Trump, Filistin ve askıdaki kırmızı çizgiler

Eylemler sözlerden daha etkili

Trump, Beyaz Saray'daki ofisinde, 25 Eylül 2025 (Reuters)
Trump, Beyaz Saray'daki ofisinde, 25 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Trump, Filistin ve askıdaki kırmızı çizgiler

Trump, Beyaz Saray'daki ofisinde, 25 Eylül 2025 (Reuters)
Trump, Beyaz Saray'daki ofisinde, 25 Eylül 2025 (Reuters)

Brian Katulis

ABD'nin Ortadoğu politikasının odak noktası, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu koridorlarından başkent Washington'a kayıyor. ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile son sekiz ayda dördüncü kez bir araya geliyor.

Trump, Genel Kurul’da yaptığı konuşmada, göçmenlik konusundaki sert tutumu ve iklim değişikliğine ilişkin şüpheci yaklaşımı da dahil olmak üzere, dünya görüşünün merkezinde yer alan bir dizi konuyu vurguladı. Ancak, dünyanın karşı karşıya olduğu en karmaşık sorunları ele almak için gerçekçi ve pratik bir plan sunmayı başaramadı.

Ancak en dikkat çekici olan Trump’ın BM Genel Kurul oturumlarının oturum aralarında Arap ve İslam ülkelerinin liderleriyle yaptığı toplantıydı. Öte yandan Trump’ın İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etme olasılığıyla ilgili açıklaması, Trump ile Netanyahu arasında yapılacak olan toplantının önünü açtı.

Trump’ın öngörülemez tutumlar sergileme eğilimi ve uluslararası sahnede sözleri ile eylemleri arasında sürekli görülen çelişkiden duyduğu gurur göz önüne alındığında, Trump’ın önümüzdeki haftalarda Ortadoğu meselelerinde izleyeceği yön hakkında ipuçları içermesine rağmen, tek bir toplantıya veya kamuoyuna yaptığı açıklamaya güvenmek zor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan akatardığı analize göre  Trump’ın Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine yapacağı ziyaretin, geçmişte koordinasyon eksikliği ve bazı çelişkilerin görüldüğü ABD'nin bölgeye yönelik politikasında bir dönüm noktası olması bekleniyor.

Trump'ın ikinci barış planının sinyalleri

Trump, New York'tan Washington’daki Beyaz Saray'a döndükten sonra bu hafta yaptığı bir açıklamada, “İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine izin vermeyeceğim” dedi ve vurgulu bir şekilde “Yeter artık. Buna bir son verme zamanı geldi” diye ekledi.

Bu noktada iki önemli hususu hatırlatmak gerekiyor. Bunlardan birincisi, ABD başkanları geçmişte geleneksel olarak ‘kırmızı çizgiler’ belirlemişler, ancak taahhütlerini yerine getirmekte defalarca başarısız olmuşlardır.

Bunun en belirgin örneklerinden biri, Suriye’deki iç savaşının başlangıcında eski ABD Başkanı Barack Obama’nın, Esed rejiminin kimyasal silah kullanmasının ‘kırmızı çizgi’ oluşturacağını ve bu durumun ‘büyük sonuçlar’ doğuracağını, bunun da kendisini bu kanlı çatışmaya ABD'nin doğrudan askeri müdahalesi konusundaki tutumunu yeniden gözden geçirmeye itebileceğini söylemesiydi.

Ancak eski Suriye rejimi, Obama yönetiminin açık ve etkili bir şekilde tepki vermemesi üzerine, kendi halkına karşı defalarca kimyasal silah kullandı. Bu durum, Ortadoğu’da ABD'nin bölgedeki rolü ve hedefleri konusunda duyulan tereddüt ve belirsizliğin boyutuna dair net göstergeydi.

Trump, çeşitli konularda net politikalar veya pratik adımlar eşlik etmeden açıklamalar yapardı.

İkinci olarak Trump, çeşitli konularda net politikalar ortaya koymadığı ve pratik adımlar atmadığı açıklamalar yapma alışkanlığıyla biliniyor. Tutumlarında sık sık ani değişiklikler yapıyor. Geçtiğimiz hafta Ukrayna savaşıyla ilgili olarak, ikinci başkanlık döneminin ilk aylarındaki açıkladıklarının tam tersi bir tutumla, Kiev'in Rusya'ya kaptırdığı tüm toprakları geri alabileceğini iddia etmesi bunun bir örneği oldu.

Trump’ın ikinci dönemindeki Rusya’nın Ukrayna'ya karşı savaşına yönelik açıkladığı tutumları ve politikaları, geçtiğimiz yıl yürüttüğü seçim kampanyası sırasında verdiği, savaşı bir günde sona erdirebileceği yönündeki vaatleriyle hiçbir şekilde örtüşmüyor. Bu durum, özellikle sık sık sergilediği tereddütler göz önüne alındığında, tekrarlanan vaatlerinin inandırıcılığını zedeliyor ve ilhakla ilgili açıklamalarını, özellikle de politika değişikliği ile desteklenmediği takdirde, anlamsız kılıyor.

Eylemler sözlerden daha anlamlı olduğu için, Trump'ın bu hafta bir dizi Arap ve Müslüman liderle bir araya gelerek Gazze için bir barış planının ana hatlarını sunması, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine karşı yaptığı açıklamadan daha önemli olabilir.

dfrgt
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, BM Genel Kurul oturumunda yaptığı konuşma sırasında, 26 Eylül 2025 (AFP)

Bu toplantı, Fransa, Suudi Arabistan ve diğer ülkelerin Filistin Devleti'ni tanımak için bir oturum düzenlediği ve Trump yönetimi tarafından reddedilen aynı hafta gerçekleşti. 21 maddeden oluştuğu ve özellikle Gazze savaşının ardından İsrailliler ile Filistinliler arasındaki bir sonraki aşamanın ana hatlarını ele aldığı söylenen plan, Trump ve Netanyahu arasında yapılacak toplantı da dahil olmak üzere, Ortadoğu’daki bazı önemli ülkenin katılımını sağlamak için bir temel olarak, bu korkunç savaşın sona ermesi umutlarını canlandırmaya ve kalıcı bir barış anlaşmasının yolunu açmaya yardımcı olabilir. Bu, bu korkunç savaşın sona ermesi umutlarını canlandırmaya ve kalıcı bir barış anlaşmasının yolunu açmaya yardımcı olabilir.

Sonu olmayan savaş tehlikesi

Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin sonucu ne olursa olsun, Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te yeni bir gerçeklik şimdiden şekillenmeye başladı.

Gazze’de İsrail ordusu, Hamas’ın geri kalanını ortadan kaldırmak ve İsrail'i tehdit etme kabiliyetini zayıflatmak amacıyla operasyonlarını sürdürürken, bu operasyonların insani bilançosu her geçen gün yükseliyor. Bu operasyonlar, çatışmayı nasıl sona erdireceğine ve bu bölgeleri kim yöneteceğine ve bölge sakinlerinin temel ihtiyaçlarını kim karşılayacağına dair önemli sorulara net ve kamuoyuna açık cevaplar verilmeden yürütülüyor.

Bu savaşı sona erdirmek için bölgesel aktörlerin desteklediği net bir siyasi vizyonun bulunmaması durumunda, İsrail, 2000’li yılların başlarında ABD'nin Irak ve Afganistan'da yaşadıklarına benzer şekilde, uzun süreli bir savaşa sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Dolayısıyla Trump'ın ekibinin somut bir plan hazırladığına dair haberler oldukça önemli bir gösterge olabilir.    



Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
TT

Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.

Yemen ordusu, son saatlerde birçok cephede Husilere verdirdiği kayıpları artırdı. Yüzlerce hedefin vurulduğunu duyuran ordu, yaklaşık 500 Husi mensubunun etkisiz hale getirildiğini ve onlarca askeri aracın imha edildiğini açıkladı. Gelişmeler, “Yemen Şafağı” operasyonu sürerken Taiz’in güneyinde şiddetli çatışmaların yeniden başlamasıyla eş zamanlı yaşandı.

Taiz’deki hükümet güçleri ve Halk Direnişi, dün Şakab cephesinde Husilerin saldırılarını püskürttü. Cebel Sabır’daki köylerin topçu ateşine tutulduğu bildirildi. Sınemat ve Misrah bölgelerinde de çatışmalar devam etti.

Hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları, Husilerin Marib ve Cevf vilayetlerindeki mevzilerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre güneydeki Devler Tugayları ise Lahic vilayetinin batısında, Babülmendeb Boğazı’na uzanan güzergâhların yakınındaki Kahbub Dağları’nda geniş çaplı bir saldırıyı püskürttü.

El-Alimi: Operasyon hedeflerine ulaşılana kadar sürecek

Siyasi cephede ise Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Yemen Şafağı” operasyonunun hedeflerine ulaşılana kadar devam edeceğini vurguladı.

El-Alimi, Birleşmiş Milletler’den, Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılması, örgüte silah tedarikinin yasaklanması ve finansman kaynaklarının kurutulması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden girişimde bulunulmasına destek vermesini istedi.

El-Alimi ayrıca Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve insani yardım malzemelerinin ulaştırılabilmesi için yolların açılması çağrısında bulundu.