UNRWA finansmanı nasıl siyasallaştı?

UNRWA’nın cezalandırılması, bağışçıların diğer uluslararası kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen ihlalleri görmezden gelmesiyle çelişiyor.

Batılı bağışçıların UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullandığı görüşü hız kazandı. (Reuters)
Batılı bağışçıların UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullandığı görüşü hız kazandı. (Reuters)
TT

UNRWA finansmanı nasıl siyasallaştı?

Batılı bağışçıların UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullandığı görüşü hız kazandı. (Reuters)
Batılı bağışçıların UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullandığı görüşü hız kazandı. (Reuters)

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA), 17 Batı ülkesi tarafından finansmanın askıya alınmasının ardından hizmetlerini birkaç hafta içinde durdurabileceğini bildirdi. Finansmanın durdurulması kararı, Batılı bağışçıların diğer BM ajanslarının veya barış operasyonlarının finansmanı konusunda daha önce attıkları adımlardan farklılıklar arz etmesiyle ilgili soruları gündeme getiriyor. Peki, cinsel saldırı iddiaları, yolsuzluk veya savaş suçlarına karışma suçlamaları ortaya çıktığında finansman, yardımların politikleştirilmesi yoluyla baskı aracı olarak kullanılıyor mu?

Gerçek tehlike

UNRWA'nın, Şubat ayının sonunda Gazze Şeridi'ndeki hizmetlerini durdurma olasılığına dikkat çekmesi şaşırtıcı değildi, Aralarında ABD'nin de bulunduğu en az 17 ülke, geçtiğimiz 7 Ekim’de Hamas'ın başlattığı saldırının ardından İsrail ordusu tarafından hedef alınması nedeniyle çeşitli ihtiyaçların eksikliğinden büyük sıkıntı çeken Gazze Şeridi’nin yanı sıra Batı Şeria, Ürdün, Lübnan ve Suriye'ye yayılan Filistinli mültecilere yardım sağlamaktan sorumlu uluslararası kuruluşa sağlanan fonları askıya aldı. İsrail, 12 UNRWA çalışanının söz konusu saldırıya katıldığını iddia etti. Bu durum, Batı'daki bağışçı ülkelerin finansmanı durdurmasına yol açtı. UNRWA, suçlanan tüm 12 çalışanı da işten çıkarmış olmasına rağmen Batılı ülkeler halen finansmanı askıya almış durumda.

Fotoğraf Altı: UNRWA, Gazze Şeridi'ndeki hizmetlerini şubat ayı sonuna kadar durdurmak zorunda kalabileceği konusunda uyardı. (Reuters)
UNRWA, Gazze Şeridi'ndeki hizmetlerini şubat ayı sonuna kadar durdurmak zorunda kalabileceği konusunda uyardı. (Reuters)

ABD'nin 121 milyon dolarlık katkısı, UNRWA'nın yıllık 1,2 milyar dolarlık bütçesinin sadece küçük bir kısmını oluşturmasına rağmen ajansın yıllık bütçesinin büyük kısmını diğer bağışçılar toplu olarak sağlıyor. Buna rağmen, ABD 120,7 milyon doları UNRWA'ya aktardığı ve geriye kalan 300 bin doları İsrail'in iddiaları üzerine askıya aldığı için finansal desteğini geçici olarak durdurmasının önemini küçümsedi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bu iddiaları ABD'nin bağımsız olarak teyit etmediğini ancak oldukça güvenilir bulduklarını belirtti.

ABD Kongresi'ndeki insan hakları grupları ve ilerici Demokratların UNRWA'ya sağlanan finansmanı askıya alma kararını eleştirmesine rağmen Dışişleri Bakanlığı bir sonraki ödemeyi yaz başında yapmayı planlamıştı. Dışişleri Bakanlığı için yeni bir bütçenin onaylanabilmesi için Kongre'de uzun süredir devam eden bütçe krizinin ne zaman sona ereceği belli değil. Gerçek soru ise Kongre'nin, İsrail'e karşı önyargılı olduğunu iddia eden birçok Cumhuriyetçi tarafından kınanan bir ajans için ne kadar para onaylamaya hazır olacağı ile ilgilidir. Temsilciler Meclisi'nin bazı üyelerinin UNRWA'yı kınaması ve yeniden yapılandırılması veya değiştirilmesi yönünde çağrıda bulunması, bu belirsizliği doğruluyor.

Açık bir çelişki

Ancak Maine Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Nicholas R. Micinski ve Rice Üniversitesi'ndeki Baker Enstitüsü'nde baş araştırmacı olan Kelsey Norman gibi Batılı araştırmacılar, UNRWA'nın finansmanının askıya alınmasının, diğer uluslararası örgütlere veya barış güçlerine yönelik ciddi ihlallerle ilgili önceki Batı eylemleriyle uyumlu olmadığını belirtiyorlar. Batılı bağışçılar, diğer BM ajanslarına veya barış güçlerine yönelik cinsel saldırı, yolsuzluk veya savaş suçları suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığında finansmanı durdurmadılar.

Örneğin, AP ve diğer medya kuruluşları, Birleşmiş Milletler barış gücü tarafından Haiti'de gerçekleştirilen şok edici saldırı ve cinsel istismar hakkında güvenilir raporlar yayınladılar. 2015 yılında, BM, kadınları ve kızları cinsel istismar etmek ve onlara saldırmakla suçlanan askerlerin uluslarını açıklamaya başladı. Ayrıca mağdurlar için ruhsal bakım ve diğer hizmetler için bir fon ve programlar oluşturdu. Ancak barışı koruma operasyonlarına fon sağlayan bağışçılar bu faaliyetlere herhangi bir zaman boyunca bu ihlaller nedeniyle finansman sağlamadılar.

ABD'nin New York eyaletindeki Güney Bölgesi Başsavcılığı'na göre eski Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanı John W. Ashe ve beş diğer kişi, Çinli ticari çıkarları desteklemek amacıyla 2013 ve 2014 yıllarında 1,3 milyon dolarlık rüşvet, para aklama ve vergi kaçakçılığı şemasıyla suçlandı. Bu, uluslararası örgütün finansmanının askıya alınması için herhangi bir adım atılmadı.

Buna ek olarak, uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları, Bosna'daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün kötü yönetildiğini gösterdi. 1995 yılında, eski Yugoslavya'nın dağılmasının ve uluslararası güçlerin ‘güvenli bölgeler’ ilan ettiği bölgeleri koruyamamasının ardından Birleşmiş Milletler askerlerinin müdahale etmediği bir ortamda Sırp güçlerinin Srebrenitsa şehrine kolayca saldırmasına ve Bosnalı Müslüman erkek ve çocukların binlercesinin sistematik olarak topluca infaz edilmesine, taciz edilmesine, dövülmesine, infaz edilmesine ve soyulmasına izin verildi. Hollanda Savunma Bakanlığı'nda kayıp Bosnalı erkek ve oğlan çocuklarına ilişkin önemli bir listenin kaybedildi ve Bosnalı Sırp askerlerin Hollanda BM güçleri önünde yargısız infazlara katıldığını gösteren bir video kasetin imha edildi. Ancak Batılı bağışçılar barış güçlerine olan finansmanlarını kesmediler.

Finansman politik bir araçtır

Buna karşılık, fon sağlamaya devam eden Norveç ve İspanya dışındaki Batılı bağışçılar, UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullanıyor gibi görünüyor. UNRWA finansmanını siyasi bir araç olarak kullanıyorlar çünkü finansmanın kesilmesi Gazze'deki 1,7 milyon Filistinli mültecinin yanı sıra, çoğu UNRWA altyapısından yararlanan, mülteci statüsü olmayan 400 bin Filistinliyi de etkileyecek.

Teoride mülteci yardımının ve genel olarak insani yardımın tarafsız ve tarafsız olması beklenirken, göç ve uluslararası ilişkiler uzmanları, müttefiklerin ödüllendirildiği ve düşmanların cezalandırıldığı finansmanın sıklıkla bir dış politika aracı olarak kullanıldığını doğruluyor. Bu bağlamda, UNRWA finansmanındaki azalma, mültecilere, özellikle de Filistinli mültecilere sağlanan yardımın daha geniş bir şekilde siyasallaştırılması modeliyle tutarlı görünüyor. Filistinlilerin durumunu ve karşılaştıkları tehlikeleri anlatabilmek için UNRWA'nın kuruluşundan günümüze kadar olan uluslararası siyasi iklimin anlatılması gerekiyor.

UNRWA’nın görevi

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA), 1948'de İsrail'in kurulmasından sonra ve ardından gerçekleşen Arap-İsrail savaşından önce, yaklaşık 750 bin Filistinlinin sınır dışı edilmesinden veya evlerinden kaçmasından iki yıl sonra kuruldu. UNRWA kurulmadan önce uluslararası ve yerel kuruluşlar yerinden edilmiş Filistinlilere hizmet veriyordu. Ancak mülteci kamplarında hüküm süren aşırı yoksulluk ve sefil durumu inceledikten sonra, tüm Arap ülkeleri ve İsrail'in de dahil olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1949'da UNRWA’nın kurulması yönünde oy kullandı.

O tarihten bu yana, Ürdün, Lübnan, Suriye'nin yanı sıra Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki beş bölgede yaşayan altı milyon Filistinliye gıda, tıbbi bakım, eğitim ve bazı durumlarda barınma sağlayan temel yardım kuruluşu haline geldi.

Ancak Nekbe olarak bilinen Filistinlilerin kitlesel yerlerinden edilmeleri, mülteciyi 1 Ocak 1951'den önce Avrupa'da meydana gelen olaylar nedeniyle haklı nedenlere dayanan zulüm korkusu taşıyan herkes olarak tanımlayan 1951 Mülteci Sözleşmesi'nin yayınlanmasından önce meydana geldi. Tanımı dünya çapındaki mültecileri kapsayacak şekilde genişleten 1967 Protokolüne rağmen Filistinliler, mültecileri koruyan temel uluslararası sistemin dışında kalıyor.

Filistin mültecilerine hizmet sunma sorumluluğunu Ürdün üzerine alan UNRWA'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler, 1948'de Filistin'e özgü bir Uzlaştırma Komitesi kurdu. Bu komite, uzun vadeli siyasi bir çözüm bulmak ve mültecilerin ülkelerine geri dönüşünü kolaylaştırmak, ekonomik ve sosyal olarak yeniden yerleşmelerini sağlamak ve tazminat ödemelerini teşvik etmek amacıyla oluşturuldu.

Bu nedenle, UNRWA'ya diğer mülteci durumlarında geleneksel kalıcı çözümler bulma baskısı için resmi bir yetki verilmedi ve bunun yerine, Filistin'e özgü Uluslararası Uzlaştırma Komitesi bu konuda sorumlu oldu. Bu komite, ABD'nin arabuluculuğunda başlayan barış süreçleriyle birlikte önemini yitirmeden önce birkaç yıl boyunca etkin bir şekilde çalışmıştı.

UNRWA politik midir?

UNRWA, bir Birleşmiş Milletler kuruluşu olmasına rağmen, kurulduğu günden bu yana, özellikle de Filistinliler ile İsrailliler arasındaki gerilimin arttığı dönemlerde, siyasi olumsuzluklara karşı savunmasız kaldı. Bu nedenle görünüşte politik değildir ancak siyasi eylemleri nedeniyle Filistinliler ve İsrailliler ile ABD dahil bağışçı ülkeler tarafından defalarca eleştirildi. UNRWA, eğitim, sağlık ve altyapı da dahil olmak üzere beş faaliyet alanında devlet benzeri işlevler yerine getiriyor, ancak siyasi veya güvenlikle ilgili faaliyetlerin gerçekleştirilmesiyle ilgili görev alanı sınırlı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Filistinlilerin UNRWA'ya itirazları, başlangıçta örgütün ev sahibi ülkelerdeki mültecilerin ekonomik entegrasyonunu sağlamaya odaklanmasından kaynaklandı.BM Genel Kurulu'nun 194 sayılı kararını Filistinli mültecilerin memleketlerine dönüşünü teşvik eden resmi olarak kabul etmesine rağmen BM, Birleşik Krallık ve ABD yetkilileri, Filistinlilerin ev sahibi ülkelerde yerleştirilmesi ve entegrasyonu için çözümler aradılar. Bu, Filistinli mültecilerin ve İsrail-Filistin çatışmasının daha geniş çerçevesinde politik olarak uygun bir çözüm olarak görüldü. Bu nedenle, Filistinliler UNRWA'nın büyük ölçüde siyasi bir karaktere sahip olduğunu ve çıkarlarına karşı aktif bir şekilde çalıştığını düşündüler.

Sonraki yıllarda, eleştiriler İsrail ve Batı'dan geldi. UNRWA, Filistinli mültecilerin talebi üzerine ana odak noktasını istihdam sağlamaktan eğitime çevirdi. Ancak sağladığı eğitim materyalleri, İsrail tarafından Filistin mücadelesine ilişkin fikirlerin geliştirilmesi için ek bir yakıt olarak görülüyor ve bu materyallerin şiddeti teşvik ettiği düşünülüyor. Bu nedenle, İsrail hükümeti, 1967'den beri işgal ettiği Gazze ve Batı Şeria'daki eğitim materyallerini incelemekte ve onaylamakta ısrar etti.

İsrail uzun süredir UNRWA'nın mülteci kamplarındaki ve eğitim sağlamadaki rolüne şüpheyle yaklaşıyordu. Örgütün uluslararası olarak finanse edilen operasyonları, İsrail'in işgalci güç olduğu göz önüne alındığında, Tel Aviv'in örgütün yerine sağlamakla yükümlü olacağı hizmetler aracılığıyla İsrail'e her yıl milyonlarca dolar tasarruf sağlıyor.

UNRWA'nın ana bağışçısı olan ABD ve diğer Batılı ülkeler, 1960'lı yıllardan bu yana, mülteciler arasında radikalizm olarak tanımlanan durumu önlemek için yardım kullanma isteklerini dile getirdiler. Artan silahlı muhalif grupların varlığına yanıt olarak, ABD, 1970 yılında, bu kuruluşa yönelik yardımlarını bağlayan bir madde ekledi. Bu madde, ABD'nin finansal katkılarının herhangi bir kısmının, ‘Filistin Kurtuluş Ordusu’ veya diğer benzer örgütlerde askeri eğitim alan herhangi bir mülteciye yardım sağlamak için kullanılmamasını sağlamak için UNRWA'nın her türlü önlemi almasını gerektiriyor.

Bu temelde, UNRWA, ev sahibi hükümetlerin ve İsrail'in büyük çoğunluğu Filistinli olan 30 bin kişi de dahil olmak üzere inceleme yapabilmesi için çalışanlarının isimlerinden oluşan yıllık bir liste yayınlayacak kadar bu gerekliliğe bağlılığını sürdürüyor.

Temsil ettiği ülkelerle ilgili güvenlik endişeleri nedeniyle, UNRWA'nın etkinlikleri ve çalışanları hakkında İsrail ve uluslararası gözlemci gruplar arasında dikkat çeken tartışmalar yaşandı. Bu tartışmalar sonucunda, Filistinli çalışanların UNRWA içindeki ve dışındaki sosyal medya etkinlikleri dâhil olmak üzere faaliyetleri yakından izlendi ve belgelenmeye başlandı.

İlk defa değil

Filistinlilerle ilgili uluslararası bir örgütün finansmanının son zamanlarda dondurulması, ABD'nin ilk fon durdurması değil. 2011'de, UNESCO adlı kuruluşun tüm eğitim ve kültürel programlarını dünya çapında sunan bir kuruluş olan UNESCO’ya yönelik tüm finansmanını kesmişti. Bu karar, UNESCO'nun Filistin'in tam üyeliğini kabul ettiği bir oylamadan sonra alınmıştı.

Eski Başkan Barack Obama yönetimi, bu adımı, 1990'larda çıkarılan bir ABD yasası gereğince, Filistin'in tam üyelik kabul eden herhangi bir Birleşmiş Milletler kuruluşuna fon sağlamayı durdurma yönündeki iddialarla savundu. Bu adımın etkisi oldukça ciddi oldu. Sadece dört yıl içinde, UNESCO'nun personel sayısını yarıya indirme ve operasyonlarını kısmalara zorunlu kalma durumunda kaldı. Daha sonra, eski Başkan Donald Trump, ABD'yi UNESCO'dan tamamen geri çekme kararı aldı.

2018'de, Trump yönetimi geçici olarak 60 milyon dolarlık katkısını UNRWA'ya askıya aldı. Trump, geçici durdurmanın Filistinlileri müzakereye zorlamak için siyasi baskı yaratacağını iddia etti. Ancak Başkan Joe Biden, ABD'nin katkılarını 2021'de UNRWA'ya yeniden başlatmaya karar verdi.

Mülteci yardımının siyasallaştırılması

Ancak mülteci finansmanının siyasallaştırılmasından zarar görenler yalnızca Filistinliler değil. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ülkeler mültecilere yardım etmek için çeşitli uluslararası kuruluşlar kurdu. Ancak bazı grupları mülteci tanımının dışında tuttu. Örneğin ABD, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yerinden edilmiş kişilerin yeniden yerleştirilmesine yardımcı olmak için Birleşmiş Milletler Yardım ve Rehabilitasyon İdaresi'ni finanse etti. Ancak Sovyet vatandaşlarının zorla anavatanlarına geri gönderilmesi yönündeki Sovyet baskısına direndi.

ABD ayrıca, Sovyet nüfuzunu aşmak için Uluslararası Göç Örgütü'nün öncülü olan ayrı bir örgüt oluşturdu ve mülteci finansmanı operasyonları, BM kuruluşlarına yapılan gönüllü katkılar nedeniyle siyasallaştırıldı. Bazı kurumlar BM aidatlarından fon elde ediyor ancak UNRWA'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Uluslararası Göç Örgütü fonlarının çoğunu üye devletlerin gönüllü katkılarından alıyor.

Dolayısıyla bu mali katkılar belirli faaliyetlere veya yerlere tahsis edilebilir; ABD veya Avrupa Birliği gibi önde gelen bağışçılar, mültecilere hangi yardımın alınacağı ve hangilerinin alınmaması gerektiği konusunda kendi koşullarını dikte edebilir. 

Tahsis edilen katkılar, 2022 yılında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği bütçesinin yaklaşık yüzde 96'sını, Uluslararası Göç Örgütü bütçesinin yüzde 96'sını ve UNRWA finansmanının yüzde 74'ünü oluşturdu. Sonuç olarak, UNRWA'nın finansmanında yaşanacak herhangi bir azalma, savaş nedeniyle pek çok kişinin açlık, hastalık ve yerinden edilmeyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, UNRWA'nın Gazze'deki Filistinli mültecilere hizmet etme imkanlarını etkileyecektir.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Libya merkezi yapıyı bırakıp federalizme mi geçiyor?

Libya Başbakanı Usama Hammad, özerkliğe doğru bir adım atılacağının sinyalinin verdi (Sosyal medya)
Libya Başbakanı Usama Hammad, özerkliğe doğru bir adım atılacağının sinyalinin verdi (Sosyal medya)
TT

Libya merkezi yapıyı bırakıp federalizme mi geçiyor?

Libya Başbakanı Usama Hammad, özerkliğe doğru bir adım atılacağının sinyalinin verdi (Sosyal medya)
Libya Başbakanı Usama Hammad, özerkliğe doğru bir adım atılacağının sinyalinin verdi (Sosyal medya)

Kerime Naci

Libya'nın 1951 ile 1963 yılları arasında uyguladığı federal sistemin geri getirilmesi yönünde çağrılar artmaya başladı. Gözlemciler, bu dönemi Libya tarihinin ekonomik ve siyasi açıdan en iyi dönemi olarak nitelendiriyorlar. Bu sistem, Trablus, Sirenayka (Kirenayka) ve Fizan eyaletlerini birleştiren federal sistemi sona erdiren anayasa değişikliğinin ardından 1963 yılında kaldırılmıştı.

Bu değişiklikle devletin adı ‘Birleşik Libya Krallığı’ndan ‘Libya Krallığı’na dönüştü. Bu durum, Libya Parlamentosu tarafından atanan Libya Başbakanı'nın acil bir şekilde özerkliğe doğru bir adım attığını işaret ediyordu. Buna yanıt olarak Başkanlık Konseyi, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) tarafından, ülkede ‘en yüksek egemen otoriteyi oluşturan koordinasyon çerçevesi’ olarak hizmet etmek üzere ilan edilen ‘Başkanlıklar Yüksek Konseyi'nin kuruldu.

Tarihi model

Libya’nın güvenlik ve siyasi meseleleri uzmanı Saad ed-Dinali, federal sistemi, bir dizi tarihsel, coğrafi ve sosyal nedenden ötürü Libya için gerçekten uygun olan tek sistem olarak tanımlıyor.

Tarihi önemi ile ilgili olarak, Libya’nın 1951 yılında bir devlet olarak kurulduğunda Berka, Fizan ve Trablusgarp Bölgesi olmak üzere üç bölgeden oluşan bir federal sisteme sahip olduğunu belirten Dinali, bu dönemin ülkenin tarihindeki en iyi dönem olduğunu, bu dönemde siyasi istikrar ve ekonomik gelişme yaşandığını vurguladı.

Bu sistemin kaldırılmasının ardından Libya'nın bir kaos dönemine girdiğini, birçok şeyin değiştiğini ve bazı sorunların ortaya çıktığını ifade eden uzman, bunun da 1969 yılında Muammer Kaddafi'nin Kral İdris Senusi'ye karşı darbe yapmasına zemin hazırladığını belirtti. Dinali, Libya’nın o tarihten bu yana coğrafi ve tarihi gerçekliğine uygun bir denge kurmaya çalıştığını söyledi.

Libya’da 17 Şubat 2011 devriminden sonra, birçok sesin federal sistemi öngören, değiştirilmemiş 1951 anayasası altında ‘anayasal meşruiyete dönüş’ çağrısında bulunduğunu iddia eden Dinali, bu çağrıyı yapanların, federal sistemin Libya'nın birliğini, sürekliliğini ve istikrarını garanti altına alacak can simidi olduğuna inandığını aktardı.

Mevcut çatışmaların ve bölünmelerin, ülkenin kimsenin aşamayacağı coğrafi bir bölünmeye dayandığının açık bir kanıtı olduğuna inanan Libyalı güvenlik ve siyaset uzmanı, doğu, güney ve batıda devam eden çatışmalar, Libya'nın üç bölgeden oluştuğunu açıkça teyit ediyor. Çatışmanın asıl kaynağının bölgeler arasındaki çatışma olduğunun açık olduğunu belirten Dinali, bu krizin ideal çözümünün, üç bölgenin her birine kalkınma ve medeni haklarını garanti eden, kaynaklarını kullanma hakkı veren ve Libya devletinin himayesinde tüm bu hakları garanti eden bir anayasa kapsamında onlara yükümlülükler yükleyen federal sistemin geri getirilmesi olduğunu belirtti.

İki sistemli bir ülke

Libya Başbakanı Usame Hammad’ın Mareşal Halife Hafter'in genel liderliğiyle olan yakın ilişkilerinin ardındaki nedenleri, özellikle de ‘özerklik’ yönündeki adımları anlamak için, Birleşmiş Milletler (BM) kıdemli danışmanı ve Amazing Konferansı Yürütme Komitesi Başkanı İbrahim Grada, aralarında batı ve doğu Libya arasındaki uzun süredir devam eden siyasi ve coğrafi bölünme, ekonomik baskılar, bunların başında gelirlerin idari, kalkınma ve askeri yönetimin gereksinimlerini karşılayamaması ve gelirler üzerinde artan rekabetin olduğu birkaç noktanın dikkate alınması gerektiğini belirtti.

Mareşal Halife Hafter'in siyasi çıkmazı aşmak için halk ve toplum hareketine yönelmesinin, bunu spekülasyondan Libyalı tarafları aşan bir siyasi çözüme dönüştürdüğünü söyleyen Grada’ya göre Hafter’in ülkenin batı bölgesinden sosyal gruplarla arka arkaya yaptığı toplantılar ve görüşmeler bunu yansıtırken Hafter'in söylemleri, değişim için önemli bir siyasi aktör olarak halk hareketlerine başvurma eğilimini gösteriyor.

dfgtyh
UBH, ‘Başkanlıklar Yüksek Konseyi’nin kurulduğunu duyurdu (UBH resmi Facebook hesabı)

Hammad'ın Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, DYK Başkanı Muhammed Tekale ve UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’den oluşan Başkanlıklar Yüksek Konseyi'nin koordinasyon organı olarak kurulduğunun açıklanmasından hemen sonra ‘özerklik’ konusunda açıklamada bulunduğuna dikkati çeken Grada, konseyin duyurulduğu toplantıya davet edilen Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in ise toplantıya katılmadığını belirtti. Bu tepkiler, Başkanlıklar Yüksek Konseyi'nin kurulması, ülkenin doğu bölgesindeki yetkililer tarafından memnuniyetsizlikle karşılandığına işaret etti.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere  göre Grada, Berka bölgesinin tamamını ve Fizan'ın bir kısmını kapsayan ve Libya'nın batısında bağlantıları olan Libya'nın doğusundaki paralel hükümetin Başbakanı Usame Hammad tarafından ‘özerklik’ tehdidinde bulunulmasının, mevcut duruma bir yaklaşım olduğunu belirtti. Bu yaklaşıma göre Libya devleti içinde, Çin-Hong Kong durumunda olduğu gibi iki sistemli tek bir devletin ya da Rusya Federasyonu'nda olduğu gibi çeşitli federal sistemlerin kurulması yahut İtalya Cumhuriyeti içinde özel özerk statüye sahip Sicilya veya Danimarka Krallığı içinde genişletilmiş özerkliğe sahip Grönland gibi bir sistemin kurulması ya da Birleşik Krallık ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) olduğu gibi bir model olabilir.

Bölgesel hesaplar

Öte yandan federal bir sistemin benimsenmesi halinde dış politika ve savunma alanlarının ortak kalacağını, kamu maliyesi, iç güvenlik ve yerel yönetim birimleri arasındaki ilişkilerin niteliği konusunda anlaşmalar yapılacağını söyleyen Grada, bunun gerçekte kolay olmadığını, çünkü bölgeler arasındaki sınırlar sorununu gündeme getireceğini vurguladı. Bunun kaynakların dağıtımı sorununu gündeme getireceğini ve devlet başkanının kim olacağı ve yetkilerinin ne olacağı konusundaki ikilemi artıracağını belirten Grada, Libya krizinin yakın tarihini ve bunun birikmiş köklerini, ayrıca Libya'nın güney komşularında, özellikle Sudan ve Mali'de olup bitenleri göz ardı etmemek gerektiği konusunda uyarıda bulunarak, bunların Libya üzerinde kara bir gölge oluşturduğunu belirtti.

Libya’daki herhangi bir bölgenin özerkliği meselesinin, özellikle devletin zayıflığı ve toplumun kırılganlığı göz önüne alındığında, yerel bir mesele olmayacağını, aksine bölgesel ve uluslararası bir mesele olacağını düşünen Grada’ya göre kendi çıkarları için bunu teşvik eden taraflar olabilir. Ancak bazı ülkeler, özellikle Libya'nın komşuları, bunu jeopolitik ve güvenlik tehdidi olarak görmeleri de mümkün. Hammad'ın özerkliğe geçme olasılığı hakkındaki açıklamasına bölgesel veya uluslararası düzeyde herhangi bir tepki veya yorum gelmediğini belirten Grada, bunun ya bu konunun ciddiye alınmadığı ya da ilgili ülkelerin Hammad'ın özerkliğe geçme tehdidini incelediği anlamına geldiğini açıkladı.

En etkili ve beklenen tepkilerden birinin, ister yönetiminden ister Başkan Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos'tan olsun, ABD'nin tutumu olduğunu ve beklentilerin her türlü olasılığa açık olduğunu ifade eden Grada, Mısır ve Cezayir'in Libya'ya yakınlıkları ve bölgesel karışıklıklardan mustarip olmaları nedeniyle tutumlarının da önemli olduğunu hatırlatırken, Rusya'nın bu tehdide nasıl tepki vereceğini beklediğini söyledi. Grada, bunun yanında Suudi Arabistan, Türkiye, Tunus, BAE, Katar, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi Libya krizinde etkili veya ilgili olan ülkelerin yanı sıra, yukarıda sayılan tüm ülkeler, kendilerini etkileyen ve Libya coğrafyasının ötesine geçen jeopolitik, güvenlik ve çıkar hesaplarına ve yönelimlere sahip.

Karşı tepki

Diğer yandan siyasi analist Hazım er-Rayis, ülkenin doğusundaki paralel hükümetin özerklik tehdidinin, batı Libya'daki egemenlik pozisyonlarını koordine etmek için oluşturulan Başkanlıklar Yüksek Konseyi’nin Trablus’ta kurulmasına doğrudan bir tepki olarak ortaya çıktığına inanıyor. Rayis’e göre bu gelişme, şu anda Trablus'taki pozisyonun birliğini zayıflatmak ve iç parçalanmaya neden olmak isteyen Hafter’i endişelendirdi.

Temsilciler Meclisi’nin atadığı hükümet başkanı Usame Hammad'ın kendi inisiyatifiyle özerkliği gündeme getirmediğini, aksine yaptığı açıklamanın Hafter'in kampının politikasını yansıttığını, bu kampın Libyalı aşiretleri kendi şemsiyesi ve koruması altında bir halk hareketi başlatmak için harekete geçirdiğini vurgulayan Rayis, “Dolayısıyla Hammad hükümetinin Libya halkına açıkça ‘ya tüm ülkeyi yönetmemizi ve kalkınma projelerimizin tüm bölgelere ulaşmasını sağlayan bir girişimin etrafında birleşin ya da özerkliğe gideceğiz ve ülkenin geri kalanından idari olarak ayrılacağız’ mesajını verdi. Bu tutum, ABD’nin bütçe ve ardından yürütme birliği için baskı yapma girişimleri çerçevesinde şu anda doğu ve batı arasında tırmanan kutuplaşmayı yansıtıyor. Bu durum, her iki tarafın da yaklaşan müzakerelerde daha fazla manevra alanı sağlayacak yeni bir avantaj elde etmeye çalıştığı orduya da uzanıyor” ifadelerini kullandı.

Libya gibi geniş coğrafyaya sahip bir ülkede ademi merkeziyetçiliğin hayati bir gereklilik olduğunu, ancak bu yaklaşımın benimsenmesinin herhangi bir siyasi veya askeri parti tarafından tek taraflı olarak alınabilecek bir karar olamayacağını, özerklik veya federal sistemin de tek taraflı olarak önerilemeyeceğini belirten Rayis, “Bu seçenekler, anayasa taslağı üzerinde oy kullanma ve açık ve meşru anayasal mekanizmalar aracılığıyla devletin yapısına karar verme yetkisine sahip olan Libya halkının münhasır hakkı” diye ekledi.


Sisi: Filistin trajedisi, uluslararası sorumluluk gerektiriyor

Abdulfettah es-Sisi ve Mahmud Abbas, (Arşiv-EPA)
Abdulfettah es-Sisi ve Mahmud Abbas, (Arşiv-EPA)
TT

Sisi: Filistin trajedisi, uluslararası sorumluluk gerektiriyor

Abdulfettah es-Sisi ve Mahmud Abbas, (Arşiv-EPA)
Abdulfettah es-Sisi ve Mahmud Abbas, (Arşiv-EPA)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Filistin halkının acılarının sadece Gazze'de yaşananlarla sınırlı olmadığını, dünyanın orada tanık olduğu vahşete rağmen Batı Şeria ve Kudüs'e de uzandığını söyledi.

Sisi, Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü dolayısıyla Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a (Ebu Mazen) gönderdiği mektupta, Batı Şeria ve Kudüs'teki Filistinlilerin her gün hareket kısıtlaması, topraklara el konulması ve yerleşimcilerin silahsız sivillere yönelik saldırıları gibi sistematik uygulamalara maruz kaldığını belirterek, bu ve diğer ihlallerin, zor koşullara rağmen Filistinlilerin yaşamlarını sürdürmelerini engellemediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Sisi, "Yetmiş yılı aşkın süredir devam eden bu insani trajedi, uluslararası topluma Filistin halkına her türlü imkânı kullanarak destek olma yönünde insani ve ahlaki bir görev yüklemektedir" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, Sisi'nin uluslararası toplumu "Gazze'de savaşın yok ettiği yerleri yeniden inşa etme ve Filistin halkına insan onurunu geri kazandırma konusunda sorumluluğunu üstlenmeye, erken iyileştirme ve yeniden yapılanma çabalarına katkıda bulunmaya" çağırdığını belirterek, "Filistin Yönetimi'ni desteklemenin, Filistin halkına karşı yükümlülüklerini yerine getirebilmesi ve onlara hak ettikleri saygı ve takdirle kamu hizmetleri sunabilmesi için temel hedef olmaya devam ettiğini" vurguladı.

Mısır Cumhurbaşkanı, mesajının sonunda "Kahraman Filistin halkına saygı ve hayranlıkla övgüler yağdırdı ve Mısır'ın Filistin halkının davasını içtenlikle desteklediğini, desteklemeye devam edeceğini ve 4 Haziran 1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurma yönündeki meşru hayalleri gerçekleşene kadar her platformda ve her düzeyde Filistin halkının yanında olacağını" vurguladı.


Hamas, arabulucuların İsrail'e baskı yapma konusunda yetersiz kaldığını düşünüyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda langırt oynayan Filistinli çocuklar, 29 Kasım 2025 (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda langırt oynayan Filistinli çocuklar, 29 Kasım 2025 (AFP)
TT

Hamas, arabulucuların İsrail'e baskı yapma konusunda yetersiz kaldığını düşünüyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda langırt oynayan Filistinli çocuklar, 29 Kasım 2025 (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda langırt oynayan Filistinli çocuklar, 29 Kasım 2025 (AFP)

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkese rağmen İsrail’in ihlallerini artırdığı bir dönemde, müzakere sürecine katılan Hamas ve diğer Filistinli gruplardan kaynaklar, arabulucuların İsrail’i anlaşma hükümlerine uymaya zorlayamadığı yönünde Hamas yönetiminde giderek güçlenen bir kanaat bulunduğunu aktardı.

Sürece dair birçok ayrıntıya ve aralıksız yürütülen temasların perde arkasına hâkim olan kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, İsrail’in kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ve arabulucular da dahil olmak üzere tüm taraflara, üzerinde baskı kurulamayacak bir konumda olduğunu göstermek istediğini belirtti. Kaynaklara göre İsrail, bu yaklaşım doğrultusunda zaman zaman tansiyonu yükseltiyor ve ateşkesi günlük olarak yoğun biçimde ihlal ederek gerçek bir caydırıcılık olmadığını ortaya koyuyor.

sdfrgt
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ailesine götürdüğü su dolu bir bidonu taşıyan arabayı iten Filistinli çocuk, 29 Kasım 2025 (AFP)

Kaynaklar, Filistinli grupların İsrail’in artan ihlalleri karşısında sabrının tükenmeye başladığı konusunda kendi aralarında hemfikir olduğunu ancak buna rağmen siyasi ve askeri tüm kademelerde, hatta muhtemelen tabanda dahi, bu ihlallere askeri yolla karşılık vermenin şu aşamada mümkün olmadığı yönünde ortak bir değerlendirme bulunduğunu aktarıyor. Buna göre tek çıkış yolu, arabulucular ve diğer aktörler üzerinden daha etkili adımlar atılmasını içeren gerçek ve kapsamlı bir diplomatik çözüm olarak görülüyor.

Kaynaklara yöneltilen, özellikle Hamas’ın Gazze’den İsrail’e yönelik saldırılar düzenlemekten çekindiği ya da buna güç yetiremediği iddialarına ilişkin soruya karşılık, hareket içinde genel kanaatin, Gazze Şeridi’nin yeniden savaşa sürüklenmesini önlemenin öncelik olduğu yönünde olduğu ifade ediliyor. Buna göre, İsrail’in zaman zaman gerçekleştirdiği saldırılar ile günlük ihlallerin belli ölçüde tolere edilmesinin, çatışmaların yeniden başlamasını engellemek açısından zorunlu olduğu belirtiliyor. Ancak bu durumun, teslimiyet anlamına gelmediği ve Gazze Şeridi’nin İsrail’in dilediği zaman saldırı gerçekleştirebileceği açık bir savaş alanına dönüşmesine izin verilmeyeceği vurgulanıyor.

Kaynaklar ayrıca, İsrail’in Gazze’deki eylemleriyle direniş gruplarını provoke ederek onları savaşı yeniden başlatacak bir karşılık vermeye zorlamayı hedeflediğini dile getiriyor. Bu senaryonun, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine siyasi olarak ayakta kalma imkânı sağlayacağı ve aşırı uçtaki hedeflerini ilerletmesine zemin oluşturacağı değerlendirmesi yapılıyor. Aynı kaynaklara göre, ABD’nin baskısının zaman zaman etkili, zaman zaman ise gevşek olması, Netanyahu hükümetine bu süreçte manevra alanı tanıyor; iki taraf arasında bu çerçevede bir eşgüdüm bulunduğu düşünülüyor.

gthy
Gazze şehrinde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binaların kalıntıları yakınındaki bir açık hava sinemasında film izleyen Filistinli çocuklar, 28 Kasım 2025 (EPA)

Kaynaklar, Filistinli grupların kendi içinde bazı kesimlerin arabulucuları, İsrail’e gerçek anlamda baskı kuramamakla veya onu etkileyememekle suçladığını da gizlemiyor. Zaman zaman aynı eleştirilerin ABD’ye de yöneltildiği belirtiliyor. Bununla birlikte kaynaklar, arabulucuların bazı dönemlerde ABD Başkanı Donald Trump yönetimi üzerindeki etkilerini kullanarak İsrail’i belli maddeleri uygulamaya zorlamayı başardığını hatırlatıyor.

Kaynaklar, ateşkes anlaşmasının birinci aşamasına ilişkin birçok maddenin İsrail tarafından yerine getirilmediğini belirtti. Bu maddeler arasında acil insani yardım malzemelerinin bölgeye sokulması ve insani koşulların iyileştirilmesi gibi başlıklar bulunuyor. Ancak sahadaki koşulların hâlâ büyük ölçüde değişmediği, yaşanan sınırlı iyileşmenin ise halkın karşı karşıya olduğu zorlukları hafifletmeye yetmediği ifade ediliyor.

İkinci aşamaya geçiş

Kaynaklara göre Hamas liderliği, arabuluculara ikinci aşamaya geçilmesine karşı olmadığını iletti. Ancak hareket, esas sorunun İsrail’in direniş silahlarının geleceği, Gazze Şeridi’nde kimin yönetimi üstleneceği ve yeniden imarın belirli siyasi koşullara bağlanması gibi kritik başlıklarda dayattığı şartlardan kaynaklandığını belirtiyor. Hamas’ın, Gazze Şeridi’nin geleceği ve direnişin silahları gibi acil ve önemli konularda ulusal bir mutabakat sağlanması için El Fetih, Filistin Yönetimi ve diğer tüm grupların katılacağı geniş kapsamlı bir ulusal toplantı yapılmasını istediği aktarılıyor. Bu toplantının Kahire’de düzenlenmesinin yeniden gündeme geldiği, ancak El Fetih’in haftalar önce ilk toplantıya katılmayı reddetmesi nedeniyle bu kez katılıp katılmayacağının henüz netleşmediği ifade ediliyor.

İsrail ise Gazze’de tutulan iki cesedin teslim edilmesi gerçekleşmeden ikinci aşamaya geçilmesine karşı çıkmayı sürdürüyor. Öte yandan Filistinli kaynaklar, son günlerde Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, söz konusu cesetleri bulmanın zorlaştığını belirtti. Bu zorluğun, İsrail’in onları elinde tutan sorumluları öldürmesi ve cesetlerin bulunduğu bölgeleri yoğun bombardıman, kazı ve yıkım operasyonlarıyla tahrip etmesinden kaynaklandığı ifade edildi.

dcfrg
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş kişilerin çadırlarının yakınında bulunan bir su birikintisi, 29 Kasım 2025 (AFP)

Kaynaklara göre İsrail, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını da aynı dosyaya bağlıyor ve ABD ile birlikte, özellikle İsrail kontrolündeki bölgelerde -başta Refah’ta- yeniden inşa sürecini başlatmayı planlıyor. Ancak bu yaklaşım, İsrail güvenlik kabinesindeki bazı bakanların itirazına yol açtı. Yediot Aharonot gazetesi, yaklaşık iki hafta önce Başbakan Binyamin Netanyahu’nun bu planı bakanlara sunduğunu ve bunun kabine içinde tartışma yarattığını yazmıştı.

Son günlerde yayımlanan Amerikan ve İsrail basınındaki haberlere göre ABD, İsrail kontrolündeki Refah’ın bazı bölgelerinde enkaz kaldırma çalışmalarına fiilen başlamış durumda. Bu hazırlıkların, bölgede yeniden inşa faaliyetlerinin önünü açmayı amaçladığı belirtiliyor. Netanyahu hükümeti ise bu iddiaları ne doğruladı ne de yalanladı. Hamas ve diğer Filistinli gruplar da konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Hamas ve Filistinli gruplardan kaynaklar, yeniden inşa dosyasının arabulucularla sürekli olarak ele alındığını, tek taraflı atılacak adımların hiçbir anlam taşımadığını vurguluyor. Kaynaklar, yeniden imar sürecinin Gazze Şeridi’nin tamamını kapsaması gerektiğini, halkın acil insani ihtiyaçlarının siyasi koşullara bağlanmasının ise açık bir baskı ve dayatma yöntemi olduğunu belirtiyor. Bu değerlendirmeler, söz konusu gruplar tarafından Şarku’l Avsat’a aktarıldı.

İnsani açıdan

Tüm bu gelişmeler, Gazze Şeridi’ndeki İsrail kaynaklı gerilim ve ihlallerin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Dün Han Yunus’un doğusundaki Beni Suheyla beldesinde, ateşkes anlaşması uyarınca belirlenen İsrail çekilme hattını gösteren sarı hatta yaklaşan Ebu Asi ailesinden iki kardeş çocuk, İsrail ateşi sonucu hayatını kaybetti.

yju
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bir çöp yığınını karıştıran Filistinliler, 29 Kasım 2025 (AFP)

İki çocuk, engelli babaları ve hasta anneleri için odun toplamaya çalıştıkları sırada, bir İsrail insansız hava aracı (İHA) tarafından hedef alınarak hayatını kaybetti.

Ateşkesin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana en az 355 Filistinli İsrail ihlalleri nedeniyle yaşamını yitirdi, yüzlercesi de yaralandı.

İsrail savaş uçakları dün, Refah ve Han Yunus’ta bir dizi hava saldırısı düzenledi. Saldırıların, Refah’ın doğusundaki tünellerde Hamas mensuplarını hedef alma ve Han Yunus’taki bazı altyapıları imha etme amacı taşıdığı belirtildi. Aynı zamanda sarı hattın her iki tarafında, Gazze kentinin doğusunda ve kuzey bölgelerinde geniş çaplı patlatma operasyonları yürütüldü. Bu operasyonlara topçu atışları, zırhlı araç ve İHA’lardan açılan ateş ile sahil kesiminin çeşitli noktalarına savaş gemilerinden yapılan bombardıman eşlik etti.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, cuma gecesinden cumartesi sabahına kadar İsrail ordusunun kara, deniz ve hava saldırılarını yoğunlaştırdığını söyledi. Kasım, ordunun iki çocuğu kasten öldürdüğünü öne sürerek bunun ‘soykırım savaşının devam ettiğinin ve ateşkesin fiilen durmadığının, sadece hız değiştirdiğinin’ göstergesi olduğunu ifade etti.

İnsani durum açısından bakıldığında, Filistin Sivil Toplum Ağı, Gazze Şeridi’ne insani yardım girişinde kayda değer bir iyileşme görülmediğini, yardım akışının hâlâ ihtiyaç duyulan minimum seviyenin altında kaldığını açıkladı. Bölgeye giren kamyonların çoğunun ticari nitelikte olduğu, yardım amaçlı getirilen malzemelerin ise çok sınırlı miktarda ulaştığı belirtildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ise kötüleşen beslenme koşullarının kış mevsiminin başlamasıyla birlikte Gazze Şeridi’ndeki çocukların hayatını ciddi biçimde tehdit ettiğini bildirdi. UNICEF, kış aylarının hastalıkların yayılmasını hızlandırarak özellikle en savunmasız durumdaki çocuklar için ölüm riskini artırdığını vurguladı.

UNICEF, ekim ayında yapılan beslenme taramalarında, Gazze Şeridi’nde 5 yaş altı yaklaşık 9 bin 300 çocuğun ağır akut yetersiz beslenme yaşadığının tespit edildiğini açıkladı ve tüm taraflara, insani yardımın tüm mümkün güzergâhlardan geçişini sağlayacak şekilde Gazze sınır kapılarını açma çağrısında bulundu.