Irak terörizmin finansmanına karşı yürütülen küresel savaşta taraf olma yolunda mı?

Bu alandaki çabaların ulusal ekonominin desteklenmesinde oynadığı önemli rol göz ardı edilemez

Iraklı yetkililer, terörizmin finansmanı veya örgütlenmesine karışan onlarca kişi ve kuruluşun fon ve mal varlıklarının dondurulduğunu açıkladı (AFP)
Iraklı yetkililer, terörizmin finansmanı veya örgütlenmesine karışan onlarca kişi ve kuruluşun fon ve mal varlıklarının dondurulduğunu açıkladı (AFP)
TT

Irak terörizmin finansmanına karşı yürütülen küresel savaşta taraf olma yolunda mı?

Iraklı yetkililer, terörizmin finansmanı veya örgütlenmesine karışan onlarca kişi ve kuruluşun fon ve mal varlıklarının dondurulduğunu açıkladı (AFP)
Iraklı yetkililer, terörizmin finansmanı veya örgütlenmesine karışan onlarca kişi ve kuruluşun fon ve mal varlıklarının dondurulduğunu açıkladı (AFP)

Cabbar Zeydan

Iraklı yetkililer, Irak'ın terörle mücadele ve terörün finans kaynaklarının kurutulması konusundaki ciddiyetini yansıtan bir adımla aralarında El Kaide’nin eski lideri Eymen ez-Zevahiri, DEAŞ’ın eski lideri Ebu Bekir el-Bağdadi ve El Kaide'nin kurucusu Usame Bin Ladin'in oğlu Hamza Bin Ladin gibi önde gelen isimlerin de bulunduğu terörün finansmanına ya da örgütlenmesine karışan onlarca kişi ve kuruluşun fon ve mal varlıklarının dondurulduğunu açıkladı.

Terörist Fonları Dondurma Komitesi tarafından 14 Nisan 2025 tarihinde Irak Resmi Gazetesi'nde yayınlanan kararlar, Komite tarafından 2025 yılı için (10), (11), (12), (13), (14), (15), (16), (17), (18), (19), (20), (21), (22) ve (23) numaralı listeler halinde yayınlandı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) teröristlerin ve aşırılık yanlısı örgütler için mali destek ağlarında yer alanların fonlarının dondurulmasına yönelik kararlarıyla da uyumlu olan karar, aralarında Iraklıların ve çeşitli uyruklardan yabancıların da olduğu 60'tan fazla ismi kapsıyor.

Eymen ez-Zevahiri: 2022' yılında ABD’nin Afganistan'da düzenlediği bir saldırıda öldürülmüş olmasına rağmen, kararda halen onun adına olan ya da onun gözetimi altında faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olan potansiyel fon ve hesaplarla ilgilenilmesi gerektiği belirtiliyor.

Ebu Bekir el-Bağdadi: 2019 yılında öldürülen DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi, DEAŞ lideri olarak hüküm sürdüğü süre boyunca Irak ve Suriye'nin büyük bir bölümünü kontrol etti ve halen BM’nin yaptırım uygulandığı kişiler listesinde yer alıyor.

Hamza bin Ladin: Usame bin Ladin'in oğlu olan Hamza bin Ladin, ABD'nin ayrıntılarını açıklamadığı bir operasyonda öldürüldüğünü duyurmasından önce bir süre El Kaide liderliğinin potansiyel varisi olarak görülmüştü.

Irak’taki ve yurtdışındaki mal varlıklarının dondurulması

Mal varlıklarının ve fonların dondurulması kararı Irak'taki tüm finans ve bankacılık varlıklarını, banka hesaplarını ve gayrimenkulleri kapsarken, banka ve finans kuruluşlarına da listede yer alan isimlerle işlem yapmamaları talimatı verildi. Karar, Irak'ın uluslararası toplumla koordineli çalışması ve özellikle de BMGK’nın terörizm ve terörün finansmanına yönelik yaptırım kararlarının uygulanmasıyla uyumlu olması nedeniyle bu varlıkların terör eylemlerinin finanse edilmesi ya da aşırılık yanlısı grupların desteklenmesi için kullanılmasını önlemeyi amaçlıyor.

Bazı ülkelerde gizlice faaliyet göstermeye devam eden terör finansmanı ağlarının çökertilmesine yönelik daha geniş kapsamlı çabalar çerçevesinde atılan bu adım, Irak'ın güvenlik ve radikalizmle mücadelede önemli bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çevresine geri dönmeye çalışan istikrarlı bir ülke imajını güçlendirmeye çalıştığı bir dönemde geldi. Uyuyan hücreleri desteklemek ya da terör örgütlerini canlandırmak için kullanılabilecek şüpheli hesapların ve fonların üzerine gitmesi için Bağdat üzerindeki uluslararası baskı son yıllarda daha da arttı.

Sembolik bir hamle mi?

Bu adımın önemine rağmen bazı analistler, ölen kişilerin fonlarının dondurulmasının sembolik nitelikte olabileceğini, ancak Irak'ın bu örgütlerin mali uzantılarının topraklarında var olmasına izin vermeyeceği yönünde açık bir mesaj verdiğini söyledi. Diğer analistler ise bazı mal varlıklarının takma isimler altında ya da aracılar vasıtasıyla elde tutulabileceğine, bunun da izlerinin sürülebilmesi için doğru istihbarat operasyonları gerektirdiğine, ancak özellikle değişen finansman yöntemleri ve sınır ötesi ağların gelişmesi çerçevesinde fonların dondurulmasının terörle mücadelede askeri olmayan en önemli araçlardan biri olmaya devam ettiğine dikkati çekti. Irak bu kararıyla hem ülke içine hem de ülke dışına, her türlü aşırıcılığın kaynaklarını kurutmak konusunda ciddi olduğuna dair güçlü bir sinyal gönderiyor.

Önemli bir stratejik adım

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre yolsuzlukla mücadele uzmanı Haşim Luay, Irak'ta kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelenin, sadece güvenlik boyutuyla sınırlı kalmayıp devletin ekonomik, siyasi ve sosyal boyutlarını da kapsayan çok önemli bir stratejik adım olduğunu vurguladı.

Luay, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Bugün, terör örgütleri ve yasadışı gruplar suç faaliyetlerini finanse etmek için finansal sistemdeki boşluklardan faydalanmaya ve Irak ve bölgedeki güvenliği ve istikrarı baltalamak için gizli yollarla para taşımaya çalıştıklarından çok yönlü bir zorlukla karşı karşıyayız. Bu çabaların önemi, öncelikle ulusal ekonominin manipülasyon ve sızmalardan korunmasında yatıyor. Şüpheli fonların izlenmesi ve terörün finansman kaynaklarının kurutulması, terörist grupların Irak içinde yeniden örgütlenme veya eylemde bulunma kabiliyetlerinin zayıflatılmasına doğrudan katkıda bulunur. Kara para aklamayla mücadele sisteminin güçlendirilmesi, Irak'ı uluslararası sistemde sorumlu bir ortak haline getirerek, organize suçlarla mücadelede küresel standartlara uyan ülkeler arasındaki konumunu sağlamlaştırır.”

Luay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu adım, diğer ülkelerle istihbarat ve bankacılık alanlarında iş birliği kapısını açarken uluslararası güvenin yatırımları çekmek ve ekonomik kalkınmayı teşvik etmek için son derece önemli olan Irak ortamına geri dönmesini kolaylaştırıyor. Bu çabalar yoluyla devlet kurumlarının güçlendirilmesi, mevzuat ve mali kontrolün modernize edilmesi, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesine, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin teşvik edilmesine katkıda bulunarak siyasi süreç ve devletin vatandaşlarla olan ilişkileri üzerinde olumlu bir etki yaratır. Terörizmle mücadelemizin artık sadece savaş alanlarında değil, mali ve ekonomik alanlarda da sürdüğünü, dolayısıyla mal varlıklarının dondurulması, hesapların takibi ve mali transferlerin incelenmesinin bu uluslar ötesi düşmanla mücadelede etkili araçlar olduğunu anlamalıyız.”

Irak'ın uluslararası standartlara tam bağlılığını teyit ettiğini belirten Luay, devlet kurumlarını ve uluslararası toplumu, terörizm ve yasadışı ekonomi belasından etkilenmeyen güvenli ve istikrarlı bir Irak için destek ve iş birliğini sürdürmeye çağırdı.

Kara para aklamanın önlenmesi

Öte yandan siyasi ve güvenlik işleri uzmanı Ali Hüseyin, Irak'ın kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele alanındaki büyük ve seçkin çabalarının, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve halkını ve varlıklarını en ciddi güvenlik ve ekonomik tehditlerden koruyabilen modern bir devletin temellerinin sağlamlaştırılması yönünde kararlı bir adımı temsil ettiğini vurguladı. Hüseyin, Iraklı yetkililerin Irak Kara Para Aklama ve Terörün Finansmanı ile Mücadele Ofisi liderliğindeki ilgili kurumları aracılığıyla, bu karmaşık ve çetrefilli tehditle mücadele etmek için gerçek bir iradeye ve kurumsal kapasiteye sahip olduklarını kanıtladıklarını söyledi. Mevzuatın modernleştirilmesi, finans sektörünün daha iyi izlenmesi ve uluslararası iş birliğinin etkinleştirilmesi de dahil olmak üzere son yıllarda alınan sıkı tedbirlerin Irak'ın uluslararası standartlara ve Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) tavsiyelerine olan ciddi bağlılığını ortaya koyduğunu ifade eden Hüseyin, aralarında uluslararası alanda tanınan isimlerin de bulunduğu terörle ilişkili onlarca kişi ve kuruluşun fonlarının dondurulmasına ilişkin alınan son kararları, Irak'ın artık kara para aklama için bir kuluçka merkezi ya da şüpheli transferler için güvenli bir ortam olmadığının, aksine şiddet ve radikalizmin finansmanına karşı küresel savaşta aktif bir taraf haline geldiğinin açık bir kanıtı olarak değerlendirdi.

Tüm bu çabaların, mali sistemi kirli paradan temizleyerek, yatırımcıların ve uluslararası finans kuruluşlarının güvenini yeniden tesis ederek ve ülkede sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen şeffaf ve güvenli bir ortam yaratarak ulusal ekonomiyi desteklemede oynadığı önemli rolün kesinlikle göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Iraklı uzman, bu başarıların güvenlik birimleri, finans sektörü ve yargı arasındaki yakın iş birliği ve Irak'ın reform yolunda ilerleme ve küresel güvenliği koruma kabiliyetine giderek daha fazla güvenen uluslararası ortakların desteği olmadan mümkün olamayacağını da sözlerine ekledi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.