komutanı öldürüldü

Güney Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarında ağır hasar gören bölgenin genel görünümü (DPA)
Güney Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarında ağır hasar gören bölgenin genel görünümü (DPA)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee bugün yaptığı açıklamada, ateşkesin yürürlüğe girmesinden önceki 24 saat içinde yoğun hava saldırıları düzenlendiğini duyurdu. Açıklamada, Hizbullah’a ait yüzlerce unsur ve altyapının hedef alındığı belirtildi.

Adraee X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, saldırılarda 150’den fazla örgüt mensubunun öldürüldüğünü ve operasyonun başlangıcından bu yana ölen Hizbullah mensubu sayısının bin 800’ü aştığını ifade etti.

Açıklamada ayrıca, Lübnan’ın farklı bölgelerinde füze rampaları, komuta merkezleri ve silah depoları dahil olmak üzere yaklaşık 300 askeri altyapı unsurunun hedef alındığı kaydedildi.

Açıklamaya göre, öldürülenler arasında Hizbullah’ın Bint Cubeyl bölgesi komutanı Ali Rıza Abbas ile örgütte görev yapan diğer bazı komutanlar da yer aldı.

Adraee, Bint Cubeyl bölgesinin Hizbullah için en önemli cephe hatlarından biri olduğunu belirterek, Abbas’ın İsrail ordusuna karşı yürütülen çatışmalarda bu bölgeyi yönettiğini ve yıllar boyunca İsrail ile İsrail ordusuna yönelik çeşitli planların hazırlanması ve uygulanmasında rol aldığını ifade etti.

Açıklamada ayrıca Abbas’ın, operasyonların başlangıcından bu yana aynı bölgede öldürülen dördüncü komutan olduğu kaydedildi.

Güneyde bir yol ve köprü yeniden trafiğe açıldı

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları nedeniyle güneyde kapatılan bir yol ve köprünün yeniden açıldığını duyurdu. Açıklama, Hizbullah ile İsrail arasında devam eden 10 günlük ateşkes sürecinde geldi.

Açıklamada, el-Hardali-Nebatiye yolunun tamamen, Burc Rahhal-Sur Köprüsü’nün ise kısmen yeniden ulaşıma açıldığı bildirildi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre hasarın İsrail saldırılarından kaynaklandığı ifade edildi.

Lübnan ordusu, ateşkesin yürürlüğe girmesinden saatler önce yaptığı açıklamada, İsrail’in Litani Nehri üzerindeki köprülere düzenlediği saldırıların, İsrail’in yaklaşık 30 kilometre kuzeyinde yer alan nehrin güneyindeki bölgeleri ülkenin geri kalanından izole ettiğini bildirmişti. Açıklamada, daha önce de bazı köprülerin yıkıldığı hatırlatıldı.

Lübnan ordusu ve yerel yetkililerin, ateşkesin ilk saatlerinden itibaren İsrail saldırıları nedeniyle kapanan yolların yeniden açılması için çalışmalarını sürdürdüğü kaydedildi.

El-Kasımiyye Köprüsü’nün cuma sabahı yeniden açılması, güneydeki yerleşimlerine dönerek evlerini kontrol etmek isteyen bazı yerinden edilmiş kişilere imkân sağladı. Ancak ateşkese duyulan güvensizlik nedeniyle çok sayıda kişinin geri dönüş konusunda tereddüt yaşadığı belirtildi.

AFP muhabiri dün Sayda’da Beyrut yönüne doğru yoğun trafik gözlemledi. Kısa süreliğine güney bölgelerine giden yerinden edilmiş kişilerin, başkentte kaldıkları barınak ve konutlara geri döndüğü aktarıldı.

frb
Ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girdiği ilk gün, Sayda şehrinden geçerek Güney Lübnan’a doğru ilerleyen araçlar (AFP)

Hizbullah yetkililerinden Mahmud Kamati dün yaptığı açıklamada, İsrail’in ‘her an ihanet edebileceğini’ ve mevcut durumun yalnızca geçici bir ateşkes olduğunu söyledi.

Kamati, yerinden edilmiş kişilere seslenerek, “Tam güvenlik sağlanana kadar sığındığınız yerleri terk etmeyin” çağrısında bulundu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail ordusunun aynı gün Bint Cubeyl kentinde yeniden yıkım operasyonları gerçekleştirdiğini bildirdi.

İsrail ordusu ise daha önce yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sınıra benzer şekilde Lübnan’ın güneyinde ‘sarı hat’ adı verilen bir ayrım çizgisi oluşturduğunu duyurdu. Açıklamada, bu hattın yakınında Hizbullah mensuplarının öldürüldüğü ifade edildi.

dvfvf
Yerlerinden edilmiş kişilerin evlerine dönmesi nedeniyle Sayda’da yaşanan trafik sıkışıklığı (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ateşkesin ilan edilmesinin hemen ardından yaptığı açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan topraklarında 10 kilometre derinliğinde bir bölgede askeri varlığını sürdüreceğini belirtti.

Yetkililerin verilerine göre, altı haftayı aşan çatışmalar sonucunda yaklaşık 2 bin 300 kişi hayatını kaybetti, bir milyondan fazla kişi ise yerinden edildi. Özellikle Beyrut banliyöleri ve Lübnan’ın güney bölgeleri, Hizbullah’ın güçlü olduğu alanlar arasında yer alması nedeniyle en çok etkilenen yerler oldu.


Türk-Arap toplantısında Gazze Şeridi ve Filistin topraklarındaki İsrail ihlallerine son verilmesi çağrısında bulunuldu

Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Türk-Arap toplantısında Gazze Şeridi ve Filistin topraklarındaki İsrail ihlallerine son verilmesi çağrısında bulunuldu

Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) bakanlar ve yetkililer, Gazze Şeridi’ndeki durumu, İsrail’in ateşkes ihlallerini ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planının ikinci aşamasının uygulanmasını ele aldı.

Toplantıya, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ev sahipliği yaptı. Görüşme, Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında dün gerçekleştirildi. Toplantıya Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile BAE Devlet Başkanı Diplomasi Danışmanı Enver Karkaş katıldı.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, toplantının öncelikli amacının, bölgedeki gelişmeler ışığında Filistin meselesini uluslararası toplumun gündeminde tutmak olduğunu belirtti. Kaynaklar, özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile Lübnan’da artan İsrail geriliminin bu çabayı daha da önemli hale getirdiğini ifade etti.

İsrail’e yönelik eleştiriler

Kaynaklar, toplantıya katılanların Gazze Şeridi’nde ateşkesin sürdürülebilirliğine yönelik çabaların devam etmesi gerektiğini vurguladığını, ayrıca Filistinlilerin bölgeyi kendi kendilerine yönetmesi ve yeniden imar çalışmalarının vakit kaybetmeden başlatılmasının önemine dikkat çektiğini aktardı.

dv
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen Gazze konulu toplantıdan, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)

Aynı kaynaklara göre, Gazze Şeridi’nde barış planının ikinci aşamasına geçilmesinin Ortadoğu’daki gerilimi azaltmaya katkı sağlayacağı konusunda mutabakata varıldı. İsrail’in birinci aşamadaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi, ateşkes ihlallerini sürdürmesi ve Gazze Şeridi ile Batı Şeria’daki operasyonlarını devam ettirmesinin barış sürecini sekteye uğrattığı ifade edildi.

Kaynaklar ayrıca, İsrail’in Batı Şeria’da ‘ayrımcı yapıyı’ derinleştiren uygulamaları ile Mescid-i Aksa dahil kutsal mekânların tarihi statüsünü zedeleyen adımlarının da gündeme geldiğini belirtti. Katılımcılar, uluslararası toplumun bu gelişmeler karşısında daha kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini ve İsrail’in ateşkesi zayıflatmaya yönelik girişimleri ile iki devletli çözümü engelleme çabalarına karşı adım atılmasının önemini vurguladı.

vfvbfrgb
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları bölgede büyük yıkıma neden oldu. (Reuters)

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı tarafından geçtiğimiz çarşamba günü yayımlanan verilere göre, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana Gazze Şeridi’nde 757 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 111 kişi yaralandı. 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın başlangıcından itibaren toplam can kaybı 72 bin 336’ya, yaralı sayısı ise 172 bin 213’e ulaştı.

Genişleme politikasına ilişkin uyarı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’i güvenlik gerekçesini öne sürerek daha fazla toprak işgal etmeye çalışmakla suçladı.

Fidan dün ADF2026 kapsamında yaptığı konuşmada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun güvenlik konusunu daha fazla toprak ele geçirme amacıyla kullandığını söyledi. İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Doğu Kudüs ile Lübnan ve Suriye’ye yönelik genişlemeci bir politika izlediğini ifade etti.

Fidan, İsrail’in süregelen işgal politikalarına en kısa sürede son verilmesi gerektiğini vurgulayarak, bölgede kalıcı barışın tek yolunun ülkelerin birbirlerinin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi ve sınırlarını tanıması olduğunu belirtti.

scdv s
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF2026) yaptığı konuşmada (Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, İsrail’in genişlemeci politikalarının ve toprak edinme girişimlerinin Türkiye açısından bölgesel bir sorun teşkil ettiğini belirtti. Fidan, İsrail’in halihazırda Avrupa ve ABD tarafından güçlü şekilde desteklenmesinin durumu daha da karmaşık hale getirdiğini ifade ederek, Avrupa Birliği’nin (AB) İsrail’in faaliyetlerini sınırlamak için kurumsal düzeyde ortak bir tutum sergilememesini eleştirdi.

Avrupa’nın, özellikle Gazze Şeridi’nde yaşanan ‘soykırımın’ ardından giderek daha fazla farkındalık geliştirdiğini ve İsrail’in politikalarından mesafe koymaya başladığını söyleyen Fidan, bölge ülkelerinin de yeni bir ‘uyanış sürecinin’ eşiğinde olduğunu ve İsrail’i bölgesel bir tehdit olarak gördüğünü dile getirdi.

Fidan ayrıca, İsrail’in barış planının ilk aşamasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, özellikle insani yardımlar konusunda eksiklikler bulunduğunu vurguladı. Gazze Şeridi’ne daha fazla tıbbi ve insani yardımın girişine izin verilmesi gerektiğini belirten Fidan, Filistin teknik komitesinin bölgede çalışmalarına başlaması çağrısında bulundu.

Uluslararası toplumun tutumuna tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma günü ADF2026’nın açılışında yaptığı konuşmada, uluslararası topluma uzlaşı temelinde harekete geçme ve İsrail’in barış süreci ile müzakereleri zayıflatma girişimlerine karşı hazırlıklı olma çağrısında bulundu.

dsv
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) açılışında konuştu. (Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, Gazze Şeridi’nde yaşananların yalnızca bir insani trajedi olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu belirterek, bölgede yaşananların mevcut uluslararası sistemin nelere izin verdiğini açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti.

Küresel sistemdeki krizin öncelikle ahlaki ve varoluşsal bir boyut taşıdığını dile getiren Erdoğan, bu krizin ulaştığı seviyeyi anlamak için 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze Şeridi’ne bakmanın yeterli olduğunu söyledi.

Erdoğan, son iki buçuk yılda İsrail saldırıları sonucu 73 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 172 binden fazla kişinin yaralandığını belirtti.

Erdoğan, “Gazze’de yaşananlar, mevcut sistemin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu açıkça göstermektedir” ifadesini kullandı.


Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
TT

Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Ortadoğu’daki savaşın yansımalarını görüşmek ve Tahran’a bağlı silahlı grupların liderleri ile temaslarda bulunmak üzere Bağdat’ı ziyaret etti. Iraklı bir yetkili dün AFP’ye yaptığı açıklamada ziyareti doğruladı.

Kaani’nin ayrıca, Nuri el-Maliki’nin yeniden göreve gelme ihtimalinin zayıflamasının ardından, Irak’ta başbakan adayının belirlenmesi sürecinde yaşanan ‘siyasi tıkanıklık krizini’ de ele alacağı belirtildi.

Söz konusu ziyaret, İran ile ABD-İsrail arasında 8 Nisan’da yürürlüğe giren ve iki hafta sürmesi öngörülen ateşkesin ardından Kaani’nin kamuoyuna yansıyan ilk yurt dışı ziyareti oldu.

Bağdat yönetimi, uzun süredir dış politikasında etkili olan iki rakip güç (İran ile ABD) arasında denge kurmaya çalışıyor.

40 günden uzun süren savaşın etkilerinden Irak da kaçınamadı. Bu süreçte, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve İran’a yakın silahlı gruplara ait noktalar, ABD ve İsrail’e atfedilen saldırıların hedefi oldu. Buna karşılık, ABD çıkarları Iraklı grupların üstlendiği saldırılarla hedef alınırken, Tahran da ülkenin kuzeyinde İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik operasyonlar düzenledi.

Kaani’nin, Bağdat’ta ‘siyasi güçlerin liderleri ve bazı silahlı grup komutanlarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirmeye başladığı’ bildirildi. Üst düzey bir Iraklı yetkili, temaslarda ‘bölgesel gerilimin düşürülmesi ve bunun Irak’a yansımalarının’ ele alındığını aktardı.

Yetkili, İran heyetinin ayrıca ‘Irak içinde Tahran’a yakın gruplar arasında tutum birliği sağlanması ve durumun Irak ile bölgede güvenlik açısından tırmanmaya sürüklenmemesini garanti altına alma’ hedefi taşıdığını ifade etti.

Ziyaret, İran’a yakın etkili bir silahlı gruptan bir kaynak ile Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın iki kaynak tarafından da doğrulandı. Söz konusu ittifak, parlamentodaki en büyük blok konumunda bulunuyor ve Tahran’a yakın Şii partilerden oluşuyor.

Kaani, DMO bünyesinde dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü’nün başında bulunuyor. Kaani, görevi devraldığı Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD saldırısında öldürülmesinin ardından Irak’a birçok kez ziyaret gerçekleştirdi. Ancak bu tür ziyaretler nadiren kamuoyuna açıklanıyor.

Iraklı yetkili, mevcut ziyaretin aynı zamanda ‘Iraklı taraflar arasında uzlaşı sürecini desteklemeye ve görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik yoğun İran diplomatik trafiğinin bir parçası’ olduğunu, özellikle hükümetin kurulması ve güç dengeleri konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğünü belirtti.

Koordinasyon Çerçevesi, ocak ayında Nuri el-Maliki’yi, seçimlerin ardından başbakanlık için Muhammed Şiya es-Sudani’nin yerine aday göstermişti. Ancak ABD’nin Maliki’nin yeniden göreve gelmesi halinde Bağdat yönetimine desteği kesme tehdidinde bulunması, Irak siyasetinde belirsizliğe yol açtı.

Iraklı siyasi kaynaklar, pazartesi günü AFP’ye yaptıkları açıklamada, Maliki’nin 2006-2014 yılları arasında iki dönem yürüttüğü başbakanlık görevine geri dönme ihtimalinin zayıfladığını belirtti.

Irak parlamentosu, 11 Nisan’da Nizar Amidi’yi cumhurbaşkanı olarak seçti. Anayasaya göre Amidi’nin, seçilmesinden itibaren 15 gün içinde parlamentodaki en büyük blok tarafından gösterilen adayı hükümeti kurmakla görevlendirmesi gerekiyor.