SDG Suriye ordusuna entegrasyon kararının ayrıntılarını açıkladı

Yabancı savaşçıların uzaklaştırılması ve devlet kurumlarının etkinleştirilmesi için yapılan üçlü toplantının sonuçları

 Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Reuters)
TT

SDG Suriye ordusuna entegrasyon kararının ayrıntılarını açıkladı

 Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Reuters)

Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) yakın kaynaklar, SDG liderliğinin pazartesi akşamı açıkladığı Suriye ordusunun yapısına girmeye hazırlık amacıyla askeri ve güvenlik kurumlarını Özerk Yönetim'in güvenlik kurumlarıyla birleştirme duyurusunun Şam'la gerçek müzakereler yolunda ciddi bir adım olduğunu söyledi.

SDG liderliği pazartesi akşamı, askeri ve güvenlik kurumlarının Özerk Yönetim'in güvenlik kurumlarıyla birleştiğini duyurdu. Suriye ordusunun yapısına girmeye hazırlanan SDG'nin lideri Mazlum Abdi, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'yı Suriye'nin kuzeydoğusunda güçlerinin kontrolü altındaki bölgeleri ziyaret etmeye davet etti ve geçiş dönemi için ülkenin cumhurbaşkanlığını üstlenmesinden dolayı tebrik etti.

SDG , Abdi'nin yanı sıra siyasi kanadı Suriye Demokratik Konseyi (SDK), yürütme sivil idaresi ve Kürt Özerk Yönetimi liderlerinin de katıldığı üçlü toplantının tutanaklarını yayınladı. Toplantıda SDG'nin askeri ve güvenlik kurumları ile Özerk Yönetim'in güvenlik kurumlarının Suriye ordusunun yapısına entegre edilmesi, Suriye devletinin kuzeydoğu Suriye'deki sivil ve hizmet kurumlarının yeniden faaliyete geçirilmesi ve ulusal egemenlik ve istikrarı destekleyecek bir adım olarak Suriyeli olmayan yabancı savaşçıların SDG saflarından çekilmesi ve SDG'nin kontrolü altındaki bölgelerden çıkarılması kararlaştırıldı.

dfergthy
Deyrizor'un doğu kırsalında bulunan el-Ömer petrol sahasındaki SDG savaşçıları (Arşiv - Şarku'l Avsat)

SDG komutanlarından Ebu Ömer el-İdlibi Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, toplantıda ‘SDG'nin tek bir blok olarak Şam hükümetindeki Savunma Bakanlığı'nın bir parçası olacağı ve bakanlıktaki bir kolordunun ya da Doğu Bölgesi Komutanlığı'nın bir parçası olabileceği’ sonucuna varıldığını söyledi. Suriye'nin kuzeydoğusundaki petrol ve doğalgaz sahaları konusunun ‘bu aşamada tartışmaların bir parçası olmadığını’ kaydeden el-İdlibi, “Tartışmalar henüz emekleme aşamasında” dedi. El-İdlibi bu konuların gelecek turlarda ele alınabileceğini söyledi.

El-İdlibi bu adımın, temel hizmetlerin sağlanması ve halkın yaşam standardının iyileştirilmesi için ‘çabaların birleştirilmesi ve ulusal gücün güçlendirilmesinin yanı sıra devletin kuzey ve doğu Suriye'deki sivil ve hizmet kurumlarının yeniden etkinleştirilmesi’ bağlamında atıldığını ifade etti.

Üçlü toplantı tutanaklarında Suriye hükümeti ile koordinasyonun etkinleştirilmesi, ulusal konularda iş birliğinin arttırılması ve Suriye topraklarının bütünlüğünün vurgulanması için Şam ile toplantıların yoğunlaştırılması gerektiği belirtildi. El-İdlibi'ye göre, alınan son kararlar yerel güçlerin Suriye ordusuna katılımını ve ordunun vatanı koruma kabiliyetini güçlendirecek, yerinden edilenlerin şehir ve köylerine dönüşünü kolaylaştıracak ve yaşamları için uygun koşulların sağlanmasını temin edecek.

sdfrgt
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra geçtiğimiz ocak ayında silahlı grupların liderleriyle bir araya geldi. (SANA)

El-İdlibi, ‘üzerinde anlaşmaya varılan maddelerin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere planlar ve uygulama mekanizmaları geliştirmek’ üzere tüm taraflardan ortak komiteler oluşturulduğunu bildirdi. Suriye hükümetiyle diyalog için uygun bir zemin yaratma çabalarının sürdüğüne dikkat çeken el-İdlibi, ‘ciddi ve anlamlı bir diyaloğun en yüksek ulusal çıkarı sağlayacak çözümlere ulaşmanın en iyi yolu olduğunu’ vurguladı.

Üçlü toplantı, Suriye Savunma Bakanlığı'nın, devrik Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine sadık eski ordunun lağvedilmesinin ardından kurulacak yeni orduya tüm silahlı grupları entegre etme çabalarını başlatmasının ardından geldi.

xzcvdfg
Suriye Demokratik Konseyi (SDK) Başkanı Leyla Kahraman (Şarku'l Avsat)

SDK Başkanı Leyla Kahraman Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, “Eski rejimin yıkılmasının ardından hassas bir geçiş aşamasıyla karşı karşıya olduğumuz ve herkesin bölünmüş olduğu bu dönemde, tüm Suriyeliler için tek bir Suriye'ye ulaşmak amacıyla bir araya gelmeli ve diyalog kurmalıyız” diyerek ülkenin geleceğine ilişkin önemli kararlar almak için bir fırsat yakaladıklarını söyledi. Ulusal birliğin güçlendirilmesi ve Suriye diyalog kanallarının istisnasız herkes arasında açılması ve devam ettirilmesi çağrısında bulunan Kahraman, “Kapsayıcı Suriye kimliğinin yeni bir tanımı yapılmalı ve ülkenin gelecekteki yönetim şekline odaklanılmalıdır” dedi.

SDG'ye yakın North Press sitesi de DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon’un SDG ile yeni Suriye yönetimi arasındaki diyaloğu desteklediğini açıkladığını ve bu kararın bölgede istikrar ve gerilimin azaltılmasına katkıda bulunduğunu bildirdi.

dfvbgrtyh
Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Hazırlık Komitesi Sözcüsü Hasan ed-Dığeym ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) temsilcileri arasında yapılan istişare toplantısından (X)

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Dış İlişkiler Komitesi'nden üst düzey bir heyet pazar günü Suriye'nin başkenti Şam'da Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Hazırlık Komitesi Sözcüsü Hasan ed-Dığeym ile bir görüşme gerçekleştirdi. İki taraf, tüm bileşenlerin adil bir şekilde temsil edilmesini sağlamak amacıyla ENKS'nin geçiş dönemi siyasi sürecinin tüm aşamalarına dâhil edilmesi gereğini ele aldı. Ed-Dığeym görüşmenin ardından basına yaptığı açıklamada, Ulusal Diyalog Konferansı’nın kapsayıcı ve tüm taraflara açık olması gerektiğini vurgulayarak, “Kürtlerin fedakarlıklarına saygı duyuyoruz… Onlar bizim anavatandaki ortaklarımız ve siyasi süreçte etkin bir role sahip olmalılar” ifadelerini kullandı.

SDG lideri Mazlum Abdi pazartesi günü North Press'e verdiği özel röportajda, Ahmed eş-Şera'yı cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesinden dolayı kutladı ve kendisini Washington liderliğindeki Uluslararası Koalisyon tarafından desteklenen güçlerinin kontrolü altındaki bölgeleri ziyaret etmeye davet etti. Abdi, istikrar ve ulusal birliğin sağlanmasına yönelik her türlü çabayı desteklediğini ve yeni yönetimle ‘ulusal çıkarı sağlayacak çözümlere ulaşmak için’ ortak çaba sarf ettiklerini belirterek, ‘Şam'daki Suriye hükümetiyle müzakereler için uygun bir zemin hazırlama çabalarının devam ettiğini’ kaydetti.

defrgthy
Ahmed eş-Şera, Suriye devriminin zaferini ilan etmek için düzenlenen konferansta yaptığı konuşma sırasında, 29 Ocak. (AFP)

Abdi, SDG saflarındaki yabancı savaşçıların çıkarılması, SDG'nin elindeki DEAŞ tutuklularının dosyasının Şam hükümetine teslim edilmesi ve hükümet kurumlarının güçlerinin kontrolü altındaki bölgelere geri dönmesi talepleri hakkında eş-Şera'yla konuşmaya istekliydi. “SDG, bölgeyi korumanın ve terörle mücadelenin, ülkenin güvenlik ve istikrarını sağlamak için tüm taraflar arasında üst düzey koordinasyon gerektiren ulusal bir sorumluluk olduğuna inanarak bu alanda iş birliğine açıktır” diyen Abdi, önerilenlerin uygulanmasına yönelik net bir eylem planını görüşmek üzere önümüzdeki günlerde Şam'a ikinci bir ziyaret gerçekleştireceklerini duyurdu.



Cezayir’de eğitim reformu siyasi çevreleri böldü

Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
TT

Cezayir’de eğitim reformu siyasi çevreleri böldü

Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)

Cezayir’de bu ayın başında eğitim sektöründe reformların açıklanmasının ardından siyasi kutuplaşmanın dozu yükseldi. Özellikle basında çıkan ve Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un, Eğitim Bakanı’nın reformları Bakanlar Kurulu’na sunmadığı gerekçesiyle geri çekebileceği yönündeki sızıntılar tartışmaları daha da alevlendirdi.

Bu mesele, Arap milliyetçisi muhafazakâr akım ile devletin en önemli kurumlarında güçlü nüfuza sahip Frankofon akım arasındaki eski mücadeleyi yeniden gündeme taşıdı.

vfgrthyju
Cezayir Eğitim Bakanı Muhammed Sağir Saadavi (Bakanlık)

Milli Eğitim Bakanı Muhammed Sağir Saadavi’nin ağustos ayının ilk haftasında eğitim müfettişleriyle yaptığı toplantıda pedagojik düzenlemeler olarak adlandırılan değişiklikleri açıklamasının ardından tartışmalar her geçen gün büyüdü. Dil, din, kültür ve kimliğin yanı sıra Fransız sömürge döneminin (1830-1962) bu unsurlar üzerindeki etkisine ilişkin eski ideolojik anlaşmazlıklar da tartışmanın içine dahil oldu.

Destek ve diyalog çağrıları arasında

Reform kapsamında üçüncü sınıftan itibaren İngilizce dersinin müfredata dahil edilmesi, Fransızca eğitiminin dördüncü sınıfa ertelenmesi ve ortaöğretimde bazı derslerin yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bunların başında, fen bilimleri alanlarında bakalorya sınavına girecek öğrenciler için felsefe dersi geliyor.

Değişikliklerin resmiyet kazanmasının ardından sosyal medya platformlarında ve televizyon programlarında tartışmalar ve karşılıklı sert açıklamalar başladı.

Tartışma, özellikle eğitim müfredatı uzmanı ve eski Milli Eğitim Bakanı Nuriye Bin Gıbrit’in (2015-2019) eski danışmanı Ahmed Tissa’nın özel bir televizyon kanalına verdiği röportajın ardından alevlendi. Tissa, bakanlığın bazı tercihlerinin gerekliliğini sorgularken özellikle felsefe, İslam eğitimi ve Fransızcanın müfredattaki konumuna dikkat çekti.

cs
Nahda Hareketi Genel Sekreteri Muhammed Zuveybi (Parti medyası)

O tarihten bu yana tepkiler, siyasi çevreler de dahil olmak üzere hızla arttı. Reform tartışması, eski ideolojik ayrışmaların da etkisiyle giderek daha geniş bir siyasi bölünmeye dönüştü.

Yeni Cezayir Cephesi Başkanı Cemal bin Abdüsselam, dün düzenlediği basın toplantısında Fransızcanın eğitim müfredatında tutulmasının öncelikle Fransa’ya hizmet ettiğini savundu. Bin Abdüsselam, Fransızcanın bilim, bilgi ve teknoloji alanlarında artık geride kaldığını söyledi.

Buna karşılık muhalefetteki İşçi Partisi lideri Luiza Hanun, parti kadrolarıyla gerçekleştirdiği toplantıda reform projesinin ertelenmesini ve üzerindeki baskının kaldırılmasını, Cumhurbaşkanı’nın himayesinde ulusal bir tartışma başlatılmasını istedi.

Hanun, felsefe dersini temel bir alan olarak görüyor ve partisinin ders saatlerinin azaltılmasına veya farklı eğitim alanları arasında yeniden dağıtılmasına karşı çıktığını belirtiyor.

Diller konusunda ise Arapça ile Amazigcenin yanı sıra Fransızca ve İngilizcenin birbirini tamamladığı bir yaklaşım çağrısında bulunan Hanun, bir dilin başka bir dille aceleyle değiştirilmesinin, gerekli pedagojik şartlar oluşturulmadan gerçekleştirilemeyeceğini vurguladı.

drtyj
Eğitim Bakanı’nın bakanlık kadrolarıyla toplantısı (Bakanlık)

Yeni Nesil Partisi Başkanı el-Ahdar Emkıran da Her Şey Cezayir için internet sitesinde yayımlanan makalesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararları etrafında yürütülen tartışmanın, Fransızca ve İngilizce gibi yabancı dillerin konumu veya bazı derslerin yeniden düzenlenmesi gibi konuların yalnızca sosyal medyada geçici bir tartışmaya indirgenmesine karşı uyardı.

Siyasi cephelerden karşılıklı salvo

İslami çevrelerin önde gelen isimlerinden ve eski Toplum İçin Barış Hareketi Başkanı Abdürrezzak Makri de pazartesi günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda tartışmaya dahil oldu. Makri, laik akımı ve Fransa’nın hizmetkârlarını sert şekilde eleştirdi.

Makri, «Bu kişileri bu günlerde birdenbire harekete geçiren nedir? Resmi düzeyde onları harekete geçiren bir şey mi oldu? Yoksa Fransa onlara bir şey mi vaat etti?» diye sordu. Makri’nin açıklamaları, ilkokul eğitiminde Fransızcanın rolünün azaltılmasına karşı çıkan kesimlere yönelikti.

Makri ayrıca, «Bu akım neden Arapçadan nefret ediyor? Bilim, refah ve kalkınma alanlarında ana dili konuşanların bile terk ettiği, dünyadaki kullanım alanı sınırlı olan ve her geçen gün gerileyen yabancı bir dili savunmalarının nedeni nedir?» ifadelerini kullandı.

Makri, söz konusu akımın halk desteğine sahip olmadığını savunarak, «Herhangi bir seçimde rekabet edemedi, buna rağmen önemli kararları etkiliyor... Neden?» diye sordu.

Paylaşım, destekleyenler ile karşı çıkanlar arasında yeni bir tartışma başlattı.

Cumhurbaşkanı’nın politikalarını destekleyen Demokratik Ulusal Birlik Partisi üyesi Nesim Brahimi, İslami lidere hitaben, “Sizinle aynı fikirde olmayanları suçlayıp ihanet ve başka bir ülkeye hizmet etmekle itham ettiğinize göre, sizi Türkiye’ye bağlı olmakla suçlayanlara kızmamalısınız” dedi.

Brahimi’nin bu sözleri, Makri’nin Müslüman Kardeşler çizgisine bağlılığına gönderme olarak değerlendirildi.

gthy

Tartışmanın tarafları, konuyu sonuçlandırmak üzere Cumhurbaşkanı Tebbun’un hakemliğini beklerken, El Haber ve Le Soir d’Algérie gazeteleri pazar günü aynı içeriğe sahip iki makale yayımladı.

Makalelerde, eğitim veya ekonomi gibi devletin herhangi bir sektörünü ilgilendiren yapısal bir değişiklik veya reformun, Cumhurbaşkanı’nın bizzat başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu toplantısında görüşülüp incelenerek onaylanmadığı sürece yürürlüğe giremeyeceği ve resmiyet kazanamayacağı vurgulandı.

Bu değerlendirme, tartışmalı reformun ülkenin üst makamları tarafından henüz onaylanmamış, Eğitim Bakanı tarafından ortaya atılan bir girişimden ibaret olduğu şeklinde yorumlandı.

Böylece tartışmanın bir tarafında reformu destekleyenler, diğer tarafında uygulama öncesinde ulusal bir konferans düzenlenmesini isteyenler, bir başka tarafta ise bakanlığın bazı tercihlerine mesafeli yaklaşanlar yer aldı.

İslami ve muhafazakâr partiler, bakanlık tarafından açıklanan reform yönelimlerine geniş destek verdi. Nahda Hareketi Genel Sekreteri Muhammed Zuveybi, basına yaptığı açıklamada Eğitim Bakanlığı’nın girişimine «koşulsuz» destek verdiklerini belirtti.

Zuveybi, reformların, kendi ifadesiyle Cezayirli yeteneklerin önündeki engel oluşturan «dil bariyerini» kaldırmayı ve ülkenin bilimsel araştırmalara ve uluslararası iletişime açılmasını hedeflediğini belirterek, burada özellikle Fransızcanın rolünün azaltılmasına işaret etti.


Irak, “sessiz savaşta” silahlı gruplarla karşı karşıya; bir İHA’nın “tank mühimmat stokunu patlattığından” şüpheleniliyor

Irak ordusu, Amerikan yapımı Abrams tanklarıyla bir geçit töreninde (Arşiv-Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak ordusu, Amerikan yapımı Abrams tanklarıyla bir geçit töreninde (Arşiv-Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Irak, “sessiz savaşta” silahlı gruplarla karşı karşıya; bir İHA’nın “tank mühimmat stokunu patlattığından” şüpheleniliyor

Irak ordusu, Amerikan yapımı Abrams tanklarıyla bir geçit töreninde (Arşiv-Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak ordusu, Amerikan yapımı Abrams tanklarıyla bir geçit töreninde (Arşiv-Irak Başbakanlık Ofisi)

Güvenlik ve istihbarat kaynakları, Irak makamlarının ağustos ayının başında Bağdat'ın kuzeyindeki Taci Üssü'nde stratejik bir depoda meydana gelen patlamanın İHA saldırısından kaynaklandığından şüphelendiğini bildirdi. Kaynaklar, patlamanın Irak ordusuna ait tank ve zırhlı araç mühimmat stoklarında ağır hasara yol açtığını belirtti.

Olayın, yetkililerin daha önce “yüksek sıcaklıkların neden olduğu” şeklinde açıkladığı bir yangınla başladığı ifade edildi.

Kaynaklara göre soruşturmacılar, “henüz modeli belirlenemeyen bir İHA'nın, 9. Zırhlı Tümen'e ait mühimmat deposu patlamadan önce üssün üzerinde uçtuğuna” inanıyor. Patlama sonucunda çok sayıda zırhlı araç ve ABD yapımı Abrams tanklarına ait mühimmatın imha olduğu tahmin ediliyor.

İki subay, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, soruşturmacıların “üsteki termal kamera kayıtlarını incelediğini ve görüntülerde mühimmat deposu ile tank mermileri patlamadan önce üssün güneyinden bölgeye doğru gelen uçan bir cisim görüldüğünü” söyledi.

Subaylardan biri, “Tanklara ait teçhizatımızın büyük bölümünü kaybettik (...) Şu anda 9. Zırhlı Tümen'in, tankların içinde bulunan mühimmat dışında tek bir mermi bir stoğu kalmadı” dedi.

Bir istihbarat yetkilisi de “mühimmat deposunun büyük olasılıkla bir İHA tarafından hedef alındığını” söyledi.

Irak'ın resmi haber ajansı, 2 Ağustos'ta Savunma ve İçişleri bakanlıklarındaki yetkililere dayandırdığı haberinde, “Bağdat'ın kuzeyindeki Taci Üssü'nde bir mühimmat deposunda yüksek sıcaklıkların neden olduğu yangın çıktığını” bildirmişti.

İlk açıklamalarda saldırı ihtimali dışlanmış olsa da üst düzey bir askeri yetkili, Şarku’l Avsat’a, “istihbarat birimlerinin olayın koşullarını netleştirmek amacıyla teknik bir soruşturma yürüttüğünü” söyledi. Yetkili daha fazla ayrıntı vermedi.

Yetkililer, saldırının, silahlı grupların “resmi güvenlik kurumlarını silah üstünlüğü sağlayan unsurlardan mahrum bırakma” girişimlerinin çok sayıdaki göstergesinden biri olarak değerlendirildiğini belirtiyor.

Kaynaklara göre hedef alınan mühimmat deposunda Irak ordusunun en önemli muharip birliklerinden birinin temel cephaneliğini oluşturan yaklaşık 50 bin mermi bulunuyordu. Ancak saldırının yol açtığı gerçek kaybın boyutu henüz kesinleşmiş değil.

ABD yapımı M1 Abrams tankları 2010 yılında Irak ordusunda hizmete girdi (AP)
ABD yapımı M1 Abrams tankları 2010 yılında Irak ordusunda hizmete girdi (AP)

9. Zırhlı Tümen yeniden konuşlanıyordu

Dokuzuncu Zırhlı Tümen, Irak ordusunun en önemli birliklerinden biri olarak öne çıkıyor. Birliğin ilk kez yaklaşık 1975'te kurulduğu, 1982'de lağvedildiği ve 2004'ten sonra yeniden oluşturulduğu değerlendiriliyor. Merkezi Bağdat'ın kuzeyindeki Taci'de bulunan tümen, ordunun başlıca müdahale birliklerinden biri olarak stratejik görevler üstleniyor.

Tümenin silah envanterinin önemli bir bölümünü ABD menşeli sistemler oluştuyor. Özellikle Abrams tankları ve M113 personel taşıyıcıları, Irak'ın zırhlı gücünün belkemiğini oluşturuyor.

Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a, “Taci Üssü'ndeki tank ve zırhlı araç mühimmatının hedef alınmasının, 9. Zırhlı Tümen birliklerinin Erbain ziyareti için güvenliği sağlamak amacıyla farklı bölgelere yeniden konuşlandığı bir dönemde gerçekleştiğini” söyledi.

Kaynak, “askeri yetkililerin saldırıdan haberdar edilir edilmez Taci Üssü'ndeki tümen karargâhına geldiğini” belirtti. Yetkililerin, bölgenin güvenliğinden sorumlu subay ve askerlerin görevlerini durdurmasına karar verdiği, askeri istihbarattan bir soruşturma ekibinin de olay yerini incelemek üzere bölgeye ulaştığı belirtildi.

Irak'ın kısa süre önce aralarında ABD yapımı tank ve zırhlı araç mermilerinin de bulunduğu mühimmat açığını kapatmak amacıyla acil tedarik sözleşmeleri talep ettiği öğrenildi.

Bu talebin Taci Üssü'ndeki olay nedeniyle oluşan kayıpların telafisiyle bağlantılı olduğu düşünülüyor.

Irak Savunma Bakanlığı Sözcüsü ile Güvenlik Medya Hücresi Başkanı, Şarku’l Avsat’ın yorum taleplerine yanıt vermedi.

Irak İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Mikdad Miri ise bugün düzenlediği basın toplantısında, “İzin alınmadan havalanan her İHA terör eylemi olarak değerlendirilir” dedi. Miri, “bütün silahların devletin kontrolü altında olması gerektiğini” vurguladı.

Sessiz savaş

Bir istihbarat yetkilisi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ilk soruşturmaların, silahlı bir grubun Bağdat'ın güneyinde bir mevziyi kullanarak Taci Üssü'ndeki hedefe doğru İHA gönderdiği sonucuna ulaştığını” söyledi.

Yetkililere göre saldırı, silah bırakmayı reddeden grupların, düzenli güçleri düzensiz gruplar karşısında sahada üstün kılan askeri varlıklardan mahrum bırakmaya yönelik “yoğun çabalarını” gösteriyor.

Kaynaklar, “silahlı grupların Irak güvenlik güçleriyle yaşanabilecek herhangi bir çatışmaya karşı önleyici planlar yürüttüğünü ve tank mühimmatı gibi çatışmalarda düzenli güçlere üstünlük sağlayan askeri varlıkları etkisiz hale getirmeyi amaçladığını” ifade etti.

Koordinasyon Çerçevesi ittifakından bir siyasi yetkili, “Irak hükümeti radikal gruplarla sessiz ve hassas bir savaş yürütüyor; yerel ve bölgesel çekinceler ve riskler nedeniyle bunun açık bir çatışmaya dönüşmesini istemiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Irak Başbakanı Ali Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi (AFP)

Bir siyasi yetkili, daha önce silahların devletin kontrolünde toplanması planını reddettiğini açıklayan bir silahlı grup liderinin, “hükümet veya ABD silahları zorla toplamak için güç kullanmaya karar verirse, grubunun ve diğer grupların hükümetle askeri bir çatışmaya hazır olduğunu” söylediğini belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, ABD'nin ülkedeki askeri gücünü çekmesi ve silahlı grupların silahlarını devletin kontrolüne bırakması için belirlenen son tarih olarak 30 Eylül 2026 tarihini belirledi.

Ancak İran müttefiki olan Hizbullah Tugayları, Seyyid el-Şuheda Tugayları ve Nuceba Hareketi şu ana kadar silahlarını devlete teslim etmeyi reddediyor. Bu gruplara yakın aktivistler, “Direniş Ekseni'nin Amerikalılar ülkeden çekildikten sonra bile silahlarını teslim etmeyeceğini” savunurken, kamuoyu önünde meydan okuyan bir üslupla “devletin silahlarının grupların elinde toplanması” çağrısı da yaptılar.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir silahlı grup yöneticisi, “direniş silahlarının geleceğine yalnızca bu ekseni kuran taraf karar verebilir” ifadesini kullandı. Yetkili bu ifadeyle İran'a atıfta bulundu.

Taci Üssü'ne yönelik saldırı doğrulanırsa, Irak ordusu mühimmat stoklarının güvenliğini sağlama konusunda kritik bir sınamayla karşı karşıya kalacak. Zeydi hükümeti bir yandan silahların devlet tekeli altında toplanması için mücadele ederken, diğer yandan İran müttefiki grupların kontrolündeki silahlı bölgeler üzerinde sahadaki hakimiyetini güçlendirmeye çalışıyor.

Haziran 2025'te bir İHA saldırısının ardından Taci Üssü'nden yükselen alevler (X).
Haziran 2025'te bir İHA saldırısının ardından Taci Üssü'nden yükselen alevler (X).

Taci Üssü daha önce de İHA saldırısına uğramıştı

Taci'nin hedef alınması münferit bir olay değil. 24 Haziran 2025'te, ABD ile İran arasında yaşanan 11 günlük savaş sırasında üs, kamikaze İHA saldırısına uğramıştı. Dönemin Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Sözcüsü Sabah el-Numan'a göre saldırıda Bağdat'ın kuzeyindeki Taci Üssü'nde bulunan iki radar sistemi zarar gördü.

Irak makamları o dönemde saldırının arkasındaki tarafın belirlenmesi amacıyla soruşturma başlatıldığını açıkladı, ancak soruşturmanın sonuçları bugüne kadar kamuoyuna duyurulmadı.

ABD güçleri, Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD askerlerinin Iraklı personeli eğitmek, donatmak ve yetiştirmek amacıyla kullandığı son mevzinin de boşaltılmasının ardından 23 Ağustos 2020'de Taci Üssü'nden çekilmişti.


Şam ile Moskova arasında Tartus ve Hmeymim üslerinin geleceğine dair mutabakat zaptı

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Şam ile Moskova arasında Tartus ve Hmeymim üslerinin geleceğine dair mutabakat zaptı

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Şam ve Moskova'nın Tartus ve Hmeymim'deki Rus üslerinin geleceğini belirleyen bir mutabakat zaptına ulaştıkları bildirildi.

Suriye Arap Haber Ajansı’nın (SANA), Dışişleri Bakanlığı Medya ve İletişim Müdürlüğü'nden aktardığına göre "Dışişleri ve Diaspora Bakanlığı'nın yürüttüğü bir buçuk yıllık yoğun müzakere ve görüşmelerin ardından, Hmeymim ve Tartus'taki iki Rus üssünün geleceği nihai olarak karara bağlandı. Varılan mutabakat muhtırası, iki taraf arasındaki ilişkilerin gelecek dönemine ilişkin çerçeveyi çiziyor" ifadelerini kullandı.

SCDFVG
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye'deki Hmeymim Üssü'nü ziyareti sırasında, 12 Aralık 2017 (Getty)

Söz konusu mutabakat uyarınca, Rusya’nın Mart 2011’de başlayan halk ayaklanmasının ardından Beşşar Esed rejimi lehine Eylül 2015’te gerçekleştirdiği kapsamlı askeri müdahaleyle Suriye kıyılarında kurduğu askeri varlığının yeniden yapılandırılması süreci başlıyor.

Mutabakat metninde, başta Hmeymim Havaalanı ve Tartus Limanı'ndaki 4. ticari rıhtım olmak üzere sivil nitelikli tesislerin yönetiminin Suriye devleti tarafından üstlenilmesi ve bu tesislerin kademeli olarak sivil idari sisteme dahil edilmesi öngörülüyor.

RGTHYJ
Rusya ve Suriye liderleri, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla Moskova'daki Kremlin Sarayı'nda düzenlenen çalışma kahvaltısında bir araya geldi, Ekim 2025 (EPA)

Askeri üslerin ve tesislerin statüsüne ilişkin olarak taraflar, bu yapıların işlevinin yeniden tanımlanması hususunda mutabakata vardı. Buna göre karşılıklı çıkarları koruyacak yeni düzenlemeler kapsamında söz konusu yapılar, askeri üs olmaktan çıkarılarak ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülecek.

Mutabakat zaptı ayrıca, dönüşüm sürecinin tamamlanması için azami üç aylık bir takvim öngörüyor. Yeni düzenlemeler, bu sürenin ardından yürürlüğe girecek.

Yaklaşık bir buçuk yıl önce başlayan müzakerelerden bu yana atılan en kritik adım olan bu gelişme, Suriye-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Suriye'deki yeni yönetimin, Rusya’nın iki askeri üsteki varlığını hedef almadığı, süreç boyunca bu varlığın sürdüğü ve tarafların üslerin geleceğine ilişkin müzakere yürüttüğü kaydedildi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şaraa ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ikili ilişkilerin korunması ve geliştirilmesi yönündeki arzularını vurgulayarak uzlaşmacı bir tutum sergiledi.

Şara, göreve gelmesinden bu yana Moskova'yı iki kez ziyaret etti. İlk ziyaretini Esed'in devrilmesinin ardından Putin ile ilk görüşmesini gerçekleştirdiği 15 Ekim 2025'te yapan Şara, ikinci ziyaretini ise 28 Ocak 2026'da gerçekleştirdi.

Bu ikinci görüşmede Putin, Şara'nın Suriye'nin toprak bütünlüğünü yeniden sağlama çabalarını takdirle karşılarken, Şara da Rusya'nın Suriye ve bölgenin istikrarında ‘tarihi bir role’ sahip olduğunu vurguladı.

Araştırmacı Abdulvahab Assi, mutabakat zaptının Hmeymim ve Tartus üslerinin işlevini değiştirerek Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını fiilen en alt düzeye indirdiğini değerlendirdi. Assi’ye göre bu adım, her şeyden önce Rusya’yı, üssün tamamının yerine geçecek ortak eğitim ve rehabilitasyon tesislerinden birine dönüştürülmesi beklenen dördüncü rıhtıma komşu askeri rıhtım üzerindeki bağımsız yönetim hakkından mahrum bıraktı. Bunun yanı sıra Rusya, sivil (ticari) rıhtımdan yararlanma ve burayı yönetme imkanını da kaybetti.

FRGTHY
Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın kontrolü devralmasının ardından Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nda resmi yetkililerin katılımıyla gerçekleştirilen geziden bir kare (Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu)

Ancak Assi, Suriye rejiminin 2017’de Rusya ile imzaladığı önceki mutabakat muhtırası uyarınca 11 gemi kapasiteli askeri rıhtıma demirleyen gemilerin akıbetine ilişkin resmi maddelerde veya açıklamalarda bir ifade yer almadığı sürece, mevcut mutabakatın Rusya’nın Tartus Limanı’na sınırlı erişim sağlamasını kesin olarak engellemediğini de sözlerine ekledi.

Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu Lazkiye Havalimanı’nı devraldı

Bu kapsamda Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu bugün Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nı devraldı. Kurum Başkanı Ömer Husri, bu adımı Suriye havalimanlarının geri alınması, yeniden işletilmesi ve ulusal sivil havacılık sistemine dahil edilmesi sürecinde önemli bir aşama olarak nitelendirdi.

Husri, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, kurumun uzman ekiplerinin havalimanının, tesislerinin ve sistemlerinin teknik ve operasyonel değerlendirme çalışmalarına başladığını belirtti. Bu çalışmaların, yenileme ve hazırlık seviyesini artırma planının hazırlanmasına zemin oluşturacağını kaydeden Husri, nihai hedefin havalimanını onaylanmış güvenlik ve işletme standartlarına uygun şekilde yeniden faaliyete geçirmek ve uçuşlara açmak olduğunu ifade etti.

Eski adıyla Basil Esed Uluslararası Havalimanı olarak bilinen Lazkiye Uluslararası Havalimanı, Rusya'nın 2015'teki müdahalesinden bu yana Suriye'deki operasyonları için ana merkez olarak kullandığı askeri Hımeymim Hava Üssü ile sivil havalimanının iç içe geçmesi sebebiyle neredeyse tamamen Rusya'nın kontrolü altındaydı.

Rus güçleri, pistleri genişleterek entegre lojistik tesisler inşa etmiş ve bölgedeki hava trafiğini yönetmek üzere gelişmiş hava savunma sistemleri konuşlandırmıştı.

Rus güçlerinin havalimanına katı kısıtlamalar getirmesi ve bitişik üssündeki askerleri ile askeri teçhizatının güvenliğini gerekçe göstererek buranın ticari sivil uçuşlara tamamen açılmasını defalarca reddetmesi, havalimanındaki sivil havacılık faaliyetlerini sekteye uğratmıştı.

Suriye Tartus Limanı'ndaki Ticari Sahaları Rusya'dan devraldı

Gümrük ve Sınır Kapıları Genel Kurumu tarafından dün yapılan açıklamada, Suriye Arap Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında yürütülen bazı görüşmelerin ardından, Tartus Limanı bünyesinde Rus tarafınca kullanılan 4 numaralı rıhtım ile buna bağlı depo ve tesisler dahil tüm ticari sahaların Suriye tarafına devredilmesi konusunda anlaşmaya varıldığı bildirildi.

Kurum Başkanı Kuteybe Bedevi, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani, Tartus Valisi Ahmed eş-Şami ve beraberindeki heyet eşliğinde Tartus Limanı'na saha ziyareti gerçekleştirerek mutabakat kapsamındaki tesis ve yapıların mevcut durumunu yerinde inceledi.