İngiltere'nin Filistin devletini tanıması tarihi bir hatayı düzeltiyor

İngiltere, 100 yılı aşkın bir süre önce Balfour Deklarasyonu'nu yayınlayarak İsrail'in kurulmasına zemin hazırlamıştı

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Londra'daki Başbakanlık konutu Downing Street 10 numaraya görüşmeye gelen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı karşılarken, 8 Eylül 2025 (AFP)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Londra'daki Başbakanlık konutu Downing Street 10 numaraya görüşmeye gelen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı karşılarken, 8 Eylül 2025 (AFP)
TT

İngiltere'nin Filistin devletini tanıması tarihi bir hatayı düzeltiyor

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Londra'daki Başbakanlık konutu Downing Street 10 numaraya görüşmeye gelen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı karşılarken, 8 Eylül 2025 (AFP)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Londra'daki Başbakanlık konutu Downing Street 10 numaraya görüşmeye gelen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı karşılarken, 8 Eylül 2025 (AFP)

Halil Musa

Birleşik Krallık, Filistin devletini tanıma adımını her ne kadar Kanada ve Avustralya ile eş zamanlı olarak atsa da onun bu adımı Filistinliler için özel bir anlam taşıyordu. Çünkü tanıma kararı, 100 yılı aşkın bir süre önce Balfour Deklarasyonu ve Filistin Mandası ile İsrail'in kurulmasının önünü açan bir ülke tarafından alınmıştı.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a gönderdiği takdir mektubunda, Balfour Deklarasyonu'nun ‘mevcut Yahudi olmayan toplulukların medeni ve dini haklarına zarar verecek hiçbir şey yapılmayacaktır’ ifadesine atıfta bulunması dikkat çekiciydi.

Starmer'e göre ülkesinin aldığı bu tarihi karar, Filistinlilerin bağımsız bir devlette kendi kaderini tayin etme hakkını, Birleşik Krallık'ın Filistin halkı için bir Filistin devleti kurulması konusundaki taahhüdünü ve iki devletli çözüme yönelik sarsılmaz desteğini teyit ediyor. Filistin Devlet Başkanı'na ülkesi ile Filistin arasında tam diplomatik ilişkiler kurma arzusunu ileten İngiltere Başbakanı, her iki ülkenin dışişleri bakanlarının, tam diplomatik ilişkilerin kurulması sürecini ilerletmek için öncülük edeceğini söyledi.

Filistinlilerin statüsünü yükseltmek için yasal ve diplomatik önlemler

Filistin'in İngiltere'deki Misyonunun Başkanı Büyükelçi Hüsam Zomlot, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, İngiltere’nin önümüzdeki günlerde Filistinlilerin statüsünü misyondan büyükelçiliğe yükseltmek için yasal ve diplomatik önlemler alacağını açıkladı. Zomlot’a göre İngiltere'nin bu hamlesi, Londra'nın 100 yıldan fazla bir süre önce yaptığı tarihi hatayı düzeltmesi için bir başlangıç olacak. Öte yandan bu gelişme, İngiltere'nin işgalci güç olan İsrail'e baskı uygulayarak Filistin devletinin kurulmasını zorlamaya başlayacağı anlamına geliyor.

Zomlot, İngiltere'nin Filistin Devleti’ni tanımasının ‘çifte önemi olduğunu, çünkü bu tanıma kararının 1948'de İsrail'in kurulmasına zemin hazırlayan ülke tarafından alındığını’ vurguladı. Zomlot, İngiltere'nin Filistin Devleti'ni tanımasının ardından, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere yönelik soykırımını ve Batı Şeria'daki Filistinlilere yönelik etnik temizliği de tanıması gerektiğini belirtti. İngiltere'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer,

İngiltere'nin Orta Doğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı Hamish Falconer, ülkesinin Filistin devletini tanımasının ‘tarihi bir anı ve uzun ve ortak bir çalışma sürecinin başlangıcını temsil ettiğini, bunun ilk adım olduğunu ve son olmadığını’ söyledi.

Avustralya'nın diplomatik ilişkiler kurmak için koşulları

Avustralya, Filistin devletini tanıdıktan sonra bu ülkeyle tam diplomatik ilişkiler kurma niyetini açıklayan İngiltere'nin aksine bu tür ilişkilerin kurulması için Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği reformların Filistin Yönetimi tarafından uygulanmasını şart koştu. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'ye göre ülkesi ‘Filistin Yönetimi reform taahhütlerinde ilerleme kaydettikçe, diplomatik ilişkiler kurmak ve büyükelçilikler açmak da dahil olmak üzere daha ileri adımlar atmayı’ değerlendirecek. Başbakan, Abbas’ın İsrail'in var olma hakkını tanıdığını teyit ettiğini, Hamas'ın hükümette rol oynamasını engellediğini, demokratik seçimler düzenlediğini ve finans, yönetişim ve eğitim alanlarında önemli reformlar uyguladığını açıkladı.

Netanyahu aşırı sağcıların yoğun baskısı altında

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İngiltere, Kanada ve Avustralya’nın Filistin devletini tanıma kararının ardından Ürdün Nehri'nin batısında bir Filistin devletinin kurulmasını engelleyeceğine söz verse de yanıtını BM Genel Kurul toplantılarına katılmak üzere New York’a yaptığı ziyaret ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesinden sonra belirlemeye karar verdi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'e göre Netanyahu, Filistin devletinin tanınması ve Filistin Yönetimi'nin ezilmesine yanıt olarak Batı Şeria'nın tamamının ilhak edilmesini isteyen koalisyon hükümetindeki aşırı sağcı bakanların yoğun baskısıyla karşı karşıya.

Öte yandan İsrail muhalefet lideri Yair Lapid, Netanyahu’yu eleştirerek ülkelerin Filistin devletini tanıma kararlarından onu sorumlu tuttu. Lapid, “Netanyahu hükümeti bize tarihimizin en kötü güvenlik felaketini, 7 Ekim 2023 saldırısını yaşattı ve şimdi de en tehlikeli siyasi krizi yaşatacak” ifadelerini kullandı.

Netanyahu iç siyasi sorunlarla karşı karşıya

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İsrail işleri uzmanı Emir Mahul, İngiltere, Kanada ve Avustralya'nın Filistin devletini tanıma kararını açıklamalarının İsrail Başbakanı Netanyahu’yu iç politikada zor durumda bıraktığını ve Batı Şeria'nın İsrail'e ilhakı konusundaki anlaşmazlıkta uluslararası tecridini pekiştirdiğini düşünüyor. Mahul’a göre Kanada, Avustralya, İngiltere ve Fransa gibi İsrail'in geleneksel müttefikleri, bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için baskı yapmak ve İsrail'in Filistinlilere kendi kaderini tayin etme hakkını vermeyi reddetmeye devam etmesini engellemek için İsrail'e karşı bir cephe oluşturdu. Mahul ayrıca, Trump'ın, Tel Aviv'e Batı Şeria’nın ilhakının Abraham (İbrahim) Anlaşmaları’nın ruhuna yansımaları konusunda uyarıda bulunması nedeniyle, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Abraham Anlaşmaları'nı aşılamayacak bir kırmızı çizgi olarak gördüğünü de sözlerine ekledi.

Mahul'a göre Netanyahu, Batı Şeria'nın bazı bölgelerini ilhak etmek için sembolik bir karar alabilir, ancak bu karar, Batı Şeria'nın tamamını büyük ölçekli bir ilhakla ele geçirmek isteyen sağ kanat tarafından reddediliyor.

İngiltere ve Fransa'nın tanıma kararı önemli bir adım

Siyasi analist Cihad Harb, İngiltere ve Fransa'nın tanıma kararının çok önemli bir adım olduğunu, çünkü bu iki ülkenin Batı dünyasının Filistin devletini tanıma sürecini tamamlaması için ana kapıları olduğunu düşünüyor. Harb, bu tanıma kararlarının, Tel Aviv'in Filistin devletinin kurulmasını engelleme çabaları karşısında, dünya ülkelerinin iki devletli çözüme ulaşma ve bunu koruma arzusunu gösterdiğini söyledi.

Öte yandan Filistin Devlet Başkanı Abbas, üç ülkenin Filistin devletini tanıma kararına övgüde bulunarak, bunu uluslararası meşru kararlar çerçevesinde adil ve kalıcı bir barışın sağlanması için önemli ve gerekli bir adım olarak nitelendirdi.

Başkan Abbas, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme, özgürlük ve bağımsızlık gibi haklarının tanınmasının, iki devletli çözümün uygulanmasının önünü açacağını ve Filistin Devleti'nin İsrail Devleti ile güvenlik, barış ve iyi komşuluk içinde bir arada yaşamasını sağlayacağını belirtti.

Abbas, Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi Konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans başkanlığına hitaben yazdığı mektupta, ulusal reform programını ve Filistin Devleti'nin taahhütlerini ve vaatlerini uygulamaya kararlı olduğunu bir kez daha vurguladı. Abbas’ın bahsettiği taahhütler arasında, savaşın sona ermesinden sonra 2026 yılında başkanlık ve parlamento seçimleri yapılması ve üç ay içinde geçici bir Filistin anayasası taslağı hazırlanması, bu anayasa kapsamında seçim yasasının uluslararası taahhütlere ve Filistin devletinin yeni statüsüne ve tek devlet, tek yasa ve tek ordu ilkesine uygun hale getirilmesi yer alıyor.

Bu taahhütler arasında ayrıca Filistin devletinin Gazze Şeridi'nin tüm sorumluluğunu üstlenmesini sağlamaya çalışmanın yanında Hamas'ın hiçbir rol oynamayacağını ve silahlarını Filistin Yönetimi’ne teslim etmesi gerektiğini teyit etmenin yer aldığını belirten Abbas, “Çünkü silahlı bir devlet istemiyoruz” dedi.



Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
TT

Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.

Yemen ordusu, son saatlerde birçok cephede Husilere verdirdiği kayıpları artırdı. Yüzlerce hedefin vurulduğunu duyuran ordu, yaklaşık 500 Husi mensubunun etkisiz hale getirildiğini ve onlarca askeri aracın imha edildiğini açıkladı. Gelişmeler, “Yemen Şafağı” operasyonu sürerken Taiz’in güneyinde şiddetli çatışmaların yeniden başlamasıyla eş zamanlı yaşandı.

Taiz’deki hükümet güçleri ve Halk Direnişi, dün Şakab cephesinde Husilerin saldırılarını püskürttü. Cebel Sabır’daki köylerin topçu ateşine tutulduğu bildirildi. Sınemat ve Misrah bölgelerinde de çatışmalar devam etti.

Hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları, Husilerin Marib ve Cevf vilayetlerindeki mevzilerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre güneydeki Devler Tugayları ise Lahic vilayetinin batısında, Babülmendeb Boğazı’na uzanan güzergâhların yakınındaki Kahbub Dağları’nda geniş çaplı bir saldırıyı püskürttü.

El-Alimi: Operasyon hedeflerine ulaşılana kadar sürecek

Siyasi cephede ise Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Yemen Şafağı” operasyonunun hedeflerine ulaşılana kadar devam edeceğini vurguladı.

El-Alimi, Birleşmiş Milletler’den, Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılması, örgüte silah tedarikinin yasaklanması ve finansman kaynaklarının kurutulması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden girişimde bulunulmasına destek vermesini istedi.

El-Alimi ayrıca Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve insani yardım malzemelerinin ulaştırılabilmesi için yolların açılması çağrısında bulundu.