Gazze savaşı medyayı mesleki standartları göz ardı etmeye mi itti?

Gazze savaşı medyayı mesleki standartları göz ardı etmeye mi itti?
TT

Gazze savaşı medyayı mesleki standartları göz ardı etmeye mi itti?

Gazze savaşı medyayı mesleki standartları göz ardı etmeye mi itti?

7 Ekim'den bu yana devam eden İsrail'in Gazze'ye saldırıları, medyanın çatışmada kilit bir rol oynamasına neden oldu. Medya, kamuoyunun sempatisini bir tarafın lehine diğer tarafın aleyhine yönlendirmeye yardımcı oluyor. Bazı medya kuruluşlarının, belirli bir bakış açısını savunmak için mesleki standartları terk ettiğine dair suçlamalar var. Uzmanlar, yayın konusunda denge ve doğruluk standartlarına uymanın önemini vurgularken, aynı zamanda savaşlarda ve krizlerde bunun ne kadar zor olduğunu da belirtiyorlar. Medya mensupları insan oldukları için kişisel önyargılara sahipler ve bu önyargılara, o medya kuruluşlarının siyasi eğilimleri de eklenebiliyor.

Gerçekten de savaş dönemi boyunca, Arap ve Batı medyasının Gazze Savaşı'na nasıl tepki verdiğini gösteren birçok olay yaşandı. Savaşın başlangıcında, bazı Batı medya kuruluşları, CNN dahil, ‘Hamas'ın çocukları katlettiğini’ öne süren bir söylenti yaydılar. Hatta ABD Başkanı Joe Biden bile bir konuşmasında buna atıfta bulundu, bu da Beyaz Saray'ın ‘Bu bilginin doğru olmadığını’ bildirdiği bir açıklama yayınlamasına yol açtı. Ayrıca, BBC, Londra'da Filistin'i destekleyen göstericilere ‘Hamas'ı destekleyenler’ olarak atıfta bulunduğu için özür dileyerek altı gazetecisini işten çıkardı ve ‘İsrail lehine taraflı’ olmakla suçlayarak soruşturma başlattı. Genel olarak, Batı medyası yayınlarını Hamas'ı kınama üzerine yoğunlaştırdı. Bu, özellikle Arap ve Filistinli yetkililerle yaptıkları röportajlarda temel bir soru oldu.

Duygusal çöküş

Batı medyası İsrail ile empati kurarken, duygularını kontrol edemedikleri durumlar oldu. Örneğin, CNN sunucusu Anderson Cooper, Hamas'ın elinde esir olan aile üyelerinden bahseden bir İsrailli kadınla röportaj yaparken gözyaşlarına hakim olamadı. Arap medyasında ise aynı durum Filistinliler için geçerliydi. Al-Ghad kanalının sunucusu Muhammed Abdullah, Gazze'den tahliye edilen bir mülteci konvoyunun İsrail tarafından hedef alınmasını anlatırken canlı yayında ağladı. Kelimetu’l Ahira ( Son Söz) programının sunucusu Mısırlı gazeteci Lemis el-Hadidi de el-Ehli Baptist Hastanesi’nin bombalanması hakkında yorum yaparken ağladı.

gt

Londra'daki Doğu Londra Üniversitesi'nin Rektör Yardımcısı Dr. Hasan Abdullah, Şarku'l Avsat gazetesine verdiği bir demeçte bazı medya kuruluşlarının performansını eleştirdi. Abdullah, "Ne yazık ki, birçok medya kanalı ve sosyal medya platformu, kamuoyunu yanıltan ve yanlış yönlendiren haberler yayıyor. Bazı medya kuruluşları, taraflardan birine karşı taraflı haberler ve görüntüler yayınladı. Bunların bir kısmı kasıtlı, bir kısmı ise taraflı kaynaklardan bilgi almaktan kaynaklandı" dedi.

Abdullah, sözlerine devam ederek, "Batı'daki bazı haber kanallarının bu rolü gerçeği çarpıtıyor ve medyanın kamuoyuna dürüst ve tarafsız bir şekilde haber ulaştırması rolünü yansıtmıyor. Bazı Batılı medya kuruluşları, bu yanıltıcı ve taraflı tutumları nedeniyle itibarlarını kaybetti" ifadelerini kullandı. Dr. Abdullah, Batı medyasının Gazze Savaşı'nı takip etmede taraflı olmasının nedenlerini şöyle açıklıyor: "Bu, bu medyanın eğilimlerinin ve siyasi kimliğinin bir sonucudur... Batı'da ekranlarda görülenler, gerçekte ne olup bittiğine bakılmaksızın, kasıtlı bir taraflılığı ortaya koyuyor. Ayrıca, olayları aktarırken yanlış kaynaklara güveniliyor ve karmaşık Filistin meselesini dikkate almayan yüzeysel analizler yapılıyor. Bu taraflı yayın, Gazze'de çocukların ve sivillerin öldürülmesinin bir insani felaket ve uluslararası yasa ve anlaşmaların ihlali olduğunu görmezden geldi. Uluslararası toplum ve etkili kuruluşları, bu felaketleri durdurmak için müdahale etmelidir."

Yorumcuların dışlanması

CBS News, 12 Ekim'de yayınlanan ‘Primetime’ programında yer alan Filistin asıllı ABD’li Hukuk Araştırmacısı ve İnsan Hakları Avukatı Noura Erakat'ın konuşmasını, internette yayınlanan bölümden çıkardı. ABD menşeili Jewish Currents sitesi, kanal kaynaklarına dayandırdığı haberinde, "Noura Erakat'ın programa davet edilmesinin nedeni, kanalın Gazze olayları başlamadan bu yana hiçbir Filistinli konuk ağırlamamasıydı. Ancak, Erakat'ın sunucunun İsrail'in eylemlerini çerçevelendirmesini eleştirmesi ve bunun çok saldırgan olduğunu söylemesi nedeniyle konuşması sonunda internet sitesinden kaldırıldı" dedi. Ancak Noura Erakat, Jewish Currents’e verdiği demeçte, sunucunun Hamas'ın saldırılarını ‘vahşet’ olarak nitelendirdiğini ve kendisinin de İsrail'in yaptıklarını tanımlamak için aynı terimin kullanılmasını istediğini söyledi.

Jewish Currents sitesi, Filistinli yorumcuların büyük haber ağları tarafından dışlandığını belirtti. 13 Ekim'de, CNN'in hafta sonu sabah programının yapımcılarından biri, Filistin asıllı ABD’li yazar ve siyasi analist Yusuf Mansur ile iletişime geçti ve ertesi sabah televizyonda görünmesi için davet etti. Mansur'un kabul etmesinden ve röportajın tarihinin belirlenmesinden sonra, program yapımcısı Mansur'u aradı ve konuşmanın planlanan başlıklarını sordu. Mansur, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında işlediği ‘toplu katliamları’ gündeme getirmeyi umduğunu söylediğinde, röportajın iptal edildiğine dair başka bir telefon aldı. ‘Jewish Currents’e göre aynı durum, CNN ile Filistin asıllı ABD’li siyasi analist Ömer Badar arasında da yaşandı.

Medya yayını

Öte yandan, Şarku'l Avsat gazetesine konuşan Kanadalı Gazeteci ve Medya Etiği Uzmanı Vakar Radvi, Batı medyasının Gazze Savaşı'nı takip ederken ‘kendi cephesinin bakış açısını desteklemek amacıyla’ kasıtlı bir taraflılık sergilediğini söyledi. Radvi, savaşın medya yayının ‘çok kötü’ olarak nitelendirerek, ‘medya kuruluşlarının çatışmanın nedenlerini bir bağlama oturtmak için çok az çaba sarf ettiğini’ belirtti. Radvi, "Savaş boşlukta gerçekleşmiyor. Sahadaki tarihi ve uzun vadeli gerçekleri incelemek ve bunları şimdi olan şeyin ana katkıda bulunan faktörleri olarak anlamak gerekiyor" dedi.

Medyanın ‘din, kültür veya başka bir şey nedeniyle doğası gereği vahşi ve barbar bir halk olduğuna inanmasının ve bu inancı yaymasının ahlaki açıdan yanlış olduğunu’ vurgulaya Radvi, “Medya, Gazze ve diğer Filistin'de durumu objektif olarak anlamaya çalışmalı, bunun yerine Gazze'yi hiç ziyaret etmemiş ve sadece kendi hikayelerinin tarafını büyütmek isteyen siyasi uzmanları ağırlamalı. Batı medyası şu anda, bir tarafın diğerine sadece kabalıkla saldırdığı söylendiğinde, çarpıtılmış bir gerçek sunuyor. Propaganda, sansür ve eleştiri karşısında gerçek bağlam kayboldu" ifadelerini kullandı.

Tarihçi Maha Nassar'ın 2020 yılında 972 dergisi sayısında gözlemlediği gibi, bir tarafın diğerine bakış açısının öne çıkarılması bugün yeni bir durum değil. Nassar, 1979'dan bu yana, The New York Times’ta Filistin'i ele alan 2 bin 490 makaleden yalnızca 46'sı Filistinliler tarafından yazılırken Washington Post'daki 3 bin 249 makaleden 32'sinin Filistinliler tarafından yazıldığını söyledi.

Savaş yayını

Radvi, savaş ve krizlerin haberleştirilmesinde tarafsızlık ve objektiflik olasılığı hakkında, "Böyle durumlarda medya, ancak bunu bir hedef olarak belirlerse objektif olabilir... Çoğu medya kuruluşunun belirli gündemleri ve önyargıları olduğu için, yalnızca bu önyargıları yansıtan raporlar sunacak kişileri istihdam eder" dedi.

Bu önyargılar göz önüne alındığında, Danimarka menşeili IMS kurumun CEO'su Jesper Hoghberg, 17 Ekim'de kurumun web sitesinde yayınlanan bir makalede, Gazze'de yaşananları takip ederken ‘doğruluk, tarafsızlık ve dengeye’ bağlı kalmayı istedi. Hoghberg, "Medya, silahlı çatışmalar hakkındaki anlatıları şekillendirmede her zaman önemli bir oyuncu olmuştur ve Gazze'de devam eden savaş bu gerçeği bir kez daha doğrulamaktadır" dedi. Ardından, Gazze'nin her yerindeki gazetecilerin karşı karşıya olduğu risklere dikkat çekti. Bu risklerin, gazetecilerin ‘hayati gerçekleri belgeleme ve savaşın insani maliyetine ışık tutma’ rolünü tehdit ettiğini söyledi. Gazetecileri Koruma Komitesi'ne göre, 7 Ekim'den bu yana 15 gazeteci hayatını kaybetti, bunlardan 11'i Filistinli. Hoghberg'e göre, daha fazla yaralı, kayıp veya tutuklu var ve bu sayı önümüzdeki günlerde ve haftalarda artmaya devam edecek.



Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
TT

Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)

Emel Hareketi ve Hizbullah’tan oluşan Şii İkilisi, İran’ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şibani’nin sınır dışı edilme kararını, kendi siyasi grubuna yönelik kabul edilebilir önlemler ve kararlar ile artık sessiz kalınamayacak ve göz yumulamayacak bir ayrım çizgisi olarak değerlendiriyor.

Şii İkilisi ve destekçilerinin karara karşı sergilediği alarm durumu, 7 Ağustos'ta hükümetin silahların yasaklanmasına karar vermesi ve Hizbullah'ın askeri faaliyetlerinin askıya alınması gibi daha önce alınan daha büyük kararlar karşısında da devam etti. Emel Hareketi’nden bakanlar son kararı desteklerken, Şii İkilisi’nin bakanları ilk kararın alındığı oturumdan çıkmakla yetindiler.

Top Cumhurbaşkanı Avn’ın sahasında

Şii İkilisi’nden kaynaklar, bu karara karşı bazı seçenekleri olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin çözüm bulma görevini Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a devrettiğini, Cumhurbaşkanı Avn’ın ise Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’nin İran Büyükelçisi’ni sınır dışı etme kararından, önceden haberi olmadığını söyledi.

Emel Hareketi'nin tutumu

Hizbullah'ın salı günü İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararını ‘büyük ulusal ve stratejik bir hata’ olarak nitelendirdiği bildirinin ardından Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’ı, bu kararın ciddi sonuçları nedeniyle Dışişleri Bakanı Recci’den kararın derhal geri çekilmesini talep etmeye çağırdı. Emel Hareketi ise dün bir bildiri yayınlayarak Hizbullah'ın taleplerini destekledi. İlgili yetkilileri, ‘düşüncesiz ve sorumsuz bir adım’ olarak nitelendirdiği karardan geri dönmeye çağıran Emel Hareketi, ‘hiçbir koşulda bu kararın geçmesine göz yummayacağını’ vurguladı. Şii İkilisi’nin İran Büyükelçisi’ne kararı yokmuş gibi davranmasını bildirdiğini belirten kaynaklar, “Hükümetin faaliyetlerinin askıya alınması da seçenekler arasında yer alıyor, ancak Şii İkilisi’nin şu anda iç istikrarın sarsılmasını önlemeye kararlı olduğu vurgulanıyor” dediler.

Kaynaklara göre Lübnanlı yetkililerin, dün İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Litani Nehri boyunca uzanan tüm köprüleri yıkacaklarını ve Lübnan topraklarının yüzde 10'unu işgal ederek sınırlarını Litani Nehri'nin güneyine kadar genişletip bir tampon bölge haline getirme niyetini övünerek açıklaması karşısında uluslararası düzeyde diplomatik olağanüstü hal ilan etmeleri daha uygun olurdu.

dvf
Salı günü İsrail saldırısında hayatını kaybeden Emel Hareketi üyesinin cenaze törenine katılan Lübnanlılar (AP)

Emel Hareketi’nin bakanlık kotasından atanan Çevre Bakanı Tamara ez-Zeyn, televizyon ekranlarından yaptığı açıklamada, “Konunun perşembe gününden önce çözüme kavuşturulacağına güveniyoruz” ifadelerini kullandı. Konunun önemli sonuçları olduğu için oturumda gündeme getirileceğini belirten Zeyn, Şii İkilisi’nden bakanlar hükümetten çekilme seçeneğinin masada olduğunu da ifade ettiler. Buna karşın Dışişleri Bakanlığı kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Karardan geri adım atılması söz konusu değil, bu egemenlik hakkı kapsamındaki bir karar” demekle yetindi.

Siyasi şantaj

Akademisyen ve siyasi analist Dr. Ali Murad yaptığı değerlendirmede, “Lübnan hükümetinin, İsrail’e roket saldırılarının başladığı ilk günden itibaren harekete geçmesi gerekirdi; zira şu anda on yıllardır biriken anormal bir durumla karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Örneğin İran'a karşı tutum, yıllar önce, özellikle de İranlı yetkililerin beş Arap ülkesini yönettiklerini açıkça söylemelerinden bu yana değişmesi gerekirdi” ifadelerini kullandı. Lübnan devletinin aldığı birçok kararı uygulayamadığına dikkati çeken Dr. Murad, ancak Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın seçilmesinden ve Başbakan Selam hükümetinin kurulmasından bu yana alınan kararların, durumu değiştirme niyetinin olduğunu teyit ettiğini belirtti. Dr. Murad, “Buna karşın Hizbullah ve Emel Hareketi, istikrarı ve iç barışı tehdit ederek bu kararların uygulanmasına yönelik her türlü girişimi her zaman engellemeye çalışıyor ve dolayısıyla siyasi şantaj uyguluyor” diye ekledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Murad, devletin siyasi ve diplomatik bir çözüm bulması gerektiğini vurgulayarak “İran’ın, Tahran ve Hizbullah’ın istediği gibi Lübnan ve Lübnanlılar adına müzakere masasına oturması kabul edilemez” dedi. İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararının ardından Şii İkilisi’nin gerginliği tırmandıracağını öngören Murad, ancak kararın tüm koşullarından bağımsız olarak, Lübnanlı yetkililerin şantaja boyun eğmemesi ve tüm tehditlere karşı kararlı kalmasının temel öncelik olduğunu belirtti.


Suikastlar ve kendini imha eden casusluk cihazları... İsrail, Hamas kontrolündeki bölgelerde nasıl hareket ediyor?

İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
TT

Suikastlar ve kendini imha eden casusluk cihazları... İsrail, Hamas kontrolündeki bölgelerde nasıl hareket ediyor?

İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)

Gazze Şeridi’nin geleceğine ilişkin siyasi süreçte, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın küresel ve bölgesel gündemi meşgul etmesi nedeniyle görece bir durgunluk yaşanıyor. Ancak bu durum, İsrail’in Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı askeri liderlere yönelik suikastlarını sürdürmesine engel olmadı. İsrail’in bu operasyonlarda, işbirlikçilerden elde edilen bilgiler ile istihbarat amaçlı kullanılan ve kısa süre önce Gazze’nin orta kesimindeki bir mülteci kampında ortaya çıkarılan, inceleme sırasında kendiliğinden patlayan bir casusluk cihazından faydalandığı belirtildi.

Son olarak İsrail, Kassam Tugayları’nın Orta Bölge Tugayı’nda elit birim komutanlarından biri olan Ahmed Derviş’i, yardımcısı Nadir en-Nebahin ile birlikte öldürdü. Üçüncü bir kişinin ise ağır yaralandığı bildirildi. Saldırının, salı günü gece yarısına kısa süre kala, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın güneyinde bir futbol sahası yakınında, İsrail’e ait bir insansız hava aracıyla (İHA) gerçekleştirildiği ifade edildi.

vfdvf
İsrail hava saldırısında öldürülen Hamas savaşçısı Nadir en-Nebahin’in cenazesi başında gözyaşı döken Filistinliler, 25 Mart 2026 (AP)

Sahadaki kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, Ahmed Derviş savaş boyunca birden fazla suikast girişimine maruz kaldı ve bunlardan kurtulmayı başardı. Kaynaklardan biri, Derviş’in ‘7 Ekim 2023 saldırısında elit birliği yöneten isimlerden biri olduğunu ve bazı İsraillileri esir aldığını’ ifade etti.

Aynı kaynaklar, savaş sırasında üst düzey isimlere yönelik suikastların ardından Derviş’in son dönemde Orta Bölge Tugayı’nda kilit figürlerden biri haline geldiğini ve diğer komutanlarla birlikte Kassam Tugayları’nı yeniden yapılandırma çalışmaları yürüttüğünü belirtti.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde ‘askeri eğitim gerçekleştiren Hamas’ın elit unsurlarına saldırı düzenlendiğini ve bu kişilerin askeri tehdit oluşturduğunu’ öne sürdü. Ancak Hamas’a yakın saha kaynakları bu iddiayı yalanlayarak, söz konusu kişilerin ‘rutin bir şekilde bir araya geldikleri sırada hedef alındığını’ bildirdi.

Casusluk cihazının gizemli bir şekilde patlaması

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah bölgesinde, yerinden edilmiş kişilerin barındığı bir kampın çevresinde dün öğle saatlerinden önce gizemli bir patlama meydana geldi. Olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmazken, ilk etapta patlamanın bir İHA saldırısından kaynaklandığı düşünüldü.

Ancak sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Filistinli silahlı bir grubun unsurlarının kamp çevresinde İsrail’e ait bir casusluk cihazı tespit ettiğini, cihazdan elde edilen görüntü ve kayıtları incelemek amacıyla sökülmeye çalışıldığı sırada kendiliğinden patladığını” belirtti. Kaynaklar, patlamanın teknik bir arızadan ya da uzaktan kontrol edilen bir İsrail İHA’sı tarafından tetiklenmiş olabileceğini ifade etti.

Patlamadan kısa süre sonra bir savaş uçağının cihazın bulunduğu noktayı hedef alarak bombardıman düzenlediği, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiği ve biri ağır olmak üzere 6 kişinin yaralandığı bildirildi.

vfdvfd
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)

Kaynaklara göre, savaş öncesinde ve sırasında Gazze Şeridi’ndeki silahlı grupların saha unsurları tarafından çok sayıda casusluk cihazı tespit edildi. Bu cihazların, bulundukları bölgelerde uçan İHA’lara doğrudan görüntü aktarımı yaptığı ve verilerin buradan İsrail’in operasyon merkezlerine iletildiği anlaşıldı.

Öte yandan İsrail’in istihbarat ve operasyon faaliyetlerini özellikle Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yoğunlaştırdığı gözlemleniyor. Söz konusu bölgeler, savaş boyunca diğer alanlara kıyasla daha az zarar görmüş, kara ve hava saldırılarının daha sınırlı kaldığı yerler olarak öne çıkıyor. İbranice yayın yapan medya organları ise Kassam Tugayları’nın bu bölgelerde gücünü koruduğunu öne sürüyor.

Polis araçlarına sık sık saldırılar düzenleniyor

Geçtiğimiz pazar akşamı, Ramazan Bayramı’nın üçüncü gününe denk gelen tarihte, Gazze Şeridi’nde Hamas yönetimine bağlı polis gücüne ait bir araç İHA’yla hedef alındı. Saldırıda üç kişi hayatını kaybederken, birkaç kişi de yaralandı. Sahadaki kaynaklara göre hayatını kaybedenler arasında, Kassam Tugayları’na bağlı Nuseyrat Taburu’nun elit biriminde saha komutanı olan Ahmed Hamdan da bulunuyordu.

İsrail ordusu, bu saldırıya ilişkin herhangi bir açıklama yapmazken, olaydan birkaç gün önce Hamas yönetimine bağlı polis gücüne ait bir cipin benzer şekilde hedef alındığı ve saldırıda en az 4 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

feergrg
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, 15 Mart’ta bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceliyor. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın tespitlerine göre, son üç hafta içinde Kassam Tugayları’na bağlı tabur ve elit birliklerde görev yapan saha komutanları ile tabur komutan yardımcıları dahil en az 10 isim, İsrail tarafından düzenlenen art arda operasyonlarda öldürüldü.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana en az 690 Filistinli hayatını kaybetti. Böylece savaşın başlangıcından itibaren toplam can kaybının 72 bin 265’i aştığı belirtildi.

Suikast operasyonlarının, ‘sarı hat’ olarak bilinen hattın her iki tarafında devam eden yoğun hava ve topçu saldırılarıyla eş zamanlı yürütüldüğü, ayrıca Selahaddin Caddesi çevresinde, özellikle Han Yunus karşısındaki bölgeler ile Şucaiyye ve Cibaliye gibi noktalarda ayakta kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı aktarıldı.

Suikast girişimi engellendi

Askeri faaliyetler, İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerin operasyonlarıyla eş zamanlı olarak devam ediyor.

Gazze Şeridi’ndeki silahlı gruplara bağlı Rad’a Gücü, bir direniş liderine yönelik suikast girişimini engellediklerini açıkladı. Operasyon sırasında iki kişi gözaltına alınırken, üzerlerindeki silahlar ve cihazlar ele geçirildi; iki kişi ise kaçmayı başardı.

Gözaltına alınan iki kişinin sorgusu sırasında, silahlı çeteler ile İsrail istihbaratı arasındaki iletişim ve yönlendirme mekanizmalarına dair önemli bilgiler elde edildiği ve bunun söz konusu çetelerin çökertilmesine ve varlıklarının sonlandırılmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Sahadaki kaynaklara göre, saldırı Filistinli bir grubun önde gelen liderlerinden birini hedef alıyordu. Bölgedeki gruplar arasındaki sıkı ve genişletilmiş güvenlik önlemleri sayesinde suikast girişimi engellendi. Operasyon sırasında susturuculu tabancalar, kameralar ve İsrail SIM kartlı iletişim cihazları ele geçirildi.

Silahlı çeteler, son dönemde hem direniş gruplarının liderlerini hem de Hamas yönetiminde üst düzey yetkilileri hedef alan saldırılarını yoğunlaştırdı. Bazı girişimler engellenirken, geçmiş aylarda bazı saldırılar başarılı oldu.


Washington, Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddediyor

Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
TT

Washington, Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddediyor

Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bugün AFP'ye yaptığı açıklamada, Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısında 7 kişinin ölmesinin ardından, Washington'un Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki "herhangi bir iddianın kesinlikle yanlış" olduğunu söyledi.

Sözcü, "Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki iddiaların kesinlikle yanlış olduğunu, ABD-Irak ortaklığına aykırı olduğunu ve ABD ile Irak güçleri arasındaki uzun yıllara dayanan dostluk ve iş birliğine zarar verdiğini" belirtti.

Irak hükümeti, askeri kliniğe yapılan baskını doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ni suçlamadı, ancak bu hedef almayı "devletler arası ilişkilerde uluslararası hukukun tüm tanım ve özelliklerini ihlal eden ve Irak halkı ile Amerika Birleşik Devletleri'ni birleştiren ilişkiye zarar veren tam teşekküllü bir suç" olarak değerlendirdi.