Gazze'deki savaş "insanlıktan çıkarma" teorisine dayanıyor

Soykırımın faillerinin belirli bir grup insanı ortadan kaldırma suçunu meşrulaştırma girişimi

Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nin önünde yakınlarının cenazelerini almayı bekliyor (AFP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nin önünde yakınlarının cenazelerini almayı bekliyor (AFP)
TT

Gazze'deki savaş "insanlıktan çıkarma" teorisine dayanıyor

Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nin önünde yakınlarının cenazelerini almayı bekliyor (AFP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nin önünde yakınlarının cenazelerini almayı bekliyor (AFP)

Fidel Sbeity 

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşından gelen öldürme, yıkım ve bombalama sahneleri, ölü sayısı her geçen gün artarken ve belli bir sınırda durmazken, dünya çapında birçok kişi bu kadar çok sayıda çocuk ve kadının öldürülmesi ihtimali konusunda şaşkınlık yaşıyor.

Yıkıcı bombalama özellikle merkezi, konut binalarını, kiliseleri, camileri, hastaneleri ve ambulansları ve İsrail ordusunun yaralanmayı önlemek için güney Gazze Şeridi'ndeki "güvenli bölgeye" doğru ilerleme emrine uyan Filistin vatandaşlarını hedef alıyor.

Dünya çapında birçok sesin yükselmesine rağmen, topçular ve uçaklar, yerlerinden edilen insanların arabalarına füze ateşledi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, gerek Gazze'deki savaşın başlangıcından bu yana savaşın sona ermesini talep etmek için gösteri yapan dünyanın çeşitli ülkelerinin vatandaşları ya da siyasetçiler, ünlüler ve diğer insanlar, 10 yılı aşkın süredir harap olan ve kuşatma altında bulunan ama savaşın durmadan devam ettiği Gazze Şeridi'nde yaşayanlara insani yardım sağlanmasını talep ediyor.

Daha düşük dereceli insan hayvanlar

Dünyanın dört bir yanında, yaşamın, geçim kaynaklarının, sağlık ve gıdanın tüm sektörlerinin tamamen çöktüğü bir ortamda, dünya kameralarının gözü önünde, Gazze Şeridi'nde İsrail ordusunun ateşi altında neden sivillerin öldürülmeye ve yaralanmaya devam ettiğini merak edenler, çifte standart politikasının nedeni hakkındaki sorularına net bir cevap bulamadılar.

Çünkü çoğu dünya lideri Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşına ve orada savunmasız sivillerin öldürülmesine karşı çıkıyor ancak Gazze Şeridi'ndeki Filistin durumuyla ilgili olarak dünya farklı bir tutum sergiliyor.

İsrail'in, 7 Ekim'de gerçekleştirilen "Aksa Tufanı" operasyonunda İsrailli sivillerin öldürülmesi ve kaçırılmasının ardından, Hamas operasyonuna verdiği tepkinin dengesiz olduğuna ve bu tepkinin çok daha fazla Filistinli sivilin öldürülmesine yol açtığına inanan sesler yükseldi.

Dünyanın dört bir yanındaki hukukçular ile Dünya Gıda Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar ve bazı Birleşmiş Milletler kuruluşları şu açıklamada bulundu:

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı, uluslararası hukuk tanımına göre 'insanlığa karşı suç' olarak değerlendirilebilir ve 'zorla yerinden etme ve kapsamlı nakil' ve 'yakıp yıkma' taktiğine dayalı dayalı yıkım anlamına gelir.

Gazze'de Hamas'la savaşı yönetmek için kurulan mini İsrail hükümeti, İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant'ın Şeridi tamamen kuşatma emrini verdiğinde yaptığı açıklamayla ilişkilendirilebilir.

Yoav Galant, "Biz insan hayvanlarla savaşıyoruz ve buna göre hareket ediyoruz" dedi.

Galant, İsrail ordusunun Güney Komutanlığı toplantısında şunları ekledi:

O zaman Gazze Şeridi'nde elektrik, yiyecek, su ve ilaç olmayacak.

İnsanlıktan çıkarma ve insan hayvanlar

Düşmanı "insan hayvan" olarak tanımlamak onu insanlıktan çıkarmakta, askerin, onun başındaki subayın ve arkalarında duran vatandaşların bu düşman öldürüldüğü için kendilerini suçlu hissetmemelerini sağlıyor.

Düşenler insanlığın en alt kademesi ve onların ölümü insanlığın çıkarına olacak, dolayısıyla düzenli ordu, bu düşmanlara uygulanması gereken insani hükümleri ve uluslararası sözleşmeleri dikkate almadan sivilleri öldürmeye devam ediyor.

Siyaset biliminde buna "insanlıktan çıkarma" denir.

İnternette "insan hayvan" ifadesinin siyasi anlamını araştırırsak, bazı hayvan organlarına genetik hatalar nedeniyle sahip olan istisnai insanların biyolojik tanımlarını ya da film ve hayal dünyasında var olan insanların tanımlarını buluruz ki bunlar daha çok yaşayan ölülere, zombilere veya drakulaya benziyorlar.

Bir "insan-hayvan" grubunun kolektif bir politik veya psikolojik tanımı yok, ancak yapay zeka programı aşağıdakiler gibi çeşitli tanımlar verdi:

İnsanları hayvan olarak tanımlamak, bağlama göre farklı anlam ve amaçlara sahip olabileceği gibi, insana hayvan niteliğini, hayvanlara da insan niteliğini veren antropomorfizm veya kişileştirme gibi edebi bir araç olabilir. Ayrıca insanları ahlaksız, medeniyetsiz veya zeki olmayan hayvanlarla karşılaştırarak onlara karşı olumsuz veya aşağılayıcı görüşler ifade etmenin bir yolu da olabilir. Biyolojik olarak insanlar hayvandır, çünkü hayvanlar alemine aittirler ve memeliler ve diğer omurgalılarla ortak özelliklere sahiptirler.

Siyasi anlamda "insan-hayvan" deyiminin, bir grup insanı değersizleştirmek, aşağılamak anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

Siyaset biliminde böyle bir tanımlama, kitlesel katliamlarda tasfiyelerini kolaylaştırmak veya beyaz fosfor, farklı türde zehirli gazlar veya parça tesirli bombalar gibi uluslararası yasaklı silahlarla bombalanmalarını kolaylaştırmak için kullanılır.

İnsanlıktan çıkarma

Amerikalı düşünür Levi-Strauss şöyle diyor:

Hala yozlaşmış düşman imajının pekişmesinin sonucu olan katliamlarla karşı karşıyayız. Vakaların çoğu, soykırımın faillerinin belirli bir grup insanı ortadan kaldırma suçunu meşrulaştırma girişimi olan mağdurun insanlıktan çıkarılmasıyla ilgili.

Siyaset bilimciler, silahlı bir grubun veya başka bir grup üzerinde otorite sahibi olan birinin, uluslararası yasa ve sözleşmelerin sınıflandırmasına göre acımasız veya insanlık dışı suçlar işleme güdülerini ve yeteneğini açıklamaya ve yorumlamaya çalışırken, insanlıktan çıkarma terimini icat ettiler.

Aralarında dini veya etnik mensubiyetleri nedeniyle Yahudiler, çingeneler, eşcinseller ve komünistlerin yanında Almanların da bulunduğu Avrupalı sivillerden oluşan gruplar için esir kampları ve krematoryumların inşasını emreden Nazi ordusundaki lider ve subayları hedef alan Nürnberg duruşmalarına eşlik eden araştırmalar gösterdi ki Alman subaylarla yürütülen bu davalar ve soruşturmalar, suç niteliğindeki vahşetlerin failleri kurbanlarını insanlıktan çıkardıktan sonra bunu yapabiliyorlar.

İş, onlara isim yerine numara verilmesi ve dayanıklılıklarını azaltmak için çeşitli psikolojik ve fiziksel işkencelerin uygulanmasıyla başlıyor.

Bu işkenceler, kendilerinden istenileni yapma konusunda, bu kendilerini boğacak gazlı fırına girmek bile olsa, onları itaatkâr hale getirir.

Kurbanların işkencecilerin emirlerine karşı bu uysallığı, IŞİD kurbanlarının kafaları kesilmeden önceki son anlarında çekilen fotoğraflarında da açıkça görülüyordu.

Kurbanlar, sanki uyuşturulmuşlar gibi, başlarına geleceklere hiçbir tepki göstermiyorlar.

Kamboçya'da, Irak'ta, Çekoslovakya'da, Yugoslavya'da, Sudan'da Darfur'da, Uganda'da Hutu ve Tutsi kabilelerinin savaşlarında, dünya çapında yaşanan tüm kitlesel katliamlarda bu durum tekrarlandı.

Başlarından tek tek vurulan mahkumlar, toplu mezar haline gelen büyük bir çukurun önünde dururken, kendilerinden öncekilerin ölüp çukura düştüğünü görmelerine rağmen başlarına geleceklere hiçbir tepki göstermeden duruyorlar.

Toplu cinayet

Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi ve Avrupa Sosyoloji ve Siyaset Bilimi Merkezi'nde kıdemli araştırmacı olan Fransız Ecolas Marriott, aralarında "Baskıyla Yüzleşmek"in de bulunduğu çok sayıda kitap yayımladı.

Kitapta, cellatların kurbanlarının insandan aşağı olduğunu ve varlıklarının ortadan kaldırılması gerektiğini düşünmesiyle birlikte, "insanlıktan çıkarmanın" toplu katliamda temel bir rol oynadığı sonucuna vardı.

Araştırmacı, 1941-1944 yılları arasında Doğu'daki savaşa katılanların faillerinden gelen mektuplardan ve Alman adli sorgularından yararlandı.

Fransız araştırmacının kullandığı ifadelerden biri de asker Richard Tuggle'ın 31 Ocak 1942'de yaşanan bir katliamla ilgili verdiği ifadelerdi.

Tuggle, günlüğüne şunları yazmıştı:

Son bir saat içinde köyde yaşayan herkesi, 962 erkek, kadın, yaşlı ve çocuğu idam ettik. Önce çocuklarla başlıyoruz, sonra yaşlıları, sonra da kadınları öldürüyoruz. Böylece vebayı ortadan kaldırıyoruz.

Araştırmacı şöyle diyor:

Bu asker infazlar hakkında yazıyordu ve sonra aniden kamptaki eğlence faaliyetleri hakkında konuşmaya başladı. Örneğin Johann Kramer'in gazla öldürülmesini denetleyen doktor günlüğüne yemekler ve Auschwitz'deki SS garnizonu için organize edilen partilerin kalitesi hakkında yazmıştı.

Araştırmacı Marriott, toplu katliamların failleriyle yaptığı araştırmalar sonucunda, cellatların öldürmeleri gerekenlerin insan olduğunun anlaşılmasını engellemeyi başardıkları yönündeki temel fikre ulaştı.

Bu, "bizim insanlığımız paylaşılmaz, bizim insanlığımız onların insanlığından üstün" şeklindeki kolektif kavramların teyit edilmesiyle yapıldı.

Yehuda Bauer, Otto Kulka, Israel Gutmann ve diğerleri gibi pek çok bilim adamı, katliamların işlenmesini kolaylaştırmada radikal "Yahudi karşıtlığı" ideolojisinin etkisi konusunda hemfikirdi.

İdeoloji ve köklü inançlar, herhangi bir suçluluk duygusu olmaksızın insanlığa karşı suç işlemeye yönelik birincil bir teşvik olabilir.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Suriye, Golan yakınlarında roket rampaları hazırlayan Hizbullah hücresini yakaladığını açıkladı

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, “Hizbullah”a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, “Hizbullah”a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
TT

Suriye, Golan yakınlarında roket rampaları hazırlayan Hizbullah hücresini yakaladığını açıkladı

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, “Hizbullah”a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin, “Hizbullah”a bağlı olduğunu belirttiği hücreye yönelik operasyon sırasında çekilen bir fotoğraf (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)

Suriye makamları, dün işgal altındaki Golan yakınlarında “Hizbullah” grubuna bağlı bir hücrenin yakalandığını açıkladı. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre yetkililer hücrenin “operasyonlar düzenlemeyi planladığını” belirtti ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

Suriye resmi televizyonunun İç Güvenlik Güçlerinin açıklamasına dayandırdığı habere göre, “önleyici bir güvenlik operasyonu” kapsamında Genel İstihbarat Teşkilatı ile İç Güvenlik Güçlerinin iş birliğiyle Dera'daki Yermuk Havzası'nda bir sabotaj planı engellendi ve “Hizbullah milislerine bağlı üç kişilik bir hücre” yakalandı. Açıklamada, şüphelilerin isimleri baş harfleriyle “F.K., Z.M. ve L.A.” olarak verildi.

Açıklamada, “Operasyon, hücrenin güvenlik ve istikrarı bozmak amacıyla saldırılar düzenlemek üzere roket fırlatma rampaları hazırlama girişiminin dikkatli biçimde izlenmesinin ardından gerçekleştirildi. Rampaların tamamı sökülürken, gözaltındaki kişiler hakkındaki soruşturma, yetkili yargı makamlarına sevk edilmeleri ve adalet önüne çıkarılmaları amacıyla sürüyor” ifadeleri kullanıldı.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabında yayımlanan görüntülerde operasyonda gözaltına alınan 2 kişi görülüyor.
Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabında yayımlanan görüntülerde operasyonda gözaltına alınan iki kişi görülüyor.

Hizbullah, 2011'de başlayan iç savaş yıllarında eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in güçlerinin yanında savaştı.

Esed döneminde Suriye, İran'ın öncülük ettiği “direniş ekseni”nin bir parçasıydı ve Tahran ile Hizbullah arasında ikmal ve bağlantı hattı oluşturuyordu.

Suriye’deki güvenlik operasyonunda gözaltına alınan kişi (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)
Suriye’deki güvenlik operasyonunda gözaltına alınan bir kişi (Suriye İç Güvenlik Güçlerinin X hesabı)

Esed'i 2024'ün sonlarında deviren yeni yönetim ise İran'ın ve Hizbullah'ın Suriye'deki nüfuzuna karşı temkinli bir tutum benimsedi.

Yeni Suriye makamları, daha önce de Suriye'de saldırılar düzenlemeyi planladıklarını belirttikleri Hizbullah'a bağlı hücreleri dağıttıklarını ve örgüte gönderildiğini söyledikleri silah sevkiyatlarına el koyduklarını defalarca açıkladı. Hizbullah ise bu suçlamaları reddetti.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.