UNIFIL, Lübnan ve İsrail'e yeni izleme teknikleri konusunda anlaşmaya varma çağrısında bulundu

1559, 1701 ve 1680 sayılı kararların uygulanması ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması talep edildi

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyindeki Kafr Kila köyünde devriye gezerken (AFP)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyindeki Kafr Kila köyünde devriye gezerken (AFP)
TT

UNIFIL, Lübnan ve İsrail'e yeni izleme teknikleri konusunda anlaşmaya varma çağrısında bulundu

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyindeki Kafr Kila köyünde devriye gezerken (AFP)
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyindeki Kafr Kila köyünde devriye gezerken (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi üyeleri dün 1701 sayılı kararın uygulanması konusundaki kapalı oturumda, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) ‘serbestçe hareket edebilmesi’ ve ‘Mavi Hat’tın tüm bölümlerine’ erişebilmesi için talep ettiği ‘düzenlemelere’ ilişkin önerilerinin ayrıntılarını istedi. Bunlar arasında kararın uygulanması için ‘izleme ve doğrulamayı iyileştirmek amacıyla yeni teknolojilerin tanıtılması ve taktiksel müdahalenin geliştirilmesi’ de yer alıyor.

Kapalı oturum sırasında BM Güvenlik Konseyi üyeleri iki brifing dinledi. İlk olarak BM Lübnan Özel Koordinatörü Jeanine Hennis-Plasschaert ve BM Barış Gücü Operasyonlarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Jean-Pierre Lacroix, UNIFIL'in Litani Nehri'nin güneyinden İsrail ile Mavi Hat'a kadar olan operasyon alanındaki gelişmeler hakkında bilgi verdi. İkinci olarak ise Guterres, ‘Taif Anlaşması ve 1559, 1701 ve 1680 sayılı kararların, Hizbullah da dâhil olmak üzere Lübnan'daki tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasını gerektiren ilgili hükümlerinin tam olarak uygulanmasının kolaylaştırılması’ ve ‘Lübnan hükümetinin kontrolünün tüm Lübnan toprakları üzerinde genişletilmesi’ gerektiğini belirtti.

UNIFIL'in hareket özgürlüğü, silah ambargosunun uygulanması ve Lübnan ordusu için uluslararası desteğin harekete geçirilmesi konularında üç önemli ek içeren 35 sayfalık raporunun özetinde Guterres, ‘zorluklara rağmen’ çatışmaların durdurulmasının devam etmesini memnuniyetle karşıladı. “Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin Litani Nehri'nin güneyinde daha fazla konuşlandırılmasıyla birlikte İsrail ordusunun Lübnan topraklarından çekilmesi yönünde ilerleme kaydedildi. Lübnan ve İsrail halklarının hak ettiği kalıcı güvenlik ve istikrarı sağlamak için uzun zamandır beklenen bir fırsat var” diyen Guterres, İsrail ordusunun Lübnan topraklarından henüz tam olarak çekilmemesi, ‘beş mevzide kalması ve Mavi Hat boyunca iki tampon bölge tanımlaması’ nedeniyle durumun ‘kırılganlığını koruduğunu’ kaydetti. Lübnan ordusunun ‘Hizbullah'a ait olduğuna inanılan büyük miktarlarda terk edilmiş silahı imha etmeye devam ettiğini’ söyleyen Guterres, ‘Hizbullah altyapısının ortaya çıkarıldığını’ kaydetti.

İsrail'in geri çekilmesi

Guterres tarafları ‘Mavi Hat'a saygı da dâhil olmak üzere taahhütlerine tam olarak riayet etmeye ve bunları süratle uygulamaya ve 1701 sayılı kararın tam olarak uygulanması ve nihai hedefi olan Lübnan ile İsrail arasında kalıcı bir ateşkes sağlanması yönünde bu siyasi ivmeyi geliştirmeye’ çağırdı. “Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin Litani Nehri ile Mavi Hat arasındaki bölgenin devlet otoritesi dışındaki tüm silahlı personel, varlık ve silahlardan arındırılmasını sağlamak da dâhil olmak üzere, kendi otoritesini ve Lübnan devletinin otoritesini tüm topraklarında yeniden tesis edebilmesi ve güçlendirebilmesi her iki tarafın da çıkarınadır” diyen Guterres, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin ‘çatışmalardan kaçınmasına rağmen kayıplar vermesinden’ üzüntü duyduğunu ifade etti. Guterres, “Mavi Hat’tın kuzeyindeki varlıkları, Lübnan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve 1701 sayılı kararı ihlal ettiği ve Lübnan makamlarının devlet otoritesini tüm topraklarına yayma çabalarını baltaladığı için İsrail güçleri Lübnan topraklarından çekilmeyi tamamlamalıdır” dedi. ‘İsrail'in Lübnan egemenliğine yönelik tüm ihlallerini’ kınayan Guterres, “İsrail'in kuzey Gajar'ı ve Mavi Hat’tın kuzeyindeki komşu bölgeyi işgal etmeye devam etmesi de 1701 sayılı kararın ihlalidir ve sona ermelidir” dedi. Guterres ayrıca, Lübnan hükümetinin UNIFIL'in 2011'de İsrail güçlerinin işgal altındaki bölgeden çekilmesini kolaylaştırmak için yaptığı öneriyi memnuniyetle karşıladığını, İsrail hükümetinin ise henüz bir yanıt vermediğini hatırlattı.

Avn ve Selam'ın çabaları

Guterres, Genelkurmay Başkanı Joseph Avn'ın Lübnan Cumhurbaşkanı seçilmesini, Nevvaf Selam'ın Başbakan olarak atanmasını ve ardından yeni bir hükümetin hızla kurulmasını memnuniyetle karşıladı. “Çatışmaların yol açtığı büyük yıkım, kapsamlı ve kapsayıcı bir iyileşme ve yeniden inşa süreci gerektirecektir” diyen Guterres, devam eden insani ihtiyaçların karşılanması ve Lübnan'ın toparlanması, yeniden inşası ve istikrarının desteklenmesi için bağışçıları 2025 Lübnan Müdahale Planı ve Acil Yardım Çağrısı'nı tam olarak finanse etmeye çağırdı. Bu aynı zamanda Lübnan devletinin otoritesinin tüm topraklarına yayılması için de kritik önem taşıyor. “Uluslararası güveni yeniden tesis etmek ve bağışçı finansmanının kilidini açmak için uzun süredir gecikmiş reformları uygulayabilen güçlendirilmiş bir hükümet kritik öneme sahip olacaktır” diyen Guterres, Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Selam'ın ‘yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü de dâhil olmak üzere kapsamlı ekonomik ve hükümet reformlarını ilerletme’ yönündeki taahhütlerini övdü.

Guterres özellikle Cumhurbaşkanı Avn'ın Lübnan devletinin toprakları üzerindeki tüm silahlar üzerinde tekel sahibi olmasını sağlama ve ulusal güvenlik stratejisi geliştirmek üzere bir diyalog toplantısı düzenleme taahhüdü konusunda iyimser olduğunu ifade etti. Lübnan hükümetine ‘Taif Anlaşması ile 1559, 1701 ve 1680 sayılı kararların, Lübnan'daki tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasını ve Lübnan hükümetinin tüm Lübnan toprakları üzerindeki kontrolünün genişletilmesini gerektiren ilgili hükümlerinin tam olarak uygulanmasını kolaylaştırması çağrısında bulundu. Lübnanlı yetkililerin Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlığı (PFLP-GC) ve Fethu’l İntifada'nın üslerini ‘dağıtmak’ için attıkları ‘proaktif adımları’ takdir etti.

Teknikler ve değişiklikler

lman Brandenburg firkateyni, Baden-Württemberg firkateyninin yerine Lübnan açıklarındaki UNIFIL görevine katılmak üzere yola çıktı. (DPA)Alman Brandenburg firkateyni, Baden-Württemberg firkateyninin yerine Lübnan açıklarındaki UNIFIL görevine katılmak üzere yola çıktı. (DPA)

Guterres, “UNIFIL'in yetkilendirilmiş faaliyetlerinin tam olarak yeniden başlaması, misyonun hareket özgürlüğü ve 1701 sayılı kararın gerektirdiği şekilde tüm ilgi alanlarına ve Mavi Hat’tın tüm bölümlerine erişimi de dâhil olmak üzere, taraflardan hiçbirinin kısıtlama getirmemesini gerektirmektedir. UNIFIL, izleme ve doğrulamayı iyileştirmek, taktiksel müdahaleyi geliştirmek ve Lübnan ordusu ve İsrail güçleriyle operasyonel çerçeveleri yeniden değerlendirmek için yeni teknolojiler sunmayı planlıyor. Bu düzenlemelerin taraflarca kabul edilmesi, karar kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme kararlılıklarının bir kanıtı olacaktır” ifadelerini kullandı.

İsrail ve Suriye'ye ‘Şebaa Çiftlikleri bölgesinin geçici tanımına yanıtlarını sunmaları’ çağrısını yineleyen Guterres, “Suriye'deki gelişmeler, Suriyeli mültecilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde nihai dönüşleri için iyiye işarettir ve bu da Lübnan'ın uzun süredir devam eden yükünü hafifletecektir” dedi.

Ayrıca 4 Ağustos 2020'de Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamayla ilgili adli soruşturmanın yeniden başlatılmasını ve Başbakan Selam'ın patlamanın kurbanları ve aileleri için adaleti sağlama taahhüdünü memnuniyetle karşıladığını ifade etti.

Ürkütücü zorluklar

Oturum sırasında Hennis-Plasschaert, Lübnan'daki yeni hükümet için ‘ürkütücü zorluklar’ olarak tanımladığı durumlardan bahsetti. İsrail ordusunun Lübnan topraklarındaki varlığını sürdürürken bombardımanlarını da sürdürmesinin Mavi Hat’tın Lübnan tarafında ‘ciddi yansımalara yol açabileceğini’ belirtti. ‘Kısmen Kasım Mutabakatı ve 1701 sayılı kararın çelişkili yorumlarından ya da hükümlerinin seçici bir şekilde uygulanmasından kaynaklanan mevcut durum sadece yeni bir tırmanmaya yol açabilir’ uyarısında bulundu.

Lübnan'a yönelik uluslararası fonlardaki büyük boşluklara atıfta bulunan Hennis-Plasschaert sözlerini şöyle noktaladı: “İyileşme ve yeniden yapılanma sürecinin başlatılamaması pahalıya mal olacaktır. Zira insanların istikrara gerçekten inanabilmeleri için önce istikrarın meyvelerini hissetmeleri ve görmeleri gerekir.”



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”