2006 yılındaki Hizbullah ile 2023 yılındaki Hizbullah arasındaki fark

Hizbullah’ın performansına ve siyasi hedeflerine dair tartışmalar sürüyor. (Görsel: Chantal Jahchan)
Hizbullah’ın performansına ve siyasi hedeflerine dair tartışmalar sürüyor. (Görsel: Chantal Jahchan)
TT

2006 yılındaki Hizbullah ile 2023 yılındaki Hizbullah arasındaki fark

Hizbullah’ın performansına ve siyasi hedeflerine dair tartışmalar sürüyor. (Görsel: Chantal Jahchan)
Hizbullah’ın performansına ve siyasi hedeflerine dair tartışmalar sürüyor. (Görsel: Chantal Jahchan)

Halid Hamade

Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği Aksa Tufanı operasyonuyla Gazze duvarını aşarak İsrail yerleşimlerine saldırması üzerine gözler, Hizbullah gruplarının işgal altındaki Celile’ye doğru bir sınır ihlali yapacağı beklentisiyle Güney Lübnan’a çevrildi.

Gazze savaşçılarının ve Lübnan ile diğer ülkelerdeki Hizbullah tabanının Hizbullah’ın Gazze’deki savaşa müdahalesinin kaçınılmaz olduğuna dair kanaati, Direniş Ekseni gruplarının defalarca dile getirdiği ‘meydanların birliği’ ilkesine dayanıyordu. Dayanaklardan bir diğeri de Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın birçok kez Hizbullah’ın savaşı İsrail içlerine doğru taşıyabileceğini belirtmesiydi.

Düzensiz çatışmalar, Şeb’a Çiftlikleri’nde başladı ve sonrasında tüm sınırlara yayıldı. Ancak bunlar, özellikle ABD’nin Tahran’ın Aksa Tufanı operasyonuna müdahalesine dair herhangi bir delilin olmadığını belirtmesinin ardından Tahran’ın Gazze’deki savaşa dair gerçek tutumunun ne olduğu yönündeki sorulara cevap bulmak için yeterli olmadı. Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan tarafından Beyrut’a ve sonrasında birçok başkente yapılan ziyaretlerde sergilenen İranlı tutumu, ABD tutumuyla karşı karşıya geldi. Bu tutum ayrıca, Gazze’de olup bitenlere verilecek tepkinin düzeyini belirlemekten sorumlu Hizbullah liderliğindeki Direniş Ekseni gruplarına desteğini de vurguladı.  

Her ne kadar Gazze’de şiddetin tırmanacağı konusunda uyarsa ve bir bölge patlaması olabileceğine işaret etse de İran’ın tutumları, İsrail’in Gazze’yi yakıp yıkması karşısında herhangi bir İranlı tepki göstermeden devam etti.

Ekim’de Gazze’deki operasyonların başlangıcından itibaren Hizbullah ile İsrail ordusu arasında her gün çıkan sınır çatışmalarının son derece koordineli ve disiplinli saha kısıtlamalarıyla yönetildiği görüldü. Bu, her iki tarafça da hedef alınan bölgelerin iki kilometreyi aşmayan sınırlı derinliğine bakılınca açıkça görülüyor. Sadece doğrudan askerî noktaların hedef alınmasına ve uygun mermi ve mühimmat kullanımında kontrollü olunmasına dair ortak bir sınır ötesi taahhüt de bunu ortaya koyuyor. Bu da operasyonların ritminin, İran ve ABD tarafından ABD’nin Tahran’a ve İran’ın da Gazze’ye yönelik tutumuyla örtüşecek şekilde yürütülen siyasi angajman kurallarının saha uygulamasından başka bir şey olmadığı sonucunu veriyor.  

2006 yılındaki savaş ile mevcut sınır ötesi çatışmalar arasında bir karşılaştırma, 23 günlük çatışmalardan sonra verilen kayıplar bakımından yerinde olabilir. Ancak 2006 yılında her iki tarafın ilan ettiği hedefler başta olmak üzere iki savaşın koşulları arasındaki büyük farka bakıldığında bu kıyaslama, saha gerçekliği bakımından uygun olmaz.

Bu saha kontrolü ve arka planda Tahran ile ABD’nin siyasi hedefleri, Hizbullah’ın 2006 yılındaki performansı ile mevcut performansı arasında bir karşılaştırma yapma ihtiyacı hissettiriyor. Savaşın gidişatı ve bölgedeki tüm ülkeler ve belki de yeni ittifakların oluşumu üzerindeki siyasi ve ekonomik yansımalarıyla paralel olarak Tahran’ın ve ABD’nin sözü edilen hedefleri, dikkatli çalışmalara konu olacaktır.

Bunun yanı sıra özellikle günlük çatışmalarda ölen Hizbullah savaşçılarının sayısının artmasıyla birlikte ister istemez Hizbullah’ın mevcut askerî performansı ile Lübnan ve yurt dışındaki Hizbullah kitlesinin Hizbullah’ın Temmuz 2006 saldırısı sırasındaki performansına dair hafızasında sakladığı görüntüler arasında ciddi bir karşılaştırma yapılıyor. Bu arada 2006 yılında düşman tarafından kullanılan araçların sınırlı olduğunu ve doğrudan silahlar ve insansız hava araçları kullanımıyla yetinildiğini belirtelim.

2006 yılındaki savaş ile mevcut sınır ötesi çatışmalar arasında bir karşılaştırma, 23 günlük çatışmalardan sonra verilen kayıplar bakımından yerinde olabilir. Ancak iki savaşın koşulları arasındaki büyük farka bakıldığında bu karşılaştırmanın saha gerçekliği bakımından isabetli olmadığı ortada. Her şeyden önce 2006 yılında her iki taraf da hedeflerini ilan etmişti. Ama şu an her ikisinin de hedefleri belli değil. Bu da sınırda yaşananların sırf ‘çatışmış olmak için çatışmaktan’ ibaret olduğu sonucuna götürüyor. Lübnan’ın güney sınırlarında ya da kuzey cephesi olarak adlandırılan bölgede olup bitenlerin siyasi hedeflerinden ve bunun sahadaki manevraların kısıtlanması üzerindeki etkisinden bağımsız olarak mevcut saha koşulları ile 2006 saldırısına eşlik eden koşullar arasında yapılan ve her ikisinde de farklı bir savaş sistemi ortaya koyan bir karşılaştırma bize şu sonuçları veriyor:

Hizbullah’ın 2006 yılında dayandığı güç noktaları:

1. Füze kullanımı: Hizbullah o dönemde füze yeteneklerini etkili bir şekilde kullandı ve İsrail güçleri, ülkenin kuzeyine yönelik her gün gerçekleşen füze yağmurunu durdurmakta yetersiz kaldı. Füzelerin coğrafi dağılımı şu şekildeydi:

- (Akka’dan Kiryat Shmona’ya kadar) Celile bölgesine 530 füze; (Hadera’dan Akka’ya kadar) kıyı bölgesine 221 füze; (Tiberya, Bet Şean ve Afula dahil) Ürdün Vadisi bölgesine 217 füze; ayrıca Yehuda ve Şomron (Samarya) bölgelerine düşen uzun menzilli iki füze. Hadera şehri, güneyde Hizbullah füzelerinin eriştiği en uzak mesafe olarak kaydedildi.

İsrail hükümetinin geç kalınmış bir karar olarak 9 Ağustos’ta kapsamlı bir kara operasyonu başlatma kararı alması, Hizbullah için elverişli bir fırsat oldu. Zira bu saldırı ordunun, büyük bir gerileme yaşadığı el-Hiyam Ovası’ndan başlayarak batıda Bayada bölgesinden ortada Aynata’ya ve Bint Jbeil’e kadar kara cephesi boyunca geriye kalan itibarını da yerle bir etti.

Raad-2 ve Raad-3 füzeleri de Hayfa şehrini vurdu. Bu saldırıda tren istasyonu zarar görürken, onlarca İsrailli de öldü veya yaralandı. Ardından füzeler, Hayfa sonrası aşamaya girdi ve Hayber modeli füzeler ilk kez Afula, Yukarı Nasıra ve Givat Ela yakınlarına düştü ki bu, İsrail’i şok etti. Bu bağlamda en gelişmiş donanma gemisi olan Sa’ar-5 korvetinin, Çin yapımı C-802 tipi gemisavar füzesiyle hedef alınmasının yaşattığı büyük şoku göz ardı edemeyiz.

2- Müstahkem mevzilerden çatışma: RAND Corporation’dan araştırmacı Benjamin Lambeth şöyle diyor:

Geleneksel güçlerle ilk kara saldırısı, 17 Temmuz’da Maroun el-Ras köyü yakınlarında başladı. Burada İsrailliler ilk kez Hizbullah’ın mevzilerindeki tahkimatın boyutunu fark etti. Daha önceden bunun farkında değillerdi. Günler geçtikçe pek çok İsrail ordusu komutanının, İsrail’in 1982’de gerçekleştirdiğine benzer bir saldırıyı başlatma konusunda isteksiz olduğu açığa çıktı.

Lambeth değerlendirmesinin sonunda ‘askerlerin Lübnan’ın güneyine girdiği zamanda görevler ve hedefler konusundaki büyük kafa karışıklığını’ eleştiriyor ve İsrail ordusunun daha önceki saldırılarının ayırt edici özellikleri olan odaklanmanın ve gücün o kara saldırılarında olmadığına dikkat çekiyor.  

cdfevgr
Güney Lübnan’daki Ayta eş-Şaab kasabası semaları, İsrail bombardımanı nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)

Kara saldırılarına sahne olan sınır köyleri İsrail ordu birlikleri için tam anlamıyla küçük düşme duraklarına dönüştü. İsrail hükümetinin geç kalınmış bir karar olarak 9 Ağustos’ta kapsamlı bir kara operasyonu başlatma kararı alması da Hizbullah için elverişli bir fırsat oldu. Zira büyük bir gerileme yaşadığı el-Hiyam Ovası’ndan başlayarak batıda Bayada bölgesinden ortada Aynata’ya ve Bint Jbeil’e kadarki kara cephesi boyunca ordunun geriye kalan itibarını da yerle bir etti. Aynata’da 30’dan fazla askeri öldü. Bu hezimet, yaklaşık otuz Merkava tankının kaybıyla efsanevi bir ders aldığı el-Huceyr Vadisi’nde doruğa ulaştı.  

3- İsrail Hava Kuvvetleri’nin sınırlı gücü: İsrail’in yoğun olarak konuşlandırılmış ve işletimi kolay platformlardan kısa menzilli füzelerin fırlatılmasını önleme yeteneği sınırlıydı. İsrail, bu füzelerin yüzde 90’ından fazlasını imha ettiğini iddia etse de kısa menzilli Katyuşa roketlerinin savaşın son gününe kadar fırlatılmaya devam etmesi, Hizbullah’ın bu savaştaki zaferinin sembolü haline geldi.

Hizbullah, 2006 yılında İsrail’de bir şoka sebep olan füze sisteminin kullanımına müsaade etmeyen ve sınırlardan sızarak Gazze savaşçılarının yaptığı gibi yerleşimlere saldırma imkânı vermeyen bariz kısıtlamalarla birlikte güneydeki askerî durumla yüzleşti.

4- Savaşın İsrail içlerine taşınması: İsrail içlerine yönelik füze bombardımanı, içerideki cephe için yıpratıcı bir durumun oluşmasına katkı sağladı. Özellikle o bölgelerdeki yerleşimcilerin yaşam düzenini bozmak, içlerine korku salmak ve gündelik hayatlarını sekteye uğratmak amacıyla kuzeydeki yerleşim yerlerine sürekli ve yoğun saldırı düzenlendi. Bu durum, İsrail’in Lübnanlı sivilleri hedef alması ile Hizbullah’ın İsrail iç cephesini hedef alması arasında bir caydırıcılık dengesi kurdu. Nitekim savaş dönemi boyunca bir milyondan fazla İsrailli yerleşimci sığınaklarda kalmaya mecbur olurken, yaklaşık 300 bin kişi de bir süreliğine evlerini terk ederek güneye sığındı. Böylece Hizbullah, İsrail iç cephesini savaş cephesinin bir parçası haline getirmeyi başardı.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Aksa Tufanı’nın mimarları ve operasyonun arkasındaki siyasi hedeflere tutunanlar, 7 Ekim’den bu yana Hizbullah’a yeni angajman kuralları dayattılar. Hizbullah, 2006 yılında İsrail’de bir şoka sebep olmuş füze sisteminin kullanımına müsaade etmeyen ve sınırlardan sızarak Gazze savaşçılarının yaptığı gibi yerleşimlere saldırma imkânı vermeyen bariz kısıtlamalarla birlikte güneydeki askerî durumla yüzleşti. Yeni savaş sisteminde İsrail’in, 2006’da başarısız olan ordusunun itibarını geri kazanmak için Güney Lübnan üzerinden bir kara saldırısı yapması pek mümkün görünmüyor. Aynı şekilde Hizbullah’ın da el-Huceyr Vadisi ve el-Hiyam Ovası’ndaki dersleri tekrar vermek için düşmanı içlere doğru çekmesi pek mümkün gözükmüyor.

Angajman kuralları

Hizbullah, yaptıklarıyla Gazze’ye ne verebiliyor? Gazze’deki savaşın siyasi hedefleri, Hizbullah’ın tahkim edilmiş bölgelerinden çıkmasını, böylece unsurlarının her gün ölmesini ve füzelerini kullanmaktan menedilmesini mi gerektiriyor? Tahran, Gazze savaşçılarına gerçekten destek olmayı istiyor mu?

Yeni angajman kuralları, Hizbullah’ı düşmanı müstahkem bölgelerde bekleme ve doğru zaman ve mekânda zaferler elde etme imkânından mahrum etti. Hizbullah bu sefer sınır şeridi boyunca yerin üstünde savaşıyor ve tanksavar silahlarını düşman tarafından görülen ve tahkim edilmesi zor olan yeni bölgelerden fırlatıyor. Bu esnada düşman askerleri de kendi mevzilerini ve Hizbullah’ın ateş menziline yerleştirilen zırhlılarını siper ediniyor.

Bu noktada akla gelen sorular şunlar:

Hizbullah, yaptıklarıyla Gazze’ye ne verebiliyor? Gazze’deki savaşın siyasi hedefleri, Hizbullah’ın tahkim edilmiş bölgelerinden çıkmasını, böylece unsurlarının her gün ölmesini ve füzelerini kullanmaktan menedilmesini mi gerektiriyor? Tahran, Gazze savaşçılarına gerçekten destek olmayı istiyor mu?

Gazze’de İsrail’in, Hamas’ın ortadan kaldırılması ve Filistinlilerin göç ettirilmesi gibi hedeflerinin yüksek tavanı, kalıcı bir ateşkese varmayı engelliyor. Lübnan’da ise hem Hizbullah’ın hem de İsrail’in bu sınır ötesi çatışmanın sebeplerini bilmemesine rağmen kimse ateşkes için çabalamıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
TT

İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

İsrail güçleri, geçtiğimiz perşembe günü Marmaris’ten Gazze Şeridi’ne doğru yola çıkan ve Kıbrıs açıklarında bekleyen Küresel Sumud Filosu’na müdahaleye başladı. Ankara, söz konusu müdahaleyi ‘korsanlık’ olarak nitelendirdi.

Uluslararası Gazze Ablukasını Kırma Komitesi bugün yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin filoya ait gemilere müdahale ettiğini doğruladı. Komite tarafından yayımlanan basın açıklamasında, “Müdahale başladı... İsrail savaş gemileri Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen filomuzu kuşatıyor” ifadelerine yer verildi.

Önceki filo girişimlerinde olduğu gibi, İsrailli yetkililerin bu kez de gemileri İsrail kıyılarına ulaşmadan durdurmakta kararlı olduğu değerlendiriliyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise müdahale öncesinde sert bir açıklama yayımlayarak, filo organizatörlerini insani yardım misyonu yürütmek yerine ‘siyasi provokasyon’ düzenlemekle suçladı. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığı açıklamada, “Bir kez daha provokasyon… İçinde insani yardım bulunmayan bir başka sözde insani filo” denildi.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Bu kez iki şiddet yanlısı Türk grup, Mavi Marmara Derneği ve İHH bu provokasyona katılıyor. İHH, terör örgütü olarak sınıflandırılmış durumda” ifadelerine yer verildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, filonun amacının yardım ulaştırmak değil, Hamas’ın çıkarlarına hizmet etmek olduğunu öne sürdü.

btyny
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

Açıklamada, “Bu provokasyonun amacı Hamas’a hizmet etmek, örgütün silahsızlanmayı reddetmesinden dikkatleri uzaklaştırmak ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planındaki ilerlemeyi engellemektir” denildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı kapsamında Gazze Şeridi’ndeki insani faaliyetleri denetlediğini belirttiği Gazze Barış Kurulu’na da atıfta bulundu. Bakanlık, söz konusu konseyin ‘bu filonun tamamen medya propagandasına yönelik olduğu’ değerlendirmesinde bulunduğunu öne sürdü.

Açıklamanın devamında, “İsrail, Gazze’ye yönelik yasal deniz ablukasının herhangi bir şekilde ihlal edilmesine izin vermeyecektir” ifadesi kullanıldı. Bakanlık ayrıca, “İsrail bu provokasyona katılan tüm taraflara rota değiştirerek derhal geri dönmeleri çağrısında bulunmaktadır” açıklamasını yaptı.

Korsanlık eylemi

Ankara ise İsrail güçlerinin Küresel Sumud Filosu’na müdahalesini ‘korsanlık eylemi’ olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail güçlerinin uluslararası sularda Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahalesini, yeni bir korsanlık eylemi olarak kınıyoruz” ifadesi kullanıldı.

Hamas da İsrail donanmasının, Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukayı kırmak amacıyla Türkiye kıyılarından hareket eden filoya yönelik operasyonunu ‘terör saldırısı’ ve ‘tam anlamıyla korsanlık suçu’ olarak değerlendirdi.

Filistin Enformasyon Merkezi tarafından yayımlanan Hamas açıklamasında, “İşgalci İsrail donanmasının Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısı ve buna eşlik eden aktivistlere yönelik müdahale ile gözaltılar, tüm unsurlarıyla tamamlanmış bir korsanlık suçudur” denildi.

Hamas açıklamasında ayrıca, “Faşist işgal hükümeti, Gazze ve kuşatma altındaki halkına destek olmak için insani ve ahlaki görevlerini yerine getiren dayanışma aktivistlerine karşı korsanlık suçu işlemeyi sürdürüyor. Gazze halkı ise dünyanın gözü önünde soykırım, açlık ve devam eden kuşatma ile karşı karşıya” ifadelerine yer verildi.

Hamas, tüm ülkelere, BM’ye ve insan hakları kuruluşlarına çağrıda bulunarak, ‘bu suçun kınanmasını, işgal liderlerinin uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerinden dolayı hesap vermesini, gözaltına alınan aktivistlerin derhal serbest bırakılmasını ve Gazze’de yaşayan iki milyondan fazla Filistinliye uygulanan yasa dışı kuşatmanın sona erdirilmesini’ istedi.

Açıklamada ayrıca, ‘Gazze’nin insani mesajını dünyaya taşıyan ve işgalin terörüne, kibrine ve faşist uygulamalarına meydan okumakta ısrar eden özgür aktivistler’ selamlandı. Hamas, ‘Filistin halkına destek ve adalet ile insan onuru değerlerinin savunulması amacıyla, kuşatma kırılana ve işgal sona erene kadar özgürlük ve direniş filolarının sürdürülmesi’ çağrısında bulundu.

Geçen yıl da İsrail makamları, yaklaşık 50 gemi ve 500 aktivistin katıldığı benzer bir filo girişimini engellemişti. Katılımcılar arasında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’nın torunu Mandla Mandela ve çok sayıda Avrupalı parlamenter yer almıştı.

İsrail, eyleme katılanları gözaltına alıp bir süre tuttuktan sonra sınır dışı etmişti. Aktivistler İsrail makamlarının kendilerine kötü muamelede bulunduğunu öne sürerken, İsrail tarafı bu suçlamaları reddetmişti.

İsrail yönetimi yıllardır Gazze’ye yönelik deniz ablukasının, Hamas’a deniz yoluyla silah ulaştırılmasını engellemek için gerekli olduğunu savunuyor. Buna karşılık filo organizatörleri ve Filistin yanlısı aktivistler ise girişimlerinin Gazze’deki duruma dikkat çekmeyi ve bölgeye yardım ulaştırmayı amaçladığını belirterek ablukaya meydan okumayı sürdürüyor.


Barguti, hapiste olmasına rağmen Fetih'ten oy almaya devam ediyor

Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
TT

Barguti, hapiste olmasına rağmen Fetih'ten oy almaya devam ediyor

Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)

İsrail hapishanelerinde 2002 yılından bu yana tutuklu bulunan Filistinli üst düzey Fetih lideri Mervan Barguti, hareketin “Merkez Komitesi” üyeliği seçimlerinde en yüksek oyu alan isim oldu.

Fetih’in 8. Genel Kongresi’nin sonuçları dün açıklandı. Sonuçlara göre Barguti, yaklaşık on yıl önce yapılan son seçimlerde olduğu gibi yine en fazla oyu alarak hareketin en üst karar organı sayılan Merkez Komitesi’ndeki yerini korudu.

18 üyeden oluşan Merkez Komitesi’ne, hareket liderinin ayrıca 3 üye atama yetkisi bulunuyor. Barguti 1879 oy alırken, onu 1861 oyla İstihbarat Başkanı Macid Ferec izledi. Merkez Komitesi Eski Genel Sekreteri Cibril Recub 1609 oy, Filistin Devlet Başkan Yardımcısı Hüseyin Şeyh ise 1570 oy aldı.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın oğlu Yaser Abbas da 1290 oy alarak komite üyeliğine seçildi. Sonuçlar ayrıca Zekeriya Zübeydi ve Teysir el-Berdini gibi diğer tutuklu isimlerin de hareket içindeki etkisini güçlendirdi.


İsrail ordusu, hükümetten Lübnan’da siyasi bir atılım yapmasını talep ediyor... Netanyahu ise orduyu yetersizlikle suçluyor

Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
TT

İsrail ordusu, hükümetten Lübnan’da siyasi bir atılım yapmasını talep ediyor... Netanyahu ise orduyu yetersizlikle suçluyor

Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)

Lübnan’daki askeri operasyonların yoğunlaştığı bir dönemde, İsrail ordusu saldırılarını Doğu Bekaa bölgesine kadar genişleterek onlarca hava saldırısı düzenliyor. Buna karşılık Hizbullah da işgal altındaki bölgelerde bulunan İsrail askerleri ile Celile yerleşimlerine yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını artırıyor. Bu gelişmeler sürerken, İbrani medyasına yansıyan askeri sızıntılarda, İsrail ordusunun Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinden ‘siyasi bir ilerleme’ sağlanmasını talep ettiği belirtildi.

Söz konusu sızıntılara göre İsrail ordusu, Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda askeri bir çözüm bulunmadığını değerlendiriyor. Ordu kaynakları, “Lübnan’ın tamamı işgal edilse bile Hizbullah’ın elindeki son İHA’nın ortadan kaldırılmasının garanti edilemeyeceğini” ifade ediyor.

Netanyahu’nun kışkırtması

Netanyahu ise orduya sert sözlerle karşılık vererek, askeri yönetimi yetersizlikle suçladı. Dünkü kabine toplantısının öncesinde konuşan Netanyahu, altı yıl önce Hizbullah’ın İran yapımı İHA’ları edinmesinin oluşturduğu tehlikeyi fark ettiğini söyledi. Bu tehdidin, İHA’ların Ukrayna savaşında önemli bir unsur hâline gelmesiyle daha da netleştiğini belirten Netanyahu, ordu komutanlığına başvurarak bu tehdide karşı harekete geçilmesini istediğini ifade etti. Başbakan, ordunun kendi talimatları doğrultusunda bir dizi adım attığını kaydetti.

fvfvfrvb
Güney Lübnan’da gerçekleşen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir askerin cenazesini uğurlayan İsrailliler, Kudüs, 17 Mayıs 2026 (AP)

Netanyahu’nun açıklamaları, kamuoyunu ordu komutanlığına karşı kışkırtma girişimi olarak değerlendirildi. Eleştirilerde, İsrail ordusunun altı yıl boyunca söz konusu tehdide kalıcı bir çözüm üretmekte başarısız olduğu vurgulandı.

İsrail’in memnuniyetsizliği

Karşılıklı üstü kapalı suçlamalar, ABD yönetimi ile Lübnan hükümetinin, geçen perşembe akşamı Washington’da iki ülke heyetleri arasında gerçekleştirilen üçüncü görüşmede ‘olumlu ilerleme’ sağlandığını duyurduğu bir dönemde geldi. Tarafların, ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması, ayrıca 2-3 Haziran tarihlerinde siyasi düzeyde yeni bir doğrudan İsrail-Lübnan müzakere turunun başlatılması konusunda anlaşmaya vardığı belirtildi. Askeri düzeyde yapılacak görüşmelerin ise bu ayın 29’unda Pentagon’da, ABD Savunma Bakanlığı gözetiminde gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

df7kı7
İsrail’in Nebatiye bölgesine düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman, 17 Mayıs 2026 (AFP)

Ancak İsrail tarafı, Beyrut ve Washington’dan gelen iyimser açıklamalara katılmadı. Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Hizbullah’ın hâlâ silahsızlanmaya karşı çıktığını ve yeni bir ateşkes için, Kasım 2024’teki önceki ateşkesin ardından şekillenen mevcut durumun değiştirilmesini şart koştuğunu öne sürdü.

Süregelen kaos

İsrail ordusu, Hizbullah’ın tutumunun ve ölümcül İHA’ları kullanma konusundaki ısrarının, İsrail’e Lübnan topraklarında beş büyük askeri noktayı elinde tutma ve istediği zaman Hizbullah’a ait mevzileri hedef alma imkânı verdiğini değerlendiriyor. Ancak ordu, mevcut durumun bu şekilde sürdürülmesini ‘anlamsız’ olarak nitelendiriyor.

İsrail ordusunun, Hizbullah’a yönelik saldırılarını artırma ve genişletme eğiliminde olduğu, hatta Lübnan’ın orta kesimlerinde yeni bölgeleri işgal etme ihtimalini değerlendirdiği belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre İsrailli yetkililer, ‘İran krizine çözüm bulunmadan Lübnan krizinin bir anlaşmayla sona erdirilmesinin zor olacağı’ görüşünü dile getiriyor.

5yjy6
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Güney Lübnan’da bir İsrail tankını ve askerlerini hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AFP)

İsrail devlet televizyonu Kan 11’e konuşan bir güvenlik kaynağı da “Güney Lübnan’ın tamamen işgal edilmesinin, Hizbullah’ın elindeki son İHA’yı ya da son füzeyi ortadan kaldırmayacağını” söyledi. Kaynak, İsrail güvenlik kurumlarının askeri operasyonların Hizbullah’ı zayıflatmayı sürdürebileceğine inandığını, ancak bunun mevcut tehdidi tamamen sona erdirecek ‘temel bir çözüm’ sağlamadığını düşündüğünü ifade etti.

Kapsamlı anlaşma

Kaynak, İsrail ordusunun İHA’lara karşı yüksek maliyetli koruma ağları da dahil olmak üzere çeşitli savunma yöntemlerine başvurduğunu belirtti. Ancak ‘yalnızca askeri çözümün yeterli olmadığını’ vurgulayan kaynak, askeri caydırıcılığın sürdürülmesinin yanı sıra ‘siyasi bir açılımın’ da gerekli olduğunu ifade etti.

İsrail ordusu, Lübnan topraklarından İsrail’in çekilmesini içeren siyasi bir anlaşmaya varılması gerektiğini savunurken, bunun İsrail’in güvenlik taleplerinin garanti altına alınması şartına bağlı olduğunu dile getirdi.

Maariv gazetesine göre İsrail’in temel talebi, Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması ve kuzey sınırlarının ötesinde yaşanan gelişmeler üzerinde İsrail denetiminin sağlanması. Bu kapsamda, İsrail sınırından Litani Nehri’ne kadar uzanan tüm Güney Lübnan’da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulması ve iki ülke sınırı boyunca genişliği 3 ila 5 kilometre arasında değişen bir güvenlik kuşağı kurulması öneriliyor. Haberde, hiçbir Lübnan vatandaşının bu bölgeye girişine izin verilmemesinin planlandığı ifade edildi.

Siyasi liderlik ise askeri operasyonları, Washington’da devam eden müzakerelerle eş zamanlı yürütülen bir baskı aracı olarak kullanıyor. İsrailli yetkililer, Amerikalılarla yapılan görüşmelerde siyasi çözümün İslamabad üzerinden şekilleneceği yönünde bir anlayış bulunduğunu ve Hizbullah’ın ancak Tahran’dan bir işaret alması hâlinde tutumunu değiştireceğini öne sürüyor. Bu çerçevede İsrail yönetimi, Lübnan’daki askeri baskının artırılmasının İranlı müzakereciler üzerinde de ek baskı unsuru oluşturduğu görüşünü savunuyor.