Sudan krizi ve perde arkasında dönenler

Siyasal İslamcılar’ın savaş sırasındaki gerilemesi

Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
TT

Sudan krizi ve perde arkasında dönenler

Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)

Şevki Abdulazim

Sudan'daki kriz konusunda perde arkasında bir hazırlık yapıldığı görülüyor. Bu hazırlık yeni bir tablo düzenlemeyi ya da geçtiğimiz üç yıl boyunca krize eşlik eden tıkanıklığı kırarak çatışmaya son verecek bir uzlaşının önünü açmayı amaçlıyor. Çeşitli göstergeler hem dışarıdan hem de içeriden birden fazla aktörün sessizce ve temkinli adımlarla yeni durumu şekillendirme çabasında olduğuna işaret ediyor.

Sahnenin aktörleri, nihai bir uzlaşıya ulaşmak için temel şart olarak Sudan ordusu, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve destekçilerinin kesin zafer vaatlerini farklı cephelerde gerçekleştirmedeki başarısızlığı üzerine bahis oynuyor. Bu süreçte her iki tarafın da halktan aldığı destek erirken, savaşı ve sonrasını yönetme kapasitelerine duyulan güven de geriliyor. Perde arkasında yürütülen çalışmalarda bölgesel ve uluslararası çözüm girişimlerinin tekrarlanan başarısızlıklarından edinilen deneyim de göz önünde bulunduruluyor. Daha da önemlisi yeni plan, sahadaki gerçekliklere ve savaşın yarattığı, artık hiçbir biçimde inkâr edilemeyen olgulara dayanıyor.

Pek çok kişiye göre bu hazırlığa işaret eden güçlü göstergeler, hatta somut sonuçlar bulunuyor. 26 Haziran Cuma günü Sudan meselesine ilişkin düzenlenen son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumu bunu neredeyse açıkça dile getirdi. Herkes Sudan'daki krizin mevcut hâliyle sürdürülmesinin imkânsız olduğu konusunda hemfikir oldu. Oturuma katılan ülkeler, savaşın sona ermesine zemin hazırlayacak üç aylık acil bir insani ateşkes çağrısında bulundu. Tartışma her zamankinden daha açık, net ve keskindi. Çünkü perde arkasında gerçekten bazı hareketlilikler söz konusu.

Dikkat çekici bir gelişme olarak esir takası

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan önderliğindeki Sudan ordusu ve hükümetin tutumunda köklü bir değişimin ilk somut belirtisi -ve yukarıda değindiğimiz hazırlığın doğrudan sonucu- Sudan ordusunun HDK ile esir takasına onay vermesi oldu. Ordunun elindeki esirleri HDK'ya teslim etmeyi kabul etmesi, savaşın seyrine ilişkin genel tutumda etkili olacak dikkat çekici bir dönüşüm anlamı taşıyor. Ordu cephesinden gerçekleştirilen son esir teslim operasyonu, savaşın patlak vermesinin ardından dört ay sonra Suudi Arabistan'ın ABD ile iş birliği içinde yürüttüğü Cidde Barış Platformu'nun baskısıyla 2023 yılında gerçekleşmişti. O dönemde reşit olmayan 30 unsur ile 200 reşit asker teslim edildi. Buna karşılık HDK, ordu personelinden esir gruplarını tekrar tekrar serbest bıraktı. Bunların en dikkat çekicisi 500'den fazla polisin serbest bırakılması girişimiydi.

HDK tarafından gerçekleştirilen esirleri serbest bırakma girişimleri HDK liderlerinin iddiasına göre ‘iyi niyet’ çerçevesinde yapılıyordu. Son girişim ise Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto aracılığıyla gerçekleşti. Haavisto her iki tarafı da esir takasına davet etmişti. Sudan’ın resmi haber ajansı SONNA’nın haberine göre Sudan Dışişleri ve Uluslararası İş Birliği Bakanı Büyükelçi Muhyiddin Salim, 25 Haziran 2026 Perşembe günü Sudan ordusunun bu çağrıyı memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Salim açıklamasında, Haavisto'nun başlattığı esir takası girişimini bu konuda yürürlükte bulunan hukuki prosedürlere uygun biçimde memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, “Sudan hükümeti, ülkenin her köşesindeki vatandaşlarının canına önem veriyor” ifadelerini kullandı.

Son iki ay içinde siyasal İslamcıların savaşı destekleme rolünde bir değişim yaşandı. Bazı gözlemcilere göre bu gerileme, ‘Sudan İslami Hareketi’ ile ‘Bera bin Malik Tugayı’nın ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmasından kaynaklanıyor.

Başta Orgeneral Burhan olmak üzere ordu komutanlarının açıklamalarını takip eden herkes, bu söylemlerin HDK üyelerinin tasfiye edilmesi ve varlıklarının tamamen sona erdirilmesi etrafında yoğunlaştığını görüyor. Tasfiye tehdidi, bu kuvvetlerle iş birliği yaptığından şüphelenilen siviller dahil herkesi kapsayacak biçimde genişletilmiş durumda. Bu komuta kademesi, teslim olup silah bırakmadıkları takdirde HDK’yı Sudan topraklarından tamamen çıkaracaklarını sıklıkla dile getirmişti. Bu söylemin seferberlik ve mobilizasyon bağlamında yorumlanabileceği bir gerçek olsa da seferberlik söyleminde yaşanan değişimin kendisi başlı başına bir dönüşümü kanıtlıyor. Bakan Muhyiddin Salim'in "Sudan'ın her köşesindeki evlatlarına önem veriyoruz" sözü de yeni düzenlemelerle aynı yöne işaret eden bir gönderme içeriyor.

Siyasal İslamcılar’ın savaştaki gerilemesi

Sudanlıların bugün hâlâ altında ezildiği 15 Nisan savaşını başlatmakla suçlanan ilk grubun ‘Sudan İslami Hareketi’ olduğu biliniyor. Bu suçlama, nesnel emareler, çürütülemez kanıt ve delillerle tanık ifadelerine dayanıyor. Bu kanıtların başında grubun iktidara dönüş için yoğun çaba sarf etmesi ve sivil-demokratik dönüşümün önünü kesme girişimi geliyor. Söz konusu dönüşüm, otuz yıllık iktidar dönemlerinde işledikleri suçlardan hesap sorulmasıyla başlamış, siyasi yaşamdan tamamen uzaklaştırılmalarıyla son bulacak.

df
Berlin'deki Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen Üçüncü Sudan Uluslararası Konferansı toplantısından, 15 Nisan 2026 (AFP)

Sivil hükümetin önündeki engeller başarısızlığa uğradığında siyasal İslamcılar, HDK’nın da katılımıyla 25 Ekim 2021 tarihinde ordu içinden bir darbeyi destekledi. Darbe başarısız olup yeni bir anlaşma yoluyla devrim hükümetinin ve sivil-demokratik dönüşümün geri dönüş işaretleri belirdiğinde, ‘ya biz ya tufan’ sloganıyla yıkıcı savaşın kıvılcımını ateşlediler. Daha ilk andan itibaren tugayları ordunun yanında savaşmaya başladı. Bunlar arasında ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Bera bin Malik Tugayı, Yıldırım Tugayı, Sağlam Bina Tugayı ve Özel Operasyon Tugayı gibi yapılar da bulunuyor. Liderler seferberlik çağrıları yaparak İran ve diğer kaynaklardan para ile silah temin etti ve bu eylemlerini Sudan halkının ve onurunun çıkarına olduğu, mücadelenin ancak HDK'nın tasfiyesiyle son bulacağı şeklinde tasvir ettiler. Sudanlılara, kendileri dışında kalanları, özellikle de iktidarlarını devirmiş devrimi yöneten kişileri, hain ve işbirlikçi olarak gösterdiler. Müzakere yoluyla savaşa son verilmesi çağrısında bulunan herkesin HDK’yı desteklediğini iddia ettiler.

Siyasal İslamcıların savaşı destekleme rolünün son iki ay içinde gözle görülür biçimde büyük bir değişime uğraması, ele aldığımız konu açısından önemli olan nokta. Bazı gözlemciler, savaştan geri çekilmelerini Sudan İslami Hareketi ile Bera bin Malik Tugayı’nın ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmasına ve İslamcıların savaşın sürmesini sağlamak amacıyla fırtınaya boyun eğme politikasını izlemesine bağlıyor. Bunun yanı sıra İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırganlığına rağmen, ABD ve İsrail'e karşı yürüttüğü son savaşta İran Cumhuriyeti'ne destek vermelerinin orduyu zor durumda bıraktığını ve İslamcılara güvenmenin zor olduğunu ortaya çıkardığını düşünenler de var. Bu sebeple ordu, en azından taktiksel bir adım olarak onları sahneden uzaklaştırmaktan başka çare bulamadı.

Son dönemdeki en dikkat çekici gerilim, ABD Kongresi Dışişleri Komitesi'nin onayladığı ‘Amerikan Sudan Barış Angajmanı Yasası’ tasarısında somutlaştı. Bu tasarı, savaşın taraflarına ve destekçilerine çok daha ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor.

Gözlemciler, siyasal İslamcıların azalan rolünü farklı biçimlerde yorumlasa da onların savaş alanından neredeyse tümüyle çekildiği konusunda hemfikir. Sudan İslami Hareketi’nin ‘mücahit’ liderlerini artık ne cephede ne de seferberlik gösterilerinde görememek bunun en çarpıcı kanıtı. Bera bin Malik Tugayı Komutanı el-Misbah Ebu Zeyd'i artık askeri üniformayla değil sivil kıyafetle, üstelik Sudan dışına ardı ardına gerçekleştirdiği seyahatlerde görmek, bunun en belirgin örneklerinden biri. Artık seferberlik ve savaşa katılım çağrısı yapmıyor; meydan okumasını HDK yerine sivil güçlere ve devrim güçlerine yöneltiyor.

Aslına bakılırsa savaşı destekleyen önde gelen İslamcı isimlerden Naci Mustafa ve Naci Abdullah gibi şahsiyetler de bu tutuma daha önce geçmişti. İslamcıların savaşa yaklaşımı, ancak yeni hareket ve düzenlemeler çerçevesinde anlaşılabilir. Bu süreç başta savaşı destekleyen gruplar olmak üzere herkesi yaklaşan gelişmelere hazırlık amacıyla yeni bir konumlanma arayışına itti.

Burhan ve daire dışına çıkma çabası

Sahnenin perde arkasında emsalsiz bir biçimde hazırlık yapıldığı varsayımını destekleyen bir başka gösterge de Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın siyasal İslamcıların kendisine dayattığı kapalı daireden çıkma çabası oldu. Savaş boyunca siyasal İslamcıların Orgeneral Burhan'ın etrafını sardıkları biliniyor. Siyasal İslamcıların liderleri bunu birden fazla vesile ile açıkça dile getirdi. Türkiye'de ikamet eden siyasal İslamcı lider Abdülhay Yusuf'un “Burhan'ın ofisinde bizler de varız" sözlerini herkes hatırlıyor. Daha önce belirttiğimiz gibi siyasal İslamcılar, kendilerini Orgeneral Burhan'ın savaştaki destekçileri ve siyasi dayanağı olarak göstermişti.

defrthyj
Güney Kordofan bölgesindeki el-Abyad kenti yakınlarındaki er-Rahmaniye Mülteci Kampı’nda, Sudanlı bir kadın çocuğuyla birlikte otururuyor, 25 Haziran 2026 (AFP)

Aslına bakılırsa siyasal İslamcıların Orgeneral Burhan'ın kararı üzerindeki kontrolü 25 Ekim darbesinden sonra, hatta belki öncesinde de belirginleşmişti. Ancak savaşın yarattığı sonuçlar ve ilk günlerinde öngörülen hızlı çözüm beklentisinin gerçekleşmemesi, Burhan'ı ve ona yakın askeri istihbarat çevresini siyasal İslamcıların kuşatma dairesinden çıkma yollarını düşünmeye itti. Nesnel veriler ise Orgeneral Burhan'ın hem -bünyesinde siyasal İslamcıların örgütlü varlığı göz önüne alındığında- Sudan ordusunun bütünlüğü açısından hem de Orgeneral Burhan'ın şahsi çıkarları ve güvenliği açısından, özellikle de kuşatma dairesini içeriden kırma girişimi söz konusu olduğunda bu yöndeki hamlesinin riskli olduğunu doğruluyor.

Dolayısıyla dış faktörlerin hareketliliğinin daha aktif ve etkili hale geldiğini görüyoruz. Bu da Orgeneral Burhan'ın İslamcıların çıkarlarına aykırı hareket etmesine ve onlarla doğrudan yüzleşmek zorunda kalmadan kuşatmalarını çözmesine imkân tanıyor. Bu süreçte Orgeneral Burhan, savaşın çözümünün gecikmesi, iç koşulların kötüleşmesi, düşmanın süregelen tehditleri ve Sudan'ın parçalanma kaygısı ile bunun bölgesel ve küresel güvenlik ve barış üzerindeki yansımaları gibi dış etkenleri gerekçe olarak öne sürebilir.

Orgeneral Burhan ve etrafındaki askeri istihbarat çevresi, hiç kuşkusuz Sudan İslami Hareketi ve tugaylarını ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırma fırsatını kaçırmıyor. Ancak son dönemdeki en belirgin dış gerilim, ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi'nin onayladığı ‘ABD'nin Sudan Barışına Katılımı Yasası’ taslak metni. Bu tasarı, savaşan taraflara ve destekçilerine daha ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor. Tasarı ayrıca HDK ve Sudan ordusu liderliğinin ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılmasının ardından silah ambargosunun bütün Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi gibi ciddi maddeler de içeriyor.

Siyasi güçlerin görüşleri ilk kez yakınlaşırken Berlin'deki sivil güçler konferansı bir kırılma noktası oluşturuyor, Addis Ababa konferansı ise daha başarılı geçiyor. İsviçre'de ise savaşı reddedenler şimdi bir araya geliyor.

Yasa tasarısı, ABD Başkanı Donald Trump’ı sivillerin korunmasını da kapsayan özel bir Sudan stratejisi geliştirmekle yükümlü kılıyor. Aynı zamanda Sudan ordusunun egemenliğini ve meşruiyetini de tartışmaya açıyor. Ordunun ve hükümetinin Sudan'ı temsil etme meşruiyetine ilişkin madde son anda metinden çıkarılmış olsa da "İsabet etmeyen mermi bile gürültü koparır" deyişindeki gibi etkili oldu. Hiç kuşkusuz, mevcut tablo değişmezse 90 gün içinde yürürlüğe girecek bu yasa, Orgeneral Burhan'a siyasal İslamcıların kuşatmasından çıkış vizesi sunuyor, onların istediği yönün tersine hareket etmesine imkân tanıyor ve onları yeniden konumlanmaya zorluyor. Tüm bunlar, perde arkasında devem eden düzenlemeleri somut ve gerçekçi bir tabloya dönüştürüyor.

Mevcut tablo

Bir grup siyasi gözlemci ve uzmanla yapılan istişarelerin özeti, Sudan'daki savaşı sona erdirmek için hazırlanan dönüşümün ya da uzlaşının bu yılın ikinci yarısında somutlaşacağına işaret ediyor. Bu yönde daha önce sıraladıklarımızdan çok daha fazla işaret ve kanıt mevcut. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunların başında Sudan'ın bugün içinde bulunduğu tablo geliyor. Ekonomide kötüleşme emsalsiz bir noktaya ulaştı. Her alanda krizler hüküm sürüyor. Yerel para birimi diğer para birimleri karşısında satın alma gücünü dramatik biçimde kaybetti. Bankacılık sistemi işlevsiz hale geldi. Ordunun dış destekçileri mali yardımları sonlandırdı. Öğretmenler ve diğer meslek grupları grevde, hükümet ise ya aciz ya da kayıtsız. Tüm bunların yanında savaş Cebel Uveynat'tan doğu sınırına ve Mavi Nil iline kadar şiddetle yeniden alevlenip yayılıyor. HDK, el-Ubeyd şehrini kuşatmış durumda. Başkent Hartum dahil olmak üzere Sudan’ın orta kesimlerindeki iller tehdit altında. Tüm bunlar, savaşın yeniden alevlenmesinin ve sürmesinin en belirgin işaretleri.

dsfvbtny
Hartum’daki bir meydanda kurşun delikleriyle dolu araçlar, 11 Haziran 2026 (Reuters)

Öte yandan siyasi güçlerin görüşleri ilk kez yakınlaşırken Berlin'deki sivil güçler konferansı bir kırılma noktası oluşturuyor, Addis Ababa konferansı ise daha başarılı geçiyor. İsviçre'de ise savaşı reddedenler arasında; Sumud İttifakı çatısı altında bir araya gelen devrim güçlerinin sivil temsilcileri, ordu tarafındaki savaş destekçileri, demokratik blok ve Sudan hükümetine paralel olarak kurulan ayrılıkçı yönetim Sudan Kurucu İttifakı’ndaki HDK destekçileri gibi farklı kesimler şimdi bir araya geliyor. Aktarılan bilgilere göre bahsi geçen kesimler arasındaki engeller neredeyse tümüyle çözülmüş durumda. Dolayısıyla perde arkasında bir hazırlık durumu söz konusu. Daha önce belirttiğimiz gibi bu sürecin önümüzdeki altı ay içinde, hatta daha kısa bir sürede belirginleşmesi bekleniyor. Herkes buna hazırlıklı olmalı!

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
TT

Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Husilerin Babülmendep bölgesinde kontrolünde tuttuğu son mevzileri ele geçirmeye yaklaşırken, Lahic vilayetinde çatışmalar şiddetlendi. Husiler, Babülmendep'e doğru ilerleyebilmek ve Tur el-Baha ilçesine ulaşmak amacıyla Lahic'in Mukatira ilçesinde hükümet güçlerinin mevzilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Amalika Tugayları, Babülmendep'te Husilerin elinde kalan sınırlı sayıdaki mevziye yönelik operasyonlarını sürdürürken, hükümet güçleri ve Halk Direnişi birlikleri de Taiz ve Lahic cephelerinde şiddetlenen çatışmalara girdi. Husiler, son günlerde kaybettikleri mevzileri geri almak ve batı kıyısına hâkim stratejik bölgelere doğru yeni ilerleme hatları açmak için girişimlerde bulunuyor.

Sahadaki gelişmelerle eş zamanlı olarak Başkanlık Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını ve Taiz cephesinin sorumluluğunu yeniden düzenleyen kararlar aldı. Son haftalarda bazı mevzilerde yaşanan başarısızlıkların ardından alınan kararlar, siyasi liderliğin ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar “Yemen Şafağı” operasyonunun sürdürüleceğini yinelediği bir döneme denk geldi.

Sahadaki kaynaklara göre Husilerin Babülmendep'te elinde yalnızca bir ana mevzi ile az sayıda milisin bulunduğu birkaç tepe kaldı.

fbg
Taiz kenti çevresinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında bir Yemen askeri (AFP)

Kaynaklar, hükümet güçlerinin bu noktaların kontrolünü tamamen ele geçirmeye yaklaştığını, ancak Husilerin bölgeye döşediği yoğun mayın ve el yapımı patlayıcıların ilerlemeyi zorlaştırdığını belirtti. Askerler için ciddi tehdit oluşturan patlayıcıların temizlenmesinin, operasyonların tamamlanması açısından zorunlu olduğu ifade edildi.

Amalika Tugayları, Babülmendep Boğazı'na ve uluslararası deniz ulaşım güzergâhlarına hâkim konumu nedeniyle stratejik önem taşıyan bu bölgedeki Husi varlığını tamamen sona erdirmek için operasyonlarını sürdürüyor.

Husiler Lahic'in kuzeyinde saldırılarını yoğunlaştırıyor

Lahic vilayetinin kuzeyindeki Mukatira cephesinde Husiler, salı günü şafak vakti Memşah bölgesinde hükümet güçlerinin mevzilerine şiddetli bir saldırı düzenledi. Ancak 4. Hazım Tugayı ile 1. Komando Ulusal Direniş Tugayı birlikleri saldırıyı püskürttü. Böylece Husilerin aynı noktaya iki gün içinde düzenlediği ikinci saldırı da başarısızlıkla sonuçlandı. Örgüt, pazartesi günü de aynı mevziyi hedef almıştı.

Askerî kaynaklar, hükümet güçlerinin eş zamanlı olarak Nasıra bölgesindeki Savaliha dağlarında bulunan Husi mevzilerini orta ve ağır silahlarla hedef aldığını bildirdi. Saldırılarda Husilerin personel ve askerî teçhizat bakımından kayıplar verdiği belirtildi.

Askerî kaynaklardan alınan bilgilere göre hükümet güçleri, Nasıra cephesindeki Kızıl Su Deposu bölgesinde bazı mevzileri geri alarak Husi unsurlarını bölgeden çıkardı. Topçu birlikleri de Sakhir mevzilerinde Husilere ait toplanma noktalarını ve askerî araçları hedef aldı. Muayık ve Anan bölgelerinde ise çatışmalar devam etti.

scdfvg
Yemen ordusu, Husi saldırılarına karşı Taiz kentindeki mevzilerini koruyor (AFP)

Çatışmalar Kurbe ve Heycet el-Abd hatlarına da yayıldı. Husiler, Turbe ve Vaziiye yönünden askerî araçlar sevk ederek hükümet güçlerinin mevzilerine ilerlemeye çalıştı. Ancak hükümet güçleri saldırıyı püskürttü. Saatler süren çatışmaların ardından Husi unsurları Şerc bölgesinde durduruldu.

Hayfan ilçesindeki Ebus cephesinde de Kerb ve Memşah dağları çevresinde çatışmalar yaşandı. Hükümet güçleri, Husi saldırılarını püskürterek saldırganlara personel ve teçhizat kaybı verdirdi.

Son gelişmeler, Husilerin Babülmendep'te karşılaştıkları baskıya rağmen Lahic'in kuzeyindeki Mukatira cephesine ve buraya bağlı diğer hatlara ağırlık verdiğini gösteriyor. Örgüt, hükümet güçlerinin savunma hatlarını aşarak yeni bir ilerleme sağlamaya çalışıyor.

Taiz cephesinin komuta yapısı değiştirildi

Cephelerdeki gelişmelerin ardından Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını yeniden düzenleyen ve Taiz cephesinin yönetimini değiştiren kararlar aldı. Kararlarla, çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerden birindeki askerî sorumluluklar yeniden dağıtıldı.

2026 tarihli 247 sayılı karar uyarınca Albay Macdi Munadıl Sabit Ahmed, Tur el-Baha Askerî Ekseni komutanlığına ve 1. Vatan Kalkanı Kuvvetleri Tugayı komutanlığına atandı. Ahmed'in rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

Albay Bessam Abdu Said Salim el-Hark, eksenin kurmay başkanlığına ve 4. Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci Mukbil Muhammed Said eş-Şattaf da eksenin harekât sorumlusu olarak görevlendirildi.

246 sayılı kararla ise Tuğgeneral Reşad Ahmed İsmail el-Yusufi, Yüksek Askerî Komite üyeliğine ve Taiz cephesi sorumluluğuna atandı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltilirken, bu görevde Tümgeneral Yusuf eş-Şeraci'nin yerini aldı.

Taiz çevresindeki çatışmalar sürüyor

Taiz kentinin güneyinde hükümet güçleri, Halk Direnişi birliklerinin desteğiyle Akruz cephesinde bazı stratejik mevzileri yeniden ele geçirdi. Nube ve Seyb bölgeleri ile Mübarek Tepesi, Husilerle yaşanan çatışmaların ardından hükümet güçlerinin kontrolüne geçti. Çatışmalarda Husilerin ağır kayıplar verdiği bildirildi.

Hükümet güçleri, Misrah ilçesindeki Hubeyl es-Sarm bölgesinde mevzilerine yönelik Husi saldırısını da püskürttü. Vilayetin diğer cephelerinde ise çatışmalar devam etti.

Öte yandan savaş uçakları, Cebel Habşi kavşağında ağaçların altında konuşlanan Husi unsurlarını ve askerî araçlarını hedef aldı. Sahadaki bilgilere göre hava saldırılarında doğrudan kayıplar meydana geldi.

vfgb
Cevf vilayetindeki cephe hatlarında görev yapan Yemen hükümet güçlerinden bir asker (AFP)

Husiler ise Şakab köylerini havan toplarıyla bombaladı. Saldırılarda bazı evler zarar görürken, bölge sakinleri arasında korku ve panik yaşandı.

Taiz kentinin çevresindeki cephelerde hükümet güçleri ve yerel savaşçılar, kentin giriş ve çıkış noktalarındaki savunma mevzilerini korumayı sürdürüyor. Bölgede topçu ateşi ve aralıklı çatışmalar devam ediyor.

Kent çevresindeki Husi saldırılarının görece azalması, örgütün Mukatira ve Tur el-Baha cephelerindeki çatışmalara yoğunlaşmasıyla aynı döneme denk geldi. Böylece askerî operasyonların ağırlığı Taiz çevresindeki diğer cephelere kaydı.

Yemen Başkanlık Konseyi: Operasyon hedeflerine ulaşılıncaya kadar sürecek

Siyasi cephede Yemen Başkanlık Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar devam edeceğini yineledi. Bu hedeflerin başında Husi darbesinin sona erdirilmesi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve devlet otoritesinin ülkenin tamamında sağlanması geliyor.

Reşad el-Alimi başkanlığında, tüm konsey üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, hükümet güçleri, askerî birlikler ve Halk Direnişi unsurlarının Suudi Arabistan öncülüğündeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu'nun desteğiyle Cevf, Marib ve batı kıyısı cephelerinde ilerleme kaydettiği, Taiz'de ise direnişin sürdüğü belirtildi.

Resmî medyanın aktardığına göre toplantıda, Husilerin askerî saldırılarındaki tırmanış ele alındı. Devlet kurumları ve sivil tesislere yönelik füze ve İHA saldırıları, kent ve köylere yönelik saldırıların genişletilmesi, Taiz kuşatmasının sürdürülmesi ve yerleşim bölgelerinin bombalanması değerlendirildi. Uluslararası su yolları ve deniz ulaşımına yönelik tehditler de toplantının gündeminde yer aldı.

Başkanlık Konseyi, Husilerin saldırıları karşısında cephelerde gösterilen direnişin Suudi Arabistan'ın desteğiyle sürdürüldüğünü vurguladı. Konsey, Riyad yönetiminin hükümet güçlerine verdiği desteğin yanı sıra Taiz ve diğer vilayetlerdeki insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlarını da takdir etti.

Konsey ayrıca Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan vatandaşlara, örgütün milis devşirme ve eleman kazanma faaliyetlerini reddetmeleri, çocuklarının çatışmalara sürüklenmesine izin vermemeleri çağrısında bulundu.

Açıklamada, silah bırakarak Husiler saflarında savaşmayı bırakanlar için ilan edilen prosedürler çerçevesinde güvenli dönüş yolunun açık olduğu da vurgulandı.


Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
TT

Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin tehditleri ve Afrika Boynuzu'ndaki terör örgütleriyle koordinasyonunun, milisleri uluslararası düzeyde kararlı bir tutum sergilenmesini gerektiren sınır aşan bir tehdide dönüştürdüğünü söyledi.

Ez-Zuba, salı günü Paris'te Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Remi Ferro ile bir araya geldi. Görüşmede Yemen'deki son gelişmelerin yanı sıra Husilerin sivil yerleşimlere ve uluslararası deniz ulaşım hatlarına yönelik terör eylemlerindeki tırmanış ele alındı.

Yemen Dışişleri Bakanı, Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmasının yol açtığı insani dramı da gündeme getirdi. Ez-Zuba ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanları ile insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin kaçırılması ve işkenceye maruz bırakılması gibi ihlallere dikkat çekti. Bu eylemlerin son olarak Muhammed eş-Şami'nin hayatına mal olduğunu belirtti.

Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Ferro ise Fransa ve Avrupa Birliği'nin (AB), sahadaki değişimlere uyum sağlayacak yeni bir Yemen politikası benimsemeye önem verdiğini ifade etti. Ferro, ülkesinin Husilerin sivillere yönelik tüm ihlallerini reddettiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Yemen resmî haber ajansından aktardığı habere göre görüşmede, Yemen'deki gelişmeler ve Husilerin bölgesel güvenliğe yönelik tehditleri üzerinde duruldu.


Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı
TT

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen İçişleri Bakanlığı, salı günü, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husilerle birlikte çalışan 21 yabancı uzman bulunduğunu açıkladı. Bakanlık, bunlardan 14'ünün İran Devrim Muhafızları Ordusu, 7'sinin ise Lübnan Hizbullahı mensubu olduğunu bildirdi.

Yemen'in 6 vilayetine dağılan uzmanların, Husilerin finansman, silahlandırma ve eğitim faaliyetlerinde görev aldığı belirtildi. Açıklamaya göre bu kişiler, doğrudan denetim ve gözetimin yanı sıra operasyonların planlanması ve yönetilmesine, milislerin askerî kapasitesinin geliştirilmesine de katılıyor. Uzmanların ayrıca Yemen'de uzun vadeli nüfuz oluşturmayı, siyasi, örgütsel, toplumsal ve medya faaliyetleri aracılığıyla Husilere bağlılık ağları ve yapılar kurmayı hedeflediği kaydedildi.

Yemen İçişleri Bakanlığı, söz konusu faaliyetlerin Yemen'i Arap çevresinden uzaklaştırmayı amaçladığını vurguladı.

Yabancı uzmanların görev alanları arasında operasyon yönetimi, komuta-kontrol sistemleri, balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) bulunuyor. Ayrıca gözetleme sistemleri, haberleşme altyapısı, elektronik harp, ikmal ağları ve askerî bileşenlerin kaçakçılığı da uzmanların faaliyet gösterdiği alanlar arasında sıralandı.

Uzmanların deniz operasyonlarının koordinasyonunda ve ticari gemilerin hedef olarak belirlenmesinde de rol aldığı belirtildi. Açıklamada, patlayıcı yüklü teknelerin geliştirilmesi, otonom denizaltıların tasarlanması, mayın döşeme faaliyetleri ve milis unsurlarına askerî taktikler konusunda eğitim verilmesinin de bu kişilerin görevleri arasında bulunduğu ifade edildi. Söz konusu eğitimlerin, şehirlerin kuşatılması ve şehir savaşlarına yönelik olduğu kaydedildi.

Öte yandan, Yemen'de meşru yönetimi destekleyen Arap Koalisyonu salı günü, Mekke bölgesinde bir insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini duyurdu.

Bu gelişme, Husilerin Suudi Arabistan'ın güneyine doğru fırlattığı bir balistik füze ile Riyad bölgesine yönelen iki İHA'nın bir gün önce engellenmesinin ardından yaşandı.