İran'ın Irak'taki milislerine ne olacak?

Silahlı gruplar askeri üniformalarını çıkarırken, Bağdat zorlu bir sınavla karşı karşıya

Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
TT

İran'ın Irak'taki milislerine ne olacak?

Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)

Gufran Yunus

Irak'taki silahlı grupların dağıtılması ve silahlarının teslim edilmesi konusu, siyasetçiler tarafından dile getirilen ve medya tarafından analiz edilen ipuçları ve üstü kapalı mesajlarla dolu bir konu olmuştur. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesinin bu silahlı grupların dağıtılması için bazı mekanizmalara bağlı olduğunu ve bu konuda içeride bazı mutabakatlara varılması gerektiğini açıklamasının ardından konu, belirsiz olsa da artık tartışılmaz bir gerçeklik haline gelmiş görünüyor. Hüseyin silahlı grupların nasıl dağıtılacağı konusunda detay vermezken, yasal olarak ordunun bir parçası olan Halk Seferberlik Güçleri'nin (Haşdi Şabi) parçası olabileceklerini ya da silahlarını Haşdi Şabi'ye teslim edilebileceklerini yahut sadece siyasi oluşumlar haline gelebileceklerini söyledi.

İran’ın nüfuzu

Bölgesel olaylar ve müteakip jeo-stratejik değişiklikler, Irak'ı etkilemeye başladı. Bu gelişmeler ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle aynı döneme denk gelirken Trump yönetiminin Irak'ı, silahlı grupların ana ayaklarından birini oluşturduğu İran ekseninden ve nüfuzundan koparma çabası hakkında çok şey söylendi. Katar merkezli El Cezire Medya Grubu'na bağlı El Cezire Araştırmalar Merkezi’nden (AJCS) araştırmacı Lika Mekki, basında ve araştırma merkezlerinde Başkan Trump'ın Irak'ı İran'ın nüfuzundan çıkarmak istediğine dair bilgilerin dolaştığını ve silahlı grupların dağıtılması meselesinin bu nüfuza karşı atılacak adımlardan biri olduğunu açıkladı.

scdfvgrthy
Irak'ın siyasi yönetimi, silahlı grupların dağıtılması yönündeki baskılara yanıt vermezse ABD'nin hedefi haline gelebilir (AFP)

Mekki, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Bu nüfuzun, Irak'ın İran'la olan ekonomik ilişkisiyle ilgili başka boyutları da var. Trump, Irak'ın İran için bir mali finansman kaynağı olmasını istemiyor. Irak'ın bu etkiden kurtarılması sadece grupların tasfiyesini kapsamıyor, orduya ve polise de uzanabilir. ABD raporlarına göre İran Irak polisine kadar nüfuz etmiş durumda ve İran’ın Irak’taki nüfuzunun sona erdirilmesi hamlesi idari, siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlara kadar uzanacak.”

“Silahlarımızı bırakmayacağız”

Nuceba Hareketi Siyasi Büro Başkanı Ali el-Esedi, Dışişleri Bakanı Hüseyin'in silahlı grupların dağıtılması ve silahlarını teslim etmesine ilişkin açıklamalarını ‘gerçek dışı’ diye niteleyerek eleştirdi. Esedi basına yaptığı açıklamada, “Silahlı grupların dağıtılması ya da silahsızlandırılmasıyla ilgili herhangi bir diyalog yok. Hükümet bu konuda bizi muhatap almadı. Biz Nuceba Hareketi olarak silahlarımızı bırakmadık, bırakmayacağız. Ağır silahlarımız da var” şeklinde konuştu. Esedi ayrıca Irak Ulusal Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim’in, ‘direniş gruplarının silahlarının Irak ekonomisini tehdit ettiği’ yönündeki açıklamalarını ‘erken seçim propagandası’ olarak nitelendirdi.

x cvfdg
Irak Ordu Günü münasebetiyle askerî geçit törenine katılan komandolar (Irak Başbakanı Sudani’nin Facebook sayfası)

İran'a bağlı en önde gelen silahlı gruplardan biri ve Direniş Ekseni’nin parçası olan Nuceba Hareketi, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına varılmasının ardından İsrail'e karşı operasyonlarını askıya aldığını duyurmuştu. Aynı adımı Seraya Evliya ed-Dem grubu da attı.

Peki, hangi gruplar lağvedilecek?

Gazze'deki direnişi ‘meydanların birliği’ içinde desteklemek olarak tanımlanan sürecin bir parçası olarak silahlı saldırılarda bulunan Nuceba Hareketi, Ketaib Hizbullah ve Ketaib Seyyid eş-Şuheda dağıtılma sürecinde. Gazeteci ve Irak meselelerinde uzman Raad Haşim, silahlı grupların Ortak Operasyonlar Komutanlığı’na katılması sürecinin pek çok uyarının yapıldığı bir adım olduğunu, çünkü silahlı gruplardan bazılarının bu konuda inatçılık yaptığını ve bunların çoğunun talimatları ya İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ya da İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) aldığını, dolayısıyla bu grupların İran'a çekileceğini söyledi.

Engebeli yol

Irak’ta 2016 yılında çıkarılan 40 sayılı Halk Seferberlik Güçleri Heyeti Kanunu, Haşdi Şabi’nin bağımsız bir askeri oluşum ve Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı ve üyelerinin yürürlükteki askeri kanunlara tabi olduğunu belirtiyor. Haşdi Şabi Kanunu ayrıca bu oluşuma katılanların tüm siyasi, partizan ve sosyal çerçevelerden koparılmasını ve saflarında hiçbir siyasi çalışmaya izin verilmemesini öngörüyor. Haşdi Şabi Kanunu, devleti ve onun anayasal hükümlerini ve yasal mevzuatını tanımayan ve İran’ın Dini Lideri’ne bağlılıklarını açıkça ifade eden milislerin varlığını yasallaştırdı. Haşdi Şabi, 70 silahlı oluşumu ve kendilerini İslami direniş grupları olarak adlandıran Ketaib Hizbullah, Nuceba Hareketi, Liva et-Tafuf, el-Bedila, Seraya Evliya ed-Dem, Seyyid eş-Şuheda, İmam Ali Taburu ve Asaib Ehli’l-Hak gibi gruplar, Haşdi Şabi çatısı altında faaliyet gösteriyor. Örgüt içerisindeki liderlik koltuklarını kontrol ediyor.

Grupların lağvedilmesinde izlenecek yol

Doha Lisansüstü Çalışmalar Enstitüsü'nde güvenlik ve stratejik çalışmalar profesörü olan Muhannad Sallum, Irak hükümetinin silahlı grupların feshedilmesi için baskı yapabileceğini, ancak Haşdi Şabi’yi feshetme yetkisine sahip olmadığını, çünkü Haşdi Şabi'nin kuruluşuna idari bir kararla katılmadığını, Haşdi Şabi'nin Irak Meclisi’nde yapılan bir oylamay ile meşruiyet kazandığını söyledi. Haşdi Şabi'nin lağvedilmesi kararının, Haşdi Şabi'nin çekirdeğini oluşturan ve onu siyasi olarak destekleyen İslami Davet Partisi, Bedir Örgütü, Asaib Ehli’l-Hak ve diğerleri gibi siyasi güçlerin elinde olduğunu, dolayısıyla Haşdi Şabi’nin lağvedilmesinin Irak-İran siyasi kararı olduğunu vurguladı. Sallum’a göre İran’ın Dini Lideri Hamaney’in de belirttiği gibi İran Haşdi Şabi’nin var olmaya devam etmesini istiyor.

Irak meseleleri araştırmacısı Raad Haşim de yaklaşık olarak böyle düşünüyor. ABD'nin bu yönde bir baskısı olması halinde, Haşdi Şabi’nin feshedilmesi senaryolarından birinin siyasi uzlaşıya dayanması gerektiğini söyleyen Haşim, “İran, desteklediği gruplara Haşdi Şabi’nin feshedilmesi kararına yanıt vermemeleri talimatı verebilir. Karar taslağı Meclis’e sunulacak. Başta reddedilebilir ve daha sonra, sorunsuz bir şekilde uygulanması için Irak hükümeti ile ABD'nin mutabakatının sağlanması gerektiğinden, onaylanması gerektiğine dair bir tehdit gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Tavizler

Siyasi ilişkiler uzmanı Yasin Aziz, mevcut Irak hükümetinin, yürütme ve yasama kurumları içinde artan nüfuzları nedeniyle silahlı grupları dağıtamayacağını söyledi. Aziz'e göre Haşdi Şabi ve silahlı gruplar dağıtılamaz. Eğer ABD baskısı devam ederse, Irak hükümeti muhtemelen Haşdi Şabi çatısı altındaki bazı grupları Irak güvenlik güçlerine entegre edilmesi de dahil olmak üzere uzlaşıya ya da başka manevralara başvuracak.

Güç kullanarak çözüm

Iraklı siyasi analist Abbas ed-Duri, ABD'nin Haşdi Şabi’yi feshetme ya da güvenlik güçleriyle bütünleştirme kararı alması halinde Irak hükümetinin söz hakkı olmayacağını, çünkü Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin oluşturduğu hükümetin bunu reddetmesinin Haşdi Şabi’nin Washington tarafından askeri güç kullanılarak feshedilmesi anlamına geleceğini söyledi.

Haşd Şabi ve silahlı grupların feshedilmesini zorlaştırabilecek pek çok olasılığın olduğunu söyleyen Duri, “İran'ın Haşdi Şabi’yi feshetmeyi kabul etmesi karşılığında nükleer programını müzakere edebilir ya da Bağdat'a ABD’nin baskısına boyun eğmeyip Haşdi Şabi’yi feshetmesine ya da güvenlik güçlerine entegre etmesine yeşil ışık yakmayabilir” değerlendirmesinde bulundu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Duri, Irak’ın Haşdi Şabi ve silahlı grupları dağıtmamakta ısrar etmesi halinde, Irak'a ekonomik yaptırımlar uygulanabileceğini ve grupların mevzilerine hava saldırıları düzenlenebileceğini belirtti.

dvfgtrhy
Silahlı gruplar, Dini Merci’nin silahların devletle sınırlandırılmasına ilişkin açıklamalarını kendilerine yönelik olarak değerlendirmedi (Sosyal medya)

Muhannad Sallum ise ABD’nin İran yanlısı milisleri dağıtması için Irak'a baskı yapmak üzere grupların liderlerine suikast düzenlemek de dahil olmak üzere çeşitli araçlara sahip olduğunu ve bu grupların üyesi olan bakanlara ve hükümet üyelerine yaptırımlar uygulayabileceğini söyledi.

Milis aklı mı, devlet aklı mı?

Analistlere göre Irak'taki siyasi sistem, silahlı grupların dağıtılması yönündeki baskılara yanıt vermediği takdirde ABD'nin hedefi haline gelebilir. Bu da Irak'a ekonomik yaptırımların uygulanmasına yol açarak, siyasi sistemin parçalanmasına katkıda bulunabilir. Yaptırımların uygulanmasıyla şiddetlenen ekonomik krizler nedeniyle de sistem devrilebilir. Washington'daki Medya Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Nizar Haydar, “Irak, devlet aklının milislerin aklına üstün gelmesi ya da tam tersi arasında bir yol ayrımında duruyor” dedi. Silahlı grupları dağıtma projesinin başarısının, Koordinasyon Çerçevesi güçleri ve liderlerine açık, net ve kesin bir tutum beyan etmeleri için baskı yapılmasına bağlı olduğunu vurgulayan Haydar, “Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, bu proje özellikle derin devleti korumak için milislerin silahlarından yararlananlar olmak üzere Koordinasyon Çerçevesi güçleri ve liderleri tarafından desteklenmediği takdirde bu konuda hiçbir şey yapamaz. Siyasi ve diplomatik çabalar, İran'ı milislerle iş yapmayı bırakması, devletin kadrolarını yenilemesi ve silahlı gruplara yönelik her türlü desteği kesmesi konusunda ikna etmeye yönelik olmalı” şeklinde konuştu.

Irak Anayasası

Irak Anayasası ve Halk Seferberlik Güçleri Heyeti Kanunu’nun milislerin yasal meşruiyetini ortadan kaldırmasına rağmen, milislerin neden silahlarını devlet otoritesinin dışında tuttuğunu soran Nizar Haydar, “Irak Anayasası'nın 9’uncu maddesi ordu dışında askeri grupların oluşturulmasını yasaklıyor. Haşdi Şabi Kanunu, bu yasanın çıkarılma gerekçesinde görevini, silahları ordunun elinde ve yasalar çerçevesinde tutmak ve devletin prestijini arttırmak olarak tanımlanıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı grupların görevlendirilmesi

Ufukta, silahların devletle sınırlandırılması ve silahlı grupların üyelerinin terhis edilebilmesi ya da devlet kurumlarına entegre edilebilmesi için askeri grupların dağıtılmasına yol açacak bir çözüm görünmediğini söyleyen Haydar, mevcut hükümetin silahların devletle sınırlandırılması konusunu hükümet programına dahil etmesine rağmen, korkudan ya da boyun eğmek zorunda olmasından dolayı bunu yapamadığını ve bunun sonucunda da ülkede milislerin çoğaldığını ve devletin ve anayasal kurumların zayıfladığını vurguladı. Haydar'a göre devlet bu gruplarla askeri faaliyetlerini durdurmaları için müzakere etmenin ötesine geçemez. Çünkü İran bu grupları bölgedeki siyasi projelerinde hala kullanabilir. Bu yüzden silahlı grupların parmağı talimat gelmesi üzerine tetikte olmaya devam edecektir.

Dini merciin fetvası

Silahlı gruplar, Irak'ta Şiilerin en büyük dini mercisi Ayrtullah Ali es-Sistani’nin fetvası üzerine kuruldukları için silahların devletle sınırlandırılmasına ilişkin açıklamalarının kendilerine yönelik olmadığını savunuyor. Nuceba Hareketi Siyasi Büro Başkanı Ali el-Esedi, Sistani'nin silahların devletle sınırlandırılmasından bahsederken, silahlı grupları kastetmediğini vurguladı. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Irak Temsilcisi Muhammed el-Hasan ile geçtiğimiz yıl kasım ayında görüşmesinin ardından Sistani'nin ofisinden yapılan açıklamada, ‘hukukun üstünlüğü, silahların devletle sınırlandırılması ve her düzeyde yolsuzlukla mücadelenin önemi’ vurgulandı.

Araştırmacı Haydar, Sistani tarafından 2014 yılında eli silah tutanların güvenlik güçlerine katılmaları çağrısı yapıldığını, ancak bu çağrının kanun çerçevesi dışında silahlı gruplar oluşturma yönünde olmadığını açıkladı. Silahlı gruplara yönelik başka bir çözümün daha olduğunu söyleyen Haydar, ‘son çarenin devlet otoritesi dışında silahlanmayı yasaklayan bir fetva yayınlamak olduğunu’ belirtti. Devletin yetkisi dışındaki silahları yasaklayan bir fetvanın yoruma, analize ve gerekçelendirmeye açık olmadığını belirten Haydar, “Eğer silahlı gruplar buna uymazlarsa, fetva onları kamuoyuna hesap vermeye zorlayacak” yorumunda bulundu.



Ürdün, diplomatik temsilciliğinin tamamını Tahran'dan tahliye etti

Tahran'ın merkezinde hava saldırıları sonucu hasar görmüş bir binanın önünden bir erkek ve bir kadın geçiyor (AFP)
Tahran'ın merkezinde hava saldırıları sonucu hasar görmüş bir binanın önünden bir erkek ve bir kadın geçiyor (AFP)
TT

Ürdün, diplomatik temsilciliğinin tamamını Tahran'dan tahliye etti

Tahran'ın merkezinde hava saldırıları sonucu hasar görmüş bir binanın önünden bir erkek ve bir kadın geçiyor (AFP)
Tahran'ın merkezinde hava saldırıları sonucu hasar görmüş bir binanın önünden bir erkek ve bir kadın geçiyor (AFP)

Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi bugün yaptığı açıklamada, beş gündür devam eden savaş nedeniyle ülkesinin tüm diplomatik personelini Tahran'dan tahliye ettiğini duyurdu.

Safadi dün Temsilciler Meclisi'ne yaptığı açıklamada, "Tahran'daki Ürdün Büyükelçiliği personelimiz Amman'a ulaştı" dedi.

"Durum kötüleşince tahliye sürecini başlattık. Azerbaycan üzerinden Ürdün'e döndüler ve tüm büyükelçilik personeli şu anda Krallık'ta güvende" diye belirtti.

Safadi, İran'ın Ürdün ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bunları "haksız, gereksiz ve sebepsiz" olarak nitelendirdi ve "Ne biz ne de kardeşlerimiz bu savaşın tarafı değildik" iadesini kullandı.

Tahran, cumartesi gününden bu yana İsrail-ABD'nin kendisine yönelik saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkeleri ve Ürdün'e saldırılar düzenliyor.

İran, ülkelerin kendilerini değil, ülkeler içindeki Amerikan üslerini hedef aldığını iddia ediyor. Ancak İran füzeleri ve insansız hava araçları (İHA), Amerikan üslerini ve büyükelçiliklerini, ayrıca havaalanlarını, limanları, otelleri, konut binalarını ve enerji tesislerini hedef almıştır.

Saldırılarda Körfez'de yedi sivil de dahil olmak üzere 13 kişi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsat’ın Kamu Güvenliği Müdürlüğü'nden aktardığına göre Ürdün'de 5 kişi yaralandı, 19 ev ve 11 araç hasar gördü.


Hizbullah, Tahran ile ilişkilerinde ikilemle karşı karşıya

 İsrail bombardımanından kaçan Lübnanlılar, Beyrut’taki Corniche el-Manara’da konaklıyor. (EPA)
İsrail bombardımanından kaçan Lübnanlılar, Beyrut’taki Corniche el-Manara’da konaklıyor. (EPA)
TT

Hizbullah, Tahran ile ilişkilerinde ikilemle karşı karşıya

 İsrail bombardımanından kaçan Lübnanlılar, Beyrut’taki Corniche el-Manara’da konaklıyor. (EPA)
İsrail bombardımanından kaçan Lübnanlılar, Beyrut’taki Corniche el-Manara’da konaklıyor. (EPA)

Hizbullah’ın askeri kanadı İslami Direniş tarafından fırlatılan ve hem siyasi hem de halk nezdinde sonuçları olan yanlış yönlendirilmiş füzeler, öncelikle Genel Sekreter Naim Kasım’ın, ‘ağabeyi’ olarak nitelendirilen Meclis Başkanı Nebih Berri nezdindeki kredisini zedeledi. Zira Kasım’ın, İran’a destek amacıyla savaşa müdahil olunmayacağı yönünde verdiği taahhüdü ihlal ettiği değerlendirmesi yapıldı. Söz konusu füze saldırılarının, İsrail’in Litani Nehri’nin güneyinde 15 kilometre derinliğe kadar bir kara harekâtı tehdidinde bulunmasıyla birlikte, Şii toplumu ve ülkeyi ciddi bir risk çemberine soktuğu belirtildi. Füzelerin bu bölgeden atılmadığına dikkat çekilirken, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın ‘Beşli Komite’ ülkelerinin büyükelçilerine bu yönde güvence verdiği ve söz konusu ülkelerin hükümetin Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasaklama kararına desteklerini yineledikleri aktarıldı.

Siyasi açıdan bakıldığında ise füze atışlarının, yalnızca Lübnan kamuoyu ve devletin üst kademeleri nezdinde değil, aynı zamanda stratejik müttefiki Nebih Berri karşısında da Kasım’a ağır bir darbe niteliği taşıdığı ifade edildi.

Hizbullah’ta kararları kim veriyor?

‘Şii İkili’ olarak anılan siyasi bloktan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, söz konusu füze saldırıları Hizbullah içinde karar alma mekanizmasının akıbetine ve nihai kararın kim tarafından verildiğine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurdu. Kaynak, Kasım’ın İran’a destek amacıyla müdahil olunmayacağı yönündeki taahhüdünü koruyamamasının bu tartışmaları derinleştirdiğini belirtti. Kaynak ayrıca, ilk füze salvo­sunun Litani Nehri’nin kuzeyinde, Sayda’ya bağlı köylerden atıldığına işaret ederek, bu adımın arkasında Hizbullah içindeki bir kanadın bulunup bulunmadığının ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Hizbullah’ı iç ve dış kamuoyu önünde zor durumda bırakma amacıyla sürece dahil olup olmadığının sorgulandığını aktardı. İlk etapta bu saldırılardan uzak durduğu yönünde iddialar ortaya atılan Hizbullah liderliğinin, kısa süre sonra saldırıyı üstlendiğine dikkat çekildi. Kaynağa göre, açık bir çatışma ortamında Kasım’ın öncelikle Hizbullah’ı koruyacak bir tutum sergilemesi beklenirdi.

dsfvegthy
İsrail hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AP)

Kaynak, Kasım’a yönelik ‘siyasi tokadın’ ilk olmadığını, daha önce de hükümet programında silahların yalnızca devletin elinde olması ilkesini destekleme taahhüdünden geri adım atmasıyla benzer bir durum yaşandığını ifade etti. Hizbullah’ın bu program temelinde iki bakanla hükümete katıldığı hatırlatıldı. Nebih Berri’nin konuya ilişkin kamuoyuna açıklama yapmamasının, duyduğu rahatsızlığı gizlemediğini belirten kaynak, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Beyrut’taki ABD Büyükelçisi Michel Issa aracılığıyla Washington’dan bir mesaj aldığını aktardı. Mesajda, Lübnan tarafından herhangi bir düşmanca adım atılmadığı sürece İsrail’in ülkeye yönelik bir operasyon planlamadığı ifade edildi.

Şii topluluğunda bölünme

Aynı kaynak, füze atışlarının Hizbullah’ın İran ile ilişkisini sorunlu bir zemine taşıdığını belirterek, DMO’nun askeri kanadı bu adıma teşvik etmesinin, Hizbullah’ın hem kendi tabanı nezdindeki güvenilirliğini sarstığını hem de İsrail’e gerekçe sunduğunu ifade etti.

rtbht
İsrail bombardımanından kaçmak için evlerini terk eden Lübnan’ın güneyinden gelen yerinden edilmiş kişiler, Beyrut şehir merkezine sığındı. (EPA)

Bu çerçevede, ülkedeki siyasi bölünmede tarafsız konumda bulunan bir başka siyasi kaynak, ilk ve devamındaki füze atışlarının İran üzerindeki ABD-İsrail askeri baskısını hafifletmeye ya da sahadaki güç dengesini değiştirmeye yönelik herhangi bir sonuç doğurmadığını kaydetti. Kaynak, buna karşılık söz konusu adımların güney bölgelerinden, Beyrut’un güney banliyölerinden ve Bekaa’ya kadar uzanan hatta eşi görülmemiş bir göç dalgasına yol açtığını vurguladı. Bu gelişmenin, Hizbullah’ın toplumsal tabanı içinde de bir kırılmaya neden olduğu; Hizbullah yönetiminin, yerinden edilenler için alternatif barınma imkânları sağlamadan aldığı bu ‘hesaplanmamış karar’ nedeniyle açık biçimde eleştirildiği aktarıldı.

İranlı diplomatların sınır dışı edilmesi

Aynı kaynak, ABD’nin İsrail adına Lübnan hükümetinden Beyrut’taki İran Büyükelçiliği’nde görev yapan çok sayıda İranlı diplomatı sınır dışı etmesini talep ettiğini açıkladı. Söz konusu kişilerin İran diplomatik pasaportlarıyla ülkeye giriş yaptıkları, ancak fiilen DMO’ya bağlı Kudüs Gücü mensubu oldukları ve Hizbullah ile Hamas ve İslami Cihad hareketleriyle askeri koordinasyon yürütmekle görevlendirildikleri iddia edildi. Bu kişilerin, İsrail ile süren askeri çatışma dosyasının yönetimini denetleme rolü üstlendikleri öne sürüldü.

Kaynak, bu isimlerin Hizbullah’ın askeri kanadını füze atışlarına teşvik etmiş olabileceğini de dışlamadı. Söz konusu saldırıların, Naim Kasım’ı zor durumda bıraktığı ve DMO’nun Hizbullah kararları üzerindeki belirleyici etkisi nedeniyle daha sonra saldırıları sahiplenmek zorunda kaldığı ifade edildi. Bu gelişmenin ise Nebih Berri ile ilişkilerin sarsılmasına yol açtığı kaydedildi.

Kasım ve Nasrallah arasında

Kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, Naim Kasım ile selefi Hasan Nasrallah arasındaki fark, Kasım’ın DMO’nun Hizbullah üzerindeki baskısını azaltamaması ve buna karşı koyamamasıyla ortaya çıkıyor. Bu durum, Kasım’ın kararların Lübnan iç siyaseti ve Hizbullah’a olası zararlarını göz önünde bulundurmasını zorlaştırıyor. Selefi Nasrallah ise İran’ın taleplerine her zaman boyun eğmeyerek, yerel sahadaki etkileri azaltmak ve iç durumu mümkün olduğunca gözetmek için tartışma ve müzakere zemini yaratabiliyordu.

hgyhgd
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

Kaynağa göre Kasım, kendi tabanına Nasrallah’ın suikastına karşı İslami Direniş’in neden yanıt veremediğini açıklayacak bir gerekçe bulamıyor. Kasım, yanıt vermemesini ateşkes anlaşmasına bağlıyor; bu tutum, İsrail’in tekrar eden ihlalleri, saldırıları ve önde gelen siyasi ve askeri liderlerin öldürülmesi karşısındaki yaklaşımına da yansıyor.

Kaynak, “Kasım kendi tabanına, tekrar eden İsrail saldırılarına yanıt vermemeyi nasıl gerekçelendirecek? Oysa İran’a destek sağlamakta tereddüt etmedi. Bu durum, Şii toplumu ve diğer topluluklar önünde, ayrıca partisinin içinde yer aldığı hükümet nezdinde ona ciddi bir utanç yaşatmıyor mu?” diye sordu. Özellikle Hizbullah’ı hükümette temsil eden iki bakan, Muhammed Haydar ve Rakkan Nasreddin’in, füzelerin atılmasına şaşırdığı ve Hizbullah’ın İran lehine müdahale etmeyeceğine kesin inandıkları kaydedildi.

Füze atışları, bakanlar için kafa karıştırıcı oldu; zira her iki bakan da hükümetin Hizbullah’ın askeri ve güvenlik faaliyetlerini yasaklayan kararına karşı çıkmıştı. Bu karar, Hizbullah’ın askeri kanadının feshi ve siyasi kanadının diğer siyasi güçler gibi bırakılmasını öngörüyordu.

Kaynak, bakanların hükümet oturumunda uluslararası talebin Hizbullah’a ait askeri faaliyetlerin tamamen yasaklanması olduğu ve geri adım atılamayacağı bilgisini aldıklarını; özellikle Berri’ye yakın bakanların desteğiyle, hükümetin uygulamayı tereddütsüz üstlenmek zorunda kaldığını aktardı.

Yeni sınır şeridi

Kaynağa göre Hizbullah kendi hesaplarını gözden geçirmek yerine füze atışlarına yöneldi ve bu adım Lübnan’ı açık bir savaşın içine soktu. Söz konusu gelişme, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’ı, İsrail’in savaşın kapsamını genişletme ve Litani Nehri güneyindeki bölgeyi ‘nüfussuz yeni bir sınır şeridi’ haline getirme tehdidine karşı bir dizi temas başlatmaya zorladı. Güvenlik kaynaklarına göre İsrail, Lübnan topraklarında kara, deniz ve hava yoluyla kontrolünü fiilen uyguluyor ve Hizbullah’ın füzeleri onu durduramıyor.

efer
ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmanın ardından Hizbullah ile gerginliğin artması üzerine Lübnan sınırında konuşlandırılan İsrail askeri araçları (Reuters)

Kaynak, İsrail’in saldırılarını genişleterek, Lübnan üzerinde baskı kurmak ve Hizbullah’ın silahlarını fiilen etkisiz hale getirmeye başlamak niyetinde olduğunu belirtti. Aynı zamanda İsrail’in, Şii topluluğunu Hizbullah’a karşı kışkırtmayı hedeflediğini, Güney Lübnan ve Beyrut’un güney banliyösünün neredeyse tamamen nüfussuz kalabileceğini, planın Bekaa’daki Şii çoğunluğa sahip bölgeleri de kapsayabileceğini öngördü.

Kaynak, İsrail’in Lübnan’a yönelik olası son savaşını öngörse de, Hizbullah’ın İran’ı destekleyerek askeri bir değerlendirmede hata yapıp yapmadığı sorusunu gündeme getirdi. Hizbullah, savaşın uzun sürmeyeceğini ve biraz direnç göstererek ateşkes ve müzakerelerde yer alabileceğini düşünmüş olabilir. Kaynak, bu ihtimali ‘imkânsız’ olarak nitelendirerek, bunun Lübnan-İran ilişkilerini uçuruma sürükleyebileceğini; özellikle Körfez ülkelerinin Tahran ile diplomatik ilişkilerini kesme kararı alması durumunda ciddi sonuçlar doğuracağını ifade etti.


Suriye ordusu, Lübnan ve Irak sınırlarında konuşlanmasını güçlendiriyor

Haseke vilayetinin kırsal kesiminde devriye gezen Suriye askerleri (EPA)
Haseke vilayetinin kırsal kesiminde devriye gezen Suriye askerleri (EPA)
TT

Suriye ordusu, Lübnan ve Irak sınırlarında konuşlanmasını güçlendiriyor

Haseke vilayetinin kırsal kesiminde devriye gezen Suriye askerleri (EPA)
Haseke vilayetinin kırsal kesiminde devriye gezen Suriye askerleri (EPA)

Suriye hükümet ordusu, Lübnan ve Irak ile olan Suriye sınırları boyunca konuşlanmasını güçlendirdiğini duyurdu.

Bu durum, bir yanda ABD ve İsrail, diğer yanda İran arasında dört gündür devam eden ve giderek artan gerilimlerin ortasında gerçekleşti.

Suriye Ordusu Operasyonlar Müdürlüğü, Şarku’l Avsat'a yaptığı yazılı açıklamada, "Bu takviye, devam eden bölgesel savaşın tırmanmasıyla birlikte sınırları korumak ve kontrol altında tutmak için yapılıyor" ifadelerini kullandı.

Açıklamada, konuşlandırılan birliklerin sınır muhafız güçlerine ve sınır faaliyetlerini izlemek ve kaçakçılıkla mücadele etmekle görevli keşif taburlarına ait olduğu bildirildi.

Reuters, dün akşamı sekiz Suriyeli ve Lübnanlı kaynağa atıfta bulunarak, bölgede İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışma da dahil olmak üzere artan çatışmaların ortasında Suriye'nin Lübnan ile olan sınırını füze birlikleri ve binlerce askerle güçlendirdiğini bildirdi.

Kaynaklar arasında, isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan beş Suriyeli subay, bir Suriyeli ve iki Lübnanlı güvenlik yetkilisi yer alıyor.

Suriyeli subaylar, Suriye takviye birliklerinin şubat ayında gelmeye başladığını, ancak son günlerde hızlandığını bildirdi.

Aralarında yüksek rütbeli bir subayın da bulunduğu Suriyeli subaylar, bu hamlenin silah ve uyuşturucu kaçakçılığını önlemenin yanı sıra İran destekli Hizbullah'ın veya diğer silahlı grupların Suriye'ye sızmasını engellemeyi amaçladığını ifade etti.

Suriyeli bir subay, 52. ve 84. Tümenler de dahil olmak üzere Suriye ordusunun çeşitli tümenlerinden askeri birliklerin, Humus'un batısındaki kırsal kesimde ve Tartus'un güneyinde sınır boyunca varlıklarını güçlendirdiğini bildirdi.

Yetkili, takviyelerin piyade birlikleri, zırhlı araçlar ve kısa menzilli Grad ve Katyusha roketatarlarını içerdiğini açıkladı.

Suriyeli bir güvenlik yetkilisi, Şam'ın herhangi bir komşu ülkeye karşı askeri harekât planlamadığını belirtti. "Ancak Suriye, kendisine veya müttefiklerine yönelik herhangi bir güvenlik tehdidiyle başa çıkmaya hazırdır" ifadesini kullandı.

Ancak bu hamle, bazı Avrupalı ​​ve Lübnanlı yetkililer arasında olası bir işgal konusunda endişelere yol açtı.

Suriye askeri yetkilileri, bu tür planları şiddetle reddederek, Suriye'nin Lübnan'daki önemli etkisi ve Hizbullah'ın 14 yıllık iç savaş sırasında eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümetine verdiği destekten kaynaklanan, on yıllarca süren gergin ilişkilerin ardından Lübnan ile dengeli ilişkiler kurmayı hedeflediğini belirtti.

Suriye güçleri, 1976'dan 2005 yılına kadar Lübnan'da konuşlanmıştı; bu dönem, 1990'da sona eren Lübnan İç Savaşı'nı da kapsıyordu.

Hizbullah, 2014'te aylarca süren savaşı sona erdiren ateşkes anlaşmasından bir yıldan fazla bir süre sonra, pazartesi günü İsrail'e roket saldırılarına yeniden başladı. İsrail o zamandan beri Lübnan'a neredeyse her gün hava saldırıları düzenlemeye devam ediyor.

İsrail bu hafta Lübnan'ın güneyinin büyük bir bölümü için tahliye emri verdi ve on binlerce sakini yerinden etti. İsrail'in Lübnan'ın güneyine ve Beyrut'un güneyine düzenlediği hava saldırılarında onlarca kişi öldü.

Lübnanlı üst düzey bir güvenlik yetkilisi, Suriye makamlarının Beyrut'a, Suriye'nin Lübnan ile Suriye arasındaki doğu sınırını oluşturan dağlar boyunca roketatar konuşlandırmasının, Hizbullah'ın Suriye'ye karşı başlatabileceği herhangi bir eylem veya saldırıya karşı savunma amaçlı bir önlem olduğunu bildirdiğini söyledi.