Hamduk-Hamideti anlaşması: Savaşın sona ermesine yönelik bir adım mı siyasi ittifak mı?

Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
TT

Hamduk-Hamideti anlaşması: Savaşın sona ermesine yönelik bir adım mı siyasi ittifak mı?

Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Sudan'ın bağımsızlığının 68’inci yıl dönümüne denk gelen yeni yılın başında, eski Başbakan Abdullah Hamduk başkanlığındaki Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum), Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile ilk toplantısını gerçekleştirdi. Bu toplantı, milislerin, 25 Ekim 2021 darbesinde bir araya gelip iktidarı ele geçirmek için ittifak kurduktan sonra, ikisi (Sudan Ordusu ile HDK) arasındaki iktidar mücadelesinin bir parçası olarak, Nisan 2023'te başlattığı sekiz aydan fazla süren savaşın ardından geldi.

İkinci gün de devam eden toplantı, Tekaddum heyetini temsilen Hamduk ile HDK’yi temsilen Hamideti arasında 2 Ocak 2024’te bir anlaşmanın imzalanmasıyla sonuçlandı.

Toplantının ilk gününün başında kendilerini sivil lider olarak tanımlayan yirmiden fazla kişi sıraya girerek, iki danışmanıyla birlikte toplantıya katılan Hamideti'yi bekledi. Tekaddum delegasyonunun üyeleri daha sonra milis liderinin elini sıkmak, onu selamlamak ve güvenliğinden dolayı onu tebrik etmek için yarıştı. Tekaddum liderlerinin Hamideti'yi sıcak gülümsemelerle selamlamak için yarıştığı trajik sahne, her şeyden çok Hamideti'ye bağlılık, sadakat ve itaat yükümlülüklerini sunan bir tören gibiydi.

‘Kim kazanırsa hüküm onun olacaktır.’ Hamduk liderliğindeki Tekaddum heyetinin Hamideti ile görüşmek için yola çıktığı slogan buydu. Bu bağlamda Hamduk'un heyetinde milislerin açık destekçilerinin yer alması şaşırtıcı değildi. Heyet üyelerinden biri ayağa kalkıp Hamideti ve milis danışmanlarının toplantı içinden fotoğrafını çekerek sosyal medyada yayınladı ve şu yorumu ekledi: “Allah onu korusun ve pak etsin.”

Heyet ayrıca, milislerin ihlallerini ve suçlarını meşrulaştırmak için kullanılan 1956 devletiyle mücadele anlatısının ana teorisyeni, Sudan Egemenlik Konseyi'nin eski üyesi Muhammed Hasan et-Teayişi'yi de içeriyordu. Heyet, sivil güçlerin milislerle uzun süredir irtibat halinde olan ve gerçek bir temsil meşruiyeti olmaksızın Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'nin (ÖDBG) ve ardından Tekaddum koridorlarında açıkça milislerin temsilcisi haline gelen Taha Osman İshak'ı da içinde barındırıyordu.

Taha'nın katılımı aynı zamanda geniş bir sivil cepheyi temsil ettiğini iddia eden Tekaddum koalisyonu çerçevesinde siyasi temsil sorununu da gündeme getiriyor. Bu pozisyonda Sudan Profesyoneller Birliği'nin temsilcisi olarak yer almakta olan Taha, devrim sırasında zaten Sudan Profesyoneller Birliği'nin oluşumunun bir parçasıydı. Devrimin zaferinden sonra Mayıs 2020'de derneğin liderlik koltuklarını yenilemek için iç seçimler düzenlendi. Bu, Taha ve temsil ettiği fraksiyonun kaybettiği seçimdi. Tek yapmaları gereken, Profesyoneller Birliği'nin bölündüğünü ve paralel bir grup kurulduğunu duyurmaktı.

“Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), sayıları 451 olan savaş esirlerini ve tutukluları serbest bırakıp Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) teslim etme taahhüdünde bulundu. Anlaşma bunu bir iyi niyet jesti olarak değerlendirdi ancak anlaşma bu tutukluların kimliklerini açıklığa kavuşturmadı.”

ÖDBG Merkez Konseyi daha sonra seçim sonuçlarını ve seçilmiş liderliğin temsilini onaylamayı reddetti ve seçimleri kaybeden grubun kendi yapılarına katılımını onaylamadan önce gruplaşmanın fraksiyonlarını dondurdu. Bu, ÖDBG’yi kontrol eden çevrelerin, kendisini o dönemde hükümetin siyasi kuluçka merkezi olarak gören koalisyonun karar alma yönleri üzerindeki siyasi kontrol dengesini koruyabilmeleri içindi.

Aynı şekilde Tekaddum koalisyonu da heyetinde komite temsilcilerinin bulunduğunu duyurdu. Aslında delegasyonda bir zamanlar Güney Hartum Direniş Komitesi'nin üyesi olan genç adam Osman Sir el-Hatem da vardı. Ancak 2022'den bu yana el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komitesi defalarca onun faaliyetinin ve komite temsilinin askıya alındığını duyurdu. Bunların sonuncusu, Osman'ın komiteleri temsilen Tekaddum heyetinde yer almasının ardından 1 Ocak 2024'te el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komiteleri Koordinasyonu tarafından yayınlanan basın genelgesinde yer aldı. Koordinasyon Komitesi, Tekaddum'un bir parçası olmadığını ve kendisini Komite'de veya hazırlık toplantılarında temsil etmesi için Osman'ı veya başka birini görevlendirmediğini açıkça belirtti. Osman'ın “taban koordinasyon komitelerinden hiçbirinin üyesi olmadığını ve yaptığı şeyin el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komiteleri’ni taklit etmek olduğunu, bunun da koordinasyonun görüş ve siyasi konumunu açıkça gasp ettiğini” ekledi. Elbette sivilleri temsil ettiğini iddia eden Tekaddum koalisyonu bu açık ve samimi suçlama karşısında sessiz kaldı.

(foto altı) Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh, 31 Aralık'ta Cibuti'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'yu kabul etti. (Reuters)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh, 31 Aralık'ta Cibuti'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'yu kabul etti. (Reuters)

Söz konusu durum, kurucu birimleri bölerek birleşik bir sivil cephe yaratma girişiminin tek örneği değil. Bundan önce ÖDBG, Demokratik Birlikçi Parti ile aynı yaklaşımı uygulayarak, çerçeve anlaşmasını kendi partisinden ayrı olarak imzalayacağı dönemde partiyi ittifakında temsil etmek üzere İbrahim el-Mirgani'yi getirmişti. İbrahim, parti kurumlarının üyeliğinin dondurulacağını defalarca duyurmasına rağmen partiyi temsil etme iddiasını sürdürdü. Bunların sonuncusu Tekaddum'la görüşmesinin ardından milis komutanıyla görüşmesinin akabinde yine geldi!

Bir tanık, Tekaddum’un Hamideti ile görüştüğünü ve savaşı durdurmak istediğini söylediği bir anlaşmaya vardıklarını söyledi. Anlaşma üç bölüm halinde geldi. İlki tamamen insani meseleleri ve kimsenin başlığına itiraz edemeyeceği girişimleri içeriyordu. Peki ya bunları sahada görebilir miyiz?

HDK, sayıları 451 olan savaş esirlerini ve tutukluları serbest bırakıp Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) teslim etme taahhüdünde bulundu. Anlaşma bunu bir iyi niyet jesti olarak değerlendirdi ancak anlaşma bu tutukluların kimliklerini açıklığa kavuşturmadı! Savaş esirlerinin tanımı konusunda konu açık ama bu tutukluların tanımı konusunda herkes sessiz kaldı. Peki milisler neden vatandaşları gözaltına alıyor ve insan hakları örgütlerinin tahminlerine göre yalnızca Hartum'da 44 tutuklunun olduğu gözaltı merkezlerinde en kötü koşullarda gözaltında tutuluyor? Neye dayanarak bu gerçekleştiriliyor! Ne yapmamız gerekiyor? Anlaşma onların serbest bırakılmasını onayladı. Ancak hukukun üstünlüğü, hak ve görev eşitliği, kamu özgürlüklerinin korunması sloganlarının hiçbir tesellisi yok.

“Ne milisler ne de Tekaddum, milislerin defalarca yağmaladıktan sonra işgal etmeye devam ettiği vatandaşların evlerinin boşaltılması için kendileri tarafından alınacak önlemler konusunda anlaşmalarında bize bilgi vermedi.”

Anlaşma, milislerin “insani yardımın ulaşması için güvenli koridorlar açma, insani yardım kuruluşlarının çalışmalarını kolaylaştırmak ve yardım çalışanlarını korumak için gerekli garantileri sağlama, savaştan etkilenen bölgelerde (Hartum, Darfur, Kordofan, El Cezire) vatandaşların evlerine dönüş ortamının hazırlanması ve savaşın durdurulmasını destekleyen ulusal figürlerden Sivilleri Koruma Ulusal Komitesi'nin kurulması” taahhüdünü ilan ediyordu. Adı geçen komite, sivillerin evlerine dönüş prosedürlerini takip etmek, sivil hizmet ve üretim tesislerinin işleyişini sağlamak görevini üstleniyor ve sivillerin insani ihtiyaçlarının karşılanması için iç ve dış kaynakların harekete geçirilmesi için çalışıyor. Diğer yandan açıklamada, insani yardım operasyonlarının durdurulmasının ilk ve ana nedeninin milisler ve operasyonları olduğu dikkate alınmadı.

Sadece birkaç gün önce Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), HDK’nin Vad Medeni'ye saldırısı sonucunda El Cezire eyaletindeki tüm insani yardım operasyonlarının durdurulduğunu duyurdu. Milislerin Hartum'u işgal etmesinden sonra el-Maykoma merkezinden destek alamayan çocukların Vad Medeni'ye nakledilmesi için UNICEF'in çalışmaları devam ediyor.

Vatandaşların evlerine dönüşüne gelince, ne milisler ne de Tekaddum, milislerin defalarca yağmaladıktan sonra işgal etmeye devam ettiği vatandaşların evlerinin boşaltılması için kendileri tarafından alınacak önlemler konusunda anlaşmalarında bize bilgi vermedi. Daha ziyade bu talebe şu soruyla cevap verilerek adeta durum meşrulaştırılıyor: “Vatandaşların evlerini terk ederlerse nereye gidecekler?”

Anlaşmada ayrıca “savaşı kimin ateşlediğine dair gerçeklerin ortaya çıkarılması için güvenilir bir komite kurulmasından” bahsedildi. Bu husus, Cidde Platformu tarafından finanse edilen ve desteklenen Sudan Conflict Observatory (Sudan Çatışma Gözlemevi) raporu tarafından tamamen göz ardı edildi. Tekaddum ve milislerin Amerikan Yale Üniversitesi gözetiminde dillendirdikleri şeylerdi bunlar. ABD Dışişleri Bakanlığı, 9 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün imzasıyla yayınlanan bir bildiriyle, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Çatışma Yönetimi ve İstikrar Operasyonları Departmanı tarafından finanse edilen Sudan Çatışma Gözlemevi'nin o dönemde gerçekleşen Cidde Platformu görüşmelerinin bağlamında kabul edildiğini ve finanse edildiğini duyurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü o gün yaptığı açıklamada, Gözlemevi’nin 11 Mayıs 2023 tarihinde iki taraf arasında imzalanan sivillerin ve insani düzenlenmelerin korunmasına ilişkin Cidde Bildirgesi uyarınca tarafların yükümlülüklerine uygun olarak her iki tarafça işlenen suçları ve ihlalleri analiz etmek, izlemek ve belgelemek için uydu görüntülerini kullanacağını ve açık kaynak verilerini analiz edeceğini söyledi.

Gözlemevi'nin 14 Temmuz 2023 tarihinde yayınladığı raporda, toplanan bilgilere ek olarak, Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki HDK’nin 15 Nisan 2023 tarihinde iktidarı ele geçirmek için Sudan'da savaşı başlatan taraf olduğu açık ve net bir şekilde ifade edildi. Aynı raporda, milislerin Sudanlılara karşı yürüttüğü barbarca savaşta Sudanlıların kendi gözleriyle gördüklerine ek olarak, HDK’nin 2003-2004'ten beri Darfur savaşında Cancavid’in kullandığı yöntemleri kullanmaya geri döndüğü belirtiliyordu. Tekaddum, milislerle yaptığı anlaşmada ne yapmak istiyor? Yoksa istedikleri güvenilirlik, HDK’nin aklanması ve böylece gözlerinin aydınlanması mı?

“Tekaddum, savaşı durdurma maskesini kullanarak, siyaset öncesi meselelere kendi vizyonunu empoze etmeye çalışıyor. Ancak bu, devrimin yola çıktığı temel talebi ve sloganı, yani orduyu siyaset yapmaktan uzaklaştırmayı boşa çıkarıyor.”

Tekaddum koalisyonunun, milislerin yaratmaya ve savunmaya çalıştığı alternatif gerçeklik anlatısını sürekli olarak desteklemesi, onu doğrudan savaşta milislerle gizli anlaşma kategorisine sokmuyor. Ancak Addis Ababa Anlaşması'nın ikinci bölümü, devlet yönetim biçimi, güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasına ve reform edilmesine yönelik düzenlemeler ve hatta kamu hizmetinin yeniden inşası gibi doğrudan siyasi konuları içerdiği için aralarındaki örtülü ittifakı ortaya koyuyor. Bunlar, diyalogun öncelikli olarak Tekaddum koalisyonu tarafından hiçbir şekilde temsil edilmeyen sivil politikacılar arasında gerçekleşmesi gereken sivil siyasi nitelikteki konular.

Sudan Ordusu destekçileri 1 Ocak'ta el-Gadarif'te gösteri yapıyor. (AFP)
Sudan Ordusu destekçileri 1 Ocak'ta el-Gadarif'te gösteri yapıyor. (AFP)

Tekaddum'un gerekçesi ve milis liderleriyle görüşme çabası savaşı durdurma çabasının bir parçası olarak kabul edilebilirse, o zaman bu konuların savaşı durdurmakla ne alakası var? Kanıt şu ki, Tekaddum, savaşı durdurma maskesini kullanarak, siyaset öncesi meselelere kendi vizyonunu empoze etmeye çalışıyor. Ancak bu, devrimin yola çıktığı temel talebi ve sloganı, yani orduyu siyaset yapmaktan uzaklaştırmayı boşa çıkarıyor. Buna ek olarak, savaşın durdurulması bağlamında iki tarafı birbirine yakınlaştırmaya yönelik açıklanmış hedeflerini de boşa çıkarıyor. Tekaddum, siyasi konulara önceden karar verip bir tarafla anlaşmasını ilan ederek bunu diğer tarafa dayatmaya çalışıyor.

Daha önce Al Majalla’de yer alan bir yazımda, iki generalle yapılacak toplantıda neyin aranması gerektiğini, savaşın Sudanlılar üzerindeki yükünü ve etkilerini hafifletme konusunda onlardan bir taahhüt almak gerektiğini anlatmıştım. Bu, onları gerekli insani taahhütleri yerine getirmeye mecbur kılmak ve iki askeri tarafın taahhüt ettiği taahhütleri yerine getirme kabiliyetine sahip tarafsız taraflarca izlenecek bir ateşkes empoze etmeye çalışmak demektir.

Ancak iki tarafın tekrar siyaset ve devlet yönetimi meselelerine dahil edilmesi, Sudan'daki savaşın sona ermesi açısından makul ve kabul edilebilir olamaz. Addis Ababa'da yaşananlar, Tekaddum ile HDK milisleri arasında aşağılayıcı bir siyasi ittifakın ilan edilmesine yönelik bir adımdan başka bir şey değil. Siyasi vizyon üzerinde anlaşma, sivil ve askeri güçler arasında, askeri güçlerin siyasi eyleme devam eden katılımını meşrulaştıran ikili bir ittifak anlamına gelir. Ancak daha tehlikelisi, Hamduk ile Hamideti arasında bu yılın başında Addis Ababa'da yapılan anlaşma, Abdulfettah el-Burhan ile Hamideti'yi doğrudan bir araya getireceğini duyuran Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) çabalarını engelleyebilir veya zorlaştırabilir.

Tekaddum, iki generalin görüşmesini bozduğu için orduyu suçlamaya çalıştığı bir açıklamayla toplantının yapılacağını öngörmüştü. Bu, toplantının kendi topraklarında yapılması gereken Cibuti Dışişleri Bakanlığı'nın, HDK Komutanı ile ilgili teknik koşullar nedeniyle toplantının ertelendiğini açıkça belirtmesine rağmen gerçekleşti.

“Milisler anlaşmayı imzaladıktan sonra hayal kırıklığına uğratmadı ve anlaşmaya uyma yönünde gerçek bir siyasi irade olmaksızın bunun kâğıt üzerine dökülen mürekkepten başka bir şey olmadığını kanıtladı.”

Milis liderinin açıkladığı söz konusu teknik koşulların kendisi ile Tekaddum arasındaki bu görüşmeyle ilgili olduğu açık. Yılın başındaki toplantıdan önce yapılan Tekaddum hazırlık toplantıları, Tekaddum’un liderlik organının bazı üyelerinden, HDK için savaşırken açık bir ittifak ilan etme teklifinin dolaşıma girmesine tanık oldu. Bu, milislerin işlemeye devam ettiği ihlaller göz önüne alındığında, bazı Tekaddum üyelerinin halkın tepkisi konusundaki korkusunu artırdı.  Ancak görünen o ki orduyu Cibuti toplantısını ve Hamduk-Hamideti anlaşmasını aksatmakla suçlayan açıklama, bu ittifakın kademeli olarak duyurulmasının önünü açmanın bir yolu olarak geldi.

(foto altı) Sudanlı bir hasta, 1 Ocak'ta el-Gadarif'teki Böbrek Hastalıkları Hastanesi önünde tekerlekli sandalyede taşınıyor. (AFP)
 Sudanlı bir hasta, 1 Ocak'ta el-Gadarif'teki Böbrek Hastalıkları Hastanesi önünde tekerlekli sandalyede taşınıyor. (AFP)

Genel olarak milisler, anlaşmayı imzaladıktan sonra hayal kırıklığına uğratmadı ve anlaşmaya uyma yönünde gerçek bir siyasi irade olmaksızın bunun kâğıt üzerine dökülen mürekkepten başka bir şey olmadığını kanıtladı. Milisler, anlaşmanın imzalandığı günün ertesi günü Omdurman'daki Banat bölgesini kuşatma altına alarak vatandaşların ayrılmasını engelledi, bölgeyi terk etmeye çalışan aileleri ise daha güvenli yerlere geri gönderdi. Ayrıca El Cezire eyaletindeki Vad Medeni işgali senaryosunun tekrarlanması korkusuyla güçler, bölgede yaygın teröre neden olan el-Gadarif eyaletindeki el-Fao şehrine doğru ilerlemeye devam ediyor. Anlaşmanın imzalanmasından iki gün sonra, 4 Ocak Perşembe günü, güçler Batı Darfur eyaletindeki Habila bölgesini de işgal etti. Bütün bu haberler ve beraberinde yaşanan ihlaller, Sudan'da barışın yolunu açacak anlaşma haberleriyle örtülüyor. Milislerin ve Tekaddum’un destekçilerinin pervasızca paylaştığı medyanın ‘hazırlık’ odalarından, ikinci taraf (ordu) anlaşmayı imzalamadan uygulamaya geçilmeyeceği yönünde defalarca yanıt geldi! Bu, daha önce incelediğimiz siyasi hükümleri içeren ve tamamının alınması veya tamamının bırakılması şeklinde gelen bir anlaşmadır.

Dr. Süleyman Baldo gibi bazıları daha önce milislerin eylemlerini ve suçlarını açıkça eleştiren Tekaddum aydınları, Hamduk-Hamideti anlaşmasını savunmak ve Sudan'da bir hareket yaratacak büyük bir atılım olarak tanıtmakla meşguldü. Hiç kimse bu anlaşmadaki boşluklara, mantıksal ve politik sorunlara değinmedi. Aksine tüm bu düşünürler anlaşmayı teşvik etmek için en büyük zihin manipülasyonu sürecine giriştiler.

Bu eğilim, herhangi bir şekilde siyasi otoriteyle ilişkilerini sürdürmek isteyen bu aydınların yapısında gerçek bir kusuru ortaya çıkardı. Elbette bu mutlaka devlet aygıtıyla ilgili olmak zorunda değil. Halklarını yanıltma ve manipüle etme pahasına olsa bile, Tekaddum masasındaki varlıklarını, ayağa kalkmak ve politikacılarının yaptıklarını savunmak için yeterli buldular.

“Savaşı durdurmaya yönelik doğru siyasi çözüm, milislerin ordu liderliğine entegrasyonu değil, dağılmasını ve bağımsız bir kurum olarak varlığına son verilmesini açıkça sağlayan çözümdür.”

Gerçek, milislerin siyasi emellerini gerçekleştirmek için Sudanlıları rehin aldığını ve Tekaddum’un bu kaçırma olayını meşrulaştırmak için (korku veya açgözlülük nedeniyle) milislerle iş birliği yaptığını söylüyor. Savaşın durdurulmasına yönelik siyasi çözüm tezi doğru milli tezdir. Bu çılgın savaşı durdurmak şu anda herkesin tek ulusal hedefi olmalıdır. Ancak siyasi çözüm, ‘kim kazanırsa hüküm onun olacaktır’ yaklaşımıyla ülkenin milislere teslim edilmesi anlamına gelmemeli, sorunun köklerine ve krizin nedenlerine yönelen doğru siyasi çözüm olmalıdır. Ülkedeki askeri kurumların çokluğu, siyasete karışmaları ve yolsuzlukları da buna dahildir.

Ordunun mevcut haliyle devamının kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, HDK milislerinin kurumsal varlığının devamının da kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bir çözüm değil, ülkenin geleceği için otoriter bir pazarlık, krizi ertelemek için silahla ve savaşla şantaja boyun eğme ve insanların acılarından ve halkımızın oğullarını ve kızlarını öldüren, yerinden eden ve tecavüz eden savaştan siyasi kazanç elde etme olacaktır.

HDK’nin siyasi hayatta devam ettiği veya silahlı kuvvetlerin liderliğinde görevlendirildiği yönündeki her türlü konuşma yalnızca ‘siyasi aptallık ve çöküştür.’ Devletin meşru şiddet aygıtı konusunda suçluya ve gaspçıya güvenilemez. Aynı şekilde, hataları ortaya çıkan silahlı kuvvetlerin durumunun açığa çıkması, İslamlaşma ve güçlenme yıllarının onlarda bıraktığı yozlaşmanın boyutunu da ortaya koydu. Bu aynı zamanda Sudan'daki askeri ve güvenlik teşkilatında reform yapılması talebinin ve gerekliliğinin geçerliliğini de kanıtladı.

Savaşı durdurmaya yönelik doğru siyasi çözüm, milislerin ordu liderliğine entegrasyonunu değil, dağılmasını ve bağımsız bir kurum olarak varlığına son verilmesini açıkça sağlayan çözümdür. Ayrıca Sudan askeri kurumunda radikal reformları da içerir. Müzakerenin amacı, her iki tarafın hırslarıyla flört etmek ve onları memnun etmeye çalışmak değil, Sudan devletini yeniden inşa etmek için sağlam kurallar ve temeller oluşturmaya çalışmak anlamına gelir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.