İran'ın Irak'taki milislerine ne olacak?

Silahlı gruplar askeri üniformalarını çıkarırken, Bağdat zorlu bir sınavla karşı karşıya

Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
TT

İran'ın Irak'taki milislerine ne olacak?

Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)

Gufran Yunus

Irak'taki silahlı grupların dağıtılması ve silahlarının teslim edilmesi konusu, siyasetçiler tarafından dile getirilen ve medya tarafından analiz edilen ipuçları ve üstü kapalı mesajlarla dolu bir konu olmuştur. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesinin bu silahlı grupların dağıtılması için bazı mekanizmalara bağlı olduğunu ve bu konuda içeride bazı mutabakatlara varılması gerektiğini açıklamasının ardından konu, belirsiz olsa da artık tartışılmaz bir gerçeklik haline gelmiş görünüyor. Hüseyin silahlı grupların nasıl dağıtılacağı konusunda detay vermezken, yasal olarak ordunun bir parçası olan Halk Seferberlik Güçleri'nin (Haşdi Şabi) parçası olabileceklerini ya da silahlarını Haşdi Şabi'ye teslim edilebileceklerini yahut sadece siyasi oluşumlar haline gelebileceklerini söyledi.

İran’ın nüfuzu

Bölgesel olaylar ve müteakip jeo-stratejik değişiklikler, Irak'ı etkilemeye başladı. Bu gelişmeler ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle aynı döneme denk gelirken Trump yönetiminin Irak'ı, silahlı grupların ana ayaklarından birini oluşturduğu İran ekseninden ve nüfuzundan koparma çabası hakkında çok şey söylendi. Katar merkezli El Cezire Medya Grubu'na bağlı El Cezire Araştırmalar Merkezi’nden (AJCS) araştırmacı Lika Mekki, basında ve araştırma merkezlerinde Başkan Trump'ın Irak'ı İran'ın nüfuzundan çıkarmak istediğine dair bilgilerin dolaştığını ve silahlı grupların dağıtılması meselesinin bu nüfuza karşı atılacak adımlardan biri olduğunu açıkladı.

scdfvgrthy
Irak'ın siyasi yönetimi, silahlı grupların dağıtılması yönündeki baskılara yanıt vermezse ABD'nin hedefi haline gelebilir (AFP)

Mekki, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Bu nüfuzun, Irak'ın İran'la olan ekonomik ilişkisiyle ilgili başka boyutları da var. Trump, Irak'ın İran için bir mali finansman kaynağı olmasını istemiyor. Irak'ın bu etkiden kurtarılması sadece grupların tasfiyesini kapsamıyor, orduya ve polise de uzanabilir. ABD raporlarına göre İran Irak polisine kadar nüfuz etmiş durumda ve İran’ın Irak’taki nüfuzunun sona erdirilmesi hamlesi idari, siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlara kadar uzanacak.”

“Silahlarımızı bırakmayacağız”

Nuceba Hareketi Siyasi Büro Başkanı Ali el-Esedi, Dışişleri Bakanı Hüseyin'in silahlı grupların dağıtılması ve silahlarını teslim etmesine ilişkin açıklamalarını ‘gerçek dışı’ diye niteleyerek eleştirdi. Esedi basına yaptığı açıklamada, “Silahlı grupların dağıtılması ya da silahsızlandırılmasıyla ilgili herhangi bir diyalog yok. Hükümet bu konuda bizi muhatap almadı. Biz Nuceba Hareketi olarak silahlarımızı bırakmadık, bırakmayacağız. Ağır silahlarımız da var” şeklinde konuştu. Esedi ayrıca Irak Ulusal Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim’in, ‘direniş gruplarının silahlarının Irak ekonomisini tehdit ettiği’ yönündeki açıklamalarını ‘erken seçim propagandası’ olarak nitelendirdi.

x cvfdg
Irak Ordu Günü münasebetiyle askerî geçit törenine katılan komandolar (Irak Başbakanı Sudani’nin Facebook sayfası)

İran'a bağlı en önde gelen silahlı gruplardan biri ve Direniş Ekseni’nin parçası olan Nuceba Hareketi, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına varılmasının ardından İsrail'e karşı operasyonlarını askıya aldığını duyurmuştu. Aynı adımı Seraya Evliya ed-Dem grubu da attı.

Peki, hangi gruplar lağvedilecek?

Gazze'deki direnişi ‘meydanların birliği’ içinde desteklemek olarak tanımlanan sürecin bir parçası olarak silahlı saldırılarda bulunan Nuceba Hareketi, Ketaib Hizbullah ve Ketaib Seyyid eş-Şuheda dağıtılma sürecinde. Gazeteci ve Irak meselelerinde uzman Raad Haşim, silahlı grupların Ortak Operasyonlar Komutanlığı’na katılması sürecinin pek çok uyarının yapıldığı bir adım olduğunu, çünkü silahlı gruplardan bazılarının bu konuda inatçılık yaptığını ve bunların çoğunun talimatları ya İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ya da İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) aldığını, dolayısıyla bu grupların İran'a çekileceğini söyledi.

Engebeli yol

Irak’ta 2016 yılında çıkarılan 40 sayılı Halk Seferberlik Güçleri Heyeti Kanunu, Haşdi Şabi’nin bağımsız bir askeri oluşum ve Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı ve üyelerinin yürürlükteki askeri kanunlara tabi olduğunu belirtiyor. Haşdi Şabi Kanunu ayrıca bu oluşuma katılanların tüm siyasi, partizan ve sosyal çerçevelerden koparılmasını ve saflarında hiçbir siyasi çalışmaya izin verilmemesini öngörüyor. Haşdi Şabi Kanunu, devleti ve onun anayasal hükümlerini ve yasal mevzuatını tanımayan ve İran’ın Dini Lideri’ne bağlılıklarını açıkça ifade eden milislerin varlığını yasallaştırdı. Haşdi Şabi, 70 silahlı oluşumu ve kendilerini İslami direniş grupları olarak adlandıran Ketaib Hizbullah, Nuceba Hareketi, Liva et-Tafuf, el-Bedila, Seraya Evliya ed-Dem, Seyyid eş-Şuheda, İmam Ali Taburu ve Asaib Ehli’l-Hak gibi gruplar, Haşdi Şabi çatısı altında faaliyet gösteriyor. Örgüt içerisindeki liderlik koltuklarını kontrol ediyor.

Grupların lağvedilmesinde izlenecek yol

Doha Lisansüstü Çalışmalar Enstitüsü'nde güvenlik ve stratejik çalışmalar profesörü olan Muhannad Sallum, Irak hükümetinin silahlı grupların feshedilmesi için baskı yapabileceğini, ancak Haşdi Şabi’yi feshetme yetkisine sahip olmadığını, çünkü Haşdi Şabi'nin kuruluşuna idari bir kararla katılmadığını, Haşdi Şabi'nin Irak Meclisi’nde yapılan bir oylamay ile meşruiyet kazandığını söyledi. Haşdi Şabi'nin lağvedilmesi kararının, Haşdi Şabi'nin çekirdeğini oluşturan ve onu siyasi olarak destekleyen İslami Davet Partisi, Bedir Örgütü, Asaib Ehli’l-Hak ve diğerleri gibi siyasi güçlerin elinde olduğunu, dolayısıyla Haşdi Şabi’nin lağvedilmesinin Irak-İran siyasi kararı olduğunu vurguladı. Sallum’a göre İran’ın Dini Lideri Hamaney’in de belirttiği gibi İran Haşdi Şabi’nin var olmaya devam etmesini istiyor.

Irak meseleleri araştırmacısı Raad Haşim de yaklaşık olarak böyle düşünüyor. ABD'nin bu yönde bir baskısı olması halinde, Haşdi Şabi’nin feshedilmesi senaryolarından birinin siyasi uzlaşıya dayanması gerektiğini söyleyen Haşim, “İran, desteklediği gruplara Haşdi Şabi’nin feshedilmesi kararına yanıt vermemeleri talimatı verebilir. Karar taslağı Meclis’e sunulacak. Başta reddedilebilir ve daha sonra, sorunsuz bir şekilde uygulanması için Irak hükümeti ile ABD'nin mutabakatının sağlanması gerektiğinden, onaylanması gerektiğine dair bir tehdit gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Tavizler

Siyasi ilişkiler uzmanı Yasin Aziz, mevcut Irak hükümetinin, yürütme ve yasama kurumları içinde artan nüfuzları nedeniyle silahlı grupları dağıtamayacağını söyledi. Aziz'e göre Haşdi Şabi ve silahlı gruplar dağıtılamaz. Eğer ABD baskısı devam ederse, Irak hükümeti muhtemelen Haşdi Şabi çatısı altındaki bazı grupları Irak güvenlik güçlerine entegre edilmesi de dahil olmak üzere uzlaşıya ya da başka manevralara başvuracak.

Güç kullanarak çözüm

Iraklı siyasi analist Abbas ed-Duri, ABD'nin Haşdi Şabi’yi feshetme ya da güvenlik güçleriyle bütünleştirme kararı alması halinde Irak hükümetinin söz hakkı olmayacağını, çünkü Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin oluşturduğu hükümetin bunu reddetmesinin Haşdi Şabi’nin Washington tarafından askeri güç kullanılarak feshedilmesi anlamına geleceğini söyledi.

Haşd Şabi ve silahlı grupların feshedilmesini zorlaştırabilecek pek çok olasılığın olduğunu söyleyen Duri, “İran'ın Haşdi Şabi’yi feshetmeyi kabul etmesi karşılığında nükleer programını müzakere edebilir ya da Bağdat'a ABD’nin baskısına boyun eğmeyip Haşdi Şabi’yi feshetmesine ya da güvenlik güçlerine entegre etmesine yeşil ışık yakmayabilir” değerlendirmesinde bulundu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Duri, Irak’ın Haşdi Şabi ve silahlı grupları dağıtmamakta ısrar etmesi halinde, Irak'a ekonomik yaptırımlar uygulanabileceğini ve grupların mevzilerine hava saldırıları düzenlenebileceğini belirtti.

dvfgtrhy
Silahlı gruplar, Dini Merci’nin silahların devletle sınırlandırılmasına ilişkin açıklamalarını kendilerine yönelik olarak değerlendirmedi (Sosyal medya)

Muhannad Sallum ise ABD’nin İran yanlısı milisleri dağıtması için Irak'a baskı yapmak üzere grupların liderlerine suikast düzenlemek de dahil olmak üzere çeşitli araçlara sahip olduğunu ve bu grupların üyesi olan bakanlara ve hükümet üyelerine yaptırımlar uygulayabileceğini söyledi.

Milis aklı mı, devlet aklı mı?

Analistlere göre Irak'taki siyasi sistem, silahlı grupların dağıtılması yönündeki baskılara yanıt vermediği takdirde ABD'nin hedefi haline gelebilir. Bu da Irak'a ekonomik yaptırımların uygulanmasına yol açarak, siyasi sistemin parçalanmasına katkıda bulunabilir. Yaptırımların uygulanmasıyla şiddetlenen ekonomik krizler nedeniyle de sistem devrilebilir. Washington'daki Medya Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Nizar Haydar, “Irak, devlet aklının milislerin aklına üstün gelmesi ya da tam tersi arasında bir yol ayrımında duruyor” dedi. Silahlı grupları dağıtma projesinin başarısının, Koordinasyon Çerçevesi güçleri ve liderlerine açık, net ve kesin bir tutum beyan etmeleri için baskı yapılmasına bağlı olduğunu vurgulayan Haydar, “Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, bu proje özellikle derin devleti korumak için milislerin silahlarından yararlananlar olmak üzere Koordinasyon Çerçevesi güçleri ve liderleri tarafından desteklenmediği takdirde bu konuda hiçbir şey yapamaz. Siyasi ve diplomatik çabalar, İran'ı milislerle iş yapmayı bırakması, devletin kadrolarını yenilemesi ve silahlı gruplara yönelik her türlü desteği kesmesi konusunda ikna etmeye yönelik olmalı” şeklinde konuştu.

Irak Anayasası

Irak Anayasası ve Halk Seferberlik Güçleri Heyeti Kanunu’nun milislerin yasal meşruiyetini ortadan kaldırmasına rağmen, milislerin neden silahlarını devlet otoritesinin dışında tuttuğunu soran Nizar Haydar, “Irak Anayasası'nın 9’uncu maddesi ordu dışında askeri grupların oluşturulmasını yasaklıyor. Haşdi Şabi Kanunu, bu yasanın çıkarılma gerekçesinde görevini, silahları ordunun elinde ve yasalar çerçevesinde tutmak ve devletin prestijini arttırmak olarak tanımlanıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı grupların görevlendirilmesi

Ufukta, silahların devletle sınırlandırılması ve silahlı grupların üyelerinin terhis edilebilmesi ya da devlet kurumlarına entegre edilebilmesi için askeri grupların dağıtılmasına yol açacak bir çözüm görünmediğini söyleyen Haydar, mevcut hükümetin silahların devletle sınırlandırılması konusunu hükümet programına dahil etmesine rağmen, korkudan ya da boyun eğmek zorunda olmasından dolayı bunu yapamadığını ve bunun sonucunda da ülkede milislerin çoğaldığını ve devletin ve anayasal kurumların zayıfladığını vurguladı. Haydar'a göre devlet bu gruplarla askeri faaliyetlerini durdurmaları için müzakere etmenin ötesine geçemez. Çünkü İran bu grupları bölgedeki siyasi projelerinde hala kullanabilir. Bu yüzden silahlı grupların parmağı talimat gelmesi üzerine tetikte olmaya devam edecektir.

Dini merciin fetvası

Silahlı gruplar, Irak'ta Şiilerin en büyük dini mercisi Ayrtullah Ali es-Sistani’nin fetvası üzerine kuruldukları için silahların devletle sınırlandırılmasına ilişkin açıklamalarının kendilerine yönelik olmadığını savunuyor. Nuceba Hareketi Siyasi Büro Başkanı Ali el-Esedi, Sistani'nin silahların devletle sınırlandırılmasından bahsederken, silahlı grupları kastetmediğini vurguladı. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Irak Temsilcisi Muhammed el-Hasan ile geçtiğimiz yıl kasım ayında görüşmesinin ardından Sistani'nin ofisinden yapılan açıklamada, ‘hukukun üstünlüğü, silahların devletle sınırlandırılması ve her düzeyde yolsuzlukla mücadelenin önemi’ vurgulandı.

Araştırmacı Haydar, Sistani tarafından 2014 yılında eli silah tutanların güvenlik güçlerine katılmaları çağrısı yapıldığını, ancak bu çağrının kanun çerçevesi dışında silahlı gruplar oluşturma yönünde olmadığını açıkladı. Silahlı gruplara yönelik başka bir çözümün daha olduğunu söyleyen Haydar, ‘son çarenin devlet otoritesi dışında silahlanmayı yasaklayan bir fetva yayınlamak olduğunu’ belirtti. Devletin yetkisi dışındaki silahları yasaklayan bir fetvanın yoruma, analize ve gerekçelendirmeye açık olmadığını belirten Haydar, “Eğer silahlı gruplar buna uymazlarsa, fetva onları kamuoyuna hesap vermeye zorlayacak” yorumunda bulundu.



Sudan, Hartum Havalimanı’na yapılan İHA saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek büyükelçisini geri çağırdı

Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
TT

Sudan, Hartum Havalimanı’na yapılan İHA saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek büyükelçisini geri çağırdı

Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)

Sudan, Hartum Havalimanı’na yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek Addis Ababa’daki büyükelçisini istişare için geri çağırdı.

Sudan yönetimi, pazartesi günü Hartum Havalimanı’nı hedef alan İHA saldırısından Etiyopya’yı sorumlu tuttu. Buna karşılık Etiyopya suçlamaları reddederek Sudan ordusunu, ülkenin kuzeyindeki Tigray Halk Kurtuluş Cephesi militanlarına silah ve finansman sağlamakla suçladı.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre Sudanlı askeri bir yetkili pazartesi günü Hartum Havalimanı ile Omdurman’daki Vadi Seyidna askeri üssü İHA’larla hedef alındığını açıkladı. Havalimanı yakınındaki bir yerleşim alanına da bir mühimmatın düştüğü bildirildi.

Salı sabahı Sudan ordusu sözcüsü Asım Avad Abdülvahhab, saldırılarda kullanılan İHA’ların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan kalktığına dair “kesin kanıtlar” bulunduğunu söyledi. Bu açıklama, mart ayında Kuzey ve Güney Kordofan ile Mavi Nil eyaletlerini hedef alan benzer saldırıların ardından geldi.

svfbgtr
Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP)

Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, düzenlediği basın toplantısında büyükelçinin geri çağrıldığını doğrulayarak, “Hükümet olarak bu saldırıya uygun gördüğümüz şekilde karşılık verme hakkımız vardır” dedi.

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada suçlamaları “asılsız” olarak nitelendirdi. Açıklamada, Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin Tigraylı unsurlara silah ve mali destek sağlayarak Etiyopya’nın batı sınırı boyunca saldırıları kolaylaştırdığı ileri sürüldü.

Tigray bölgesinde Kasım 2020 ile Kasım 2022 arasında federal hükümet ile Tigray güçleri arasında, Eritre ordusu ve yerel milislerin de dahil olduğu savaşta Afrika Birliği tahminlerine göre en az 600 bin kişi hayatını kaybetti.

Önceki iddialar ve gelişmeler

Hartum’daki son saldırılar, birkaç gün önce başkentin güneyinde düzenlenen ve beş kişinin ölümüne yol açan, Sudan yönetiminin Hızlı Destek Kuvvetleri’ni sorumlu tuttuğu İHA saldırılarının ardından geldi.

Ayrıca Beyaz Nil eyaletinde yer alan Kenana kentindeki bir etanol fabrikasının da İHA saldırısıyla ciddi hasar gördüğü bildirildi.

Sudan hükümeti mart ayında ilk kez, bazı İHA saldırılarının Etiyopya’dan başlatıldığını öne sürmüştü. Nisan ayında Yale Üniversitesi bünyesindeki bir araştırma biriminin yayımladığı raporda ise Etiyopya sınırına yakın bir askeri üssün Hızlı Destek Kuvvetleri’ne destek sağladığı, uydu görüntüleri analizine dayanarak iddia edildi. Etiyopya bu suçlamaları da reddetti.

Sudan’daki savaşın seyri

Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında süren savaşta İHA’lar ve hava saldırıları belirleyici rol oynuyor. Birleşmiş Milletler yetkililerine göre, yıl başından bu yana bu tür saldırılarda 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Çatışmalar son dönemde özellikle Kordofan ve Mavi Nil bölgelerinde yoğunlaşırken, Hızlı Destek Kuvvetleri ülkenin doğusu ile batısını bağlayan stratejik yolu kontrol altına almaya çalışıyor. Örgüt, geçen yılın sonunda Darfur bölgesinin tamamında kontrol sağlamıştı.

Sudan fiilen ikiye bölünmüş durumda: Ordu Hartum ile ülkenin doğusu ve merkezini kontrol ederken, Hızlı Destek Kuvvetleri batıdaki Darfur ve güneyin bazı bölgelerinde hâkimiyet kurmuş durumda.

Mart 2025’te ordunun Hartum’u yeniden kontrol altına almasının ardından başkentte görece bir sakinlik sağlanmış, ancak zaman zaman İHA saldırıları devam etmişti. Son aylarda yaklaşık 1,8 milyon yerinden edilmiş kişi kente geri dönerken, iç hat uçuşları da yeniden başlamıştı. Buna rağmen elektrik ve temel hizmetlerde ciddi eksiklikler sürüyor.

Sudan Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanlığı, teknik kontrollerin tamamlanmasının ardından Hartum Havalimanı’nın yeniden faaliyete geçeceğini açıkladı.

Dördüncü yılına giren savaşta on binlerce kişi hayatını kaybetti; bazı tahminlere göre ölü sayısı 200 bini aştı. Milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan kriz, Birleşmiş Milletler tarafından dünyanın en ağır insani felaketlerinden biri olarak tanımlanıyor.


Sudan, Hartum havaalanına yapılan saldırıya karışmakla suçladığı Etiyopya'daki büyükelçisini geri çağırdı

HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan, Hartum havaalanına yapılan saldırıya karışmakla suçladığı Etiyopya'daki büyükelçisini geri çağırdı

HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)

Sudan, dün Hartum Havalimanı’nı hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek, Addis Ababa’daki büyükelçisini istişareler için geri çağırdı.

Etiyopya ise suçlamaları reddederek karşı hamlede bulundu ve Sudan ordusunu, ülkenin kuzeyindeki Tigray bölgesinde faaliyet gösteren silahlı gruplara silah ve finansman sağlamakla suçladı. Söz konusu gruplar, 2020-2022 yılları arasında Etiyopya federal güçleriyle şiddetli çatışmalara girmişti.

Sudan’ın suçlamaları, dün Hartum Havalimanı ile Omdurman’daki Vadi Seyidna askeri üssünün İHA’larla hedef alınmasının ardından geldi. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre askeri bir kaynak saldırıları doğrularken, bir mühimmatın havalimanı yakınındaki yerleşim alanına düştüğü bildirildi.

Sudan ordusu sözcüsü Asım Avad Abdülvehhab bu sabah, saldırılarda kullanılan İHA’ların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan havalandığına dair “kesin kanıtlar” bulunduğunu söyledi. Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim ise düzenlediği basın toplantısında, “Bu saldırıya karşı uygun gördüğümüz şekilde karşılık verme hakkına sahibiz” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık Etiyopya, Sudan’ın suçlamalarını “asılsız” olarak nitelendirerek, Sudan ordusunun Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne silah ve mali destek sağladığını iddia etti. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, X platformunda yayımladığı açıklamada, Sudan ordusunun bu grupların Etiyopya’nın batı sınırındaki faaliyetlerini kolaylaştırdığı öne sürüldü.

Kasım 2020 ile Kasım 2022 arasında Tigray’da yaşanan savaşta, Etiyopya federal güçlerine yerel milisler ve Eritre ordusu destek vermiş, Afrika Birliği’ne göre en az 600 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Dün gerçekleşen saldırılar, başkentin güneyinde HDK’ne atfedilen ve 5 kişinin ölümüne yol açan İHA saldırılarından günler sonra gerçekleşti.

Ülkenin güneyindeki Beyaz Nil eyaletinde ise bir hükümet kaynağı, Kanan kentindeki etanol fabrikasının İHA saldırısında ciddi hasar gördüğünü açıkladı.

Sudan hükümeti mart ayında ilk kez, Etiyopya’dan kalktığını iddia ettiği İHA saldırılarını kınadı. Nisan ayında Yale Üniversitesi’ne bağlı bir araştırma biriminin yayımladığı raporda ise Etiyopya sınırına yakın bir askeri üssün Aralık 2025 ile Mart 2026 arasında uydu görüntülerine dayanarak HDK’ne destek sağladığı öne sürülmüştü. Etiyopya ise bu iddiaları reddetmişti.

Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP).Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP).

Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile HDK arasında süren savaşta, son aylarda İHA saldırılarının yoğunlaştığı ve tarafların bu yöntemi giderek daha fazla kullandığı belirtiliyor. Birleşmiş Milletler yetkililerine göre, yılbaşından beri bu saldırılarda 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Çatışmalar son dönemde özellikle güneydeki Kurdufan ve Mavi Nil bölgelerinde yoğunlaşırken, HDK’nin ülkenin doğusunu batısına bağlayan stratejik yolu kontrol altına almaya çalıştığı ifade ediliyor. Söz konusu güçler, geçen yılın sonunda batıdaki Darfur bölgesinin tamamında kontrol sağlamıştı.

Ülke fiilen ikiye bölünmüş durumda: Ordu, Hartum ile ülkenin orta ve doğu kesimlerini kontrol ederken, HDK batıdaki Darfur ve güneyin bazı bölgelerinde hakimiyet kurmuş durumda.

Mart 2025’te ordunun Hartum’u yeniden ele geçirmesinin ardından şehirde görece bir sakinlik yaşanmış, ancak yıl sonuna doğru askeri hedefler ile enerji ve su altyapısına yönelik İHA saldırıları görülmüştü.

Son aylarda başkentte hayat kademeli olarak normale dönmeye başlamış, 1,8 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi geri dönmüş ve iç hat uçuşları yeniden başlatılmıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre buna rağmen kentin geniş kesimlerinde elektrik ve temel hizmetlerde aksaklıklar sürüyor.

Kültür, Enformasyon, Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, dünkü saldırıların ardından gerekli teknik işlemlerin tamamlanması sonrasında Hartum Havalimanı’nda faaliyetlerin yeniden başlayacağını duyurdu.

Dördüncü yılına giren savaşta on binlerce kişi hayatını kaybederken, bazı tahminler ölü sayısının 200 bini aştığını gösteriyor. Milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan çatışmalar, Birleşmiş Milletler’e göre dünyanın en ağır insani krizine neden olmuş durumda.


İsrail, Gazze’ye giden filodaki aktivistlere gözaltı süresini uzattı

Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 5 Mayıs 2026’da İsrail’in kıyı kenti Aşkelon’da mahkemeye götürülürken (AFP)
Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 5 Mayıs 2026’da İsrail’in kıyı kenti Aşkelon’da mahkemeye götürülürken (AFP)
TT

İsrail, Gazze’ye giden filodaki aktivistlere gözaltı süresini uzattı

Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 5 Mayıs 2026’da İsrail’in kıyı kenti Aşkelon’da mahkemeye götürülürken (AFP)
Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 5 Mayıs 2026’da İsrail’in kıyı kenti Aşkelon’da mahkemeye götürülürken (AFP)

Gazze’ye doğru ilerleyen “Sumud (Direniş) Filosu”nda yer alan yabancı aktivistler Tiago de Avila ve Saif AbuKeshek’in tutukluluk süresini pazar gününe kadar uzatıldı.

Meryem Azzam, Adalah bünyesinde uluslararası savunuculuk koordinatörü olarak yaptığı açıklamada, “Mahkeme, savcılığın gözaltı süresini pazar sabahına kadar uzatılması talebini kabul etti” dedi.

De Avila ve Abukeshek, salı günü Aşkelon Sulh Mahkemesi’nde, Gazze’ye insani yardım ulaştırmayı amaçlayan filonun gemilerinden birinden alınmalarından altı gün sonra hâkim karşısına çıktı.

Adalah, pazartesi günü yaptığı açıklamada, gözaltındaki aktivistlerin “psikolojik istismar ve kötü muameleye” maruz kaldığını belirtti. Kuruluş, aktivistlerle yaptığı görüşmelerde, tek seferde 8 saate kadar süren sorgular, ölüm tehditleri veya “100 yıl hapis cezası” tehdidi, hücrelerde yoğun ışık kullanımı ve hücre dışına çıkarıldıklarında — tıbbi ziyaretler sırasında dahi — sürekli gözlerinin bağlanması gibi uygulamaların aktarıldığını bildirdi.

rfgfrtbfr
İspanyol aktivist Saif Abukeshek, 3 Mayıs 2026’da İsrail’in Aşkelon kentindeki bir mahkemeye ulaşırken (AFP)

Kuruluş ayrıca, “tıbbi muayene sırasında hastanın gözlerinin bağlanmasının, tıbbi etik standartların açık bir ihlali” olduğunu vurguladı.

İsrail, Abukeshek ve De Avila’yı perşembe günü, Yunanistan açıklarında yaklaşık 20 tekneden oluşan Küresel Sumud Filosu’nda bulunan yaklaşık 175 diğer aktivistle birlikte gözaltına aldı. Filonun amacı, Gazze Şeridi’ne uygulanan İsrail ablukasını kırmak ve bölgeye insani yardım ulaştırmaktı. Ancak Gazze’ye yardım erişimi hâlen büyük ölçüde kısıtlı durumda.

Sivil toplum kuruluşu ayrıca, sorgulamaların büyük bölümünün filoya odaklandığını ve bunun “barışçıl bir insani misyon” olduğunu belirterek, gözaltının “insani yardımı ve dayanışmayı kriminalize etme girişimi” olduğunu savundu.

xsdc
Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 3 Mayıs 2026’da İsrail’in Aşkelon kentindeki bir mahkemeye gelişinde el işareti yaparken (AFP)

Diğer aktivistlerin ise Yunanistan ile İsrail arasında varılan bir anlaşma kapsamında Girit Adası’na götürüldüğü bildirildi.

İsrail, Saif Abukeshek ve Tiago de Avila’yı Filistinli “Hamas” hareketiyle bağlantılı olmakla suçluyor.