Lübnan'daki Filistin silahları ve silah-siyaset denklemi

Hizbullah, Suriye güçlerinin Lübnan’dan geçilmesinin ardından nüfuzunu artırmak için Filistinli örgütleri destekledi

Gazze savaşının başlamasından bu yana Lübnan'daki Filistinli silahlı gruplar kampların içinde ve dışında yeniden aktif hale geldi (AFP)
Gazze savaşının başlamasından bu yana Lübnan'daki Filistinli silahlı gruplar kampların içinde ve dışında yeniden aktif hale geldi (AFP)
TT

Lübnan'daki Filistin silahları ve silah-siyaset denklemi

Gazze savaşının başlamasından bu yana Lübnan'daki Filistinli silahlı gruplar kampların içinde ve dışında yeniden aktif hale geldi (AFP)
Gazze savaşının başlamasından bu yana Lübnan'daki Filistinli silahlı gruplar kampların içinde ve dışında yeniden aktif hale geldi (AFP)

Tony Bouloss

Suriye ordusunun 26 Nisan 2005 tarihinde Lübnan'dan çekilmesinden sonra, 2 Mart 2006 tarihinde Suriye'nin ülke üzerindeki kontrolünü sona erdirmek ve yeni bir aşamaya geçmek amacıyla ilk Ulusal Diyalog oturumu yapıldı. Başta Lübnanlı ve Filistinli milislerin silahları olmak üzere stratejik konularda bir anlaşmaya varılması hedeflenen oturuma, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah gibi siyasi liderler bizzat katıldı.

Peş peşe yapılan oturumlar sonucunda 14 Mart 2006 tarihinde Başbakan Refik Hariri'nin katillerini yargılamak üzere uluslararası bir mahkeme kurulmasını ve Filistinlilere ait silahların mülteci kampları dışındaki varlığına altı ay içinde son verilmesi, kampların içindeki silahlar konusunun ele alınması ve bunların Lübnan ordusu ile koordinasyon içinde Filistin halkının meşru temsilcisi olarak sadece Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile sınırlandırılması için çalışılması kararı alındı. Bu karar, Lübnanlı olmayan tüm silahlı oluşumların dağıtılması ve silahsızlandırılması çağrısında bulunan 2004 tarihli 1559 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) kararının uygulanması anlamına geliyordu.

azsxcdvfb
Filistinli grupların silahları, bugüne kadar Lübnanlılar arasındaki başlıca tartışma konularından biri oldu (AFP)

Ulusal Diyalog oturumlarında alınan kararlara uluslararası destek sağlanmasına, olumlu bir atmosferde yapılmalarına rağmen bunları o dönem onaylayan Hizbullah daha sonra anlaşmaya karşı çıktı. Uluslararası mahkemenin soruşturmalarının sonuçlarını reddederek ve hükümet içinden finansmanını engellemeye çalışarak anlaşmayı baltaladı. İstihbarat raporları ve Fetih Hareketi (El Fetih) yetkililerinin çeşitli açıklamaları, Hizbullah'ın Hamas'ın başını çektiği Filistinli grupları para ve silahla desteklediğini ve bu grupların bazı kamplarda, özellikle de güneydeki Ayn el-Hilve Mülteci Kampı’nda, nüfuzunu genişletmeye ve FKÖ'yü ortadan kaldırmaya çalıştığını teyit etti.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) en-Naime ve ed-Damur dağlarındaki üsleri ve Bekaa bölgesinin batısındaki Kusaya bölgesindeki üslerine dokunulmadığı için kampların dışındaki Filistin silahlarının teslim edilmesi kararı da uygulanmadı.

BM'nin 1701 sayılı kararının Filistinlilerin silahları konusuna yeni bir ışık tutması ve Ulusal Diyalog oturumlarında bu konunun ele alınması konusunda anlaşmaya varılması dikkati çekerken bu durum Lübnan'a, gerek Hizbullah'ın silahları gerek Filistinlilerin silahları olsun, özellikle Litani Nehri'nin ötesindeki bölgede yeni yükümlülükler getirdi. O dönemde Lübnan devleti Filistin tarafına Lübnan İç Güvenlik Güçleri’nin Filistinlilerin kaldığı tüm mülteci kamplarında devriye gezmesini istediğini bildirmiş, Filistin Yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ancak Hizbullah'ın Lübnan’da art arda kurulan hükümetlerde nüfuzunun artmasıyla bu devriyelerin gerçekleşmesi de engellendi.

Taif Anlaşması uygulanamadı

Lübnan Araştırma ve Danışmanlık Merkezi Direktörü Hasan el-Kutub, Taif Anlaşması'nın meşru güvenlik kurumlarının kontrolü dışındaki silahlar meselesinin çözümünü de içerdiğini, bu silahlara mülteci kampları içindeki ve dışındaki Filistinlilere ait silahların da dahil olduğunu belirtti. O dönemde Suriye rejimi anlaşmayı uygulama sözü vermiş, ancak Lübnanlı milislerin elindeki yasadışı silahların imha edilmesi gibi anlaşmada yer alan hükümlerii yerine getirmemişti. Kutub’a göre Suriye rejimi Filistinlilerin silahlarını sadece kampların içinde değil, Beyrut-Sayda yolu üzerinde Beyrut Uluslararası Havaalanı’na bakan en-Naime bölgesinde ya da Bekaa bölgesinin batısında olmak üzere kampların dışında da tutmayı istiyordu.

xcv fbgnh
Mülteci kamplarındaki silahların yasallaşması ve sahiplenilmesinin öyküsü 1969 yılındaki Kahire Anlaşması ile başladı (AFP)

Kutub, Filistin mülteci kamplarındaki silahların merhum Yaser Arafat hayatı boyunca ve şimdiki Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın görevde olduğu sürece FKÖ'nün kontrolünde kaldığına, Suriye güçlerinin Lübnan’ı terk etmesinin ve Şii İkilisi (Hizbullah ve Emel Hareketi) Lübnan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından bazı Filistin mülteci kamplarında daha önce var olmayan Ensarullah, eş-Şebabu’l-Muslim, Usbat el-Ensar, Fetihu’l-İslam ve diğerleri gibi yeni hizipler ve gruplar ortaya çıkmaya başladığına dikkati çekti.

Filistin kamplarında silahlı grupların oluşturulması ve yetiştirilmesi sürecinin amacının, Hizbullah’ın milis silahlarının bakımını Filistinlilerin yeniden konuşlanmasını engelleme sloganı altında pazarlamak, yani Şii İkilisi’nin silahlarına karşı Filistinlilerin silahları denklemini kurma olduğuna işaret eden Kutub, bu amacın Filistin kartını kullanarak Hıristiyan çevreleri 1975-1976 yıllarındaki iç savaşın tekrarlanması tehdidiyle korkutmaya, iktidardaki Şii İkilisi’ni Filistin davasının koruyucusu gibi göstermeye, Lübnan ve Filistin'deki Filistinlilere destek sağlamaya, Şii İkilisi’nin silahlarını Lübnan devletine teslim etmesi gerektiği konuşulurken Filistinlilerin silahları konusunu gündeme getirmeye ve güvenlik kurumlarının birliğini güçlendirmeye hizmet ettiğini belirtti.

Filistin Yönetimi'nin kontrolü altında olmayan Filistinli grupların Filistin Yönetimi ile Lübnan devleti arasındaki herhangi bir anlaşmayı iktidardaki Şii İkilisi’nin işine gelmediği takdirde bozmak için kullanıldığını vurgulayan Kutub, zaman zaman bu gruplar arasında yaşanan çatışmaların kışkırtıldığının ve bu çatışmaların ancak Filistin Yönetimi'nin doğrudan müdahalesiyle çözülebileceğinin altını çizdi.

Söz konusu grupların silahlarının hafif olduğunu, ancak tehlikenin kitlelerine ve destekçilerine yatırım yapmakta ve bazıları silahlarının varlığını teyit etme ihtiyacı hissettiğinde onları kullanmakta yattığını ifade eden Kutub, son aylarda Filistinli silahlı gruplar adına İsrail'e roketler atılarak varlıklarının ve silahlarının mevcudiyetinin teyit edilmeye çalışıldığını, ancak bu roketlerin onlara hareket özgürlüğü ve gerekli rolü oynama imkanı sağlayan Hizbullah'ın doğrudan himayesi altında atıldığını da sözlerine ekledi.

Sünniliğin ve Filistinlilerin getirdiği meşruiyet

Siyasi aktivist ve avukat Emin Beşir ise Gazze savaşının başlamasından bu yana kampların içindeki ve dışındaki Filistinli silahlı örgütlerin yeniden aktif hale geldiğine ve yeni bir rol üstlendiğine dikkati çekti. Ancak Beşir’e göre Hizbullah, İsrail'in kuzeyine roketler atarak ve Lübnan'da Hamas'ın ‘Aksa Tufanı İzcileri’ adını verdiği örgüte katılacak gönüllülere kapıyı açtığını duyurarak, savaşlarına ulusal bir boyut kazandırmak için Sünniliğin, davaya meşruiyet kazandırmak için de Filistinlilerin sağladığı inisiyatiften faydalanmaya çalışıyor.

scdvfgrbt
Lübnan'daki milislerin silahsızlandırılarak devletin eline geçmesine yönelik çabalar defalarca kez başarısızlıkla sonuçlandı (AFP)

Söz konusu örgütlerin Hizbullah'ın bilgisi ve yardımı olmadan ve Lübnan devleti de buna göz yummadan füze edinemeyeceğini vurgulayan Beşir, “Silahlı eylemlerin Lübnanlıları, iç savaş ve Lübnan topraklarında ‘silahlı mücadele’ olarak bilinen dönemdeki yaralarını yeniden açacağına ve dönemin dalgasına kapılan yeni örgütlerin iştahını kabartacağına karşı korkutuyor. Bu örgütler dini açıdan ne kadar radikalleşirse, Hizbullah'ın da kendi toprakları üzerinde ulusal egemenlik isteyen ılımlı Sünni milliyetçi hareketler karşısında onları o kadar durdurması gerekecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Beşir, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Bugün, ne siyasi ne de başka bir işleri olmadığı, aksine Hizbullah tarafından askeri rolleri gerekli görüldüğü için askeri eylemlere katılmaya teşvik edilen yeni örgütlerin ortaya çıktığını görüyoruz. Her gün sözlü açıklamalarla ve modası geçmiş ifadelerle kimliklerini ortaya koyduklarını görüyoruz. Ancak Hizbullah’ın koruması ve silah ve mühimmat gibi bazı ayrıcalıklarla özellikle Sünni Müslüman gençlerin coşkusunu uyandırmak için dini gerilimler ve Filistin davasına abartılı yatırımlar da yapılmıyor değil. Hizbullah, Lübnan'da yaşayan herkesi etkileyen ağır ekonomik krizi kullanarak Lübnan-Suriye sınırında, özellikle ABD’nni uyguladığı yaptırımlar kapsamında Suriye'ye girişi yasaklanan malların kaçakçılığının hakim olduğu yasadışı ticari faaliyetleri güvence altına aldı. Bununla birlikte bu malları Trablus limanına her gün tırlarla getiren Lübnanlı ve Filistinli tüccarlar var. Nüfuz ve sağlanan ayrıcalıklar sayesinde ticari faaliyetlerinde kullandıkları ve onlara koruma sağlayan Hizbullah kartıyla Lübnan topraklarının her yerine ulaşabiliyorlar.”

scdvfb
Mülteci kamplarındaki silahlar, Arafat hayatta olduğu sürece FKÖ'nün kontrolü altındaydı (AFP)

Öte yandan Hizbullah'a yakın çevreler, Filistin kamplarındaki silahların önemini iki nedenle gerekçelendiriyorlar. Bunlardan ilki, işgalci İsrail’in Lübnan yakınlarındaki varlığı ve Filistinlilerin hayatlarını ve bekalarını savunma hakkı, ikincisi ise Lübnan'daki çalkantılı durumla ilgili olarak Lübnan'da Filistin meselesine dair yaşanan görüş ayrılığı çerçevesinde Filistinlilerin kendilerini savunabilmelerinin gerekli olması. Söz konusu çevrelere göre bu durum, Filistinlilerin ellerinde silah bulundurmalarını zorunlu kılıyor.

Yine aynı çevrelere göre mülteci kamplarındaki Filistinli gruplara ait silahlar, geçmişte zorlu tarihi dönemlerden geçmiş olsa da bugün açıkça İsrail'i hedef alıyor ve şu an herkes bu silahların, ‘direniş’ gruplarının yanında Gazze'yi desteklemedeki önemine tanıklık ediyor. Dolayısıyla İsrail'e geri çekilmesi için çağrıda bulunanların ve bu silahlara karşı çıkanların İsrail’in çıkarlarına hizmet eden amaçları olduğu kesin.

Silahlı mücadele

BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) tarafından tanınan Lübnan’daki 12 Filistin mülteci kampında toplam 174 bin 422 mülteci bulunuyor. Lübnan resmi kaynaklarına göre mültecilerin yüzde 36'sı Sayda'da, yüzde 25'i kuzeyde, yüzde 15'i Sur'da ve yüzde 13'ü Beyrut'ta yaşıyor. Bunların yüzde 29'unu 15 yaşın altındaki bireyler oluştururken Lübnan'daki bir Filistinli aile ortalama dört ferde sahip oluyor.

btnh
Kahire Anlaşması birçok Lübnanlı tarafından ülkenin egemenliğine yönelik bir tehdit olarak görülüp eleştiriliyor (AFP)

Lübnan'daki Filistin mülteci kampları, Filistin'in kuzey kesiminden yerinden edilen mülteciler tarafından oluşturuldu. Çoğu kırsal kesimde yaşayan ve yoksul olan bu insanlar, Lübnan’da kendilerine sempatiyle yaklaşılmasına rağmen, gayrimenkul sahibi olmak ve 30'dan fazla mesleği icra etmekten men edilmek gibi birçok kısıtlamayla karşı karşıyalar.

Filistin mülteci kamplardaki silahların ve mülkiyetin meşrulaştırılmasının hikayesi 1969 yılında Kahire Anlaşması ile başladı. Anlaşma, Filistinlilerin Lübnan'ın güneyinde askeri üsler kurmalarına, kamplarda siyasi çalışmalar yürütmelerine, kamplarda Filistin komiteleri ve silahlı mücadele noktaları oluşturmalarına ve Filistin Devrimi’ne katılanların güvenli bir şekilde gidecekleri yere ulaşmasını sağlamalarına izin verdi.

Ancak anlaşma, Lübnan dışından silahlı oluşumlara izin verdiği için devletin egemenliğine yönelik bir tehdit olarak görülüp eleştirildi. Bunun üzerine 1987 yılının haziran ayında dönemin Lübnan Cumhurbaşkanı Emin Cemayel, Lübnan parlamentosunun daha önce yürürlükten kaldırılması yönünde oy kullandığı FKÖ ile Kahire Anlaşmasını iptal eden yasayı imzaladı.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.