Yetkililerin gözyaşları samimi mi yoksa siyasi acındırma mı?

Tarih boyunca ağlamak, gerçek duygularıyla ya da yapay olarak kamuoyunu etkilemek amacıyla göz yaşlarıyla önemli isimlerin dünyasında var olmuştur.

Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
TT

Yetkililerin gözyaşları samimi mi yoksa siyasi acındırma mı?

Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)
Siyaset dünyasında ve politikacılarda gözyaşları sık sık görülüyor. (Independent Arabia)

Sana eş-Şami

Tarih boyunca gözyaşları herhangi bir kişi, cinsiyet veya sınıfla sınırlı olmadı. Her zaman zayıflık anlamına da gelmedi. Ancak birçok durumda bir güç kaynağına ve kelimelerin aktaramadığı duygusal bir durumu aktarmanın bir aracına dönüştü. Zira duyguları harekete geçirmek ve etkilemek, yalnızca akla hitap edebilecek her sözden daha güçlü bir silahtır.

İkna etmek ya da kaçınmak, açıklığa kavuşturmak ya da karartmak, kendini ve amaçlarını göstermek ya da kamufle etmek için kullanılabilen herhangi bir dil gibi, gözyaşları da insani uyaranların her alanında kullanılabilir.

Bu bağlamda siyaset dünyasında da gözyaşları var. Bu gözyaşları ya insan olarak yaşanan ve etkilenilen bir durumdan kaynaklanan gerçek ya da kamuoyunu etkileyebilmek veya istenen şeyleri elde edebilmek için bir araç haline gelen yapay duygular.

Gözyaşları hatırlatır

Merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat Ebu Ammar ağlayarak, kendisiyle birlikte Beyrut’ta İsrail işgaline karşı çatışma, kuşatma ve mücadele anlarını yaşayanları da ağlattı. Bir konuşmasında 1982 yılında Beyrut kuşatmasındaki yaşam tarzlarını, kararlılıklarını, yemeklerini nasıl hazırladıklarını, içecek sularını nasıl getirdiklerini anlattı ve Lübnan’daki Beaufort Kalesi’ni ve kalenin İsrail işgalinin eline geçmesini savunmak için aralarında subayların da bulunduğu 37 savaşçının cesaretinden bahsetti. Bu noktada Ebu Ammar, kendine hâkim olamadı ve gözyaşları dökerek duygularını ve onların cesaretlerine olan sevgisini açıkça dile getirdi. Düşmanın cesetlerinin üzerinden geçmesine izin vermediklerini söyledi. Duygularını ve birlikte olduğu veya iletişim kurduğu kişilerle yaşadığı her andan nasıl etkilendiğini anlattı.

Ebu Ammar, bu konuşmasında yanında bulunanlara isimleriyle hitap etmiş ve cümlenin başında “Ey kardeşim” demişti. Konuşmasını tamamen insani bir ana dönüştürmüştü. Dolayısıyla kişi ister lider, ister başkan, ister komutan olsun, duygusal olarak etkileyen ve etkilenen bir kişi olmaktan başka bir şey yapamaz.

Mizansen gözyaşı

Bazı Arap başkanları ve yetkililerinin ağladıkları veya ağıt yaktıkları anlar tarihe geçti ve hafızalara kazındı. Ancak halkın önünde ağlayan nüfuzlu isimlerin sayısında en büyük pay Lübnanlı siyasetçilere ait. Lübnan Başbakanı Fuaz Sinyora’nın Temmuz 2006 savaşının arka planında Beyrut’ta düzenlenen Arap bakanlar toplantısı öncesinde yaptığı müdahale sırasında ağladığı an, Arapların hafızasında halen varlığını sürdürüyor. Birçok taraf, bunu sempati çekmek için aldatıcı bir an olarak nitelendirdi.

Aynı şekilde Lübnan’ın eski Başbakanı Saad Hariri de birçok kez ağladı. Bunların en belirgini, ikamet ettiği yer olan Koraytem’de destekçilerini kabul ederken yaşandı. Kısa bir konuşma yaparak siyasi çalışmalarını değerlendirmiş ve aynı adımı atan babasını hatırlatmıştı. Bu durum karşısında Lübnan sokakları, gözyaşları ve amaçları konusunda inananlar ve şüpheciler arasında ikiye bölünmüştü.

Fotoğraf Altı: Seyircinin bu dokunaklı anlara tepkisi, şüphe ile yetkilinin güvenilirliğine inanma arasında değişiyor. (Pxhere)
Seyircinin bu dokunaklı anlara tepkisi, şüphe ile yetkilinin güvenilirliğine inanma arasında değişiyor. (Pxhere)

Ancak ağlayan son Lübnan başbakanı, hükümeti kurduktan sonra Necib Mikati oldu. Ağlaması ise, gözyaşlarının gerçek olmadığı şüphesiyle tepkilere yol açtı. Bazı taraflar bunu sempatik bir durum olarak nitelendirirken, kendisinin bir insan hakları savunucusu değil, milyarder bir adam olduğu ve bu nedenle halkın ve yoksulların ihtiyaçlarını bilmediği göz önüne alındığında, bazıları da ‘timsah gözyaşları ve kamuoyuna illüzyon yaratmanın bir biçimi’ olarak değerlendirdi.

Bazı psikoloji uzmanları, bir siyasetçinin ağlamasının, zayıfların önünde ağlayan güçlülerin gözyaşları olduğunu söylüyor. Bu nedenle insanlarda bu ağlamanın samimiyeti konusunda bazı soru işaretlerinin oluşması doğal. Politikacı bu anlarda halka sempati mi duyuyor, yoksa aldatıyor ve siyasi propaganda mı yapıyor?

Bu alanda çalışmalar yürüten uzmanlar, birçok siyasetçinin kurmaca olay, hikâye ve durumları anlatarak beyin yıkama yöntemlerini izlediğini söylüyor. Kamuoyu, inanma noktasına gelebiliyor. Dolayısıyla kişi bu uydurmalara inandığında oyunculuk rolü ortadan kalkıyor, durum sanki spontane ve gerçekmiş gibi görünüyor.

Gözlemciler şu değerlendirmede bulundu:

“Gözyaşlarının büyük bir kısmı mizansen. Bazen bir titreme sesi oluyor, bir gözyaşı, ardından bir sessizlik oluyor, ardından mendili çıkarıp gözyaşlarını siliyor ve ardından konuşmasına devam ediyor. Uzun yıllardır siyaset yapan herkes, halkın duygularıyla nasıl oynanabileceğini deneyimlemiştir. Gözyaşları bir zayıflık işareti olmaktan çıkıp bir güç unsuruna dönüşüyor.”

Sorumluluğun etkisi

Geçmişte, Mısır cumhurbaşkanlarının da gözyaşlarıyla dolu bazı olaylar var. Yaşlılık aşamasına geldikten sonra Cumhurbaşkanı Muhammed Necib, bir röportajda, ‘iktidara gelirken, 1952’de itaatsizlik ve çok sayıda ölümle sonuçlanan şiddetli bir isyanın ardından iki pamuk eğirme fabrikası işçisi için ölüm fermanını imzalaması’ hakkındaki bir soruya ağlayarak yanıt verdi. Bu durum ise onun bu karardan dolayı pişman olduğu izlemi uyandırdı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre 28 Eylül 1961’de Suriye ile Mısır arasında bölünme meydana geldi ve ardından iki ülke arasında sorunlar ortaya çıktı. Ancak diplomatik ilişkiler daha sonra geri döndü ve Suriye’nin Mısır büyükelçisinin itimatnamelerini kabul edildi. Büyükelçinin kısa bir konuşma yapması ve ardından evraklarını devlet başkanına sunması, diplomatik bir gelenekti. O sırada Suriye büyükelçisi Sami ed-Dürubi ayağa kalktı ve Cemal Abdülnasır’a, “Şanlı bir günde, başkanı olduğunuz bir cumhuriyetin vatandaşı değilmişim de bir yabancıymışım gibi olarak durmak beni üzüyor” dedi. Bu durum orada bulunan herkesi etkiledi ve başta Cemal Abdülnasır olmak üzere herkesi ağlattı.

Bir başka olayda Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır, 6 Gün Savaşları sonrasında ağladı. 8 Haziran 1967 Perşembe akşamı Abdülnasır, en yakın arkadaşı gazeteci Muhammad Hasaneyn Heykel ile görüşerek, gelişmeleri kendisine aktardı ve istifasını sunmayı planladığını bildirdi. Heykel’i, ertesi gün kitlelere yapacağı ve Mısır’ı yönetmekten istifa ettiğini duyuracağı konuşmayı yazması için görevlendirdi.

Heykel, el-İnficar (Patlama) adlı kitabında, koşulların, 9 Haziran Cuma gününü sabah 7’den akşam 6’ya kadar Abdülnasır’la birlikte geçiren tek kişinin kendisi olması gerektirdiğini anlatıyor. Belirttiğine göre sabah erkenden Abdülnasır’ın yanına gitti ve kendisine verdiği konuşma taslağını da yanında getirdi.

Heykel, bu zor dönemdeki toplantılarının son dakikasını anlatırken, el sıkıştıklarını ve hayatında ilk kez Abdülnasır’ın gözlerinde bir yaş fark ettiğini ve (Heykel’in) hızla ofisten dışarı çıktığını anlattı. Ona göre çünkü Başkanın, kendi gözlerinde de benzer bir gözyaşı görmesini istemiyordu.

Cumhurbaşkanı Enver Sedat ise eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’ın ölüm haberini duyunca ağlayarak evinin yolunu tuttu. İsrail’den geri aldıktan sonra Ariş’e Mısır bayrağını dikmek için gittiği gün de ağlamıştı. Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in de öldüğü gün Enver Sedat ile yollarının ayrılması üzerine Halk Meclisi’nde yaptığı konuşmada gözleri yaşardı. Oğlu Cemal ameliyat için Amerika’ya gittiğinde ve kendisine eşlik edemediğinde ve en son duruşması sırasında da ağlamıştı.

Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi ise defalarca kameralar önünde gözyaşlarını sergiledi. Bu durum, onu, meseleleri ele alma şekli konusunda eleştirilere ve sürekli şüpheciliğe maruz bıraktı.

Kalp kırıklığı ve motivasyon gözyaşları arasında

Kameralar önünde ağlayan Arap liderler arasında, Cezayir’in kurbanlarına rahmet dileyerek konuşmasına başlayan merhum Cezayir Devlet Başkanı Huari Bumedyen de var. Sertliğiyle tanınan merhum Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e gelince; kendisi bir akşam Iraklı bir çocuk önünde şiir okurken ağlamıştı. 1984’te bir konuşma yaparken de ağladı ve Irak ordusunun kurbanlarını ‘başarılarını ve kahramanlıklarını hatırlatarak’ selamlarken duygulandı. Konuşmasında Irak ordusunun İran’a karşı kazandığı zaferlerden, sınır bölgelerinde ve cephelerde konuşlanan güçlerden bahsetmişti.

Diğer yandan Batı ve Asya dünyasında ise eski ABD Başkanı Barack Obama kameralar önünde yedi kez ağladı. Bazı taraflar, onun gözyaşlarından şüphe ederken, bazıları da özellikle ikinci döneminin bitiminden sonra yaptığı veda konuşmasında, eşine ve yanında bulunanlara teşekkür ederken samimi göründüğünü belirtti.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi de Meta’nın kurucusu Mark Zuckerberg ile yaptığı sohbette ağladı. Kendisine 90 yaşındaki annesinin durumu sorulduğunda, annesinin onlar için neler yaptığını anlatıyordu.

Ama zayıflık ve yenilgi durumunu zafere, güce ve genişlemeye dönüştüren ağlayış, Singapur Başbakanı Lee Kuan Yew’in 1965’te ülkesinin Malezya Federasyonu’ndan ayrılmasının ardından yaşandı. O dönemde ülkesi, yolsuzluklarla dolu bir ülkeydi, ‘sivrisinekler ve bataklıklar ülkesi’ olarak anılıyordu ve haritada yeri yoktu. Ancak o zamandan bu yana en önemli gelişmiş ülkelerden biri haline geldi.



ABD Genelkurmay Başkanı, Lübnan Ordu Komutanı ile görüştü

General Rudolph Heykel (Rehberlik Müdürlüğü)
General Rudolph Heykel (Rehberlik Müdürlüğü)
TT

ABD Genelkurmay Başkanı, Lübnan Ordu Komutanı ile görüştü

General Rudolph Heykel (Rehberlik Müdürlüğü)
General Rudolph Heykel (Rehberlik Müdürlüğü)

ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, Pentagon'da Lübnan Ordu Komutanı General Rudolph Heykel ile görüştükten sonra, ABD'nin Ortadoğu'daki savunma ilişkilerinin önemini vurguladı.

Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü Joseph Holstead, Keane'in salı günü Lübnan ordu komutanı ve bir önceki gün Katarlı bir savunma yetkilisiyle yaptığı görüşmenin ardından "ABD'nin Ortadoğu'daki kalıcı savunma ilişkilerinin önemini yeniden teyit ettiğini" söyledi. Heykel'in Kasım 2025'te Washington'u ziyaret etmesi planlanmıştı, ancak o dönemdeki bir askeri kaynağa göre, ABD'li siyasi ve askeri yetkililer Lübnan'dan ayrılmadan saatler önce onunla yapacakları görüşmeleri iptal etmeleri nedeniyle ziyaret iptal edilmişti.

Ziyareti iptal edenler arasında önde gelen Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham da vardı. Graham o dönemde yaptığı açıklamada, Heykel'in "Hizbullah'ı silahsızlandırmak için neredeyse hiçbir çaba göstermemesini" eleştirmişti. Graham, dün X.com'da yaptığı paylaşımda, Heykel'e Lübnan ordusunun Hizbullah'ı "terör örgütü" olarak görüp görmediğini sorduktan sonra onunla yaptığı görüşmeyi aniden sonlandırdığını söyledi. Graham, Heykel'in "Hayır, Lübnan bağlamında değil" diye yanıt verdiğini ifade etti.

Lübnan ordusu ocak ayında, Hizbullah'ı silahsızlandırma planının ilk aşamasını tamamladığını ve bu aşamanın Lübnan'ın güneyinde Litani Nehri ile İsrail sınırı arasındaki bölgeyi kapsadığını duyurdu. İsrail ile Hizbullah arasında yaklaşık bir yıl süren çatışmaların ardından Kasım 2025'in sonlarında varılan ateşkes anlaşmasına göre, İran destekli grubun Litani Nehri'nin kuzeyindeki güçlerini geri çekmesi ve boşaltılan bölgelerdeki askeri altyapısını ortadan kaldırması, İsrail güçlerinin ise Lübnan'dan çekilmesi gerekiyor.

Ancak Hizbullah silahlarını teslim etme çağrılarını reddederken, İsrail Hizbullah üyelerini ve tesislerini hedef aldığını söylediği düzenli Lübnan baskınlarına devam etti ve stratejik olarak gördüğü Lübnan toprakları içindeki ve sınırlarına yakın beş noktada güçlerini konuşlandırdı.

Lübnan ordusunun planı beş aşamadan oluşuyor. İkinci aşama, Litani Nehri'nin kuzeyinden, Sayda’nın (Sidon) kuzeyinden geçen ve sınırdan yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Avali Nehri'ne kadar olan bölgeyi kapsıyor. Hükümetin, uygulamaya geçmeden önce şubat ayında bu ikinci aşamayı görüşmesi bekleniyor.


İsrail, "7 Ekim" olaylarına katılan Gazzelileri hedef alıyor

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İslami Cihad lideri Ali el-Razayna'nın cenaze töreninde Filistinli bir kadın oldukça duygulanmış halde görüntülendi (Reuters)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İslami Cihad lideri Ali el-Razayna'nın cenaze töreninde Filistinli bir kadın oldukça duygulanmış halde görüntülendi (Reuters)
TT

İsrail, "7 Ekim" olaylarına katılan Gazzelileri hedef alıyor

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İslami Cihad lideri Ali el-Razayna'nın cenaze töreninde Filistinli bir kadın oldukça duygulanmış halde görüntülendi (Reuters)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İslami Cihad lideri Ali el-Razayna'nın cenaze töreninde Filistinli bir kadın oldukça duygulanmış halde görüntülendi (Reuters)

İsrail, 7 Ekim 2023 saldırısına katılan ve Filistinliler tarafından intikam eylemi olarak nitelendirilen operasyonlarda İsrailli rehinelerin (canlı veya ölü) ele geçirilmesinde rol oynayan Gazze Şeridi'ndeki önde gelen aktivistleri takip etmeye devam ediyor. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre bu durum, daha önce birkaç kez olduğu gibi, olaya karışanların ailelerine karşı da gerçekleşti.

İsrail ordusu çarşamba günü, Hamas ve İslami Cihad'ın silahlı kanatlarındaki önde gelen aktivistleri hedef aldığını ve saldırıya karışmakla suçladığını açıklayan bir dizi bildiri yayınladı.

Öte yandan, İsrail Savcılığı, Tel Aviv Bölge Mahkemesi'ne bazı savunma tanıklarını sorgulamaktan vazgeçtiğini ve böylece İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun üç yolsuzluk davasındaki yargılama süresinin kısaltıldığını bildirdi. Bu durum, savcılığın artık onu mahkum etmek için yeterli kanıta sahip olduğu anlamına mı geldiği, yoksa affın bir öncüsü mü olduğu konusunda soruları gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Savcılık, sorgulamayı on dört oturum yerine dört veya beş oturumda tamamlayacağını vurguladı; bu da davanın yıl sonundan önce bitebileceği anlamına geliyor.


İsrail ordusu: Gazze Şeridi’ne kaçak mal sokulması sorunu güvenliğimiz için büyük bir tehdit

 İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini’nin kardeşi Bezalel Zini (İsrail medyası)
İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini’nin kardeşi Bezalel Zini (İsrail medyası)
TT

İsrail ordusu: Gazze Şeridi’ne kaçak mal sokulması sorunu güvenliğimiz için büyük bir tehdit

 İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini’nin kardeşi Bezalel Zini (İsrail medyası)
İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini’nin kardeşi Bezalel Zini (İsrail medyası)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne mal kaçakçılığı dosyasına ilişkin bir açıklama yayımladı. Söz konusu dosyada, İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet (Şabak) Başkanı’nın kardeşi ile birlikte 14 kişinin daha şüpheli olarak yer aldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre, ordu tarafından dün yapılan açıklamada, “İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne yönelik kaçakçılık olgusunu devletin güvenliği açısından büyük bir tehdit olarak son derece ciddiyetle ele almaktadır. Bu faaliyetlere düzenli ya da yedek askerlerin karışması durumunda mesele daha da tehlikeli bir hal almaktadır” ifadelerine yer verildi.

İsrail savcılığı ise Şin-Bet Başkanı’nın kardeşi hakkında, Gazze Şeridi’ne sigara kaçırdığı iddiasıyla ‘savaş zamanında düşmana yardım etmek’ suçlamasıyla dava açtı.

İddianamede, Zini’nin askerî istihbarata bağlı Birim 8200’de tanıdıkları bulunduğu ve bu kişilerin ‘bilgilerin sistemde görünmemesini sağlamaya yardımcı olabileceği’ öne sürüldü.

Ordu tarafından yapılan açıklamanın devamında, “Merkez Mahkeme’ye sunulan iddianamede Birim 8200’den bir kişinin şüpheli olarak yer aldığına dair iddialar üzerine, ordunun söz konusu olaydan bilgisi olmadığını bir kez daha teyit ederiz” denildi.

 İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)

Dün yayımlanan iddianameye göre, Bezalel Zini’nin, Hamas’ın sigara ve tütün ürünlerini fahiş fiyatlarla yeniden satarak kâr elde edebileceğinin farkında olduğu öne sürüldü.

50 yaşındaki Zini’nin, toplam 365 bin şekel (yaklaşık 117 bin dolar) karşılığında 14 koli sigara kaçırdığı iddia edildi. Şin-Bet’in kısa süre önce göreve atanan Başkanı David Zini’nin ise dosya kapsamında herhangi bir usulsüzlüğe karıştığından şüphelenilmediği belirtildi.

Söz konusu suçlamaların, Gazze’ye lüks iPhone modelleri, otomobil yedek parçaları ve diğer elektronik ürünler de dahil olmak üzere çeşitli malların kaçakçılığını yaptığı öne sürülen, 20’den fazla kişiyi kapsayan daha geniş bir iddianameler dizisinin parçası olduğu kaydedildi.