Gazze anlaşmasının perde arkası… Trump, Hamas ile doğrudan görüşmeyi memnuniyetle karşıladı ve Netanyahu'nun Katar'dan özür dilemesi kritik bir adımdı

Kushner ve Witkoff, ‘50 yıllık aptalca kelime oyunlarının’ ardından Şarm eş-Şeyh müzakerelerinde neler olduğunu açıkladı

ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner, New Jersey'deki Teterboro Havalimanı'nda (AFP)
ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner, New Jersey'deki Teterboro Havalimanı'nda (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının perde arkası… Trump, Hamas ile doğrudan görüşmeyi memnuniyetle karşıladı ve Netanyahu'nun Katar'dan özür dilemesi kritik bir adımdı

ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner, New Jersey'deki Teterboro Havalimanı'nda (AFP)
ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner, New Jersey'deki Teterboro Havalimanı'nda (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, CBS News'in dün yayınlanan ‘60 Minutes’ programına verdikleri röportajda, Gazze'de ateşkes anlaşmasına ve rehinelerin serbest bırakılmasına yol açan perde arkasındaki olayları açıkladı.

Röportajda Kushner, Gazze'deki ateşkes anlaşması için yapılan müzakereler ve bölgede on yıllardır süren ‘aptalca kelime oyunlarının’ ardından barışı sağlama çabaları hakkında konuştu.

Kushner ve Witkoff, iki yıllık savaşın ardından İsrail ile Hamas arasında anlaşmaya varılmasında oynadıkları rolü ele aldılar. Programın sunucusu Lesley Stahl, onların müzakere tarzının geleneksel diplomatik yöntemlerden ziyade ‘emlak anlaşmalarında kullanılanlara benzer yoğun kişisel tekniklere’ dayandığını ve ‘başkanın koruma veya ceza vaatlerini’ içerdiğini belirtti.

ABD Büyükelçiliği Sözcüsü’ne göre, Witkoff ve Kushner bu sabah İsrail'e geldiler ve Gazze'deki durum hakkında İsrailli yetkililerle görüşmeler yaptılar. Ziyaret, İsrail'in 10 Ekim'den beri yürürlükte olan ateşkesi Hamas'ın ihlal ettiğini iddia etmesinin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılardan bir gün sonra gerçekleşti. Hamas ise söz konusu iddiayı yalanladı.

‘Aptalca kelime oyunları’

Kushner, Stahl'a ‘sorunların esasen basit olduğunu’ söyleyerek, zorluğun diplomatların oynadığı ‘aptalca kelime oyunlarından’ kaynaklandığını açıkladı.

Kushner şöyle devam etti: “Rehinelerin serbest bırakılmasını istiyorduk. Her iki tarafın da uyacağı gerçek bir ateşkes istiyorduk. Ayrıca halka insani yardım ulaştırmanın bir yolunu bulmamız gerekiyordu. Sonra, o bölgedeki herkesin alışkın olduğu 50 yıllık aptalca kelime oyunlarıyla başa çıkmak için tüm bu karmaşık cümleleri uydurmak zorunda kaldık. Her iki taraf da hedefe ulaşmak istiyordu ve biz sadece onlara bu hedefe ulaşmaları için yardımcı olacak bir yol bulmak zorundaydık.”

thy
Jared Kushner (EPA)

Çıkar çatışmalarıyla ilgili bir soruya yanıt veren Kushner şu ifadeleri kullandı: “İnsanların çıkar çatışması dediği şeyi biz, dünya çapında kurduğumuz deneyim ve güvenilir ilişkiler olarak adlandırıyoruz. Bu derin ilişkilerimiz olmasaydı, rehinelerin serbest bırakılmasına yol açan anlaşmayı gerçekleştiremezdik. Arap dünyasında ve hatta geçmişte iş yaptığımız İsrail'de güvene dayalı ilişkilerimiz var. Bu, onların bize güvendiği, bizim onların kültürlerini ve çalışma tarzlarını anladığımız ve bu bilgi ve becerileri dünyanın ilerlemesine katkıda bulunacak şeyleri başarmak için kullanabileceğimiz anlamına geliyor.”

‘Filistinlilerin yaşam kalitesini iyileştirmek’

Kushner, İsrail'in, Ortadoğu'ya tam olarak entegre olmak istiyorsa, Filistinlilere yardım etmek ve onların yaşam kalitesini iyileştirmeye başlaması gerektiğini vurguladı. “Şu anda İsrail liderliğine iletmeye çalıştığımız en önemli mesaj, savaş bittikten sonra İsrail'in Filistin halkının refahını artırmak ve koşullarını iyileştirmek için bir yol bulması gerektiğidir” diyen Kushner, ‘bu mesajı İsrail'e iletme çalışmalarının henüz başlangıç aşamasında olduğunu’ vurguladı.

asdfrg
ABD Başkanı Donald Trump, bu ayın başında Şarm eş-Şeyh'te imzaladığı Gazze anlaşmasının bir kopyasını gösteriyor (AFP)

Kushner, Filistinlilerin geleceğine ilişkin vizyonuyla ilgili olarak, ABD'nin İsrailliler ve Filistinliler için ‘istikrarlı ve kalıcı bir şekilde yan yana yaşayan’ ortak güvenlik ve ekonomik fırsatlar yaratmaya odaklandığını açıkladı.

Gelecekteki bir Filistin devleti olasılığına atıfta bulunarak, “Nihayetinde buna ne ad vereceklerini Filistinlilerin kendilerinin belirlemesine bırakacağız” dedi.

İyi niyet

Kushner, Hamas'ın ölen rehinelerin cesetlerini gerçekten aradığına ve bunların İsrail'e teslimini kasten geciktirmediğine inandığını ifade etti. Hesaplardaki tutarsızlıklar ve iki taraf arasında arabuluculuk yapan ABD'nin rolü sorulduğunda Kushner, “İsrail ve arabulucularla ortak koordinasyon odası, cesetlerin bulunduğu yerle ilgili İsrail'in sahip olduğu tüm bilgileri arabuluculara ve Hamas'a iletmek için yoğun çaba sarf ediyor” dedi. Kushner, ABD'nin ‘iki tarafı da engelleme suçlamalarıyla birbirlerini suçlamak yerine, bir çözüm bulmak için olumlu adımlar atmaya teşvik etmeye çalıştığını’ kaydetti. Hareketin ‘iyi niyetle hareket edip cesetleri ciddi bir şekilde aradığına’ inanıp inanmadığı sorulduğunda ise şu yanıtı verdi: “Şu ana kadar arabuluculardan duyduğumuz kadarıyla, öyle yapıyorlar. Bu durum her an değişebilir, ancak şimdilik anlaşmaya uymaya çalıştıklarını görüyoruz.”

Hamas ile doğrudan görüşme

Şarm eş-Şeyh'te yapılan son müzakereler sırasında ateşkes anlaşmasına varmak için yapılan perde arkası çabalarıyla ilgili olarak Witkoff, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmek için bir anlaşmaya varmak amacıyla kendisi ve Trump'ın damadı ve danışmanı Jared Kushner'in Hamas ile doğrudan görüşme fikrine ‘çok sıcak baktığını’ söyledi.

sdfr
ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Trump'ın kızı Ivanka ve eşi Jared Kushner ile birlikte Tel Aviv'de (Reuters)

Geçen hafta yayınlanan haberlere göre iki isim, müzakerelerde herhangi bir engel çıkmasını önlemek ve rehinelerin serbest bırakılması ve ateşkes için bir anlaşma imzalamak üzere Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentindeki bir otelde Hamas'ın üst düzey yetkilisi Halil el-Hayye ve diğer liderlerle doğrudan görüştü.

Hamas liderleriyle görüşme ayarlama süreci hakkında konuşan Witkoff, Kushner'ın Trump ile temasa geçerek, bir anlaşmaya varılması halinde ‘bizim Hamas ile görüşmemize izin vermeyi uygun bulup bulmadığını’ sorduğunu söyledi.

yu
Hamas'ın üst düzey yetkilisi Halil el-Hayye, 8 Ekim'de Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde Gazze'de ateşkes anlaşmasının açıklanmasından önce yapılan toplantıda. (Kahire el-İhbariyye televizyonu)

Witkoff şunları söyledi: “Bu, ona ve dış politika ekibinin tüm üyelerine sorduğumuz soruydu. Cevap şuydu: ‘Eğer bir anlaşmaya varılabileceğini düşünüyorsanız, elbette. Neden o odaya girip bunu halletmenizi teşvik etmeyeyim ki?”

Witkoff, ABD Başkanı’nın toplantının gerçekleşmesine izin verme kararını ‘cesurca’ olarak nitelendirdi.

Netanyahu'nun özrü önemli bir adım

Öte yandan Witkoff, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 9 Eylül'de Doha'ya düzenlenen İsrail saldırısı nedeniyle Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani'den özür dilemesinin, ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması sürecinde ‘kritik bir adım’ olduğunu bildirdi.

Netanyahu, 29 Eylül'de Beyaz Saray'da Trump'ı ziyaret ettiği sırada Katar Başbakanı’nı arayarak, Hamas siyasi liderlerinin Doha'daki toplantısını hedef aldığı için özür diledi.

Hamas, üst düzey yetkililerinin saldırıdan sağ kurtulduğunu doğrularken, beş üyesinin ve bir Katar güvenlik gücü mensubunun öldürüldüğünü açıkladı.

Witkoff, Netanyahu'nun özür dilemesinin ‘Gazze'de ateşkes için çok önemli ve belirleyici bir adım’ olduğunu söyledi. Witkoff, “Bu, bizi müzakerelerin bir sonraki aşamasına taşıyan temel taştı ve Trump savaşı sona erdirmek için planını açıkladı. Bunun gerçekleşmesi çok önemliydi” şeklinde konuştu.

Trump'ın Netanyahu'yu özür dilemeye zorlayıp zorlamadığı sorulduğunda Kushner, İsrail Başbakanı’nın ‘kendini rahat hissetmediği hiçbir şeyi yapmayacağını, söylemeyeceğini veya kabul etmeyeceğini’ ve özür dilemenin ‘o anda barışı sağlamak için yapılması gereken şey olduğunu’ bildiğini ifade etti.

Kushner, “Özür dilemek gerekiyordu ve özür dilendi. Özür dilenmeden ilerleyemezdik” dedi.

Röportaj sırasında Witkoff, Hamas lideri Halil el-Hayye ile oğullarını kaybetmiş olmalarının ortak deneyimi üzerinden kurdukları bağdan bahsetti.

El-Hayye'nin oğlu Hammam, Doha'da İsrail'in hava saldırısında hayatını kaybetmiş, Witkoff'un oğlu Andrew ise aşırı dozda uyuşturucu kullanımı sonucu ölmüştü.

Witkoff, bu ayın başlarında Mısır'da el-Hayye ile yaptığı görüşmeden bahsederek, Hamas heyetiyle görüşme için odaya girdiğinde kendini el-Hayye'nin hemen yanında otururken bulduğunu söyledi.

dfgt
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner, Washington'daki Beyaz Saray'da (Reuters)

Witkoff, “Oğlunun kaybı nedeniyle kendisine taziyelerimizi ilettik. Ben de bir oğlumu kaybettiğimi, ebeveynlerin çocuklarını gömmek zorunda kalmasının çok kötü bir şey olduğunu söyledim” dedi.

Witkoff'un ateşkes anlaşmasının uygulanmasını takip etmek üzere önümüzdeki hafta Ortadoğu'yu ziyaret etmesi bekleniyor.

Gazze'deki ateşkes, iki yıldan fazla süren yıkıcı bir savaşın ardından, ABD Başkanı’nın baskısı altında 10 Ekim'de yürürlüğe girdi.



Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.


Kaddafi yandaşlarının Fatih Devrimi kutlamalarının öncesinde silahlı tehditler

(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
TT

Kaddafi yandaşlarının Fatih Devrimi kutlamalarının öncesinde silahlı tehditler

(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)
(foto altı) Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)

Merhum lider Muammer Kaddafi’nin ülkeyi 40 yılı aşkın süre yönetmesini sağlayan 1 Eylül Fatih Devrimi’nin (1969) 57’nci yıl dönümü yaklaşırken, ülkede endişe ve bekleyiş hâkim. Bu süreçte ‘tehdit ve uyarı, hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve olağanüstü hâl ilanı’ söylemleri öne çıkıyor.

Alışılmadık bir şekilde Libya Devrimcileri Operasyon Odası, ‘Nafusa Dağları, sahil bölgesi ve orta kesimdeki tüm devrimci taburları ve birlikleri’ olağanüstü hâl ilan ederek tam teyakkuz durumuna geçmeye çağırdı. Operasyon Odası, bu uygulamanın 24 Ağustos Pazartesi gününden başlayarak gelecek 10 Kasım’a kadar sürmesini istedi.

defrgthy
Muammer Kaddafi (EPA)

Operasyon Odası, bu yığınağın gerekçesini ‘ülkenin istikrarını hedef alan şüpheli hareketlilik ve güvenlik tehditlerinin tespit edilmesi, sivillerin korunması ve ülke güvenliğinin muhafaza edilmesi’ olarak açıkladı.

Oda tarafından pazartesi akşamı yayımlanan açıklamada, ‘başkentte sabotaj eylemleri, kaos çıkarma girişimleri ve kamu düzenini bozma çabaları yoluyla güvenliği istikrarsızlaştırmaya çalışan dış kaynaklı bir gündem ve eski rejim kalıntılarının bulunduğuna dair kesin bilgiler’ elde edildiği belirtildi.

17 Şubat Devrimi’ne yakın sayfalar tarafından yayımlanan açıklamada Oda, kendisine bağlı ‘tüm saha birliklerine en üst düzeyde teyakkuz seviyesine geçmeleri, tabur ve birlikler arasında derhal koordinasyon sağlamaları, kritik noktalar ile sınır kapıları ve stratejik yolların güvenliğini sağlamaları’ çağrısında bulundu.

Libya’da her yıl 1 Eylül’de, çeşitli kentlerde Kaddafi yanlıları tarafından Fatih Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla kutlamalar düzenleniyor. 2011’de Kaddafi rejimini deviren ve Cemahiriye olarak bilinen yönetim dönemine son veren 17 Şubat Devrimi yanlılarıyla Kaddafi destekçileri arasında bu kutlamalar sırasında alışılmadık sözlü atışmalar ve tartışmalar yaşanabiliyor.

Oda ayrıca, ‘şüpheli unsurların kontrol altına alınması için gerekli önlemlerin alınması, güvenlik devriyelerinin yoğunlaştırılması ve kamu kurumları ile kritik tesislerin tavizsiz şekilde korunması’ talimatını verdi. Eski rejim yanlıları ise bu adımı, beklenen Fatih Devrimi yıl dönümü kutlamalarını engellemeye yönelik ‘güvenlik tehdidi’ olarak değerlendirdi.

Operasyon Odası, açıklamasının sonunda tüm birliklerinden ‘bu talimata derhal uymalarını ve bağlı kalmalarını, durum sona erip istikrar yeniden sağlanana kadar ulusal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini’ istedi.

fgrthyju
Libya’da Eylül 2025’te Fatih Devrimi’nin yıldönümü vesilesiyle düzenlenen kutlamalardan (Sosyal medyadaki güvenilir sayfalar)

Libyalı siyaset araştırmacısı ve yazar Mustafa el-Fituri, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu güvenlik biriminin attığı adımın ‘eski rejim yanlısı olarak sınıflandırılan muhalifleri korkutma girişiminden’ ibaret olduğunu savundu. Fituri, Libyalıların ‘kendilerini devrimci olarak tanımlayanların her konuda başarısız olduklarını gördüğünü ve bu kişilerin vatandaşları korkutmak istediğini’ söyledi.

Eski rejim yanlısı olan Fituri, kendilerini ‘devrimci’ olarak adlandıranların bu yıl kutlamaların daha büyük, daha kapsamlı ve katılım açısından daha geniş olacağı yönünde bir kanaate sahip olduklarını belirterek, “Bu nedenle vatandaşları korkutmak istiyorlar. Yaklaşık iki haftadır bu tehditlere zemin hazırlıyorlardı” dedi.

Fituri, “Halkın ezici çoğunluğu ekonomik, siyasi, sosyal ve psikolojik açıdan son derece kötü durumda. Bunun nedeni yaşadıkları krizler ve özellikle ekmek başta olmak üzere hayat pahalılığının artması. Elektrik krizi de dahil olmak üzere çeşitli sorunlarla karşı karşıyalar” ifadelerini kullandı.

Libya Devrimcileri Operasyon Odası, 17 Şubat Devrimi’nin ardından 2013 yılında Trablus’ta kurulan silahlı bir yapılanma. Yapılanma, dönemin Genel Ulusal Kongre Başkanı Nuri Ebu Sehmeyn’in kararıyla, başkentin ve giriş-çıkışlarının güvenliğini sağlamak amacıyla oluşturuldu. Kararda, operasyon odasının resmen ordunun başkomutanına bağlı bir güç olması ve Batı Libya’daki Savunma ve İçişleri bakanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığıyla koordinasyon içinde çalışması öngörülüyordu.

cdfvrgthyj
Libya’nın Beni Velid kentinde Eylül 2025’te düzenlenen Fatih Devrimi kutlamalarından 

‘Büyük Libya Arap Sosyalist Halk Cemahiriyesi’ başlığıyla yayımlanan bir açıklamada eski rejim yanlıları, ‘güvenlik ve istikrarı sarsabilecek, ülkeyi kaos ve iç çatışmaya sürükleyebilecek her türlü hareket, silahlı operasyon veya medya üzerinden kışkırtma girişimine karşı’ sert biçimde uyarıda bulundu. Açıklamada, ‘güvenliğin ve vatandaşların korunmasının kimsenin tekelinde olmadığı, bunun yalnızca meşru devlet kurumlarının, başta silahlı kuvvetler, polis ve düzenli güvenlik birimleri olmak üzere, sorumluluğunda bulunduğu’ vurgulandı.

Cemahiriye adına yayımlanan ve eski rejim yanlısı medya kuruluşları ile platformlar tarafından dolaşıma sokulan açıklamada, Libya Devrimcileri Operasyon Odası tarafından yayımlanan ve ‘tehditler, askeri hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve olağanüstü hâl ilanını’ içeren bildiri şaşkınlıkla karşılandı ve reddedildi. Açıklamada, söz konusu adımın ‘ülkenin ve vatandaşların güvenliğine yönelik doğrudan tehdit oluşturan, tehlikeli ve kabul edilemez bir girişim olduğu ve meşruiyet ile hukuk çerçevesinin dışında zor kullanarak yeni bir fiili durum yaratma çabası’ niteliği taşıdığı belirtildi.

Cemahiriye açıklamasında, devletin dışında tehdit, seferberlik veya olağanüstü hal ilanı içeren her türlü çağrı ve bildirinin kesinlikle reddedildiği vurgulanarak, bunların ‘toplumsal barışı ve ülkenin birliğini tehdit eden, kabul edilemez ve kınanması gereken eylemler’ olduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca, ‘bu kışkırtıcı bildirilerin arkasında bulunan tarafların derhal ortaya çıkarılması ve ülkenin güvenliğini tehdit ettiği veya fitne çıkarmaya teşvik ettiği kanıtlanan herkesin hesap vermesi’ talep edildi.

Eski rejim yanlıları, ‘tüm Libya’daki vatanseverleri dayanışma göstermeye ve meşru devlet kurumları etrafında kenetlenmeye, kaos çıkarma ve istikrarı bozma girişimlerini reddetmeye, Libya’yı bölmeyi veya yeniden çatışma sarmalına sürüklemeyi amaçlayan her türlü projeye karşı koymaya’ çağırdı. Açıklamada, “Libya odalar ve bildirilerle değil, hukuk, seçilmiş ve meşru kurumlar ile özgür Libya halkının iradesiyle yönetilecektir” ifadesine yer verildi.

Libya’daki eski rejim yanlıları, başta ‘Cemahiriye rejimi yanlıları’ ve ‘Yeşiller’ olmak üzere çeşitli isimlerle anılıyor. Bu kesim, Libya içinde ve dışında Muammer Kaddafi’ye bağlı veya onun yönetimine sempati duyanların yanı sıra oğlu Seyfülislam Kaddafi’yi destekleyenlerden oluşuyor. Söz konusu hareket, tek bir çatı altında birleşmiş yapılardan oluşmuyor; eski rejimin mirasına ve siyasi anlayışına farklı düzeylerde destek veren siyasi ve sosyal aktörlerin yanı sıra askeri geçmişe sahip kişi ve grupları da bünyesinde barındırıyor. Bu çevrelerin benimsediği görüşler arasında Yeşil Kitap’ta ortaya konulan fikirler ve Cemahiriye sistemi de bulunuyor.

Söz konusu yıl dönümünde, 2011’de Kaddafi’yi deviren 17 Şubat Devrimi yanlıları ile onu onlarca yıl önce iktidara taşıyan 1 Eylül Fatih Devrimi’nin destekçileri arasında genellikle sözlü atışmalar ve sosyal medya üzerinden sert eleştiri kampanyaları yaşanıyor.

57 yıl önce Libya, Kral Muhammed İdris es-Senusi’nin yönetimi altındaydı. Kaddafi ise Libya ordusundaki Hür Subaylar Hareketi’ne öncülük ederek Eylül 1969’un başından itibaren yaklaşık 42 yıl boyunca ülkeyi yönetti.


Kahire, Libya'da doğu ve batı kampları arasındaki uçurumu kapatabilecek mi?

Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
TT

Kahire, Libya'da doğu ve batı kampları arasındaki uçurumu kapatabilecek mi?

Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)
Mısır, Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın zorunlu olduğuna inanıyor. Krizin tek çözüm yolu olarak gördüğü kurumların birleştirilmesi ve meclis ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor (AFP)

Ahmed Abdulhekim

Kahire, Libya’da yıllardır süren bölünmüşlük halini sona erdirmek ve devlet kurumlarının birleşmesinin önünü açacak siyasi bir süreci başlatmak amacıyla doğu ve batı kampları arasındaki görüşleri yakınlaştırmak ve iki taraf arasındaki uçurumu kapatmak için krize yönelik çabalarını ve siyasi hareketliliğini yoğunlaştırıyor.

Libyalı tarafları siyasi bir çözüme teşvik etmeyi amaçlayan bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yürütülen Kahire'nin girişimleri Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile görüşmesinden üç hafta bile geçmeden Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile gerçekleştirdiği temaslarla son günlerde kendini gösterdi. Gözlemcilere ve siyasetçilere göre bu hareketlilik, Kahire'nin seçimlerin yapılmasına ve devlet kurumlarının birleştirilmesine yol açacak siyasi bir süreci hızlandırmak amacıyla Libya'daki bölünmüşlüğün her iki tarafıyla da iletişimi sürdürdüğünü yansıtıyor.

“Mısır'ın yoğun çabalarına rağmen, Kahire'nin Libya krizinde bir dönüm noktası yaratma kapasitesi konusunda gözlemcilerin görüşleri farklılık gösteriyor. Çünkü bu kriz artık tamamen bir iç çatışma olmaktan çıkıp yerel güçlerin çıkarlarının bölgesel ve uluslararası hesaplarla iç içe geçtiği bir hal almış durumda. Öte yandan devletin yapısı, iktidar ve servetin dağılımı, seçimler, güvenlik ve askeri düzenlemelerin geleceği konularındaki anlaşmazlıklar nihai bir çözüm üretmeye yönelik her türlü girişimi sekteye uğratmaya devam ederken bu durum, Mısır'ın Libyalı taraflarla olan ilişkileri üzerinden bölünmeyi fiilen sona erdirecek siyasi bir anlaşmaya ne ölçüde önayak olabileceği veya Libya sahnesindeki karmaşıklıkların bunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olarak kalmaya devam edip etmeyeceği sorularını gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Mısır, birbirine rakip iki hükümet ile güvenlik, askeri ve mali kurumların bulunduğu Libya'daki bölünmüşlük halinin devam etmesinin, yalnızca kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşma ihtimalini tehdit etmekle kalmadığına, aynı zamanda Libya'yı bölgesel ve uluslararası çekişmelere açık bir saha olarak tuttuğuna, ülkenin birlik ve istikrarını tehlikeye attığına ve başta Mısır olmak üzere kaosun yansımalarının komşu ülkelere sıçrama riskini artırdığına inanıyor.

Mısır’ın yoğun çabaları

Son haftalarda Libya krizi, ülkeyi yıllardır süregelen siyasi ve kurumsal bölünmeyi sona erdirecek bir çözüme ulaştırmayı hedefleyen bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yeniden Mısır'ın öncelikli gündem maddelerinden biri haline geldi. Zira Kahire, doğu ve batı hükümetleriyle iletişimini yoğunlaştırarak aralarındaki uçurumu daraltmayı ve onları ulusal kurumları birleştirmeye, parlamento ile cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekleştirmeye teşvik etmeyi amaçlıyor.

thyju
Libya Ulusal Ordusu Komutanı Mareşal Halife Haftar (AFP)

Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı diplomatik kaynaklar, Kahire'nin Libya dosyasındaki yoğun hamleleri ve doğu ve batı hükümetleriyle sürdürdüğü temaslar aracılığıyla ‘iki taraf arasındaki uçurumu daraltmayı, ciddi bir siyasi süreç başlatmak için üzerine inşa edilebilecek bir uzlaşı alanı yaratmayı ve ülkenin birliğini ile bağımsızlığını koruyup bölünmesini önleyecek şekilde krizin çözümüne yönelik girişimlerle etkileşim kurmayı’ hedeflediğini ifade ediyor. Kaynaklar, bu durumun Mısır'ın ulusal güvenliği için kilit bir öneme sahip olduğunu da belirtiyor.

Mısırlı bir kaynağa göre Mısır, Libya krizinde etkin rol oynayan bölgesel ve uluslararası aktörlerle iş birliği yaparak tarafları, ‘parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eş zamanlı olarak düzenlenmesini, silahlı milislerin dağıtılmasına yönelik bir planın onaylanmasını, yabancı güçler ile paralı askerlerin Libya'dan çekilmesini ve istikrarı pekiştirecek şekilde devlet kurumlarının birleştirilmesini’ öngören bir yol haritasını kabul etmeye ikna etmeye çabalıyor.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz hafta LUO Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede, Mısır'ın Libya'nın birliğini ve toprak bütünlüğünü korumayı savunan tutumunu vurgulayarak, Libya kurumlarının birleştirilmesi ile parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi yönünde çalışılması gerektiğinin altını çizdi. Kahire'nin Libya'nın güvenliğine ve istikrarına yönelik desteğinin yanı sıra bunu sağlamayı amaçlayan girişimleri desteklediğini teyit eden Sisi, ülkede güvenlik ve kalkınmanın tesis edilmesine yönelik çabalara katkı sunma konusundaki kararlılıklarını yineledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre sahil kenti El Alameyn'in ev sahipliğinde gerçekleşen, Libya tarafından LUO Genelkurmaybaşkanı Halid Hafter ve ‘Libya Yeniden İnşa Fonu’ Başkanı Bilkasım Hafter'in, Mısır tarafından ise Genel İstihbarat Başkanı Hasan Reşad'ın katıldığı Sisi-Hafter görüşmesinde, Mısır ile Libya arasındaki iş birliğini güçlendirme ve iki ülke arasındaki ortaklığı geliştirme fırsatlarına odaklanıldı. Bu durum, Kahire'nin Libya dosyasına ve bu dosyadaki siyasi, güvenlik ve hatta ekonomik gelişmelere atfettiği önemin bir göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Sisi ve Hafter görüşmesinin ardından Mısır Devlet Enformasyon Servisi, Mısır Genel İstihbarat Başkanı Hasan Reşad'ın geçtiğimiz cumartesi günü LUO Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter ile bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, ‘Libya’daki gelişmeler ile siyasi süreci ilerletmek, istikrara zemin hazırlamak ve Libya'da cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla yürütülen yerel ve uluslararası çabaların’ ele alındığı belirtildi. Açıklamada ayrıca Reşad'ın, ‘mevcut girişimlerin etrafında oluşan siyasi ivmenin, istikrar ve Libya saflarının bütünlüğü yönünde itici bir fırsat olarak değerlendirilmesinin önemini’ vurguladığı aktarıldı.

Sisi, Hafter'i ağırlamadan önce, geçtiğimiz ayın sonlarında Trablus merkezli UBH Başbakanı Abdulhamid Dibeybe'yi kabul etmişti. O dönemde Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Sisi'nin, Mısır'ın Libya'nın istikrar ve refahına yönelik daimi hassasiyetini ile barış ve istikrarı sağlama, ülkenin toprak bütünlüğünü koruma çabalarına verdiği desteği vurguladığı bildirilmişti. Sisi ayrıca, Kahire'nin ‘kardeş ülke Libya'nın istikrarı ve refahı konusunda her zaman hassas davrandığını’ ve barış ile istikrarı desteklemeye, ülkenin birliğini ve toprak bütünlüğünü güvence altına almaya büyük önem atfettiğini belirtmişti.

Dibeybe'nin Mısır ziyareti, Mısır İstihbarat Başkanı'nın geçtiğimiz haziran ayında Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaretten haftalar sonra yapıldı. Söz konusu ziyaret ise, Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in geçtiğimiz mayıs ayında Mısır'a yaptığı ziyaretin akabinde gerçekleşmişti. Salih bu ziyareti kapsamında Mısırlı yetkililer ve milletvekilleriyle görüşmüş; Mısır Temsilciler Meclisi'nde yaptığı konuşmada ‘iki ülke arasındaki tarihi ilişkilerin ve ortak bağların derinliğine, ayrıca Mısır'ın Libya'nın istikrarına yönelik kesintisiz desteğine’ vurgu yapmıştı.

df
Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (AFP)

Gözlemcilere göre bu temas trafiği, yıllarca büyük ölçüde, temel olarak Hafter liderliğindeki LUO ile Akile Salih liderliğindeki Temsilciler Meclisi'nden oluşan Doğu kampına bel bağlayan Mısır'ın dış politikasındaki büyük bir dönüşümü ve çeşitli Libyalı taraflarla doğrudan iletişim kanallarının açıldığını yansıtıyor. Gözlemciler, bölünmüşlüğün taraflarından birinin tek başına dayatmaya çalışması halinde gelecekteki hiçbir çözümün sürdürülebilir olmayacağına dikkati çekerek, siyasi, güvenlik ve askeri kurumların birleştirilmesinin doğu ile batıdaki güç merkezleri arasında bir uzlaşıyı gerektirdiğine işaret ediyor.

Mısır'ın hamleleri başarılı olacak mı?

Mısır'ın yoğun çabalarına rağmen, Kahire'nin Libya krizinde bir dönüm noktası yaratma kapasitesi konusunda gözlemcilerin görüşleri farklılık gösteriyor. Çünkü bu kriz artık tamamen bir iç çatışma olmaktan çıkıp yerel güçlerin çıkarlarının bölgesel ve uluslararası hesaplarla iç içe geçtiği bir hal almış durumda. Öte yandan devletin yapısı, iktidar ve servetin dağılımı, seçimler, güvenlik ve askeri düzenlemelerin geleceği konularındaki anlaşmazlıklar nihai bir çözüm üretmeye yönelik her türlü girişimi sekteye uğratmaya devam ederken bu durum, Mısır'ın Libyalı taraflarla olan ilişkileri üzerinden bölünmeyi fiilen sona erdirecek siyasi bir anlaşmaya ne ölçüde önayak olabileceği veya Libya sahnesindeki karmaşıklıkların bunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olarak kalmaya devam edip etmeyeceği sorularını gündeme getiriyor.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Reha Ahmed Hasan'ın değerlendirmelerine göre mevcut koşullar, ‘zor olmasına rağmen Libya krizinin çözümü yönünde adım atmaya ve uzlaşılara varmaya elverişli’ görünüyor. Hasan, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz yıldan bu yana, anlaşmazlık yaşanan meselelerin çözümünde ilerleme kaydetmek ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin gerçekleştirilmesinin yolunu açmak amacıyla Birleşmiş Milletler misyonu tarafından Libya krizini çözmeye yönelik gerçekçi ve pratik girişimler ile çabalar ortaya konuyor. Ancak Libyalı tarafları sunulan program ve fikirleri kabul etmeye teşvik etmek için, bu çabaların komşu ülkelerin (Mısır, Tunus ve Cezayir) yanı sıra ABD gibi büyük ve etkili güçlerin desteğine ihtiyacı vardı. Son aylarda şekillenmeye başlayan şey de tam olarak bu oldu” ifadelerini kullandı.

Hasan, sözlerine şöyle devam etti:

“Çözüm için sunulan her girişimde, bunun sonuca ulaşamamasının temel nedeni, Libya'da gücü elinde bulunduran hiç kimsenin bundan vazgeçmek istememesiydi. Herkes seçim talep ederken aynı zamanda seçimlerin yapılmaması veya o aşamaya gelinmemesi için var gücüyle çalışarak tabloyu karmaşıklaştırıyor.”

Ancak şu anki bağlamın biraz daha farklı olduğunu, çünkü Libya krizinin aşılması ve tarafların çözüm planını kabul etmeye teşvik edilmesi konusunda bölgesel ve uluslararası bir uzlaşıya benzer bir durumun olduğunu belirten Hasan, “Gerek cumhurbaşkanlığı gerekse parlamento seçimlerinin gerçekleştirilme aşamasından daha da önemlisi, tarafların önceden bu seçimleri kabul etme ve sonuçlarına saygı duyma taahhüdünde bulunmalarıdır" dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından sunulan önceki planın ‘doğudaki veya batıdaki üst düzey aktörlerden hiçbirinin planın maddelerine uymaması nedeniyle başarısız olduğuna, bunun da sahneyi daha da karmaşık hale getirerek Libya krizini bir kısır döngüye soktuğuna’ dikkati çeken Hasan, Mısır’ın ABD, Türkiye ve Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde yürüttüğü mevcut çabaların, tarafların kriz bağlamında bir atılım sağlama arzusu ışığında somut sonuçlara ulaşabileceğini değerlendirdi.

Hasan'a göre son dönemde Kahire ile Trablus'taki Libya hükümeti arasındaki ilişkilerde yaşanan nispi iyileşme, Mısır'ın Doğu ve Batı kampları arasında bir uzlaşıya ve somut sonuçlara ulaşabilme ihtimali açısından ‘olumlu bir gösterge’ olmaya devam ediyor. Hasan, Kahire'nin artık Libyalı taraflarla ilişkilerinde ‘Libya'nın çıkarına’ hizmet edecek ve kendi tabiriyle ülkeyi kasıp kavuran ‘çatışma ve krizlerin kısır döngülerinden’ çıkmasını sağlayacak bir denge kurmaya çalıştığını ifade etti.

Mısır'ın çabalarının önündeki en belirgin zorluklara değinen Hasan, bunların, ‘devlet kurumlarını birleştirecek uzlaşıya dayalı bir plana ulaşma, rakip tarafları seçimlere gitmeyi ve halkın iradesine başvurmayı kabul etmeye teşvik etme ve milislerin istikrarı bozucu rolünü sahneden silme yeteneği’ olduğunu düşünüyor.

Mısır'ın hamleleri, Libya krizini siyasi bir çözüme yönlendirmeyi amaçlayan bölgesel ve uluslararası çabalarla eş zamanlı olarak yürütülüyor. Bu çabaların başında, BM’nin bir yıl önce onayladığı ve 18 ay içinde genel seçimlere ulaşmayı hedefleyen üç temel sütuna dayanan ‘Yol Haritası’nın yanı sıra ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos'un Libya'daki iki otoriteyi birleştirmeyi amaçlayan girişimi geliyor.

ABD’nin girişiminden sızan bilgilere göre öneriler arasında, Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter'in Başkanlık Konseyi yönetiminde bir görev üstlenmesi ve Dibeybe başkanlığında birleşik bir hükümetin kurulması yer alıyor. Söz konusu girişim Hafter tarafından memnuniyetle karşılanırken, Dibeybe cephesinden konuya ilişkin kamuoyuna açıklanmış net bir tutum gelmedi.

Mısırlı eski bir diplomat olan Seyyid Kasım el-Mısri ise, ‘Libya krizinin çözümsüz kalan sorununun Libyalı taraflardan değil; bir tarafı diğerinin aleyhine silah, para ve siyasetle destekleyen dış aktörlerden kaynaklandığı’ görüşünü savunuyor. Independent Arabia’ya konuşan Mısri, ‘Libya'daki mevcut duruma ilişkin gerek Mısır'ın gerekse bölgesel ve uluslararası hareketliliği farklı kılan yönün, krizin kökenlerine inilmesi ve bölünmüşlüğün devamını hedefleyen uluslararası aktörlerin sahneden caydırılmaya çalışılması olduğunu’ değerlendirmesinde bulundu.

Mısri'ye göre taraflardan birini diğerinin aleyhine destekleyen uluslararası aktörler sahneden dışlanmadan Libya krizinin çözülmesi mümkün değil. Mevcut tablodaki farklılığa değinen Mısri, “Hem doğu hem de batı kampı artık çözüm vaktinin geldiğini, bunu gerçekleştirmek için şartların olgunlaştığını ve herkesin bu durumu değerlendirmesi gerektiğini hissetmeye başladı” ifadelerini kullandı.

Mısri, tarafların bu kanaate varması halinde, Libya'nın birliğini ve egemenliğini koruyacak şekilde, ülkeye istikrar ile güvenliğin geri dönmesinde çıkarı olan uluslararası ve bölgesel tarafların da teşvikiyle krizin çözümüne ulaşmanın son derece kolaylaşacağını belirtti.

Libyalı yazar ve analist Muhammed ez-Zubeydi de bu görüşe katılarak, ‘Libya'daki krizi derinleştiren noktanın, dar öz çıkarlar veya yayılmacı emeller doğrultusunda bir tarafı diğerinin aleyhine destekleyen dış aktörlerin rolleri olduğunu’ söyledi. Zubeydi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Libya'nın ulusal güvenliğinin Mısır'ın ulusal güvenliğiyle bağlantılı olması ve Libya'nın istikrarı ile güvenliğinin Mısır için mutlak bir çıkar teşkil etmesi göz önüne alındığında hükümetleri ve devlet kurumlarını birleştirme çabalarının yanı sıra dış emellerle mücadele etme konusunda Mısır, etkin ve temel bir role sahip” dedi.

Libya, yıllardır ülkenin doğusu ile batısındaki rakip otoriteler arasında yaşanan siyasi bir bölünmüşlük halinde yaşıyor. Ülkede iktidar iki hükümet arasında paylaşılıyor. Bunlardan biri batıda Dibeybe liderliğindeki UBH, diğeri Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen ve Usame Hammad tarafından yönetilen Ulusal İstikrar Hükümeti (UİH). UİH, aynı zamanda Hafter'in desteğini de arkasına alarak ülkenin doğusunu ve güneyinin büyük bir bölümünü kontrol ediyor.

Libya krizi, son aylarda, tarafları siyasi bir çözüme itmek amacıyla ivme kazanan uluslararası hamlelere sahne oldu. Bu hamlelerin en önemlisi ise ülkenin doğusu ile batısı arasındaki bölünmüşlüğü sona erdirmenin iki kapısı olarak görülen kurumların birleştirilmesi ve seçimlerin düzenlenmesi amacıyla girişimler sunan BM ve ABD'nin çabalarıydı.