2006 yılındaki Hizbullah ile 2023 yılındaki Hizbullah arasındaki fark

Hizbullah’ın performansına ve siyasi hedeflerine dair tartışmalar sürüyor. (Görsel: Chantal Jahchan)
Hizbullah’ın performansına ve siyasi hedeflerine dair tartışmalar sürüyor. (Görsel: Chantal Jahchan)
TT

2006 yılındaki Hizbullah ile 2023 yılındaki Hizbullah arasındaki fark

Hizbullah’ın performansına ve siyasi hedeflerine dair tartışmalar sürüyor. (Görsel: Chantal Jahchan)
Hizbullah’ın performansına ve siyasi hedeflerine dair tartışmalar sürüyor. (Görsel: Chantal Jahchan)

Halid Hamade

Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği Aksa Tufanı operasyonuyla Gazze duvarını aşarak İsrail yerleşimlerine saldırması üzerine gözler, Hizbullah gruplarının işgal altındaki Celile’ye doğru bir sınır ihlali yapacağı beklentisiyle Güney Lübnan’a çevrildi.

Gazze savaşçılarının ve Lübnan ile diğer ülkelerdeki Hizbullah tabanının Hizbullah’ın Gazze’deki savaşa müdahalesinin kaçınılmaz olduğuna dair kanaati, Direniş Ekseni gruplarının defalarca dile getirdiği ‘meydanların birliği’ ilkesine dayanıyordu. Dayanaklardan bir diğeri de Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın birçok kez Hizbullah’ın savaşı İsrail içlerine doğru taşıyabileceğini belirtmesiydi.

Düzensiz çatışmalar, Şeb’a Çiftlikleri’nde başladı ve sonrasında tüm sınırlara yayıldı. Ancak bunlar, özellikle ABD’nin Tahran’ın Aksa Tufanı operasyonuna müdahalesine dair herhangi bir delilin olmadığını belirtmesinin ardından Tahran’ın Gazze’deki savaşa dair gerçek tutumunun ne olduğu yönündeki sorulara cevap bulmak için yeterli olmadı. Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan tarafından Beyrut’a ve sonrasında birçok başkente yapılan ziyaretlerde sergilenen İranlı tutumu, ABD tutumuyla karşı karşıya geldi. Bu tutum ayrıca, Gazze’de olup bitenlere verilecek tepkinin düzeyini belirlemekten sorumlu Hizbullah liderliğindeki Direniş Ekseni gruplarına desteğini de vurguladı.  

Her ne kadar Gazze’de şiddetin tırmanacağı konusunda uyarsa ve bir bölge patlaması olabileceğine işaret etse de İran’ın tutumları, İsrail’in Gazze’yi yakıp yıkması karşısında herhangi bir İranlı tepki göstermeden devam etti.

Ekim’de Gazze’deki operasyonların başlangıcından itibaren Hizbullah ile İsrail ordusu arasında her gün çıkan sınır çatışmalarının son derece koordineli ve disiplinli saha kısıtlamalarıyla yönetildiği görüldü. Bu, her iki tarafça da hedef alınan bölgelerin iki kilometreyi aşmayan sınırlı derinliğine bakılınca açıkça görülüyor. Sadece doğrudan askerî noktaların hedef alınmasına ve uygun mermi ve mühimmat kullanımında kontrollü olunmasına dair ortak bir sınır ötesi taahhüt de bunu ortaya koyuyor. Bu da operasyonların ritminin, İran ve ABD tarafından ABD’nin Tahran’a ve İran’ın da Gazze’ye yönelik tutumuyla örtüşecek şekilde yürütülen siyasi angajman kurallarının saha uygulamasından başka bir şey olmadığı sonucunu veriyor.  

2006 yılındaki savaş ile mevcut sınır ötesi çatışmalar arasında bir karşılaştırma, 23 günlük çatışmalardan sonra verilen kayıplar bakımından yerinde olabilir. Ancak 2006 yılında her iki tarafın ilan ettiği hedefler başta olmak üzere iki savaşın koşulları arasındaki büyük farka bakıldığında bu kıyaslama, saha gerçekliği bakımından uygun olmaz.

Bu saha kontrolü ve arka planda Tahran ile ABD’nin siyasi hedefleri, Hizbullah’ın 2006 yılındaki performansı ile mevcut performansı arasında bir karşılaştırma yapma ihtiyacı hissettiriyor. Savaşın gidişatı ve bölgedeki tüm ülkeler ve belki de yeni ittifakların oluşumu üzerindeki siyasi ve ekonomik yansımalarıyla paralel olarak Tahran’ın ve ABD’nin sözü edilen hedefleri, dikkatli çalışmalara konu olacaktır.

Bunun yanı sıra özellikle günlük çatışmalarda ölen Hizbullah savaşçılarının sayısının artmasıyla birlikte ister istemez Hizbullah’ın mevcut askerî performansı ile Lübnan ve yurt dışındaki Hizbullah kitlesinin Hizbullah’ın Temmuz 2006 saldırısı sırasındaki performansına dair hafızasında sakladığı görüntüler arasında ciddi bir karşılaştırma yapılıyor. Bu arada 2006 yılında düşman tarafından kullanılan araçların sınırlı olduğunu ve doğrudan silahlar ve insansız hava araçları kullanımıyla yetinildiğini belirtelim.

2006 yılındaki savaş ile mevcut sınır ötesi çatışmalar arasında bir karşılaştırma, 23 günlük çatışmalardan sonra verilen kayıplar bakımından yerinde olabilir. Ancak iki savaşın koşulları arasındaki büyük farka bakıldığında bu karşılaştırmanın saha gerçekliği bakımından isabetli olmadığı ortada. Her şeyden önce 2006 yılında her iki taraf da hedeflerini ilan etmişti. Ama şu an her ikisinin de hedefleri belli değil. Bu da sınırda yaşananların sırf ‘çatışmış olmak için çatışmaktan’ ibaret olduğu sonucuna götürüyor. Lübnan’ın güney sınırlarında ya da kuzey cephesi olarak adlandırılan bölgede olup bitenlerin siyasi hedeflerinden ve bunun sahadaki manevraların kısıtlanması üzerindeki etkisinden bağımsız olarak mevcut saha koşulları ile 2006 saldırısına eşlik eden koşullar arasında yapılan ve her ikisinde de farklı bir savaş sistemi ortaya koyan bir karşılaştırma bize şu sonuçları veriyor:

Hizbullah’ın 2006 yılında dayandığı güç noktaları:

1. Füze kullanımı: Hizbullah o dönemde füze yeteneklerini etkili bir şekilde kullandı ve İsrail güçleri, ülkenin kuzeyine yönelik her gün gerçekleşen füze yağmurunu durdurmakta yetersiz kaldı. Füzelerin coğrafi dağılımı şu şekildeydi:

- (Akka’dan Kiryat Shmona’ya kadar) Celile bölgesine 530 füze; (Hadera’dan Akka’ya kadar) kıyı bölgesine 221 füze; (Tiberya, Bet Şean ve Afula dahil) Ürdün Vadisi bölgesine 217 füze; ayrıca Yehuda ve Şomron (Samarya) bölgelerine düşen uzun menzilli iki füze. Hadera şehri, güneyde Hizbullah füzelerinin eriştiği en uzak mesafe olarak kaydedildi.

İsrail hükümetinin geç kalınmış bir karar olarak 9 Ağustos’ta kapsamlı bir kara operasyonu başlatma kararı alması, Hizbullah için elverişli bir fırsat oldu. Zira bu saldırı ordunun, büyük bir gerileme yaşadığı el-Hiyam Ovası’ndan başlayarak batıda Bayada bölgesinden ortada Aynata’ya ve Bint Jbeil’e kadar kara cephesi boyunca geriye kalan itibarını da yerle bir etti.

Raad-2 ve Raad-3 füzeleri de Hayfa şehrini vurdu. Bu saldırıda tren istasyonu zarar görürken, onlarca İsrailli de öldü veya yaralandı. Ardından füzeler, Hayfa sonrası aşamaya girdi ve Hayber modeli füzeler ilk kez Afula, Yukarı Nasıra ve Givat Ela yakınlarına düştü ki bu, İsrail’i şok etti. Bu bağlamda en gelişmiş donanma gemisi olan Sa’ar-5 korvetinin, Çin yapımı C-802 tipi gemisavar füzesiyle hedef alınmasının yaşattığı büyük şoku göz ardı edemeyiz.

2- Müstahkem mevzilerden çatışma: RAND Corporation’dan araştırmacı Benjamin Lambeth şöyle diyor:

Geleneksel güçlerle ilk kara saldırısı, 17 Temmuz’da Maroun el-Ras köyü yakınlarında başladı. Burada İsrailliler ilk kez Hizbullah’ın mevzilerindeki tahkimatın boyutunu fark etti. Daha önceden bunun farkında değillerdi. Günler geçtikçe pek çok İsrail ordusu komutanının, İsrail’in 1982’de gerçekleştirdiğine benzer bir saldırıyı başlatma konusunda isteksiz olduğu açığa çıktı.

Lambeth değerlendirmesinin sonunda ‘askerlerin Lübnan’ın güneyine girdiği zamanda görevler ve hedefler konusundaki büyük kafa karışıklığını’ eleştiriyor ve İsrail ordusunun daha önceki saldırılarının ayırt edici özellikleri olan odaklanmanın ve gücün o kara saldırılarında olmadığına dikkat çekiyor.  

cdfevgr
Güney Lübnan’daki Ayta eş-Şaab kasabası semaları, İsrail bombardımanı nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)

Kara saldırılarına sahne olan sınır köyleri İsrail ordu birlikleri için tam anlamıyla küçük düşme duraklarına dönüştü. İsrail hükümetinin geç kalınmış bir karar olarak 9 Ağustos’ta kapsamlı bir kara operasyonu başlatma kararı alması da Hizbullah için elverişli bir fırsat oldu. Zira büyük bir gerileme yaşadığı el-Hiyam Ovası’ndan başlayarak batıda Bayada bölgesinden ortada Aynata’ya ve Bint Jbeil’e kadarki kara cephesi boyunca ordunun geriye kalan itibarını da yerle bir etti. Aynata’da 30’dan fazla askeri öldü. Bu hezimet, yaklaşık otuz Merkava tankının kaybıyla efsanevi bir ders aldığı el-Huceyr Vadisi’nde doruğa ulaştı.  

3- İsrail Hava Kuvvetleri’nin sınırlı gücü: İsrail’in yoğun olarak konuşlandırılmış ve işletimi kolay platformlardan kısa menzilli füzelerin fırlatılmasını önleme yeteneği sınırlıydı. İsrail, bu füzelerin yüzde 90’ından fazlasını imha ettiğini iddia etse de kısa menzilli Katyuşa roketlerinin savaşın son gününe kadar fırlatılmaya devam etmesi, Hizbullah’ın bu savaştaki zaferinin sembolü haline geldi.

Hizbullah, 2006 yılında İsrail’de bir şoka sebep olan füze sisteminin kullanımına müsaade etmeyen ve sınırlardan sızarak Gazze savaşçılarının yaptığı gibi yerleşimlere saldırma imkânı vermeyen bariz kısıtlamalarla birlikte güneydeki askerî durumla yüzleşti.

4- Savaşın İsrail içlerine taşınması: İsrail içlerine yönelik füze bombardımanı, içerideki cephe için yıpratıcı bir durumun oluşmasına katkı sağladı. Özellikle o bölgelerdeki yerleşimcilerin yaşam düzenini bozmak, içlerine korku salmak ve gündelik hayatlarını sekteye uğratmak amacıyla kuzeydeki yerleşim yerlerine sürekli ve yoğun saldırı düzenlendi. Bu durum, İsrail’in Lübnanlı sivilleri hedef alması ile Hizbullah’ın İsrail iç cephesini hedef alması arasında bir caydırıcılık dengesi kurdu. Nitekim savaş dönemi boyunca bir milyondan fazla İsrailli yerleşimci sığınaklarda kalmaya mecbur olurken, yaklaşık 300 bin kişi de bir süreliğine evlerini terk ederek güneye sığındı. Böylece Hizbullah, İsrail iç cephesini savaş cephesinin bir parçası haline getirmeyi başardı.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Aksa Tufanı’nın mimarları ve operasyonun arkasındaki siyasi hedeflere tutunanlar, 7 Ekim’den bu yana Hizbullah’a yeni angajman kuralları dayattılar. Hizbullah, 2006 yılında İsrail’de bir şoka sebep olmuş füze sisteminin kullanımına müsaade etmeyen ve sınırlardan sızarak Gazze savaşçılarının yaptığı gibi yerleşimlere saldırma imkânı vermeyen bariz kısıtlamalarla birlikte güneydeki askerî durumla yüzleşti. Yeni savaş sisteminde İsrail’in, 2006’da başarısız olan ordusunun itibarını geri kazanmak için Güney Lübnan üzerinden bir kara saldırısı yapması pek mümkün görünmüyor. Aynı şekilde Hizbullah’ın da el-Huceyr Vadisi ve el-Hiyam Ovası’ndaki dersleri tekrar vermek için düşmanı içlere doğru çekmesi pek mümkün gözükmüyor.

Angajman kuralları

Hizbullah, yaptıklarıyla Gazze’ye ne verebiliyor? Gazze’deki savaşın siyasi hedefleri, Hizbullah’ın tahkim edilmiş bölgelerinden çıkmasını, böylece unsurlarının her gün ölmesini ve füzelerini kullanmaktan menedilmesini mi gerektiriyor? Tahran, Gazze savaşçılarına gerçekten destek olmayı istiyor mu?

Yeni angajman kuralları, Hizbullah’ı düşmanı müstahkem bölgelerde bekleme ve doğru zaman ve mekânda zaferler elde etme imkânından mahrum etti. Hizbullah bu sefer sınır şeridi boyunca yerin üstünde savaşıyor ve tanksavar silahlarını düşman tarafından görülen ve tahkim edilmesi zor olan yeni bölgelerden fırlatıyor. Bu esnada düşman askerleri de kendi mevzilerini ve Hizbullah’ın ateş menziline yerleştirilen zırhlılarını siper ediniyor.

Bu noktada akla gelen sorular şunlar:

Hizbullah, yaptıklarıyla Gazze’ye ne verebiliyor? Gazze’deki savaşın siyasi hedefleri, Hizbullah’ın tahkim edilmiş bölgelerinden çıkmasını, böylece unsurlarının her gün ölmesini ve füzelerini kullanmaktan menedilmesini mi gerektiriyor? Tahran, Gazze savaşçılarına gerçekten destek olmayı istiyor mu?

Gazze’de İsrail’in, Hamas’ın ortadan kaldırılması ve Filistinlilerin göç ettirilmesi gibi hedeflerinin yüksek tavanı, kalıcı bir ateşkese varmayı engelliyor. Lübnan’da ise hem Hizbullah’ın hem de İsrail’in bu sınır ötesi çatışmanın sebeplerini bilmemesine rağmen kimse ateşkes için çabalamıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor
TT

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen yönetimi, hükümet güçlerinin Batı Sahili’nde geniş bir alanı Husi grubuna kaptırmasının ardından önceliklerini yeniden düzenliyor. Husiler, 3-11 Eylül tarihleri arasında düzenledikleri saldırılarda Hays, el-Huha, el-Muha ve limanının yanı sıra Babülmendeb, Meyyun Adası ve Kızıldeniz'in güneyindeki diğer Yemen adalarının kontrolünü ele geçirdi.

Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Üyesi Tarık Salih liderliğindeki Ulusal Direniş Güçleri, 9 Ağustos- 10 Eylül tarihleri arasındaki çatışmalarda 500'den fazla mensubunun hayatını kaybettiğini, yaklaşık bin 500 kişinin yaralandığını bildirdi. Husiler tarafında ise binden fazla ölü ve binlerce yaralı olduğu açıklanırken, saldırıların İran Devrim Muhafızları ve müttefikleri tarafından yönetilip desteklendiği öne sürüldü.

Yemen yönetimi, direnişin süreceğini ve inisiyatifi yeniden ele geçireceklerini vurgulayarak, birlikleri yeniden organize etme ve konuşlandırma çalışmalarını sürdürüyor. Hükümet kaynakları, yerinden edilen sivilleri karşılamak üzere yapılan hazırlıklarla eş zamanlı olarak bazı askeri unsurların Marib'e sevk edildiğini aktardı.

Öte yandan Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre artan çatışmalar, ciddi yardım yetersizliği ile barınak, su, gıda ve sağlık hizmetleri eksikliğinin yaşandığı 6 vilayette 9 binden fazla aile yerinden oldu.


Ukrayna, Rus gemilerine saldırmak için Libya’daki bir üssü mü kullanıyor?

Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
TT

Ukrayna, Rus gemilerine saldırmak için Libya’daki bir üssü mü kullanıyor?

Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)

Libya’da, Ukrayna basınında yer alan ve batıdaki Misrata kentinde bulunan bir askeri üssün Rusya’nın “gölge filosu” ile bağlantılı gemilere yönelik saldırılarda kullanıldığını öne süren haberlerin ardından siyasi ve güvenlik endişeleri arttı. Gözlemciler ise ülkenin Moskova ile Kiev arasındaki çatışmanın içine çekilmesi konusunda uyarıda bulunuyor.

Söz konusu endişeler, CNN’in yayımladığı bir haberin ardından daha da arttı. CNN, Libya’da bulunduğunu belirttiği “Ukraynalı bir deniz İHA operatörünün”, biriminin Rusya’nın “gölge filosu” ile bağlantılı gemilere saldırmak üzere Misrata’daki bir askeri üssü kalkış noktası olarak kullandığını ve bunun karşılığında yerel güçlere eğitim verdiğini söylediğini aktardı.

Cumartesi günü yayımlanan haberde, “istihbarat kaynakları ve Ukraynalı askeri yetkililere” dayandırılan bilgilere göre, deniz İHA’ları konusunda uzman Ukraynalı unsurlar 2025 yılının sonlarından bu yana Libya’nın batısında bulunuyor.

Batı Libya’daki makamlar aylardır gündeme getirilen iddialara ilişkin açıklama yapmaktan kaçınırken, geçici Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı sessizliğini bozarak Misrata askeri üssünün dış taraflara veya çıkarlara yönelik operasyonlarda kullanıldığı yönündeki “iddiaları” yalanladı.

Savunma Bakanlığı’nın açıklaması, Ukrayna merkezli “UNITED24 Media” platformunun 6 Eylül’de yayımladığı ve Ukrayna’nın Libya’dan havalanan 12 İHA ile yaptırım uygulanan Rus yük gemisi “Lady Maria”yı Girit Adası yakınlarında Akdeniz’de hedef aldığı yönündeki iddiaların ardından geldi.

Ulusal Birlik Savunma Bakanlığı cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, “Misrata askeri üssünün veya herhangi bir ulusal askeri tesisin Libya devletinin egemenlik görevleri dışında herhangi bir saldırının başlatılması ya da herhangi bir tür askeri operasyonun gerçekleştirilmesi amacıyla kullanılmasına izin veren hiçbir anlaşma, düzenleme veya koordinasyonun bulunmadığını kesin bir dille reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu, mart ayından bu yana Akdeniz’de Rus yük gemilerinin Libya topraklarından kalkan İHA’larla hedef alındığına ilişkin haberlerin ikinci kez gündeme gelmesi. İddialar, Libya’nın Rusya-Ukrayna çatışmasının içine çekilmesi yönündeki siyasi ve güvenlik endişelerini artırıyor.

Bununla birlikte, Savunma Bakanlığı, Başbakan Abdülhamid Dibeybe’nin de yürüttüğü bakanlık sıfatıyla yaptığı açıklamada, gündeme getirilen tüm iddialara ilişkin olarak “hiçbir yabancı tarafa herhangi bir ülke veya taraf aleyhine düşmanca eylemlerde bulunmak amacıyla Libya topraklarını, tesislerini, hava sahasını veya karasularını kullanma izni vermediğini” vurguladı. Bakanlık ayrıca hiçbir ulusal askeri tesisin bu amaçla tahsis edilmediğini veya kullanılmadığını belirtti.

Sorumlu taraf kim?

Askeri araştırmacı Şerefeddin Ali el-Alvani, Libya’nın batısındaki Trablus, Misrata ve Zaviye gibi kentleri “devlet içinde devlet” olarak nitelendiriyor. Alvani, grupların, milislerin ve mevcut durumdan fayda sağlayan tüm kesimlerin “para karşılığında açık silah pazarının anahtarlarını elinde tuttuğunu” belirtiyor.

cdgbthynj
Mart ayından bu yana Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)

Alvani, bunun yalnızca Ukrayna yapımı silah ve İHA ticaretiyle sınırlı olmadığını, “her şeyin mubah hale geldiği bir karaborsa ekonomisini canlandırdığını” ifade ediyor.

Alvani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu gerçeklik, Libya’daki askeri ve güvenlik kurumlarını birleştirme çabalarının başarıya ulaşması ve tüm silah depolarının Genel Komutanlığın çatısı altında toplanmasıyla sona erebilir” dedi.

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti 6 Eylül’de, “Trablus ve Zaviye’deki petrol depoları ile Zaviye Elektrik Santrali’ni hedef alan intihar İHA saldırılarına karışan organize bir sabotaj hücresinin dağıtıldığını” açıklamıştı.

Özellikle hükümete muhalif kesimler arasında “tartışma ve şüphelerin” sürdüğü bir dönemde Ulusal Birlik Hükümeti, Savunma Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen “nitelikli güvenlik ve istihbarat operasyonunun” sonucunda Libyalı ve yabancı 5 kişinin yakalandığını ve petrol depolarını hedef alan intihar İHA saldırılarına karışan organize bir sabotaj hücresinin çökertildiğini bildirmişti.

Eski Libya Savunma Bakanı Muhammed el-Bergasi ise daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yaptırım uygulanan Rus yük gemisi “Lady Maria”nın Girit Adası yakınlarında Akdeniz’de hedef alındığı iddia edilen 12 İHA’nın Libya topraklarından havalandığı ihtimalini dışlamıştı.

Bergasi, “Bu İHA’ların denizdeki bir geminin üzerinden havalanmış olması daha muhtemel. Çünkü bunların çalıştırılması için pist veya karada bulunan fırlatma platformlarına ihtiyaç yok” değerlendirmesinde bulundu.

Bergasi’nin değerlendirmesinin yanı sıra güvenlik uzmanları da “söz konusu İHA’ların Libya’dan havalandığını gösteren gerçek bir kanıt bulunmadığını” belirtiyor.

Daha önce de “kimliği belirsiz İHA’lar” Trablus ve Zaviye’deki petrol tesislerinin yanı sıra Zaviye Elektrik Santrali’ni hedef almıştı. Saldırıların arkasında kimin bulunduğuna ilişkin belirsizlik sürerken, dikkat çeken nokta ise İHA’ların Libya’nın diğer bölgeleri yerine yalnızca ülkenin batısındaki kritik tesislere yönelmesi oldu.

 Mart ayındaki saldırı

Rusya’ya ait “Arctic Metagaz” isimli tanker, mart ayının başlarında Libya açıklarında ağır hasar almıştı. Rusya Ulaştırma Bakanlığı o dönemde yaptığı açıklamada, Arktik bölgesindeki Murmansk Limanı’ndan sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan tankerin “Ukrayna donanmasına ait İHA’ların saldırısına uğradığını” ve saldırıda kullanılan silahların “Libya kıyılarından fırlatıldığını” açıklamıştı.

Rus haber ajansı Interfax da dönemin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yardımcılarından Nikolay Patruşev’in, Akdeniz’de Rusya’ya ait sıvılaştırılmış doğal gaz tankerine düzenlenen saldırıyı “uluslararası terör eylemi” olarak nitelendirdiğini aktarmıştı.

Şüphelerin arttığı ve Ukrayna’nın Libya’nın batısındaki varlığına ilişkin iddiaların önüne geçilmek istendiği bir dönemde Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakanlığı, “dost ülkelerle gerçekleştirilen her türlü askeri iş birliği ve teknik eğitimin resmi ve yasal çerçevelere tabi olduğunu” vurguladı.

Bakanlık ayrıca “Libya devletinin egemenliğine tam bağlılığını” ve “Libya topraklarının, ulusal güvenliği veya ülkenin dış ilişkilerini tehlikeye atabilecek eylemler için bir üs olarak kullanılmasını reddettiğini” belirtti.

Fransa’nın RFI radyosu tarafından geçen nisan ayında hazırlanan araştırma da Ukrayna ile Rusya arasındaki Afrika’daki “gizli çatışmanın” boyutlarını ele almış ve Libya’nın bu mücadelenin yeni sahnelerinden birine dönüştüğüne dikkat çekmişti.


Sisi ve Abiy Ahmed BRICS’te görüşmedi... Kriz sürüyor

BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi ve Abiy Ahmed BRICS’te görüşmedi... Kriz sürüyor

BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Yeni Delhi’de pazar günü sona eren BRICS Zirvesi, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed arasında ikili görüşme gerçekleşmeden tamamlandı. İki ülke arasındaki gerilimin merkezinde Nil Nehri ve Etiyopya’nın Mısır’ın su payını güvence altına alacak hukuken bağlayıcı bir anlaşmayı kabul etmeden inşa ettiği Hedasi (Rönesans) Barajı bulunuyor.

Uzmanlar, Şarku’l Avsat’a görüşmenin gerçekleşmemesinin Mısır’ın Etiyopya’ya yönelik güven eksikliğini ve Addis Ababa’nın kriz yönetimine ilişkin itirazlarını açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Uzmanlar ayrıca Mısır’ın BRICS kapsamındaki diplomatik girişimlerinde su meselesini ve uluslararası hukuka saygının önemini gündeme getirmesinin, Kahire’nin tutumunu sürdürdüğünü ve Etiyopya’nın tek taraflı adımlarını reddettiğini gösterdiğine dikkat çekti.

Mısır ile Etiyopya arasındaki ilişkiler, Addis Ababa’nın 2011 yılında Nil Nehri üzerinde, aşağı kıyıdaş ülke olan Mısır’la koordinasyon sağlamadan bir baraj inşa etmeye başlamasının ardından gerildi. Yaklaşık on yıl süren müzakereler 2024’te iki ülke arasında donduruldu. Etiyopya’nın Nil Nehri üzerinde yeni barajlar inşa etme niyetini açıklamasıyla gerilim yeniden tırmandı. Mısır ise bunu kabul etmesinin mümkün olmadığını ve su kaynakları üzerindeki haklarını savunmak için meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu defalarca açıkladı.

dfvyj
Mısır Cumhurbaşkanı, cumartesi akşamı Güney Afrikalı mevkidaşıyla görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı ve resmi Etiyopya Haber Ajansı’nın açıklamalarına göre Sisi ve Abiy Ahmed, BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerle çeşitli ikili görüşmeler gerçekleştirdi ancak birbirleriyle baş başa bir görüşme yapmadı.

Hatta zirvenin resmi aile fotoğrafında dahi Sisi ile Abiy Ahmed birbirlerinden ayrı konumlandı. Etiyopya Başbakanı ikinci sırada, Sisi ise ön sırada yer aldı. Kameralara iki lider arasında kısa bir sohbet dahi yansımadı.

Mısır Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Ahmed Alaa Fayid, zirve sırasında liderler arasındaki görüşmelerin önceden yapılan koordinasyonla gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Fayid, “BRICS Zirvesi’nde Etiyopya Başbakanı ile bir görüşme yapılmadı” dedi. İki ülke arasındaki ilişkilerin “en iyi döneminde olmadığını” belirten Fayid, ilişkilerin geçmişte daha iyi olduğu dönemlerin bulunduğunu ifade etti.

Ulusal Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde Afrika işleri uzmanı Hüseyin el-Buhayri ise Sisi ile Abiy Ahmed arasında zirve kapsamında görüşme gerçekleşmemesinin, Mısır’ın mevcut Etiyopya hükümetine duyduğu güven eksikliğini yansıttığını söyledi.

dfrgthyj
Etiyopya Başbakanı, BRICS Zirvesi’ndeki konuşması sırasında (Etiyopya Haber Ajansı)

Buhayri, Etiyopya hükümetinin Mısır ile su meselesinin çözülme ihtimaline ilişkin herhangi bir olumlu işaret vermediğini belirterek, Etiyopya barajı dosyasının iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin geleceğini belirleyen en önemli unsur olmaya devam edeceğini ifade etti.

Buhayri’ye göre görüşmenin gerçekleşmemesi, Mısır’ın Etiyopya’ya “mevcut politikalarını ve uzlaşmaz ve düşmanca tutumlarını sürdürmesinin siyasi ilişkilerdeki durgunluğun devam etmesine yol açacağı” yönünde doğrudan bir mesaj vermesi anlamına geliyor.

Etiyopyalı siyasi analist Abdüşşekur Abdüssamed de iki ülke arasındaki ilişkilerdeki durgunluğun ve ihtilaflı konularda uzlaşma perspektifinin bulunmamasının görüşmenin yapılmamasının nedenlerinden biri olduğunu belirtti. Abdüssamed ayrıca görüşmenin medyada “olumlu olmayan” bir şekilde ele alınmasına ilişkin kaygıların da etkili olmuş olabileceğini söyledi.

Mısır BRICS’te su dosyasını gündeme taşıdı

Sisi ile Abiy Ahmed arasındaki ikili görüşmenin su anlaşmazlığı nedeniyle gerçekleşmemesine rağmen su meselesi, Mısır’ın zirve kapsamında yürüttüğü ikili temasların gündeminde yer aldı.

Sisi, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ile bir araya geldi. Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından cumartesi akşamı yayımlanan açıklamaya göre iki lider, güvenlik ve istikrarın desteklenmesi ve anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesine yönelik çabaların yoğunlaştırılmasının önemini vurguladı.

Sisi ve Ramaphosa, Mısır ile Güney Afrika’nın özellikle Afrika ortak çalışmalarının güçlendirilmesi ve uluslararası platformlarda Afrika ülkelerinin tutumlarının ortaklaştırılması konusunda sorumluluk üstlendiğini belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, “Su meselesiyle ilgili olarak iki taraf, uluslararası hukuk kurallarına saygı gösterilmesi ve bölgesel güvenlik ve istikrarı koruyacak şekilde ülkelerin haklarının güvence altına alınması için çalışılması gerektiğini vurguladı” ifadelerine yer verildi.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın BRICS görüşmelerinde su haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurgulaması, Buhayri’ye göre Kahire’nin bu konudaki resmi tutumunu yansıtıyor.

Buhayri, Nil sularının Mısır halkı açısından “bir ölüm kalım ve varoluş meselesi” olduğunu belirterek Kahire’nin Nil Nehri üzerindeki haklarından tamamen vazgeçmeyeceğini ve özellikle su dosyasında Mısır’ın ulusal güvenliğine zarar verecek herhangi bir taviz veremeyeceğini söyledi.

Buhayri, BRICS çatısı altındaki diplomatik girişimlerin özellikle Güney Afrika, Çin ve Rusya başta olmak üzere örgüt üyesi ülkelerin tutumlarını harekete geçirmeyi ve Etiyopya’ya baskı yapılmasını amaçladığını belirtti.

Buna göre Kahire, Etiyopya’nın Nil Nehri üzerindeki Mısır’ın su haklarını güvence altına alacak hukuken bağlayıcı bir anlaşmaya varılması yönündeki taleplerine yanıt vermesi için Addis Ababa üzerinde baskı oluşturulmasını hedefliyor.

İlişkilerin yeniden düzelmesi ihtimali

Bu karamsar tabloya rağmen Fayid, Mısır ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin yeniden eski seviyesine dönebileceğini göz ardı etmedi.

Fayid, bunun için iki ülke arasındaki işbirliğinin, Etiyopya’nın kalkınma arzusuyla Mısır’ın su haklarına zarar vermeme yükümlülüğünü aynı anda gözeten bir düzeye taşınması gerektiğini vurguladı.