Yetkililerin gözyaşları samimi mi yoksa siyasi acındırma mı?

Tarih boyunca ağlamak, gerçek duygularıyla ya da yapay olarak kamuoyunu etkilemek amacıyla göz yaşlarıyla önemli isimlerin dünyasında var olmuştur.

Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
TT

Yetkililerin gözyaşları samimi mi yoksa siyasi acındırma mı?

Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)

Sana eş-Şami

Tarih boyunca gözyaşları herhangi bir kişi, cinsiyet veya sınıfla sınırlı olmadı. Her zaman zayıflık anlamına da gelmedi. Ancak birçok durumda bir güç kaynağına ve kelimelerin aktaramadığı duygusal bir durumu aktarmanın bir aracına dönüştü. Zira duyguları harekete geçirmek ve etkilemek, yalnızca akla hitap edebilecek her sözden daha güçlü bir silahtır.

İkna etmek ya da kaçınmak, açıklığa kavuşturmak ya da karartmak, kendini ve amaçlarını göstermek ya da kamufle etmek için kullanılabilen herhangi bir dil gibi, gözyaşları da insani uyaranların her alanında kullanılabilir.

Bu bağlamda siyaset dünyasında da gözyaşları var. Bu gözyaşları ya insan olarak yaşanan ve etkilenilen bir durumdan kaynaklanan gerçek ya da kamuoyunu etkileyebilmek veya istenen şeyleri elde edebilmek için bir araç haline gelen yapay duygular.

Gözyaşları hatırlatır

Merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat Ebu Ammar ağlayarak, kendisiyle birlikte Beyrut’ta İsrail işgaline karşı çatışma, kuşatma ve mücadele anlarını yaşayanları da ağlattı. Bir konuşmasında 1982 yılında Beyrut kuşatmasındaki yaşam tarzlarını, kararlılıklarını, yemeklerini nasıl hazırladıklarını, içecek sularını nasıl getirdiklerini anlattı ve Lübnan’daki Beaufort Kalesi’ni ve kalenin İsrail işgalinin eline geçmesini savunmak için aralarında subayların da bulunduğu 37 savaşçının cesaretinden bahsetti. Bu noktada Ebu Ammar, kendine hâkim olamadı ve gözyaşları dökerek duygularını ve onların cesaretlerine olan sevgisini açıkça dile getirdi. Düşmanın cesetlerinin üzerinden geçmesine izin vermediklerini söyledi. Duygularını ve birlikte olduğu veya iletişim kurduğu kişilerle yaşadığı her andan nasıl etkilendiğini anlattı.

Ebu Ammar, bu konuşmasında yanında bulunanlara isimleriyle hitap etmiş ve cümlenin başında “Ey kardeşim” demişti. Konuşmasını tamamen insani bir ana dönüştürmüştü. Dolayısıyla kişi ister lider, ister başkan, ister komutan olsun, duygusal olarak etkileyen ve etkilenen bir kişi olmaktan başka bir şey yapamaz.

Mizansen gözyaşı

Bazı Arap başkanları ve yetkililerinin ağladıkları veya ağıt yaktıkları anlar tarihe geçti ve hafızalara kazındı. Ancak halkın önünde ağlayan nüfuzlu isimlerin sayısında en büyük pay Lübnanlı siyasetçilere ait. Lübnan Başbakanı Fuaz Sinyora’nın Temmuz 2006 savaşının arka planında Beyrut’ta düzenlenen Arap bakanlar toplantısı öncesinde yaptığı müdahale sırasında ağladığı an, Arapların hafızasında halen varlığını sürdürüyor. Birçok taraf, bunu sempati çekmek için aldatıcı bir an olarak nitelendirdi.

Aynı şekilde Lübnan’ın eski Başbakanı Saad Hariri de birçok kez ağladı. Bunların en belirgini, ikamet ettiği yer olan Koraytem’de destekçilerini kabul ederken yaşandı. Kısa bir konuşma yaparak siyasi çalışmalarını değerlendirmiş ve aynı adımı atan babasını hatırlatmıştı. Bu durum karşısında Lübnan sokakları, gözyaşları ve amaçları konusunda inananlar ve şüpheciler arasında ikiye bölünmüştü.

Fotoğraf Altı: Seyircinin bu dokunaklı anlara tepkisi, şüphe ile yetkilinin güvenilirliğine inanma arasında değişiyor. (Pxhere)
Seyircinin bu dokunaklı anlara tepkisi, şüphe ile yetkilinin güvenilirliğine inanma arasında değişiyor. (Pxhere)

Ancak ağlayan son Lübnan başbakanı, hükümeti kurduktan sonra Necib Mikati oldu. Ağlaması ise, gözyaşlarının gerçek olmadığı şüphesiyle tepkilere yol açtı. Bazı taraflar bunu sempatik bir durum olarak nitelendirirken, kendisinin bir insan hakları savunucusu değil, milyarder bir adam olduğu ve bu nedenle halkın ve yoksulların ihtiyaçlarını bilmediği göz önüne alındığında, bazıları da ‘timsah gözyaşları ve kamuoyuna illüzyon yaratmanın bir biçimi’ olarak değerlendirdi.

Bazı psikoloji uzmanları, bir siyasetçinin ağlamasının, zayıfların önünde ağlayan güçlülerin gözyaşları olduğunu söylüyor. Bu nedenle insanlarda bu ağlamanın samimiyeti konusunda bazı soru işaretlerinin oluşması doğal. Politikacı bu anlarda halka sempati mi duyuyor, yoksa aldatıyor ve siyasi propaganda mı yapıyor?

Bu alanda çalışmalar yürüten uzmanlar, birçok siyasetçinin kurmaca olay, hikâye ve durumları anlatarak beyin yıkama yöntemlerini izlediğini söylüyor. Kamuoyu, inanma noktasına gelebiliyor. Dolayısıyla kişi bu uydurmalara inandığında oyunculuk rolü ortadan kalkıyor, durum sanki spontane ve gerçekmiş gibi görünüyor.

Gözlemciler şu değerlendirmede bulundu:

“Gözyaşlarının büyük bir kısmı mizansen. Bazen bir titreme sesi oluyor, bir gözyaşı, ardından bir sessizlik oluyor, ardından mendili çıkarıp gözyaşlarını siliyor ve ardından konuşmasına devam ediyor. Uzun yıllardır siyaset yapan herkes, halkın duygularıyla nasıl oynanabileceğini deneyimlemiştir. Gözyaşları bir zayıflık işareti olmaktan çıkıp bir güç unsuruna dönüşüyor.”

Sorumluluğun etkisi

Geçmişte, Mısır cumhurbaşkanlarının da gözyaşlarıyla dolu bazı olaylar var. Yaşlılık aşamasına geldikten sonra Cumhurbaşkanı Muhammed Necib, bir röportajda, ‘iktidara gelirken, 1952’de itaatsizlik ve çok sayıda ölümle sonuçlanan şiddetli bir isyanın ardından iki pamuk eğirme fabrikası işçisi için ölüm fermanını imzalaması’ hakkındaki bir soruya ağlayarak yanıt verdi. Bu durum ise onun bu karardan dolayı pişman olduğu izlemi uyandırdı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre 28 Eylül 1961’de Suriye ile Mısır arasında bölünme meydana geldi ve ardından iki ülke arasında sorunlar ortaya çıktı. Ancak diplomatik ilişkiler daha sonra geri döndü ve Suriye’nin Mısır büyükelçisinin itimatnamelerini kabul edildi. Büyükelçinin kısa bir konuşma yapması ve ardından evraklarını devlet başkanına sunması, diplomatik bir gelenekti. O sırada Suriye büyükelçisi Sami ed-Dürubi ayağa kalktı ve Cemal Abdülnasır’a, “Şanlı bir günde, başkanı olduğunuz bir cumhuriyetin vatandaşı değilmişim de bir yabancıymışım gibi olarak durmak beni üzüyor” dedi. Bu durum orada bulunan herkesi etkiledi ve başta Cemal Abdülnasır olmak üzere herkesi ağlattı.

Bir başka olayda Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır, 6 Gün Savaşları sonrasında ağladı. 8 Haziran 1967 Perşembe akşamı Abdülnasır, en yakın arkadaşı gazeteci Muhammad Hasaneyn Heykel ile görüşerek, gelişmeleri kendisine aktardı ve istifasını sunmayı planladığını bildirdi. Heykel’i, ertesi gün kitlelere yapacağı ve Mısır’ı yönetmekten istifa ettiğini duyuracağı konuşmayı yazması için görevlendirdi.

Heykel, el-İnficar (Patlama) adlı kitabında, koşulların, 9 Haziran Cuma gününü sabah 7’den akşam 6’ya kadar Abdülnasır’la birlikte geçiren tek kişinin kendisi olması gerektirdiğini anlatıyor. Belirttiğine göre sabah erkenden Abdülnasır’ın yanına gitti ve kendisine verdiği konuşma taslağını da yanında getirdi.

Heykel, bu zor dönemdeki toplantılarının son dakikasını anlatırken, el sıkıştıklarını ve hayatında ilk kez Abdülnasır’ın gözlerinde bir yaş fark ettiğini ve (Heykel’in) hızla ofisten dışarı çıktığını anlattı. Ona göre çünkü Başkanın, kendi gözlerinde de benzer bir gözyaşı görmesini istemiyordu.

Cumhurbaşkanı Enver Sedat ise eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’ın ölüm haberini duyunca ağlayarak evinin yolunu tuttu. İsrail’den geri aldıktan sonra Ariş’e Mısır bayrağını dikmek için gittiği gün de ağlamıştı. Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in de öldüğü gün Enver Sedat ile yollarının ayrılması üzerine Halk Meclisi’nde yaptığı konuşmada gözleri yaşardı. Oğlu Cemal ameliyat için Amerika’ya gittiğinde ve kendisine eşlik edemediğinde ve en son duruşması sırasında da ağlamıştı.

Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi ise defalarca kameralar önünde gözyaşlarını sergiledi. Bu durum, onu, meseleleri ele alma şekli konusunda eleştirilere ve sürekli şüpheciliğe maruz bıraktı.

Kalp kırıklığı ve motivasyon gözyaşları arasında

Kameralar önünde ağlayan Arap liderler arasında, Cezayir’in kurbanlarına rahmet dileyerek konuşmasına başlayan merhum Cezayir Devlet Başkanı Huari Bumedyen de var. Sertliğiyle tanınan merhum Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e gelince; kendisi bir akşam Iraklı bir çocuk önünde şiir okurken ağlamıştı. 1984’te bir konuşma yaparken de ağladı ve Irak ordusunun kurbanlarını ‘başarılarını ve kahramanlıklarını hatırlatarak’ selamlarken duygulandı. Konuşmasında Irak ordusunun İran’a karşı kazandığı zaferlerden, sınır bölgelerinde ve cephelerde konuşlanan güçlerden bahsetmişti.

Diğer yandan Batı ve Asya dünyasında ise eski ABD Başkanı Barack Obama kameralar önünde yedi kez ağladı. Bazı taraflar, onun gözyaşlarından şüphe ederken, bazıları da özellikle ikinci döneminin bitiminden sonra yaptığı veda konuşmasında, eşine ve yanında bulunanlara teşekkür ederken samimi göründüğünü belirtti.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi de Meta’nın kurucusu Mark Zuckerberg ile yaptığı sohbette ağladı. Kendisine 90 yaşındaki annesinin durumu sorulduğunda, annesinin onlar için neler yaptığını anlatıyordu.

Ama zayıflık ve yenilgi durumunu zafere, güce ve genişlemeye dönüştüren ağlayış, Singapur Başbakanı Lee Kuan Yew’in 1965’te ülkesinin Malezya Federasyonu’ndan ayrılmasının ardından yaşandı. O dönemde ülkesi, yolsuzluklarla dolu bir ülkeydi, ‘sivrisinekler ve bataklıklar ülkesi’ olarak anılıyordu ve haritada yeri yoktu. Ancak o zamandan bu yana en önemli gelişmiş ülkelerden biri haline geldi.



Beyrut Havalimanı uçuşlara yeniden başlıyor

Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı (arşiv)
Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı (arşiv)
TT

Beyrut Havalimanı uçuşlara yeniden başlıyor

Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı (arşiv)
Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı (arşiv)

Lübnanlı yetkililer, Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı'nın, İran'ın iki hafta önce Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlediği saldırıya misilleme olarak İsrail'e verdiği askeri cevabın bir parçası olarak altı saatlik ihtiyati kapatmanın ardından bugün (Pazar) yeniden açıldığını ve uçuşların öğleden sonra yeniden başladığını duyurdu.

Lübnan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı'nın bugün sabah saat 7'de ‘geliş-gidiş tüm uçuşlar için’ yeniden açıldığını duyurdu.

Müdürlük, söz konusu kapatma kararının ‘Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nın Lübnan hava sahasını Cumartesi gecesi saat 1’den Pazar sabahı saat 7'ye kadar hava trafiğine kapatma kararına uygun olarak’ alındığını belirtti.

Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’nda incelemelerde bulunan Lübnan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ali Hamiye, “Havaalanı kapatıldı. Tüm faktörleri ve yolcuların emniyet ve güvenliğini dikkate aldık” dedi.

Hamiye, basın mensuplarına verdiği demeçte “Havacılığın güvenliğini sağlamak amacıyla ihtiyati bir tedbir alındı ve hava sahası gece 1'den sabah 7'ye kadar kapatıldı. Bugün öğlen saat 1'de hava sahasının kapatılmasını askıya aldık. Böylece hava sahası tüm uçuşlara açık hale geldi. Uçuşlar kademeli olarak normal seyrine dönecek. Bu durumda karışıklık gayet normal. Çalışanlar ve güvenlik hizmetleri yolculara kolaylık sağlamak için tam güçle buradalar” ifadelerini kullandı.

Karışıklık

Havalimanının geçici olarak kapatılması yolcuların hareketini aksattı. Bazı uçuşlar iptal edilirken yolcular havalimanında mahsur kaldı. Sosyal medya platformlarında paylaşılan videolarda, uçuşlarının iptal edilmesi nedeniyle havalimanında mahsur kalan yolcular ve havalimanı lobilerindeki kalabalık görüntülendi. Bazı yolcuların uçuşlarının ertelenmesinin ardından havalimanında bekleme koltuklarında yattıkları görüldü.

Lübnan havayolu şirketi Middle East Airlines, bu sabah uçuşlarını ‘daha sonra belirlenecek tarihlere’ erteledi. Ancak uçaklarının öğleden sonra operasyonlarına devam edeceğini duyurdu. Beyrut'tan Londra'ya giden bir uçağın bugün öğleden sonra kalkacağı belirtildi.

İsrail'i çevreleyen kentlerin hava sahasındaki askeri gerilimin sona ermesinin ardından havayolu şirketlerinin Beyrut'a gidiş-dönüş uçuşlarının yeniden başladığını kademeli olarak duyurması bekleniyor. EgyptAir bugün yaptığı açıklamada, Ürdün, Irak ve Lübnan hava sahasının trafiğe yeniden açılmasıyla bu ülkelere gidiş-dönüş uçuşlarını yeniden başlatma kararı aldığını duyurdu.


İsrail'in Gazze'de Filistinlilere karşı yürüttüğü savaşta verdiği kayıplar

Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
TT

İsrail'in Gazze'de Filistinlilere karşı yürüttüğü savaşta verdiği kayıplar

Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)

Macid Keyali

İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı altı aydır sürdürdüğü imha savaşında, askeri gücüne, teknolojik imkânlarına, Batı'dan aldığı desteğe ve Gazze Şeridi'ni yaşanmaz hale getirecek yeteneğe sahip olmasına rağmen ağır kayıplar verdiğini söylersek abartmış olmayız. Filistinlilerin verdiği kayıpların ise çok daha büyük ve ölçülemeyecek kadar korkunç olduğunu söylersek de ne abartmış ne de yanılmış oluruz.

Her şeyden önce İsrail geçtiğimiz yıl 7 Ekim’de güvenlik, askeri ve moral bakımından hiç beklemediği bir darbe aldı. İsrail’in savaşı kısa sürede sonuçlandıramaması, Hamas savaşçılarının çatışmaya ve füze fırlatmaya devam etmeleri ve İsrail ordusunun altı aydır tek bir rehineyi bile kurtaramamasının da gösterdiği üzere bu savaş İsrail’in tarihinin en uzun ve en maliyetli savaşı haline geldi.

sxdvfbrgnty
İsrail'in Gazze şehrindeki Firas Pazarı bölgesini bombalaması sırasında kendilerini korumaya çalışan Filistinliler, 11 Nisan 2024 (AFP)

Savaş, İsrail'in tüm alanlarda sahip olduğu muazzam potansiyele rağmen güvenliğini ve niteliksel üstünlüğünü garanti altına almak için ABD'ye (ve Batılı ülkelere) ihtiyaç duyduğunu, gösterdi. Çünkü bu ülkeler, İsrail’in akciğerleri olduğu yahut bir başka deyişle göbeğinin bu ülkelere bağlı olduğu söylenebilir. Yani bu ülkeler olmasaydı İsrail farklı bir durumda olacak, sürekli risk altında ve tehditlere maruz kalacaktı. Bu durum, İsrail'in bir ‘muz cumhuriyeti’ olmadığını, demokratik ve egemen bir devlet olduğunu ve sanki 7 Ekim'den bu yana Akdeniz'de demirli ABD, İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden haberdar değillermiş ya da bu ülkeler deniz ve hava filolarıyla İsrail'e silah sevkiyatında bulunmuyormuş yahut ABD İsrail’e 14 milyar dolar değerinde acil yardım göndermemiş, kısacası bu savaş İsrail'in ABD ile olan yakın bağlarını hiç olmadığı kadar derinleştirmemiş gibi ABD'ye hiçbir şey borçlu olmadığını söyleyerek övünen milliyetçi ve dinci Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcıların gördüğü halüsinasyonların tam tersi bir tablo çiziyor.

Gazze’deki savaşı, her alanda muazzam bir potansiyele sahip olmasına rağmen İsrail'in gücünün sınırlarını ortaya koydu.

Öte yandan Gazze’deki savaş, Filistin'in yüzölçümünün yüzde 1,2'sine (365 kilometre kare) tekabül eden küçük bir bölgede mütevazı bir silahlı milis gücüyle karşı karşıya olan İsrail'in her alanda sahip olduğu muazzam potansiyele rağmen gücünün sınırlarını ortaya koydu. Peki ya daha büyük ve daha güçlü bir orduya karşı bir savaş söz konusu olursa ne olur?

Buradan düzenli bir savaşın hesaplarının, İsrail'i karşı tarafa felç edici darbeler indirebilecek hale getiren asimetrik bir savaşın hesaplarından farklı olduğu anlaşılsa da bu durum, İsrail'in sınırlı insan kaynağına sahip olduğu ve başka bir savaşta, düzenli ya da düzensiz daha büyük bir güçle, istikrarına, güvenliğine ve belki de bekasına yönelik daha fazla riskle karşı karşıya kalacağı gerçeğini gizleyemiyor.

xs dfbgn
Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) önünde toplanan ve Filistin bayrağı taşıyan göstericiler, 26 Ocak 2024

İsrail, uluslararası alanda Batılı ülkelerin kamuoyları nezdinde ‘taş atan çocuklar’ intifadasından (1987-1993) bu yana kaybetmeye başladığı mağdur statüsünü tamamen yitirdi ve Filistinlilere karşı soykırım uygulayan, sömürgeci, saldırgan ve ırkçı bir devlet olarak görülmeye başladı. Artık Filistinliler İsrail’in bu uygulamalarından ötürü küresel vicdanda kurban konumundaydı. Bu nedenle Batılı ülkelerin başkentlerinde ve şehirlerinde halk protestoları bazılarının hayal ettiği gibi, gerçeğe aykırı şekilde Hamas'ı desteklemek için değil, Filistinlileri desteklemek için protesto gösterileri başladı.

Söz konusu protesto gösterilerini, Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) kararı, dünyanın dört bir yanından edebiyat ve sanat camiasından çok sayıda ünlü sanatçının ortaya koydukları tutumlar ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda 193 ülkeden 153'ünün onayıyla alınan kararlar takip etti. Tüm bunlar, Batılı hükümetlerin tutumlarının değiştirmelerine, İsrail'e baskı yapmaktan yana olmalarına ve İsrail'in Gazze karşı yürüttüğü soykırım savaşını reddetmek de dahil olmak üzere Filistinlilerin acılarını ve haklarını daha anlayışla karşılayan mesajlar göndermelerine yol açtı.

İsrail'in imaj kaybıyla birlikte, tüm dünyada bazı Yahudi kesimleri nezdindeki itibarı da zedelendi.

İsrail içinde ise savaş, Netanyahu, Smitrich ve Ben-Gvir hükümetinin yargının altını oyma ve İsrail'in (Yahudi vatandaşlarına göre) Yahudi ve dini bir devlet kimliğini laik, liberal ve demokratik bir devlet kimliğinin önüne geçirme girişimi çerçevesinde savaştan önce patlak vermiş olan İsrail'deki iç krizi derinleştirdi.

Bu durum, Hamas’ın 7 Ekim saldırısının İsrailliler arasında varoluşsal bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları fikrini uyandırdığı gerçeğini gizlemiyor. İsrail’deki farklı kesimler arasında var olan bölünmelerin ardından, dışarıdan, kendi algılarına göre özellikle de Filistinlilerden gelen bir tehdit karşısında kararlılıkları güçlense de kendi içlerindeki anlaşmazlıklar da bir o kadar güçlendi. Milliyetçi ve dinci aşırı sağın devleti ele geçirip karakterini değiştirmesinin tehlikelerine dikkat çekilerek Binyamin Netanyahu hükümetinin düşürülmesi ve erken seçime gidilmesi çağrıları bunun bir göstergesidir. Aynı zamanda Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin ailelerinin rehinelerin serbest bırakılmalarını sağlayacak bir anlaşma yapılması taleplerini destekleyen protesto gösterilerindeki artış da bu durumun bir işareti.

sy6mu7ö8ıl
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu haftalık kabine toplantısında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile konuşurken, 7 Ocak 2024 (AP)

Tüm bunlarla birlikte, savaş nedeniyle laiklere tanınmayan ayrıcalıklardan yararlanan, vergiden ve askerlikten muaf tutulan ve yine de devletin kimliğini kendi lehlerine değiştirmek isteyen ultra Ortodoks Yahudilerin de askere alınmaları çağrıları ülkede bölünme yarattı.

İsrail'in imaj kaybıyla birlikte, İsrail'in dünya Yahudileri için güvenli bir sığınak olduğu fikrinin sarsılırken tüm dünyada bazı Yahudi kesimleri nezdindeki itibarı da zedelendi. Kendi ülkelerinde daha güvende olan İsrailli Yahudiler, hükümetlerinin Filistinlilere karşı düşman, faşist ve ırkçı politikalarının kurbanı oldular.

İsrail’in, Nekbe'ye rağmen Filistinlilerin varlığının üstesinden gelmesi ve onları siyasi haritadan silmesi mümkün görünmüyor.

Ayrıca İsrail'in Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşı, dünya Yahudilerinin bir kısmında Holokost'un (Nazilerin Yahudi soykırımı) hatırlanmasına ve İsrail’in Filistinlilere karşı Nazilerin Yahudilere karşı izlediği politikanın aynısını izlediği, bu devletin kendileri ve yaşadıkları ülkeler için siyasi, ahlaki ve güvenlik yükü haline geldiği izlenimi uyanmasına yol açtı. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya'da önde gelen Yahudi isimlerin yanı sıra Yahudi aydınlar, sanatçılar ve akademisyenler tarafından yapılan tarafından açıklamalarda ve Yahudilerin bu ülkelerde Gazze’deki savaşa karşı düzenlenen protesto gösterilerine katılmaları sırasında okunan bildirilerde İsrail'in Yahudileri ya da tek başına Holokost'u temsil ettiği iddiası ve antisemitizmi İsrail karşıtlığıyla bir tutulmasına karşı çıkıldı.

Filistin tarafında ise Nekbe'ye (İsrail güçlerinin Filistinlilere ait yüzlerce köy ve kasabayı yok ettiği Büyük Felaket) rağmen İsrail'in bu halkın varlığının üstesinden gelememiş ve onları siyasi haritadan silememiş gibi görünüyor. Hatta bu savaş Netanyahu hükümetinin isteklerinin aksine, elbette Batı vizyonuna göre olmak kaydıyla bağımsız bir Filistin devleti kurulması ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı verilmesi fikrini, özellikle de sadece Filistin-İsrail çatışmasından çıkış yolları bulmak için değil, aynı zamanda İsrail'in bölgedeki varlığını normalleştirmek için de bir anahtar olarak yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Hatta ve hatta Hamas'ın çabalarının Arap ülkelerinin ve uluslararası kamuoyununun nazarında yeni Nekbe'den sonra Filistin'in durumunu yeniden düzenlemek için en uygun merci haline gelen Filistin Yönetimi'nin konumunu güçlendirdiği ya da başka deyişle normalleştirdiği bile söylenebilir. Hani derler ya: “Bazen rüzgarlar gemilerin istemediği taraftan eser.”

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Lübnan hava sahasında füzelerin durdurulduğu bildirildi

Lübnan'ın doğusu ve güneyindeki Baalbek'ten başkent Beyrut'a kadar birçok bölgede patlamalar duyuldu. (Reuters)
Lübnan'ın doğusu ve güneyindeki Baalbek'ten başkent Beyrut'a kadar birçok bölgede patlamalar duyuldu. (Reuters)
TT

Lübnan hava sahasında füzelerin durdurulduğu bildirildi

Lübnan'ın doğusu ve güneyindeki Baalbek'ten başkent Beyrut'a kadar birçok bölgede patlamalar duyuldu. (Reuters)
Lübnan'ın doğusu ve güneyindeki Baalbek'ten başkent Beyrut'a kadar birçok bölgede patlamalar duyuldu. (Reuters)

Arap Dünyası Haber Ajansı'na (AWP) göre Lübnan'ın LBCI kanalı bugün (Pazar) Lübnan hava sahasında füzelerin durdurulduğunu bildirdi, ancak füzelerin kaynağını belirtmedi.

Bugün erken saatlerde Lübnan'ın Al-Manar televizyonu, doğu ve güney Lübnan'daki Baalbek'ten Lübnan'ın başkenti Beyrut'a kadar birçok Lübnan bölgesinde uzaktan patlama sesleri duyulduğunu bildirdi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün (cumartesi) İsrail'e onlarca insansız hava aracı (İHA) ve füze fırlatarak iki bölgesel düşman arasında büyük bir gerilimi tetikleyebilecek bir saldırı gerçekleştirirken, ABD de İsrail'e destek sözü verdi.

İsrail ordusu, Iraklı güvenlik kaynaklarının ülke üzerinde uçarken görüldüğünü söylediği İran İHA’larının hedeflerine ulaşmasının saatler alacağını söyledi.

İsrail Kanal 12 televizyonu, İran'ın fırlattığı füzelerin İsrail'e ulaşmasının muhtemelen daha kısa süreceğini, ancak bazı füze ve İHA’ların Suriye veya Ürdün üzerinde vurulduğunu açıkladı.


Esed’den ‘mesaj’ var: İran-İsrail gerginliği bizi ilgilendirmiyor

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed, oğulları Hafız (solda) ve Kerim Esed ve kızları Zeyn Esed ile Şam'ın eski bir mahallesinde yürürken
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed, oğulları Hafız (solda) ve Kerim Esed ve kızları Zeyn Esed ile Şam'ın eski bir mahallesinde yürürken
TT

Esed’den ‘mesaj’ var: İran-İsrail gerginliği bizi ilgilendirmiyor

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed, oğulları Hafız (solda) ve Kerim Esed ve kızları Zeyn Esed ile Şam'ın eski bir mahallesinde yürürken
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed, oğulları Hafız (solda) ve Kerim Esed ve kızları Zeyn Esed ile Şam'ın eski bir mahallesinde yürürken

Menaf Said

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, eşi Esma Esed ve Suriye ordusundan bazı komutanlar, Tel Aviv'in bu ayın başlarında İran’ın Şam'daki konsolosluğunu hedef alması ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Suriye’de ve Lübnan'da faaliyetler gösteren komutanı Tümgeneral Muhammed Rıza Zahidi ile yardımcısı Muhammed Hadi Hacı Rahimi'ye suikast düzenlemesinin ardından bir yanda İran ve vekilleri, diğer yanda ABD, İsrail ve müttefikleri arasında gerilimin tırmandığı ve karşılıklı tehditlerin savrulduğu bir ortamda zamanlarını nasıl geçiriyorlar? Şam, müttefiklerine, muhaliflerine ve Arap ülkelerinden arabuluculara hangi siyasi mesajları vermek istiyor?

Suriye resmi haber ajanslarında yer alan ve Suriyeli yetkililere yakın sosyal medya hesaplarından paylaşılan görüntülerin ve haberlerin şu beş siyasi ‘mesajı’ içerdiği değerlendirilebilir:

1- İsrail tarafından İran’ın Şam'daki konsolosluğunun hedef alınmasından 12 gün sonra Şam'da hayat normal akışında seyrederken, DMO komutanları İsrail’in suikastlarından kaçınmak için ya Şam'daki gizli karargâhlara sığındılar ya da Tahran'a gittiler.

2- Şam, hükümet güçlerine ve Golan Tepelerine atıfta bulunarak Tahran ve Tel Aviv arasındaki olası askeri çatışmaya ne dahil ne de taraftır. (İran destekli milisler Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD güçlerinin bulunduğu bölgelerin yakınlarında ve Suriye'deki diğer bölgelerde konuşlular.)

3- Arap ülkeleri Şam’a İran ile İsrail arasındaki olası askeri çatışmanın dışında kalması ve Gazze’de 7 Ekim’den bu yana devam eden yaklaşımı sürdürmesini tavsiye ettiler.

4- Esed ile İranlı yetkililer arasındaki resmi temasların yoğunluğu azaltırken gerek Ramazan Bayramı vesilesiyle olsun gerek başka vesilelerden dolayı olsun Arap ülkelerinin yetkilileriyle olan temasların sıklığı arttı.

5- İsrail’in Şam ve Suriye topraklarında İranlı yetkilileri hedef almasına misilleme ya da intikam alma tehdidinde bulunan resmi açıklamalar yapılmaması.

İran’ın Şam konsolosluğunun 1 Nisan’da bombalamasından bu yana Suriye resmi haber ajanlarında ve Şam yanlısı medya organlarında çıkan haberleri ve görüntüleri kronolojik olarak şöyle sıralayabiliriz:

rfgtb
İsrail tarafından İran’ın Şam konsolosluğunun hedef alınması sonrası Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından dağıtılan bir fotoğraf

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan resmi açıklamaya göre Esed, İran Cumhurbaşkanı Reisi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek İran’ın Şam’daki konsolosluğunu hedef alan saldırıda çok sayıda askeri danışmanın vefatından dolayı en derin taziyelerini sundu. Kendisi ve Suriye halkı adına ölenlerin ailelerine ve değerli İran halkına derin üzüntülerini ifade ederek başsağlığı dileğinde bulundu.

ggbth
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed Suriye'nin batısındaki Tartus'ta bir iftar programına katıldılar

Suriye Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabından 7 Nisan’da yapılan paylaşımda, Beşşar Esed ve eşi Esma Esed’in, Tartus'un eski şehir bölgesinde yerel dernekler ve topluluk üyelerinin katılımıyla düzenlenen bir iftara katıldıkları duyuruldu. İsrail'in İranlı bir yetkiliyi hedef alan hava saldırısının gerçekleştiği bölgenin yakınlarında düzenlenen iftar programına katıldıklarını gösteren fotoğraflar ve videolar yayınlandı.

frgbt
Esed Şam'da Şam Alimleri Birliği üyeleriyle bir araya geldi

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA, 8 Nisan’da Esed'in Şam Alimleri Birliği'nin bazı üyeleriyle bir araya geldiği haberini yayınladı. Haberde ‘Suriye’nin dini kurumlarından Şam Alimleri Birliği'nin Kur'an-ı Kerim'in ve Hz. Muhammed'in hadislerinin doğru anlaşılması konusunda kararlı olduğu ve İslam dinin insanlara Yüce Allah tarafından gönderildiği şekliyle öğretilmesine büyük katkı sağladığı’ belirtildi.

ju
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Umman’dan Şam'a gelen İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ı kabul etti

Öte yandan 8 Nisan'da Umman Sultanlığı’nın başkenti Maskat'tan Şam'a gelen İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, havaalanında Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad tarafından karşılanmadı.

Daha sonra Suriye Cumhurbaşkanlığı Esed'in Abdullahiyan ile bir araya geldiği ve görüşmede İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki sivilleri bombalaması meselesinin ele alındığı açıklandı. Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Bu eşi ve benzeri görülmemiş vahşet ve katliam, İsrail’in askeri hedeflerine ulaşmadaki başarısızlığının kanıtıdır” denildi.

Açıklamada İsrail'in İran’ın Şam’daki konsolosluğunu bombalamasına ya da Tahran'ın buna nasıl karşılık vereceğine dair herhangi bir ifade yer almadı.

yny6n6
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Ramazan Bayramı namazı için geldiği Şam'daki bir camide Şamlı din adamlarıyla sohbet ederken

Suriye Devlet Başkanı Esed, 10 Nisan'da Ramazan Bayramı namazını Şam'daki et-Takva Camii'nde kıldı. Sosyal medya hesaplarından Esed'in Şamlı din adamlarıyla sohbet ederken çekilmiş fotoğrafları ve videoları paylaşıldı.

Suriye resmi haber ajansları daha sonra Esed'in aralarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin de bulunduğu bazı Arap ülkelerinin liderleriyle telefon görüşmeleri yaptığını ve Ramazan Bayramı tebriklerini ilettiğini aktardı. Esed ile İran Cumhurbaşkanı Reisi arasında bir telefon görüşmesi yapılıp yapılmadığıyla ilgili herhangi bir bilgi aktarılmadı.

dfthy
Suriye Savunma Bakanı General Ali Mahmud Abbas, Ramazan Bayramı vesilesiyle Suriye'nin batısındaki kıyı bölgesine bir saha ziyareti gerçekleştirdi

Suriye Savunma Bakanı General Ali Mahmud Abbas'ın 11 Nisan'da Suriye’nin batısındaki kıyı bölgesinde konuşlu bazı ordu birliklerine bir saha ziyareti gerçekleştirdiği, bu ziyaret sırasında birlik komutanları ve saha komutanlarıyla bir araya geldiği ve Ramazan Bayramı dolayısıyla Cumhurbaşkanı'nın tebriklerini ilettiği bildirildi.

rtbgyt
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed, Ramazan Bayramı vesilesiyle Şam'da el-Muberra Kadın Derneği ve Lahn el-Hayat Evleri’ni ziyaret ettiler

Suriye basını, Ramazan Bayramı'nın ilk günü Beşşar Esed ve eşinin Şam’da el-Muberra Kadın Derneği ve Lahn el-Hayat Evleri’nde çocuklarla ve gençlerle bayramlaşırken çekilmiş fotoğraflarını yayınladı.

edvrgt
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed, oğulları Hafız (solda) ve Kerim Esed ve kızları Zeyn Esed ile Şam'ın eski bir mahallesinde yürürken

Suriyeli yetkililere yakınlığıyla bilinen haber siteleri ve sosyal medya hesapları, 12 Nisan’da Suriye Devlet Başkanı Esed ve ailesinin Şam’ın eski şehir bölgesinde çekilmiş bir fotoğrafını yayınladı. Haberde, “Sayın Cumhurbaşkanı Beşşar Esed ve ailesi Ramazan Bayramının üçüncü günü Şam'ın eski şehir bölgesini ziyaret etti” denildi.

dfvrgbt
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed arasında 12 Nisan'da gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından dağıtılan bir fotoğraf

Suriye Cumhurbaşkanlığı’nın X platformundaki hesabından yapılan paylaşımda Beşşar Esed ve BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed'in bir telefon görüşmesi gerçekleştirdikleri ve birbirlerinin Ramazan Bayramı'nı kutladıkları belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın SANA'dan aktardığı habere göre 13 Nisan'da Esed'in bayram tebriğinde bulunduğu liderlerin bir listesini yayınlandı. Listede İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin adı yer almazken, çok sayıda Arap ülkesi liderinin ve yetkilisinin olduğu görüldü.

umujım
Esed'in Ramazan Bayramı vesilesiyle Şam'ın eski şehir bölgesindeki bir restoranı ziyareti sırasında ziyaretçi defterine bıraktığı not

 


Reuters: Ürdün savaş uçakları İran'a ait onlarca İHA’ya ateş açtı

Eski bir askeri tatbikatın başlangıcında Ürdün ordusundan bir grup (arşiv - AFP)
Eski bir askeri tatbikatın başlangıcında Ürdün ordusundan bir grup (arşiv - AFP)
TT

Reuters: Ürdün savaş uçakları İran'a ait onlarca İHA’ya ateş açtı

Eski bir askeri tatbikatın başlangıcında Ürdün ordusundan bir grup (arşiv - AFP)
Eski bir askeri tatbikatın başlangıcında Ürdün ordusundan bir grup (arşiv - AFP)

Reuters’ın bugün (Pazar) iki güvenlik kaynağına dayandırdığı haberine göre Ürdün savaş uçakları, Ürdün'ün kuzey ve orta kesimlerinde İsrail'e giden onlarca İran insansız hava aracını (İHA) düşürdü. İki kaynak, ordunun yüksek alarm durumunda olduğunu ve radar sistemlerinin Irak ve Suriye yönünden gelen her türlü İHA faaliyetini izlediğini de sözlerine ekledi.

Fars Haber Ajansı’na konuşan bir askeri kaynak, İran'ın Ürdün'ü, Tahran'ın misilleme saldırıları sırasında İsrail'i destekleyecek herhangi bir hamle yapması ihtimaline karşı izlediğini ve Ürdün’ün ‘bir sonraki hedef’ olabileceği uyarısında bulunduğunu söyledi.

Ürdün'ün kuzeyinde Suriye'ye yakın bazı kentler ile ülkenin merkezi ve güneyindeki bölgelerde yaşayanlar yoğun hava hareketliliği sesleri duydu. Bir güvenlik kaynağı Ürdün hava kuvvetlerinin keşif uçuşlarını arttırdığını bildirdi.

Ürdün, İran destekli silahlı grupların faaliyet gösterdiği Suriye ve Irak'ın yanı sıra İsrail ve işgal altındaki Batı Şeria'nın da komşusu konumunda bulunuyor.


Sudan Kurtuluş Güçleri, liderlerinin Darfur'daki ortak güçten çekilme kararını reddetti

Sudan Kurtuluş Güçleri savaşçıları (AFP)
Sudan Kurtuluş Güçleri savaşçıları (AFP)
TT

Sudan Kurtuluş Güçleri, liderlerinin Darfur'daki ortak güçten çekilme kararını reddetti

Sudan Kurtuluş Güçleri savaşçıları (AFP)
Sudan Kurtuluş Güçleri savaşçıları (AFP)

Cuba Barış Anlaşması’na taraf olan Sudan Kurtuluş Güçleri Genel Komutanlığı dün (Cuma) yaptığı açıklamada, liderleri Tahir Hacer'in Darfur bölgesindeki silahlı mücadele hareketlerinin ortak gücünden çekilme kararını reddettiğini duyurdu.

Sudan Kurtuluş Güçleri Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, Sudan Kurtuluş Güçleri Sözcüsü Tuğgeneral Abbas Teruni'nin Sudan Kurtuluş Güçleri’nin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı ‘kararlı bir savaşa’ hazırlanmak üzere Darfur'daki ortak güçte yer almaya devam ettiğini söylediği aktarıldı.

Hacer dün, Sudan Kurtuluş Güçleri'nin Darfur Ortak Görev Gücü'nden, bu oluşumdaki bazı silahlı hareketlerin ‘tarafsızlığı terk ederek orduyla aynı safta yer aldıklarını ve onunla birlikte savaştıklarını’ ilan ettikleri gerekçesiyle çekildiğini duyurmuş ve mevcut durumda Darfur ortak gücünün oluşturulma amacını gerçekleştirmesinin imkânsız hale geldiğini belirtmişti.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı'ndan (AWP) aktardığına göre Hacer açıklamasında, Sudan Kurtuluş Güçleri Genel Komutanlığı'na ‘Savaşın başladığı 15 Nisan’dan itibaren tarafsızlığı ilke ve tutum olarak benimseyen tüm hareketlerle yeni bir ortak güç oluşturma’ talimatı verdi.

Teruni, “Cuba Barış Anlaşması’nın imzalanmasından sonra, Darfur hattındaki silahlı mücadele hareketlerindeki yoldaşlarımızla birlikte büyük bir çaba sarf ettik. Savaşın patlak vermesinden sonra; sivilleri, mülklerini ve Birleşmiş Milletler (BM) misyonları ile uluslararası örgütlerin karargahlarını korumak için Cuba Barış Anlaşması’nın ruhuna uygun olarak ortak bir güç (Sivilleri Koruma Ortak Gücü) oluşturduk” ifadelerini kullandı.

Teruni sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak zaman geçtikçe, isyancı milisler (HDK) insan haklarını ihlal etmek, genç kadınlara tecavüz etmek ve kaçırmak, insanların topraklarını ve evlerini işgal etmek, operasyon alanını merkezden Sudan'ın tüm şehirlerine ve köylerine kaydırmak da dahil olmak üzere tüm insani ve ahlaki yasaklarla karşı karşıya kalmaya başladı. Bu nedenle Sudan Kurtuluş Güçleri şu anda isyancı HDK milislerini bertaraf etmek için ön saflarda yer alıyor. Vatana ve vatandaşa karşı ulusal sorumluluk temelinde, savaşa girmek için ortak koordinasyon içinde silahlı mücadele hareketlerinin ortak gücünde devam ettiğimizi yineliyoruz.”

Darfur bölgesindeki silahlı hareketler ortak gücü, perşembe günü yaptığı açıklamada, artık tarafsız olmadığını ve HDK’ye karşı Sudan ordusunun yanında savaşacağını duyurdu.

Yapılan açıklamada “Müttefiklerimiz, yurtseverler ve silahlı kuvvetlerimizle birlikte HDK ve onların kiralık adamlarına karşı savaşacağız” denildi.

Ortak güç, geçen yıl ordu ile HDK arasında patlak veren çatışmaların ardından Darfur'daki silahlı hareketler tarafından, sorunlu bölgedeki sivilleri korumak amacıyla oluşturuldu.

Geçtiğimiz ay Darfur Bölgesi Başkanı Minni Arko Minavi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi ile Adalet ve Eşitlik Hareketi, HDK'ye karşı savaşında Sudan Ordusu’nun yanında savaşacaklarını bildirdi. Sudan Kurtuluş Hareketi-Geçiş Konseyi ve Sudan Kurtuluş Güçleri de Darfur'daki çatışmalardan etkilenenlere insani erişimi güvence altına almak için ortak bir güç oluşturma niyetinde olduklarını duyurdu.

Bu dört hareket, Darfur'da silahlı mücadele için kurulan ortak gücün bir parçası.


Kudüs Seriyyeleri, İsrail'in güneyine roket saldırısı düzenledi

Kudüs Seriyyeleri, İsrail'in güneyine roket saldırısı düzenledi
TT

Kudüs Seriyyeleri, İsrail'in güneyine roket saldırısı düzenledi

Kudüs Seriyyeleri, İsrail'in güneyine roket saldırısı düzenledi

 

Kudüs Seriyyelerinden yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in işlediği suçlara karşılık olarak, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesine bağlı Ömer el-Kasım güçleriyle birlikte Sderot kenti ile Gazze sınırındaki yerleşimlere roket saldırısı düzenlendiği belirtildi.

Başka bir açıklamada ise 3 Merkava tankı ile 2 D9 model dozerden oluşan İsrail askeri konvoyuna, Gazze'nin orta kesiminde bulunan En-Nuseyrat Mülteci Kampı'nın kuzeyindeki Malik el-Askeri bölgesinde mayın ve yüksek patlayıcılı varil bombalarıyla saldırı düzenlendiği kaydedildi.

Açıklamada, konvoydaki İsrail askerlerinin öldüğü ve yaralandığı, askerleri tahliye etmek için ise bölgeye bir helikopterin iniş yaptığı aktarıldı.

Öte yandan, İsrail ordusu, Sderot kenti ile çevre bölgelerde uyarı sirenlerinin çaldığını duyurdu.


Fas'ta 54 kentte Gazze'ye destek gösterisi düzenlendi

Fas'ta 54 kentte Gazze'ye destek gösterisi düzenlendi
TT

Fas'ta 54 kentte Gazze'ye destek gösterisi düzenlendi

Fas'ta 54 kentte Gazze'ye destek gösterisi düzenlendi

Fas'taki sivil toplum kuruluşu Ümmet Sorunlarını Destekleme Kuruluşundan yapılan yazılı açıklamaya göre, Faslılar, Gazze'ye destek amacıyla 54 kentte 114 noktada sokağa indi.

Gösteri düzenlenen kentler arasında Kazablanka, Agadir, Tanca, Tatvan ve Sale yer aldı.

Göstericiler, İsrail'in saldırıları ve ablukası sona erinceye kadar Gazze'ye destek vermeye ve gösteri düzenlemeye devam edeceklerini dile getirdi.

Fas, Gazze'ye destek gösterileri ve yürüyüşlerinin en yoğun yapıldığı İslam ülkeleri arasında yer alıyor.


BM raportörü: İsrail ordusu Filistin topraklarında sivillere yönelik saldırıları önleyemiyor

Yaralı bir Filistinli, Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerle yaşanan çatışmanın ardından hastaneye kaldırıldı (AFP)
Yaralı bir Filistinli, Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerle yaşanan çatışmanın ardından hastaneye kaldırıldı (AFP)
TT

BM raportörü: İsrail ordusu Filistin topraklarında sivillere yönelik saldırıları önleyemiyor

Yaralı bir Filistinli, Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerle yaşanan çatışmanın ardından hastaneye kaldırıldı (AFP)
Yaralı bir Filistinli, Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerle yaşanan çatışmanın ardından hastaneye kaldırıldı (AFP)

Arap Dünyası Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, BM raportörü Francesca Albanese, Birleşmiş Milletler'i Filistin topraklarında sivillere yönelik saldırıları engellemek için açık bir yetkiyle “önleyici güç” konuşlandırılmasına izin vermeye çağırdı.

Albanese dün (Cuma), "X" platformunda yaptığı açıklamada, "İsrail ordusunun, Filistin topraklarında sivillere yönelik saldırıları önleme konusundaki isteksizliğini veya başarısızlığını kanıtladığını" belirtti.

BM raportörünün değerlendirmesi, Filistin Sağlık Bakanlığı'nın cuma günü, yüzlerce İsrailli yerleşimcinin köye saldırdığı yönündeki raporları sonrasında, işgal altındaki Batı Şeria'nın Ramallah yakınındaki El-Mughayir köyünde en az bir Filistinlinin vurularak öldürüldüğünü belirtmesinin ardından geldi.

İsrail'in Gazze Şeridi'nde savaşa başladığı 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da şiddet arttı ve altı ay önce çatışmanın başlamasından beri Batı Şeria'da İsrail güçleri veya yerleşimciler tarafından yaklaşık 500 Filistinli öldürüldü.


ABD, İran saldırısı korkusuyla Ortadoğu'ya takviye birlik gönderiyor

ABD askeri nakliye uçağı (CENTCOM’un X hesabı)
ABD askeri nakliye uçağı (CENTCOM’un X hesabı)
TT

ABD, İran saldırısı korkusuyla Ortadoğu'ya takviye birlik gönderiyor

ABD askeri nakliye uçağı (CENTCOM’un X hesabı)
ABD askeri nakliye uçağı (CENTCOM’un X hesabı)

İran'ın yakında İsrail'e bir saldırı düzenleyebileceği korkusu artarken ABD dün (Cuma), Ortadoğu'ya takviye birlikler göndereceğini duyurdu. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Washington'daki bir ABD savunma yetkilisi yaptığı açıklamada “Bölgesel caydırıcılık çabalarını güçlendirmek ve ABD kuvvetlerinin korunmasını arttırmak için bölgeye takviye kuvvetler gönderiyoruz” dedi.

İran, 1 Nisan'da Şam'daki büyükelçilik yerleşkesine düzenlenen hava saldırısında Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) subaylarının ölmesi ve konsolosluk binasının tahrip edilmesinin ardından misilleme sözü vererek bölgede gerilimi artırdı.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant dün Tel Aviv'i ziyaret eden ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Michael Eric Corella ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, İsrail ve ABD'nin İran'a karşı ‘yan yana’ durduğunu söyledi.

ABD Perşembe günü yaptığı açıklamada, İran'ın İsrail'e misillemede bulunma tehditleri nedeniyle İsrail'deki çalışanlarına ve aile üyelerine Tel Aviv, Kudüs ve Beerşeba bölgeleri dışına seyahat yasağı getirdiğini duyurdu.

Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne ise ‘Fransızlara İran, İsrail, Lübnan ve Filistin topraklarına seyahat etmekten kaçınmalarını’ tavsiye etti.