Suriye cephesi, İsrail'le gerilimin tırmanmasını mı bekliyor?

Yıldırım saldırısı stratejisini uygulamak için meydanları birleştirirken askeri konum ve müdahale kararına dikkat edilmesi üzerine bir çalışma

Suriye ordusunun İsrail'le doğrudan savaşa girmesi pek olası değil (Independent Arabia)
Suriye ordusunun İsrail'le doğrudan savaşa girmesi pek olası değil (Independent Arabia)
TT

Suriye cephesi, İsrail'le gerilimin tırmanmasını mı bekliyor?

Suriye ordusunun İsrail'le doğrudan savaşa girmesi pek olası değil (Independent Arabia)
Suriye ordusunun İsrail'le doğrudan savaşa girmesi pek olası değil (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem 

İsrail bugünlerde Gazze Şeridi'ndeki kara operasyonuyla meşgul görünüyor.

Ancak kuzey sınırı ve Suriye ve Lübnan sınırlarındaki gelişmeleri de dikkatle izlemeye devam ediyor.

On yıllardır Hizbullah mensuplarının savaş metodunun özelliklerini ve ayrıntılarını deneyimleyen İsrail için Güney Lübnan'da Hizbullah'la yapılacak savaşın niteliği açık.

Ancak Tel Aviv 7 Ekim'deki Aksa Tufanı'ndan bugüne kadar sürprizlerle dolu günlerin beklentisiyle Suriye cephesine bakıyor. 

Belki de sınırların önceki 18 Ekim Çarşamba gününe kadar yoğun bir şekilde izlenmesi Suriye cephesini topçu atışları yapmaya itti.

İsrail ordusu Suriye'de "İsrail'i hedefleyen" bir topçu atışının imha edildiğini açıkladı.

Ancak bu atışın kim tarafından yapıldığını ya da atışla ilgili verilere dair bilgi vermedi.

Bu gelişme, İslami Cihad'ın "Meydanların Birliği"ne dayanan stratejisinin gölgesinde gerçekleşiyor.

2022 Ağustos'unda meydana gelen "Meydanların Birliği Harekatı"ndan bu yana, direniş partilerinin ve savaşan grupların bu stratejiyi izleme niyetleri önceden bilinmesine rağmen, bu durum savaşın direklerine isabet etmiş bir "fobi" olarak görülüyor.

Söz konusu harekat, sahada kolektif koordinasyona zemin hazırladı.  

Belki de Aksa Tufanı Operasyonu'nun başlamasından birkaç gün sonra Lübnan cephesi savaşa girdiğinde olan da buydu.

Operasyon Lübnan direnişiyle İsrail ordusu arasında sınırda askeri çatışmaların başlamasına yol açtı.

Çatışma çemberinin genişleyeceği beklentisiyle her iki taraf arasında da insan kayıpları yaşandı.

Savaşın yakıcı ateşi

Ayrıca Suriye'nin çatışma alanına girmesi konusunda çelişkili görüşler var.

Sokak, son 10 zayıf yılın yorgunu ülkenin çatışmaya girmesini reddedenler ve destekleyenler arasında ikiye bölünmüş durumda.

Bu savaşta ilk merminin sıkılması durumunda beklenen birtakım senaryolar var.

Şam, savaşı Gazze surlarının ötesine taşıma, hatta tüm bölgeyi patlatacak bölgesel bir savaşa daha yakın alanlara taşıma fırsatına sahip olacak.

Ayrıca ABD üsleri, ateş hattı üzerinden Doğu Suriye'ye girebilir ve nüfuz alanlarını genişletmek amacıyla kontrolü ele geçirmek için silahlı muhalif gruplardan yararlanabilir.

Baptist Hastanesi'ne düzenlenen saldırının ardından ezeli düşmanlarına karşı "iki misli ile cevap vermek" isteyen Araplar, Suriye sokaklarının ayrılmaz bir parçası.

Hastane saldırısı sonucunda çoğu çocuk olmak üzere yüzlerce yaralı ve ölü kaydedildi.

Sınırı ortak olan Ürdün, Mısır veya Lübnan'daki düzenli ordular ise savaşa girmeye istekli değil.

BM Barış Gücü sınırda alarma geçti (Independent Arabia)
BM Barış Gücü sınırda alarma geçti (Independent Arabia)

Her ne kadar bir cephe açılması yönünde istek olsa da askeri analistler bunun fiilen düzenli ordu üzerinden olmayacağını düşünüyor.

Doğal olarak Suriye ordusunun kafası on yılı aşkın süredir devam eden bir iç çatışmayla meşgul.

Ordu muhalefet ile arasındaki silahlı çatışmanın başlangıcında kaybettiği bölgelerin kontrolünü geri almasına rağmen,sonuç olarak  ekipman ve savaşçılarda art arda kayıplar yaşadı.

Aşırı güç

Tel Aviv, Suriye topraklarından atılan ve İsrail'e düşen füzelere karşılık 12 Ekim'de Halep ve Şam havalimanlarını bombalayarak en yüksek gerilimi ortaya koydu.

İsrail Dışişleri Bakanlığı Stratejik İşler Dairesi Başkanı Joshua Zarka, İran'ı Suriye'ye silah dağıtarak ikinci bir savaş cephesi açmaya çalışmakla suçladı. 

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin (SOHR) bildirdiğine göre, İsrail Hava Kuvvetleri dün gece Kuneytra'daki düzenli orduya ait bir askeri tesisi yeniden hedef aldı. Patlama sesi duyuldu.

Bu olayı İsrail'in bölgeye düzenlediği saldırı izledi. Bu saldırıya eş zamanlı olarak işgal altındaki Golan'da da patlama sesleri duyuldu. 

Gözlemciler, ülkenin doğusundaki Ebu Kemal ve El-Meyadin'den güneydeki Kuneytra'ya unsurların aktarılmasına ve İran yanlısı grupların sınır boyunca hareket etmesine rağmen Suriye cephesinin göreceli olarak sakinleştiğini düşünüyor.

Bu bağlamda İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Golan'ı özgürleştirecek direniş güçlerinin varlığını ve Hizbullah'la bağlantılı olduğunu öne sürüyor.

Hizbullah liderleri tarafından Golan'ın işgal altındaki kısmına bireysel olarak top mermileri atıldı. Buna karşılık düzenli kuvvetler şu ana kadar saldırı aşamasına girmedi.

Direniş grupları hâlâ bombalama operasyonlarını yönetiyor. Bunlardan bugüne kadar en öne çıkanı, Deraa'nın batı kırsalındaki Sehm el-Golan bölgesinde yer alan Ayn Zikr'den atılan roketlerdir.

Sınır vilayetlerindeki halk tehlikeyi hissediyor (Independent Arabia)
Sınır vilayetlerindeki halk tehlikeyi hissediyor (Independent Arabia)

Bu roketlerin atılmasının ardından herhangi bir yaralanmanın olup olmadığı konusu netlik kazanmadı. Roketler açık alanlara düştü.

Tarafsız siyasi çevreler Şam'ın durumu tırmandırmamasının Hamas hareketinin sahneye dayattığı bir savaşın içine çekilmek istememesinden kaynaklandığını söylüyor.

Suriye özellikle 6 Ekim 1973'ten bu yana İsrail ile geniş çaplı bir çatışmaya girmiyor. 

Gerginliğin tırmanması durumunda muhtemelen komando operasyonları ve yıldırım saldırıları gerçekleşecek, buna karşılık Tel Aviv'in Suriye'deki İran veya İran yanlısı bölgelere yönelik hava saldırıları tekrarlanacak.

İsrail bu saldırılarından birini bir ay önce, 18 Eylül'de Ayn et-Tina'ya yapmıştı. Hermon Dağı'nda ise İsrail ordusuna ait bir tanktan çok sayıda füze saldırısı gerçekleştirildi. Burası, ateşkes hattının yakınında bulunan bir bölge.

Şam, Dera ve Kuneytra kırsalında özellikle savaşın genişlemesi durumunda temas hattına yakın yerlerde yaşayan halk büyük bir tehlike hissediyor.

Kaderleri yerlerinden edilmek olacak. Çünkü karşı taraf olası bir saldırıyı caydırmak adına saldırılarını yoğunlaştıracak.

Bir grup uzman çeşitli alanlardan cephenin soğutulması ve soğuk savaşa dönüştürülmesi ihtimalini desteklerken bu durum savaşları uzatma vizyonunun aksine, çatışmaları her zaman hızlı bir şekilde çözen Tel Aviv'in çıkarına değil.

Savaşların uzaması daha fazla subay ve ordu mensubunun göreve çağrılması, ekonominin felce uğraması ve hayatın her yönünün tamamen felç kalması anlamına gelecektir.

Bu nedenle İsrail tüm gücüyle savaşı mümkün olan en az kayıpla hızlı bir şekilde bitirmeye çalışacaktır.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.