Trump'ın Gazze’deki savaşı sona erdirme planı ve zorlu bir barışa giden karmaşık yollar

Planın etkileri Gazze'deki savaşın ‘ertesi günü’ ile sınırlı kalmayıp, tüm bölgeyi kapsıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'ın Devlet Yemek Salonu'nda düzenlenen ortak basın toplantısında tokalaşırken, gazeteciler soru sormak için ellerini kaldırıyor,29 Eylül 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'ın Devlet Yemek Salonu'nda düzenlenen ortak basın toplantısında tokalaşırken, gazeteciler soru sormak için ellerini kaldırıyor,29 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Trump'ın Gazze’deki savaşı sona erdirme planı ve zorlu bir barışa giden karmaşık yollar

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'ın Devlet Yemek Salonu'nda düzenlenen ortak basın toplantısında tokalaşırken, gazeteciler soru sormak için ellerini kaldırıyor,29 Eylül 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'ın Devlet Yemek Salonu'nda düzenlenen ortak basın toplantısında tokalaşırken, gazeteciler soru sormak için ellerini kaldırıyor,29 Eylül 2025 (Reuters)

Elie el-Kuseyfi

Arap, uluslararası ve Müslüman tarafların çoğu, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze'deki savaşı sona erdirme planına dahil oldu. Bu da bizi, bu plana kimlerin karşı çıkabileceğini düşünmeye itti. Doğal olarak, akla ilk önce İran'ın bu planı kabul etmeyeceği ve onaylamayacağı geliyor. Çünkü İran önceki müzakere sürecine dahil olmamıştı. Planın şartlarında da İran'ın taleplerinden hiçbiri yer almıyor. Ancak İran, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ‘snapback mekanizması’ olarak bilinen yaptırımların yeniden yürürlüğe girmesiyle önemli bir baskı altında ve İsrail'den sızan bilgilere göre İran, muhtemelen üç ay içinde İsrail'in kendisine yeni bir saldırı düzenleyeceğini öngörüyor. Üç yıl önce Madrid Konferansı'na paralel bir yol oluşturmak için güvenlik, askeri ve siyasi araçlarını kullandığı gibi, müzakerelerden ve 20 maddelik plandan ‘dışlanmasına’ yanıt vermek için çok fazla seçeneği yok. Özellikle Oslo Anlaşmaları'nın imzalanmasından sonra Hamas, İslami Cihad ve Lübnan'daki Hizbullah'ı destekleyerek paralel bir yol oluşturdu.

Bu, İran'ın bölgesel yükselişinin erken bir işaretiydi, hatta ABD’nin İran'ın Bağdat'tan Şam, Beyrut ve Sana'ya kadar bölgede genişlemesinin önünü açan Irak'ı işgalinden önce bile, İran gücünün zirvesindeyken bu dört Arap başkentini kontrol ettiğini iddia ediyordu. Ancak şükürler olsun ki koşulları değişti. ‘Aksa Tufanı Operasyonu’ İran'ın bölgedeki nüfuzunun tersine dönmesinin başlangıcı oldu. Sanki büyücüye kimsenin hayal edemeyeceği bir şekilde büyü geri tepmiş gibiydi. Gerçek şu ki, her ne kadar Hamas'ın Beşşar Esed rejimine karşı tutumu nedeniyle iki taraf arasındaki ilişkilerde bazı dalgalanmalar yaşansa da İran'ın otuz yılı aşkın süredir Hamas'a olan bağımlılığı ve ona verdiği kesintisiz destek, Tahran'a hem Filistin'de hem de bölgede savaşın ertesi günü müzakerelerinde doğrudan yer alma garantisi vermedi. Ancak bir kez daha, İran'ın Trump'ın planına nasıl tepki vereceğini sormamız gerekiyor. İslami Cihad’ın olumsuz tutumu, Tahran'ın plana karşı çıkma ve onu sabote etme kararlılığının bir göstergesi olabilir mi?

Bölgedeki vekillerinin zayıflaması ve rejiminin tarihinde bir dönüm noktası olan İsrail ve ABD’nin ortak saldırısının ardından İran’ın elinde hangi araçlar kaldı?

Trump’ın Gazze’deki savaşı sona erdirme planını uygulamakla Abraham (İbrahim) Anlaşmaları’nın kapsamını genişletmek arasında kurduğu bağlantı. Bu, söz konusu planın özünü ortaya koyuyor.

Arap ve İslam dünyasının Trump’ın 20 maddelik planına geniş çaplı destek vermesinin, planın başarısını öngörmeyi imkansız kılacak kadar büyük bir ivme kazandırdığına şüphe yok. Bundan dolayı Hamas'ın bu planı reddedebileceğini düşünmek zor, aksi takdirde kendisini Arap dünyasından ve Müslüman ülkelerden tamamen izole edilmiş, sadece İran'ın desteğine sahip bir durumda bulabilir. Ancak, İran'ın Arap ve İslam dünyasıyla ilişkilerini geliştirmeye ve sağlamlaştırmaya çalıştığı bir dönemde, özellikle de tekrarlanması muhtemel olan İsrail ve ABD’nin ortak saldırısının ardından, İran bile Trump'ın planına vereceği yanıtı dikkatli bir şekilde hesaplamak zorunda.

Bu yüzden Katar'ın İran'a tutumunu açıkça belirtmiş olması nedeniyle, İran'ın 20 maddelik planla ilgili müzakerelere katılma olasılığı da yadsınamaz. Bu bağlamda, Trump'ın bu planı açıklarken İran'ın Abraham Anlaşmaları’na katılması harika olur demesi dikkati çekti. Bu da ABD yönetiminin Tahran ile müzakerelerin kapısını kapatmadığı, ancak plana katılmanın faydalarını göstererek İran'ı ikna etmeye çalıştığı anlamına geliyor.

frgty
Trump, New York'ta Arap ve Müslüman ülke liderleriyle yaptığı toplantıda, 23 Eylül 2025 (Reuters)

İran'ın Trump'ın planını onaylaması kolay olmayacak ve eğer onaylanırsa, İran rejimi, kırk yıllık tarihinde ‘zehirli kadehi’ ikinci kez yudumlamış olacak. Ancak Irak ile savaştan sonra yuttuğu “zehirli kadeh” sınırlı etkiler yarattı ve bölgede ciddi bir yankı uyandırmadı. Öte yandan plan, Hamas ve İslami Cihad'ın temsil ettiği Filistin kartını elinden aldığı için İran'a karşı kıyaslanamayacak kadar sert olacak. Plan, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden kademeli olarak çekilmesi ve Gazzelilerin yerlerinden edilememesi ve İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmemesi karşılığında, Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına dayanıyor ve bu iki nokta Arapça harflerle yazıldı.

Aslında, Trump’ın Gazze’deki savaşı sona erdirme planını uygulamakla Abraham Anlaşmaları’nın kapsamını genişletmek arasında kurduğu bağlantı, bu planın temel özünü ortaya koyuyor. Zira planın etkileri Gazze ve Filistin topraklarındaki ertesi gün ile sınırlı kalmayıp, tüm bölgeye yayılıyor. Bu yol, İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı savaşının başlamasından itibaren şekillenmeye başlamıştı, zira bu savaşın süresi, hedefleri ve coğrafi kapsamı açısından öncekilerden farklı olduğu, özellikle de Binyamin Netanyahu’nun Ortadoğu’yu değiştirme planının bir parçası olarak Lübnan, Suriye, Yemen ve son olarak İran'ı da kapsayacak şekilde genişlediği kısa sürede anlaşılmıştı. Bu konsept, nihayetinde Donald Trump tarafından kendi planı ve kendi yöntemiyle benimsenip uygulandı, ancak Netanyahu’nun Trump’ı ‘İsrail’in Beyaz Saray’daki en iyi dostu’ olarak tanımlamasına rağmen, Gazzelileri yerlerinden etmek isteyen İsrail aşırı sağını tam olarak tatmin etmedi.

Filistinlilerin taleplerini dile getirme imkanı şimdikinden daha güçlüydü ve İsrail aşırı sağının kendi koşullarını dayatma gücü şimdikinden daha zayıftı.

Dolayısıyla planının açıklanmasını ‘yüzlerce ve binlerce yıldır’ süren bir trajediye son verdiği için medeniyet tarihinin en önemli günlerinden biri olarak gören Trump, Filistinliler ve İsrailliler arasındaki çatışmaya ilişkin kendi tanımına göre ‘Ortadoğu barışı için tarihi bir gün’ olmasını istiyorsa, aşırı sağcı İsraillilerle başa çıkma sınavıyla karşı karşıya kalacak. Tıpkı eski İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin'in Oslo Anlaşmaları’nın imzalanmasından sonra İsrail aşırı sağıyla başa çıkma sınavıyla karşı karşıya kalması gibi. Ancak Rabin, feci bir şekilde başarısız olup bunu hayatıyla ödedi. Elbette Madrid Konferansı, Oslo Anlaşmaları ve Trump'ın planını açıklaması arasında, Filistinlilerin taleplerini formüle etme kabiliyetinin şu anda olduğundan daha güçlü olması ve aşırı sağcı İsrail'in koşullarını dayatma kabiliyetinin şu anda olduğundan daha zayıf olması olmak üzere, iki farklı tarihi bağlam bulunuyor.

fgthy
İsrail tarafından Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus’a düzenlenen hava saldırısı sonrasında yükselen dumanlar, 29 Eylül 2025 (AFP)

Bu yüzden İsrail'in Gazze Şeridi ve tüm bölgeye karşı yürüttüğü savaşın sonuçlarının dayattığı tamamen yeni bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Trump'ın planı, İsrail lehine olan güç dengesizliğini ölçülemez bir şekilde sürdürüyor. Bu plana onay veren tarafların, Filistin’in mevcut durumuna bakıldığında, bu plana baskı uygulayabilecek araçların Filistinlilere değil, Araplara ve Müslümanlara ait olduğu ve özellikle de yerinden edilmeye ve ilhaka ‘hayır’ dedikleri dikkati çekiyor. Ancak İsrail’in dini ve milliyetçi aşırı sağının yerleşim faaliyetlerini hızlandırması ve Netanyahu'nun Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'ni yönetmesinde herhangi bir rol üstlenmesine karşı olmasının yanında Filistin devletinin kurulmasını reddetmesi nedeniyle bu iki ‘hayır’ da ciddi zorluklarla karşı karşıya. Bu yüzden İsrail’in dini ve milliyetçi aşırı sağa doğru güçlü bir kayma eğilimi göz önüne alındığında, Trump'ın planında özetlendiği gibi bu devletin kurulmasına giden güvenilir bir yolun nasıl inşa edilebileceğini hayal etmek çok zor. Bu aynı zamanda geçmişten beri Filistinliler ve İsrailliler arasında uzlaşıya varılması olasılığı ve bunun hangi koşullarda gerçekleşebileceği konusunda ciddi soru işaretlerine yol açan bir ikilem olmaya devam ediyor. Dahası İsrail'in iki yıldır Gazze Şeridi'nde işlediği katliamların hiçbir hesap sorulmadan göz ardı edilebileceğini düşünmek mümkün değil. Bu konu, uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı ve burada sonlanması beklenemez.

Ancak stratejik açıdan bakıldığında, ABD'nin desteğiyle İsrail'in bölgesel gücünde dikkate değer bir artış olduğu görülüyor. Bu durum, 20 maddelik planın genel içeriğinde, özellikle İsrail'in Gazze Şeridi ve Batı Şeria üzerindeki güvenlik kontrolünü elinde tutması ve bunun da İsrail'in bölgenin hava sahasında, en azından Lübnan ve Suriye gibi ‘halka devletlerin’ hava sahasında hareket özgürlüğü anlamına gelmesi şeklinde yansıtılıyor. Bu hareket özgürlüğü ise Gazze, Lübnan veya güney Suriye’de olsun, İsrail için bir tehdit oluşturabilecek silahsızlanma sorununa yol açıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu öncelikle İran’ı, ardından özellikle Gazze ve Lübnan'ı ilgilendiren bölgesel etkileri olan bir sorun. Trump'ın planına ilişkin herhangi bir anlaşma, Hamas'ın silahsızlandırılmasına razı olmak anlamına geliyor. Tıpkı geçtiğimiz kasım ayında Lübnan ile İsrail arasında imzalanan ateşkes anlaşmasının, Hizbullah'ın bu koşulu kabul etmemiş gibi davranmasına rağmen, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına razı olmak anlamına gelmesi gibi. Ancak ne olursa olsun tüm bu olaylarda en önemli husus, ABD’nin desteğiyle İsrail için savaşı sona erdirmenin şartının, Hizbullah için olduğu gibi Hamas'ın tamamen silahsızlandırılması olması.

Trump'ın planı bu çatışmayı çözmeye yönelik ve bu yüzden adil ve kapsamlı bir barış sağlama planı değil. Bu kavram artık geçmişte kaldı. Daha ziyade plan temel olarak, İsrail'in savaşının sonuçlarını siyasi ve fiili olarak uygulamaya koymayı ve buna karşılık gelen koşulları kısmen dayatabilmeyi amaçlıyor.

Bu da bizi, son on yıllarda bölgedeki, özellikle İran ve İsrail arasındaki karmaşık ve çok yönlü, ancak esasen nüfuz ve kontrol mücadelesi temelinde olan çatışmanın özüne geri götürüyor. Trump'ın planı bu çatışmayı çözmeye yönelik ve bu yüzden adil ve kapsamlı bir barış sağlama planı değil. Bu kavram artık geçmişte kaldı. Daha ziyade plan temel olarak, İsrail'in savaşının sonuçlarını siyasi ve fiili olarak uygulamaya koymayı ve buna karşılık gelen koşulları kısmen dayatabilmeyi amaçlıyor. Planın, özellikle Filistinliler ve İsrailliler arasında bir anlaşma olasılığı açısından ne kadar uygulanabilir olduğunu zaman gösterecek. Bu anlaşma, Abraham Anlaşmaları'na başka ülkelerin de katılması potansiyelini belirleyecek. Yalnız, bu iki nokta arasındaki yol uzun, karmaşık ve tuzaklarla dolu. Ancak bu, zamanı geriye sarmanın mümkün olduğu, yani ‘direniş ekseni güçlerinin’ her ne pahasına olursa olsun ve herhangi bir amaçla yeniden yapılanabileceği ya da Aksa Tufanı Operasyonu’nun İsrail ile bölgesel normalleşmenin kapısını kapattığı anlamına gelmiyor. Ben de direniş ekseninin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünüyorum. Tüm bunlar, sadece Hamas'ın deneyimlerini, özellikle de başka bir orduya karşı koymak için bir ordu kurma girişimini değerlendirmek açısından değil, aynı zamanda Filistin davasıyla ilgili yeni bölgesel ve uluslararası durumu göz önünde bulundurarak da Filistin'in mevcut durumunu değerlendirirken göz ardı edilemez. Dünya ülkelerinin yaklaşık yüzde 80'i Filistin devletini tanıdıktan sonra, Filistin halkının ve Filistin ulusal projesinin varlığını inkâr eden tarihi Siyonist teoriyi temelden ve kesin olarak çürüten bu durum, araçların ve seçeneklerin yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor.

Ancak, Filistin devletinin tanınması, Hamas'ın eski araçlarını, yani silahlarını terk etmesine bağlı. Filistinliler bunu teslim olmak olarak görmemeli, aksine uluslararası arenadaki değişimler, özellikle de dünyanın İsrail'e bakışındaki değişiklik çerçevesinde, Filistin davasını yeniden kavramlaştırma fırsatı olarak görmeli. Çünkü bu, savaşın sona ermesiyle bitecek uzun bir mücadele ve özellikle de İsrail aşırı sağı Batı sokaklarıyla doğrudan, açık ve uzun süreli bir çatışmaya girmiş olduğundan, marjinal bir kazanç değilse de Filistin davasının bölgesel çatışmalardan izole edilmesini ve uluslararası hukukun ölçütü olarak uluslararası meseleler listesinin en üstüne yerleştirilmesini sağlar. Trump'ın planı, bu çatışmayı yeniden başlatmak ve yoğunlaştırmak için bir basamak olmaktan öteye gitmese de tam tersi olduğunu da söyleyemeyiz.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kongo'da bin 333 doğrulanmış Ebola virüsü vakası kaydedildi

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
TT

Kongo'da bin 333 doğrulanmış Ebola virüsü vakası kaydedildi

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)

Hükümet tarafından dün yayımlanan verilere göre, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola virüsü doğrulanmış vaka sayısı bin 333’e yükseldi. Bu vakaların 399’u ölümle sonuçlandı.

Söz konusu vakaların, Orta Afrika’da yer alan ülkenin doğusundaki Ituri, Kuzey Kivu ve Güney Kivu eyaletlerinde kaydedildiği bildirildi.


Mısırlı kaynak: Kahire görüşmelerinde Gazze anlaşmasının uygulanmasını hızlandırmak için 4 ana başlık bulunuyor

Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
TT

Mısırlı kaynak: Kahire görüşmelerinde Gazze anlaşmasının uygulanmasını hızlandırmak için 4 ana başlık bulunuyor

Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)

Kahire’de Gazze ateşkes anlaşmasına ilişkin yürütülen müzakerelerin seyrine hâkim Mısırlı bir kaynak, görüşme masasında ‘temel ve belirleyici’ nitelikte dört ana başlığın bulunduğunu belirtti.

İsrail, geçtiğimiz yıl ekim ayında ilan edilen ateşkes anlaşmasını ihlal ederek bini aşkın Filistinliyi öldürdü ve Hamas’ın üst düzey isimlerine yönelik suikastlar düzenledi. Bu süreçte başta Mısır, Katar ve Türkiye olmak üzere arabulucu ülkeler, anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almayı ve yaklaşık üç yıldır savaşın yıkıcı etkileri altında bulunan Gazze Şeridi’nde sükûnetin sağlanmasına yönelik maddelerin ileri aşamalarına geçilmesini hedefliyor.

Hamas ile diğer Filistinli gruplardan oluşan bir heyet dün Kahire’ye ulaştı. Mısırlı kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, müzakere turunun ilk etapta çarşamba gününe kadar sürmesinin öngörüldüğünü, geçen hafta başlayan görüşmelerin devamı niteliğindeki bu turda dört temel ve kritik başlıkta sonuca ulaşılmasının amaçlandığını söyledi.

Kaynağa göre görüşme gündemindeki ilk başlık, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin çalışmalarına derhâl başlamasının ele alınması ve mevcut aşamada önceliğin silah dosyasına değil, çalışma komitelerinin faaliyetlerine verilmesinin teyit edilmesi. İkinci başlık ise silahların depolanması fikrinin temel çerçevesi ve unsurlarının belirlenmesi ile silahsızlanma ve depolama ilkelerinin nasıl bağdaştırılabileceğinin değerlendirilmesi.

Üçüncü başlık, özellikle mevcut ve sağlanabilecek güvenceler çerçevesinde Gazze Barış Kurulu’na yeni görevler verilmesi konusunda uzlaşmaya varılması olurken, dördüncü başlık ise kurulması planlanan istikrar gücü konusunda ilgili taraflar arasındaki koordinasyonun sağlanmasını kapsıyor. Kaynak, bazı ülkelerin bu konuda şimdiden heyetler gönderdiğini, hangi ülkelerin güce katılacağının ise kısa süre içinde netleşmesinin beklendiğini ifade etti.

erht65j
Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas, komitenin görev bildirgesini imzalarken (X)

Mısırlı kaynak, görüşme başlıkları konusunda taraflar arasında görüş ayrılıklarının bulunduğunu doğrularken, müzakerelerin son aşamasındaki düzenlemelerde ilerleme sağlanması ve sürecin ‘olumlu’ seyretmesi halinde Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un Kahire’ye gelmesinin beklendiğini söyledi.

Kaynağa göre bu turdaki en dikkat çekici gelişme ise Hamas’ın olumlu adımlar atması oldu. Hamas heyetinin karar alma konusunda tam yetkiyle müzakerelere katıldığını belirten kaynak, görüşmelere diğer Filistinli grupların da iştirak ettiğini ifade etti.

Hamas üzerindeki baskıyı hafifletme çabaları

Mısırlı kaynak, Kahire’deki müzakere turunun başarıyla sonuçlanması için yoğun çaba harcandığını belirterek, “Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın sürecin anlaşmayla sonuçlanmasını hızlandırmaya katkı sağlamak amacıyla Kahire’de bulunduğunu” söyledi. Kaynağa göre Mısır ve Türkiye, Katar ile koordinasyon içinde Hamas’ın İran gibi son dönemde krize daha fazla müdahil olan bölgesel aktörlerden gelebilecek baskılardan etkilenmesini önlemeye çalışıyor. Kaynak, Gazze dosyasında sürecin ilerletilmesi amacıyla anlaşmaya en kısa sürede varılması yönünde ortak çaba yürütüldüğünü ifade etti.

Kaynak ayrıca, mevcut aşamadaki en önemli önceliğin, birinci aşamanın ve buna ilişkin yükümlülüklerin tamamlanması olduğunu belirterek, bunun ardından Gazze Şeridi’nde Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin üstleneceği rolü ve uluslararası güçlerin konuşlandırılmasını kapsayan ikinci aşamaya geçilmesinin hedeflendiğini söyledi.

efrth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda suyla oynayan Filistinli çocuklar (AFP)

Mısırlı kaynak, İsrail tarafının görüşmelerde hâlâ daha çok usule ilişkin ve teknik konulara odaklandığını belirterek, “Hafif, ağır ve kişisel silahlar olmak üzere tüm silah türlerinin kayıt altına alınması ve sınıflandırılması gibi başlıkların öne çıktığını, buna karşılık Arap tarafı ile arabulucuların uluslararası güçlerin görevlerine en kısa sürede başlamasını sağlayacak temel unsurlarda uzlaşma sağlamaya çalıştığını” ifade etti.

Kaynak, genel tabloya bakıldığında Hamas’ın şu ana kadar olumlu bir tutum sergilediğini değerlendirirken, İsrail’in herhangi bir anlaşmayı uygulama konusundaki tutumunun ise hâlâ belirsizliğini koruduğunu söyledi. Kaynağa göre, öncelikle üzerinde ilerleme sağlanabilecek olumlu başlıklarda uzlaşıya varılması, ardından da Washington’ın anlaşmanın uygulanması için Tel Aviv’e baskı yapması bekleniyor.

Kahire el-İhbariyye televizyonu, Hamas heyetinin ateşkes planının ikinci aşamasına ilişkin yol haritası müzakerelerini yeniden başlatmak üzere dün Kahire’ye ulaştığını duyurdu.

Mısırlı kaynak, görüşmelerin iyimser bir atmosferde sürdüğünü belirterek, ABD Başkanı Donald Trump’ın barış planının uygulanmasının tamamlanmasına yönelik güçlü bir iyimserlik bulunduğunu söyledi. Kaynak, Hamas yöneticilerinin Kahire’ye varışlarının ardından plana tam destek verdiklerini ve uygulanmasının önündeki tüm engelleri aşmaya hazır olduklarını dile getirdiklerini aktardı.

Aynı kaynağa göre Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad ile MİT Başkanı İbrahim Kalın, Hamas yöneticilerinden Halid Meşal’in de aralarında bulunduğu bir grupla bir araya geldi.

Hamas Siyasi Büro Başkanı Danışmanı Tahir en-Nunu ise dün yaptığı yazılı açıklamada, hareketin üst düzey isimlerinden Zahir Cebbarin başkanlığındaki heyetin, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının sürdürülmesini ele almak üzere Mısırlı yetkililer ve arabulucularla görüşmek amacıyla Kahire’ye ulaştığını bildirdi.


Sudan krizi ve perde arkasında dönenler

Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
TT

Sudan krizi ve perde arkasında dönenler

Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)

Şevki Abdulazim

Sudan'daki kriz konusunda perde arkasında bir hazırlık yapıldığı görülüyor. Bu hazırlık yeni bir tablo düzenlemeyi ya da geçtiğimiz üç yıl boyunca krize eşlik eden tıkanıklığı kırarak çatışmaya son verecek bir uzlaşının önünü açmayı amaçlıyor. Çeşitli göstergeler hem dışarıdan hem de içeriden birden fazla aktörün sessizce ve temkinli adımlarla yeni durumu şekillendirme çabasında olduğuna işaret ediyor.

Sahnenin aktörleri, nihai bir uzlaşıya ulaşmak için temel şart olarak Sudan ordusu, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve destekçilerinin kesin zafer vaatlerini farklı cephelerde gerçekleştirmedeki başarısızlığı üzerine bahis oynuyor. Bu süreçte her iki tarafın da halktan aldığı destek erirken, savaşı ve sonrasını yönetme kapasitelerine duyulan güven de geriliyor. Perde arkasında yürütülen çalışmalarda bölgesel ve uluslararası çözüm girişimlerinin tekrarlanan başarısızlıklarından edinilen deneyim de göz önünde bulunduruluyor. Daha da önemlisi yeni plan, sahadaki gerçekliklere ve savaşın yarattığı, artık hiçbir biçimde inkâr edilemeyen olgulara dayanıyor.

Pek çok kişiye göre bu hazırlığa işaret eden güçlü göstergeler, hatta somut sonuçlar bulunuyor. 26 Haziran Cuma günü Sudan meselesine ilişkin düzenlenen son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumu bunu neredeyse açıkça dile getirdi. Herkes Sudan'daki krizin mevcut hâliyle sürdürülmesinin imkânsız olduğu konusunda hemfikir oldu. Oturuma katılan ülkeler, savaşın sona ermesine zemin hazırlayacak üç aylık acil bir insani ateşkes çağrısında bulundu. Tartışma her zamankinden daha açık, net ve keskindi. Çünkü perde arkasında gerçekten bazı hareketlilikler söz konusu.

Dikkat çekici bir gelişme olarak esir takası

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan önderliğindeki Sudan ordusu ve hükümetin tutumunda köklü bir değişimin ilk somut belirtisi -ve yukarıda değindiğimiz hazırlığın doğrudan sonucu- Sudan ordusunun HDK ile esir takasına onay vermesi oldu. Ordunun elindeki esirleri HDK'ya teslim etmeyi kabul etmesi, savaşın seyrine ilişkin genel tutumda etkili olacak dikkat çekici bir dönüşüm anlamı taşıyor. Ordu cephesinden gerçekleştirilen son esir teslim operasyonu, savaşın patlak vermesinin ardından dört ay sonra Suudi Arabistan'ın ABD ile iş birliği içinde yürüttüğü Cidde Barış Platformu'nun baskısıyla 2023 yılında gerçekleşmişti. O dönemde reşit olmayan 30 unsur ile 200 reşit asker teslim edildi. Buna karşılık HDK, ordu personelinden esir gruplarını tekrar tekrar serbest bıraktı. Bunların en dikkat çekicisi 500'den fazla polisin serbest bırakılması girişimiydi.

HDK tarafından gerçekleştirilen esirleri serbest bırakma girişimleri HDK liderlerinin iddiasına göre ‘iyi niyet’ çerçevesinde yapılıyordu. Son girişim ise Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto aracılığıyla gerçekleşti. Haavisto her iki tarafı da esir takasına davet etmişti. Sudan’ın resmi haber ajansı SONNA’nın haberine göre Sudan Dışişleri ve Uluslararası İş Birliği Bakanı Büyükelçi Muhyiddin Salim, 25 Haziran 2026 Perşembe günü Sudan ordusunun bu çağrıyı memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Salim açıklamasında, Haavisto'nun başlattığı esir takası girişimini bu konuda yürürlükte bulunan hukuki prosedürlere uygun biçimde memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, “Sudan hükümeti, ülkenin her köşesindeki vatandaşlarının canına önem veriyor” ifadelerini kullandı.

Son iki ay içinde siyasal İslamcıların savaşı destekleme rolünde bir değişim yaşandı. Bazı gözlemcilere göre bu gerileme, ‘Sudan İslami Hareketi’ ile ‘Bera bin Malik Tugayı’nın ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmasından kaynaklanıyor.

Başta Orgeneral Burhan olmak üzere ordu komutanlarının açıklamalarını takip eden herkes, bu söylemlerin HDK üyelerinin tasfiye edilmesi ve varlıklarının tamamen sona erdirilmesi etrafında yoğunlaştığını görüyor. Tasfiye tehdidi, bu kuvvetlerle iş birliği yaptığından şüphelenilen siviller dahil herkesi kapsayacak biçimde genişletilmiş durumda. Bu komuta kademesi, teslim olup silah bırakmadıkları takdirde HDK’yı Sudan topraklarından tamamen çıkaracaklarını sıklıkla dile getirmişti. Bu söylemin seferberlik ve mobilizasyon bağlamında yorumlanabileceği bir gerçek olsa da seferberlik söyleminde yaşanan değişimin kendisi başlı başına bir dönüşümü kanıtlıyor. Bakan Muhyiddin Salim'in "Sudan'ın her köşesindeki evlatlarına önem veriyoruz" sözü de yeni düzenlemelerle aynı yöne işaret eden bir gönderme içeriyor.

Siyasal İslamcılar’ın savaştaki gerilemesi

Sudanlıların bugün hâlâ altında ezildiği 15 Nisan savaşını başlatmakla suçlanan ilk grubun ‘Sudan İslami Hareketi’ olduğu biliniyor. Bu suçlama, nesnel emareler, çürütülemez kanıt ve delillerle tanık ifadelerine dayanıyor. Bu kanıtların başında grubun iktidara dönüş için yoğun çaba sarf etmesi ve sivil-demokratik dönüşümün önünü kesme girişimi geliyor. Söz konusu dönüşüm, otuz yıllık iktidar dönemlerinde işledikleri suçlardan hesap sorulmasıyla başlamış, siyasi yaşamdan tamamen uzaklaştırılmalarıyla son bulacak.

df
Berlin'deki Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen Üçüncü Sudan Uluslararası Konferansı toplantısından, 15 Nisan 2026 (AFP)

Sivil hükümetin önündeki engeller başarısızlığa uğradığında siyasal İslamcılar, HDK’nın da katılımıyla 25 Ekim 2021 tarihinde ordu içinden bir darbeyi destekledi. Darbe başarısız olup yeni bir anlaşma yoluyla devrim hükümetinin ve sivil-demokratik dönüşümün geri dönüş işaretleri belirdiğinde, ‘ya biz ya tufan’ sloganıyla yıkıcı savaşın kıvılcımını ateşlediler. Daha ilk andan itibaren tugayları ordunun yanında savaşmaya başladı. Bunlar arasında ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Bera bin Malik Tugayı, Yıldırım Tugayı, Sağlam Bina Tugayı ve Özel Operasyon Tugayı gibi yapılar da bulunuyor. Liderler seferberlik çağrıları yaparak İran ve diğer kaynaklardan para ile silah temin etti ve bu eylemlerini Sudan halkının ve onurunun çıkarına olduğu, mücadelenin ancak HDK'nın tasfiyesiyle son bulacağı şeklinde tasvir ettiler. Sudanlılara, kendileri dışında kalanları, özellikle de iktidarlarını devirmiş devrimi yöneten kişileri, hain ve işbirlikçi olarak gösterdiler. Müzakere yoluyla savaşa son verilmesi çağrısında bulunan herkesin HDK’yı desteklediğini iddia ettiler.

Siyasal İslamcıların savaşı destekleme rolünün son iki ay içinde gözle görülür biçimde büyük bir değişime uğraması, ele aldığımız konu açısından önemli olan nokta. Bazı gözlemciler, savaştan geri çekilmelerini Sudan İslami Hareketi ile Bera bin Malik Tugayı’nın ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmasına ve İslamcıların savaşın sürmesini sağlamak amacıyla fırtınaya boyun eğme politikasını izlemesine bağlıyor. Bunun yanı sıra İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırganlığına rağmen, ABD ve İsrail'e karşı yürüttüğü son savaşta İran Cumhuriyeti'ne destek vermelerinin orduyu zor durumda bıraktığını ve İslamcılara güvenmenin zor olduğunu ortaya çıkardığını düşünenler de var. Bu sebeple ordu, en azından taktiksel bir adım olarak onları sahneden uzaklaştırmaktan başka çare bulamadı.

Son dönemdeki en dikkat çekici gerilim, ABD Kongresi Dışişleri Komitesi'nin onayladığı ‘Amerikan Sudan Barış Angajmanı Yasası’ tasarısında somutlaştı. Bu tasarı, savaşın taraflarına ve destekçilerine çok daha ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor.

Gözlemciler, siyasal İslamcıların azalan rolünü farklı biçimlerde yorumlasa da onların savaş alanından neredeyse tümüyle çekildiği konusunda hemfikir. Sudan İslami Hareketi’nin ‘mücahit’ liderlerini artık ne cephede ne de seferberlik gösterilerinde görememek bunun en çarpıcı kanıtı. Bera bin Malik Tugayı Komutanı el-Misbah Ebu Zeyd'i artık askeri üniformayla değil sivil kıyafetle, üstelik Sudan dışına ardı ardına gerçekleştirdiği seyahatlerde görmek, bunun en belirgin örneklerinden biri. Artık seferberlik ve savaşa katılım çağrısı yapmıyor; meydan okumasını HDK yerine sivil güçlere ve devrim güçlerine yöneltiyor.

Aslına bakılırsa savaşı destekleyen önde gelen İslamcı isimlerden Naci Mustafa ve Naci Abdullah gibi şahsiyetler de bu tutuma daha önce geçmişti. İslamcıların savaşa yaklaşımı, ancak yeni hareket ve düzenlemeler çerçevesinde anlaşılabilir. Bu süreç başta savaşı destekleyen gruplar olmak üzere herkesi yaklaşan gelişmelere hazırlık amacıyla yeni bir konumlanma arayışına itti.

Burhan ve daire dışına çıkma çabası

Sahnenin perde arkasında emsalsiz bir biçimde hazırlık yapıldığı varsayımını destekleyen bir başka gösterge de Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın siyasal İslamcıların kendisine dayattığı kapalı daireden çıkma çabası oldu. Savaş boyunca siyasal İslamcıların Orgeneral Burhan'ın etrafını sardıkları biliniyor. Siyasal İslamcıların liderleri bunu birden fazla vesile ile açıkça dile getirdi. Türkiye'de ikamet eden siyasal İslamcı lider Abdülhay Yusuf'un “Burhan'ın ofisinde bizler de varız" sözlerini herkes hatırlıyor. Daha önce belirttiğimiz gibi siyasal İslamcılar, kendilerini Orgeneral Burhan'ın savaştaki destekçileri ve siyasi dayanağı olarak göstermişti.

defrthyj
Güney Kordofan bölgesindeki el-Abyad kenti yakınlarındaki er-Rahmaniye Mülteci Kampı’nda, Sudanlı bir kadın çocuğuyla birlikte otururuyor, 25 Haziran 2026 (AFP)

Aslına bakılırsa siyasal İslamcıların Orgeneral Burhan'ın kararı üzerindeki kontrolü 25 Ekim darbesinden sonra, hatta belki öncesinde de belirginleşmişti. Ancak savaşın yarattığı sonuçlar ve ilk günlerinde öngörülen hızlı çözüm beklentisinin gerçekleşmemesi, Burhan'ı ve ona yakın askeri istihbarat çevresini siyasal İslamcıların kuşatma dairesinden çıkma yollarını düşünmeye itti. Nesnel veriler ise Orgeneral Burhan'ın hem -bünyesinde siyasal İslamcıların örgütlü varlığı göz önüne alındığında- Sudan ordusunun bütünlüğü açısından hem de Orgeneral Burhan'ın şahsi çıkarları ve güvenliği açısından, özellikle de kuşatma dairesini içeriden kırma girişimi söz konusu olduğunda bu yöndeki hamlesinin riskli olduğunu doğruluyor.

Dolayısıyla dış faktörlerin hareketliliğinin daha aktif ve etkili hale geldiğini görüyoruz. Bu da Orgeneral Burhan'ın İslamcıların çıkarlarına aykırı hareket etmesine ve onlarla doğrudan yüzleşmek zorunda kalmadan kuşatmalarını çözmesine imkân tanıyor. Bu süreçte Orgeneral Burhan, savaşın çözümünün gecikmesi, iç koşulların kötüleşmesi, düşmanın süregelen tehditleri ve Sudan'ın parçalanma kaygısı ile bunun bölgesel ve küresel güvenlik ve barış üzerindeki yansımaları gibi dış etkenleri gerekçe olarak öne sürebilir.

Orgeneral Burhan ve etrafındaki askeri istihbarat çevresi, hiç kuşkusuz Sudan İslami Hareketi ve tugaylarını ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırma fırsatını kaçırmıyor. Ancak son dönemdeki en belirgin dış gerilim, ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi'nin onayladığı ‘ABD'nin Sudan Barışına Katılımı Yasası’ taslak metni. Bu tasarı, savaşan taraflara ve destekçilerine daha ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor. Tasarı ayrıca HDK ve Sudan ordusu liderliğinin ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılmasının ardından silah ambargosunun bütün Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi gibi ciddi maddeler de içeriyor.

Siyasi güçlerin görüşleri ilk kez yakınlaşırken Berlin'deki sivil güçler konferansı bir kırılma noktası oluşturuyor, Addis Ababa konferansı ise daha başarılı geçiyor. İsviçre'de ise savaşı reddedenler şimdi bir araya geliyor.

Yasa tasarısı, ABD Başkanı Donald Trump’ı sivillerin korunmasını da kapsayan özel bir Sudan stratejisi geliştirmekle yükümlü kılıyor. Aynı zamanda Sudan ordusunun egemenliğini ve meşruiyetini de tartışmaya açıyor. Ordunun ve hükümetinin Sudan'ı temsil etme meşruiyetine ilişkin madde son anda metinden çıkarılmış olsa da "İsabet etmeyen mermi bile gürültü koparır" deyişindeki gibi etkili oldu. Hiç kuşkusuz, mevcut tablo değişmezse 90 gün içinde yürürlüğe girecek bu yasa, Orgeneral Burhan'a siyasal İslamcıların kuşatmasından çıkış vizesi sunuyor, onların istediği yönün tersine hareket etmesine imkân tanıyor ve onları yeniden konumlanmaya zorluyor. Tüm bunlar, perde arkasında devem eden düzenlemeleri somut ve gerçekçi bir tabloya dönüştürüyor.

Mevcut tablo

Bir grup siyasi gözlemci ve uzmanla yapılan istişarelerin özeti, Sudan'daki savaşı sona erdirmek için hazırlanan dönüşümün ya da uzlaşının bu yılın ikinci yarısında somutlaşacağına işaret ediyor. Bu yönde daha önce sıraladıklarımızdan çok daha fazla işaret ve kanıt mevcut. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunların başında Sudan'ın bugün içinde bulunduğu tablo geliyor. Ekonomide kötüleşme emsalsiz bir noktaya ulaştı. Her alanda krizler hüküm sürüyor. Yerel para birimi diğer para birimleri karşısında satın alma gücünü dramatik biçimde kaybetti. Bankacılık sistemi işlevsiz hale geldi. Ordunun dış destekçileri mali yardımları sonlandırdı. Öğretmenler ve diğer meslek grupları grevde, hükümet ise ya aciz ya da kayıtsız. Tüm bunların yanında savaş Cebel Uveynat'tan doğu sınırına ve Mavi Nil iline kadar şiddetle yeniden alevlenip yayılıyor. HDK, el-Ubeyd şehrini kuşatmış durumda. Başkent Hartum dahil olmak üzere Sudan’ın orta kesimlerindeki iller tehdit altında. Tüm bunlar, savaşın yeniden alevlenmesinin ve sürmesinin en belirgin işaretleri.

dsfvbtny
Hartum’daki bir meydanda kurşun delikleriyle dolu araçlar, 11 Haziran 2026 (Reuters)

Öte yandan siyasi güçlerin görüşleri ilk kez yakınlaşırken Berlin'deki sivil güçler konferansı bir kırılma noktası oluşturuyor, Addis Ababa konferansı ise daha başarılı geçiyor. İsviçre'de ise savaşı reddedenler arasında; Sumud İttifakı çatısı altında bir araya gelen devrim güçlerinin sivil temsilcileri, ordu tarafındaki savaş destekçileri, demokratik blok ve Sudan hükümetine paralel olarak kurulan ayrılıkçı yönetim Sudan Kurucu İttifakı’ndaki HDK destekçileri gibi farklı kesimler şimdi bir araya geliyor. Aktarılan bilgilere göre bahsi geçen kesimler arasındaki engeller neredeyse tümüyle çözülmüş durumda. Dolayısıyla perde arkasında bir hazırlık durumu söz konusu. Daha önce belirttiğimiz gibi bu sürecin önümüzdeki altı ay içinde, hatta daha kısa bir sürede belirginleşmesi bekleniyor. Herkes buna hazırlıklı olmalı!

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."