Ortadoğu'da yeni bir bölgesel güvenlik sistemi oluşumunun özellikleri neler?

ABD'nin Ortadoğu politikasının net olması, söz konusu güvenlik sisteminin nasıl şekilleneceğini ya da şekillenip şekillenmeyeceğini belirleyecek

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon
TT

Ortadoğu'da yeni bir bölgesel güvenlik sistemi oluşumunun özellikleri neler?

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon

Bilal Saab

Ortadoğu ülkeleri siyasi açıdan kırılgan olmaya devam ettiği sürece, İran baskı ve ikna yöntemlerini bir arada kullanarak nüfuzunu yaymanın bir yolunu bulacaktır. Ancak İran bugün, 1979 yılındaki devrimden bu yana en zayıf olduğu dönemi yaşıyor. Komşularının siyasi zayıflıklarından ve mezhepsel bölünmelerinden faydalanmak bir yana, zar zor ayakta kalabildiği gerçeğini inkar etmek mümkün değil.

İran'ın onlarca yıl boyunca özenle inşa ettiği milis ağı, Hamas ve Hizbullah'ın İsrail'le son savaşlarının ardından aldıkları askeri yenilgiler ve İran'ın bölgedeki tek müttefiki olan Suriye'deki Beşşar Esed rejiminin çöküşüyle darmadağın oldu.

Tüm bunlar çok önemli olan ‘İran'ın göreceli olarak daha da zayıfladığı mevcut dönem, yeni bir bölgesel güvenlik düzeninin şekillendirilmesi için bir fırsat mı sunuyor?’ sorusunu gündeme getiriyor.

Eğer ABD ve Arap ülkelerinden ortakları güvenlik konusunda daha önce görülmemiş bir şekilde iş birliği ve koordinasyon içinde olurlarsa -ki bu oldukça şüpheli- cevap ‘evet’ olur.

ABD’nin Arap ülkelerinden ortaklarının tutumu

Ancak Donald Trump yönetiminin Ortadoğu politikasında öncelikle Arap ülkelerinden ortaklarının stratejik konumunu göz önünde bulundurması önem taşıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi ülkeler İran'la herhangi bir çatışma arayışında değiller. İran'ı daha da zayıflatmak için bir fırsat var ve bunun tamamen farkındalar, ancak inisiyatif almayacaklar. Bunu hiçbir zaman yapmadılar ve anlaşılabilir nedenlerden dolayı da yapmayacaklar.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) bölgedeki siyasi şiddeti desteklemesi konusunda Tahran’a daha baskıcı bir yaklaşım sergilemesi için Washington’a baskı yapma günleri -en azından öngörülebilir bir gelecek için- geride kaldı. Riyad, Abu Dabi ve diğer bölge ülkelerinin başkentleri Tahran'la uzlaşma ve yakınlaşma yolunu seçtiler. Böylece en önemli öncelikleri olan ekonomik kalkınmaya odaklanabilirler. Çünkü uzun vadeli ekonomik vizyonlarında belirledikleri hedefleri gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları doğrudan yabancı yatırımı çekebilecek sakin ve istikrarlı bir bölge istiyorlar.

Trump ve ABD’nin Arap ülkelerinden ortaklarının genel tutumlarının ötesinde, güvenlik alanında daha fazla iş birliği için pek çok alan olduğu bir gerçek. Aslında iki taraf arasında İran konusunda büyük bir ihtilaf ya da anlaşmazlık olduğu söylenemez.

BAE ve Bahreyn 2020 yılında İsrail ile İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imzaladıklarında bile İran'ı yabancılaştırmaktan ya da provoke etmemek için güvenlik alanında iş birliğini kasıtlı olarak vurgulamaktan kaçındılar. Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki anlaşmaların imzalanmasının üzerinden dört yıl geçse de henüz anlaşmanın tarafları arasında herhangi bir ortak güvenlik girişimi olduğunu duymadık. Körfez ülkelerinin liderlerinin bugüne kadar Washington'da ya da bölgede ABD’li mevkidaşlarıyla bir araya geldikleri görüşmeler genellikle ekonomi, teknolojik yenilikler ve yatırımlar üzerineydi. Ortak güvenlik hakkında neredeyse hiç konuşmadılar. Öte yandan Körfez ülkelerinin liderleri, ABD ordusunun kendi ülkelerinin topraklarından ister Yemen’deki Husiler ister Irak’taki milisler olsun İran’ın bölgedeki müttefiklerine saldırı düzenlemesine izin vermeyi reddetmeye devam ediyorlar.

Bunların hiçbiri Arap ülkelerinin İran'a aniden güvendikleri ya da kendi güvenlikleri konusunda endişelenmedikleri anlamına gelmiyor. Ancak İran’ın mevcut göreceli zayıflığı, yeni bir bölgesel güvenlik düzeninin şekillendirilmesi için ne kadar fırsat sunarsa sunsun, Arap ülkelerinden ortakların ABD ve İsrail ile güvenlik iş birliği söz konusu olduğunda bir kırmızı çizgisi olduğunu da ortaya koyuyor. Doğru bir şekilde değerlendirdikleri üzere, İran yaralı da olsa yine tehlikeli olmaya devam ediyor.

ABD’nin tutumu

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili açıklamalarında nükleer anlaşmayı birinci önceliği olarak belirlemiş gibi görünüyor. Trump'ın genel tercihi, Arap ortakları gibi, Ortadoğu'daki tüm savaşları sona erdirmek ve ekonomik kalkınmayı teşvik etmek.

Trump, İran’ın bölgedeki davranışları hakkında fazla bir yorumda bulunmamış ve İran’a yönelik stratejisi henüz olgunlaşmamış olsa da, her zamankinden daha hızlı ilerliyor gibi görünen nükleer meselesine daha çok odaklanıyor. Trump’ın Tahran'a yaklaşımının özü ‘ya anlaşmaya varmak ya da bombalanmayı göze almak’ şeklinde olabilir. Bu da ABD'nin tek başına ya da zaten parmağını tetiğe koymuş olan İsrail ile birlikte benimsediği bir yaklaşım olarak görülebilir.

xsdfgt
Görsel: Eduardo Ramon

Ancak bu Trump'ın İran'ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini tamamen görmezden geleceği anlamına gelmiyor. Trump, ilk başkanlık döneminde, 2020 yılının ocak ayında Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'nin öldürülmesi emrini vermişti.

Süleymani’nin öldürülmesi, İran'ın bölgedeki askeri gücüne indirilmiş yıkıcı bir darbe oldu. Süleymani, Tahran'ın bölgedeki milis ağını bir arada tutan tutkal görevi görüyordu. İranlılar onun yerine geçebilecek birini bulmakta büyük zorluk çekti. Trump, ABD'nin İran'a karşı bu tür saldırgan taktiklerini Tahran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye zorlamanın bir yolu olarak görüyor olabilir.

Güvenlik alanında iş birliğinin geliştirilmesi

Ancak Trump ve ABD’nin Arap ülkelerinden ortaklarının genel tutumlarının ötesinde, güvenlik alanında daha fazla iş birliği için pek çok alan olduğu bir gerçek. Aslında iki taraf arasında İran konusunda büyük bir ihtilaf ya da anlaşmazlık olduğu söylenemez. Çünkü her iki taraf da her zaman olduğu gibi kendi ulusal çıkarlarının peşinde olacaktır. Ancak bölgedeki bu tarihi andan, İran'ın yükselişte ve bölgeyi kasıp kavurduğu değil, düşüşte olduğu bir andan faydalanmak daha önemli.

Trump’ın ekibi İran'la başa çıkmak için bir strateji oluşturmakla meşgulken, İsrail hiç vakit kaybetmiyor. İsrail, İran'la her ne şekilde olursa olsun yüzleşmeye ve onu zayıflatmaya kararlı görünüyor.

Güvenlik alanında iş birliğinin nihai şekli, Trump'ın Suudi Arabistan'a ve muhtemelen diğer Arap ortaklarına ya ikili müzakereler ya da İsrail'in de dahil olduğu çok taraflı müzakereler sonucunda resmi bir savunma anlaşması sunduğu bir senaryo olacaktır. ABD, şimdiye kadar Arap ülkeleri-İsrail normalleşmesinin Filistinlilerin bağımsız bir devlet kurmalarının önünü açacağı ve Riyad'a Washington'dan resmi bir savunma garantisi vereceği yönünde bir fikir sundu. Eğer bu gerçekleşirse, Suudi Arabistan'ın (ve belki de bölgedeki diğer ülkelerin) bölgesel güvenlik konusunda ABD ile iş birliğine yaklaşımını önemli ölçüde etkileyebilir. Riyad, İran'la bir çatışmanın patlak vermesi ya da İran'ın 2019 yılının eylül ayında yaptığı gibi Suudi Arabistan’a bir kez daha saldırması halinde ABD'nin yasal olarak onun adına askeri müdahalede bulunmak zorunda kalacağını bildiğinden ABD ile güçlü bir savunma anlaşmasıyla eskisinden daha fazla iş birliği yapmayı kabul edebilir. İki ülke arasında bu çerçevede ve ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında, özellikle de tüm bölgenin yararına olacak entegre hava ve füze savunması alanında çeşitli güvenlik iş birlikleri kurulabilir.

ABD ile savunma anlaşmasına varılmaması halinde Arap ülkelerinden ortaklar ortaya çıkabilecek herhangi bir İran karşıtı ittifaktan uzak durmaya devam edecekler. Bunun yerine Trump’a uzun yıllardır masada olmayan ekipmanlar için lobi yaparak aralarında beşinci nesil uçaklar, iletişim sistemleri, otonom silahlar ve çeşitli mühimmatların da yer aldığı kendi savunma sistemlerini geliştirmeye odaklanmayı sürdürecekler.

Gizli faktör

Trump’ın ekibi İran'la başa çıkmak için bir strateji oluşturmakla meşgulken, İsrail hiç vakit kaybetmiyor. İsrail, İran'la her ne şekilde olursa olsun yüzleşmeye ve onu zayıflatmaya kararlı görünüyor. Hamas ve Hizbullah'a çoktan ağır bir darbe indiren İsrail, geçtiğimiz yılki kısasa kısas saldırılarının ardından İran savunmasının büyük bir kısmını ortadan kaldırmayı başardı. ABD istihbaratına göre İsrail, İran'ın bazı nükleer tesislerini vurmayı düşünüyor ve bunu bu yılın ortalarında yapabilir.

Arap ortaklar, İran'a karşı ABD ve uluslararası diplomasiyi güçlendirerek ve ABD'nin bölgedeki tüm yapıcı hamlelerine siyasi olarak meşruiyet kazandırarak ciddi bir katkıda bulunabilir ve fark yaratabilirler.

Körfez Arap ülkelerinin İran'a karşı ABD ile iş birliği yapma konusunda çekinceleri olsa da İran ile bir çatışmada İsrail'in yanında olma konusunda daha büyük endişeleri var. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine saldırırsa, işi tek başına bitiremeyeceğinin farkında. Bunun sonucunda da İran, sadece İsrail'e değil, Körfez ülkelerine de saldıracak. Bu ülkeler İsrail'e yardım etmek için hiçbir şey yapmasalar bile, durum tamamen algılarla ilgili olmaya devam edecek.

ABD'nin Arap ülkelerinden ortaklarının, bir savunma anlaşmasına varamamaları halinde izleyebilecekleri en muhtemel politika ve hareket tarzı, İsrail'in İran'a ve bölgedeki vekillerine karşı yürüttüğü askeri faaliyetlere mesafeli durmaya devam etmek olacak. Bu ülkelerden herhangi birinin İran'a karşı İsrail'le birlikte daha cesur ya da daha resmi bir adım atmaya çalıştığını hayal etmek son derece zor.

Ama belki de buna gerek kalmayacak. Belki de İsrail ve ABD'nin tek istediği -ABD'nin hiçbir Arap ortağıyla savunma anlaşması imzalamadığını varsayarsak- Arapların diplomasi yürütmesinden, çatışma sonrası yeniden inşada iş birliği yapmasından ve geçtiğimiz yıl İran ve İsrail'in iki kez doğrudan birbirlerini vurduğu sırada gördüğümüz gibi biraz olsun güvenliği sağlamasından ibaret olabilir.

Arap ortaklar, İran'a karşı ABD ve uluslararası diplomasiyi güçlendirerek, ABD'nin bölgedeki tüm yapıcı hamlelerine siyasi olarak meşruiyet kazandırarak ve İsrail tarafından son 15 ay içinde büyük bir kısmı yıkıma uğratılan Gazze Şeridi’nin ve Lübnan'ın güneyinin yeniden inşası için kaynak tahsis ederek ciddi bir katkıda bulunabilir ve fark yaratabilirler.

ABD, olayları basite indirgemek pahasına her zaman olduğu gibi Ortadoğu'da yeni bir bölgesel güvenlik düzeninin şekillendirilmesinde liderliği üstlenmeli. Her şey Washington'da başlıyor. ABD'nin Ortadoğu politikasının net olması, söz konusu güvenlik sisteminin nasıl şekilleneceğini ya da şekillenip şekillenmeyeceğini belirleyecek.



Hamaslı bir yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Gazze yönetimini Filistinli bir yapıya devretmeye hazırız

Perşembe günü Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nden düzenlenen cenaze töreninde, Cibaliye’de İsrail ateşiyle hayatını kaybeden 11 yaşındaki bir kız çocuğunun naaşını taşıyan Filistinli (AP)
Perşembe günü Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nden düzenlenen cenaze töreninde, Cibaliye’de İsrail ateşiyle hayatını kaybeden 11 yaşındaki bir kız çocuğunun naaşını taşıyan Filistinli (AP)
TT

Hamaslı bir yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Gazze yönetimini Filistinli bir yapıya devretmeye hazırız

Perşembe günü Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nden düzenlenen cenaze töreninde, Cibaliye’de İsrail ateşiyle hayatını kaybeden 11 yaşındaki bir kız çocuğunun naaşını taşıyan Filistinli (AP)
Perşembe günü Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nden düzenlenen cenaze töreninde, Cibaliye’de İsrail ateşiyle hayatını kaybeden 11 yaşındaki bir kız çocuğunun naaşını taşıyan Filistinli (AP)

Hamaslı bir yetkili, İsrail’in Gazze’de ateşkesin sürdürülmesi ve sürecin ikinci aşamasına geçilmesi yönündeki niyetlerinden kuşku duyduklarını dile getirdi. Hamaslı yetkili, ikinci aşamanın yeni bölgelerden çekilme ve Refah Kapısı’nın açılmasını öngördüğünü anımsatarak, hareketin Gazze yönetimini Filistinli bir yapıya devretme, direniş silahlarına ilişkin bir formül üzerinde çalışma ve diğer şartları yerine getirme konusunda yükümlülüklerini koruduğunu vurguladı.

Görüşme sürecini yakından takip eden Hamaslı yetkili, Şarku’l Avsat’a, İsrail’in yıl başından itibaren benimsediği stratejiyle Gazze’de kalıcı bir saha istikrarsızlığı yaratmayı amaçladığını, yeni angajman kuralları dayatmaya çalıştığını ve bunu yoğun ateş gücüyle desteklediğini belirtti.

defrgt
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nden düzenlenen cenaze töreninde, İsrail ateşiyle hayatını kaybeden bir kız çocuğunun naaşını taşıyan Filistinliler (AP)

Yılbaşından bu yana geçen son 8 günde İsrail ihlalleri ve 3 hedefli saldırı sonucu, Hamas’tan 3 aktivistin de aralarında olduğu yaklaşık 21 Filistinli öldü. Böylece 10 Ekim 2025’te başlayan ateşkesten bu yana ölenlerin sayısı yaklaşık 431’e ulaştı.

Perşembe akşamı gerçekleşen son suikastta, Han Yunus’ta Hamas’ın askerî kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan öne çıkan bir aktiviste ait çadıra düzenlenen İHA saldırısında 3’ü çocuk 4 kişi öldü. Çarşamba akşamı ise Kassam Tugayları’nda “Tuffah ve Derec” taburunu yöneten bir saha komutanı, Gazze kentinin doğusundaki Tuffah Mahallesi’nde ailesine ait evin bombalanmasıyla hedef alındı. Operasyonun akıbetine ilişkin belirsizlik sürerken, çok sayıda yaralı olduğu ve enkaz altında kayıplar bulunduğu bildirildi. İsrail ordusu, saldırının kuzeydeki birliklerine açılan ateşe yanıt olarak düzenlendiğini öne sürdü.

Başarısız roket atışı iddiası

Perşembe öğle saatlerinde, Han Yunus’un doğusundaki Beni Süheyla beldesinde bir İHA’nın Filistinlilerin bulunduğu bir gruba bomba atması sonucu bir Filistinli hayatını kaybetti. Gazze’nin kuzeyindeki Cibaliya’da ise bir kız çocuğu İsrail İHA’sından açılan ateşle öldürüldü.

frgt
Geçen kasım ayında Gazze kentinde İsrail askerî operasyonlarının ardından yıkılmış binaların yanında kurulan çadırlar (Reuters)

İsrail ordusu, Gazze’nin kuzeyinden başarısız bir roket atışı tespit edildiğini, roketin Gazze Şeridi’nin içine düştüğünü ve atışın yapıldığı noktanın vurulduğunu açıkladı. Ancak sahadaki kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, patlamanın Gazze kentinin kuzeybatısında çocukların savaş kalıntılarıyla oynaması sonucu meydana geldiğini söyledi.

Hamaslı yetkiliye göre İsrail, aylardır sürdürdüğü yöntemle Gazze üzerinde fiilî bir güvenlik kontrolü oluşturmayı amaçlıyor. Yetkili, “sarı hat” yakınında birliklerine ateş açıldığı iddialarının direniş mensuplarını hedef almak için kullanıldığını, buna karşın aynı hat üzerinde ve özellikle batı kesimlerinde sivillerin hedef alındığını ve gerçek bir tehdit olmamasına rağmen 200’den fazla Filistinlinin öldürüldüğünü; hattı aşan vakaların ise sınırlı sayıda kaldığını belirtti.

Hamaslı yetkili, İsrail’in güvenliğin normale dönmesini ve ateşkesin korunmasını istemediğini, Filistinlilere karşı dilediği zaman ve yöntemle güç kullandığını ileri sürdü. Halkın, savaşın her gün devam ettiği ve bitmeyeceği algısıyla baskı altında tutulduğunu söyleyen kaynak, Gazze’de çatışmaların “Lübnan senaryosu” da dâhil olmak üzere farklı yollarla sürdürüldüğünü dile getirdi.

İsrail’in yalnızca askerî saldırılarla değil, insani alanda da baskıyı sürdürdüğünü belirten kaynak, yardımların düzenli bir şekilde girişinin engellendiğini, birçok ticari ürünün geçişine izin verilmediğini, bazı ürünlerin ise kısa süreliğine izin verildikten sonra yeniden yasaklandığını söyledi.

Kaynak, “İsrail, Gazze’yle ilgili her şeyi kontrol ediyor ve sınırsız ABD desteğini kullanarak ateşkesin birinci aşamasına ilişkin yükümlülüklerden kaçıyor” dedi.

Mısır’da görüşmeler

Hamas liderliğinin, ihlaller, insani protokole uyulmaması ve ikinci aşamaya geçiş konularını arabulucularla yakından takip ettiğini belirten kaynak, bu kapsamda Kahire’de ve önümüzdeki günlerde diğer başkentlerde görüşmeler yapılacağını aktardı.

Mısır’ın başkenti Kahire, gelecek hafta Hamas liderliğinden bir heyeti ağırlayacak. Bu arada Gazze’de yaşayan bazı Hamas yöneticilerinin günler önce Mısır’a ulaştığı ve hem iç toplantılar hem de Filistinli gruplarla görüşmeler yaptığı öğrenildi.

edrt
Geçen kasım ayında Gazze kentinde İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binalar arasında yürüyen Filistinliler (Reuters)

Öte yandan Filistin Devlet Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ile İstihbarat Başkanı Macid Ferac’ın da kısa süre önce Kahire’yi ziyaret ederek ikinci aşamaya geçiş, Refah Kapısı’nda Filistin Yönetimi’nin rolü ve teknokratlar komitesinin oluşturulması konularını görüştüğü bildirildi. Bu adımların, ikinci aşamanın tam uygulanmasının ardından Filistin Yönetimi’nin Gazze’de yeniden görev almasına zemin hazırlaması hedefleniyor.

Hamas idari düzenlemelerin dışında

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, Gazze’nin tüm alanlarını kapsayacak şekilde yönetmek üzere bağımsızlardan oluşan bir komitenin kurulmasını beklediklerini ve Hamas’ın bu süreci kolaylaştıracağını söyledi. Kasım, “Hareketimiz daha önce de açıkladığı gibi, idari düzenlemelerin bir parçası olmayacak” dedi.

Yedioth Ahronoth gazetesi ise İsrail’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci aşamaya geçişi ilan etmesinin muhtemel tarihi olan ayın 15’ine kadar Refah Sınır Kapısı’nı iki yönlü açmaya hazırlandığını yazdı. Gazete, İsrail’in kapıyı, Gazze’de kalan son İsrailli rehinenin naaşı iade edilmese bile açabileceğini; ancak günde yalnızca birkaç düzine kişinin, sıkı güvenlik denetimi altında geçişine izin verileceğini öne sürdü.


Yemen Liderlik Konseyi Başkanı el-Alimi, Savunma Bakanı’nı görevden aldı

Yemen Savunma Bakanı Orgeneral Muhsin ed-Daari (Şarku’l Avsat)
Yemen Savunma Bakanı Orgeneral Muhsin ed-Daari (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen Liderlik Konseyi Başkanı el-Alimi, Savunma Bakanı’nı görevden aldı

Yemen Savunma Bakanı Orgeneral Muhsin ed-Daari (Şarku’l Avsat)
Yemen Savunma Bakanı Orgeneral Muhsin ed-Daari (Şarku’l Avsat)

Yemen Liderlik Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Reşad el-Alimi, yayımlanan başkanlık kararıyla Savunma Bakanı Korgeneral Muhsin ed-Daari’yi görevden alarak emekliye sevk etti.

Siyasi ve askeri kaynaklara göre ed-Daari’nin görevden alınması, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin başta Hadramut ve Mehra olmak üzere kurtarılmış bazı vilayetlerde gerçekleştirdiği asker gerilim karşısında yetersiz kaldığı ve birlikleri disiplin altına almak, devlet otoritesi dışında fiilî durumlar oluşturulmasını engellemek için kararlı adımlar atamadığı gerekçelerine dayandırdı.

Kararın, kurtarılmış vilayetlerde devlet otoritesini güçlendirmek ve askerî ile güvenlik alanlarında düzeni yeniden tesis etmek amacıyla, hızlanan siyasi ve güvenlik gelişmeleri çerçevesinde alınan bir dizi önlemin parçası olduğu belirtildi.

El-Alimi, çarşamba akşamı da GGK’nin isyan girişimlerine destek verdikleri gerekçesiyle Hadramut, Mehra ve Aden’de bazı askerî ve sivil yetkilileri görevden almıştı.

Bu kapsamda Aden Valisi ve Devlet Bakanı Ahmed Lamlis görevden alınarak soruşturmaya sevk edilirken, yerine Abdurrahman el-Yafii atandı. Ayrıca İkinci Askerî Bölge Komutanı Korgeneral Talib Bargash ile Mehra’da el-Ghayda Ekseni Komutanı ve askerî polis tugayı komutanı Tümgeneral Muhsin Mersaa görevden alınıp soruşturmaya gönderildi.

Kararlarda, Tümgeneral Muhammed el-Yemini’nin İkinci Askerî Bölge Komutanlığına, Tuğgeneral Salim Baslum’un aynı bölgenin kurmay başkanlığına, daha önce Mukalla’daki askerî polis şubesinin komutanı olan Albay Murad Bahila’nın rütbesi tuğgeneralliğe yükseltilerek İkinci Bölge askerî polis tugayı komutanlığına atanması yer aldı. Ayrıca Salim Kedde el-Ghayda Ekseni Komutanlığına rütbesi tuğgeneralliğe yükseltilerek atanırken, Tuğgeneral Halid el-Kathami de Cumhurbaşkanlığı Özel Muhafızları 2. Tugayı Komutanlığına getirildi.


Suriye ordusu Halep'in bazı mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti... SDG sivilleri hedef almamaları konusunda uyarıda bulundu

 Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)
TT

Suriye ordusu Halep'in bazı mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti... SDG sivilleri hedef almamaları konusunda uyarıda bulundu

 Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)

Suriye resmi haber ajansı SANA, ordunun bugün Halep’te Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini bildirdi. Yasağın, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurlarına yönelik saldırılar kapsamında uygulamaya konulduğu belirtildi. SDG ise operasyona karşı uyarıda bulunarak, bunun sivilleri evlerinden zorla göç ettirmeye yönelik bir girişim olduğunu savundu.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre, Suriye Ordusu Harekât Komutanlığı, sivillere SDG’ye ait tüm noktalardan uzak durmaları çağrısında bulundu ve sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG mevzilerine yönelik ‘nokta atışı operasyonlar’ başlatılacağını duyurdu.

Suriye devlet televizyonu da ordunun, Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu bölgelerde yaşayanlardan, hedef alınacakları gerekçesiyle derhal tahliye olmalarını istediğini aktardı.

SDG, yayımladığı açıklamada, Suriye Ordusu Harekât Komutanlığı’nın, sivillerin yaşadığı mahalleleri hedef alma tehdidini ‘doğrudan bir yıldırma, zorla yerinden etme girişimi ve savaş suçu’ olarak nitelendirdi.

Açıklamada, sivillere, mülklere ve sivil altyapıya gelebilecek her türlü zarardan Suriye hükümeti ile ona bağlı kurumların sorumlu tutulacağı vurgulandı.

Suriye devlet televizyonu ise Halep Sosyal İşler ve Çalışma Müdürlüğü’ne dayandırdığı haberinde, kentteki gerilimler nedeniyle yerinden edilenlerin sayısının yaklaşık 140 bine yükseldiğini bildirdi.

Geçtiğimiz ay Halep’te SDG ile hükümet güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanmış, olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetmiş ya da yaralanmıştı. Taraflar, yaşanan şiddetin sorumluluğu konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunmuştu.

Kuzeydoğu Suriye’nin geniş kesimlerini kontrol eden SDG, geçtiğimiz yıl 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir anlaşma imzalamıştı. Anlaşma kapsamında, SDG’ye bağlı tüm sivil ve askeri kurumların yıl sonuna kadar devlet kurumları bünyesine entegre edilmesi öngörülüyordu. Ancak taraflar, anlaşmanın uygulanması konusunda kayda değer bir ilerleme sağlayamadı.