Uluslararası Kızılhaç Komitesi Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan'da insani bir çözüm için Cidde Müzakereleri’ne güveniyoruz

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan'da insani bir çözüm için Cidde Müzakereleri’ne güveniyoruz
TT

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan'da insani bir çözüm için Cidde Müzakereleri’ne güveniyoruz

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan'da insani bir çözüm için Cidde Müzakereleri’ne güveniyoruz

Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf, Sudan'da insani bir çözüme ulaşılması yolunda Cidde Müzakereleri’nin önemini ve gerekliliğine vurgu yaptı. Yusuf, Şarkul Avsat’a verdiği röportajda Sudan'daki krizin ve diğer Afrika ülkelerinin çektiği acıların, Ortadoğu ve Ukrayna'daki savaşla meşgul olunurken unutulmasından duyduğu endişeyi dile getirdi.

Yusuf, Sudanlı yetkililer ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerde ülkedeki insani durum, Sudan’daki ICRC ve Kızılay ekiplerinin çalışmalarının kolaylaştırılması, Port Sudan ve Hartum’da uluslararası insani hukuk konusunda eğitim atölyeleri düzenlenmesi konuları ele alındı. Yusuf’un yaptığı bu görüşmeler, Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde devam eden müzakereler esnasında savaşın her iki tarafıyla yaptığı görüşmelerin bir uzantısı olarak geldi.

Yusuf, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Port Sudan'da hükümet yetkilileri ve güvenlik makamlarıyla görüştüğünü ve Kassala, Gadarif ve Vad Medeni'den Hartum'a kadar araçla gerekli hareketlilik için onay aldığını söyledi. Yusuf, “Bu benim Hartum'a ilk ziyaretim değil. Geçtiğimiz altı ay boyunca 30'dan fazla ziyaret gerçekleştirdik. Bu süre zarfında bağımsız arabulucular olarak Maigoma Yetimhanesi tahliyesi, mahkumların serbest bırakılması ve bazı tıbbi malzemelerin hastanelere ulaştırılması da dahil olmak üzere çeşitli faaliyetlerde bulunduk” dedi.

Yusuf, Hartum'a yaptıkları son ziyaret sırasındaki çalışmalarının yakın koruma olmadan gerçekleştirildiğini ve bunu kendilerinin talep etmediğini açıkladı. Yusuf, “Hartum'a rutin bir giriş yok. Şu ya da bu tarafın kontrolündeki bölgelerden geçmek için ordudan ve HDK’den izin almanız gerekiyor. Hangi rotayı izleyeceğimizi, hangi köprüden geçeceğimizi ve belirli bir yerde ne kadar zaman geçireceğimizi onlara bildirmek zorundayız” dedi.

Şikayetler ve riskler

Sudan'ın başkentindeki insani durumu değerlendiren Yusuf şunları söyledi: “Hartum'u üzgün gördüm. Hartum’un üzerinde siyah duman bulutları yükseliyor, kurşun ve bomba sesleri yerleşik halkın kulaklarını sağır ediyordu. Ziyaret ettiğim tüm bölgeler tamamen boştu. Dükkanlar kapalı, yollar boş ve her yerde gözle görülür bir askeri varlık vardı.”

Şarku’l Avsat, Yusuf’a savaşın her iki tarafıyla yaptığı görüşmelerin içeriğini sordu. Buna cevaben Yusuf, onlarla uluslararası insancıl hukukun nasıl uygulanacağı ve sivillere nasıl saygı gösterileceği hakkında konuştuğunu belirterek, ordu ve HDK temsilcilerinden geçtiğimiz mayıs ayında düzenlenen Cidde Müzakereleri’ndeki taahhütlerine bağlı kalmalarını istediğini kaydetti. Yusuf, “İki taraf da sivillerin yaşamlarına saygı gösterme taahhütlerini beyan ettiler. Bu taahhütler sadece uluslararası insancıl hukuk tarafından değil, aynı zamanda İslam hukuku ve Sudan insani gelenekleri tarafından da güvence altına alınmıştır” diye ekledi.

Yusuf ayrıca, Sudan Kızılayı çalışanlarının şikayetlerinden de bahsetti ve görevlilerin gömmek üzere yollardan ceset topladıkları için büyük risklerle karşı karşıya olduklarını söyledi. “Bu başlı başına zor bir mesele ve çatışmalar devam ettikçe daha da zorlaşıyor” diyen Yusuf, “Binlerce gönüllü çok kötü koşullarda hayatına devam ediyor. Ancak Darfur, Hartum ve diğer eyaletlerde tüm samimiyetleriyle çalışmaya devam ediyorlar. Bir de gittikleri yerlerde neden yardım dağıttıkları konusunda tutuklanmaya ve hesap vermeye maruz bırakılıyorlar” ifadelerini kullandı.

ICRC’nin Darfur'da “çok sayıda mahkûm ve tutuklunun serbest bırakılması” için gösterdiği çabalara da değinen Yusuf, net bir sayı belirtmedi. “Konu tamamlanana kadar ayrıntılar hakkında konuşamam” diyen Yusuf, ICRC’nin henüz gerçek sayıya ulaşamadığını doğruladı. Yusuf ayrıca, “yetkililerin ülkedeki tüm gözaltı yerleri hakkında tam bir fikre sahip olmadığına” dikkat çekti.

ICRC’nin Sudan'daki tutukluların serbest bırakılmasına yönelik çabalarını da değerlendiren Yusuf, ordu tarafından alıkoyulan 30 tutuklunun ve aylar önce HDK’nin elinde bulunan 100'den fazla tutuklunun serbest bırakılmasına” yardımcı olunduğunu söyledi. Yusuf, “Tüm bunlar kayıt altına alındı ve tespit edildi. Serbest bırakılmaları sağlandıktan sonra varış yerleri belirlenerek sahadaki temsilcilerin yardımıyla ailelerine teslim edildiler” dedi.

Çok sayıda tutuklu çocuğun yanı sıra “Hartum'da 44'ü yaralı olmak üzere toplam 254 tutuklunun serbest bırakılmasını” sağladıklarını açıklayan Yusuf, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beklentilerime göre çalışmalar tamamlanacak. Her iki taraftan da garanti aldık. Doksan yaşlarında yaşlı bir kişinin durumu da dahil olmak üzere özel durumları olanlar var. Bu yaşlı kişi, herhangi bir taraf için tehlike arz etmediğini, tıbbi bakıma ihtiyacı olduğunu dolayısıyla serbest bırakılması gerektiğini söyledi. Biz de bu tür kişilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. Genellikle her iki taraf da bizimle bu konuda iş birliği yapıyor.”

Yusuf, tüm tutukluların ailelerine iade edilmesini umduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Cidde Müzakereleri’nin konusu ve amacı budur. Temsilcilerimiz oradaki iki tarafla birlikte. Ben de şahsen Suudi Arabistan'da taraflar ve arabulucularla bir araya geldim ve insani koşulları konuştuk.”

İhtiyaçlar ve finansman

Örgütün çalışmalarını ve insani yardım operasyonlarını finanse etmek için gereken bütçelerle ilgili olarak konuşan Yusuf, uluslararası arenaya “Sudan'ı unutmama” çağrısında bulundu. Yusuf, “Bir miktar fon aldık ve insani durumun kötüleşmesine bağlı olarak daha fazla kapasiteye sahip olacağımızı ve daha fazla yardım malzemesi elde edeceğimizi umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Yusuf sözlerini şöyle sürdürdü: “Ortadoğu ve Ukrayna'daki savaş ışığında Sudan, Somali, Etiyopya ve Afrika kıyıları gibi ülkeleri de unutmamak gerekiyor. Çünkü buralar çok hassas ve herhangi birinin güvenliği bir bütün olarak bölgenin güvenliğine bağlı. Dolayısıyla insani kuruluşların önündeki engellerin kaldırılması, sivillerin ve özgürlüklerini kaybeden ya da silahlı çatışmalardan zarar gören insanların kurtarılması için tek çözüm haline geliyor.”

İnsani ihtiyaçlara yönelik giderek artan talep konusunda uyarıda bulunan Yusuf şunları söyledi: “İnsani ihtiyaçlara olan ihtiyacın yardım edemeyeceğimiz noktaya gelmesinden korkuyorum. Ancak tarafların Sudanlıların acılarına, içinde yaşadıkları sefil ve trajik koşullara son verecek bir çözüme ulaşacaklarına dair büyük umudum var.”

Cidde Platformu

Yusuf, Cidde Platformu’nu ‘temel ve gerekli’ olarak nitelendirerek “İnsani duruma yönelik bir çözüme ulaşılması konusunda umutlar var. Sudan'a ilgi eksikliği olduğunu söylememize gerek yok. Hassas konuların masaya yatırılacağı ortak bir komitenin kurulmasının iyiye işaret olacağını umuyorum” dedi.

Yusuf, devam eden çatışmalardan duyduğu üzüntüyü dile getirerek şunları söyledi: “Dürüst olmak gerekirse aradan yedi ay geçti ve acımasız savaş ve çatışmalar her gün devam ediyor. Çocukların aşılanması için aşıları, diyaliz malzemelerini veya kanser ilaçlarını bulamayanlar da dahil olmak üzere ihtiyaç sahibi insan sayısı arttı.”

Yusuf, Sudan'da eğitim sürecinin durdurulmasının karmaşıklığını ve etkilerini anlatırken şu ifadeleri kullandı: “Okullar yerinden edilmiş insanlar için barınma alanları haline geldi. Eğer yetkililer okul sürecini yeniden başlatmaya karar verirlerse mültecilere ev sahipliği yapmak için alternatif yerler sağlamak zorunda kalacaklar.”

Yusuf ayrıca mültecilere ev sahipliği yapan komşu ülkelerin rolünün de göz ardı edilmemesi çağrısında bulundu. Zira Yusuf’a göre bu ülkeler “kendilerine sığınan insanların yükünü” taşıyor.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.