Analistler: Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği Mısır’ı endişelendirmiyor

Rabat ve Addis Ababa ‘savunma’ eylem planını değerlendiriyor

Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
TT

Analistler: Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği Mısır’ı endişelendirmiyor

Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)

Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği konusunda yapılan bir toplantı, özellikle Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın su güvenliğine yönelik tehdidi konusunda Addis Ababa ile anlaşmazlık yaşayan Mısır'ın tutumu hakkında soru işaretlerine yol açtı.

Dün Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı bir kaynak, Kahire'nin henüz resmi olarak yorum yapmadığı Fas-Etiyopya askeri iş birliğinin ‘Kahire'yi endişelendirmediğini ve bu konuda Rabat ile sessiz diplomatik görüşmeler yapılacağını’ söyledi.

Mısır ordusunda eski üst düzey bir subay olan bir askeri uzman da bu görüşe katılıyor. Bu iş birliğinin ‘Kahire için endişe kaynağı olmadığını’ doğrulayan uzman, Fas'ın ‘şu anda Kahire'nin düşmanı ve su haklarına karşı çıkan’ Etiyopya ile iş birliği yapmasına şaşırdığını belirtti.

dfrgt6y
Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (Etiyopya Başbakanı'nın Facebook sayfası)

Ancak Etiyopyalı bir milletvekili Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Fas ile yapılan bu işbirliğinin Kahire'ye yönelik olmadığını veya herhangi bir tehdit mesajı ya da çatışma niyeti taşımadığını belirtti.

Addis Ababa'nın ülkesinin yeniden doğuşuna ve kalkınmasına odaklandığını ve kimseyle askeri çatışmaya girmeye niyetli olmadığını belirtti.

Tartışmalı toplantı

Fas gazetesi Hespress, bu ayın ortalarında, Fas-Etiyopya Ortak Askeri Komitesi'nin ilk toplantısını Addis Ababa'da yaptığını ve toplantıda ‘iki ülke arasında askeri ve savunma iş birliği alanında bir eylem planının’ tartışıldığını bildirdi.

Aynı kaynağa göre 2025 yılının haziran ayında Rabat'ta imzalanan askeri iş birliği anlaşması, eğitim, bilimsel araştırma ve askeri tıp alanlarında iş birliğinin yanı sıra bu ortak askeri komitenin kurulmasını da öngörüyordu. Etiyopya Haber Ajansı (ENA) bir sonraki gün, Addis Ababa ve Rabat'ın çeşitli askeri alanlarda ikili iş birliğini güçlendirmek amacıyla ilk ortak savunma komitesi toplantısını gerçekleştirdiğini bildirdi.

ENA’nın haberine göre görüşmelerde ‘iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin, savunma kurumları, eğitim ve öğretim, savunma sanayii, teknoloji transferi ve diğer askeri faaliyet alanlarında karşılıklı fayda sağlayacak şekilde teşvik edilmesi’ konuları ele alındı.

Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri (ENDF) Dış İlişkiler ve Askeri İşbirliği Genel Müdürü Teshome Gemechu, o dönemde Etiyopya ile Fas arasındaki ilişkilerin birçok sektörde istikrarlı bir şekilde güçlendiğini ve iki ülke arasındaki uzun soluklu dostluğun Afrika dayanışmasını ve karşılıklı çıkarlar için birlikte çalışma konusundaki ortak taahhüdü yansıttığını vurguladı.

Gemechu, ayrıca, ortak komite toplantısının ‘Etiyopya-Fas ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktası olduğunu ve mutabık kalınan iş birliği alanlarının pratik olarak uygulanması için yeni bir aşama açtığını’ belirtti.

ENA, Fas Silahlı Kuvvetleri Tedarik Direktörü Tuğgeneral Abdulkadir Osman'ın toplantı sırasında varılan anlaşmayı ‘askeri ilişkilerde önemli bir gelişme’ olarak nitelendirdiğini aktardı.

Tuğgeneral Osman, ‘Fas'ın Etiyopya ile savunma iş birliğini daha da güçlendirmeye kararlı olduğunu’ vurguladı.

“Sessiz diplomasi”

Bu konuda Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Mısırlı bir kaynak, Fas-Etiyopya iş birliğinin ‘açıklığa kavuşturulması gerektiğini, ancak genel olarak endişe verici olmadığını, özellikle de Kahire'nin Rabat ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu’ söyledi.

Kaynak, Rabat ile ‘sessiz diplomasi’ yaklaşımının benimseneceğini ve bu konuyla ilgili tartışmaların ‘suçlama bağlamında değil, sorunun doğasını anlamak ve Mısır'ın bu konudaki endişelerini tartışmak amacıyla’ yapılacağını düşünüyor.

Fas-Etiyopya görüşmesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu ayın ortalarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye gönderdiği mektupla aynı zamana denk geldi. Trump, mektupta “Nil Nehri'nin suyunun paylaşımı sorununu temelden ve sonsuza kadar çözmek için Mısır ve Etiyopya arasında ABD'nin arabuluculuğunu yeniden başlatmaya hazırım” ifadelerini kullandı. Trump, daha önce de defalarca kez, yönetiminin Kahire ile Addis Ababa arasında bir savaşı önlediğini söylemiş, ancak daha fazla ayrıntı vermemişti.

Mısırlı kaynak, Etiyopya'nın Mısır'a mesajlar göndermeye çalıştığına inanıyor. Bu mesajlar, Mısır ve Sudan'ın duyarlılığı ve Addis Ababa'nın yorum yapmaması üzerine Trump'ın arabuluculuk açıklamasının ardından artacak.

Öte yandan Etiyopyalı Milletvekili Muhammed Nur Ahmed, Fas ile iş birliğinin sadece askeri alanda değil, ticaret ve diplomasiyi de kapsadığını ve kimseye tehdit oluşturmaktan ziyade, bölge ülkeleriyle ilişkileri güçlendiren mesajlar taşıdığını düşünüyor.

Etiyopyalı Milletvekili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır'ın Etiyopya’nın ortaklarından biri olduğunu vurgulayarak “Mısır ile savaşmadılar ve savaşmayacaklar, özellikle de Addis Ababa ilerleme ve refahla ilgileniyor ve Mısır veya başka bir ülkeyle savaşma niyetinde değil” dedi.

Buna karşın Mısırlı askeri stratejist Tümgeneral Samir Ferec, Etiyopya'nın bu gerekçelerini reddetti. Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Tümgeneral Ferec, Addis Ababa'yı ‘Mısır'ın su haklarının düşmanı’ olarak nitelendirdi.

Mısır'ın ‘bu iş birliğinden endişe duymadığını” belirten Tümgeneral Ferec, “Arap Birliği üyesi bir ülke, Mısır'ın çıkarlarını tehdit eden başka bir ülkeyle nasıl iş birliği yapabilir?” diye sordu.

Etiyopya'nın bu toplantılardan çıkan mesajlarının Mısır'ı güvenlik veya askeri açıdan etkilemeyeceğini düşünen Mısırlı askeri stratejist, Mısır'ın bu konuyu Rabat ile hemen gündeme getirmeyeceğini, ancak iki ülke arasında gelecekte yapılacak toplantılarda ‘Mısır-Fas ilişkilerine önemli bir etkisi olmadan tutumunu ifade edeceğini’ tahmin ediyor.



HDK’nın gerilemesinin sebebi askeri baskı mı, tedarik kesintisi mi?

Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
TT

HDK’nın gerilemesinin sebebi askeri baskı mı, tedarik kesintisi mi?

Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)

İsmail Muhammed Ali

Kordofan bölgesinin tüm cephelerinde, özellikle de Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı insansız hava araçları (İHA) kullanarak kara ve hava saldırısı başlatan Sudan ordusu tarafından askeri operasyonların önemli ölçüde arttığı bir dönemde Güney Kordofan’ın en büyük şehirleri olan Dilling ve Kadugli'deki bir yıldan uzun süren kuşatma kırıldı. Diğer cephelerde de ilerlemeler sağlanırken HDK'nın bu istikrarsız bölgede şiddetli çatışmalarda askeri geri çekilme içinde olduğu da açıkça ortaya çıktı.

Bu gerileme, Sudan hükümetinin HDK’yı her türlü silah, askeri teçhizat, gıda malzemesi ve diğer malzemelerle desteklemekle suçladığı Birleşik Arap Emirleri’nin (BAE) sağladığı dış desteği sınırlandırmaya yönelik uluslararası ve bölgesel baskılarla ne ölçüde bağlantılı olduğu konusunda sorular ortaya çıktı.

Hava üstünlüğü

Askeri ve güvenlik araştırmacısı Tümgeneral Eşref Muhammed Mahmud, ‘Özellikle Kordofan bölgesindeki savaş cephelerinde, HDK güçlerinin belirgin bir şekilde zayıflamasıyla birlikte güç dengesinde önemli bir değişim yaşandığı doğrudur. Bu, tek bir belirleyici askeri operasyonun sonucu değil, sahada yeni bir gerçeklik yaratmak için etkileşime giren saha, lojistik ve insani faktörlerin birleşiminin sonucudur. Ancak bu gerileme tek bir faktöre indirgenemez, birbiriyle ilişkili bir dizi değişken içinde değerlendirilmelidir. Bunların en önemlisi, ordunun artan hava üstünlüğüdür. Diğer faktörler arasında, BAE'nin savaş alanlarına ikmal sağlamak için kullandığı ikmal hatlarının sıkılaştırılması, dış destek ağları üzerindeki uluslararası baskının artması ve en önemlisi milislerin kendi içlerinde parçalanması sayılabilir.

Kordofan’daki gerçeklerin, bu milislerin lojistik üs ve saldırı başlangıç noktası olarak kullandıkları stratejik kırsal bölgeleri kaybettiklerini gösterdiğini belirtti. Organize saldırıların yerini, koordinasyonsuz geri çekilmeler ve tahrip olmuş veya kullanılamaz hale gelmiş araçların terk edilmesinin yanı sıra, hareketli savunma ve sınırlı pusuların aldığını ve bunun da telafi etme kapasitelerini aşan bir baskıya işaret ettiğini belirtti. Tüm bu göstergeler, planlı bir taktiksel yeniden konumlanma değil, operasyonel kapasitedeki aşınmayı yansıtıyor.

Tümgeneral Mahmud, Kordofan sahnesinde en belirleyici faktörün ordunun artan hava üstünlüğü olduğunu belirtti. Bu üstünlük, geleneksel bombalama aracı olarak değil, HDK güçlerinin lojistik altyapısını sistematik olarak hedef almak için kullanıldı. Saldırılar, ikmal yolları, depolama ve toplanma noktaları ile yakıt ve mühimmat giriş noktalarına odaklandı ve bu da ağır mühimmat ve yakıt sıkıntısına yol açarak kayıpların hızlı bir şekilde telafi edilmesini zorlaştırdı.

Tümgeneral Mahmud, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

 “Önceki aşamalarda HDK, hafif ve orta silahlar dahil olmak üzere karmaşık dış desteğe güveniyordu. Çöl ortamına uygun savaş araçları ve hızlı askere alma, sadakat satın alma ve Batı Afrika, Güney Sudan, Çad, Etiyopya ve Kolombiya'dan paralı asker satın almaya yardımcı olan finansman gibi karmaşık dış desteğe dayanıyordu. Bu da onun hızla yayılmasını, büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmesini ve sahada geçici gerçekler dayatmasını sağladı. Ancak, hızlı bir zafer elde edilememesi, savaşı sürdürmenin yüksek maliyeti ve artan uluslararası siyasi ve medya baskısı nedeniyle, bu destek tamamen durduğuna dair herhangi bir işaret olmamasına rağmen, ivme ve sürekliliğini kaybetmeye başladı. Pratik göstergeler, miktarların azaltılması, teslimat zorlukları ve artan siyasi risklerin yeniden ayarlanmasını gösteriyor ve bu durum askeri performansa doğrudan etkiledi.”

HDK yapısal zayıflıklarından birinin, savaştıkları topraklarla hiçbir bağı olmayan savaşçıların doğasında yattığını belirtti. Onların ana motivasyonu, hızlı bir şekilde yağmalayıp ailelerine ve bölgelerine dönmekti ve uzun bir savaşta sebat etmek için gerekli olan ideolojik veya ulusal motivasyondan yoksundular. Bu model, yıldırım saldırılarında başarılı olabilir, ancak dayanıklılık, disiplin ve hemen bir ödül almadan kayıplara katlanma becerisi gerektiren yıpratma savaşlarında başarısız olması kaçınılmaz.

Tümgeneral Mahmud, şöyle devam etti:

“HDK, savaşın başında, deneyimli savaşçılardan oluşan bir çekirdek kadroya sahipti, ancak çatışmalar genişledikçe, yaygın bir şekilde rastgele askere alımlar yapıldı ve eğitimsiz unsurlar kadroya katıldı. Psikolojik ve askeri açıdan nitelikli olmayan genç savaşçılar da saflarına katıldı. Buna ek olarak, sayısı çok fazla olan yaralı ve sakatlara yeterince bakım sağlanamadı, bu da hava bombardımanına dayanma gücünün zayıflamasına, yüksek oranda çöküş ve firara yol açtı ve sayılarının yoğunluğu lojistik bir yük haline geldi.”

Liderlik boşluğu

Askeri ve güvenlik araştırmacısı şöyle devam etti:

"HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu’nun (Hamideti) sahadan uzak kalması, milislerin saflarında liderlik ve psikolojik bir boşluk yarattı, çünkü o, milislerin çıkarlarının sembolü ve garantörü olarak görülüyor. Bir liderin düzensiz oluşumlardan uzak kaldığı zaman, hedefin kaybedildiği, bireysel hesaplamaların öncelik kazandığı ve fedakarlık yapma isteğinin azaldığı iyi biliniyor. Savaşın uzaması ve kaynakların azalmasıyla birlikte, milisler içinde kabile kimlikleri yeniden ortaya çıktı. Bu, kalan kaynaklar üzerinde rekabet, liderler arasında karşılıklı şüphe ve aynı alanda farklı sadakatler yoluyla gerçekleşti.”

BAE'nin HDK'ya verdiği desteğin niteliğinin geleneksel askeri anlamda tipik veya doğrudan değil, daha ziyade, milis savaşına uygun hafif ve orta silahlar ve mühimmat, savaş kullanımı için modifiye edilmiş dört tekerlekten çekişli araçlar, saha iletişim ve gözetleme ekipmanları ve savaşçıların işe alınması ve maaşlarının ödenmesi için mali destek gibi dolaylı lojistik desteği içeren karmaşık bir ağ biçimindeydi. Ayrıca, operasyonların finansmanı karşılığında altın ve kaynak ticaretini kolaylaştırdı, açık bölgesel pazarlardan silah satın alınmasını sağladı, komşu ülkeleri transit alanlar olarak kullandı, geçirgen sınır yollarına ve sivil veya yarı sivil havaalanlarına dayandı ve küresel siyasi destekten yararlandı.

BAE'nin HDK'ya verdiği desteği geri çekeceği yönündeki söylentilerin açıklamalarla değil, yeniden konumlandırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tümgeneral Mahmud’a göre BAE, diğer bölgesel güçler gibi, kaynaklar, yatırımlar ve etki kanalları konusunda ekonomik çıkarlara öncelik veriyor ve Sudan'ın ötesine geçen güvenlik hususları ve uzun yıllar boyunca kurulan ilişki ağları bulunuyor. Dolayısıyla, bu bağlar hızlı bir kararla koparılamaz.

Bu uzun soluklu savaşın ardından gerçekte yaşanan değişikliğin, BAE'nin uluslararası topluma karşı rolünün ortaya çıkması, medya ve siyasi haberlerin ve baskının artması ve hızlı bir zafer elde etme iddiasının başarısızlığı olduğunu düşünen Tümgeneral Mahmud, bu tür durumlarda tam bir geri çekilme olmadığını, daha çok destek seviyesinin azaltılması ve teslimat maliyetinin artırılması, ayrıca kayıpların devam etmeden çıkarları koruyan siyasi çözümlerin aranması ve desteğin kesilmesi yerine azaltılması, ön saflardan değil arka plandan yönetilmesi olduğunu vurguladı. Ancak, dış destek ne kadar uzun sürerse sürsün, artık daha az etkili ve daha maliyetli hale geldiğini belirtti.

HDK'nın genişleme kabiliyetini, ateş gücünü, uyumlu insan faktörünü ve kendini belirleyici bir güç olarak dayatma kabiliyetini giderek kaybettiği bir dönemde, ordunun hava ve kara kontrolü yoluyla belirleyici bir üstünlük kurduğunu açıklayan Tümgeneral Mahmud, bugün, yavaş ama derin bir dönüm noktasına tanık olduğumuzu, başlangıçta milislerin gücünü oluşturan dış desteğin, artık onları içerideki aşınmadan kurtaramadığını ve savaşın, zaferin en fazla silaha sahip olanların değil, en düşük siyasi ve insani maliyetle en uzun süre dayanabilenlerin olacağı bir aşamaya doğru ilerlediğini söyledi. Tümgeneral Mahmud, bu bakımdan HDK’nın savaş devam etse bile kendi koşullarını dayatma yeteneğini kaybetmesiyle, geçmişte olduğu gibi çöküşe ve küçük aşiret gruplarına dönüşmeye daha yakın göründüğünü de sözlerine ekledi.

Boyutlar ve hedefler

Öte yandan askeri gözlemci Tümgeneral Umran Yunus, HDK'nın çeşitli savaş cephelerinde operasyonel olarak geri çekilmesinin sadece iç operasyonlarla değil, aynı zamanda Sudan'ın güvenliğinden etkilenen ülkelerin bu savaşın dış boyutları ve hedefleri olduğunu fark etmeye başlamasıyla da bağlantılı olduğunu açıkladı. Tümgeneral Yunus’a göre bu yüzden, bu konudaki herhangi bir rehavet iç güvenliklerini etkiler ve bu güvenlik tehdidini durdurmak için önemli bir rol oynanmaması gerekiyor.

Sudan'ın Afrika kıtasında önemli bir stratejik konuma sahip olduğu biliniyor. Özellikle de kuzeydeki Mısır sınırından güneydeki Eritre sınırına kadar 700 kilometreden fazla uzanan Kızıldeniz kıyı şeridine sahip olması nedeniyle. Bu konum, komşu ve bölge ülkeleri tarafından çok cazip bulunmakta ve bu ülkeleri güvenliklerini sağlamak için harekete geçmeye itiyor.

Tümgeneral Yunus, kendi görüşüne göre kaynağı ve yetenekleri ne olursa olsun, hiçbir dış güç halkı yenemeyeceğini ekledi. Ancak, BAE'nin HDK'ya askeri ve maddi destek sağladığına dair tam bir inanç ve ikna edici kanıtlar var ve bu desteği inkar etmesi, bu zor durumdan kurtulma çabasıdır. Bununla birlikte, ne yaparsa yapsın, özellikle savaş sona ermek üzereyken, bu desteği sonuna kadar sürdüremez.

BAE'nin Sudan'daki çıkarlarını korumak ve Kızıldeniz ve Nil Nehri üzerindeki stratejik konumundan yararlanmak, ayrıca geniş tarım arazilerindeki diğer çıkarlarının yanı sıra geniş altın rezervlerine erişim sağlamak için HDK'yı desteklemeye odaklandığını belirten Tümgeneral Yunus, BAE'nin HDK'yı silahlandırmadaki rolünün artık spekülasyon değil, kanıt ve delillerle belgelenmiş insan hakları soruşturmalarına ve silah ve tedarik yollarını izleyen ipuçlarına dayanan bir gerçeklik olduğunu vurguladı.

Askeri gözlemci, HDK'nın açık savaşın ortasında iki yıldan fazla bir süre direnç göstermesinin, sadece Sudan tarafından değil, Sudan savaşını yurtdışından beslenen bir çatışma olarak ele alan her uluslararası bağlamda HDK'ya destek verdiği bilinen BAE gibi zengin bir ülkenin önemli ve sürekli desteği olmadan mümkün olamayacağını belirtti.

Stratejik hesaplamalar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Sudan üniversitelerinde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı olan Raşid Muhammed Ali ise, HDK milislerinin Darfur ve Kordofan cephelerinde askeri olarak geri çekilmesinin nedeninin, savaşa askeri yaklaşım olduğunu söyledi. Bunun siyasi bir bağlantısı olduğunu söyleyen Raşid Muhammed Ali, “O da BAE'nin bu milis güçlerine ordunun hava kuvvetleri aracılığıyla verdiği desteğin, çeşitli yönlere ve açık sınırlara gönderilen silah, malzeme, ekipman ve diğer eşyaların imha edilmesiyle azaltılmasıdır. Sonuç olarak, gerçek güç artık ordunun elinde ve ordunun sanal alanlarda hareket etme kabiliyetinde, bu da BAE üzerindeki siyasi baskının yoğunluğunu artırdı” yorumunda bulundu.

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı şöyle devam etti:

“BAE’nin HDK'ya yaptığı yardımların azaldığı doğru olsa da bu, BAE'nin destek düzeyini azalttığı anlamına gelmez. Aksine, bu çatışmaya dahil olan diğer ülkelerle birlikte desteğini sürdürmüştür. Azalma, sınır geçişleri ve limanlar aracılığıyla milislere yardım malzemesi taşıyan askeri uçakların imha edilmesinden kaynaklandı.”

BAE'nin sağladığı desteğin çok net olduğunu, bu desteğin mobil birimler, zırhlı araçlar ve gelişmiş askeri teçhizatın yanı sıra gelişmiş silahlar, uçaksavar ve hava savunma sistemlerinden oluştuğunu belirten Raşid Muhammed Ali, “Bu teçhizat, BAE'nin bir dereceye kadar güvenlik etkisi ve nüfuzuna sahip olduğu ülkeler üzerinden ulaştırılıyor. Ordunun, gücünü korumak karşılığında toprak değerini sunarak kayıpları en aza indirme konusunda askeri savaşlarla ilgili stratejik hesaplamalar yaptığı açıktır. Bu, bir tür gelişmiş askeri stratejidir” şeklinde konuştu.

BAE'nin bazı uluslararası ve bölgesel forumlarda karşılaştığı siyasi kayıplar ve bölgesel politikalarına yönelik eleştirilerin BAE'yi belirli silahlı gruplara sağladığı desteğin düzeyini yeniden gözden geçirmeye ve siyasi bir çözüme daha yakın bir yaklaşım aramaya itebileceğini belirten siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı, “Sudan'daki çatışmayla ilgili bölgesel meselelerin ülkelerin tutumlarını büyük ölçüde etkilediği kesin. Bazı ülkeler, savaş durumunu sona erdirmek ve kendi çıkarlarına hizmet eden siyasi mutabakatlara varmak, ayrıca bu çıkarları bölgedeki tehditleri durduracak stratejik anlaşmalarla ilişkilendirmek için bir araya geldi” dedi.


İsrail, 1967’den bu yana ilk kez Batı Şeria’da ‘arazi tescilini’ onayladı

İsrail güvenlik güçleri tarafından kullanılan bir ekskavatör, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beyt Gıva köyünde bir binayı yıkıyor. (AFP)
İsrail güvenlik güçleri tarafından kullanılan bir ekskavatör, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beyt Gıva köyünde bir binayı yıkıyor. (AFP)
TT

İsrail, 1967’den bu yana ilk kez Batı Şeria’da ‘arazi tescilini’ onayladı

İsrail güvenlik güçleri tarafından kullanılan bir ekskavatör, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beyt Gıva köyünde bir binayı yıkıyor. (AFP)
İsrail güvenlik güçleri tarafından kullanılan bir ekskavatör, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beyt Gıva köyünde bir binayı yıkıyor. (AFP)

İsrail hükümeti bugün, Batı Şeria’da 1967’den bu yana ilk kez arazi tescil sürecinin başlatılmasına yönelik bir teklifi onayladı.

Teklif, Adalet Bakanı Yariv Levin, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından sunuldu. Düzenlemenin, Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerinin yeniden hız kazanmasına imkân tanıyacağı ifade edildi.

İsrail hükümeti geçen hafta pazar günü de işgal altındaki Batı Şeria’da yetkilerini genişleten ve Yahudilerin arazi satın alımını kolaylaştıran bir dizi kararı onaylamıştı.

Kabine kararları kapsamında, Batı Şeria’daki arazi kayıtlarının gizliliği kaldırılarak satın alma işlemlerinin kolaylaştırılması öngörüldü. Buna göre alıcılar, uzun süredir gizli tutulan kayıtlara erişerek arazi sahiplerini tespit edebilecek ve doğrudan iletişime geçebilecek.

Maliye ve Savunma bakanlarının partilerinin öncülük ettiği kararların, 1997 yılında İsrail ile Filistin Yönetimi arasında imzalanan El Halil Protokolü’nü zayıflattığı ve yerleşim birimlerinin yetkilerini genişlettiği belirtiliyor. Düzenlemeler, İsrail’in sivil ve güvenlik idaresi Filistin tarafında bulunan A Bölgesi’nde dahi adım atmasına imkân tanıyacak ve Batı Şeria’nın ek bazı kısımlarının fiilen ilhak edilmesine yol açabilecek.

Kararların, Batı Şeria’da arazi tescil ve mülkiyet edinme prosedürlerinde köklü değişiklikler yaratması bekleniyor. Bu çerçevede İsrail’in, A Bölgesi’nde Filistinlilere ait bazı yapıların yıkımını gerçekleştirebileceği ifade ediliyor.

İsrail kabinesi ayrıca, yabancılara arazi satışını yasaklayan bir düzenlemeyi iptal etti ve gayrimenkul işlemlerinde zorunlu olan ‘işlem izni’ şartını kaldırdı. Bu değişiklikle birlikte Yahudilerin, yalnızca yerel olarak kayıtlı şirketler aracılığıyla değil, doğrudan arazi satın alabilmelerinin önü açıldı.

Buna ek olarak, taşınmaz işlemlerinde özel izin alınmasını gerektiren mevzuat da yürürlükten kaldırıldı. Yeni düzenlemeyle koşullar temel mesleki kriterlerle sınırlandırılırken, bürokrasinin azaltılması ve mülkiyet ediniminin kolaylaştırılması hedefleniyor.

El Halil’de ise Yahudi yerleşim alanlarına ilişkin planlama ve inşaat yetkilerinin, Filistin Yönetimi’ne bağlı El Halil Belediyesi’nden alınarak İsrail makamlarına devredileceği belirtildi. Buna göre onay süreçleri yalnızca İsrail güvenlik birimleri tarafından yürütülecek ve belediye onayı gerekmeyecek.


İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği bombardımanlarda 10 kişi hayatını kaybetti

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki ez-Zevayide’de bir çadırdan dışarı bakan Filistinli bir çocuk (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki ez-Zevayide’de bir çadırdan dışarı bakan Filistinli bir çocuk (AP)
TT

İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği bombardımanlarda 10 kişi hayatını kaybetti

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki ez-Zevayide’de bir çadırdan dışarı bakan Filistinli bir çocuk (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki ez-Zevayide’de bir çadırdan dışarı bakan Filistinli bir çocuk (AP)

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın bugün yaptığı açıklamaya göre, son 24 saatte İsrail ordusu tarafından düzenlenen bombardımanlarda 10 Filistinli hayatını kaybetti, 9 kişi de yaralandı.

Açıklamada, “Hâlâ bazı kurbanlar enkaz altında ve yollarda bulunuyor; ambulans ve sivil savunma ekipleri şu ana kadar onlara ulaşamadı” ifadesi yer aldı.

Bakanlık verilerine göre, 11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesin ardından hayatını kaybedenlerin toplam sayısı 601’e, yaralananların sayısı ise bin 607’ye ulaştı. Bu dönemde Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinden 726 cenaze çıkarıldı.

Bakanlığın verilerine göre, 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın başlangıcından bu yana vefat sayısı 72 bin 61’e, yaralı sayısı ise 171 bin 715’e yükseldi.

İsrail ordusu daha önce, kuzey Gazze’de iki Filistinlinin birliklerinin yakınlarına gelerek tehlike oluşturduğu gerekçesiyle öldürüldüğünü duyurmuştu.

Ateşkes ilan edilmesine rağmen İsrail ile Hamas, ateşkesin ihlali konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunuyor. Filistinli kaynaklara göre, Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde İsrail’in hava saldırıları, ateş açmaları ve kara operasyonları devam ediyor.

İsrail, bu operasyonların güvenlik tehditlerine yanıt olduğunu ve hedefin silahlı militanlar ile askeri altyapı olduğunu belirtiyor. Öte yandan Gazze yetkilileri, İsrail operasyonlarının siviller arasında ölü ve yaralı sayısını artırdığını ve insani durumu kötüleştirdiğini ifade ediyor.

ABD, ocak ayı ortasında Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik planının ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşama, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesini, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve istikrarı sağlamak için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasını öngörüyor.

Hamas, 2007’den bu yana kontrol ettiği Gazze yönetiminden gelecekte vazgeçmeyi kabul etse de silahlarından feragat etmeyi reddediyor. Bu süreçte İsrail ordusu, hâlâ Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasında kontrolü elinde bulunduruyor.