Gazze Şeridi'ni nasıl bir son bekliyor?

Bu sorunu çözmek için uluslararası bir konferans düzenlenebilir ya da Arap-İsrail müzakereleri başlatılabilir

İsrail resmi makamları Gazze Şeridi'ndeki krizin tamamen çözülmesi için üç aşamalı bir askeri harekattan bahsediyor (AFP)
İsrail resmi makamları Gazze Şeridi'ndeki krizin tamamen çözülmesi için üç aşamalı bir askeri harekattan bahsediyor (AFP)
TT

Gazze Şeridi'ni nasıl bir son bekliyor?

İsrail resmi makamları Gazze Şeridi'ndeki krizin tamamen çözülmesi için üç aşamalı bir askeri harekattan bahsediyor (AFP)
İsrail resmi makamları Gazze Şeridi'ndeki krizin tamamen çözülmesi için üç aşamalı bir askeri harekattan bahsediyor (AFP)

Tarık Fehmi 

İsrail ile Hamas hareketi arasındaki mevcut çatışmalarda durum neye yol açarsa açsın, İsrail kapsamlı ya da kısmi bir operasyona yönelsin veya yönelmesin, yaşanacaklar Gazze Şeridi'nin kaderiyle bağlantılı.

Bu durumun bölgede yol açacağı gelişmeler, önümüzdeki dönemde bölgenin geleceğini etkileyecek olan mevcut olaylarla ve pratik senaryolardan ziyade geleceğe yönelik teorik senaryolarla ilgili.

Siyasi ve askeri eylemler üzerine şimdiden tahminler yürütülüyor. Söz konusu iki konu, yaşananları sona erdirmeye yönelik uluslararası ve Arap çabaları ışığında çakışıyor.

Filistin Yönetimi, Filistin topraklarını ve komşu ülkeleri birlikte etkileyen gelişmelere yakın olduğundan yeni bir siyasi yolun başlatılması Gazze'deki mevcut meselelerin el alınma yöntemini muhakkak değiştirecektir.

Karmaşık yol haritası

İsrail resmi makamları Gazze Şeridi'ndeki krizin tamamen çözülmesi için üç aşamalı bir askeri harekattan bahsediyor.

Bu durum, belirli seçenekler ve ilan edilmiş hususlar etrafında döndüğü için operasyonların tahmin edilen gidişatından ne beklendiği ile ilgili.

İlk eğilim, Hamas hareketinin ve askeri yapısının kökünü kazımaktır. Bu eğilim, büyük bir gayret, yoğun bir çaba ve askeri çatışma yöntemlerinin geliştirilmesini gerektiriyor.

Askeri çatışmalar birkaç ay sürebilir. Bu ise askeri kurum içinde devam eden çöküş hali çerçevesinde İsrail'in ekonomik olarak dayanabileceği bir şeydir.

'Ertesi günün' sonuçlarından korkmak, İsrail'e pahalıya mal olabilir ve toplum içinde daha fazla gerginliğe yol açabilir.

İsrail'in içeriden ve dışarıdan askeri harekata girişmemesi yönünde art arda gelen siyasi uyarılar olsa da İsrail böyle bir şeye girişebilir.

Hamas'ın Gazze Şeridi'nden sürülmesi ya da varlığına son verilmesi yönündeki bu eğilim, geleneksel olmayan kabiliyetler ve takip gerektirebilir.

Bu da İsrail'in belirli bir zamanda Hamas'ın ve İslami Cihad Hareketi başta olmak üzere diğer Filistinli grupların varlığına son veremeyeceği anlamına geliyor.

İkinci eğilim, belirli bir teoriye göre hareket etmektir. Bu eğilim, rehinelerin serbest bırakılması olasılığı için gerçek bir fırsat veren askeri eylem çerçevesinde gerçekleşebilir.

Bu aynı zamanda istihbarat ve güvenlik çalışmalarının rolü olarak bilinen şey aracılığıyla mümkün olur.

Söz konusu eğilim ayrıca, ABD'nin büyük koordinasyonu ve istihbarat unsurları aracılığıyla gerçekleşmektedir ki, bu da sahada gerçek hedeflere ulaşmak için askeri ve sivil iki konunun birlikte ilerleyeceğini teyit eder.

Böylece İsrail, kendisine çatışmayı uzun süre devam ettirme imkanı elde edecektir.

Üçüncü eğilim, şu an bölgede yaşanan durum, İsrail'in mevcut süreçten uygun sonuçlar elde etme ve ABD yönetimiyle iletişim kapısını kapatma kararlılığıdır.

Çünkü bu şekilde barış için yalvarılması, İsrail'in adımlarını ilerletmesini sağlayabilecektir.

Özellikle de siyasi ve stratejik anlaşmalara kapı açabilecek herhangi bir güvenlik düzenlemesi iki tarafla sınırlı kalmayacağından bu, Mısır'ın ulusal güvenliğine zarar verebilir.

Dördüncü eğilim, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hazırlıklarını dar hesaplara göre düzenliyor olmasıdır.

Belki de bu husus başka cephelerin açılmasına, yani başta Hizbullah olmak üzere büyük karşıt cephelerden gelebilecek tehlikelere karşı bir uyarı niteliğindedir.

Daha önceki çatışmalar tarihinde benzeri görülmemiş bir gerilim durumu ortamında bu durumun gerçekleşmesi beklenir.

İsrail bu noktada Filistin meselesinin çözümü için uluslararası bir konferans toplanmasına, çatışmayı belli bir seviyede tutmaya çalışan uluslararası siyasi gücün gölgesinde yeni hesaplar için bir giriş noktası oluşturmak adına yanıt vermeyecektir.

Ortaya atılan senaryolar

İsrail şu anda en yüksek siyasi ve partizan kazanımları elde etmek için çatışmayı sürdürmeyi düşünüyor. Hükümetin ve üst düzey yetkililerin üzerinde çalıştığı şey de budur.

Şu anki durum, çeşitli seçenekler ışığında mesele bir süre daha devam etse bile, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki durumla kararlı olma becerisiyle başa çıkarak bu merhaleyi atlatmaya çalıştığını doğruluyor.

Kuzeyde başlayan çatışma, merkeze ve güneye doğru ilerleyerek, bölgeyi kantonlara bölme stratejisini dayatıyor.

Bu ise meselenin, sahadaki güvenlik ve istihbarat vizyonuyla bağlantılı olduğunu teyit ediyor.

Dolayısıyla askeri eylem, ateşkesin ardından müzakereleri zorlayacak ve Hamas hareketinin geleceği hakkında konuşmanın başlayacağını gösteriyor.

Hamas, sonuçları ne olursa olsun Gazze Şeridi'ni savunmak için oldubitti stratejisi çerçevesinde gerçek ve olası ihtimallerle bağlantı kuracaktır.

Bu da Gazze Şeridi'ndeki durumun kuşatmaya ve kesintiye rağmen devam etmesi, yani meselenin uzun süreli bir aşamaya geçmeyeceği anlamına gelmektedir.

Çatışmanın uzaması, İsrail'in içeride uğraştığı baskılarla kaybedeceği uzun bir savaş olacağı beklentisini ortaya çıkarıyor.

Mevcut durumun birkaç ay devam etmesi, yeni çatışmaların yaşanması, durumu sakinleştirmeye yönelik tüm çabaların başarısız olması ve esirlerin Gazze Şeridi'nden çıkarılmaması halinde İsrail kamuoyundaki memnuniyetsizliğin artması bekleniyor.

Mevcut durumda meselenin; otoriteyle mi, Filistin Yönetimi'yle mi yoksa Gazze'nin uluslararası veya Avrupa çerçevesinde ya da Birleşmiş Milletler (BM) dışından bir eylemle doğrudan bir yetki altına sokulmasıyla mı bağlantılı olacağı soru işareti oluşturuyor.

Bu durum, Gazze Şeridi'ni dar çemberde tutma meselesinin ötesine geçebilir. Zira Mısır da dahil olmak üzere komşu ülkeler, Gazze Şeridi'nin geleceği hakkında daha fazla siyasi ve stratejik tartışma yaratabilecek herhangi bir uzlaşmacı çözümü kabul etmeyecektir.

Çünkü Hamas'ın her halükârda yok olmayacağı ya da stratejik yapısını dağıtmayacağı beklentisiyle hareket edilmektedir. Dahası Hamas'a alternatif başka bir örgüt inşa etmek de akıllara gelebilir.

Ancak bu pek olası bir senaryo değildir. Aynı zamanda İsrail'in de Gazze'deki operasyonları sona erdirmek ve mücadelesini farklı politikalar üzerine inşa etmek için 'ertesi günü' bekleyen çok fazla alternatifi bulunmuyor.

Alternatif seçenekler

İsrail'in Gazze'de çok fazla seçeneği olmadığı ve özellikle de şu anda kendi lehine işleyen benzeri görülmemiş bir uluslararası destekle hareket ettiği için olacaklara karşı hazırlıklı olduğu doğrulanabilir.

Bu da siyasi ve askeri düzeylerde olup biten hataları giderebilecek alternatif seçenekler üzerinde çalışmayı gerektirir.

Bu durum, İsrail'in oldubitti stratejisini kabul etmekle başlayıp, durumu sakinleştirmek, Gazze Şeridi'ne ulaşmak ve Gazze Şeridi'ni uluslararası gözetim ya da koruma altına alma stratejisiyle sona eren gerçek seçeneklerle yüzleşmeye başlayabileceğini gösterir.

Böylece İsrail, Gazze Şeridi'nin mevcut statüsüyle devam etmesi sorununu gündeme getirmeye devam edecektir.

Şimdi İsrail, Gazze Şeridi'nin kuzey bölgesini tamamen kesmek istiyor. Çünkü ateşkes anlaşmasına göre Gazze'nin gerçek alanı 555 kilometrekareydi.

İsrail bunun 193 kilometrekaresini yani ateşkes hattını ana ateşkes anlaşmasına aykırı olarak kesti.

Ayrıca 34,5 kilometrekarelik, bazı yerlerde 60 kilometrekareye kadar çıkan bir alanı da bölge sakinlerinin yaklaşmasının yasak olduğu alanlar olarak ayırdı.

Güç sahnesi

Gerçek şu ki, sistematik güç kullanımı, İsrail'in güvenliğini, istikrarını ve hatta bölgedeki varlığını yok edebilecek karmaşık uzun süreli bir çatışmayı çözemez.

Aslında meseleyi çözme yeteneği, İsrail toplumunu kontrol eden güçlerin yokluğunda İsrail'in hayatta kalacağını takdir ederken ordunun duygusal yaklaşımına herhangi bir mevcut yaklaşımdan daha fazla öncelik vermeyi gerektirir.

Mevcut hükümet, Siyonist projenin yeni bir ulusal güvenlik teorisi inşa etme eğilimiyle başardıklarının yeniden okunmasını gerektiren bir çöküş ve başarısızlık halindedir.

Buna karşılık, iki devletli çözüm İsrail-Filistin çatışmasını çözmenin tek yoludur. 1949'dan 1967'ye kadar tanımlanan Yeşil Hat, iki devlet arasındaki sınırlar için temel teşkil edebilir.

Sonuç:

Gazze Şeridi'nin geleceğinin belirlenmesi uluslararası standartlara tabi olacaktır.

Gazze Şeridi'nin kaderini belirlemek için uluslararası bir konferans düzenlemek ya da bu meseleyi çözmek için Arap-İsrail müzakerelerini başlatmak mümkün olabilir.

Bu bağlamda Gazze Şeridi uluslararası bir pozisyona sokulabilir. Çözüm aşamasını kabul edeceği ve özellikle bölgenin kaderini belirlemede bir ortak olacağı için İsrail'e güvence verilebilir.

Aksi takdirde İsrail, bölgenin demografik yapısıyla oynayacaktır.

Independent Arabia - Independent Türkçe



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.