Şarku’l Avsat Kebbaşi ile Daklu arasındaki Manama Anlaşması’nın belgesine ulaştıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4865551-%C5%9Farku%E2%80%99l-avsat-kebba%C5%9Fi-ile-daklu-aras%C4%B1ndaki-manama-anla%C5%9Fmas%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n-belgesine
Şarku’l Avsat Kebbaşi ile Daklu arasındaki Manama Anlaşması’nın belgesine ulaştı
Orgeneral Şemseddin Kebbaşi (SUNA
Şarku'l-Avsat, Bahreyn'in başkenti Manama'da geçen yıl 20 Ocak'ta Sudan Ordusu Başkomutan Vekili Orgeneral Şemseddin Kebbaşi ile Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı Abdurrahim Daklu arasında imzalanan anlaşmanın metnine ulaştı. Bu konuyla ilgili sızıntılar ilk kez yerel Es-Sudani gazetesi aracılığıyla ortaya çıktığında, haberi doğrulayanlar ve yalanlayanlar arasında yoğun tartışmalar yaşandı.
22 maddeden oluşan anlaşma, "Hızlı Destek" ile birlikte ulusal bir ordunun kurulmasını, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından arananların tutuklanmasını ve ülkeyi son 30 yıldır yöneten İslamcı rejimin yıkılmasını öngörüyor.
"Sudan Krizinin Kapsamlı Çözümüne İlişkin İlkeler ve Esaslar Belgesi" olarak adlandırılan anlaşma, Sudan-Sudan diyalogu yoluyla halkın acılarının hafifletilmesi ve savaşı sonlandıracak krize çözüm bulunmasının gerekliliğini öngörüyor.
İslamcıların rahatsızlığı
Kebbaşi-Daklu müzakerelerine ilişkin haberin yayılmasının ardından, "Savaşın devamını isteyenler" olarak İslamcılar ve onların iktidara dönüşünü destekleyenler, Kebbaşi'ye karşı şiddetli ve eleştirel bir kampanya başlattı. Diğer taraftan, anlaşma haberini yalanlamak için başka bir kampanya başlatıldı. Müzakerelere ilişkin haberi ne Kebbaşi ne de resmi ordu sözcüsü yalanladı; antlaşmanın imzalanmasının üzerinden bir ay geçmesine rağmen ve yerel ve uluslararası medyada ve sosyal medyada bu haber yoğun bir şekilde dolaşıma girmesine rağmen sessiz kaldılar.
Sivil güçler, Kebbaşi'nin Manama'da Orgeneral Daklu ile anlaşma imzalamasının ardından yaptığı açıklamalar karşısında şaşkınlıklarını dile getirdi. Kebbaşi geçtiğimiz hafta Beyaz Nil Eyaleti'ndeki "18. Piyade Tümeni" askerlerine hitaben yaptığı konuşmada, özellikle "sivil güçler" ile "Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri" koalisyonunu eleştirdi ve onları "paralı askerler, elçilik ajanları" ve "Hızlı Destek Kuvvetleri’nin siyasi kuluçka merkezi" olmakla suçladı.
Hızlı Destek Kuvvetleri İkinci Komutanı Abdurrahim Daklu (X Platformu)
Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) koalisyonunun bir sözcüsü Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kebbaşi'den Abdurrahim Daklu ile imzaladığı anlaşma hakkında Sudanlıları "bilgilendirmesini" beklediklerini söyledi.
Anlaşma metnini sızdırmakla suçlanmamak için isminin açıklanmamasını isteyen sözcü, Kebbaşi'nin açıklamalarını "utanç verici" olarak nitelendirdi. Sözcü: "Biz kendisinden farklı açıklamalar bekliyorduk ama o, gerçekleri halka açıklamak yerine sivil güçlere saldırdı. Manama ziyareti ve Daklu ile bir anlaşmaya imza atmasının ardından halkı aydınlatması kendisi için daha iyi ve onurlu olurdu. Kebbaşi, sivil güçlerin savaşı durdurmak için uluslararası ve bölgesel topluluklardan yardım istemek amacıyla kamuya açık herhangi bir şey yapmasını yasakladı. Ancak “düşman” olarak nitelendirdiği “milisleri” destekleyen ülkelerin huzurunda, kendisine Hızlı Destek Kuvvetleri ile “gizlice” müzakere yapma ve imzaladığı anlaşmadan geri çekilme izni verdi."
Anlaşmanın detayları
Şarku'l Avsat'ın elde ettiği metne göre, Sudan Ordusu Başkomutan Vekili Orgeneral Şemseddin Kebbaşi ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı Abdurrahim Daklu, Bahreyn başkentinde (Manama) geçtiğimiz 6 ve 18 Ocak'ta görüşmelerde bulundu. Bu görüşmeler 22 maddelik bir anlaşmanın imzalanmasıyla sona erdi.
İki yetkili, anlaşmanın 7. maddesi uyarınca, siyasi bağlılık veya ideolojik yönelim olmaksızın, tüm askeri güçlerden, yani Hızlı Destek, silahlı kuvvetler ve silahlı mücadele hareketlerinden oluşan profesyonel ve ulusal bir ordu inşa etme konusunda anlaştılar. Bu ordu, düzenli güvenlik güçlerini (polis ve istihbarat servisleri) inşa edip yeniden kurmanın ve Sudanlılar arasında fırsatların adil dağılımı ilkesini benimsemenin yanı sıra, idari ve partizan her düzeyde Sudanlı çeşitliliğini ifade ediyor.
Kebbaşi ve Daku'nun "paraf" atarak imzaladığı anlaşmanın 11. maddesinde "30 Haziran rejiminin yıkılması" öngörülüyor. 17. ve 18. maddelerde, savaştan sonra hapishanelerden kaçan, yani “kurtarma” rejiminin destekçileri olan sanıkların yeniden tutuklanması ve aralarında eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, yardımcısı Ahmed Harun ve başkaları da dahil olmak üzere arananların Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesi ve mahkemeye getirilmesi vurgulandı. Anlaşma, tüm siyasi aktörlerin katılacağı geniş kapsamlı bir ulusal diyalog düzenlenmesini onaylıyor. Ancak, "Ulusal Kongre Partisi ve ona bağlı İslami Hareket" kapsam dışı tutularak, bu grupların geçiş döneminden izole edilmesi öngörüldü.
Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında Hartum'da yaşanan çatışmaların etkileri (Reuters)
"Sudan Krizinin Kapsamlı Çözümüne İlişkin İlkeler ve Esaslar Belgesi" olarak adlandırılan anlaşmada, Sudan-Sudan diyalogu yoluyla halkın acılarının hafifletilmesi, savaşı sonlandıracak krize çözüm bulunması gerekliliği, nefret söylemiyle mücadele, geçiş dönemine ilişkin olarak adalet, hesap verebilirlik, zararın onarılması ve tazminat prensiplerini benimseme, savaşın neden olduğu yıkımın yeniden inşası ve ülkenin birliğini ve federal yönetimi koruma ihtiyacı vurgulanmıştır.
Anlaşma, Sudan krizini bir güvenlik, politik, sosyal ve kültürel kriz olarak tanıyan temel prensipleri benimsemiştir. Savaşın neden olduğu büyük insan kayıplarını ve eşi benzeri görülmemiş insanlık dramını, altyapının tahribatını ve ülkenin ekonomik kaynaklarının israf edilmesini tanıyan temel prensipleri içermektedir. Hem Kebbaşi hem de Daklu, çatışmayı diyalog yoluyla adil ve sürdürülebilir bir şekilde çözme, savaşları ve çatışmaları köklerine değinerek sona erdirme ve güç ve zenginliğin adil paylaşımını sağlayan bir yönetim çerçevesi üzerinde anlaşmaya varma isteklerini dile getirdiler. Anlaşma, temelde "halkın temel güç kaynağı olduğu" prensibini benimsemekte, eşit vatandaşlığı güvence altına almakta ve "Cidde Bildirgesi"ni sivilleri koruma konusunda referans almaktadır.
Anlaşma, "nefret söylemi ve ayrımcılığa karşı mücadele" prensibini kabul etmekte, "hukuki reform paketi" üzerinde mutabakata varmakta, "barışçıl bir arada yaşamı teşvik etmek, başkalarını kabul ve saygıyı güçlendirmek" gibi politikaları benimsemekte, geçiş döneminde "hesap verebilirlik, gerçeklik ve uzlaşma" içeren geçiş adaleti ilkesini onaylamakta, zararın onarılması, kurumsal reformlar, barışçıl siyasi faaliyet prensibi, tüm şiddet, aşırıcılık, anayasa dışı yöntemlere başvurma ve demokratik düzeni zayıflatma türündeki faaliyetleri suç saymaktadır. Anlaşma, dengeli bir dış politika izleme, ülkenin üst düzey çıkarlarını garanti eden bir politika benimseme ve bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği destekleme, komşuluk ilişkilerini iyileştirme ve terörizmle mücadeleyi teşvik etme konularında çağrı yapıyor.
Kaynağa göre "Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri", Kebbaşi'nin "önemli bir anlaşma"yı halka sunması bekleniyordu. Sözcü şunları söyledi: "Bu anlaşmanın çok önemli olduğunu ve Sudan'ın ulusal davasına hizmet ettiğini görüyoruz. Kebbaşi'nin buna devam edeceğini umuyorduk, ancak o birtakım bahanelerle özür dileyerek üçüncü turdan çekildi." Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri, kapsamlı ve adil bir barış anlaşmasına ulaşmak, ateşkese son vermek ve savaşların ardından sivil yolu yeniden kazanmak için krizin çözümü ve savaşın durdurulması konusunda tek seçeneklerinin diyalog olduğunu düşünüyor.
Suveyda'nın konumunu zayıflatan bir kumar ve ağır bir siyasi bedel olarak İsrail'den medet ummakhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5311710-suveydan%C4%B1n-konumunu-zay%C4%B1flatan-bir-kumar-ve-a%C4%9F%C4%B1r-bir-siyasi-bedel-olarak
ABD’nin Kudüs'teki Büyükelçiliği önünde, Suriye'deki Dürzilere ABD’nin destek vermesi talebiyle düzenlenen gösteride, Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Suveyda'nın konumunu zayıflatan bir kumar ve ağır bir siyasi bedel olarak İsrail'den medet ummak
ABD’nin Kudüs'teki Büyükelçiliği önünde, Suriye'deki Dürzilere ABD’nin destek vermesi talebiyle düzenlenen gösteride, Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Haydar el-Gazban
Suveyda'daki kanlı olayların üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçerken ve giderek daha tehlikeli ve karmaşık hale gelen bölgesel bir atmosferde “Yeni Suriye'nin bir parçası olması için sunulan çok sayıda girişime, anlaşmaya ve fırsata rağmen bu vilayet nasıl bu noktaya geldi?” sorusu ortaya çıkıyor.
Bugün belki de gerçekleri duygusallıktan uzak bir şekilde okumak ve temel bir siyasi gerçeği açığa çıkarmak için olayların kronolojisine dönmek mümkün. Sorun çözümlerin eksikliği değil, başarısızlığa uğramasıydı.
Devlet projesine entegre olmanın önündeki temel engel Şam ile Suveyda arasındaki iletişimsizlik değil, başka bir projeye hizmet etmek amacıyla varılan mutabakatların defalarca kez bozulması sonucunda ortaya çıkan güven eksikliğiydi.
Daha da önemlisi Suveyda'daki bazı kesimlerin, Lübnan'ın güneyinden başlayıp Hermon Dağı (Cebel eş-Şeyh) eteklerinden ve güney Suriye'den geçerek Ebu Zuhur Havaalanı'na kadar uzanan bir güvenlik kuşağı inşa etmeyi amaçlayan İsrail projesine dahil olmasıydı.
Arzulanan çözüm
Baba-oğul Esed rejimi 8 Aralık 2024 tarihinde düştüğünde Suriye için yeni bir sayfa açıldı. Onlarca yıllık diktatörlük ve savaş sarmalından çıkan ülke, devleti yeni temeller üzerinde yeniden inşa etmek için tarihi bir fırsatla karşı karşıyaydı. Suveyda ise tarihi rolü ve rejimin düşmesinden önceki iki yıl boyunca sürdürdüğü sivil hareket sayesinde, Şam'daki modern devlet ile diğer bölgeler ve bileşenler arasında dengeli bir ilişkinin modeli olmaya elverişliydi.
Rejimin düşmesinin ilk günlerinden itibaren geçici hükümet ile Şeyh Hikmet el-Hicri arasındaki temaslar yoğunlaştı ve her iki tarafın elçileri karşılıklı ziyaretlerde bulundu. Bu süreçte, Suveyda’nın tek bir Suriye devleti çatısı altındaki kendine has yapısını güvence altına alacak bir formüle ulaşmak amacıyla çok sayıda siyasi ve güvenlik odaklı toplantı gerçekleştirildi.
Ulusal güçlerin ve dini otoritelerin büyük çoğunluğu Şam ile varılan mutabakatları pekiştirmeye ve uygulama mekanizmalarını ele almaya çalışırken gerilimi tırmandıran, çelişkili bir söylem ve mutabakatların hayata geçirilmesinden kaçınma şeklinde kendini gösteren başka durumlar gün yüzüne çıkmaya başladı.
Geçtiğimiz yılın ocak ayı başlarında temel bazı mutabakatlara varıldı. Bunların en dikkat çekeni, polis ve güvenlik güçlerinin Suveyda halkından oluşturulması ve yerel grupların, silahlarını il sınırları içerisinde muhafaza etmeleri kaydıyla Savunma Bakanlığı kadrolarına dahil edilmesinin yanı sıra birtakım idari ve hizmet odaklı düzenlemeler yapılmasıydı.
Özellikle de ilin o dönemde her bölgeden ve kesimden gelerek Kerame Meydanı'na akın eden tüm Suriyeliler için bir cazibe merkezi oluşturduğu göz önüne alındığında bu formül, şüpheleri gidermek ve tek bir devlet çatısı altında karşılıklı güven inşa etmek adına arzulanan çözüm niteliğindeydi.
Mutabakatları bozma silsilesi
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ulusal güçlerin ve dini otoritelerin büyük çoğunluğu Şam ile varılan mutabakatları pekiştirmeye ve uygulama mekanizmalarını ele almaya çalışırken, gerilimi tırmandıran, çelişkili bir söylem, mutabakatların hayata geçirilmesinden kaçınma ve nihayetinde bunların defalarca kez bozulmasına yol açan başka olgular gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu sürece, Suveyda’da meydana gelen ve o dönemde kamuoyu tarafından pek anlaşılamayan ‘şüpheli’ olaylar da eşlik etti.
31 Aralık 2024 gecesi, Şeyh el-Hicri'nin yakınlarından birinin talebi üzerine Suveyda'daki silahlı grupların veya sivil aktörlerin haberi olmaksızın Şam'dan gönderilen bir polis gücü ilin eteklerine ulaştı. Şam yönetimi bu durumun (yerel güçlerin habersiz olduğunun) farkına vardığında ise konvoya geri dönme emri verildi.
Suveyda şehrinin batısındaki Bedevi aşiretlerinden iki savaşçı, 19 Temmuz 2026 (AFP)
Kıyı bölgesi olaylarının ardından ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi'nin Şam ile ilk anlaşmasını imzalamasından kısa bir süre sonra, 12 Mart 2025 tarihinde Şeyh Hicri'nin evinde Suveyda temsilcileri ile Vali Mustafa Bakkur arasında resmi bir mutabakat zaptı imzalandı. Ancak 24 saat bile geçmeden oğlu Selman, babasının anlaşma içeriğine baskı altında onay verdiğini bahane ederek mutabakattan geri adım attıklarını duyurdu. Bu olay bir istisna değil, defalarca kez tekrarlanan bir tutumdu.
Şeyh Hicri, Netanyahu'nun İsrail'in Suriyeli Dürzileri koruyacağına dair yaptığı birtakım açıklamalarla eş zamanlı olarak Şam'a karşı söylemini birçok kez sertleştirdi. 25 Nisan 2025'te ise eşi benzeri görülmemiş bir ısrarın sonucunda, Suriyeli şeyhlerden oluşan geniş bir heyetin işgal altındaki Filistin'de bulunan Şuayb Peygamber Türbesi'ne ziyareti organize edildi. Zamanlaması ve yarattığı görüntü itibarıyla şüpheli olan bu hamle, Dürziler ile Suriye halkının diğer kesimleri arasına nifak tohumları ekmeyi amaçlıyordu.
İki gün sonra, Dürzi bir lidere ait olduğu öne sürülen ve Hazreti Muhammed’e hakaret içeren bir ses kaydının ortaya çıkması Şam kırsalında büyük bir gerginliğe yol açarak Caramana ve Eşrefiyye Sahnaya'da çatışmaların patlak vermesine neden oldu. Yoğun temasların ardından 30 Nisan'da bir ateşkes sağlandı. Bu ateşkes Caramana'da korunurken Eşrefiyye Sahnaya'da ihlal edildi. Bunun ardından Genel Güvenlik güçlerinin şehre girmesiyle onlarca kişi hayatını kaybetti.
Ertesi sabah Şeyh el-Hicri, uluslararası koruma talep ettiği bir bildiri yayımladı ki bu durum bizzat Suveyda içinde geniş çaplı itirazlara yol açtı. Aynı günün öğleden sonrasında dini ve sosyal otoriteler ile ulusal silahlı gruplar Ayn ez-Zaman makamında bir araya gelerek bölünme ve ayrılıkçılığı reddeden, Şam ile diyaloğa bağlı kalınmasını ve Suveyda halkından oluşan polis ve güvenlik güçlerinin konuşlandırılmasını da içeren önceki anlaşmaların uygulanmasını vurgulayan ‘1 Mayıs Bildirgesi’ni yayımladılar. Toplantıya katılan ve bildiriyi onaylayan ŞEyh el-Hicri, ertesi gün yine bundan caydı.
Birkaç gün sonra sivil aktörlerden oluşan bir heyet Şeyh el-Hicri'ye, bir gün içinde (yaklaşık ellisi Şam-Suveyda yolunda olmak üzere) yüz elliye yakın Dürzi'nin hayatını kaybetmesine rağmen İsrail'in kılını bile kıpırdatmadığını hatırlatarak kendilerine vaat edilen uluslararası korumanın nerede olduğunu sordu. Şeyh el-Hicri'nin yanıtı ise “Koruma yüz ya da iki yüz ölü için gelmez... İki ya da üç bin kişi öldüğünde neler olacağını bekleyin ve görün” şeklinde oldu.
Şehy el-Hicri’nin sözlerinin tehlikesi, SDG’nin lağvedildiğinin duyurulmasıyla ve son askeri gerginliğin ardından Suriyeli ve İsrailli yetkililerin bir araya geldiği yüz yüze görüşmeyle aynı zamana denk gelmesinde yatıyor.
Adeta programlanmış cayma hamleleri, sivilleri hedef alan katliamların yaşandığı ve yüzlerce masumun hayatını kaybettiği kanlı temmuz olayları sırasında bir kez daha tekrarlandı. Olayların kıvılcımını, Dürziler ile bölgedeki Bedeviler arasında tezgahlanan bir dizi gelişme oluşturdu. Bunların iki taraf arasında çatışmalara dönüşmesi, Şam yönetimini Şeyh el-Hicri ve ilin sivil aktörleriyle koordinasyon halinde müdahale etmeye sevk etti.
Şeyh el-Hicri, 15 Temmuz sabahı İçişleri ve Savunma bakanlıklarına bağlı güçlerin bölgeye girişini memnuniyetle karşıladığını belirten, silahlı grupları silahlarını teslim etmeye ve direniş göstermemeye çağıran bir bildiri yayımladıktan sonra sadece birkaç saat içinde yeni bir bildiri daha yayımlayarak bu kez söz konusu güçlere karşı koyma ve onlarla savaşma çağrısı yaptı.
Şam ile müzakerelerden ayrılıkçılığa
Geçtiğimiz yılın temmuz ayında yaşanan katliamlar, Dürzi bilincinde bir dönüm noktası oluşturdu ve devlet fikriyle aralarında büyük bir kopuş yaşanmasına zemin hazırladı. Şam yönetiminin Suveyda'da askeri çözüme başvurarak hata yaptığını itiraf etmesine, siyasi çözüm için ABD-Ürdün-Suriye yol haritası ile Suveyda olaylarına ilişkin Birleşmiş Milletler (BM) raporunun yayımlanmasına ve Şam hükümetinin faillerden hesap sorma taahhüdüne rağmen... çözüm uzak bir ihtimal olarak kalmaya devam etti.
Suveyda'da ayrılıkçıların sesleri yükseldi ve bu süreç, Şeyh el-Hicri'nin sözde ‘Başan Devleti’ni ilan etmesiyle zirveye ulaştı. Başan, Cebel el-Arab'ın (Arap Dağı) İbranice adıdır. Şeyh el-Hicri, bu yılın başlarında bir İsrail gazetesine verdiği röportajda, Esed rejiminin devrilmesinden yıllar önce İsraillilerle iletişim ve koordinasyon halinde olduğunu itiraf etti.
Tablo netleşti ve İsrail'in, Beşşar Esed rejiminin çöküşünün arifesinde ‘Başan Oku’ adını verdiği askeri bir operasyonla başlattığı yayılmacı projesine hizmet etmesi için Dürzileri kullanmasındaki rolü gün yüzüne çıktı. Öyle ki İsrail, Suriye ordusunun varlıklarını tahrip etmiş, Suriye'deki Hermon Dağı tepelerinin büyük bir kısmını işgal etmiş ve Kuneytra ile Dera illerinde devam eden askeri ilerleyişinin ortasında başkent Şam'ın eteklerine kadar dayanmıştı.
Dolayısıyla yaşananlar, çöküş sonrası dönemin yönetimine dair sıradan bir anlaşmazlık, siyasi kazanımlar elde etmeye yönelik bir müzakere veya yönetimde ortaklık talebinden ibaret değildi. Aksine Suveyda Dürzileri, amacı Suriye'nin güneyindeki nüfuz haritalarını yeniden çizmek olan daha geniş kapsamlı bir projede kullanıldılar. Dürzilerin bedelini kanlarıyla ve tarihi birikimleriyle ödedikleri bu projeden elde edebildikleri yegâne şeyse, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek sözde bir devlet vaadi oldu.
Şeyh el-Hicri ve ileriye kaçış politikası
Şeyh el-Hicri, Suriye'nin istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme konusunda birleşen tüm uluslararası ve bölgesel mesajları okuyamadı. Suveyda Dürzilerini kendi emellerini hayata geçirmek için rehin alarak Suriye'nin güneyindeki İsrail projesinin mızrak ucu şeklindeki sorunlu konumunda -bilerek ve tasarlayarak- kalmayı tercih etti.
Suriye'deki Dürzi toplumunun liderlerinden Şeyh Hikmet el-Hicri, Suriye'nin Süveyda kentinde Reuters haber ajansına verdiği bir röportaj sırasında, 20 Şubat 2025 (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusunda Mazlum Abdi'nin yaptığı gibi çözümün bir parçası olmak ve Suveyda'yı bu ölümcül çıkmazdan kurtarmaya katkıda bulunmak yerine ‘Dürzilerin İsrail devletinin bir parçası olduğu’ yönünde şüpheli bir açıklama yaptı. Bu durum, Suriye içinde ve dışındaki Dürzilerin tepkisine yol açtı. Dürziler bu sözleri, geçmişte ‘İslam'ın Kılıcı’ olarak anılan köklü Arap Ma'rufi topluluğunun (Dürzilerin) tarihi rolünün ve hakikatin bir çarpıtılması olarak değerlendirdiler.
Şeyh el-Hicri'nin sözlerinin tehlikesi, SDG’nin lağvedildiğinin açıklanmasıyla ve İsrail'in Ebu Zuhur Havaalanı'nı bombalaması sonucu yaşanan son askeri tırmanışın ardından Suriyeli ve İsrailli yetkilileri bir araya getiren doğrudan görüşmeyle aynı zamana denk gelmesinde yatıyor. Şayet bu açıklama, taraflar arasında bir anlaşmaya varılması yönündeki ABD arzusunu sekteye uğratmak amacıyla İsrail'in talebi üzerine yapıldıysa bu bir felakettir. Yok eğer ayrılıkçı projesinin önündeki ufkun kapandığına dair inancının (çaresizliğinin) bir sonucuysa, o zaman felaket çok daha büyüktür.
Velid Canbolat: İsrail projesine karşı erken uyarı
Lübnanlı Dürzi lider Velid Canbolat'ın tutumu, yaklaşan tehlikeleri öngörme konusunda en net ve ileri görüşlü duruş olarak öne çıktı. Nitekim rejimin devrilmesinin ilk günlerinden itibaren Dürzi toplumunun kendine has yapısının istismar edilerek ne kendi mensuplarına ne de Suriye'ye hizmet edecek dış projelere dahil edilmeye çalışılmasına karşı uyarılarda bulundu. Canbolat, rejimin çöküşünden iki haftadan kısa bir süre sonra Şam'a gerçekleştirdiği ziyarette, Dürzilerin her zaman Suriye ulusal kimliğinin bir parçası olduğunu vurguladı.
Suveyda'nın geleceği Suriye'nin dışında değil, tam kalbinde inşa edilir ve Suriye'nin birliği, krizler ne kadar çetin olursa olsun, tüm evlatları için yegâne güvence olmaya devam edecektir.
Geçtiğimiz yılı boyunca olayların gelişmesiyle birlikte Canbolat, İsrail'e bel bağlama konusundaki uyarısını pek çok kez yineleyerek Suriye'nin güneyindeki İsrail projesinin Dürzileri korumaktan ziyade Suriye'yi parçalamayı, nüfuz alanları ve birbiriyle çatışan izole yapılar kurmayı amaçladığını vurguladı. Canbolat'ın duruşu sabitti; Dürziler için devlet çatısı dışında bir koruma, birleşik bir Suriye dışında da Süveyda için bir gelecek yoktu.
Daha sonra Suveyda olaylarıyla ilgili şeffaf ve bağımsız bir soruşturma yürütülmesinin gerekliliğini vurgulamak, faillerin hesap vermekten ve ‘cezalandırılmaktan’ kaçmamasını sağlamak amacıyla BM ve ilgili uluslararası komiteler de dahil olmak üzere ilgili uluslararası mercilerle temaslar ve görüşmeler sürdürüldü. Canbolat ve ekibinin savunduğu temel fikir netti; kan üzerine gerçek bir uzlaşma inşa edilemez ve hakikat bütünüyle ortaya çıkarılıp kurbanlar için adalet sağlanmadan olaylar sayfası kapatılamazdı.
Zira adalet uzlaşmanın zıddı değil, onun ilk şartıdır.
Bir yılın ardından çıkarılan dersler ve bir model olarak SDG’nin lağvedilmesi
Trajedinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra gerçekler, Suveyda halkının büyük çoğunluğunun ayrılıkçı fikri benimsemediğini, vesayet talep etmediğini ve Suriye ulusal aidiyetinden vazgeçmediğini ortaya koyuyor. Gerçekler ayrıca, Şam ile bir çözüme ulaşmak için sunulan fırsatların çok sayıda olduğunu ve bunların büyük bir kısmının, anlaşmalar ile mutabakatlardan defalarca geri adım atılması ve bunların bozulması nedeniyle sekteye uğradığını da gösteriyor.
Suveyda’nın güneyindeki Dürzi savaşçıların havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 17 Temmuz 2025 (AFP)
Bugün, yaşanan onca şeye rağmen, uygulanabilir yegane yolun ana hatları net görünüyor. Hakikati açığa çıkaracak şeffaf bir soruşturma, tüm faillerden kesin bir şekilde hesap sorulması, yapıcı bir diyalog, tüm kesimler arasında gerçek bir uzlaşı, Şam ile sürdürülebilir mutabakatlar ve Suveydalıları yeni Suriye'nin inşasına fiili katılımı. ABD ve Ürdün himayesinde üzerinde uzlaşılan yol haritası ile İlerici Sosyalist Parti’nin Suriye'nin bütünlüğünü, siyasi çözümü, diyaloğu ve uzlaşmayı teyit eden 15 Ağustos 2025 tarihli bildirisinde daha önce öne sürdüğü hususlar da bu durumla örtüşmektedir.
Ayrılıkçı projelere ve dış himayelere gelince, tecrübeler bunların güvenlik veya istikrar değil, aksine daha fazla kan ve acı getirdiğini ve er ya da geç sona ermeye mahkum olduklarını kanıtladı. Yalnızca sakin ve sorumlu bir diyaloğa dayanan bir uzlaşı, çözümleri şekillendirebilir, ortaklığı pekiştirebilir ve rolü koruyabilir. Kürtlerle varılan nihai anlaşma, Suriye devletine ve kurumlarına tam entegrasyon ile SDG’nin lağvedilmesi de örnek alınacak bir modeldir.
Belki de en önemli sonuç, ‘Suveyda’nın geleceği Suriye'nin dışında değil, tam kalbinde inşa edilir ve Suriye'nin birliği, krizler ne kadar çetin olursa olsun, tüm evlatları için yegane güvence olmaya devam edecektir’ sonucudur.
İsrail’in ‘uçurtmalar’ hakkındaki tehditleri nedeniyle Gazze’deki çocuklar oyun alanlarını kaybettihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5311640-i%CC%87srail%E2%80%99-%E2%80%98u%C3%A7urtmalar%E2%80%99-hakk%C4%B1ndaki-tehditleri-nedeniyle-gazze%E2%80%99deki-%C3%A7ocuklar-oyun
İsrail’in ‘uçurtmalar’ hakkındaki tehditleri nedeniyle Gazze’deki çocuklar oyun alanlarını kaybetti
Gazze Şeridi’nde uçurtmalarını tutan Filistinli çocuklar (DPA)
Artık uçurtma uçurmak da yok. Gazze Şeridi’ndeki çok sayıda çocuk gibi 10 yaşındaki Ahmed Hamdune’nin de bu basit eğlencesi elinden alındı. Yıllarca süren savaş ve zorunlu yerinden edilmenin acısını yaşayan çocukların çocuklukları büyük ölçüde tahrip olurken, İsrail’in uçurtmaları hedef alacağı yönündeki tehditleri de peşlerini bırakmıyor.
Sahil şeridinin orta kesimindeki Deyr el-Balah kentine sığınan çocuk, babasının kendisine uçurtmasını uçurmayı yasakladığını söylüyor. Bu kararın, uçurtmaların sınırın İsrail tarafına düşmeye devam etmesi halinde İsrail’in bölgedeki operasyonlarını artıracağı yönündeki tehdidinin ardından alındığını belirtiyor.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hamdune, “İşgal güçlerinin tehditleri nedeniyle babam uçurtmalarımı uçurmamı yasakladı. Çok üzgünüm. Sadece uçurtmalarımızı uçurabilmek için uzun süre çubuk ve naylon topladım, ancak işgal güçleri bunlarla oynamamızı engelledi” dedi.
Hamdune, “Bizden ne istiyorlar? Biz sadece küçük çocuklarız. Evimizi ve mahallemizin tamamını yıktılar. Daha ne istiyorlar?” diye sordu.
Uçurtma uçurmaktan artık korktuğunu kabul eden çocuk, “İsrail ordusu neden uçurtmalardan korkuyor? Bunlar sadece naylon ve ipten ibaret. Kimseye zarar vermek istemiyorum. Sadece dünyanın başka yerlerindeki çocuklar gibi oynamak istiyorum” ifadelerini kullandı.
Hamas ise salı günü yaptığı açıklamada, ‘yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplar ve barınma merkezlerindeki halk komitelerinin, çocukların hedef alınmasından endişe ederek uçurtma uçurulmasını engellemeye çalıştığını’ bildirdi.
İsrail, uçurtma, insansız hava aracı (İHA) veya balon uçurulması halinde Gazze Şeridi’ndeki operasyonlarını artıracağı uyarısında bulundu.
‘Özgürlük duygusu’
Bu tehdit, Gazze Şeridi sınırının güney İsrail tarafında bir grup uçurtmanın bulunmasının ardından geldi. Söz konusu bölgeler, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği saldırının yol açtığı büyük travmayı yaşamıştı.
İsrail medyası, cumartesi günü Gazze sınırındaki yerleşimlerde dört uçurtmanın bulunduğunu bildirirken, İsrail ordusu da pazar günü bir başka uçurtmayı düşürdüğünü açıkladı. Böylece son günlerde bulunan uçurtmaların sayısı yaklaşık 10’a ulaştı.
Bu olaylar, geçmiş yıllarda Gazze’den uçurtma ve yangın çıkaran balonların gönderilmesini ve bunların İsrail’in güneyindeki tarım arazilerinde yangınlara yol açmasını yeniden gündeme getirdi.
Haberlere göre İsrail ordusu, patlayıcı taşımayan uçurtmaların gönderilmesinin arkasında Hamas’ın bulunduğuna inanıyor. Ordu, Hamas’ın İsrail’in vereceği tepkiyi test ediyor olabileceği görüşünde.
Ancak Gazze’deki çocuklar açısından uçurtma yapmak, savaşın enkazı arasında biraz olsun mutluluk hissedebilmenin basit bir yoluydu.
11 yaşındaki Yamen el-Mubeyyed, “Uçurtma, kendi ellerimizle yapabildiğimiz ve gökyüzünde uçurduğumuzda bizi mutlu eden tek şey” dedi.
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir çadırın içinde uçurtma yapan Filistinli bir çocuk (AP)
İsrail’in gözetleme amacıyla kullandığı İHA’ların vızıltısının bile kendisini uçurtma uçurmaktan alıkoymadığını belirten çocuk, uçurtmaların “biz çocukların hâlâ hayatta olduğumuzu hissetmemizi sağlayan ve bize özgürlük duygusu veren tek şey” olduğunu vurguladı.
‘Neşeyi öldürmek’
Ancak aileler açısından bu oyun artık hayatlarını riske atan bir faaliyete dönüşmüş durumda.
Gazze Şeridi’nin kuzeyinden yerinden edilerek Gazze kentinin batısındaki eş-Şati Mülteci Kampı’na gelen 30 yaşındaki Ekrem Ebu Şerh, “Son iki haftadır çocuklarımın ne ipe dokunmasına ne de uçurtma yapmasına izin veriyorum. Elimden bir şey gelmiyor. İşgal güçleri artık uçurtmayı, bir yerleşim bölgesinin tamamını tahliye etmekle tehdit etmek veya buraya füze atmak için yeterli bir gerekçe olarak görüyor” dedi.
Ebu Şerh, “Bunlar askeri hesaplamaları anlayacak yaşta olmayan çocuklar. Onlar uçurtmayı sadece bir oyun ve enerjilerini atmanın bir yolu olarak görüyor. Ben ise ipe dokunup uçurtmayı uçurmalarında ölümü görüyorum” ifadelerini kullandı.
“Çocuklarım bana çok kızıyordu ve oynayacak başka hiçbir şeylerinin olmadığından şikâyet ediyordu” diyen Ebu Şerh, “Onların üzüntüsünü anlıyorum ancak hayatları herhangi bir oyundan daha önemli” diye konuştu.
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndan güneydeki Han Yunus kentine yerinden edilen 34 yaşındaki Ümmü Muaz Huveyla ise şunları söyledi: “Çocuklarım uçurtmalarını alıp dışarı çıktığında, onlara yönelik korkudan kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyor. Ancak aynı zamanda kuşatma, savaş, çadır ve sıcaktan nefes almakta zorlanan çocuklarımı engelleyemiyorum.”
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampında Filistinli bir çocuk uçurtma tutuyor. (AP)
Gazze Şeridi’ndeki barış planının uygulanmasını denetleyen ABD öncülüğündeki Gazze Barış Kurulu da salı günü İsrail’in misilleme saldırıları düzenleme tehdidinin ardından Hamas’ı uçurtma uçurmaması konusunda uyardı.
Buna karşılık Hamas Siyasi Büro Üyesi Basim Naim yaptığı basın açıklamasında, “Savaş suçlusu (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu’yu memnun etme çabalarının, çocukların masum faaliyetlerini silahlı faaliyetler olarak nitelendirecek noktaya varması mümkün mü? Oysa Netanyahu anlaşmaya rağmen her gün öldürme ve yıkım faaliyetlerini sürdürüyor” ifadelerini kullandı.
Huveyla ise “İşgal güçleri onların kalplerindeki neşeyi öldürmek istiyor. Onlar fazla bir şey istemiyor, sadece bir parça ip ve naylonla bile olsa çocukluklarını yaşamak istiyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Gazze Barış Kurulu’ndan Gazze Şeridi'nde ateşkesin bozulması halinde “geri dönüşü olmayan nokta” uyarısıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5311624-gazze-bar%C4%B1%C5%9F-kurulu%E2%80%99ndan-gazze-%C5%9Feridinde-ate%C5%9Fkesin-bozulmas%C4%B1-halinde-%E2%80%9Cgeri
Gazze Barış Kurulu’ndan Gazze Şeridi'nde ateşkesin bozulması halinde “geri dönüşü olmayan nokta” uyarısı
İsrail bombardımanı sonucu Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta yaşanan yıkım (AP)
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov dün, İsrail ile Hamas hareketi arasında Gazze Şeridi'nde sağlanan ateşkesin çökmesi halinde ‘geri dönüşü olmayan noktaya’ gelineceği uyarısında bulundu.
Kıyasıya bir seçim mücadelesi veren İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu ayın başlarında Mladenov tarafından açıklanan ve Hamas'ın silahlarını Gazze Şeridi'nin yönetimini devralacak yeni bir Filistinli komiteye teslim etmesini öngören 15 maddelik planı açıkça reddetmişti.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumunda konuşan Mladenov, “Gazze'nin yeni bir felaketi daha kaldıracak gücü kalmadı. Ateşkes çöker ve Şerit yeniden geniş çaplı bir çatışma sarmalına sürüklenirse; ortada ne geri dönülecek bir yol haritası, ne bunu hayata geçirecek bir yönetim, ne de sahada yeniden inşa edilebilecek hiçbir şey kalmayacak” ifadelerini kullandı.
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov (Reuters)
Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre Mladenov, “Bu sadece bir gerileme değil, herkes için geri dönüşü olmayan bir nokta olacaktır” diye ekledi.
Hamas Hareketi temmuz ayı sonlarında, barış planının ikinci aşamasını başlatmayı hedefleyen, silah bırakmasını ve halihazırda topraklarının yüzde 60'ından fazlasını kontrol eden İsrail'in Gazze Şeridi'nden kademeli olarak çekilmesini öngören bir Amerikan yol haritasını kabul etmişti.
Ancak İsrail bu planı onaylamadı. Netanyahu, Gazze Şeridi'nden herhangi bir geri çekilme adımı atılmadan önce Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasını talep ediyor.
İsrail saldırılarının devam etmesinin ateşkesi tehdit ettiğini vurgulayan Mladenov, "Yakın bir tehdide yanıt olarak gerçekleşmeyen her güç kullanımı ve koordinasyon mekanizmasının işletilmediği her olay, bu sürece geri kazanılması çok zor olacak bir bedel ödetiyor" şeklinde konuştu.
Mladenov ayrıca, kendi ifadesiyle Hamas Hareketi’nin ateşkesi ihlal etmeyi sürdürmesinden duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.
Ateşkesi tehdit eden ikinci tehlikenin ise tam tersi yönde seyrettiğini ifade eden Mladenov, “Hamas, tüm askeri faaliyetlerini durdurma taahhüdünde bulundu, ancak bu taahhüt henüz tam manasıyla yerine getirilmiş değil” dedi.
Mladenov ayrıca, “Hâlâ taşınmaya devam eden her silah, içinde çalışmaların sürdüğü her tünel ve engellenen her konvoy süreci sekteye uğratıyor ve savaşı yeniden başlatmak isteyenlerin eline bahane veriyor" ifadelerini kullandı.
Mladenov sözlerini, “Geçmiş tecrübelerin de açıkça kanıtladığı üzere, bunun sonuçlarına katlanacak olanlar kadınlar ve çocuklardan oluşan Filistinli sivillerdir” diyerek sonlandırdı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة