Kayıplar ve kazançlar... ABD ve İngiltere’nin Husilere yönelik saldırılarının ardından ne olacak?

Bir İngiliz savaş uçağı, Kızıldeniz’deki Amerikan- İngiliz kuvvetlerine katılmak üzere Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssünden hareket ediyor (İngiltere Savunma Bakanlığı)
Bir İngiliz savaş uçağı, Kızıldeniz’deki Amerikan- İngiliz kuvvetlerine katılmak üzere Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssünden hareket ediyor (İngiltere Savunma Bakanlığı)
TT

Kayıplar ve kazançlar... ABD ve İngiltere’nin Husilere yönelik saldırılarının ardından ne olacak?

Bir İngiliz savaş uçağı, Kızıldeniz’deki Amerikan- İngiliz kuvvetlerine katılmak üzere Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssünden hareket ediyor (İngiltere Savunma Bakanlığı)
Bir İngiliz savaş uçağı, Kızıldeniz’deki Amerikan- İngiliz kuvvetlerine katılmak üzere Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssünden hareket ediyor (İngiltere Savunma Bakanlığı)

ABD ve İngiltere’nin Kızıldeniz’deki Husi saldırganlığına yanıt olarak tehditte bulunmasından tam iki gün sonra Husilerin Yemen’deki silah tesislerine ve kamplarına yönelik saldırıları şaşırtıcı değil. Ancak bu saldırılar, Yemen krizi üzerindeki, özellikle de Husilerin gücü ve nüfuzu üzerindeki etkilerine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Bu saldırılar, Yemen’deki çatışmanın gidişatında tarihi bir olay sayılıyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) barış için bir yol haritası ilan etmesinin ardından birçok gösterge, çatışmanın sona ermesi ümidiyle uzun vadeli bir siyasi sürecin başlatılmasını işaret ediyordu. Ancak bu saldırılar, çatışmaya yeni yollar ve önemli dönüşümler kazandırabilecek bir noktada. Bunun ayrıntılarının ise bu ay içerisinde netleşmesi bekleniyor.

Eski ABD Siyasi- Askeri İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı emekli Tuğgeneral Mark Kimmitt, Şarku’l Avsat’a “Saldırıların hedefine ulaşmada başarılı olduğuna ve çok geç gerçekleştirildiğine inanıyorum. Husilerin nasıl tepki vereceğini görmek ilginç olacak. Eğer daha fazla saldırı başlatmanın neden olacağı sonuçları anlamışlarsa, yanıt vermeden önce iki kez düşünmeliler. Ancak Husiler oldukları için cevap vermelerini bekliyorum” açıklamasında bulundu.

Daha fazla saldırı gerçekleştirilmesini bekleyen Kimmitt, “İstihbarat teşkilatlarımız saldırılara ilişkin hasar değerlendirmesi dediğimiz şeyi yaptıktan sonra daha fazla bilgi sahibi olacağız. Bazı hedefleri yalnızca kısmen vurmuş olabiliriz. Bu da ilave saldırı gerektirecektir. Bu tür operasyonlarda bu normaldir” dedi.

ABD ve İngiltere’nin Husi tesislerine yönelik saldırıları sürpriz değil. Öncesinde aleni tehditlerde bulunmuşlardı (X)
ABD ve İngiltere’nin Husi tesislerine yönelik saldırıları sürpriz değil. Öncesinde aleni tehditlerde bulunmuşlardı (X)

ABD’li eski yetkili, “Gerilimin tırmanması, İran’ın ne karar vereceğine bağlı. Bu örgütler İran tarafından eğitildi, donatıldı ve desteklendi. Tahran, bu gruplar üzerinde hiçbir kontrolünün olmadığını ve kendilerinin (Husiler) bağımsız kararlar aldığını söylerken, ABD’nin değerlendirmesi bunun tersidir” ifadelerini kullandı.

Husilerin yeniden terör listelerine alınması gerektiğine inanan Kimmitt, Biden yönetiminin onları listelerden çıkarma hedefinin başarıya ulaşmadığını açıkladı. Husilerin daha ılımlı, daha az düşmanca davranması ve daha az terör saldırısı gerçekleştirmesi bekleniyordu. Ancak örgüt Kızıldeniz’deki saldırılarını artırdı. Bu çerçevede Kimmitt, “Aslına bakılırsa bugün Husiler, terörle ilgili düzenlemelerin kaldırılmasından öncesine göre çok daha kötü durumdalar. Bu yüzden yönetimin onları tekrar listelere dahil etme kararı vereceğini düşünüyorum” dedi.

Yemen Başbakanı Danışmanı Ali es-Sarari, Husilerin bu saldırılar sonrasında siyasi kazanımlar elde ettiğine dikkati çekerek, Yemen içinde ve dışında destekçilerinin sayısının artacağını ifade etti. Yetkili ayrıca, Husilerin İsrail ve ABD ile karşı karşıya gelmesi sonrasında Hamas hareketiyle eş tutulacağını belirtti.

Suudi Arabistan ve Umman’ın bölgesel çabaları, Yemen’de barış sürecinin başlatılmasını hızlandırmaya devam ederse ve yol haritası üzerinde anlaşmaya varılırsa bu saldırılar, yerelde ve Arap dünyasında popülerlik ve destek kazandığına inanılan örgütün müzakere pozisyonunu güçlendirecek. Sarari’nin Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre bu saldırılardan sonra barış çabaları devam edemeyecek.

Aynı zamanda Yemen Sosyalist Partisi’nin liderlerinden biri olan Sarari, bu saldırıların Husilerin askeri yeteneklerini etkilemeyeceğini söyledi. Ayrıca yayınlanan verilere göre 73 baskında ölen ve yaralanan Husi milis sayısının 6 kişiyi aşmaması, bu operasyonun anlamsızlığını ortaya koyuyor.

Sarari’nin dile getirdiği gibi bu saldırılar, dağınıklığı ve belirli hedeflere odaklanma eksikliğini gösterdi. Ayrıca çok sayıda hedef içeriyordu ki bu, sınırları aşan ve Batı çıkarlarını tehdit etmeye cesaret eden örgüte yönelik bir mesaj ve uyarıdan başka bir şey olmadığını gösteriyor.

Haklardan kaçış

Öyle görünüyor ki ABD ve Batılı müttefikleri, Yemen’de Husileri koruyan siyasi bir çözüme ulaşma arzuları ile deniz ulaşım rotalarını güvence altına alma ve ekonomik çıkarlarını koruma arzuları arasında büyük bir kafa karışıklığı yaşıyor.

Yemenli siyasi araştırmacı Abdulcelil el-Hagab, bu saldırıların Husilerin ‘İsrail ve Batı ile karşı karşıya olduğu’ yönündeki iddialarını doğrulayacağı konusunda Sarari ile aynı fikirde. Ona göre yaşananlar aslında, İsrail’e, Husilere ve İran’a hizmet ederken, tüm bu olaylar Yemenlilerin kendisine, devletine, siyasi geleceğine, ekonomisine ve geçim kaynaklarına ciddi zararlar verecektir.

ABD ve İngiltere saldırılarının ardından Husi grubunun barış haklarından kurtulma fırsatı bulması bekleniyor (AFP)
ABD ve İngiltere saldırılarının ardından Husi grubunun barış haklarından kurtulma fırsatı bulması bekleniyor (AFP)

Hagab, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin askeri yeteneklerinin bu saldırılardan etkilenmeyeceğini söyledi. Hagab, “Olaylar gelişip bu saldırılar uzun bir süre devam ederse ve kapsamlı bir çatışmaya dönüşürse, saha askeri bir çözüm olmadan ve bu grupla mücadelede Yemen toplumunun ve devletinin desteği olmadan Husiler, daha fazla savaşçı elde etme güdüsüyle yeteneklerini geliştirecek ve kayıplarını telafi edecek yeteneklere sahiptir” dedi.

Öte yandan Yemenli bir hükümet yetkilisi, Husi inatçılığının çatışmaların artmasına yol açacağını ve olayları, Yemen toplumuna ve bölgeye daha fazla felaket ve trajedi getirecek tehlikeli kaymalara doğru yönlendireceğini dile getirdi.

Şarku'l Avsat’ta verdiği demeçte ismini açıklamak istemeyen yetkili, uluslararası toplumun Kızıldeniz’deki gerilimi tanınmış meşru hükümete dönmeden ele almasını eleştirdi. Yetkili, geçtiğimiz yıllarda Husi grubunun nüfuzunun genişletilmesi yönündeki uluslararası baskının ardından artık uluslararası güçlerin ders alma zamanı geldiğini vurguladı. Yetkili ayrıca, “Çıkarlarının güvenliğinin, darbeye son verilmesi ve Yemen kıyıları ve limanlarındaki Husi varlığına son verilmesi dışında sağlanamayacağının bilincinde olmalıdır” dedi.

Kazanımların geri dönüşümü veya DEAŞ kaderi

Husler, ABD- İngiltere saldırılarına yanıt verme ve Kızıldeniz’deki ABD ve İngiltere deniz çıkarlarını ve gemilerini hedef alma sözü verdi. Husi liderlerinden bazıları, iki süper gücü, sonu kendilerinin belirleyemeyecekleri konusunda uyardı.

Siyasi araştırmacı Salah Ali Salah, ABD ve İngiltere’nin saldırılarının Husiler üzerindeki etkisinin çok sınırlı olacağına dikkati çekti. Salah, “Siyasi olarak grup artık, halk desteğiyle daha fazla savaşçı elde etmek için, dış düşmanlarla karşı karşıya olduğu yönündeki iddialarını doğrulamak üzere söylemini artırabilir. Askerî açıdan baskınlar çok sayıda olmasına rağmen sınırlıydı ve geniş bir coğrafyaya dağılmıştı” dedi.

Salah, bu saldırıların sürpriz unsurunu kaybettiğine ve grubun önlem almasına olanak sağladığına inanıyor. Bunun yanı sıra yetkili, “Saldırıların çoğunluğu, geçtiğimiz yıllarda meşruiyeti desteklemek amacıyla koalisyon uçakları tarafından daha önce hedef alınan bir grup hedefi vurdu. Husilerin gizli sığınakları ve kampları olması mantıklı” derken, bu saldırıların, örgütün askeri yeteneklerini etkisiz hale getirmeyi amaçlamadığını ve yalnızca belirli bir mesaj taşıyor olabileceğini ifade etti.

Husi grubu, Kızıldeniz’deki saldırıları için deniz kıyısındaki Yemen limanlarını fırlatma rampası olarak kullanıyor (Reuters)
Husi grubu, Kızıldeniz’deki saldırıları için deniz kıyısındaki Yemen limanlarını fırlatma rampası olarak kullanıyor (Reuters)

Salah, olayların tırmanması, gelişmesi ve karada askeri harekata dönüşmesi durumunda Husilerin askeri yeteneklerinin zayıflayacağını söyledi. Ayrıca Kızıldeniz’in kapatılması ve rotanın başka yöne çevrilmesi nedeniyle büyük askeri ve ekonomik maliyete maruz kalacağını dile getirdi.

Öte yandan başkent Sana’da ikamet eden Yemenli bir siyasi araştırmacı, Husilerin mali bağışlar ve savaşçılar da dahil olmak üzere Arap halkının desteğini elde etmek için bu gelişmelerden yararlanmaya çalışacağından korktuğunu ifade etti. Yetkili, bu durumun İran’ın bölgedeki nüfuzunu güçlendirdiğini söylerken, bunun da Arap toplumları arasındaki bölünmeyi artırdığını ve bunun da İsrail’in çıkarına olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’tan kimliğinin açıklanmamasını isteyen araştırmacı, Husilerin ABD ve müttefiklerinin kendisiyle kapsamlı bir çatışmaya girmek istemedikleri inancına bel bağladıklarını söyledi. Araştırmacı, “Yaptığı her şey, herhangi bir müzakere masasına kendi kontrolünü empoze etmeye yöneliktir, ancak kapsamlı bir yüzleşme halinde durum tamamen farklı olacaktır” derken, ‘inatçılığına ve saldırılarına’ devam etmesi halinde Husileri, DEAŞ’ın Irak’taki akıbetinin beklediğini vurguladı.



Yemen güçleri Batı Sahili'ndeki kazanımlarını pekiştiriyor, Babülmendeb'deki mevzilerini güçlendiriyor

Yemen güçleri Batı Sahili'ndeki kazanımlarını pekiştiriyor, Babülmendeb'deki mevzilerini güçlendiriyor
TT

Yemen güçleri Batı Sahili'ndeki kazanımlarını pekiştiriyor, Babülmendeb'deki mevzilerini güçlendiriyor

Yemen güçleri Batı Sahili'ndeki kazanımlarını pekiştiriyor, Babülmendeb'deki mevzilerini güçlendiriyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri, Batı Sahili'nde elde ettiği kazanımları pekiştirirken Babülmendeb Boğazı'na hakim bölgedeki mevzilerini güçlendirdi. Bu gelişmeler, Yemen'in batısındaki Taiz vilayetine bağlı el-Vaziye ilçesinde ilerleyişin sürdürülmesiyle eş zamanlı olarak yaşandı. Operasyonlar, “Yemen Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülürken Taiz'in güney kırsalında ve kent çevresindeki cephelerde Husilerle çatışmalar devam ediyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, son saatlerde 1.800'den fazla Husi unsurunun etkisiz hale getirildiğini açıklarken orduya ait verilere göre Husilerin son iki hafta içinde farklı cephelerde düzenlenen hava ve kara saldırıları sonucunda yaklaşık 10 bin ölü ve yaralı verdiği bildirildi.

Yemen askeri medyasına göre Ulusal Kalkan Güçleri, Amalika Tugayları ve Müşterek Kuvvetler, Kahbub cephesinde kontrolü tamamen sağladı. Bu gelişme, hükümet güçlerinin Babülmendeb'e hakim yüksek kesimlerdeki konumunu güçlendirirken stratejik öneme sahip bu hattın güvenliğini sağlama kapasitesini de artırdı. Operasyonlar Batı Sahili'nde devam ediyor.

Yemen'in Taiz vilayetindeki Acil Durum Komitesi, Husilerin kontrolüne geçen ilçelerde güvenlik koşullarının olağanüstü boyutlara ulaşması nedeniyle okullar, enstitüler ile kamu, vakıf ve özel üniversitelerde eğitime ara verdi. Komite ayrıca söz konusu bölgelerdeki kamu kurumlarında çalışan personele geçici izin verdi.

Birleşmiş Milletler ise Husi saldırılarının, yerinden edilmelerin ve insani yardımların bölgeye ulaştırılmasına yönelik kısıtlamaların artmasıyla Taiz'deki insani durumun daha da kötüleşebileceği uyarısında bulundu. Ana yolların kapalı kalması, sınırlı hizmet ve kaynaklar üzerindeki baskının artmasıyla birlikte bölgedeki insani koşullar ağırlaşıyor.

Birleşmiş Milletler, yayımladığı son raporda Taiz kentine doğudan ulaşan yolun hâlâ kapalı olduğunu belirtti. Aden ile Taiz arasındaki yolların kesilmesi ise Aden depolarından gelen başlıca ikmal hatlarından birinin devre dışı kalmasına yol açtı. Bu durum, insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşma ve giderek artan ihtiyaçlara yanıt verme kapasitesini sınırlıyor.


Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu
TT

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Yemen'de Meşru Hükümete Destek Koalisyonu, Riyad'a düzenlenen saldırıda kullanılan bir balistik füze fırlatma rampasının imha edildiğini duyurdu.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, imha operasyonunun Suudi Arabistan'a yönelik eli kulağında bir saldırının hazırlıkları sürerken, Sana'da gerçekleştirildiğini bildirdi.

Koalisyon daha önce dün, Husi milisler tarafından fırlatılan bir balistik füzenin Riyad şehrinin kuzeyinde engellenerek imha edildiğini açıklamıştı.

Tümgeneral el-Maliki, "Fırlatma rampasını Koalisyonun istihbarat sistemiyle Sana semalarında takip ediyoruz ve imha edeceğiz" ifadelerini kullandı.


Süveyda'da el-Hicri yandaşlarının 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail'e destek vermesi kınandı

Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
TT

Süveyda'da el-Hicri yandaşlarının 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail'e destek vermesi kınandı

Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)

Suriye'nin Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Süveyda vilayetindeki kaynaklar, Ruhani Lider (Şeyh el-Akl) Hikmet el-Hicri'nin takipçileri tarafından çarşamba günü 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İsrail ile dayanışma amacıyla düzenlenen etkinlikleri kınadı. Suriye hükümeti ile Dürziler arasında arabuluculuk yürüten Dürzi bir isim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Hicri hareketine karşı "alternatif bir akımın" oluşumunun tamamlandığını açıkladı.

Süveyda kentinde bugün, İsrail bayraklarının yanı sıra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile vilayetin büyük bölümünde (Süveyda kenti dahil) kontrolü elinde tutan "Ulusal Muhafızlar" grubunun lideri Şeyh Hicri'nin fotoğraflarının taşındığı bir gösteri ve konvoy düzenlendi. Kendisine bağlı güçlerle daha önce "Başan Devleti" adını verdiği yapının kuruluşunu ilan eden Hicri kanadı, bu gösteriyi 2023'ten bu yana Gazze savaşını başlatan 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İsrail ile dayanışma amacıyla gerçekleştirdi.

Süveyda kentindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a yaptıkları değerlendirmede, "Hicri'nin çeteleri" olarak nitelendirdikleri grubun katıldığı bu etkinliklerin İsrail'in kucağına atılmak için izlenen yöntemlerden biri olduğunu belirterek, bunun yerine İsrail tarafından katledilen binlerce Gazzeli çocukla dayanışma gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

vfgbhj
Süveyda'da Hikmet el-Hicri yanlısı grubun, 7 Ekim olaylarında İsrail işgaliyle dayanışma amacıyla düzenlediği yürüyüş (Hicri yanlısı web siteleri)

Diğer yandan, Süveyda vilayetinde Temmuz 2025'teki kanlı olaylardan bu yana süren krizi çözmek amacıyla "Suriye hükümeti ile Dürziler arasında arabuluculuk" yürüten Dürzi bir kaynak, 15 üyeden oluşan ve Süveyda'daki aileleri, şeyhleri, akademisyenleri ile entelektüel kesimleri temsil eden geniş bir danışma kuruluna sahip "Acil Durum Komitesi"nin kurulduğunu açıkladı. Kaynağımız, bu aşamada arabuluculuk sürecinin gizliliğini ve katılanların güvenliğini sağlamak adına isminin açıklanmamasını tercih etti.

Kaynak, komitenin Süveyda içinden ve dışından Dürzi şahsiyetlerin yanı sıra yurt dışındaki Suriyeli Dürzi toplumundan isimleri de barındırdığını kaydetti.

Suriye içi çözüm

Kaynak; hükümet ile Süveyda halkı arasında, Şeyh Hicri'nin artık çözümün değil sorunun bir parçası haline geldiği yönünde zımni bir uzlaşma ve yüksek bir bilincin bulunduğunu belirtti. İki taraf arasında "her türlü çözümün Suriyeliler arasında (Suriye içi) olması gerektiği ve bundan taviz verilmeyeceği" konusunda prensip anlaşması sağlandığı ifade edildi.

Süveyda halkının tamamının, hükümetin Temmuz 2025 olaylarından önce Süveyda halkı tarafından sunulan neredeyse tüm talepleri kabul ettiğinin ve vilayet halkının güvenliğini ve onurunu güvence altına alacak şekilde hâlen pek çok şey sunmaya hazır olduğunun bilincinde olduğunu belirten kaynak, iki tarafın çıkarının ortak olduğunu vurguladı: Tüm ülke topraklarında Suriye egemenliğinin sağlanması ve özellikle kendi bölgeleriyle ilgili konularda Dürzilerin ulusal karar alma süreçlerinde temsil edilmesi.

Ancak sözcü, Suriye hükümetinin Dürzilerle çalışırken "vatansever olan fakat Süveyda'daki çözümlerin niteliği konusunda hükümetle kısmen ayrışan güçlü Dürzi ulusal figürleri göz ardı etme ve ötekileştirme eğiliminde olduğu" eleştirisinde bulundu.

Sözcü, "Suriye hükümeti, vilayetteki Dürzilerin Şam karşısında kendilerini kararlı bir şekilde temsil edemeyeceğini ve haklarını talep edemeyeceğini düşündüğü kişileri destekledi. Dolayısıyla toplumun kaygılarını, çıkarlarını ve endişelerini temsil eden liderlerle temas kurmadı" dedi.

Bu durumun hükümet tarafından düzeltilmesi gereken bir sorun olduğunu vurgulayan sözcü; dış güçlerin piyonu olmayan, hükümet karşısında eğilmeyen, aynı zamanda hem vatanın hem de toplumun çıkarlarını kararlılıkla savunan Dürzi şahsiyetlerle iş birliği yapılması gerektiğini ifade etti.

cvfg
Süveyda'dan Suriye vatandaşları günlük işlerini kolaylaştırmak adına valilik binasında işlemleriyle ilgileniyor (Süveyda Valiliği)

Sözcü, "Süveyda krizini çözmek için büyük bir umut var, ancak asıl sorun İsrail'de. Bu iki konu birbiriyle yakından bağlantılı; bunların birbirinden ayrılması ve Süveyda sorununun Suriyeliler arasında çözülmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Arabuluculuk sürecinin şu anda hükümetin ne sunacağı ve Süveyda halkının neyi kabul edeceği üzerine odaklandığını kaydedederek, hükümet tarafının bu taleplere olumlu cevap verdiğini belirtti.

Sonuç olarak her iki taraf arasında büyük bir uzlaşı ve Suriyeliler olarak çıkarlarının ortak olduğuna dair bir bilinç bulunuyor. Dürzi toplumuna zarar veren şey Suriye'ye de zarar verir; Suriye'ye zarar veren şey Dürzi toplumuna da zarar verir. Ancak süreç, vilayette her türlü çözümü engelleyen odaklarla —yani Hicri'nin oğlu Selman tarafından yönetilen 'Güvenlik Ofisi' liderliğiyle— nasıl bir çözüm izleneceğine bağlı.

Tamamen güvenlik odaklı bir engel

Sözcü, masada pek çok çözümün bulunduğunu ancak bunlar üzerinde uzlaşmanın, arabuluculuk aşamasından tek masa etrafındaki doğrudan müzakereler aşamasına geçildiğinde gerçekleşeceğini vurguladı.

Sözcü şöyle devam etti: "Müzakerelerde siyasi ve sosyal boyutun çözüldüğü, birçok konuda anlaşmaya varıldığı görüldü. Geride kalan tek engel tamamen güvenlik odaklı; o da vatansever bir unsur olduğu için 'çetelerle' mücadele edecek, para, mühimmat ve medya desteğiyle güçlendirilecek tarafın kim olacağı meselesidir."

Komitenin gün yüzüne çıkması için ABD Elçisi ve uluslararası toplum tarafından "çete" olarak nitelendirilen yapıların nüfuzuna son verilmesi gerektiğini belirten kaynak, "Şu anda üzerinde çalışılan ve incelenen sorun bu; burada İsrail faktörü devreye giriyor" dedi.

Sözcü, "2026 yılı başından bu yana İsrail'in Hicri'ye maddi destek göndermediğini" belirterek, ABD'nin genel olarak Suriye konusunda İsrail üzerinde muazzam bir baskı uyguladığına ve Süveyda'nın Suriye-ABD-İsrail ilişkilerinde küçük bir detay olduğuna dikkat çekti.

Sözcü konuşması sırasında, ellerine ihanet, doğrudan ajanlık ve vatana komplo bulaşmamış kişiler ile "çete ve çapulcu" olarak nitelendirilenler arasında ayrım yapılması gerektiğini, birinci gruptakilerin Süveyda'da ve gelecekte devlet kurumlarında yeri olacağını vurguladı.

"Ulusal Muhafızlar" içindeki anlaşmazlıklar artıyor

"Ulusal Muhafızlar" bünyesindeki gruplar arasında artan anlaşmazlıkların bir göstergesi olarak, Süveyda'daki en büyük yerel silahlı gruplardan biri olan (yaklaşık 8 bin savaşçıya sahip) "Rical el-Kerame" (Onurlu Adamlar Hareketi) liderlerinden Basım Ebu Fahr, isim vermeden Hicri ve destekçilerini, vilayet halkını bir "kan projesine" sürüklemekle suçladı.

Ebu Fahr, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: "İnsanları bir kan projesinin içine soktular; bunun için başkalarını kışkırtan, aşağılıkları öne çıkaran ve şerefli insanları arkadan bıçaklayan yüzlerce hesap görevlendirdiler. Sonunda kandırılanların zihninde hakkı batıl, batılı da hak yaptılar."

Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgilere göre Ebu Fahr ailesinden paylaşılan bu ifadeleri kınamaları ve reddetmeleri istendi; ancak ailenin çoğunluğu bu metni reddetmeyi kabul etmedi.