Endişe verici iç ve bölgesel koşulların yanında SDG garantiler ve ortaklık arayışında

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinin el-Buseyra beldesinde devriye gezen SDG üyeleri, 4 Eylül 2023 (AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinin el-Buseyra beldesinde devriye gezen SDG üyeleri, 4 Eylül 2023 (AFP)
TT

Endişe verici iç ve bölgesel koşulların yanında SDG garantiler ve ortaklık arayışında

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinin el-Buseyra beldesinde devriye gezen SDG üyeleri, 4 Eylül 2023 (AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinin el-Buseyra beldesinde devriye gezen SDG üyeleri, 4 Eylül 2023 (AFP)

Rustem Mahmud

ABD'nin arabuluculuğu ve her iki tarafa uyguladığı baskının yanı sıra ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın çabalarına rağmen SDG ile Suriye hükümeti arasındaki ikili müzakereler, geçtiğimiz temmuz ayının başlarında, tarafların 10 Mart'ta mutabık kaldıkları bu güçlerin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda şiddetli anlaşmazlıklar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı.

Bundan sadece birkaç gün sonra taraflar birkaç hafta içinde Fransa'nın başkenti Paris'te ikili görüşmelere katılmayı kabul ettiklerini açıkladılar. Ancak Halep'in doğusundaki Deyr Hafir bölgesinde taraflar arasında güvenlik gerginlikleri ve yerel askeri çatışmalar patlak verdi. Bunu, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Suriye'nin başkenti Şam'a yaptığı özel ziyaret izledi. Ardından, SDG ve ona bağlı Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi himayesinde, yeni iktidara kökten karşı çıkan aralarında Suveyda’daki Dürzilerin Ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri'nin de bulunduğu çeşitli kesimlerin katılımıyla Haseke şehrinde bir siyasi konferans düzenlendi. Bu durum, taraflar arasındaki meseleyi en başa döndürdü ve Suriye yönetimi Paris’teki toplantıya katılmayacağını açıkladı. SDG ise, ülkenin kuzeydoğusundaki birçok bölgede kendisine karşı askeri hamlelerin arttığını belirten bir açıklama yayınladı.

Bu gelişmeler çerçevesinde ‘kendisi için belirsiz’, son derece değişken ve bağlamı muğlak bir bölgesel ve uluslararası ortam arayışında olan SDG, Suriye denklemindeki konumunu ve rolünü korumaya çalışırken, terörle mücadele alanındaki başarılarını, askeri güçlerini, sembolik otoritesini ve bölgesel ve uluslararası siyasi ilişkiler ağını, özellikle de ülkenin önümüzdeki on yıllar boyunca nasıl bir yapıya kavuşacağının belirleneceği bu dönemde, Suriye içinde etkili bir aktör haline gelmek için bir araç olarak kullanmaya çalışıyor.

SDG, yakın gelecekte etkileşime girip yoğunlaşarak konumunu ve Şam yönetimi ile ulaşmayı hedeflediği formülü fiilen ortadan kaldırabilecek birçok faktörden endişe duyuyor.

SDG’nin endişeleri

SDG, yakında konumunu ve Şam yönetimi ile ulaşmayı hedeflediği formülü fiilen ortadan kaldırabilecek faktörlerin yoğunlaşmasından endişe duyuyor. Şu anda sahip oldukları güç ve sahadaki kontrol, uluslararası koruma ve destekle sağlanıyor. SDG Suriye'nin iç kurumları ve yasaları tarafından ya da bölgesel ve uluslararası resmi tanıma tarafından açıkça tanımlanmış herhangi bir meşruiyete sahip değil. SDG’ye yakın bazı siyasi liderle temasa geçen Al Majalla, gelecekteki endişelerin önümüzdeki aylarda gerçekleşebilecek üç dönüşümle özetlenebileceği konusunda hemfikir olduklarını öğrendi.

dfrgthyu
SDG lideri Mazlum Abdi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da düzenlenen Birlik ve Uzlaşı Konferansı’na katıldı, 26 Nisan 2025 (AFP)

Suriye hükümet güçleriyle sahada gerginliğin artması, doğrudan askeri çatışmaya yol açabilir ve bu çatışma, birkaç gün önce Halep'in doğusundaki Deyr Hafir bölgesinde olduğu gibi, küçük ve yerel bir olayla başlayabilir. Böyle bir çatışma patlak verirse SDG'nin kontrolündeki bölgelerdeki sosyal doku ve barış üzerinde etkili olacağına şüphe yok. Çünkü bu bölgelere halihazırda temel olarak kırılgan bir siyasi ve sosyal gerçeklik hakim. SDG sözcüleri tarafından yapılan son açıklamalar, son askeri çatışmaların ‘Suriye hükümeti güçleri saflarında faaliyet gösteren disiplinsiz grupların’ SDG mevzilerini bombalaması sonucu meydana geldiğini ima ederek, yeni iktidar içinde bazı kesimlerin Türkiye’nin bölgesel yönlendirmeleriyle SDG ile askeri çatışmaya girmeyi her ne pahasına olursa olsun amaçladığını düşündürdü.

ABD, SDG'ye Suriye içinde veya Suriye'den bağımsız olarak varlığını sürdürebileceğine dair garanti veremez ve ‘federalizm Suriye'ye uygun değildir’

SDG, Türkiye'nin mart ayı başlarından bu yana sürdürdüğü askeri ve siyasi pasif tutumundan da endişe duyuyor. Türkiye, o tarihten bu yana SDG'nin kontrolündeki bölgelere geçtiğimiz yıllarda yaptığı gibi, herhangi bir hava saldırısı düzenlemedi. Türkiye'nin katı siyasi ve askeri açıklamalarının dozu belirgin şekilde geriledi. Türkiye, mart ayı başlarında SDG lideri Mazlum Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara arasında imzalanan anlaşmayı desteklemeye odaklandı. Hatta Türk yetkililer, Suriye’nin savunma sistemi içinde silahlı örgütlere yer verilmemesi şartıyla Suriye'deki Kürtlerin ülkede tüm kültürel ve siyasi haklarına kavuşmalarını istediklerini vurguladılar.

Ancak SDG, Türkiye'nin tutumundaki bu belirgin değişimin, Türkiye hükümeti ile PKK arasında silahlı çatışmayı sona erdirmek için yürütülen müzakerelerle ilgili iç siyasi dinamiklerden kaynaklandığını düşünüyor. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2028 yılından önce Anayasa’yı değiştirerek cumhurbaşkanlığına yeniden aday olabilmek için Türkiye'deki Kürtler ve onların siyasi güçleriyle yakınlaşmanın şart olduğunu anlamış durumda. Aynı şekilde, iktidar koalisyonundaki ortağı ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli de, Türkiye'nin etrafını saran endişe verici jeopolitik riskler nedeniyle mevcut stratejisini övüyor ve bunun için Kürt meselesinin çözülmesi ve yakınlaşmanın gerektiğini savunuyor. Bu iki husus, Türkiye'nin SDG ve SDG’nin kontrolündeki bölgeler üzerindeki baskısını tamamen hafifletse de bu durum uzun sürmeyebilir. Hatta PKK ile Ankara arasındaki ortak proje, geçtiğimiz yıllarda defalarca olduğu gibi başarısız olursa, her an tersine dönebilir. Bu da Türkiye'nin, PKK'nın en tehlikeli uzantısı olarak gördüğü SDG'ye karşı sert bir tutum sergilemesine neden olur.

Her iki durumla birlikte SDG, ABD’nin Suriye'ye yönelik vizyonundan ve stratejisinden, özellikle de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın çalışma mekanizmasından hiç memnun değil. ABD, Suriye'nin yeni iktidarına, iktidara geldiği ilk günlerde iş birliği ve ABD'nin tanıma şartı olarak bazı koşullar ve sınırlama getirmişti. Ancak aynı ABD, tüm ihtilaflı konuları, devlet yapısı ve yeni iktidar içindeki yerel hassasiyetlerin şekli ve yeri dahil olmak üzere, aşarak Suriye ile son derece aktif bir iş birliği başlattı. SDG bunu kendi aleyhine bir dönüşüm olarak görüyor, çünkü ABD'yi en yakın siyasi ve askeri müttefiki, Suriye'nin geleceğindeki rolünü ve konumunu güvence altına almak için en güvenilir taraf ve terörle mücadele konusunda iki taraf arasındaki ikili ortaklığın koşulları ve ortamı içinde varlığını sürdürmesi için tek güvenlik ve siyasi şemsiye olarak görmeye devam ediyordu.

go90
SDG lideri Mazlum Abdi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, SDG kurumlarının Suriye devlet kurumlarıyla birleşmesi için anlaşma imzaladıktan sonra tokalaşırken, 10 Mart 2025 (SANA/Reuters)

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, SDG ile Suriye yönetimi arasında 9 temmuzda yapılan ‘başarısız’ ikili müzakerelerin ardından yaptığı açıklama, SDG çevrelerinde şok etkisi yarattı. Barrack, taraflar arasında daha önce üzerinde anlaşmaya varılan kararların uygulanamamış olmasının sorumlusunun SDG olduğunu, Suriye yönetiminin ‘harika teklifler’ sunduğunu, ABD'nin SDG'ye Suriye içinde veya Suriye'den bağımsız olarak varlığını sürdürme garantisi veremeyeceğini ve ‘federalizmin Suriye'ye uygun olmadığını’ söyledi.

Al Majalla’ya konuşan özel kaynaklar, SDG lideri Mazlum Abdi'nin geçtiğimiz ayın sonlarında Ürdün'ün başkenti Amman'da Barrack ile yaptığı görüşmede bu açıklamaları ayrıntılı olarak ele aldığını ve Barrack'ın Abdi'ye açıklamalarının yanlış anlaşıldığını söylediğini aktardı. Kaynaklara göre Barrack, ABD'nin SDG ile Suriye hükümeti arasında bir diyalog ortamı yaratma taahhüdünü vurguladı. Bu bağlamda SDG, ‘ABD'nin gevşekliği’ olarak nitelendirdiği duruma karşı Fransa'nın hızlı bir şekilde harekete geçmesini sağladı. Fransa, siyasi olarak SDG'nin tutumuna en yakın ülke ve Suriye hükümetinin SDG ile müzakereleri Şam'dan Paris'e taşımayı kabul etmesi, SDG için ‘siyasi bir zafer’ niteliğindeydi. Çünkü bu gelişme, SDG'yi Suriye yönetiminin tanımlamaya çalıştığı ‘devletin meşruiyeti’ ve ‘silahlı grup’ ikileminden çıkardı.

Bu yılın savunma bütçesi tasarısı, uzun yasal ve siyasi prosedürler olmadan ABD askerlerinin Suriye'den çekilmesini kısıtlayan maddeler içeriyor. Bu maddeler, sadece Beyaz Saray'ın kararıyla değil, siyasi konsensüsün sağlanmasını da zorunlu kılıyor.

ABD garantileri

Son aylarda ABD'nin SDG'nin geleceğine ilişkin tutumlarında çelişkiler yaşanmasına rağmen, yeni ABD yönetiminin bölgesel güçlerle ilişkilerinin şekillenmesiyle birlikte, çeşitli ABD kurumları SDG'nin devamlılığını ve onunla ortaklığı teyit etmeye çalıştı.

ABD Başmüfettişlik Ofisi’nin bu yılın ikinci çeyreğine ait raporunda, ABD güçlerinin Suriye'nin kuzeydoğusundaki bazı üslerini kapatması eleştirildi. Raporda, "ABD liderliğindeki koalisyon güçleri, Fırat Vadisi'nin ortasındaki 3 askeri üssü kapattı. Bu üsler, SDG ile bölgedeki Arap aşiretleri arasında denge ve koordinasyon unsuru oluşturuyordu. Uluslararası Koalisyon (Birleşik Ortak Görev Gücü-Doğal Kararlılık Harekâtı/CJTF-OIR), ABD güçlerinin çekilmesinin SDG ile Arap aşiretleri arasındaki gerilimin tırmanmasına yol açacağını öngörüyor. Raporda ayrıca, “DEAŞ’a karşı mücadele, doğrudan çatışma yerine kontrol ve gözetim aşamasına giriyor. Binlerce DEAŞ üyesini ve ailelerini barındıran hapishaneler ve mülteci kamplarının güvenlik kapasitesinin zayıflamasından açıkça endişe duyuluyor” ifadesi yer alıyor. Washington yönetimi üzerinde en etkili Amerikan kurumları olan Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) görüşlerinin kesiştiği noktayı temsil eden raporda ABD’nin SDG’yi terk etmesi halinde parçalanma durumundan duyduğu endişeyi ifade ediliyor.

Bu yılın savunma bütçesi tasarısı, uzun yasal ve siyasi prosedürler olmadan ABD askerlerinin Suriye'den çekilmesini kısıtlayan maddeler içeriyor. Bu maddeler, sadece Beyaz Saray'ın kararıyla değil, siyasi konsensüsün sağlanmasını da zorunlu kılıyor. Rapora göre tasarı, ABD Savunma Bakanlığı'nı (Pentagon) Suriye'den herhangi bir çekilmenin DEAŞ’ı yenilgiye uğratma görevine zarar vermeyeceğini teyit eden resmi bir belge sunmaya mecbur bırakıyor. Rapora göre 2025 yılı savunma bütçesi tasarısı, ABD Kongresi'ne önceden bildirimde bulunulmaksızın Suriye'deki Amerikan askeri üslerinin azaltılmasını veya birleştirilmesini yasaklıyor. Tasarıda ayrıca, Kongre'ye sunulan raporda, Suriye'deki yerel güçlere sağlanan destek ve eğitimdeki eksikliklerin değerlendirilmesinin yer alması gerektiği vurgulanıyor. Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler tasarı üzerinde siyasi olarak uzlaştı.

SDG, Suriye'deki Kürt sorununun çözümü için net bir yol haritası ve perspektif olması gerektiğini ve yetkililerin Suriye'deki Kürtlerin kültürel haklarını tanıma konusunda sunduğu imkanların yeterli olmadığını düşünüyor.

SDG ne istiyor?

SDG, mevcut durumunu uzun vadede sürdüremeyeceğini biliyor. Ne bölgesel gerçekler ne de Suriye'nin iç gerçekleri, ‘meşruiyet ve tanınma eksikliği’ nedeniyle bunu mümkün kılıyor. Aynı şekilde, hükümet kurumlarının iş birliğini reddetmesi nedeniyle, bölgedeki yerel toplulukların yaşadığı zorlu yaşam, bürokrasi ve ekonomik koşullar da bunu mümkün kılmaz. Örneğin cep telefonu şebekesi aylardır çeşitli bölgelerde kesik durumda ve yargı, emlak işleri, nüfus kayıtları ve dış belgelerle ilgili diğer kurumlar da hizmet dışı, bu da kamu yaşamı ve vatandaşların istikrarı üzerinde baskı yaratıyor.

SDG'ye yakın askeri liderlerin ve politikacıların açıklamalarına göre SDG’nin öngörülebilir gelecekte hedeflediği üç mekanizma var. Bu mekanizmalar, Şam'da hükümetle yapılan son toplantıda sunuldu, ancak hükümet tarafından tamamen reddedildi.

dfrgthy
SDG tarafından Haseke'de düzenlenen Beraber Duruş Konferansı’ndan bir kare, 8 Ağustos 2025 (Sosyal medya)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan akatdrığı analize göre SDG, güçlerinin Suriye düzenli ordusuna entegrasyonuyla sembolik ve idari egemenliğinin kabul edildiğini, ancak silahlarını ve idari yapısını Suriye ordusu bünyesinde muhafaza edeceğini, bunun birkaç yıl sürebileceğini düşünüyor. Aynı durumun, kontrolündeki bölgelerdeki polis ve güvenlik güçleri için de geçerli olmasını istiyor. Buna karşılığında da düzenli ordu birliklerinin sınır merkezleri, sınır kapıları ve havaalanlarını Şam yönetimine bağlı kurumlar olarak kontrol etmesini kabul ediyor.

Diğer bir mesele ise bu bölgelerin anayasal statüsüdür. Bu bölgeler, herhangi bir kalıcı anayasada ‘mutlaka’ yer alması gereken geniş bir ademi merkeziyetçilikle temsil edilmesi gerekiyor. Bu sayede, dış politika, para politikası ve savunma stratejisi gibi merkezi hükümetin münhasır yetkilerine itiraz etmeden, kendi kaynaklarını ve idari ve genel işlerini yönetme hakkı ve yetkisi elde etmeli. SDG, bu tartışmanın geçiş döneminin sonuna ertelenmesini kabul etmiyor. Çünkü taraflar arasında derin bir ‘güvensizlik’ olduğunu ve bunun olmadan sosyal barışı koruyacak garantilerin olmasının imkansız olduğunu, geçtiğimiz aylarda kıyı kesimleri ve Suveyda'da yaşananları örnek göstererek vurguluyor.

Son olarak, SDG, Suriye'deki Kürt sorununun çözümü için net bir yol haritası ve perspektif olması gerektiğini, iktidarın Suriye Kürtlerinin kültürel haklarını tanıma yönündeki adımlarının yeterli olmadığını ve bu sorunun bazı siyasi/ulusal hakla da bağlantılı olduğunu düşünüyor. Devletin ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ olarak adlandırılması ve Kürt siyasi güçlerin ulusal diyalog, anayasal deklarasyon ve geçici hükümet gibi durumlardan dışlanması, bu sorunun önceki rejim döneminde olduğu gibi eski haline dönme olasılığına dair şüphelerini güçlendiriyor. Bu yüzden önceden net çözümler bulunması gerekiyor.



Gazze anlaşması... Kahire görüşmelerindeki çekincelerin ardından arabulucuların elinde ‘sınırlı fırsatlar’

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşması... Kahire görüşmelerindeki çekincelerin ardından arabulucuların elinde ‘sınırlı fırsatlar’

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Hamas’ın Kahire’de yapılan görüşmelerde silahsızlanma sürecine ilişkin çekinceler dile getirdiği, İsrail’in ise bu sürecin önce uygulanması şartıyla geri çekilme konusunda taviz vermeme tutumunu sürdürdüğü bildirildi. Taraflar arasındaki ateşkes anlaşmasının, geçtiğimiz şubat ayı sonunda İran savaşıyla birlikte sekteye uğradığı belirtiliyor.

Hamas’ın çekinceleri, Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar tarafından doğrulandı. Uzmanlara göre bu durum, hem Hamas’ın hem de İsrail’in zaman kazanmaya yöneldiğine ve anlaşma maddelerini uygulama ya da silahsızlanma ve geri çekilme süreçlerine başlama konusunda isteksiz olduklarına işaret ediyor. Bu değerlendirmelerde, İsrail’de seçim yılı olması ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun oy kazanma hedefinin etkili olduğu ifade ediliyor.

Uzmanlar, arabulucuların anlaşmayı yeniden canlandırma konusunda sınırlı fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Bu çerçevede üç olası senaryo öne çıkıyor: mevcut durumun devam etmesi, İsrail’in askeri tırmanışa gitmesi ya da uluslararası istikrar güçleri ve polis unsurlarının devreye sokulmasıyla Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin faaliyete başlaması ve sahada değişiklikler yapılarak tarafların anlaşma şartlarına uymaya zorlanması.

Sıkışmış müzakereler

Kahire’de yürütülen müzakerelerin de çıkmaza girdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre, Hamas ve diğer Filistinli gruplar, kendilerinden herhangi bir taahhüt talep edilmeden önce İsrail’in ateşkes anlaşmasının ilk aşamasındaki yükümlülüklerini (insani yardım faaliyetleri ve bölgeye yardım tırlarının girişini) yerine getirmesi gerektiğini savunuyor. Buna karşılık İsrail ve ABD, anlaşmanın ikinci aşamasının en kritik maddesi olan ‘silahsızlanma’ sürecine derhal geçilmesi yönünde baskı yapıyor.

Aynı kaynaklara göre, Hamas müzakere heyeti başkanı Halil el-Hayye ile ABD’li diplomat Aryeh Lightstone arasında Kahire’de gerçekleşen görüşmeden somut bir sonuç çıkmadı.

The Jerusalem Post gazetesinin perşembe günü yayımladığı habere göre Hamas, Kahire toplantılarında ABD öncülüğündeki Barış Kurulu tarafından sunulan silahsızlanma planını reddederek üzerinde değişiklik yapılmasını talep etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise kabine toplantısında yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın yabancı bir koalisyonun Hamas’ı silahsızlandırmada başarılı olamayacağını anladığını belirterek, “Bunu bizim yapmamız gerekecek” ifadesini kullandı. Söz konusu açıklamalar İsrail’in Kanal 14 ve i24NEWS kanalları tarafından da aktarıldı.

Gelişmeleri değerlendiren Filistinli siyaset analisti Abdulmehdi Mutava, Kahire görüşmelerinde özellikle Hamas tarafından dile getirilen çekincelerin, taraflar arasındaki güven eksikliğinden kaynaklandığını ifade etti. Mutava’ya göre, Hamas için silahsızlanma maddesinin uygulanması kolay değil. Ayrıca ABD’nin İran dosyasına odaklanması nedeniyle arabuluculuk sürecine yeterince yoğunlaşmadığı ve bu nedenle İsrail üzerinde henüz ciddi bir baskı oluşmadığı belirtiliyor.

Mutava, İsrail’de yaklaşan seçimler nedeniyle Netanyahu’nun Gazze konusunda herhangi bir taviz vermesinin zor olduğunu da vurguladı. Bu nedenle mevcut tıkanmış durumun Netanyahu açısından siyasi maliyetlerden kaçınma imkânı sunduğunu belirten analist, benzer şekilde Hamas’ın da silahsızlanma konusunda kesin kararlar almaktan kaçınması nedeniyle bu durumdan rahatsızlık duymadığını ifade etti.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta su taşıyan bir kız çocuğu (AFP)Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta su taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Filistin ve İsrail konularında uzman siyaset bilimi profesörü Tarık Fehmi, Kahire’de gerçekleştirilen görüşmeler kapsamında Mısırlı arabulucunun yoğun çabasına rağmen taraflar arasında hâlâ ciddi çekinceler bulunduğunu belirtti. Fehmi’ye göre temel sorun, İsrail’in sahadaki karşı hamlelerinden kaynaklanıyor. İsrail’in Gazze Şeridi’nin derinliklerinde yeni ‘stratejik dayanak noktaları’ oluşturma planı üzerinde çalıştığını ifade eden Fehmi, bu yaklaşımın müzakereleri doğrudan sekteye uğratabileceğini ve bunun bir geri çekilmeden ziyade yeniden konuşlanma anlamına geldiğini vurguladı.

Hamas’ın ise İran-İsrail-ABD hattındaki gelişmelerin sonuçlarını beklediğini belirten Fehmi, İsrail’in Gazze dosyasını daha sonraya bırakma eğiliminde olduğunu söyledi. İsrail’in tüm taraflarla aynı anda karşı karşıya gelmek istemediğini dile getiren Fehmi, sınır kapılarının açılması ve yardım tırlarının girişine izin verilmesini bunun göstergesi olarak değerlendirdi.

Arabulucuların devam eden çabaları

Hamas ve Filistinli gruplardan kaynaklar daha önce Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, arabulucuların ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında kalan adımların derhal uygulanması için girişimlerde bulunduğunu belirtti. Bu çabaların, ikinci aşamaya ilişkin görüşmelerle eş zamanlı yürütülmesi, İsrail’in ilk aşamadaki yükümlülüklerini tamamlamadan ikinci aşamadan herhangi bir adımın uygulanmaması şartına bağlı olduğu ifade edildi.

Kaynaklardan biri, “Arabulucular, ikinci aşamada özellikle silahsızlanma konusunun kademeli ve ilk aşamanın tamamen uygulanmasına bağlı olacak şekilde ele alınmasını öngören bir formülle taraflar arasındaki farkı kapatmaya çalışıyor” dedi.

Fehmi, mevcut tabloda önemli bir değişiklik beklemediğini belirterek, İsrail’in kapsamlı bir askeri operasyon ya da Gazze Şeridi’ni tamamen işgal etmesinin öngörülmediğini, buna karşılık Hamas’ın kontrol ettiği alanlarda manevra yaparak rolünü yeniden şekillendirmeye çalışacağını ifade etti. Fehmi, özellikle idari yapı, silahlanma ve polis gibi çözümsüz kalan başlıklarda bu sürecin devam edeceğini vurguladı.

Fehmi’ye göre taraflar açısından belirleyici bir sonuç doğurmayan, uzaması muhtemel bir geçiş sürecine girilmiş durumda. Bu süreçte her taraf kendi düzenlemelerini gündeme getirecek, ancak somut bir çözüm ortaya konulamayacak. Bu nedenle Gazze’de mevcut durumun yönetimi, kısa vadede öne çıkan başlık olmaya devam edecek.

Mutava ise tarafların tutumu nedeniyle arabulucuların anlaşmayı yeniden canlandırma şansının sınırlı olduğunu belirtti. Mutava, ilk senaryo olarak mevcut durumun korunacağını, tarafların çekincelerini sürdürerek ciddi bir tırmanış olmadan zaman kazanmaya çalışacağını ifade etti. Buna karşılık, Netanyahu’nun seçim yılı dinamikleri nedeniyle İran ve Lübnan cephelerinden iç politik kazanç elde edememesi halinde çatışmaların yeniden başlayabileceği ihtimaline de dikkat çekti.

Mutava’ya göre üçüncü olası senaryo ise uluslararası güçler ile Filistin polisi unsurlarının sahaya konuşlandırılması ve Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin devreye girerek Hamas ile İsrail’i sahada somut adımlar atmaya zorlayacak yeni bir sürecin başlatılması.


Lübnan, "kırılgan bir ateşkes" ortamında kayıplarını telafi etmeye çalışıyor

 Güney Lübnan'dan yerinden edilmiş insanlar, Litani Nehri'nin güneyine ulaşmak için yıkılmış bir köprüden geçiyor (Reuters)
Güney Lübnan'dan yerinden edilmiş insanlar, Litani Nehri'nin güneyine ulaşmak için yıkılmış bir köprüden geçiyor (Reuters)
TT

Lübnan, "kırılgan bir ateşkes" ortamında kayıplarını telafi etmeye çalışıyor

 Güney Lübnan'dan yerinden edilmiş insanlar, Litani Nehri'nin güneyine ulaşmak için yıkılmış bir köprüden geçiyor (Reuters)
Güney Lübnan'dan yerinden edilmiş insanlar, Litani Nehri'nin güneyine ulaşmak için yıkılmış bir köprüden geçiyor (Reuters)

Lübnan, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından kayıplarını telafi etmeye başlamıştı; ancak bu kırılgan ateşkes, İsrail'in dün bir kişinin ölümüne yol açan insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla ihlal edilmesi ve İsrail ordusuna göre 41'i işgal altındaki 55 kasabayı kapsayan bir tampon bölge oluşturulmasıyla bozuldu. İsrail, sakinlerinin buralara geri dönmesine izin vermedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, anlaşmaya varılmasındaki katkılarından dolayı ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Krallığı'na teşekkür ederek, "kalıcı anlaşmalar üzerinde çalışma" aşamasına geçildiğini duyurdu. Lübnan halkına hitaben yaptığı konuşmada Avn, "Bugün kendimiz için müzakere ediyor ve kendimiz karar veriyoruz. Artık kimsenin oyununda piyon değiliz, kimsenin savaş arenası da değiliz ve bir daha asla olmayacağız. Aksine, kendi karar alma gücüne sahip, bu gücü yücelten ve bunu halkının yaşamı ve çocuklarının refahı için başka hiçbir şey için değil, söz ve eylemle somutlaştıran bir millet olmaya geri döndük" ifadelerini kullandı.

"Topraklarımı özgürleştirmek, halkımı korumak ve ülkemi kurtarmak için nereye gitmem gerekiyorsa gitmeye hazırım," diyen Avn sözlerine şöyle devam etti: "Size tam bir dürüstlük ve güvenle söylüyorum, bu görüşmeler bir zayıflık işareti, geri çekilme veya taviz değil, aksine hakkımıza olan inancımızın ve halkımız için duyduğumuz endişenin gücünden kaynaklanan bir karardır."

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin Hizbullah'a karşı savaşındaki misyonunun henüz tamamlanmadığını belirterek, "Füze ve insansız hava araçlarının kalan tehditlerine ilişkin almayı planladığımız önlemler var ve bunlara burada değinmeyeceğim" dedi.

Buna karşılık Trump, Tel Aviv'in Lübnan'ı bombalamasını yasakladı ve ülkesinin "Hizbullah'la uygun şekilde ilgileneceğini" ve "İsrail'in Lübnan'ı tekrar bombalamasını engelleyeceğini" çünkü "artık yeter" dedi. Trump,"Lübnan'ı yeniden büyük yapacağına" söz verdi.


Irak başbakan adayı bekliyor

Irak'ta iktidardaki koalisyon yeni bir başbakan seçemiyor (Koordinasyon Çerçevesi web sitesi)
Irak'ta iktidardaki koalisyon yeni bir başbakan seçemiyor (Koordinasyon Çerçevesi web sitesi)
TT

Irak başbakan adayı bekliyor

Irak'ta iktidardaki koalisyon yeni bir başbakan seçemiyor (Koordinasyon Çerçevesi web sitesi)
Irak'ta iktidardaki koalisyon yeni bir başbakan seçemiyor (Koordinasyon Çerçevesi web sitesi)

Artan görüş ayrılıkları ve yeni başbakanın sınırlı bir süre içinde atanması yönündeki anayasal baskılar arasında, gözler bugün Bağdat'ta yapılacak olan "Koordinasyon Çerçevesi" güçlerinin kritik toplantısına çevrildi.

Toplantı, daha önce ertelenmesinin ardından, iktidar koalisyonunun liderlerinden Ammar el-Hekim'in evinde, üç seçenek arasında yaşanan rekabet ortamında gerçekleştiriliyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu seçenekler: Muhammed Şia el-Sudani'nin görev süresinin yenilenmesi, Nuri el-Maliki'nin veya temsilcisinin aday gösterilmesi ya da üçüncü bir isim üzerinde anlaşmaya varılması.

Kaynaklar, güç dengelerinin karmaşıklığına rağmen, bölünmeyi önlemek amacıyla koalisyon liderlerinin üçte ikisinin desteklediği bir adayın seçilmesi için bir formülün değerlendirildiğini belirtiyor. Kaynak, "Koordinasyon Çerçevesi" liderlerinin üçte ikisinin (12 liderden 8'inin) desteğini alan adayın seçilmesini ve geri kalan grupların da bölünmeyi önlemek amacıyla daha sonra karara katılmasını öngören ön bir anlaşmanın görüşüldüğünü ifade etti.