Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
TT

Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi

Suriye’de “geçiş dönemi adaleti”nin uygulanmasında bir araç olarak görülen siyasi tasfiye (siyasal yasaklama) talepleri etrafındaki tartışmalar, devrik rejimin önde gelen güvenlik yetkililerinden birinin kızının Şam’daki Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıya katıldığının ortaya çıkmasıyla yeniden alevlendi. Sert eleştirilerin ardından bakanlık, bir “karışıklık” yaşandığını belirterek kamuoyundan özür diledi ve devrik rejimin sembolleriyle bağlantılı herhangi bir kişinin bakanlık binasında bulunmasını kesin olarak reddettiğini açıkladı. Bakanlık, geçiş dönemi adaleti ile sosyal adaletin çalışma anlayışının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıdan sızdırılan fotoğrafta, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’na (WFP) bağlı programlardan birinin yöneticisi sıfatıyla Dima Şevket’in toplantıya katıldığı görüldü. Bu durum, Dima Şevket’in devrik rejimin en önde gelen güvenlik yetkililerinden, eski Savunma Bakan Yardımcısı Asıf Şevket’in ilk evliliğinden olan kızı olması nedeniyle geniş çaplı tepkiye yol açtı. Asıf Şevket, aynı zamanda Esad ailesiyle akrabalık bağı bulunan ve Hafız Esad’ın kızı Bușra Esad ile evli bir isimdi.

sdfgthy
Eski güvenlik yetkilisi ve Beşşar Esad’ın kız kardeşinin eşi olan Asıf Şevket, 2012 yılında Şam’da Kriz Hücresi’ne yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti (Zaman el-Vasl)

Yaklaşık bir hafta süren tartışmaların ardından Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, pazar akşamı yaptığı açıklamada yaşanan “karışıklıktan” dolayı özür diledi. Bakanlık, söz konusu kişinin kimliği hakkında önceden ya da sonradan herhangi bir bilgiye sahip olmadığını, kendisiyle resmi ya da gayriresmi hiçbir temas kurulmadığını ve herhangi bir sıfatla görevlendirilmediğini bildirdi.

Açıklamada, özellikle uluslararası ve BM’ye bağlı kuruluşları temsil eden kişilerin kimlik ve temsil sıfatlarının doğrulanmasının bakanlığın yetki alanına girmediği ifade edildi. Bakanlık ayrıca, uluslararası kuruluşlarla ilişkilerde yeni bir mekanizma benimsendiğini ve devrik rejime mensup olduğu değerlendirilen kişilerin kurumlarına kabul edilmeyeceğine dair resmi bir bildirim gönderildiğini duyurdu. Geçiş dönemi adaleti ve sosyal adaletin, bakanlığın izlediği çizginin temel unsurları olduğu tekrarlandı.

sdfrg
Suriyeli iş insanı Muhammed Hamşo (Arşiv)

Son dönemde, devrik rejimle bağlantılı isimlerin Suriye’de kamusal alanda yeniden görünür hâle gelmesi dikkat çekiyor. Bunlar arasında, Mahir ve Beşşar Esad ile yakın ilişkileriyle bilinen ve uzlaşma süreçlerinden geçen iş insanı Muhammed Hamşo, ya da rejime bağlı milis gruplarından birinin liderliğini yapmış Fadi Sakar gibi isimler yer alıyor. Bu kişilerin ya da çocuklarının kamusal alandaki varlığı, özellikle Esad rejiminin kurbanları ve yakınları açısından ciddi bir provokasyon olarak görülüyor ve geçiş dönemi adaletinin uygulanmasındaki gecikmeler nedeniyle istikrarı tehdit edebilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

sdfrg
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nın açıklaması

Bu bağlamda, “Suriye Diyaloğu” Merkezi tarafından yayımlanan ve beşerî bilimler alanında uzman araştırmacı Nurs el-Abdullah imzasını taşıyan bir çalışmada, “kamusal hayatın korunması amacıyla Suriye’de siyasi tasfiyeyi düzenleyen açık ve net bir yasanın” çıkarılması çağrısı yapıldı.

El-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi tasfiyenin amacının, eski rejime bağlı unsurların belirli bir süre için siyasi süreçten ve kamu yönetiminden uzak tutulması olduğunu, bunun mağdurlar için asgari düzeyde adaletin sağlanmasına katkı sunacağını belirtti. Ancak ağır ihlallerin yargı kararıyla sabit olması hâlinde bunun zaten cezai yaptırımlara konu olacağını, siyasi tasfiyenin daha çok bu kapsama girmeyen kişilerle ilgili olduğunu vurguladı.

Araştırmacı, “cezanın şahsiliği” ilkesinin önemine dikkat çekerek, belirli bir sorumluluk düzeyinde yer almamış ya da halk aleyhine işlenen suçlara destek vermemiş kişilerin tasfiye kapsamına alınmasının intikamcı bir yaklaşıma yol açabileceği uyarısında bulundu. Buna karşın, yolsuzlukların dolaylı failleri de dâhil olmak üzere etkilerinin mutlaka izlenmesi gerektiğini söyledi.

dfrgt
Subay Abdülfettah eş-Şeyh (Facebook hesabı)

El-Abdullah ayrıca, eski rejimle bağlantılı bazı kişilerin uluslararası kuruluşlar aracılığıyla yeniden dolaşıma sokulabileceği uyarısında bulundu. Daha önce yapılan çalışmaların, rejime bağlı aktörlerin bu kuruluşlara baskı ve şantaj uyguladığını ortaya koyduğunu hatırlatan El-Abdullah, ABD Kongresi’nin 2024’te kabul ettiği Esad rejimiyle normalleşmeye karşı yasada bu konuya özel bir maddenin yer aldığını belirtti. Ona göre Suriye hükümeti, net bir yasa çıkarılıncaya kadar takdir yetkisini kullanarak mevcut karmaşayı kısmen giderebilir.

Öte yandan siyasi tasfiyenin uygulanması, Suriye’nin bazı bölgelerinde daha karmaşık ve hassas bir boyut taşıyor. Savunma Bakanlığı’nda görevli subay Abdülfettah eş-Şeyh, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Cezire bölgesinde yürütülen askeri operasyonlara katılan isimlerden biri olarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çalışmış alt düzey unsurların takibata uğramasına karşın, lider kadrolara müsamaha gösterildiği gerekçesiyle istifa ettiğini açıkladı. Şeyh, bu kişilerin orduyla “koordinasyon” içinde olduklarının iddia edildiğini belirtti.

Nurs el-Abdullah’a göre Cezire bölgesinde sosyal yapının belirleyici bir rolü bulunuyor ve SDG’nin kontrolündeki özel durum nedeniyle siyasi tasfiyeden söz etmek, bu yapıların devletle entegrasyonunu öngören 10 Mart ve 18 Ocak tarihli anlaşmalar ışığında ilkesel olarak mümkün görünmüyor.

Araştırmacı, siyasi tasfiyenin diğer geçiş dönemi adaleti mekanizmaları gibi son derece hassas ve karmaşık olduğunu, uygulanma biçiminin siyasal dönüşümün niteliğine ve eski rejimin ağ yapısına bağlı olduğunu ifade etti. Tasfiyenin, siyasi intikam ya da keyfî dışlama aracına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

cdfvghyju
Geçen kasım ayında Suriye’de geçiş dönemi adalet sürecinin etkinleştirilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı’nda düzenlenen istişari toplantı; Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Kurumu Başkanı Abdülbasıt Abdüllatif’in katılımıyla (SANA)

El-Abdullah, tasfiyenin aşırı, rastgele ya da intikamcı şekilde uygulanmasının Irak’taki Baas’tan arındırma sürecine benzer bir tablo yaratabileceği, bunun da derin toplumsal yarılmalara ve ciddi istikrarsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, tasfiyenin hiç uygulanmaması ya da siyasi pazarlıklara kurban edilmesinin de mağdurların yeni kurumlara olan güvenini zayıflatacağını söyledi.

Farklı bir bakış açısıyla konuşan aktivist ve siyasetçi Muhammed Salih ise siyasi yasaklamanın Suriye siyasetinde yeni bir boşluk ve çoraklaşma yaratabileceğini savundu. Salih’e göre esas çözüm, mevcut Suriye yasaları çerçevesinde herkesin yargıya sevk edilmesi ve bir kişinin siyasi faaliyette bulunup bulunamayacağına bağımsız mahkemelerin karar vermesi.

Salih, siyasi tasfiyenin iktidar tarafından uygulanmasının siyasete yönelik en büyük tehdit olduğunu belirterek, nihai kararın halka ait olması gerektiğini ifade etti. Halkın yanlış tercihler yapabileceğini, Almanya örneğinde olduğu gibi Hitler’in iktidara gelmesinin de bunun bir sonucu olduğunu söyleyen Salih, buna rağmen siyasi özgürlüklerin korunmasının, kararın dar bir kadronun eline bırakılmasından çok daha doğru olduğunu dile getirdi.



Şera, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da hangi konuları görüşecek?

(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Şera, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da hangi konuları görüşecek?

(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ne katılımını büyük önemle değerlendiriyor. Suriye medyasına göre bu katılım, ‘Şam’ın uluslararası sistemin yapısı içinde kendisi için oluşturduğu yeni stratejik konumlanmanın’ bir parçası olmanın yanı sıra, zirvenin bölge ve dünyada büyük jeopolitik dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde gerçekleştirilmesi nedeniyle de ayrı bir önem taşıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 36’ncısı düzenlenen NATO Zirvesi’nin ikinci gününde (çarşamba) Ankara’ya ulaştı. Ankara, 2004 yılından bu yana ikinci kez NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. Şera’nın zirveye davet edilmesi, Suriye’nin uzun yıllar süren uluslararası izolasyon ve siyasi tecridin ardından Şam’a yönelik uluslararası açılımın genişlediğine işaret eden derin siyasi anlamlar taşıyor.

Şera, Ankara’ya varışının hemen ardından, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de katılımıyla ABD Kongresi’nden bir heyet ve ABD Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. Suriye Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasına göre görüşme, Şera’nın ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştireceği buluşma öncesinde yapıldı.

dfgthy
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, NATO Zirvesi’nin ikinci gününde Ankara’ya gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı karşıladı. (SANA)

Şera’nın zirve kapsamında gerçekleştireceği temaslarda birçok başlık ele alınacak. Suriye’nin es-Sevra gazetesi dün yayımladığı haberde, görüşmelerde terörle mücadele, Hizbullah’ın geleceği, milis grupların silahsızlandırılması, sınır güvenliği ve Lübnan’ın bölgesel hesaplaşmaların sahası haline gelmesinin önlenmesi gibi konuların masaya yatırılacağını belirtti. Gazete, bu hedeflerin ‘açık mutabakatlar, güçlü bir Lübnan devleti ve dengeli bir Suriye rolü’ çerçevesinde ele alınacağını ifade etti.

Görüşmelerde ayrıca, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, kaçakçılık faaliyetlerinin önlenmesi, uyuşturucuyla mücadelede iş birliği, Suriye ekonomisi üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, ülkede istikrarın desteklenmesi ve Suriye devlet kurumlarının görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için atılacak adımların da değerlendirilmesi bekleniyor.

Gazetenin görüştüğü siyaset analistleri ise “Ortadoğu haritasını okumak isteyen hiç kimse Suriye’yi görmezden gelemez. Akdeniz’in güvenliği, Lübnan, Irak, sınırlar, terörle mücadele, milis gruplar ve bölgesel dengenin yeniden tesisi gibi başlıklar Şam devre dışı bırakılarak tartışılamaz. Suriye, harita üzerinde yalnızca bir geçiş noktası değil, bölgenin ve dünyanın merkezindeki stratejik bir düğüm noktasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye... Stratejik bir konum

NATO, Suriye’yi daha geniş kapsamlı güvenlik düzenlemelerine entegre ederek bölgede gerilimin tırmanma riskini azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, özellikle Washington ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı’nda yeniden yükselen askerî gerilim nedeniyle önem kazanıyor. Şera da salı günü Şam’da Fransa Cumhurbaşkanı ile gerçekleştirdiği görüşmede bu konuya değinerek, “Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünya, güvenli ve istikrarlı ulaşım koridorlarının değerini daha iyi anladı” ifadesini kullandı. Şera, bu değerlendirmeyi yaparken Suriye’nin Akdeniz’i Körfez bölgesi ve Irak’a bağlayan stratejik bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Ayrıca ülkenin, deniz yoluyla Fransa’nın Marsilya kentine yalnızca birkaç saatlik mesafede bulunduğuna dikkat çekti.

scdvfbgh
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Bağımsız yerel gazete Enab Baladi ise NATO Zirvesi’nin gündeminin ağırlıklı olarak kolektif savunma, askerî kapasitenin güçlendirilmesi ve Avrupa güvenliğinin geleceğine odaklandığını, ancak zirve kapsamında yürütülen diplomatik temasların, özellikle de Suriye’nin katılımı ve Şera’nın çeşitli liderlerle gerçekleştirmesi beklenen görüşmelerin Suriye dosyasını zirvenin önemli başlıklarından biri haline getirebileceğini yazdı. Gazete, zirveden Şam’ın başta Washington, Ankara ve Paris olmak üzere etkili başkentlerle gelecekteki ilişkilerine dair yeni işaretlerin çıkmasının beklendiğini belirtti.

Enab Baladi, Trump ile Şera arasında yapılması beklenen görüşmede, Washington ile Şam arasındaki ilişkilerin geleceği ile Suriye’ye ilişkin siyasi ve güvenlik dosyalarının ele alınmasının öngörüldüğünü aktardı. Haberde, son aylarda Suriye’de yaşanan gelişmeler ışığında iki taraf arasındaki iletişim kanallarının genişletilmesi imkânlarının da masaya yatırılmasının beklendiği ifade edildi.

Gazete ayrıca, ikili görüşmelerde Suriye-Türkiye koordinasyonunun da öne çıkacağını; özellikle sınır güvenliği ve ekonomik iş birliği başlıklarının ele alınacağını kaydetti. Haberde, Şam yönetiminin Batılı ve bölge ülkeleriyle diplomatik açılımını genişletme çabalarını sürdürdüğüne dikkat çekildi.

Suriye resmi haber ajansı SANA ise NATO Zirvesi’nin, Suriye ile ABD arasındaki ilişkilerin ‘yaptırımlar ve kopuş döneminden yapıcı diyalog ve stratejik iş birliği aşamasına geçiş’ sürecinde düzenlendiğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre zirve, ‘Suriye'nin bölgede güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesindeki merkezi rolünü pekiştiren geniş kapsamlı uluslararası ve bölgesel diplomatik hareketliliğin bir parçası olması ve kapsamlı ekonomik toparlanma çabalarını ileri taşıması’ nedeniyle özel önem taşıyor.


Rapor: Irak, İran destekli gruplara dolar akışını durdurmayı kabul etti

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
TT

Rapor: Irak, İran destekli gruplara dolar akışını durdurmayı kabul etti

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)

ABD gazetesi Wall Street Journal (WSJ), ABD’li ve Iraklı yetkililere dayanarak Irak'ın dolar akışını İran ve müttefiki silahlı gruplara yönlendirmeyi önlemeye yönelik yeni denetim mekanizmalarını hayata geçirmeyi kabul ettiğini aktardı. Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin dört aydır Bağdat'a Amerikan doları transferini askıya alma kararının kaldırılması karşılığında atıldı.

Irak hükümeti pazartesi günü, Tahran'a yakın silahlı grupların 30 Eylül'e kadar silahlarını devlete teslim etmesi için süre tanıdığını açıkladı. Bu tarih, bazı grupların silahlarını elinde tutmak için öne sürdüğü gerekçe olan DEAŞ terör örgütüne karşı Uluslararası Koalisyonun misyonunun sona ereceği tarihe denk geliyor.

Bu açıklama, Başbakan Ali ez-Zeydi'nin geçtiğimiz ay göreve gelmesinden bu yana yapacağı ilk yurt dışı ziyaret olması beklenen temmuz ayı ortalarındaki Washington turu öncesinde yapıldı. ABD’nin artan baskısıyla Zeydi, Washington'ın ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırdığı grupların silahlarını devlet tekeline alma taahhüdünde bulunmuştu.

Bu ay Asaib Ehlil Hak ve İmam Ali Tugayları, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) bünyesindeki silahlı tugaylarının yönetimini Irak hükümetine devretti.

Haşdi Şabi 2014 yılında DEAŞ’a karşı savaşmak amacıyla Iraklı silahlı gruplardan oluşturuldu ve daha sonra askeri kurumun bir parçası haline getirildi.

Ancak bünyesinde aynı zamanda Tahran yanlısı grupların bağımsız hareket eden tugaylarını da barındırıyor. Bu gruplar özellikle Orta Doğu savaşı sırasında Amerikan çıkarlarına yönelik saldırılar düzenledi; Washington da buna ağır saldırılarla karşılık verdi.

Bu saldırılar gerekçesiyle Washington, ABD işgalinin ardından imzalanan anlaşma kapsamında yönettiği Irak petrol gelirlerinin nakit ödemelerini ve güvenlik yardımlarını askıya aldı.

ABD’li bir yetkili geçtiğimiz ay, yardımların yeniden başlatılabilmesi için Washington'ın Zeydi'den silahlı grupların devlet kurumlarından uzaklaştırılması yönünde ‘somut adımlar’ beklediğini açıkladı.


İsrail, Batı Şeria'nın "fiili ilhakını" hızlandırıyor

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülklerine sık sık saldırı düzenliyor (AFP)
Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülklerine sık sık saldırı düzenliyor (AFP)
TT

İsrail, Batı Şeria'nın "fiili ilhakını" hızlandırıyor

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülklerine sık sık saldırı düzenliyor (AFP)
Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülklerine sık sık saldırı düzenliyor (AFP)

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da el koydukları toprakların resmen kendilerine devredilmesi için baskıyı artırıyor.

Guardian'ın analizinde, ekimde yapılması öngörülen seçimler öncesi, Binyamin Netanyahu'nun radikal sağcı koalisyonunda yerleşimcilere destek veren siyasetçilerin, Batı Şeria'daki arazi işgallerini “fiilen ilerletecek adımları” hızlandırmaya çalıştığı yazılıyor.

Batı Şeria'daki toprak gasplarını belgeleyen hak örgütleri Kerem Navot ve Peace Now'ın pazartesi yayımladığı ortak rapora göre, Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere ait tarım bölgelerinde kurduğu karakolların sayısı giderek artıyor.

Bu karakolların 100 bin hektardan fazla alana yayıldığı, bunun da Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 18'ine denk geldiğine dikkat çekiliyor. Rapora göre bu alanların yaklaşık üçte biri yalnızca 2025'te ele geçirildi.

Çalışmada, İsrail hükümetinin "fiili ilhakı eşi görülmemiş bir hızla ilerlettiği" belirtilirken, bunun yasadışı yerleşim bölgelerinin genişletilmesi, kaçak karakolların geriye dönük şekilde yasallaştırılması ve Filistinlilerin yerinden edilmesiyle gerçekleştirildiği vurgulanıyor.

Buna ek olarak hakaretten cinayete kadar uzanan ve çoğu resmi kayıtlara geçmeyen binlerce yerleşimci saldırısına da işaret ediliyor. Araştırmada şu ifadelere yer veriliyor:

Bu şiddet, Filistinlileri bölgeden kovmak ve topraklarına el koymak amacıyla kurulmuş, finansal destek alan ve kurumsallaşmış bir sistemin parçasıdır.

Analizde, sözkonusu sistemin merkezinde radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in bulunduğu belirtiliyor. Kaçak yerleşimlere onay yetkisini Savunma Bakanlığı'ndan devralan Smotrich'in, Maoz Tzur gibi yasadışı yerleşimci karakollarını geriye dönük yasallaştırdığı aktarılıyor.

Yerleşimci şiddeti Filistinli toplulukları birbirinden koparmayı da amaçlıyor. Filistinlilerin yaşadığı bölgeler arasındaki yollar çelik kapılar ve beton bloklarla kapatılırken, yalnızca yerleşimcilerin kullanabildiği yeni yollar inşa edilerek Batı Şeria'nın ulaşım ağı baştan şekillendiriliyor.

Ramallah'ın 7 kilometre batısındaki Ein Arik'te yaşayan Ahmed Ebu Mayala, arazilerini hukuki yollardan geri alamadıklarını söylüyor. Filistinli, görüştüğü avukatların kendisine "Belki seçimden sonra hükümet değişirse bir şey yapılabilir" yanıtını verdiğini belirtiyor.

Ein Arik Belediye Başkanı Mohannad Othman ise hükümet değişse bile tablo hakkında iyimser olmadığını ifade ediyor:

Ortadoğu'da işler öyle yürüyor ki Smotrich'ten daha kötüsü bile gelebilir.

Independent Türkçe, Guardian, Haaretz