Marco Polo'nun hayal dünyasından ramazan dizilerine Haşhaşiler

Tarihi gerçeklerle efsaneleri birbirinden ayırmak kolay değil

Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
TT

Marco Polo'nun hayal dünyasından ramazan dizilerine Haşhaşiler

Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)
Haşhaşiler adlı televizyon dizisinde Haşhaşi lideri Hasan Sabbah’ı Mısırlı oyunca Kerim Abdulaziz canlandırıyor (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)

Sami Mubayyed

Senaryosunu Abdurrahim Kemal'in yazdığı, yönetmenliğini ise Peter Mimi'nin üstlendiği Haşhaşiler dizisi, Hz. Peygamber'in vefatından sonra İslam dinin nasıl mezheplere bölündüğüne genel bir bakış sunuyor. Anlatıcı, hikâyeyi Emeviler döneminden başlayarak ‘batıni tarikatların’ ortaya çıktığı döneme kadar anlatıyor ve Hasan Sabbah'ın ‘çok tehlikeli ve tuhaf’ olduğu söylenen karakteri üzerinde duruyor. Dizinin fragmanında ise anlatıcı, “Karanlığın içinde büyük bir sır vardır ve Hasan Sabbah da nefsini, ruhunu ve bedenini karanlığa bağlamıştır” ifadelerini kullanıyor.

Bazıları diziyi yönetmenlik ve görsellik açısından överken, bazıları da Hasan Sabbah’ın Ömer Hayyam'la arkadaşlığı ya da Hasan Sabbah'ın onurlu bir insan olarak tasvir edilmesi gibi detaylara dikkati çekerek dizide tarihi hataların olduğunu vurguluyor. Bazıları da dizinin Fasih (klasik) Arapça yerine günlük hayatta kullanılan Mısır lehçesiyle çekilmesini eleştiriyor.

Peki kim bu Haşhaşiler? Dizide Mısırlı oyuncu Kerim Abdulaziz tarafından canlandırılan Hasan Sabbah kimdir?

Haşhaşi kelimesinin kökeni

Öncelikle dizi, Hasan Sabbah'ın 1037 yılında doğduğu İran coğrafyasında değil, Malta’da ve Kazakistan'da çekildi. Bazı tarihi kaynaklara göre Hasan Sabbah matematik, aritmetik ve felsefe konularında bilgili biriydi. Ancak tarih ondan bir askeri komutan ve Batıniye olarak da adlandırılan Nizari-İsmaili mezhebinin önde gelen isimlerinden biri olarak da bahseder. Hasan Sabbah’a mutlak sadakat gösteren gerilla grubu da Batıniye mezhebinin takipçileri arasından çıkmıştır. Çok sayıda suikast düzenledikleri için de Batı'da Assassins (suikastçılar) olarak anılırlar. Bazı tarihi kaynaklara göre haşhaşi kelimesinin zamanla ‘sinsice ve haince öldüren katil’ anlamı kazandığı düşünülüyor. Haçlılar başlarda Haşhaşileri grubun kurucusu olan Hasan Sabbah’ın adından yola çıkarak ‘Al-Hasassin’ (Hasanlılar) olarak adlandırdıysalar da daha sonra Arapçada suikastçılar anlamına gelen Haşhaşiler adıyla anılmaya başladılar. Tarihçilerin çoğu kelimenin kökeninin ya Arapça bir ifade olan ‘esasiyyin’ (ilkelere ve temellere bağlı olanlar) kelimesine dayandığına, ancak kelimenin zamanla haşhaşiler kelimesine dönüştüğüne ya da grup üyelerinin uyuşturucu kullandıklarıyla ilgili bilgiler yayıldıkça bir çeşit narkotik madde olan haşhaştan (afyon) türetilerek Haşhaşiler adını aldıklarına inanıyor. Fakat kelime Fransızcaya aktarıldıktan sonra suikastçı anlamına gelen bir sıfat olarak kaldı.

Marco Polo'nun eserlerinde geçen ve Hasan Sabbah’a atfedilen ‘dağın yaşlı adamı’ ister uydurma olsun ister gerçek, herhangi bir açıklamaya ya da güvenilir kaynaklara dayanmadığından dilden dile dolaşan bir efsaneden öteye geçemiyor.

Haşhaşiliğe ışık tutmaya çalışan ilk kişi, 1603 yılında Haşhaşilerden bahseden Fransız oryantalist (şarkiyatçı) Denis Lebey de Batilly’di. Ancak Haşhaşilerden 1697 yılında kaleme aldığı ‘Bibliothèque Orientale’ (Şark Ansiklopedisi) eserinde İsmailiyye mezhebi bağlamında ilk kez bahseden kişi ise Fransız oryantalist Barthelemy d'Herbelot oldu. Oryantalist Sylvester de Sacy tarafından1809 yılında yapılan oldukça önemli araştırma, ‘haşhaşiler’ kelimesinin Arapçadan geldiğini ve bu kelimenin Haşhaşilerin eylemlerinin gerçek bir tanımı olmaktan ziyade Hasan Sabbah grubunu aşağılamak için kullanıldığını ortaya koydu.

Narkotik maddenin adıyla ilgili olarak ise Haşhaşilerin köylerinde yaygın olarak yetiştirilen haşhaş bitkisine gönderme yapılıyor. Bazıları Sabbah'ın haşhaşla kendisine yandaş topladığını ve onları çatışmalara göndermeden önce yeryüzünde cenneti hayal etmeleri için bu dünyanın keyif vericileriyle ayarttığını söylemeye devam etti.

“Dağın yaşlı adamı”

‘Dağın yaşlı adamı’ olarak da anılan Hasan Sabbah’a bu lakabı veren ünlü İtalyan seyyah Marco Polo’nun Haşhaşilerin kalesi olan Alamut Kalesi’nin hikâyesini bu isimle anılmaya başlamadan önce aktardığı biliniyor. Ayrıca Polo, ‘Marco Polo'nun Geziler Kitabı’ adlı eserinde o kalenin liderinin adının Hasan Sabbah değil, Alaaddin olduğunu söylüyor. Bu adın yanı sıra Marco Polo bu hikayeleri duyduğunu ve ne kendi gözleriyle gördüğünü ne de kaleyi ziyaret ettiğini iddia ettiğini söylüyor. Bu da bilim adamlarının en başından beri Marco Polo'nun anlatısının uydurma olduğu ya da en azından teyit edilmeyen ve güvenilir kaynaklara dayanmayan, yalnızca dilden dile dolaşan bir efsane olduğu yönündeki iddialarını güçlendiriyor. Marco Polo'nun ‘dağın yaşlı adamı’ tanımını kitabından (Abdulaziz Cavid'in, Mısır Genel Kitap Örgütü [GEBO] tarafından 1995 yılındaki ikinci baskısında yayınlanan çevirisinden) olduğu gibi aktarıyoruz:

rvbgr4
“Ölüm Kalesi” (Alamy)

“Alamut Kalesi’nin lideriyle ilgili bilgileri farklı farklı kişilerden duydum. Alaaddin isimli bu kişi Muhammed'in dinine (İslam dini) inanıyor. Dağın yaşlı adamı, orada, görkemli iki dağın arasındaki bir vadide, içinde dünyanın en iyi meyvelerinin yetiştiği en güzel bahçeyi ve bu bahçenin ortasında da çeşitli boyutlarda ve şekillerde saraylar inşa etmişti. Bahçede şarap, süt, bal ve Fırat Nehri suyunun aktığı çeşmeler vardı. Her yönden taşan sular görülüyordu. Bu saraylarda şarkı söylemede, her türlü müzik aletini çalmada ve dans etmede mahir ve bu sanatlarda eğitimli, özellikle flört etme, baştan çıkarma ve şımartılma sanatlarında ustalaşmış güzel ve zarif periler yaşıyordu. Dağın yaşlı adamı, bu vadiye izni olmadan kimsenin girmemesi için vadinin girişine dayanıklı bir kale inşa edilmesini emretti. Vadiye gizli bir bodrumdan giriliyordu. Dağın yaşlı adamı ayrıca, sayıları 12 ile 20 arasında değişen genç adamları sarayında topladı. Onları komşu dağlardan esnek ve askeri eğitime yatkın, cesur sakinleri arasından seçiyordu. Peygamberinin haber verdiği cennet konusunu onlarla konuşmak adeti haline gelmişti. Dağın yaşlı adamı bu gençlerden 10 tanesine haşhaş verilmesini, gençler uyku bastırıp yarı baygın hale geldiklerinde de onları bahçeye götürmelerini emretti. Sevinçten şaşkına dönen gençler etraflarını daha önce kendilerine anlatılan genç kızlarla çevrili buldu. Güzel kızlar onlara şarkı söylüyor, enstrüman çalıyor ve onu okşayarak ve kucaklayarak baştan çıkarıyorlardı. Kızlar, gençler cennette olduklarına tamamen inansınlar diye onlara en lezzetli etlerden ve şaraplardan ikram ediyor, sarhoş olup uykuları gelince bahçeden çıkarıyorlardı. Gençler kızlara nerede olduklarını sorduklarında ise onlara ‘Majestelerinin cömertliği sayesinde cennettesiniz’ cevabını veriyorlardı. Sonra dağın yaşlı adamı gençlere seslenerek ‘Allah’ın elçisi bize cennetin, efendilerini savunan Allah’ın salih kullarının olacağını haber verdi ve bu vaadi haktı. Bu yüzden onları tüm düşmanlar bu eğitimli kan dökücüler tarafından cezalandırılsın diye farklı farklı memleketlere gönderdi’ diyordu.”

Hasan Sabbah matematik, aritmetik ve felsefe konusunda bilgili biriydi. Ancak tarih ondan bir askeri komutan ve Batıniye olarak da adlandırılan Nizari-İsmaili mezhebinin önde gelen isimlerinden biri olarak da bahseder.

Bu tanımlamanın kaynağının doğrudan gözlemler ya da tarihe tanıklıklardan ziyade, geniş bir hayal gücünden ve halk arasındaki anlatılar olduğu açıkça görülüyor. Ancak bu ‘büyülü’ tanımlama, Haşhaşiler ve liderlerinin imajı üzerinde etkili oldu. Haşhaşiler adlı televizyon dizine bakıldığında bu etkinin halen güçlü olduğu görülebilir.

Peki kim bu Hasan Sabbah?

Haşhaşiler dizisi, Hasan Sabbah'ın takipçilerinden birinin, ona olan mutlak sadakatini göstermek için kendisini Alamut Kalesi duvarlarının üzerinden ölüme attığı sahneyle açılış yapıyor. Sabbah, 17 yaşındayken İsmailiyye mezhebine geçip 1078 yılında Fatımiler döneminde Mısır'a gitti. Yaklaşık üç yıl orada kalan Sabbah, burada Emevi Sultanı el-Muntasir Billah'ın ölümüne ve Fatımilerin, oğlu Nizara'yı (Ebu el-Mansur) destekleyenler ile kardeşi Ebu'l-Kasım Ahmed'e (daha sonra el-Kasım Ahmed adıyla anılmaya başladı) biat edenler arasındaki bölünmeye tanık oldu. O günlerde Fatımi yönetiminin sarayında çalışan Sabbah, babasının vefatından sonra Nizara'nın ‘şeri imam’ olduğunu düşünüyordu. Ancak Nizara, isyanı bastırıldıktan sonra İskenderiye’deki hapishanelerden birinde idam edildi. Bunun üzerine Sabbah, Nizara’nın destekçilerine onun ölmediğini, ortadan kaybolduğunu ve yeniden ortaya çıkacağını söyletti. Sabbah, kendisini imam olarak değil, o dönene kadar onun temsilcisi olarak atadı ve bu makamı kendi devletini inşa etmek için bir üs olarak kullandı.

Mısır'da tutuklanan ve oradan Afrika’ya sürgüne gönderilen Sabbah’ın teknesi yolda kaza yaptı. Bu yüzden önce Halep’e ardından Bağdat’a sonrasında 10 Haziran 1081'de İsfahan'a ulaştı. İran'ın küçük kasabalarını gezdi ve (Bugün Tahran’ın kuzeydoğusunda yer alan) Damğan şehrine yerleşti. Burayı kendisi ve takipçileri için bir karargaha dönüştürdü. Yardımcılarından birini tebliğ için o dönemde Suriye Selçuklu Meliki Rıdvan b. Tutuş tarafından yönetilen Halep’e gönderdi. Sabbah, Rıdvan b. Tutuş’un gönlünü kazanmayı başardıysa da onun ölümünden sonra iktidarı oğlu devraldı. Ardından Sabbah'ın müritleri Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah'ın talebi doğrultusunda ya sürgüne gönderildi ya tutuklandı ya da sınır dışı edildi. Sabbah, Farsça'da ‘kartalın ini’ anlamına gelen Alamut Kalesi’ne sığındı. Kale, Hazar Denizi'nin güneyinde Elburz Dağları'nın ortasında yer alıyordu. Alamut Kalesi’ne 1090 yılının Eylül ayında giren Sabbah, ölene kadar oradan ayrılmadı. Alamut Kalesi’nde geçirdiği 35 yıl boyunca sadece tebliğ yapmadı. Yakın çevredeki kalelere askeri saldırılar da planladı. Bunun için binlerce genci silah altına alan Sabbah, stratejik öneme sahip Lambasar Kalesi’ni ele geçirmeyi başardı. Böylece İran coğrafyasının güneyindeki Rudbar bölgesinin tamamını kontrolü altına aldı. Bugünkü İran ve Afganistan sınırında bulunan dağlık bir bölge olan Kohistan bölgesinin kontrolünü eline geçirerek İsmailiye topraklarına dahil etti. Selçukluların tüm baskılarına rağmen onun çağrısına inanan ve ona uyanlar güven içindeyken ona ve ailesine karşı çıkanlar öldürülüyor, mallarına ve geçim kaynaklarına el koyuluyordu.

Lübeckli Arnold, Sabbah hakkında: Bu Efendi büyülü yöntemleriyle müritlerini kendisine kulluk etmeye ikna etmeyi başarmış ve en mutlu kişilerin başkalarının kanını dökenler olduğunu ileri sürmüştür.

Roma İmparatoru I. Friedrich’in elçisi, 1175 yılında Suriye ve Mısır'ı ziyaret etti. Elçi, bu ziyaretleri sırasında aldığı notlarda Haşhaşileri şöyle tanımlıyor:

Şam, Antakya (Hatay) ve Halep sınırlarında dağlarda yaşayan ve kendilerine Haşhaşi adını veren bir Arap ırkı var. Bu insanlar kanun tanımadan dağlarda, neredeyse hiçbir zarar görmeyecek şekilde, müstahkem kalelerinin duvarlarının arkasında yaşıyorlar. Bölgelerine ister yakın ister uzak ülkelerde olsunlar tüm Arap hükümdarların kalplerine en büyük dehşeti salan bir efendileri var.

Alman tarihçi Lübeck'li Arnold'un (Arnold of Lübeck) ise Sabbah hakkında şunları yazmıştır:

Bu Efendi, büyülü yöntemleriyle müritlerini kendisine kulluk etmeye ikna etmeyi başarmış ve en mutlu kişilerin başkalarının kanını dökenler olduğunu ileri sürmüştür.

Fantastik anlatılar

Selçuklular Sabbah’a karşı askeri seferler başlattıysa da hepsi başarısız oldu. Hasan Sabbah ise buna 14 Ekim 1092 tarihinde Büyük Selçuklu Devleti'nin ünlü veziri Nizamülmülk'ü Nihavend şehrinin Sahna bölgesinde öldürerek karşılık verdi. Nizamülmülk bir bilim adamı, hukukçu ve yazardı. Nizamiye Medreseleri’ni kurmuştu. Ancak ilk gençlik yıllarında Mısır'a gittiğinden beri Sabbah'a karşıydı. Bağdat'a giderken Nihavend yakınlarındaki bir köyde Ramazan ayı olduğu için iftar etmek üzere mola veren Nizamülmülk, burada Hasan Sabbah'ın fedailerinden biri olan Ebu Tahir el-Errani tarafından dilenci ya da münzevi olduğunu iddiasıyla bıçaklanarak öldürüldü.

Marco Polo'nun Geziler Kitabı’nda Hasan Sabbah tasviri

Bu olay, İngiliz yazar ve şair Edward Fitzgerald'ın 1859 yılında Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ını İngilizceye çevirmesiyle başlayan bir edebi hayal dalgasının fitilini ateşledi. Fitzgerald, kitabının girişinde Sabbah'ın Nizamülmülkle ilişkili olarak küçük yaşlarda tanıştıklarını ve yanlarında İranlı büyük şair Ömer Hayyam’ın da olduğunu iddia etti. Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf'un 1988 yılında kaleme aldığı Semerkant adlı romanda da aynı hikaye yer alır. Fitzgerald, Sabbah, Nizamülmülk ve Hayyam’ın birbirlerine, eğer içlerinden biri bir gün bir makama ulaşırsa, diğer iki arkadaşını elinden geldiğince destekleyeceğine dair söz verdiklerini ileri sürdü.

İngiliz yazar, Nizamülmülk'ün vezir olarak atandığında iki eski arkadaşını çağırdığını ve maziye olan saygısından dolayı onlara Selçuklu devletindeki valilik teklif ettiğini, ancak Hayyam’ın, böyle bir sorumluluğun yükünü üstlenmek istemediği için reddettiğini (ki bu doğru değil çünkü kendisi sarayda danışman olarak çalışıyordu), Sabbah’ın ise gözü daha yükseklerde olduğu için bu teklifi reddettiğini de öne sürdü. Fitzgerald’a göre bu yüzden Sabbah, Selçuklu vezirinin rakibi ve zamanla düşmanı haline geldi.

erfergv
Haşhaşiler dizisinden bir sahne (Al Hashashashin - 2024 – FILM STILLS)

Haşhaşiler dizisi tarihi bağlamda bu şüpheli anlatıyı destekliyor. Şam Üniversitesi Tarih Bölümü eski başkanı Suriyeli tarihçi Ammar en-Nehar, Al-Majalla'ya yaptığı açıklamada İngiliz yazar Fitzgerald’ın bu iddialarını yalanlayarak, “Kahramanları arasındaki yaş farkları ve farklı yerlerde yetişmeleri nedeniyle tarihi kaynaklara dayanmayan bu anlatı bir kurgudur. Hasan Sabbah ile Ömer Hayyam’ın arkadaşlığına ilk kez Moğol tarihçisi Reşidüddin Fazlullah el-Hemedani, Câmiu't-Tevârîh adlı eserinde değindi. Reşidüddin hicri takvime göre 718 yılında vefat ederken Ömer Hayyam ise hicri 517 yılında vefat etmiştir. Yani Hemedani bunları, bu şahsiyetlerin yaşadıkları dönemden yaklaşık iki yüzyıl sonra kaleme almıştır” ifadelerini kullandı.

Nehar, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hasan Sabbah ile Nizamülmülk’ün çocukken aynı yerde eğitim gördükleri ve burada arkadaş oldukları tezine gelince mantıken bu pek olası değil. Çünkü Sabbah'ın hicri 428 yılında doğduğu tahmin ediliyor. Nizamülmülk ise 408 yılında doğdu. Yani aralarında neredeyse 20 yaş fark var!

“Ammar en-Nehar: Kahramanları arasındaki yaş farkları ve farklı yerlerde yetişmeleri nedeniyle tarihi kaynaklara dayanmayan bu anlatı bir kurgudur.

Amin Maalouf bile Semerkand romanında bu yaygın anlatıdan sapmıyor, çünkü üçü arasında anlatılagelen dostluğun bir efsane olduğunu düşünüyor.

Maalouf, kitabında bununla ilgili bölümde şu ifadelere yer veriyor:

Kitaplarda, her biri kendi tarzında binyılımızın başlangıcına damgasını vuran üç İranlı dostun anlatıldığı bir efsane vardır. Bunlar; dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam, dünyayı yöneten Nizamülmülk ve terörize eden Hasan Sabbah’tır. Nişabur'da birlikte eğitim gördükleri söyleniyor ama Nizamülmülk'ün otuz yaşının üzerinde olması nedeniyle bu doğru olamaz. Sabbah ise Rey şehrinde eğitim gördü. Belki de memleketi Kum'da da biraz eğitim almıştı ama kesinlikle Nişabur'da değildi.

Suikastlar

Sabbah, Nizamülmülk'ün öldürülmesini kendisi ve destekçileri için ‘nimetin başlangıcı’ olarak değerlendirdi ve oradan Selahaddin el-Eyyubi'yi öldürmeye yönelik başarısız suikast girişimi de dahil olmak üzere suikast faaliyetlerini başlattı. Suikastlarda hançerle doğrudan öldürme, bıçaklama ya da uzaktan zehirli oklarla öldürme gibi yöntemler kullanılıyordu. Haşhaşilerin suikastlarına kurban gidenler arasında 1103 yılında cuma namazı sırasında öldürülen Humus Emiri Cinnah ed-Devle, Musul Valisi Mevdud bin Altuntegin, 1121 yılında Fatımi veziri el-Efdal Şehinşah ve 1130 yılında Fatımi halifelerinin onuncusu olan el-Hakim-Biemrillah’ın yanı sıra Trablus Kontu II. Raymond, Celile ve Tiberya Prensi ve 1192 yılında Kudüs Latin Krallığı Prensi Montferratlı Conrad gibi bazı yabancı isimler de vardı. Haşhaşiler, genç ya da yaşlı ayrımı yapmadan suikastlar işliyorlardı. Hasan Sabbah'ın ölümünden sonra yaklaşık 200 yıl daha ayakta kalmayı başaran Haşhaşiler, 1256 yılında Moğolların Alamut Kalesi'ne girip onları yok etmeleri ve Sabbah’ın kaledeki türbesini yıkmalarıyla sona erdi.

tg5h5t

Siyasi suikastları ilk kez işleyenler Haşhaşiler değildi elbette, ancak neredeyse tarihin başlangıcından beri var olan siyasi suikastlar onlar tarafından geliştirildi, organize bir suça dönüştü ve askeri olarak profesyonel kişilerce işlenir oldu. Siyasi suikastlar geçmişte eğitimsiz bireyler ya da organize olmayan küçük gruplar tarafından işlenirdi. Hasan Sabbah, siyasi suikastlarla hem düşmanlarını hem de dostlarını terörize etmek, suikastları, İslam halifeleri Ömer ibn el-Hattab ve Osman ibn Affan'ın öldürülmesinden bu yana İslam tarihinde yaşananların devamı olarak meşrulaştırmak istiyordu. Sabbah’a göre hükümdarların katli, hukuki, siyasi ve dini açıdan da meşruydu.

Bazı tarihi kaynaklara göre Hasan Sabbah, 12 Haziran 1124 tarihinde 87 yaşında, kalesinde öldü.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.