Yetkililerin gözyaşları samimi mi yoksa siyasi acındırma mı?

Tarih boyunca ağlamak, gerçek duygularıyla ya da yapay olarak kamuoyunu etkilemek amacıyla göz yaşlarıyla önemli isimlerin dünyasında var olmuştur.

Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
TT

Yetkililerin gözyaşları samimi mi yoksa siyasi acındırma mı?

Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)

Sana eş-Şami

Tarih boyunca gözyaşları herhangi bir kişi, cinsiyet veya sınıfla sınırlı olmadı. Her zaman zayıflık anlamına da gelmedi. Ancak birçok durumda bir güç kaynağına ve kelimelerin aktaramadığı duygusal bir durumu aktarmanın bir aracına dönüştü. Zira duyguları harekete geçirmek ve etkilemek, yalnızca akla hitap edebilecek her sözden daha güçlü bir silahtır.

İkna etmek ya da kaçınmak, açıklığa kavuşturmak ya da karartmak, kendini ve amaçlarını göstermek ya da kamufle etmek için kullanılabilen herhangi bir dil gibi, gözyaşları da insani uyaranların her alanında kullanılabilir.

Bu bağlamda siyaset dünyasında da gözyaşları var. Bu gözyaşları ya insan olarak yaşanan ve etkilenilen bir durumdan kaynaklanan gerçek ya da kamuoyunu etkileyebilmek veya istenen şeyleri elde edebilmek için bir araç haline gelen yapay duygular.

Gözyaşları hatırlatır

Merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat Ebu Ammar ağlayarak, kendisiyle birlikte Beyrut’ta İsrail işgaline karşı çatışma, kuşatma ve mücadele anlarını yaşayanları da ağlattı. Bir konuşmasında 1982 yılında Beyrut kuşatmasındaki yaşam tarzlarını, kararlılıklarını, yemeklerini nasıl hazırladıklarını, içecek sularını nasıl getirdiklerini anlattı ve Lübnan’daki Beaufort Kalesi’ni ve kalenin İsrail işgalinin eline geçmesini savunmak için aralarında subayların da bulunduğu 37 savaşçının cesaretinden bahsetti. Bu noktada Ebu Ammar, kendine hâkim olamadı ve gözyaşları dökerek duygularını ve onların cesaretlerine olan sevgisini açıkça dile getirdi. Düşmanın cesetlerinin üzerinden geçmesine izin vermediklerini söyledi. Duygularını ve birlikte olduğu veya iletişim kurduğu kişilerle yaşadığı her andan nasıl etkilendiğini anlattı.

Ebu Ammar, bu konuşmasında yanında bulunanlara isimleriyle hitap etmiş ve cümlenin başında “Ey kardeşim” demişti. Konuşmasını tamamen insani bir ana dönüştürmüştü. Dolayısıyla kişi ister lider, ister başkan, ister komutan olsun, duygusal olarak etkileyen ve etkilenen bir kişi olmaktan başka bir şey yapamaz.

Mizansen gözyaşı

Bazı Arap başkanları ve yetkililerinin ağladıkları veya ağıt yaktıkları anlar tarihe geçti ve hafızalara kazındı. Ancak halkın önünde ağlayan nüfuzlu isimlerin sayısında en büyük pay Lübnanlı siyasetçilere ait. Lübnan Başbakanı Fuaz Sinyora’nın Temmuz 2006 savaşının arka planında Beyrut’ta düzenlenen Arap bakanlar toplantısı öncesinde yaptığı müdahale sırasında ağladığı an, Arapların hafızasında halen varlığını sürdürüyor. Birçok taraf, bunu sempati çekmek için aldatıcı bir an olarak nitelendirdi.

Aynı şekilde Lübnan’ın eski Başbakanı Saad Hariri de birçok kez ağladı. Bunların en belirgini, ikamet ettiği yer olan Koraytem’de destekçilerini kabul ederken yaşandı. Kısa bir konuşma yaparak siyasi çalışmalarını değerlendirmiş ve aynı adımı atan babasını hatırlatmıştı. Bu durum karşısında Lübnan sokakları, gözyaşları ve amaçları konusunda inananlar ve şüpheciler arasında ikiye bölünmüştü.

Fotoğraf Altı: Seyircinin bu dokunaklı anlara tepkisi, şüphe ile yetkilinin güvenilirliğine inanma arasında değişiyor. (Pxhere)
Seyircinin bu dokunaklı anlara tepkisi, şüphe ile yetkilinin güvenilirliğine inanma arasında değişiyor. (Pxhere)

Ancak ağlayan son Lübnan başbakanı, hükümeti kurduktan sonra Necib Mikati oldu. Ağlaması ise, gözyaşlarının gerçek olmadığı şüphesiyle tepkilere yol açtı. Bazı taraflar bunu sempatik bir durum olarak nitelendirirken, kendisinin bir insan hakları savunucusu değil, milyarder bir adam olduğu ve bu nedenle halkın ve yoksulların ihtiyaçlarını bilmediği göz önüne alındığında, bazıları da ‘timsah gözyaşları ve kamuoyuna illüzyon yaratmanın bir biçimi’ olarak değerlendirdi.

Bazı psikoloji uzmanları, bir siyasetçinin ağlamasının, zayıfların önünde ağlayan güçlülerin gözyaşları olduğunu söylüyor. Bu nedenle insanlarda bu ağlamanın samimiyeti konusunda bazı soru işaretlerinin oluşması doğal. Politikacı bu anlarda halka sempati mi duyuyor, yoksa aldatıyor ve siyasi propaganda mı yapıyor?

Bu alanda çalışmalar yürüten uzmanlar, birçok siyasetçinin kurmaca olay, hikâye ve durumları anlatarak beyin yıkama yöntemlerini izlediğini söylüyor. Kamuoyu, inanma noktasına gelebiliyor. Dolayısıyla kişi bu uydurmalara inandığında oyunculuk rolü ortadan kalkıyor, durum sanki spontane ve gerçekmiş gibi görünüyor.

Gözlemciler şu değerlendirmede bulundu:

“Gözyaşlarının büyük bir kısmı mizansen. Bazen bir titreme sesi oluyor, bir gözyaşı, ardından bir sessizlik oluyor, ardından mendili çıkarıp gözyaşlarını siliyor ve ardından konuşmasına devam ediyor. Uzun yıllardır siyaset yapan herkes, halkın duygularıyla nasıl oynanabileceğini deneyimlemiştir. Gözyaşları bir zayıflık işareti olmaktan çıkıp bir güç unsuruna dönüşüyor.”

Sorumluluğun etkisi

Geçmişte, Mısır cumhurbaşkanlarının da gözyaşlarıyla dolu bazı olaylar var. Yaşlılık aşamasına geldikten sonra Cumhurbaşkanı Muhammed Necib, bir röportajda, ‘iktidara gelirken, 1952’de itaatsizlik ve çok sayıda ölümle sonuçlanan şiddetli bir isyanın ardından iki pamuk eğirme fabrikası işçisi için ölüm fermanını imzalaması’ hakkındaki bir soruya ağlayarak yanıt verdi. Bu durum ise onun bu karardan dolayı pişman olduğu izlemi uyandırdı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre 28 Eylül 1961’de Suriye ile Mısır arasında bölünme meydana geldi ve ardından iki ülke arasında sorunlar ortaya çıktı. Ancak diplomatik ilişkiler daha sonra geri döndü ve Suriye’nin Mısır büyükelçisinin itimatnamelerini kabul edildi. Büyükelçinin kısa bir konuşma yapması ve ardından evraklarını devlet başkanına sunması, diplomatik bir gelenekti. O sırada Suriye büyükelçisi Sami ed-Dürubi ayağa kalktı ve Cemal Abdülnasır’a, “Şanlı bir günde, başkanı olduğunuz bir cumhuriyetin vatandaşı değilmişim de bir yabancıymışım gibi olarak durmak beni üzüyor” dedi. Bu durum orada bulunan herkesi etkiledi ve başta Cemal Abdülnasır olmak üzere herkesi ağlattı.

Bir başka olayda Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır, 6 Gün Savaşları sonrasında ağladı. 8 Haziran 1967 Perşembe akşamı Abdülnasır, en yakın arkadaşı gazeteci Muhammad Hasaneyn Heykel ile görüşerek, gelişmeleri kendisine aktardı ve istifasını sunmayı planladığını bildirdi. Heykel’i, ertesi gün kitlelere yapacağı ve Mısır’ı yönetmekten istifa ettiğini duyuracağı konuşmayı yazması için görevlendirdi.

Heykel, el-İnficar (Patlama) adlı kitabında, koşulların, 9 Haziran Cuma gününü sabah 7’den akşam 6’ya kadar Abdülnasır’la birlikte geçiren tek kişinin kendisi olması gerektirdiğini anlatıyor. Belirttiğine göre sabah erkenden Abdülnasır’ın yanına gitti ve kendisine verdiği konuşma taslağını da yanında getirdi.

Heykel, bu zor dönemdeki toplantılarının son dakikasını anlatırken, el sıkıştıklarını ve hayatında ilk kez Abdülnasır’ın gözlerinde bir yaş fark ettiğini ve (Heykel’in) hızla ofisten dışarı çıktığını anlattı. Ona göre çünkü Başkanın, kendi gözlerinde de benzer bir gözyaşı görmesini istemiyordu.

Cumhurbaşkanı Enver Sedat ise eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’ın ölüm haberini duyunca ağlayarak evinin yolunu tuttu. İsrail’den geri aldıktan sonra Ariş’e Mısır bayrağını dikmek için gittiği gün de ağlamıştı. Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in de öldüğü gün Enver Sedat ile yollarının ayrılması üzerine Halk Meclisi’nde yaptığı konuşmada gözleri yaşardı. Oğlu Cemal ameliyat için Amerika’ya gittiğinde ve kendisine eşlik edemediğinde ve en son duruşması sırasında da ağlamıştı.

Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi ise defalarca kameralar önünde gözyaşlarını sergiledi. Bu durum, onu, meseleleri ele alma şekli konusunda eleştirilere ve sürekli şüpheciliğe maruz bıraktı.

Kalp kırıklığı ve motivasyon gözyaşları arasında

Kameralar önünde ağlayan Arap liderler arasında, Cezayir’in kurbanlarına rahmet dileyerek konuşmasına başlayan merhum Cezayir Devlet Başkanı Huari Bumedyen de var. Sertliğiyle tanınan merhum Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e gelince; kendisi bir akşam Iraklı bir çocuk önünde şiir okurken ağlamıştı. 1984’te bir konuşma yaparken de ağladı ve Irak ordusunun kurbanlarını ‘başarılarını ve kahramanlıklarını hatırlatarak’ selamlarken duygulandı. Konuşmasında Irak ordusunun İran’a karşı kazandığı zaferlerden, sınır bölgelerinde ve cephelerde konuşlanan güçlerden bahsetmişti.

Diğer yandan Batı ve Asya dünyasında ise eski ABD Başkanı Barack Obama kameralar önünde yedi kez ağladı. Bazı taraflar, onun gözyaşlarından şüphe ederken, bazıları da özellikle ikinci döneminin bitiminden sonra yaptığı veda konuşmasında, eşine ve yanında bulunanlara teşekkür ederken samimi göründüğünü belirtti.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi de Meta’nın kurucusu Mark Zuckerberg ile yaptığı sohbette ağladı. Kendisine 90 yaşındaki annesinin durumu sorulduğunda, annesinin onlar için neler yaptığını anlatıyordu.

Ama zayıflık ve yenilgi durumunu zafere, güce ve genişlemeye dönüştüren ağlayış, Singapur Başbakanı Lee Kuan Yew’in 1965’te ülkesinin Malezya Federasyonu’ndan ayrılmasının ardından yaşandı. O dönemde ülkesi, yolsuzluklarla dolu bir ülkeydi, ‘sivrisinekler ve bataklıklar ülkesi’ olarak anılıyordu ve haritada yeri yoktu. Ancak o zamandan bu yana en önemli gelişmiş ülkelerden biri haline geldi.



Fuad Hüseyin: Trump'ın özel temsilcisi Mark Savaya'nın yerine Irak dosyasını Tom Barrack devraldı

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
TT

Fuad Hüseyin: Trump'ın özel temsilcisi Mark Savaya'nın yerine Irak dosyasını Tom Barrack devraldı

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)

Irak Dışişleri Bakanı ve cumhurbaşkanı adayı Fuad Hüseyin, Mark Savaya'nın artık ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak özel temsilcisi olarak görev yapmadığını ve yerine Tom Barrack'ın "Irak dosyasını yönettiğini" belirtti.

Hüseyin, Kurdistan 24 televizyonuna bugün verdiği röportajda, ABD'nin Nuri el-Maliki'nin başbakan adaylığına ilişkin tutumunun yeni bir durum yarattığını ifade etti.

Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) cumhurbaşkanlığı adayı Hüseyin, "Koordinasyon çerçevesi hâlâ Nuri el-Maliki'nin aday gösterilmesinde ısrar ediyor, ancak Amerika'nın son tutumu yeni bir durum yarattı ve Washington'un el-Maliki hakkındaki görüşünün geçici mi yoksa kalıcı mı olduğu belirsiz" ifadesini kullandı.

Bu değişiklik, Washington'un Irak siyasetinde İran etkisini sınırlama çabaları nedeniyle Washington ve Bağdat arasında artan gerilimlerin ortasında gerçekleşti.

Savaya, Iraklı-Amerikalı Hristiyan bir iş adamı ve Trump tarafından üst düzey görevlere atanan birkaç Arap-Amerikalıdan biri. Trump, Detroit'te ve ülke genelinde Arap ve Müslüman oylarını kazanmak için 2024 başkanlık kampanyasını yoğunlaştırmıştı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir kaynak, Savaya'nın, eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin bir sonraki başbakanlık için aday gösterilmesini engelleyememesi de dahil olmak üzere, önemli durumları "yanlış yönettiğini" söyledi. Bu, Trump'ın Bağdat'ı açıkça uyardığı bir hamleydi.

Detroit'te bir kenevir işletmesi olan ve Trump ile yakın bağları bulunan Savaya'nın diplomatik deneyiminin olmaması göz önüne alındığında, elçi olarak seçilmesi sürpriz oldu. İki kaynak, atanmasından bu yana Irak'a resmi olarak seyahat etmediğini söyledi.

İki Iraklı yetkili, cuma günü Irak'ı ziyaret edip üst düzey yetkililerle görüşmeler yapmasının planlandığını ancak aniden bu görüşmeleri iptal ettiğini söyledi.

Bu olay, Trump'ın Irak'ı Maliki'yi başbakan olarak yeniden seçmesi halinde Washington'un petrol zengini ve ABD'nin yakın müttefiki olan bu ülkeye tüm desteğini keseceği konusunda uyarmasından günler sonra gerçekleşti.

ABD'nin görev süresi boyunca mezhep çatışmalarını körüklemek ve DEAŞ'ın yükselişine izin vermekle suçladığı Maliki, Irak'ın en büyük parlamento bloğu tarafından birkaç gün önce başbakanlığa aday gösterildi.


Haseke Valiliği için SDG'nin adayı kimdir?

Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
TT

Haseke Valiliği için SDG'nin adayı kimdir?

Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Haseke Valiliği için aday gösterdiği Nureddin Ahmed, Suriye hükümetinin adaylığına onay verdiğini açıkladı. Ahmed, bugün yaptığı medya açıklamasında, hükümet ile SDG arasında yarın yürürlüğe girmesi beklenen anlaşmanın başlamasından saatler önce, önümüzdeki iki gün içinde bir siyasi heyetle birlikte Şam’ı ziyaret edeceğini söyledi.

Şam’daki kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, adaylığa ilkesel düzeyde onay verildiğini ancak henüz resmi atama kararnamesinin çıkarılmadığını ve onayın resmen ilan edilmediğini ifade ettiler. Bu gelişmeler yaşanırken, dün Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Eş-Şara, görüşmede devletin Kürtlerin haklarına saygılı olduğunu vurgulayarak, tüm Suriyelilerin yasa önünde eşit ve eşit haklara sahip bulunduğunu belirtti.

Barzani ise Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan kapsamlı anlaşmaya desteğini dile getirerek, anlaşmanın Suriye’nin birlik ve istikrarını garanti edecek şekilde uygulanmasının önemini vurguladı. Taraflar, anlaşmanın hayata geçirilmesi ve Suriye ile bölgesel istikrarın sağlanması için ortak iş birliği ve koordinasyonun önemini kaydetti.

SDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin AhmedSDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin Ahmed (  Dolaşımda)

SDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin Ahmed, bilinen adıyla “Ebu Ömer Hanika”, North Press ajansına yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin adaylığını kabul ettiğini ve iki gün içinde siyasi bir heyetle birlikte Şam’a gideceğini doğruladı.

1969 yılında Kamışlı’da doğan Ahmed, 2014 yılından bu yana SDG Genel Komutanlık üyesi ve halkla ilişkiler sorumlusu olarak görev yapıyor. Şam Üniversitesi Makine ve Elektrik Mühendisliği Fakültesi’nden mezun olan Ahmed, 1993–2012 yılları arasında Haseke ve Kamışlı’daki Telekomünikasyon Müdürlüğü’nde mühendis olarak çalıştı. 2011’de Esed yönetimine karşı protestolara katılması nedeniyle görevinden uzaklaştırılan Ahmed, 2014 yılında DEAŞ’ın Kobani’ye düzenlediği saldırılarda oğlu Ömer’i kaybetti.

Kamışlı’daki Alaya Cezaevi’nin de bir süre müdürlüğünü yapan Ebu Ömer Hanika, geniş siyasi ve toplumsal ilişkileri ile biliniyor. Arap ve Kürt toplulukları arasındaki ortak dosyaların yönetilmesi ve gerilimin azaltılmasında önemli rol oynadı. Arap aşiretleri ve Kürt siyasi güçleriyle güçlü ilişkileri bulunana Ebu Ömer, PKK’ye yakınlığı ile tanınıyor.

Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşmanın yarın yürürlüğe girmesi bekleniyor. Anlaşma; ateşkes ilanını, kurumların entegrasyonunu, SDG’nin Haseke Valiliği, Savunma Bakan Yardımcılığı ve bazı üst düzey pozisyonlar için adaylar önermesini ve Halk Meclisi’ne milletvekili adayları göstermesini öngörüyor.

SDG Lideri Mazlum Abdi’nin Haseke Valiliği veya Savunma Bakan Yardımcılığı için aday gösterildiği, ancak herhangi bir resmi görevi kabul etmeyeceğini açıklayarak Kürtler için siyasi referans oluşturma çalışmalarını sürdüreceğini belirttiği ifade edildi.

Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığı için Simenad Afrini (Dolaşımda)Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığı için Simenad Afrini (Dolaşımda)

Sızan bilgilere göre, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Başkan Yardımcısı Bedran Ciya Kurd Savunma Bakan Yardımcılığına, Albay Simenad Afrini ise Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığına aday gösterildi. Perşembe günü yayımlanan kararla, Haseke İç Güvenlik Komutanlığına ilin yerlilerinden Tuğgeneral Mervan el-Ali atanmıştı.

SDG'den iki kadın savaşçı, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de Suriyeli Kürtlerin düzenlediği bir gösteride  zafer işareti yapıyor (AFP)SDG'den iki kadın savaşçı, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de Suriyeli Kürtlerin düzenlediği bir gösteride  zafer işareti yapıyor (AFP)

Öte yandan SDG, yarından itibaren Haseke’de sokağa çıkma yasağı ilan etti. El-Sevra el-Suriye gazetesi, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde, yasağın, anlaşma kapsamında kente girmesi beklenen Suriye güvenlik güçlerinin halk tarafından karşılanmasını engellemeyi amaçladığını ifade etti.

Anlaşma kapsamında Suriye İç Güvenlik güçleri Haseke ve Kamışlı kentlerine girecek. Bu süreçte özerk yönetim kurumları ile devlet kurumlarının entegrasyonu sağlanacak. Önümüzdeki günlerde Rumeylan ve Süveyde petrol sahalarının Enerji Bakanlığı’na devredilmesi, çalışanların entegrasyonu, Kamışlı Havalimanı’nın Sivil Havacılık Kurumu’na teslimi, Semalka Sınır Kapısı’ndaki geçişlerin yeniden başlaması ve özerk yönetim kurumlarının devlet yapısına dahil edilmesi planlanıyor.

Ayrıca Haseke’de 16 bin, Kobani’de ise 6 bin askerden oluşan bir askeri birlik kurulacak. Kürtlerin haklarını düzenleyen 13 No’lu Kararname uygulanacak, Kürtlerin medeni ve eğitim hakları güvence altına alınacak, yerinden edilmiş kişilerin bölgelerine dönüşü sağlanarak istikrar yeniden tesis edilecek.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, yarın sabah saat 06.00’dan itibaren, kamu güvenliği araçlarının kente girişleri tamamlanana kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyurdu. Kürt medyası, Mesud Barzani ile SDG Lideri Mazlum Abdi arasında da bir telefon görüşmesi yapıldığını, görüşmede anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son gelişmelerin ele alındığı ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesi konusunda mutabakata varıldığını bildirdi.

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ise anlaşma ve 13 No’lu Kararname’nin Kürt halkının ulusal haklarının tanınması için diyalog sürecinin önünü açtığını belirterek, tüm Suriyeli bileşenlerin gerçek ortaklık, adalet ve eşitlik temelinde haklarının güvence altına alınmasının ülkenin yüksek çıkarlarını ve kalıcı istikrarı sağlayacağını ifade etti.


BAE'nin çekilmesinin ardından Yemen'de neler oldu?

Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
TT

BAE'nin çekilmesinin ardından Yemen'de neler oldu?

Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)

Tevfik eş-Şenvah

Meşru hükümetin talebi üzerine Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Yemen'den çekilmesinin ardından, 10 yıl boyunca meşru hükümet güçlerine paralel bir silahlı kanat olan Güney Geçiş Konseyi aracılığıyla askeri üstünlüğünü koruyan güneyin kaderi hakkında sorular gündeme geldi.

Bu dönem hem askeri hem de sivil hükümet kurumlarıyla ve ayrıca kalkınma, insani yardım ve sosyal hizmetlerle sürekli bir çatışma ve çekişme olduğu için kolay değildi. Bu durum, derin bölünmelerle zaten zayıflamış ve bu bölünmelerin artık uluslararası toplum tarafından tanınmış, Suudi Arabistan’ın büyük desteği sayesinde iç güveni yeniden kazanan hükümetin yönetimindeki birleşik toprakların kalan kısmını da tehdit ettiği ülkede, BAE’nin ayrılmasının yaratacağı “boşluğun” sonuçları hakkındaki tartışmaları da tetiklemişti.

 Boşluğu doldurmaya yönelik kararlı bir duruş

2025’in Aralık ayının başından 2026’nın Ocak ayının başına kadar Hadramut ve el-Mehra'da yaşanan yoğun olaylarla geçen bir aylık süre, Yemen'deki siyasi, askeri ve hatta hizmetler sahnesini kökten değiştirmeye yetti.

Bu değişikliklerin sonucu olarak, BAE kuvvetleri tüm ekipman ve kaynaklarıyla geri çekildi ve arkasında önemli olaylar, misyonlar ve 10 yıllık hakimiyet, kontrol ve faaliyetin ardından merak uyandıran sorular bıraktı.

Güvenlik ve hizmetlerde yaşanacak boşluk konusunda uyarıda bulunanlar bile, güç dengesinin sahada hızla değişmesi, Suudi Arabistan’ın desteğiyle devletin sahadaki varlığının ciddi bir geri dönüş yaşamasıyla arka plana çekildi. Riyad'ın bu desteğine iyileştirilmiş hizmetler, güvenlik ve maaş ödemelerinin ötesine uzanan çeşitli düzeylerdeki kararlı duruş da eşlik etti. Bu değişiklikler, herkesin dilinde ve Yemenlilerin kendilerine ve ülkelerinin geleceğine olan güvenlerini yeniden kazanmalarıyla zirveye ulaştı.

Enformasyon Bakan Yardımcısı Feyyaz el-Numan, BAE'nin, Cumhurbaşkanı Reşad el-Alimi'nin egemenlik kararı doğrultusunda kurtarılan şehirlerden çekilmesinin ardından, “elektrik ve su gibi temel hizmetlerde kademeli bir iyileşme ve bazı hizmet sektörlerinde göreceli bir normale dönüşle birlikte, sahanın çehresinin açık ve belirgin bir şekilde değişmeye başladığını” söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre web sitesine verdiği röportajda Numan, “geçici başkent Aden ve diğer kurtarılan şehirlerdeki bu artan iyileşmenin bir tesadüf olmadığını, aksine ikilik, karar alma sürecindeki çok başlılık, Abu Dabi’nin politikalarının artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'ne dayattığı müdahalelerden arındırıldıktan sonra devlet kurumlarının normal işlevlerine geri dönme çabalarının bir sonucu olduğunu” ifade etti.

Gerçek, kurşunların susturamayacağı bir denklemdir

Sahadaki alternatif değişiklikler hükümete bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin ilerleyişiyle hızla ilerliyordu. Askeri ilerleyişi, Güney Geçiş Konseyi ve BAE ile bağlantılı engelleyici güçlerin sahne dışına itilmesiyle başlayan siyasi çabalar takip etti. Bu çabalar, Yemen'de önemli bir kamuoyu desteğine sahip etkili isimlerin, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi tarafından temsil edilen devlet hiyerarşisinin en tepesine yerleştirilmesini ve Şayi Zindani’nin başbakan olarak atanmasını da içeriyordu. Güney Geçiş Konseyi unsurları ise hızla değişen gerçekliğe ayak uydurmaya çalışarak Riyad'a akın ettiler.

Bu akın, Ayderus ez-Zübeydi kampından ayrılma ya da inat ve bölgesel kibirden vazgeçme işareti değil. Aksine, değişen koşulları okuduklarının ve paralel oluşumlar ve projeler sayfasının kapanmasından sonra yeni bir pozisyon belirlediklerinin bir işareti.

Gazeteci ve toplum aktivisti Veddah el-Ahmedi, “Su ve elektrik gibi hizmetlerdeki iyileşme ve maaş ödemelerindeki düzenlilik, Aden'in yıllardır tanık olmadığı kadar açık ve hızlıydı” dedi.

Bu değişiklikler insanlara “devletin geri dönüşü, kanun ve devlet kurumlarının yönetmeliklerinin uygulanması, işlerin kayırmacılık ve bölgeselcilik yerine yeniden liyakate dayanarak yürütülmesi konusunda bir umut ışığı” verdi.

Ahmedi'ye göre, insanların en çok umduğu şey belki de “iki farklı dış kararın varlığı sebebiyle görevlerdeki ikiliğin ortadan kaldırılmasıdır.”

İyileşmenin pekiştirilmesi ve çatışma döngülerinin sona erdirilmesi için “geçmiş yıllarda Aden'de kök salmış olan ve bu şehre tamamen yabancı olan bölgeselcilik yerine, tüm güney şehirlerin sakinlerinin bir sonraki aşamanın yönetimine dahil edilmesinin” çok önemli olduğunu düşünüyor.

Krallığın çabalarının bir parçası olarak, meşru hükümetin kontrolündeki bölgelerde uzun süredir yaşanan kalkınma ve hizmet boşluğu giderildi. Devlete silah doğrultan “Güney Geçiş Konseyi” güçleri de dahil olmak üzere yaklaşık 40 bin askere, Adalet Bakanlığı çalışanlarına ve diğer bazı sivil sektör çalışanlarına maaş ödemeleri yapıldı.

Ekonomik ve mali durumu iyileştirmek için Yemen Merkez Bankası'na 300 milyon dolarlık bir mevduat şeklinde yeni bir finansman paketi sunuldu. Toplam 1,2 milyar dolarlık paketin bir parçası olarak, ülkedeki gıda güvenliğini güçlendirmek ve bütçe açığını kapatmak için de ilave 200 milyon dolar tahsis edildi. Bu fon ayrıca maaş, ücret ve işletme giderleri ödemelerini destekleyecek, hükümete ekonomik reform programını uygulamada yardımcı olacak ve elektrik, sağlık, ulaşım ve diğer sektörlerdeki projeleri finanse edecektir.

Bu destek, geçici başkent Aden ile sınırlı kalmayıp, Hadramut, Mehra, Sokotra, Marib, Şebve, Abyan, ed-Dali, Lahc ve Taiz şehirlerindeki çeşitli projelerin geliştirilmesini de içeriyor.

Geçtiğimiz yılın sonlarında, Krallık, Yemen hükümetinin bütçesini güçlendirmek ve Yemen Merkez Bankası'nı desteklemek için 500 milyon dolarlık ek ekonomik destek sundu.

Acil planlar

Aden'den askeri birliklerin çekilmesini ve güvenlik koşullarının, emniyetin sağlanmasını denetleyen Danışman Faleh eş-Şehrani ise son zamanlarda zorlu koşullar yaşayan çeşitli kurumların temsilcileriyle bir araya geldiğini açıkladı. Bu kurumlar arasında yetimhaneler, görme engelliler merkezleri, huzurevleri ve çocuk evleri, Güvenli Çocukluk Derneği, Protez Merkezi, Psikiyatri Hastanesi, Aden Otizmli Çocuklar Derneği, El-Hayat Engelliler İçin Erken Müdahale Vakfı ve bir grup eğitimci yer alıyor.

Bu toplantıların ardından Şehrani, eğitim sürecinin devamlılığını sağlamak için eğitim sektörünü ve öğretmenleri desteklemenin yanı sıra, bu kurumları desteklemek ve güçlendirmek için acil bir planın uygulanacağını açıkladı.

Ülkenin ruh halini yansıtan popüler bir ifade

Halkın gelişmelere tepkisi hızlı ve belirgindi; Yemenliler, Güney Geçiş Konseyi'nin kontrolü sırasında tam bir yoksunluk yaşayan bölgelerine ve evlerine elektrik ve su da dahil olmak üzere hizmetlerin geri döndüğünü gösteren fotoğraf ve videoları sosyal medyada paylaşmakta adeta yarıştılar.

Ardından, cuma günü Aden'de düzenlenen ve Suudi Arabistan bayraklarının taşındığı büyük bir gösteri, bu duyguyu ifade ediyor ve içeriği, konuşmaları ile halkın son günlerde gerçekleşen ilerlemeden duyduğu memnuniyeti dillendiren bir mesaj taşıyordu. Aynı zamanda güvenliğin önceliğini vurguluyor, maaş ödemelerinde, hizmetlerde ve kalkınma projelerinde yapılan iyileştirmelere destek veriyordu. Bu projelerin en yenisi, Aden Valisi ve Suudi Arabistan'ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı yetkilileri tarafından Aden Uluslararası Havalimanı’nı geliştirme projesinin üçüncü aşamasının temel atma töreniydi. Söz konusu aşama, ana pistin rehabilitasyonunu ve hava seyrüsefer ve iletişim sistemlerinin uluslararası standartlara uygun hale getirilmesini, operasyonel verimliliğin ve hava trafiği güvenliğinin artırılmasını, havalimanının hem yerel hem de uluslararası havayolları uçuşlarını kabul etmeye ve işletmeye hazır hale getirilmesini içeriyor.

Güneyde siyasi pazarlıklara yer yok

Aden'in el-Urud Meydanı'nda toplanan kalabalığın, Amalika Tugayı lideri Hamdi Şükri'ye yönelik suikast girişimini kınayan mesajı, Güney davasının, herhangi bir tarafın halkın pahasına siyasi manevra veya kazanç aracı olmadığına halkın bağlı kaldığını açığa çıkardı. Bunun diyalog ve istikrara yönelik bilinçli bir halk talebi olduğunu, halkı yeniden bir krizler döngüsüne sürüklemeyi, kendi çıkarları için siyasi pazarlıkların esiri olarak kalmasını amaçlayan baskı ve güç mantığını reddettiğini ortaya koydu.

Sahneyi değiştiren hafta

Daha önce Güney Geçiş Konseyi'ne sadık olan gazeteci ve siyasi yazar Cemal Haydara, BAE'nin Güney Yemen'deki varlığının sona ermesinin ardından, özellikle askeri, siyasi, güvenlik ve hizmet sektörlerinde yaşanan değişikliklerin önemli olduğunu söylüyor.

Haydara, Konseyin BAE'nin elinde sadece bir pazarlık kozu olarak kalmasının ardından, siyasi sahnenin sadece bir hafta içinde tamamen değiştiğini düşünüyor.

Hizmet düzeyinde ise “hem askeri hem de sivil sektörlerdeki çalışanların maaşlarının ödenmesinin yanı sıra, elektrik verme saatlerinde ve petrol ürünlerinin bulunabilirliği konusunda gözle görülür bir iyileşme yaşandı” dedi.

 Endişe ve kaygı

Haydara'ya göre genel olarak bu değişikliklere yönelik bakış açısına, özellikle Aydarus Zübeydi'nin destekçilerinin öfkesinin doruk noktasında olması nedeniyle, “artçı şoklar beklentisi” karıştı. Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin Riyad'da olmaya devam etmesi ve Suudi Arabistan başkentinde planlanan Güney-Güney diyaloğu için hazırlık komitesinin kurulmasının ve hatta bir tarih belirlenmesinin gecikmesi göz önüne alındığında, kimsenin bir sonraki siyasi ve askeri gelişmeleri tahmin edemeyeceğini ifade etti.

Paralel güçler değil, siyasi araçlar

Müttefik Suudi Arabistan’ın desteklediği değişikliklerle birlikte Yemenliler, deneyimli Dr. Şayi Zindani'nin yeni hükümetinin önümüzdeki saatlerde açıklanmasını bekliyorlar. Şüpheli kaos projelerine ve zorla dayatılan oldubittilere ortak veya suç ortağı olan taraflardan kurtulduktan sonra, devletin bağımsızlık ve tam egemenlik araçlarıyla sahadaki varlığının güçlenmesinde hükümetin daha aktif ve belirgin bir rol oynamasını umuyorlar.

Son söz meşru hükümetindir

Yemenlileri belki de en çok rahatlatan husus, Riyad'ın güney için belirli bir siyasi vizyon dayatmaması ve bu konuları meşru hükümete bırakmasıydı. Güney Geçiş Konseyi unsurları da dahil olmak üzere tüm siyasi tarafları kabul etti ve Yemenlilerin sorunlarıyla ilgili olarak ne karar verirlerse versinler, onları destekleyeceğini açıkça vurguladı. Dahası, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman aracılığıyla Riyad, Güney-Güney Diyalog Konferansı sırasında varılacak kararlara bağlı olarak güney davasını destekleyeceğini de açıkladı.

Zira bugün meşru hükümetin ve Riyad'ın kendisi için çabaladığı Yemen projesi, tek bir kişiye veya siyasi oluşuma değil, halka ve hükümetin işleyişine bağlı. Çeşitli aşamaları ve sonuçları bazılarını sahne dışına itebilir ama davanın haklılığını ortadan kaldırmaz.

Son birkaç haftadır, Aden ve Riyad havaalanları arasındaki karşılıklı uçuşlar, sadece insani ve kalkınma yardımları, Merkez Bankası’na finansman desteği, askeri ve sivil memurların maaşlarının ödenmesi amacıyla değil, aynı zamanda siyasi ve askeri destek için de kesintisiz devam etti. Bu desteğin en somut örneği, Aden'in kavurucu güneşi altında halk arasında ve devlet kurumları içinde çok yönlü destek çabalarını denetleyen Suudi Arabistanlı yetkililerin varlığıydı. Bahsi geçen çabaların başında ise güvenlik ve askeri durumu istikrara kavuşturmak, feshedilen Güney Geçiş Konseyi kuvvetlerin yerini alan kuvvetlerin operasyonlarını organize ederek, onların egemenliğine fiilen son vermek geliyor. Güney Geçiş Konseyi ve kuvvetleri 10 yıl boyunca Aden ve güney şehirleri üzerindeki silahlı kontrolünü sürdürdü ve BAE tarafından kurulmayan, devletle bağlantılı herhangi bir askeri oluşumun buralarda varlık göstermesine karşı çıktı ve bunları bastırdı.

Silahlı güçlerin ortadan kaybolması

Numan, “Şehirlerin içinde silahlı güçlerin ortadan kaybolması ve Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı ‘Güvenlik Kuşakları’nın daha önce kurmuş olduğu gayri resmi kontrol noktalarının azaltılması, halka bir güvenlik duygusu kazandırdı” değerlendirmesinde bulundu. “Vatandaşlar artık, Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’nun Ortak Kuvvetler Komutanlığı içinde birleşik komuta merkezini aktifleştirmeye yönelik direktifleri sayesinde, kendilerine karşı korkunç ihlallerde bulunan bu güçlerden korkmadan şehirlerinde dolaşabiliyorlar. Bu direktifler askeri sürecin yeniden düzenlenmesine yardımcı oldu” diye vurguladı.

Yemen'in güney ve doğu şehirlerini yıllarca kasıp kavuran “askeri ve güvenlik kaosunu” “devlet çerçevesinin dışında faaliyet gösteren oluşumların varlığına” bağlayan Numan; “Bu faktörün ortadan kaldırılmasının ardından, birleşik komuta ve karar alma süreci, sürdürülebilir istikrarın temeli olarak hükümete ve halka karşı net bir hesap verebilirlik ile askeri ve güvenlik sahnesinin yeniden düzenlenmesi süreci başladı” ifadesini kullandı.

Bugün yaşananlar, Numan’a göre meşru hükümete bağlı şehirlerin “dış vesayete ihtiyaç duymaktan ziyade güçlü bir devlete ve etkili kurumlara ihtiyaç duyduklarını” teyit ediyor. Zira ona göre deneyimler, istikrarın tarafların çokluğundan değil, içeriden geldiğini kanıtlamıştır ve hükümet, Suudi Arabistan'daki kardeşlerimizin desteği ve Yemen halkının kendi iradesiyle bu yolda ilerlemektedir.