Görüş farklılıkları AB’nin Gazze’de inisiyatif almasını engelliyor

Avrupa’daki bölünmeler, Gazze savaşıyla ilgili etkili pozisyon almalarını engelliyor

Yahudi yerleşimciler, Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi (Arşiv- WAFA)
Yahudi yerleşimciler, Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi (Arşiv- WAFA)
TT

Görüş farklılıkları AB’nin Gazze’de inisiyatif almasını engelliyor

Yahudi yerleşimciler, Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi (Arşiv- WAFA)
Yahudi yerleşimciler, Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi (Arşiv- WAFA)

Hamas ve diğer Filistinli örgütlerin Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği operasyonun ardından İsrail’in 8 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği aralıksız bombardımanda yaklaşık 20 bin kişi hayatını kaybetti. Buna rağmen Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, yakın komşularının bulunduğu bölgede olup bitenler konusunda henüz ortak bir duruşa ulaşamadılar.

14-15 Aralık’ta Brüksel’in ev sahipliği yaptığı Avrupa Zirvesi, Avrupalı ​​liderlerin toplu olarak ateşkes çağrısında bulunan belirli bir formüle ulaşamadıklarını ortaya koydu. AB dışişleri bakanlarının geçen hafta sonu yaptığı toplantı, 27 ülkenin tutumundaki birliğin aksine özellikle İsrail askeri operasyonunun ilk günlerinde ortaya çıkan iç bölünmelerle Avrupa’nın başarısızlığı imajını yansıtıyordu. Toplantıda, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel tarafından temsil edilen komisyonun tutumu, Hamas’ı güçlü bir şekilde kınamak ve İsrail’in meşru müdafaa hakkını teyit etmekti.

SE
Batı Şeria’da Filistinli bir çocuğun tutuklandığı an (AFP)

Avrupa’daki bölünmeler, yalnızca AB içerisinde ortaya çıkmadı. 12 Aralık’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda bir karara ilişkin yapılan oylamada, Avrupalıların oyları ateşkes kararı taslağını destekleyenler, çekimser kalanlar ve reddedenler arasında bölündü. Almanya’nın İsrail’in Gazze’de yaptıklarına yönelik herhangi bir eleştiri yöneltmeyi reddeden en önde gelen müttefik olmasının ardından askeri operasyona devam etmek, sivilleri hedef almak ya da konut ve altyapıyı yok etmek açısından Almanya’nın tutumu yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Ancak iki ülke, yani Avusturya ve Çek Cumhuriyeti, İsrail ordusunun hareket özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik her türlü çağrıya karşı çıktı ve bunu ‘Hamas’a bir hediye’ olarak nitelemeye devam etti. Avrupa’nın başarısızlığı, Batı Şeria’da Filistinli sivillere yönelik Yahudi yerleşimci şiddetine karşı toplu tedbirlerin alınamamasında da görülürken, ABD ise şiddetin sorumlusu olarak gördüğü onlarca yerleşimcinin ABD topraklarına girişini engelleme kararı alarak Avrupa ülkelerinden önce harekete geçti.

Yerleşimlerin genişletilmesi

AB’nin cumartesi günü yayınladığı açıklamaların çoğu, ‘yasadışı yerleşim yerlerinin genişletilmesi ve Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesinin, Batı Şeria’daki güvenliği baltaladığını ve İsrail’i daha güvenli kılmadığını’ içeren bir açıklama şeklinde geldi. Ayrıca açıklamada, “Yerleşim yerleri, aynı zamanda ciddi uluslararası hukuk ihlalleri, iki devletli çözümün önünde büyük bir engel ve bölgesel istikrara yönelik bir tehdit oluşturuyor” ifadelerine yer verildi. Öte yandan açıklamada, işgal altındaki Batı Şeria’da radikal yerleşimciler tarafından Filistinlilere yönelik şiddetin arttığına hızlıca değiniliyor. AB’nin açıklamasında dikkat çekici olan üç şey var; Birincisi, uluslararası hukuk hepsini yasa dışı kabul ederken, açıklama yasal yerleşim yerleri ile yasa dışı yerleşim yerleri arasında ayrım yapıyor. İkincisi, sadece yerleşimci şiddetine hızlı bir şekilde değiniyor. İsrailli yetkililere bu şiddete son verilmesi yönünde herhangi bir çağrı içermediği gibi sorumluluk da yüklenmiyor. Hatta Knesset’in yeni yasadışı yerleşim yerleri için ek fon ayırma kararından bahsedilmiyor. Üçüncüsü, açıklama yerleşimcilere yönelik tedbir veya prosedürlere uzaktan da doğrudan da atıfta bulunmuyor. Diğer taraftan İngiltere de tıpkı ABD gibi yerleşimcilere yaptırımlar uyguladı. Ancak Washington, geleneksel olarak ateşkes çağrısı yapan karar tasarılarına karşı veto yetkisine başvururken, Londra ise oylamadan kaçınıyor.

SWF
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Komisyonu Başkanı ve Avrupa Parlamentosu Başkanı ile Brüksel’de bir görüşmede (AFP)

Fransa’nın bireysel tutumu

Avrupa’nın tereddütleri karşısında Fransa, bazı aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilere karşı ulusal (bireysel) düzeyde önlemler almaya karar verdi. İsrail, Batı Şeria ve Lübnan ziyaretinden dönen Dışişleri Bakanı Catherine Colonna bunu ifade etti. Colonna, dün bir dizi gazeteciye ‘bazı radikal yerleşimciler tarafından uygulanan şiddet eylemlerini kendi gözleriyle görebildiğini’ söyleyerek, “Bu kabul edilemez” dedi. Bu yaptırımların uygulanması, ‘sembolizmine’ rağmen somut bir ilerleme olarak görülüyor. Öyle ki bugüne kadar sadece birkaç düzine yerleşimcinin söz konusu ülkelerin topraklarına girmesini engellemekle sınırlıydı.

SFE
Gazze’de yıkılan Cibaliye kampı (Reuters)

Ancak üç ülke, İsrail hükümetini, özellikle de Filistinlilere yönelik saldırıların ateşini körükleyen en aşırıcı bakanlarını her türlü sorumluluktan veya hesap verebilirlikten muaf tutmakla suçlanıyor. Bu durum, Avustralya, Kanada, Norveç, İngiltere ve İsviçre’nin yanı sıra AB’ye üye ülkelerin dışişleri bakanlıkları tarafından 15 Aralık’ta yayınlanan ortak açıklamaya aykırı. Açıklamada, “Ekim ayının başından bu yana yerleşimciler 343’ten fazla şiddetli saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılarda 8 Filistinli sivil öldürüldü, 83’ten fazla kişi yaralandı ve bin 26’dan fazla Filistinli evlerini terk etmek zorunda kaldı” ifadelerine yer veriliyor. En önemlisi de bu ülkeler Filistin topluluklarını terörize eden radikal yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen şiddet eylemlerini güçlü bir şekilde kınadıklarını belirtti. Aynı şekilde İsrail’in Filistinlileri koruma konusundaki yetersizliğini eleştirirken, şiddete karışanların adalet önüne çıkarılması çağrısı yaptı. AB açıklamalarıyla diğer açıklamalar arasında dil ve taleplerdeki bu farklılık, İsrail’i eleştirme ve Batı Şeria’da yaşanan şiddetten onu sorumlu tutma konusundaki tereddüt ve belki de korkudan kaynaklanıyor.

Savaşın seyrini etkileme

Yukarıdakilerin bir özeti olarak, Paris’teki Avrupalı ​​diplomatik kaynaklara göre AB, bir tarafta siyasi iradenin olmayışı, diğer tarafta liderlerin ortak bir yaklaşıma ulaşamaması nedeniyle Gazze’deki savaşın gidişatını etkileyemiyor. Dış politikada oybirliği ilkesi gözetiliyor. AB, henüz ateşkes talep edecek ve İsrail’i Gazze’de yaptıklarından dolayı eleştirecek siyasi cesarete sahip değil. AB’nin dış politika ve güvenlik yetkilisi Josep Borrell’in sözleri, Avrupa’nın kolektif açığını kapatmak için yeterli görülemez.

SEFE
Papa Francis, 13 Aralık 2023’te Vatikan’daki Papa Paul VI Salonu’nda yaptığı haftalık toplantının sonunda dua etti (Reuters)

Borrell, geçen pazartesi günü X üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun Gazze’deki operasyonlarına, özellikle de Filistinli rehinelerin, ibadet edenlerin ve sivillerin öldürülmesine yansıyan ‘ayrım yeteneğinin büyük ölçüde yokluğunu’ kınayarak, “Bu duruma son verilmeli ve acil insani ateşkes sağlanmalı” çağrısı yaptı. Borrell ayrıca, Fransa, Almanya ve İngiltere dışişleri bakanlarının ‘Gazze’de çok sayıda sivilin öldürüldüğü’ yönündeki ifadelerine dikkat çekerek sözlerini güçlendirdi.

Papa Francis’in tavrı

Öte yandan Papa Francis, geçen pazar günü bir İsrail askerinin Gazze’deki tek Katolik kilisesinin avlusunda bir anne ve kızını öldürmesini kınadı. Papa, yaptığı açıklamada “Bu olay, teröristlerin değil, ailelerin, çocukların, hasta ya da engelli insanların, rahibelerin bulunduğu Kutsal Aile kilise kompleksinin içinde bile oldu” dedi.

Avrupalı yetkililer bugüne kadar hala ateşkesten değil, insani aradan bahsediyor.

Gerçek şu ki, İsrail’in savaş operasyonlarını durdurmayı reddetmesi ve resmi olarak sadece ‘İsrail ordusunun 72 gün boyunca sürekli ve yoğun bombardımanın neden olduğu toplu katliamlara son vererek, operasyon tarzını değiştirmesini’ isteyen Washington’dan aldığı destek nedeniyle Avrupa’nın kullandığı kelime dağarcığı zaman zaman değişiyor. Paris, Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul’da oyladığı ‘ateşkes’ kavramına çok yakın bir şekilde ‘kalıcı insani ateşkes’ çağrısında bulunarak uzlaşmacı bir tutum sergilemeye kararlı. Belki de üzerinde fikir birliği olunan tek konu, Gazze Şeridi’ne yapılan yardımların artırılmasının gerekliliğidir. Peki insani yardım çalışmaları, net bir politikanın yerini alabilir mi?



Beyrut ve Bağdat, İran’ın Şii Hilali projesini bir haftada nasıl sarstı?

Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
TT

Beyrut ve Bağdat, İran’ın Şii Hilali projesini bir haftada nasıl sarstı?

Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)

Maneli Mirhan

İran İslam Cumhuriyeti yirmi yıl boyunca, gücünü Tahran'dan yönlendirebildiği Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana gibi Arap başkentlerinin sayısıyla ölçtü. Bu başkentlerden ilk düşen Şam oldu, onunla birlikte kara köprüsü de çöktü. Ardından, haziran ayının son haftasında, geriye kalan üç başkentten ikisi, İran'a nüfuzunu kazandıran milislere karşı ayaklandı. Bu, bir ABD veya İsrail saldırısıyla değil, bu ülkelerin kendi devletleri tarafından alınan bir kararla gerçekleşti.

Lübnan, 26 Haziran'da Washington'da ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile bir çerçeve anlaşması imzaladı. Anlaşma, Lübnan ordusunu devletin silah tekelini yeniden tesis etme ve İsrail ile mutabık kalınan ‘deneme bölgelerinden’ başlayarak Hizbullah'ı bölge bölge silahsızlandırmakla görevlendiriyor. 1982 yılından bu yana hiçbir Lübnan hükümeti bu denli ileri gitmeye cesaret edememişti. Anlaşma, Hizbullah'ın silah cephaneliğini egemenliğin bir güvencesi değil, önündeki bir engel olarak ele alıyor.

Bu imza, 2024 yılında patlak veren savaşın Hizbullah'a ağır bir darbe indirip Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ı öldürmesi ve Hizbullah’ın Suriye üzerinden uzanan ikmal hattını kesmesiyle başlayan bir gerileme sürecini pekiştirdi. Bu dönüşümün, eski Genelkurmay Başkanı olan bir cumhurbaşkanı, daha önce orduyu silahı devlet elinde toplama planı hazırlamakla görevlendirmiş bir hükümet ve kendi seçmediği bir savaşın enkazını taşıyan, İran'ın yeniden inşa fonlarının hiç ulaşmadığı bir Şii toplumu gibi koşulları Lübnan içinde de olgunlaşmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, anlaşmayı ‘geçersiz ve batıl’ olarak nitelendirdi ve mücadeleyi sürdürme sözü verdi. Bunu yapabilir. Ancak Kasım, artık hiç kimseyi korumayan bir cephaneliği, savaşın çürüttüğü bir caydırıcılık adına ve bunun bedelini ödeyen bir toplumun karşısında savunuyor. Artık Lübnan adına savaştığını iddia edemez.

İki gün sonra, mayıs ayından bu yana iktidarda bulunan Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi hükümeti, şafak vakti terörle mücadele birimini Yeşil Bölge'ye gönderdi ve aralarında milletvekillerinin de bulunduğu 47 yetkiliyi, yolsuzluk, silahlı grupların finansmanı ve İran petrolü ile dolarların kaçakçılığıyla ilgili bir davada gözaltına aldı.

Aynı hükümet, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grupların, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyonun Irak'taki görevinin sona ereceği 30 Eylül'e kadar silahlarını teslim etmesini emretmişti. Bu tarihin seçilmesi tesadüf değildi. Çünkü bu tarih, milislerin en eski bahanesini, yani silahlarının yabancı bir varlığa karşı bir yanıt olduğu iddiasını ellerinden alıyor.

Bu süre, silahlı unsurları terhis etmeyi amaçlayan ve silahı devlet kurumlarındaki işlerle takas eden bir programla birlikte geliyor. Program aksayabilir, ancak anlamı Bağdat’ın milislerle kurum olarak müzakere etmeyi bırakması ve onların adamlarını, devlete entegre ederek geri kazanmaya başlaması halinde de değişmeyecek.

Lübnan'ı yazılı ve imzalı bir anlaşmayla, Suriye'yi ise rejimin çöküşüyle kaybeden Tahran, kaybetmeye tahammülü olmayan tek başkente bağlılığını iki katına çıkardı. Bunu yaparken de hâlâ orada işleyen -türbeler, ziyaret ekonomisi ve ortak inanç ritüelleri gibi- az sayıdaki araca başvuruyor.

Beyrut, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) vekillerine karşı harekete geçerken Bağdat da kolları devletin en tepesinde ve hazinelerinde olan yapılara karşı harekete geçti. Bunların tümü aynı hafta içinde yaşandı.

Her iki hikayenin de kendi bağımsız ulusal boyutu olsa da yan yana konulduklarında, tek bir doktrinin yapısal başarısızlığını ortaya koyuyorlar. DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani'nin bu görevi üstlenmesinden 2020 yılının ocak ayında öldürüldüğü ana kadar inşa ettiği ‘Şii Hilali’ sadece bir müttefikler grubu değildi. Bu, ileri savunma için bir yapı, İran'ın savaşlarını başkalarının topraklarında sürdürmenin bir aracıydı; İran'ın rantından finanse ediliyor ve Suriye üzerinden tek, kesintisiz bir cephe halinde birbirine bağlanıyordu.

Bu yapının tamamı, tek bir bahis üzerine kuruluydu. O da ev sahibi devletlerin, gücün tekelini talep edemeyecek kadar zayıf, bölünmüş veya korkmuş kalmaya devam etmesi. Bu bahis, bugün herkesin gözü önünde çöküyor.

Ancak bu çöküş aynı hızda ilerlemiyor ve bu fark önem taşıyor. Lübnan'da Hizbullah hâlâ savaşçıları üzerinde kontrolünü koruyor, ancak ithal ettiği savaşların yıktığı bir ülke içinde cephaneliğini savunuyor durumda. Irak'ta ise bölünme, milislerin kendi bünyesini bölüyor.

Mukteda es-Sadr, mayıs ayı sonlarında birliklerini devlet otoritesi altına soktu ve cephaneliğini orduya teslim etti; bunu yapan ilk kişi oldu. Tahran'a yakın en büyük iki gruptan da benzer bir yolu izleyeceklerine dair işaretler geldi. Yalnızca Kudüs Gücü'ne en yakın katı çekirdek, yabancı güçlerin önce ülkeyi terk etmesi gerektiği gerekçesiyle direnmeyi sürdürüyor. Bağdat ise artık bu bahaneye bir bitiş tarihi koymuş durumda.

Daha güneyde, hava saldırılarıyla yıpranan Husiler ise savaşlarını Yemen'in içine yönlendirdi. Kimse ekseni tek bir darbeyle yenemez. Eksen, her cephenin görevi pahasına kendi varlığını sürdürmeyi tercih etmesiyle parça parça dağılıyor.

gfrtbnyt
Washington'da, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun katılımıyla, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Dışişleri Bakanlığı Kurmay Başkanı Daniel Holler ve Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade çerçeve anlaşmasını imzalarken, 26 Haziran 2026 (AFP)

Tahran, aynı haritayı okudu ve verdiği yanıt cenaze oldu. 28 Şubat'ta suikasta kurban giden Ali Hamaney, temmuz ayı başlarında, iki ülkeden geçen altı gün süren bir törenle Meşhed'de toprağa verildi. Naaşı Meşhed'e ulaşmadan önce Necef ve Kerbela'dan geçti.

Rejim, ücretsiz geçişten yararlanmak üzere 1,7 milyon Iraklıyı kayıt altına aldı. Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) üyeleri, Necef'in dört bir yanına konuşlandı ve Bağdat ulusal tatil ilan etti. Hükümetinin güçleri daha birkaç gün önce Yeşil Bölge'ye baskın düzenlemiş olan Başbakan'ın kendisi de havalimanı pistinde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ülkesindeki yargı kurumlarının peşinde olduğu milis liderlerinin yanında durdu.

Lübnan'ı yazılı ve imzalı bir anlaşmayla, Suriye'yi ise rejimin çöküşüyle kaybeden Tahran, kaybetmeye tahammülü olmayan tek başkente bağlılığını iki katına çıkardı. Bunu yaparken de hâlâ orada işleyen -türbeler, ziyaret ekonomisi ve ortak inanç ritüelleri gibi- az sayıdaki araca başvuruyor.

Himayecinin silahlarına el konulup varlıkları takibe alındığında, kutsallık son nüfuz kanalına dönüşür. Hamaney’in naaşının Necef'ten geçişi, Şii Hilali’nin son savunması niteliğindeydi.

İleri savunma doktrininin bedeli; ilki bu doktrini barındıran Arap toplumları tarafından, ikincisi petrol gelirleri yabancı milisleri finanse eden İran halkı tarafından olmak üzere iki kez ödendi. Bu esnada İranlıların kendi ücretleri değer kaybetmeye devam etti.

Irak devletinin bu ikili tutumu ikiyüzlülük olarak yorumlanmaya elverişli görünebilir, ancak daha doğru bir ifadeyle bu, yarı yolda takılıp kalmış bir geçiş sürecinden ibaret. Pazartesi günü, ABD Başkanı Donald Trump ile önemli görüşmeler yapmak ve Amerikan ekonomik ve mali kurumlarıyla bazı temaslarda bulunmak üzere resmi bir ziyaret kapsamında üst düzey bir heyetin başında Washington'a giden Zeydi, ağın finansörlerini gözaltına aldıktan iki hafta sonra bu ağın himayecisinin cenazesine katıldı. Çünkü Irak, elinden geldiği yerde egemenliğini uyguluyor, elinden gelmediği yerde ise gözetim ritüellerini yerine getiriyor.

Önemli olan gözaltılardan süreye ve silah teslimine kadar etkili her adımın tek bir yönde ilerlemesi. Washington'ın eli Beyrut'ta arabuluculuk, Bağdat'ta ise baskı ve bir çekilme takvimi şeklinde olmak üzere her iki başkentte de görünür durumda. Ancak her iki durumda da belirleyici eylem ulusal nitelikteydi ve bu da geri dönüşü zorlaştırıyor.

Coğrafyanın ötesinde, liderlik de dağıldı. İleri savunma doktrini üç sac ayağı üzerine kuruluydu ve bunların tümü artık ortadan kalktı. Cepheleri tek bir dava etrafında birleştiren doktrinsel referans noktası, Hamaney ile birlikte öldü. Yerine geçen ‘tartışmalı’ halefi ise süreci DMO’nun oluşturduğu bir kordonun arkasından yönetiyor.

Operasyonel liderlik ise 2020'den bu yana yetim ve ağın uyumunu koruyan otoriteden yoksun varisler tarafından yönetiliyor. Suriye köprüsü de kapandı. Doktrin, kurucusunun ardından yaşayabilir, ancak koşullarının ortadan kalkmasının ardından yaşayamaz.

İran İslam Cumhuriyeti, tüm bunlarla, tarihinde geldiği en zayıf konumla yüzleşiyor. 7 Temmuz'da Tahran'da dolar kuru 1 milyon 754 bin İran riyaline ulaştı. İran riyali bir günde yüzde sekiz değer kaybetti. Bütçe artık kendi kurduğu ağları sürdürülebilir şekilde finanse edecek kapasiteye sahip değil.

fvgbhyju
Tahran'da düzenlenen cenaze törenlerinin ikinci gününde, İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney'in tabutunun başında kılınan cenaze namazından bir kare, 5 Temmuz 2026 (AFP)

Rejim içinde ise, İran destekli örgütlerin liderleri, örgütün kendisinin feshedilmesini açıkça tartışmaya başladı. Şii Hilali, savaşı İran'ın uzağında tutmak için tasarlanmıştı. Ancak hilal içindeki en yakın iki başkent, milisler yerine devleti tercih etti ve doktrinin ihraç etmek üzere kurulduğu savaş, şimdi içe dönmeye başladı.

Söylenmesi gereken bir başka gerçek daha var. İran rejimi bunu gizlemek için elinden geleni yapacaktır. İleri savunma doktrininin bedeli; ilki bu doktrini barındıran Arap toplumları tarafından, ikincisi petrol gelirleri yabancı milisleri finanse eden İran halkı tarafından olmak üzere iki kez ödendi. Bu esnada İranlıların kendi ücretleri değer kaybetmeye devam etti. Bugün gücün tekelini yeniden ele geçiren devletler, yorgun düşmüş toplumların, yabancı himayecinin maliyeti korkusundan daha ağır bastığında yaptığını yapıyor.

Ateş çemberi, Tahran'ın düşmanlarını uzak tutmak için inşa edilmişti. Bu çember, Batı'nın vurduğu yerde değil, Beyrut ve Bağdat'ın iki cephe olmaktansa iki devlet olmayı tercih ettiği yerde kırıldı. Bugün ise geriye İran'ın artık finanse edemediği veya sürdüremediği bir dizi yerel savaş ve artık ordunun üstlenemediği rolü üstlenen bir cenaze töreni kaldı.


Deraa’nın Çocukları anlatısında Atıf Necib davası

Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Deraa’nın Çocukları anlatısında Atıf Necib davası

Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)

Beşşar Esed rejiminde Siyasi Güvenlik Şubesi başkanlığı yapan Atıf Necib'in yargı karşısına çıkarılmasından bu yana, 2011 martında Deraa'da çocukların gözaltına alınması olayı yeniden gündemin başına oturdu. Etkileri ise askeri boyutlar ile devasa can kayıplarıyla sınırlı kalmayıp bir anlatı savaşına, tarihsel bir söyleme ve bu söylemi sahiplenme hakkına dönüşen 15 yıllık yıkıcı savaşın yaralarını yeniden deşti.

Şarku’l Avsat gazetesi, o dönemde farklı iki olayda gözaltına alınan ve ikisi de bugün genç birer delikanlı olan Nayef Abazid ve Samir Ali es-Siyasine ile görüştü. içlerinden biri, Necib'in yargılandığı davada tanık olarak yer alıyor.

Geçmiş bu kez, "Sıra sana geldi doktor" sözüyle ilk kıvılcımı ateşleyen olayın anlatısını yeniden inşa etmek amacıyla hatırlanıyor. Bu süreç, Esed'in kaçışı ve Suriyelilerin hayatında hâlâ varlığını sürdüren ağır bir ihlaller mirasıyla ve bir dönemin ‘sembolleriyle’ hesaplaşma konusunda geçiş dönemi adaleti kurumlarının kapasitesini gerçek anlamda sınayan bir ceza davasıyla son buldu.

 


Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun Husilerin balistik füze tehdidiyle mücadelesi

Dün Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu tarafından hedef alınan Sana Havalimanı pistine ait video görüntüsü (AP)
Dün Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu tarafından hedef alınan Sana Havalimanı pistine ait video görüntüsü (AP)
TT

Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun Husilerin balistik füze tehdidiyle mücadelesi

Dün Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu tarafından hedef alınan Sana Havalimanı pistine ait video görüntüsü (AP)
Dün Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu tarafından hedef alınan Sana Havalimanı pistine ait video görüntüsü (AP)

Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu dün, hava savunma sistemlerinin terör örgütü Husilerin balistik füze tehdidiyle mücadele ettiğini duyurdu.

Koalisyon Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, hava savunma sistemlerinin, terör örgütü Husilerin Suudi Arabistan'ın güney bölgesine doğru fırlattığı balistik füzelerle oluşan tehditle mücadele ettiğini açıkladı.

Bu açıklama, Yemen Savunma Bakanlığı'nın, hükümetin yasal ve egemenlik çerçevesi dışında havalimanına ulaşmaya çalıştığını belirttiği bir İran uçağının inişini engellemek amacıyla Sana Havalimanı pistini hedef aldığını duyurmasının ardından geldi. Bu gelişme, İran uçuşlarının iniş ve kalkışlarına ilişkin krizde yeni bir gerilime işaret ediyor.

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, ülkesinin Sana Havalimanı'na inmeye çalışan İran uçağı krizini, hassas askeri, güvenlik ve siyasi değerlendirmeler doğrultusunda ele aldığını teyit etti. Alimi, önceliğin sivillerin can güvenliğini korumak ve kamu mallarını muhafaza etmek olduğunu, çatışmanın kapsamının genişletilmemesinin ise ‘İran'ın Yemen'i ve halkını kendi çıkarlarına hizmet eden savaşların içine çekme ve ülkeyi hem toprağı hem de insanıyla, bölgesel savaşında bir koz olarak kullanma hedefine’ hizmet etmesini engellemek amacıyla gözetildiğini vurguladı.

Alimi, ülkesinin bundan sonra ister Sana Havalimanı ister başka herhangi bir havalimanı üzerinden olsun, hiçbir uçağın Yemen hava sahasını ihlal etmesine izin vermeyeceğini vurguladı.