ABD’nin Irak üslerinden çekilmesi süreci bölgede belirsizliğe yol açtı

Independent Arabia’ya konuşan üst düzey siyasi kaynaklar, yaşananların daha çok gergin bölgesel koşullar ve İran ile İsrail arasında açık bir çatışma olasılığı çerçevesinde hesaplanmış bir yeniden konuşlandırma olduğunu belirtti

ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
TT

ABD’nin Irak üslerinden çekilmesi süreci bölgede belirsizliğe yol açtı

ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)

Ahmed es-Suheyl

ABD askerlerinin Irak’ın Enbar ilinde bulunan Ayn el-Esed Askeri Üssü’nden ve Bağdat Uluslararası Havaalanı içindeki Victory Askeri Üssü’nden çekilmesi, sadece geçici bir olay ya da Bağdat ile Washington arasında imzalanan ikili güvenlik anlaşmasının uygulanması çerçevesinde atılmış bir adım değil, aynı zamanda Irak devleti için yeni bir sınava dönüştü. Bu gelişme, özellikle de Irak sahnesinde bir değişiklik olasılığı veya en azından ülkeye ekonomik yaptırımlar uygulanması ihtimaliyle ilgili tartışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte askeri görüntüsünden daha derin mesajlar taşıyor. Zira bu durum, İran'a sadık silahlı grupların liderlerinin açıklamalarında dahi açıkça görülüyordu.

Irak hükümeti, şu anda yaşananların yalnızca önceden kararlaştırılmış takvimin uygulanması olduğunu vurgulamaya çalışsa da daha fazla ayrıntıya girmekten kaçınması, bu çekilmenin içerdiği siyasi mesajların önemini ortaya koyuyor.

Hükümet, çekilmenin Washington ile yapılan anlaşmalara uygun olarak ilerlediğini söylemekle yetinirken İran yanlısı silahlı gruplar seslerini yükselterek, çekilme belirlenen tarihlerde tamamlanmazsa ABD askerlerinin hedef alınacağı uyarısında bulunuyor.

Yetkililerin ve silahı grupların açıklamaları arasındaki bu çelişki, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetini oluşturan, İran'a sadık silahlı grupların çoğunun yer aldığı (Şii) Koordinasyon Çerçevesi saflarında yaşanan bölünme ve kafa karışıklığının boyutuna işaret ediyor.

yjuıko
ABD askerlerinin Ayn el-Esed ve Victory üslerinden çekilmesi, nihai bir çıkış değil, Irak'ı daha çalkantılı bir bölgesel sürece sürükleyen bir yeniden konumlandırmadan ibaret (AFP)

Irak Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhedani pazartesi günü ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Steven H. Fagin ile yaptığı görüşmede, Washington ile Ayn el-Esed Askeri Üssü’ndeki asker sayısını azaltmak ve operasyonlarını Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarıyla sınırlı bir ikili çerçeveye aktarmak üzere bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Hükümet ihtiyatlı davranırken silahlı gruplar yaygara koparıyor

ABD’nin Irak'taki askeri hareketliliğinin yankılarının ardından Bağdat, hükümetin açıklamalarına göre ‘kontrollü’ bir çekilme ile ‘Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Yasası’ çekişmesi ve Tahran yanlılarının yasayı meclisten geçirmek için artan söylemleri nedeniyle ortaya çıkan siyasi ve medyatik gerginlik arasında yeniden ikili bir yaklaşıma tanık oluyor.

Başbakan Sudani’nin danışmanları, yaşananları ABD askerlerinin ülkeden tamamen çekilmesi olarak gösterme girişimlerine rağmen, Bağdat ve Ayn el-Esed Askeri Üssü’ndeki Uluslararası Koalisyon misyonunun sona erme tarihinin eylül ayı olduğunu, ilişkilerin ikili ortaklık düzeyine geçeceğini ve ikinci aşamanın 2026 eylülüne kadar devam edeceğini söylediler.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre hükümet ayrıntılara girmekten kaçınsa da üst düzey siyasi kaynaklar, ABD'nin çekilmesinin yavaş ve aşamalı olarak gerçekleştiğini belirttiler.

Kaynakların açıklamasında belki de en dikkat çekici olan nokta, yaşananların kapsamlı bir geri çekilme değil, gergin bölgesel koşullar ve İran ile İsrail arasında açık bir çatışma olasılığı göz önüne alınarak hesaplanmış bir yeniden konuşlandırma olduğu gerçeğine açıkça atıfta bulunulmasıydı.

xcdvfgh
Bazı Iraklı politikacılar, yaşananların şaşırtıcı olmadığını, aksine Bağdat ile Washington arasında önceden varılmış bir anlaşmanın parçası olduğunu vurguluyor (AFP)

Ortaya çıkan fotoğrafların ve videoların ya eski ya da Irak'tan olmadığına dikkati çeken kaynaklar, hükümet, durumun hassasiyetinin farkında olduğundan, bu hareketleri ayrıntılı olarak ele almayacağını ifade ettiler.

Öte yandan silahlı gruplar tarafında, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesinde ilişkin hükümetin açıkladığı son tarihler yaklaşırken, gözlemcilerin kritik zamanlarda ‘zafer kazanma girişimleri’ olarak değerlendirdiği tantana devam ediyor. Ketaib Hizbullah tarafından daha önce yapılan açıklamada, grubundan ‘sabrının sınırsız olmadığı’ ve geri çekilme kararlaştırılan takvime göre gerçekleşmezse saldırı başlatacakları uyarısı yapıldı.

Yeni bir aşamaya giriş

Bazı Iraklı politikacılar, yaşananların şaşırtıcı olmadığını, aksine Bağdat ile Washington arasında önceden varılan ve şu an kademeli ve sessizce uygulanan bir anlaşmanın parçası olduğunu vurguluyor. Yine de bu görüş, Irak içinde siyasi yansımaların olasılığını dışlamıyor.

Iraklı siyasetçi Leys Şibir, Ayn el-Esed ve Victory üslerinden çekilmenin esasen Irak hükümeti ile ABD arasında Uluslararası Koalisyon misyonunun süresi ve Bağdat ve Enbar'daki görevlerinin sona ermesi konusunda önceden kararlaştırılanların uygulanmasından ibaret olduğunu vurguladı.

Belki de bu süreci nasıl tanımlayacağımızla ilgili olarak ‘bu süreç, silahlı gruplar için bir zafer mi, yoksa yeni bir aşamanın başlangıcı mı?’ şeklinde daha derin bir soru sormalıyız. Şibir, silahlı grupların ‘bu süreci siyasi olarak kendi zaferleri olarak göstermeye çalıştıklarını’ belirtti.

Gerçeğin farklı bir tablo çizdiğini ifade eden Şibir, “ABD, İran ile İsrail arasında açık bir çatışma çıkması durumunda askerlerinin çapraz ateşte kalmasını istemiyor. Bu da ABD’yi Irak'taki nüfuzunu kaybetmeden, IKBY ve Kuveyt gibi daha güvenli yerlere yeniden konumlanmayı tercih etmeye itti” yorumunda bulundu.

Bu adımla Haşdi Şabi Yasası konusundaki tartışmalar arasında bir bağlantı kurmanın ‘masumca’ olmadığını, çünkü Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin bunu Haşdi Şabi’nin meşruiyetini artırmak için kullanmaya çalıştığını düşünen Şibir, yasanın mevcut haliyle kabul edilmesine karşı uyararak, bunun ‘devlete paralel bir gücün yasallaştırılması ve Irak'ın izolasyona, ekonomik baskıya ve muhtemelen yaptırımlara maruz kalmasına yol açması’ anlamına geleceğini vurguladı.

Şibir, şu an silahlı gruplar için bir ‘başarı’ olarak pazarlanan durumun, özellikle Washington'ın Haşdi Şabi Yasası’na ilişkin açıkça yaptığı uyarıları ve grupların ülkedeki güç dengesinde yer almaya devam etmelerini sağlamak için çabalarını açıkça ifade eden Tahran'ın tutumu karşısında, büyük bir siyasi ve stratejik çıkmaza dönüşebileceğini düşünüyor.

Iraklı siyasetçi, Başbakan Sudani’nin DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkma olasılığı, ABD'nin sürekli olarak 2014 yılındaki senaryonun tekrarlanması konusundaki uyarıları ve silahlı grupların silahlarına herhangi bir müdahalede bulunulmasına karşı olan Koordinasyon Çerçevesi ve Tahran'ın bu konudaki baskısı olmak üzere üç baskı kaynağıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Bu üçü de özellikle Koordinasyon Çerçevesi güçlerine yönelik tecrit durumunun yanı sıra Sünni ve Kürt güçlerin ABD ile uyumlu tutumu çerçevesinde siyaset sahnesiyle ve seçimlerle doğrudan bağlantılı.

o9
Irak'taki durum, özellikle 2025 kasımında yapılacak parlamento seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor (AFP)

Bu baskıların Başbakan Sudani için, özellikle de ikinci kez aday olduğu bir dönemde, büyük zorluklar yarattığına inanan Şibir, Sudani’nin seçeneklerinin ya Washington ile şartlı bir ortaklık kurarak Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin desteğinin bir kısmını kaybetmek ya da kendini tamamen Tahran'ın kucağına atmak ve uluslararası toplum tarafından tecrit edilmekten ibaret olduğunu söyledi.

Şibir, ABD'nin çekilmesinin, silahlı gruplar için bir zafer olarak sunulmasına rağmen, özünde Irak devleti için son bir sınav ve daha derin iç bölünmelerin ve Irak'ın bölgesel çatışmadaki rolünün yeniden şekillenmesinin başlangıcı olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Baskıcı mesajlar ve Şii çıkmazı

Bu gelişmelerle birlikte Haşdi Şabi Yasası da bir adım ileri, bir adım geri gidiyor. Geçtiğimiz hafta, Irak Meclisi’ndeki oturumların gündeminde bu yasa hakkında hiçbir şeyden bahsedilmedi. Sızan bilgilere göre Şii güçler arasında bu yasa konusunda dış baskıların açıklanmasından duyulan korkular nedeniyle büyük bir bölünme söz konusu.

Öte yandan siyaset araştırmacısı Nizar Haydar durumu daha geniş bir perspektiften ele alarak, İran ve Irak'taki müttefiklerinin şu an ‘benzeri görülmemiş bir çıkmaza’ girdiğini düşünüyor. Haydar’a göre yıllarca devlet kurumları içindeki nüfuzunu başarıyla pekiştiren ve iktidar koridorlarına sızan Tahran, şimdi ‘bu etkinin zayıflatılması ve Irak siyasi sistemindeki oyunun kurallarının değiştirilmesi’ olasılığından korkuyor.

Tahran'ın Irak'taki İran yanlısı önde gelen liderlerin doğrudan hedef alınmaya başladığı 2016 sonrası deneyimin tekrarlanmasından korktuğunu söyleyen Haydar, bu durumun Tahran'ı sanki Irak'ı yeniden bir çatışma döngüsüne sürükleyebilecek bir döneme hazırlanıyormuş gibi iktidar koltuğuna daha sıkı sarılmaya ittiğini söyledi.

Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede, İran'a sadık silahlı grupların ‘şu anda kuşatma altında’ olduğunu ifade eden Haydar, “Bu grupların varlığı İran'ın siyasi ve ideolojik projesiyle iç içe geçmiş olsa da, Washington doğrudan baskı politikasına geri dönmeye karar verirse, bu gruplar Washington ile doğrudan bir çatışmanın bedelini ödeyebilecek kapasiteye sahip değiller” diye konuştu.

Yeniden konuşlandırma ve strateji değişikliği

Haydar, ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesiyle ilgili olarak “Şu anda yaşananlar tam bir geri çekilme değil, hesaplı bir yeniden konuşlandırma” değerlendirmesinde bulundu. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun adının ikili veya çok taraflı güvenlik ortaklığı olarak değiştirilmesinin, bu güçlerin misyonunun sona erdiği anlamına gelmediğini belirten Haydar, aksine bunun Irak'taki ABD askeri varlığının yeniden tanımlandığını, ancak bunun içerde farklı bir şekilde pazarlandığını belirtti.

Haydar, zamanlamayla ilgili olaraksa bunun siyasi mesajlar içerdiğini düşünüyor, zira Irak bölgesel gerilimin tırmanması ve Tahran ile Tel Aviv arasında bir çatışma olasılığı nedeniyle endişeli bir dönemden geçiyor.

Senaryoyu üç aşamaya ayıran Haydar’a göre bunlardan birincisi, siyasi rejimi devirmeye yönelik bir planın olmaması, ikincisi Şii güçlere doğrudan baskı uygulayarak araçları değiştirmeye çalışma, üçüncüsü ise özellikle İsrail'i hedef alan silahlı grupların liderlerine yönelik tasfiyeler gerçekleştirme olasılığı. İsrail'in bu operasyonları doğrudan gerçekleştirmesi muhtemel olsa da Washington siyasi ve ekonomik baskı ile sınırlı kalacaktır.

Ayrıca, Şii güçlerin karşı karşıya olduğu iç çıkmazı da işaret eden Haydar, “Meclis’te çoğunluğa sahip olmalarına rağmen, Seferberlik Güçleri Yasası gibi stratejilerine hizmet eden yasaları geçiremiyorlar” ifadelerini kullandı. Siyaset araştırmacısı, bu güçlerin, istemedikleri yasa tasarılarını geri çekemeyecek duruma geldiklerini ve bunun da onları bir kısır döngüye soktuğunu söyledi.

ABD'nin Irak'taki siyasi sistemi devirmeye çalışmadığını, ancak onu yöneten araçları ve yüzleri değiştirmek istediğini değerlendiren Haydar, bugün uygulanan baskının, siyasi deneyi devirmek değil, Haşdi Şabi’nin entegrasyonu, dolar kaçakçılığının önlenmesi ve İran'ın etkisinin sınırlandırılması gibi konularda Washington'ın çıkarlarına uygun olarak gidişatı değiştirmek olduğunu belirtti.

Dengeler değişirken Sudani ikilem yaşıyor

Diğer taraftan Başbakan Sudani, anlaşmaya varılan çekilme ile iç ve dış bölünmelere neden olan yasa arasında hassas bir dönüm noktasında bulunuyor. Sudani, özellikle İran tarafından silahlandırılan ve desteklenen Şii güçlerle herhangi bir çatışmaya girmek istemese de Washington ve müttefikleriyle güvenlik ve ekonomik ortaklıklara da ihtiyacı duyuyor.

Akademisyenler, ABD'nin çekilmesinin Irak Başbakanıiçin gerçek bir ikilem yarattığını düşünüyor. Zira Sudani artık Washington ile Tahran arasındaki eski dengeyi sağlayamıyor.

Arizona Üniversitesi'nde araştırmacı ve akademisyen olan Selim Suze, ABD askerlerinin geri çekilmesinin Bağdat ve Washington arasında karşılıklı anlaşma ile gerçekleşmesine rağmen, bunun iki taraf arasındaki ilişkinin kırılganlığını ortaya koyduğunu düşünüyor. Suze, Washington'ın, Haşdi Şabi’nin entegrasyonu, dolar kaçakçılığının kontrol altına alınması ve Tahran'ın nüfuzunun sınırlandırılması gibi önemli konularda hükümetin oyalayıcı tutumundan memnun olmadığını açıkça belirttiğini vurguladı.

Sudani'nin artık geleneksel dengeyi yeniden sağlayamayacağını ifade eden Suze, “Sudani özellikle kendisi de bu sistemin bir parçası olduğundan öncüllerinin yaptığı gibi Washington'ı İran'ın nüfuzunu kabul etmeye ikna edemediği gibi, ABD’nin Haşdi Şabi’yi feshetme yönündeki taleplerini de kabul edememe ikilemiyle karşı karşıya” yorumunda bulundu.

İran yanlısı silahlı gruplar, hükümeti ABD askerlerini ülkeden çıkarmaya zorlama konusunda ısrarcı bir tutum sergilese de Suze, Tahran'ın ‘ABD askerlerinin Irak’ta kalmasından memnun’ olduğunu düşünüyor. Suze, ABD askerlerinin Irak’taki varlığının ‘silahlı grupların hedef alınmayacağına dair dolaylı bir garanti’ oluşturduğunu belirtti.

Washington'ın artık bu ikili oyuna önem vermediğini ifade eden Suze’ye göre ABD yönetiminin çabaları, Bağdat'tan askerlerini çekmeye, IKBY’de yeniden konuşlanmaya ve Irak'ın Arap bölgesi dışındaki varlığını yeniden tanımlamaya odaklanmış görünüyor.

ABD askerlerinin çekilmesiyle Irak'taki durum, özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan seçimlerin yaklaşması ve İran ile İsrail arasında yeni bir çatışma olasılığıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor. Bu durum, hükümetin dengeyi sağlayamaması halinde iç çatışmaya yol açıp açmayacağına dair spekülasyonlara kapı açıyor.

Baskıcı mesajlar verilirken ve uyarılar yapılırken ABD’nin çekilmesini, üzerinde anlaşmaya varılmış bir hak olarak mı yoksa bu askeri varlığın yeniden tanımlanması olarak mı değerlendirmek arasında değişen görüşler, yaşananların sadece askeri bir hamle değil, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkide dönüştürücü bir değişim olduğu noktasında birleşiyor.



Kongo'da bin 333 doğrulanmış Ebola virüsü vakası kaydedildi

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
TT

Kongo'da bin 333 doğrulanmış Ebola virüsü vakası kaydedildi

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)

Hükümet tarafından dün yayımlanan verilere göre, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola virüsü doğrulanmış vaka sayısı bin 333’e yükseldi. Bu vakaların 399’u ölümle sonuçlandı.

Söz konusu vakaların, Orta Afrika’da yer alan ülkenin doğusundaki Ituri, Kuzey Kivu ve Güney Kivu eyaletlerinde kaydedildiği bildirildi.


Mısırlı kaynak: Kahire görüşmelerinde Gazze anlaşmasının uygulanmasını hızlandırmak için 4 ana başlık bulunuyor

Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
TT

Mısırlı kaynak: Kahire görüşmelerinde Gazze anlaşmasının uygulanmasını hızlandırmak için 4 ana başlık bulunuyor

Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)

Kahire’de Gazze ateşkes anlaşmasına ilişkin yürütülen müzakerelerin seyrine hâkim Mısırlı bir kaynak, görüşme masasında ‘temel ve belirleyici’ nitelikte dört ana başlığın bulunduğunu belirtti.

İsrail, geçtiğimiz yıl ekim ayında ilan edilen ateşkes anlaşmasını ihlal ederek bini aşkın Filistinliyi öldürdü ve Hamas’ın üst düzey isimlerine yönelik suikastlar düzenledi. Bu süreçte başta Mısır, Katar ve Türkiye olmak üzere arabulucu ülkeler, anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almayı ve yaklaşık üç yıldır savaşın yıkıcı etkileri altında bulunan Gazze Şeridi’nde sükûnetin sağlanmasına yönelik maddelerin ileri aşamalarına geçilmesini hedefliyor.

Hamas ile diğer Filistinli gruplardan oluşan bir heyet dün Kahire’ye ulaştı. Mısırlı kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, müzakere turunun ilk etapta çarşamba gününe kadar sürmesinin öngörüldüğünü, geçen hafta başlayan görüşmelerin devamı niteliğindeki bu turda dört temel ve kritik başlıkta sonuca ulaşılmasının amaçlandığını söyledi.

Kaynağa göre görüşme gündemindeki ilk başlık, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin çalışmalarına derhâl başlamasının ele alınması ve mevcut aşamada önceliğin silah dosyasına değil, çalışma komitelerinin faaliyetlerine verilmesinin teyit edilmesi. İkinci başlık ise silahların depolanması fikrinin temel çerçevesi ve unsurlarının belirlenmesi ile silahsızlanma ve depolama ilkelerinin nasıl bağdaştırılabileceğinin değerlendirilmesi.

Üçüncü başlık, özellikle mevcut ve sağlanabilecek güvenceler çerçevesinde Gazze Barış Kurulu’na yeni görevler verilmesi konusunda uzlaşmaya varılması olurken, dördüncü başlık ise kurulması planlanan istikrar gücü konusunda ilgili taraflar arasındaki koordinasyonun sağlanmasını kapsıyor. Kaynak, bazı ülkelerin bu konuda şimdiden heyetler gönderdiğini, hangi ülkelerin güce katılacağının ise kısa süre içinde netleşmesinin beklendiğini ifade etti.

erht65j
Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas, komitenin görev bildirgesini imzalarken (X)

Mısırlı kaynak, görüşme başlıkları konusunda taraflar arasında görüş ayrılıklarının bulunduğunu doğrularken, müzakerelerin son aşamasındaki düzenlemelerde ilerleme sağlanması ve sürecin ‘olumlu’ seyretmesi halinde Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un Kahire’ye gelmesinin beklendiğini söyledi.

Kaynağa göre bu turdaki en dikkat çekici gelişme ise Hamas’ın olumlu adımlar atması oldu. Hamas heyetinin karar alma konusunda tam yetkiyle müzakerelere katıldığını belirten kaynak, görüşmelere diğer Filistinli grupların da iştirak ettiğini ifade etti.

Hamas üzerindeki baskıyı hafifletme çabaları

Mısırlı kaynak, Kahire’deki müzakere turunun başarıyla sonuçlanması için yoğun çaba harcandığını belirterek, “Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın sürecin anlaşmayla sonuçlanmasını hızlandırmaya katkı sağlamak amacıyla Kahire’de bulunduğunu” söyledi. Kaynağa göre Mısır ve Türkiye, Katar ile koordinasyon içinde Hamas’ın İran gibi son dönemde krize daha fazla müdahil olan bölgesel aktörlerden gelebilecek baskılardan etkilenmesini önlemeye çalışıyor. Kaynak, Gazze dosyasında sürecin ilerletilmesi amacıyla anlaşmaya en kısa sürede varılması yönünde ortak çaba yürütüldüğünü ifade etti.

Kaynak ayrıca, mevcut aşamadaki en önemli önceliğin, birinci aşamanın ve buna ilişkin yükümlülüklerin tamamlanması olduğunu belirterek, bunun ardından Gazze Şeridi’nde Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin üstleneceği rolü ve uluslararası güçlerin konuşlandırılmasını kapsayan ikinci aşamaya geçilmesinin hedeflendiğini söyledi.

efrth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda suyla oynayan Filistinli çocuklar (AFP)

Mısırlı kaynak, İsrail tarafının görüşmelerde hâlâ daha çok usule ilişkin ve teknik konulara odaklandığını belirterek, “Hafif, ağır ve kişisel silahlar olmak üzere tüm silah türlerinin kayıt altına alınması ve sınıflandırılması gibi başlıkların öne çıktığını, buna karşılık Arap tarafı ile arabulucuların uluslararası güçlerin görevlerine en kısa sürede başlamasını sağlayacak temel unsurlarda uzlaşma sağlamaya çalıştığını” ifade etti.

Kaynak, genel tabloya bakıldığında Hamas’ın şu ana kadar olumlu bir tutum sergilediğini değerlendirirken, İsrail’in herhangi bir anlaşmayı uygulama konusundaki tutumunun ise hâlâ belirsizliğini koruduğunu söyledi. Kaynağa göre, öncelikle üzerinde ilerleme sağlanabilecek olumlu başlıklarda uzlaşıya varılması, ardından da Washington’ın anlaşmanın uygulanması için Tel Aviv’e baskı yapması bekleniyor.

Kahire el-İhbariyye televizyonu, Hamas heyetinin ateşkes planının ikinci aşamasına ilişkin yol haritası müzakerelerini yeniden başlatmak üzere dün Kahire’ye ulaştığını duyurdu.

Mısırlı kaynak, görüşmelerin iyimser bir atmosferde sürdüğünü belirterek, ABD Başkanı Donald Trump’ın barış planının uygulanmasının tamamlanmasına yönelik güçlü bir iyimserlik bulunduğunu söyledi. Kaynak, Hamas yöneticilerinin Kahire’ye varışlarının ardından plana tam destek verdiklerini ve uygulanmasının önündeki tüm engelleri aşmaya hazır olduklarını dile getirdiklerini aktardı.

Aynı kaynağa göre Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad ile MİT Başkanı İbrahim Kalın, Hamas yöneticilerinden Halid Meşal’in de aralarında bulunduğu bir grupla bir araya geldi.

Hamas Siyasi Büro Başkanı Danışmanı Tahir en-Nunu ise dün yaptığı yazılı açıklamada, hareketin üst düzey isimlerinden Zahir Cebbarin başkanlığındaki heyetin, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının sürdürülmesini ele almak üzere Mısırlı yetkililer ve arabulucularla görüşmek amacıyla Kahire’ye ulaştığını bildirdi.


Sudan krizi ve perde arkasında dönenler

Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
TT

Sudan krizi ve perde arkasında dönenler

Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)

Şevki Abdulazim

Sudan'daki kriz konusunda perde arkasında bir hazırlık yapıldığı görülüyor. Bu hazırlık yeni bir tablo düzenlemeyi ya da geçtiğimiz üç yıl boyunca krize eşlik eden tıkanıklığı kırarak çatışmaya son verecek bir uzlaşının önünü açmayı amaçlıyor. Çeşitli göstergeler hem dışarıdan hem de içeriden birden fazla aktörün sessizce ve temkinli adımlarla yeni durumu şekillendirme çabasında olduğuna işaret ediyor.

Sahnenin aktörleri, nihai bir uzlaşıya ulaşmak için temel şart olarak Sudan ordusu, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve destekçilerinin kesin zafer vaatlerini farklı cephelerde gerçekleştirmedeki başarısızlığı üzerine bahis oynuyor. Bu süreçte her iki tarafın da halktan aldığı destek erirken, savaşı ve sonrasını yönetme kapasitelerine duyulan güven de geriliyor. Perde arkasında yürütülen çalışmalarda bölgesel ve uluslararası çözüm girişimlerinin tekrarlanan başarısızlıklarından edinilen deneyim de göz önünde bulunduruluyor. Daha da önemlisi yeni plan, sahadaki gerçekliklere ve savaşın yarattığı, artık hiçbir biçimde inkâr edilemeyen olgulara dayanıyor.

Pek çok kişiye göre bu hazırlığa işaret eden güçlü göstergeler, hatta somut sonuçlar bulunuyor. 26 Haziran Cuma günü Sudan meselesine ilişkin düzenlenen son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumu bunu neredeyse açıkça dile getirdi. Herkes Sudan'daki krizin mevcut hâliyle sürdürülmesinin imkânsız olduğu konusunda hemfikir oldu. Oturuma katılan ülkeler, savaşın sona ermesine zemin hazırlayacak üç aylık acil bir insani ateşkes çağrısında bulundu. Tartışma her zamankinden daha açık, net ve keskindi. Çünkü perde arkasında gerçekten bazı hareketlilikler söz konusu.

Dikkat çekici bir gelişme olarak esir takası

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan önderliğindeki Sudan ordusu ve hükümetin tutumunda köklü bir değişimin ilk somut belirtisi -ve yukarıda değindiğimiz hazırlığın doğrudan sonucu- Sudan ordusunun HDK ile esir takasına onay vermesi oldu. Ordunun elindeki esirleri HDK'ya teslim etmeyi kabul etmesi, savaşın seyrine ilişkin genel tutumda etkili olacak dikkat çekici bir dönüşüm anlamı taşıyor. Ordu cephesinden gerçekleştirilen son esir teslim operasyonu, savaşın patlak vermesinin ardından dört ay sonra Suudi Arabistan'ın ABD ile iş birliği içinde yürüttüğü Cidde Barış Platformu'nun baskısıyla 2023 yılında gerçekleşmişti. O dönemde reşit olmayan 30 unsur ile 200 reşit asker teslim edildi. Buna karşılık HDK, ordu personelinden esir gruplarını tekrar tekrar serbest bıraktı. Bunların en dikkat çekicisi 500'den fazla polisin serbest bırakılması girişimiydi.

HDK tarafından gerçekleştirilen esirleri serbest bırakma girişimleri HDK liderlerinin iddiasına göre ‘iyi niyet’ çerçevesinde yapılıyordu. Son girişim ise Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto aracılığıyla gerçekleşti. Haavisto her iki tarafı da esir takasına davet etmişti. Sudan’ın resmi haber ajansı SONNA’nın haberine göre Sudan Dışişleri ve Uluslararası İş Birliği Bakanı Büyükelçi Muhyiddin Salim, 25 Haziran 2026 Perşembe günü Sudan ordusunun bu çağrıyı memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Salim açıklamasında, Haavisto'nun başlattığı esir takası girişimini bu konuda yürürlükte bulunan hukuki prosedürlere uygun biçimde memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, “Sudan hükümeti, ülkenin her köşesindeki vatandaşlarının canına önem veriyor” ifadelerini kullandı.

Son iki ay içinde siyasal İslamcıların savaşı destekleme rolünde bir değişim yaşandı. Bazı gözlemcilere göre bu gerileme, ‘Sudan İslami Hareketi’ ile ‘Bera bin Malik Tugayı’nın ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmasından kaynaklanıyor.

Başta Orgeneral Burhan olmak üzere ordu komutanlarının açıklamalarını takip eden herkes, bu söylemlerin HDK üyelerinin tasfiye edilmesi ve varlıklarının tamamen sona erdirilmesi etrafında yoğunlaştığını görüyor. Tasfiye tehdidi, bu kuvvetlerle iş birliği yaptığından şüphelenilen siviller dahil herkesi kapsayacak biçimde genişletilmiş durumda. Bu komuta kademesi, teslim olup silah bırakmadıkları takdirde HDK’yı Sudan topraklarından tamamen çıkaracaklarını sıklıkla dile getirmişti. Bu söylemin seferberlik ve mobilizasyon bağlamında yorumlanabileceği bir gerçek olsa da seferberlik söyleminde yaşanan değişimin kendisi başlı başına bir dönüşümü kanıtlıyor. Bakan Muhyiddin Salim'in "Sudan'ın her köşesindeki evlatlarına önem veriyoruz" sözü de yeni düzenlemelerle aynı yöne işaret eden bir gönderme içeriyor.

Siyasal İslamcılar’ın savaştaki gerilemesi

Sudanlıların bugün hâlâ altında ezildiği 15 Nisan savaşını başlatmakla suçlanan ilk grubun ‘Sudan İslami Hareketi’ olduğu biliniyor. Bu suçlama, nesnel emareler, çürütülemez kanıt ve delillerle tanık ifadelerine dayanıyor. Bu kanıtların başında grubun iktidara dönüş için yoğun çaba sarf etmesi ve sivil-demokratik dönüşümün önünü kesme girişimi geliyor. Söz konusu dönüşüm, otuz yıllık iktidar dönemlerinde işledikleri suçlardan hesap sorulmasıyla başlamış, siyasi yaşamdan tamamen uzaklaştırılmalarıyla son bulacak.

df
Berlin'deki Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen Üçüncü Sudan Uluslararası Konferansı toplantısından, 15 Nisan 2026 (AFP)

Sivil hükümetin önündeki engeller başarısızlığa uğradığında siyasal İslamcılar, HDK’nın da katılımıyla 25 Ekim 2021 tarihinde ordu içinden bir darbeyi destekledi. Darbe başarısız olup yeni bir anlaşma yoluyla devrim hükümetinin ve sivil-demokratik dönüşümün geri dönüş işaretleri belirdiğinde, ‘ya biz ya tufan’ sloganıyla yıkıcı savaşın kıvılcımını ateşlediler. Daha ilk andan itibaren tugayları ordunun yanında savaşmaya başladı. Bunlar arasında ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Bera bin Malik Tugayı, Yıldırım Tugayı, Sağlam Bina Tugayı ve Özel Operasyon Tugayı gibi yapılar da bulunuyor. Liderler seferberlik çağrıları yaparak İran ve diğer kaynaklardan para ile silah temin etti ve bu eylemlerini Sudan halkının ve onurunun çıkarına olduğu, mücadelenin ancak HDK'nın tasfiyesiyle son bulacağı şeklinde tasvir ettiler. Sudanlılara, kendileri dışında kalanları, özellikle de iktidarlarını devirmiş devrimi yöneten kişileri, hain ve işbirlikçi olarak gösterdiler. Müzakere yoluyla savaşa son verilmesi çağrısında bulunan herkesin HDK’yı desteklediğini iddia ettiler.

Siyasal İslamcıların savaşı destekleme rolünün son iki ay içinde gözle görülür biçimde büyük bir değişime uğraması, ele aldığımız konu açısından önemli olan nokta. Bazı gözlemciler, savaştan geri çekilmelerini Sudan İslami Hareketi ile Bera bin Malik Tugayı’nın ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmasına ve İslamcıların savaşın sürmesini sağlamak amacıyla fırtınaya boyun eğme politikasını izlemesine bağlıyor. Bunun yanı sıra İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırganlığına rağmen, ABD ve İsrail'e karşı yürüttüğü son savaşta İran Cumhuriyeti'ne destek vermelerinin orduyu zor durumda bıraktığını ve İslamcılara güvenmenin zor olduğunu ortaya çıkardığını düşünenler de var. Bu sebeple ordu, en azından taktiksel bir adım olarak onları sahneden uzaklaştırmaktan başka çare bulamadı.

Son dönemdeki en dikkat çekici gerilim, ABD Kongresi Dışişleri Komitesi'nin onayladığı ‘Amerikan Sudan Barış Angajmanı Yasası’ tasarısında somutlaştı. Bu tasarı, savaşın taraflarına ve destekçilerine çok daha ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor.

Gözlemciler, siyasal İslamcıların azalan rolünü farklı biçimlerde yorumlasa da onların savaş alanından neredeyse tümüyle çekildiği konusunda hemfikir. Sudan İslami Hareketi’nin ‘mücahit’ liderlerini artık ne cephede ne de seferberlik gösterilerinde görememek bunun en çarpıcı kanıtı. Bera bin Malik Tugayı Komutanı el-Misbah Ebu Zeyd'i artık askeri üniformayla değil sivil kıyafetle, üstelik Sudan dışına ardı ardına gerçekleştirdiği seyahatlerde görmek, bunun en belirgin örneklerinden biri. Artık seferberlik ve savaşa katılım çağrısı yapmıyor; meydan okumasını HDK yerine sivil güçlere ve devrim güçlerine yöneltiyor.

Aslına bakılırsa savaşı destekleyen önde gelen İslamcı isimlerden Naci Mustafa ve Naci Abdullah gibi şahsiyetler de bu tutuma daha önce geçmişti. İslamcıların savaşa yaklaşımı, ancak yeni hareket ve düzenlemeler çerçevesinde anlaşılabilir. Bu süreç başta savaşı destekleyen gruplar olmak üzere herkesi yaklaşan gelişmelere hazırlık amacıyla yeni bir konumlanma arayışına itti.

Burhan ve daire dışına çıkma çabası

Sahnenin perde arkasında emsalsiz bir biçimde hazırlık yapıldığı varsayımını destekleyen bir başka gösterge de Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın siyasal İslamcıların kendisine dayattığı kapalı daireden çıkma çabası oldu. Savaş boyunca siyasal İslamcıların Orgeneral Burhan'ın etrafını sardıkları biliniyor. Siyasal İslamcıların liderleri bunu birden fazla vesile ile açıkça dile getirdi. Türkiye'de ikamet eden siyasal İslamcı lider Abdülhay Yusuf'un “Burhan'ın ofisinde bizler de varız" sözlerini herkes hatırlıyor. Daha önce belirttiğimiz gibi siyasal İslamcılar, kendilerini Orgeneral Burhan'ın savaştaki destekçileri ve siyasi dayanağı olarak göstermişti.

defrthyj
Güney Kordofan bölgesindeki el-Abyad kenti yakınlarındaki er-Rahmaniye Mülteci Kampı’nda, Sudanlı bir kadın çocuğuyla birlikte otururuyor, 25 Haziran 2026 (AFP)

Aslına bakılırsa siyasal İslamcıların Orgeneral Burhan'ın kararı üzerindeki kontrolü 25 Ekim darbesinden sonra, hatta belki öncesinde de belirginleşmişti. Ancak savaşın yarattığı sonuçlar ve ilk günlerinde öngörülen hızlı çözüm beklentisinin gerçekleşmemesi, Burhan'ı ve ona yakın askeri istihbarat çevresini siyasal İslamcıların kuşatma dairesinden çıkma yollarını düşünmeye itti. Nesnel veriler ise Orgeneral Burhan'ın hem -bünyesinde siyasal İslamcıların örgütlü varlığı göz önüne alındığında- Sudan ordusunun bütünlüğü açısından hem de Orgeneral Burhan'ın şahsi çıkarları ve güvenliği açısından, özellikle de kuşatma dairesini içeriden kırma girişimi söz konusu olduğunda bu yöndeki hamlesinin riskli olduğunu doğruluyor.

Dolayısıyla dış faktörlerin hareketliliğinin daha aktif ve etkili hale geldiğini görüyoruz. Bu da Orgeneral Burhan'ın İslamcıların çıkarlarına aykırı hareket etmesine ve onlarla doğrudan yüzleşmek zorunda kalmadan kuşatmalarını çözmesine imkân tanıyor. Bu süreçte Orgeneral Burhan, savaşın çözümünün gecikmesi, iç koşulların kötüleşmesi, düşmanın süregelen tehditleri ve Sudan'ın parçalanma kaygısı ile bunun bölgesel ve küresel güvenlik ve barış üzerindeki yansımaları gibi dış etkenleri gerekçe olarak öne sürebilir.

Orgeneral Burhan ve etrafındaki askeri istihbarat çevresi, hiç kuşkusuz Sudan İslami Hareketi ve tugaylarını ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırma fırsatını kaçırmıyor. Ancak son dönemdeki en belirgin dış gerilim, ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi'nin onayladığı ‘ABD'nin Sudan Barışına Katılımı Yasası’ taslak metni. Bu tasarı, savaşan taraflara ve destekçilerine daha ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor. Tasarı ayrıca HDK ve Sudan ordusu liderliğinin ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılmasının ardından silah ambargosunun bütün Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi gibi ciddi maddeler de içeriyor.

Siyasi güçlerin görüşleri ilk kez yakınlaşırken Berlin'deki sivil güçler konferansı bir kırılma noktası oluşturuyor, Addis Ababa konferansı ise daha başarılı geçiyor. İsviçre'de ise savaşı reddedenler şimdi bir araya geliyor.

Yasa tasarısı, ABD Başkanı Donald Trump’ı sivillerin korunmasını da kapsayan özel bir Sudan stratejisi geliştirmekle yükümlü kılıyor. Aynı zamanda Sudan ordusunun egemenliğini ve meşruiyetini de tartışmaya açıyor. Ordunun ve hükümetinin Sudan'ı temsil etme meşruiyetine ilişkin madde son anda metinden çıkarılmış olsa da "İsabet etmeyen mermi bile gürültü koparır" deyişindeki gibi etkili oldu. Hiç kuşkusuz, mevcut tablo değişmezse 90 gün içinde yürürlüğe girecek bu yasa, Orgeneral Burhan'a siyasal İslamcıların kuşatmasından çıkış vizesi sunuyor, onların istediği yönün tersine hareket etmesine imkân tanıyor ve onları yeniden konumlanmaya zorluyor. Tüm bunlar, perde arkasında devem eden düzenlemeleri somut ve gerçekçi bir tabloya dönüştürüyor.

Mevcut tablo

Bir grup siyasi gözlemci ve uzmanla yapılan istişarelerin özeti, Sudan'daki savaşı sona erdirmek için hazırlanan dönüşümün ya da uzlaşının bu yılın ikinci yarısında somutlaşacağına işaret ediyor. Bu yönde daha önce sıraladıklarımızdan çok daha fazla işaret ve kanıt mevcut. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunların başında Sudan'ın bugün içinde bulunduğu tablo geliyor. Ekonomide kötüleşme emsalsiz bir noktaya ulaştı. Her alanda krizler hüküm sürüyor. Yerel para birimi diğer para birimleri karşısında satın alma gücünü dramatik biçimde kaybetti. Bankacılık sistemi işlevsiz hale geldi. Ordunun dış destekçileri mali yardımları sonlandırdı. Öğretmenler ve diğer meslek grupları grevde, hükümet ise ya aciz ya da kayıtsız. Tüm bunların yanında savaş Cebel Uveynat'tan doğu sınırına ve Mavi Nil iline kadar şiddetle yeniden alevlenip yayılıyor. HDK, el-Ubeyd şehrini kuşatmış durumda. Başkent Hartum dahil olmak üzere Sudan’ın orta kesimlerindeki iller tehdit altında. Tüm bunlar, savaşın yeniden alevlenmesinin ve sürmesinin en belirgin işaretleri.

dsfvbtny
Hartum’daki bir meydanda kurşun delikleriyle dolu araçlar, 11 Haziran 2026 (Reuters)

Öte yandan siyasi güçlerin görüşleri ilk kez yakınlaşırken Berlin'deki sivil güçler konferansı bir kırılma noktası oluşturuyor, Addis Ababa konferansı ise daha başarılı geçiyor. İsviçre'de ise savaşı reddedenler arasında; Sumud İttifakı çatısı altında bir araya gelen devrim güçlerinin sivil temsilcileri, ordu tarafındaki savaş destekçileri, demokratik blok ve Sudan hükümetine paralel olarak kurulan ayrılıkçı yönetim Sudan Kurucu İttifakı’ndaki HDK destekçileri gibi farklı kesimler şimdi bir araya geliyor. Aktarılan bilgilere göre bahsi geçen kesimler arasındaki engeller neredeyse tümüyle çözülmüş durumda. Dolayısıyla perde arkasında bir hazırlık durumu söz konusu. Daha önce belirttiğimiz gibi bu sürecin önümüzdeki altı ay içinde, hatta daha kısa bir sürede belirginleşmesi bekleniyor. Herkes buna hazırlıklı olmalı!

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."