HDK’nın gerilemesinin sebebi askeri baskı mı, tedarik kesintisi mi?

Bu durumun, BAE'nin paramiliter güçlere verdiği dış desteği sınırlandırmaya yönelik uluslararası ve bölgesel çabalarla ne kadar bağlantılı olduğuna dair soru işaretleri söz konusu

Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
TT

HDK’nın gerilemesinin sebebi askeri baskı mı, tedarik kesintisi mi?

Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)

İsmail Muhammed Ali

Kordofan bölgesinin tüm cephelerinde, özellikle de Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı insansız hava araçları (İHA) kullanarak kara ve hava saldırısı başlatan Sudan ordusu tarafından askeri operasyonların önemli ölçüde arttığı bir dönemde Güney Kordofan’ın en büyük şehirleri olan Dilling ve Kadugli'deki bir yıldan uzun süren kuşatma kırıldı. Diğer cephelerde de ilerlemeler sağlanırken HDK'nın bu istikrarsız bölgede şiddetli çatışmalarda askeri geri çekilme içinde olduğu da açıkça ortaya çıktı.

Bu gerileme, Sudan hükümetinin HDK’yı her türlü silah, askeri teçhizat, gıda malzemesi ve diğer malzemelerle desteklemekle suçladığı Birleşik Arap Emirleri’nin (BAE) sağladığı dış desteği sınırlandırmaya yönelik uluslararası ve bölgesel baskılarla ne ölçüde bağlantılı olduğu konusunda sorular ortaya çıktı.

Hava üstünlüğü

Askeri ve güvenlik araştırmacısı Tümgeneral Eşref Muhammed Mahmud, ‘Özellikle Kordofan bölgesindeki savaş cephelerinde, HDK güçlerinin belirgin bir şekilde zayıflamasıyla birlikte güç dengesinde önemli bir değişim yaşandığı doğrudur. Bu, tek bir belirleyici askeri operasyonun sonucu değil, sahada yeni bir gerçeklik yaratmak için etkileşime giren saha, lojistik ve insani faktörlerin birleşiminin sonucudur. Ancak bu gerileme tek bir faktöre indirgenemez, birbiriyle ilişkili bir dizi değişken içinde değerlendirilmelidir. Bunların en önemlisi, ordunun artan hava üstünlüğüdür. Diğer faktörler arasında, BAE'nin savaş alanlarına ikmal sağlamak için kullandığı ikmal hatlarının sıkılaştırılması, dış destek ağları üzerindeki uluslararası baskının artması ve en önemlisi milislerin kendi içlerinde parçalanması sayılabilir.

Kordofan’daki gerçeklerin, bu milislerin lojistik üs ve saldırı başlangıç noktası olarak kullandıkları stratejik kırsal bölgeleri kaybettiklerini gösterdiğini belirtti. Organize saldırıların yerini, koordinasyonsuz geri çekilmeler ve tahrip olmuş veya kullanılamaz hale gelmiş araçların terk edilmesinin yanı sıra, hareketli savunma ve sınırlı pusuların aldığını ve bunun da telafi etme kapasitelerini aşan bir baskıya işaret ettiğini belirtti. Tüm bu göstergeler, planlı bir taktiksel yeniden konumlanma değil, operasyonel kapasitedeki aşınmayı yansıtıyor.

Tümgeneral Mahmud, Kordofan sahnesinde en belirleyici faktörün ordunun artan hava üstünlüğü olduğunu belirtti. Bu üstünlük, geleneksel bombalama aracı olarak değil, HDK güçlerinin lojistik altyapısını sistematik olarak hedef almak için kullanıldı. Saldırılar, ikmal yolları, depolama ve toplanma noktaları ile yakıt ve mühimmat giriş noktalarına odaklandı ve bu da ağır mühimmat ve yakıt sıkıntısına yol açarak kayıpların hızlı bir şekilde telafi edilmesini zorlaştırdı.

Tümgeneral Mahmud, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

 “Önceki aşamalarda HDK, hafif ve orta silahlar dahil olmak üzere karmaşık dış desteğe güveniyordu. Çöl ortamına uygun savaş araçları ve hızlı askere alma, sadakat satın alma ve Batı Afrika, Güney Sudan, Çad, Etiyopya ve Kolombiya'dan paralı asker satın almaya yardımcı olan finansman gibi karmaşık dış desteğe dayanıyordu. Bu da onun hızla yayılmasını, büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmesini ve sahada geçici gerçekler dayatmasını sağladı. Ancak, hızlı bir zafer elde edilememesi, savaşı sürdürmenin yüksek maliyeti ve artan uluslararası siyasi ve medya baskısı nedeniyle, bu destek tamamen durduğuna dair herhangi bir işaret olmamasına rağmen, ivme ve sürekliliğini kaybetmeye başladı. Pratik göstergeler, miktarların azaltılması, teslimat zorlukları ve artan siyasi risklerin yeniden ayarlanmasını gösteriyor ve bu durum askeri performansa doğrudan etkiledi.”

HDK yapısal zayıflıklarından birinin, savaştıkları topraklarla hiçbir bağı olmayan savaşçıların doğasında yattığını belirtti. Onların ana motivasyonu, hızlı bir şekilde yağmalayıp ailelerine ve bölgelerine dönmekti ve uzun bir savaşta sebat etmek için gerekli olan ideolojik veya ulusal motivasyondan yoksundular. Bu model, yıldırım saldırılarında başarılı olabilir, ancak dayanıklılık, disiplin ve hemen bir ödül almadan kayıplara katlanma becerisi gerektiren yıpratma savaşlarında başarısız olması kaçınılmaz.

Tümgeneral Mahmud, şöyle devam etti:

“HDK, savaşın başında, deneyimli savaşçılardan oluşan bir çekirdek kadroya sahipti, ancak çatışmalar genişledikçe, yaygın bir şekilde rastgele askere alımlar yapıldı ve eğitimsiz unsurlar kadroya katıldı. Psikolojik ve askeri açıdan nitelikli olmayan genç savaşçılar da saflarına katıldı. Buna ek olarak, sayısı çok fazla olan yaralı ve sakatlara yeterince bakım sağlanamadı, bu da hava bombardımanına dayanma gücünün zayıflamasına, yüksek oranda çöküş ve firara yol açtı ve sayılarının yoğunluğu lojistik bir yük haline geldi.”

Liderlik boşluğu

Askeri ve güvenlik araştırmacısı şöyle devam etti:

"HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu’nun (Hamideti) sahadan uzak kalması, milislerin saflarında liderlik ve psikolojik bir boşluk yarattı, çünkü o, milislerin çıkarlarının sembolü ve garantörü olarak görülüyor. Bir liderin düzensiz oluşumlardan uzak kaldığı zaman, hedefin kaybedildiği, bireysel hesaplamaların öncelik kazandığı ve fedakarlık yapma isteğinin azaldığı iyi biliniyor. Savaşın uzaması ve kaynakların azalmasıyla birlikte, milisler içinde kabile kimlikleri yeniden ortaya çıktı. Bu, kalan kaynaklar üzerinde rekabet, liderler arasında karşılıklı şüphe ve aynı alanda farklı sadakatler yoluyla gerçekleşti.”

BAE'nin HDK'ya verdiği desteğin niteliğinin geleneksel askeri anlamda tipik veya doğrudan değil, daha ziyade, milis savaşına uygun hafif ve orta silahlar ve mühimmat, savaş kullanımı için modifiye edilmiş dört tekerlekten çekişli araçlar, saha iletişim ve gözetleme ekipmanları ve savaşçıların işe alınması ve maaşlarının ödenmesi için mali destek gibi dolaylı lojistik desteği içeren karmaşık bir ağ biçimindeydi. Ayrıca, operasyonların finansmanı karşılığında altın ve kaynak ticaretini kolaylaştırdı, açık bölgesel pazarlardan silah satın alınmasını sağladı, komşu ülkeleri transit alanlar olarak kullandı, geçirgen sınır yollarına ve sivil veya yarı sivil havaalanlarına dayandı ve küresel siyasi destekten yararlandı.

BAE'nin HDK'ya verdiği desteği geri çekeceği yönündeki söylentilerin açıklamalarla değil, yeniden konumlandırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tümgeneral Mahmud’a göre BAE, diğer bölgesel güçler gibi, kaynaklar, yatırımlar ve etki kanalları konusunda ekonomik çıkarlara öncelik veriyor ve Sudan'ın ötesine geçen güvenlik hususları ve uzun yıllar boyunca kurulan ilişki ağları bulunuyor. Dolayısıyla, bu bağlar hızlı bir kararla koparılamaz.

Bu uzun soluklu savaşın ardından gerçekte yaşanan değişikliğin, BAE'nin uluslararası topluma karşı rolünün ortaya çıkması, medya ve siyasi haberlerin ve baskının artması ve hızlı bir zafer elde etme iddiasının başarısızlığı olduğunu düşünen Tümgeneral Mahmud, bu tür durumlarda tam bir geri çekilme olmadığını, daha çok destek seviyesinin azaltılması ve teslimat maliyetinin artırılması, ayrıca kayıpların devam etmeden çıkarları koruyan siyasi çözümlerin aranması ve desteğin kesilmesi yerine azaltılması, ön saflardan değil arka plandan yönetilmesi olduğunu vurguladı. Ancak, dış destek ne kadar uzun sürerse sürsün, artık daha az etkili ve daha maliyetli hale geldiğini belirtti.

HDK'nın genişleme kabiliyetini, ateş gücünü, uyumlu insan faktörünü ve kendini belirleyici bir güç olarak dayatma kabiliyetini giderek kaybettiği bir dönemde, ordunun hava ve kara kontrolü yoluyla belirleyici bir üstünlük kurduğunu açıklayan Tümgeneral Mahmud, bugün, yavaş ama derin bir dönüm noktasına tanık olduğumuzu, başlangıçta milislerin gücünü oluşturan dış desteğin, artık onları içerideki aşınmadan kurtaramadığını ve savaşın, zaferin en fazla silaha sahip olanların değil, en düşük siyasi ve insani maliyetle en uzun süre dayanabilenlerin olacağı bir aşamaya doğru ilerlediğini söyledi. Tümgeneral Mahmud, bu bakımdan HDK’nın savaş devam etse bile kendi koşullarını dayatma yeteneğini kaybetmesiyle, geçmişte olduğu gibi çöküşe ve küçük aşiret gruplarına dönüşmeye daha yakın göründüğünü de sözlerine ekledi.

Boyutlar ve hedefler

Öte yandan askeri gözlemci Tümgeneral Umran Yunus, HDK'nın çeşitli savaş cephelerinde operasyonel olarak geri çekilmesinin sadece iç operasyonlarla değil, aynı zamanda Sudan'ın güvenliğinden etkilenen ülkelerin bu savaşın dış boyutları ve hedefleri olduğunu fark etmeye başlamasıyla da bağlantılı olduğunu açıkladı. Tümgeneral Yunus’a göre bu yüzden, bu konudaki herhangi bir rehavet iç güvenliklerini etkiler ve bu güvenlik tehdidini durdurmak için önemli bir rol oynanmaması gerekiyor.

Sudan'ın Afrika kıtasında önemli bir stratejik konuma sahip olduğu biliniyor. Özellikle de kuzeydeki Mısır sınırından güneydeki Eritre sınırına kadar 700 kilometreden fazla uzanan Kızıldeniz kıyı şeridine sahip olması nedeniyle. Bu konum, komşu ve bölge ülkeleri tarafından çok cazip bulunmakta ve bu ülkeleri güvenliklerini sağlamak için harekete geçmeye itiyor.

Tümgeneral Yunus, kendi görüşüne göre kaynağı ve yetenekleri ne olursa olsun, hiçbir dış güç halkı yenemeyeceğini ekledi. Ancak, BAE'nin HDK'ya askeri ve maddi destek sağladığına dair tam bir inanç ve ikna edici kanıtlar var ve bu desteği inkar etmesi, bu zor durumdan kurtulma çabasıdır. Bununla birlikte, ne yaparsa yapsın, özellikle savaş sona ermek üzereyken, bu desteği sonuna kadar sürdüremez.

BAE'nin Sudan'daki çıkarlarını korumak ve Kızıldeniz ve Nil Nehri üzerindeki stratejik konumundan yararlanmak, ayrıca geniş tarım arazilerindeki diğer çıkarlarının yanı sıra geniş altın rezervlerine erişim sağlamak için HDK'yı desteklemeye odaklandığını belirten Tümgeneral Yunus, BAE'nin HDK'yı silahlandırmadaki rolünün artık spekülasyon değil, kanıt ve delillerle belgelenmiş insan hakları soruşturmalarına ve silah ve tedarik yollarını izleyen ipuçlarına dayanan bir gerçeklik olduğunu vurguladı.

Askeri gözlemci, HDK'nın açık savaşın ortasında iki yıldan fazla bir süre direnç göstermesinin, sadece Sudan tarafından değil, Sudan savaşını yurtdışından beslenen bir çatışma olarak ele alan her uluslararası bağlamda HDK'ya destek verdiği bilinen BAE gibi zengin bir ülkenin önemli ve sürekli desteği olmadan mümkün olamayacağını belirtti.

Stratejik hesaplamalar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Sudan üniversitelerinde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı olan Raşid Muhammed Ali ise, HDK milislerinin Darfur ve Kordofan cephelerinde askeri olarak geri çekilmesinin nedeninin, savaşa askeri yaklaşım olduğunu söyledi. Bunun siyasi bir bağlantısı olduğunu söyleyen Raşid Muhammed Ali, “O da BAE'nin bu milis güçlerine ordunun hava kuvvetleri aracılığıyla verdiği desteğin, çeşitli yönlere ve açık sınırlara gönderilen silah, malzeme, ekipman ve diğer eşyaların imha edilmesiyle azaltılmasıdır. Sonuç olarak, gerçek güç artık ordunun elinde ve ordunun sanal alanlarda hareket etme kabiliyetinde, bu da BAE üzerindeki siyasi baskının yoğunluğunu artırdı” yorumunda bulundu.

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı şöyle devam etti:

“BAE’nin HDK'ya yaptığı yardımların azaldığı doğru olsa da bu, BAE'nin destek düzeyini azalttığı anlamına gelmez. Aksine, bu çatışmaya dahil olan diğer ülkelerle birlikte desteğini sürdürmüştür. Azalma, sınır geçişleri ve limanlar aracılığıyla milislere yardım malzemesi taşıyan askeri uçakların imha edilmesinden kaynaklandı.”

BAE'nin sağladığı desteğin çok net olduğunu, bu desteğin mobil birimler, zırhlı araçlar ve gelişmiş askeri teçhizatın yanı sıra gelişmiş silahlar, uçaksavar ve hava savunma sistemlerinden oluştuğunu belirten Raşid Muhammed Ali, “Bu teçhizat, BAE'nin bir dereceye kadar güvenlik etkisi ve nüfuzuna sahip olduğu ülkeler üzerinden ulaştırılıyor. Ordunun, gücünü korumak karşılığında toprak değerini sunarak kayıpları en aza indirme konusunda askeri savaşlarla ilgili stratejik hesaplamalar yaptığı açıktır. Bu, bir tür gelişmiş askeri stratejidir” şeklinde konuştu.

BAE'nin bazı uluslararası ve bölgesel forumlarda karşılaştığı siyasi kayıplar ve bölgesel politikalarına yönelik eleştirilerin BAE'yi belirli silahlı gruplara sağladığı desteğin düzeyini yeniden gözden geçirmeye ve siyasi bir çözüme daha yakın bir yaklaşım aramaya itebileceğini belirten siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı, “Sudan'daki çatışmayla ilgili bölgesel meselelerin ülkelerin tutumlarını büyük ölçüde etkilediği kesin. Bazı ülkeler, savaş durumunu sona erdirmek ve kendi çıkarlarına hizmet eden siyasi mutabakatlara varmak, ayrıca bu çıkarları bölgedeki tehditleri durduracak stratejik anlaşmalarla ilişkilendirmek için bir araya geldi” dedi.



Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
TT

Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.

Yetkililer ve yerel kaynaklara göre, İran'la devam eden savaş bağlamında yakın zamanda gerçekleşen, Iraklı silahlı grubun üst düzey bir yöneticisine düzenlenen gizemli suikast, Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr’da faaliyet gösteren büyük bir petrol kaçakçılığı ağının ayrıntılarını gün yüzüne çıkardı.

Kaynaklara göre, “Ebu Seyf” lakabıyla bilinen ve gerçek kimliği açıklanmayan milis liderinin öldürülmesiyle sonuçlanan “büyük bir olay” yaşandı. Ebu Seyf’in, kaçak petrol ticareti, ilkel yöntemlerle rafine edilmesi ve petrol türevlerinin satışına ilişkin ticari faaliyetlerin başlıca sorumlusu olduğu değerlendiriliyor.

Kimliklerinin açıklanmamasını isteyen yetkililer, güvenlik hassasiyetleri nedeniyle konuşurken, Ebu Seyf’in Irak’ta İran’a yönelik savaşın yarattığı güvenlik gerilimi sırasında bir insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla hedef alınmış olabileceğini belirtti.

Kaynaklar, ABD veya İsrail’in bu operasyonu gerçekleştirmiş olabileceğini değerlendiriyor. Geçen hafta boyunca Irak’ın birçok bölgesi üzerinde yoğun askeri uçak hareketliliği gözlendi. Söz konusu uçuşların, savaşa fiilen katılan grup ve kişileri tespit etmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

28 Mart 2026’dan bu yana Irak semaları; ABD ve İsrail ile İran ve Irak’taki müttefikleri arasında süren bölgesel çatışma nedeniyle İHA’lar, saldırı helikopterleri ve füze hareketliliğiyle yoğun bir askeri faaliyet alanına dönüştü.

Milis ekonomisinin kilit ismi

Kaynaklara göre Ebu Seyf, kamuoyunda fazla tanınmayan, perde arkasında faaliyet gösteren gizemli bir isimdi. Kariyerine, Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı milis gücü Mehdi Ordusu saflarında başladı. Daha sonra bazı silah arkadaşlarıyla birlikte gruptan ayrılarak bugün Irak’ta güçlü nüfuza sahip başka silahlı yapılara katıldı.

Son on yılda Ebu Seyf’in, özellikle petrol ticaretine dayanan özel operasyonların yönetiminde merkezi bir figüre dönüştüğü belirtiliyor. Kuzey ve batı Irak’taki aracılarla kurduğu ağ sayesinde, kendi milis bağlantısını gizleyerek “Irak’ın büyük gölge petrol piyasası” içinde faaliyet yürüttü.

Irak’taki paralel petrol piyasasını yakından takip eden bir kaynak, Ebu Seyf’i “İran’a yakın milislerin paralel ekonomisinin sinir merkezlerinden biri” olarak tanımladı.

Ebu Seyf, zaman içinde büyüyen ticaret ağıyla birlikte; petrolün arıtılması, yerel piyasada satılması veya Irak Kürdistan Bölgesi’ne gönderilmesi gibi faaliyetleri yöneten geniş bir sistem kurarak ülkenin “petrol krallarından biri” haline geldi.

Kaçak “Mobil Rafineriler”

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, yıllardır yerel olarak “fırınlar” olarak bilinen mobil rafinerileri kontrol ediyordu. Bu sistemde ham petrol, ana boru hatlarına açılan kaçak deliklerden çekiliyor ve bu küçük rafinerilerde işleniyordu.

Eski bir petrol mühendisine göre bu mobil rafineriler, taşınabilir küçük rafinaj üniteleri olarak tasarlanıyor. Sistem; ısıtma tankı, küçük damıtma kuleleri, soğutma sistemi ve ayrı depolama tanklarından oluşuyor. İşlem sonucunda benzin, kerosen, dizel ve diğer petrol ürünleri elde ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu ilkel yöntem, güvenlik ve çevre standartlarından yoksun olmasına rağmen yüksek kâr sağlıyor. Ancak patlama riski taşıyor ve ciddi çevre kirliliğine yol açıyor. Üretilen yakıtın kalitesi de genellikle düşük olduğundan araç motorlarına zarar verebiliyor.

Bu tür faaliyetlerin izleri, kurulduğu bölgelerde toprak ve yeraltı sularında bıraktığı büyük siyah lekelerden anlaşılabiliyor.

Curf es-Sahr’daki ağ

Güvenlik kaynakları, mobil rafinerilerin özellikle 2014 sonrası güvenlik boşluğu yaşanan bölgelerde yaygınlaştığını belirtiyor. Bu tesisler, küçük petrol kuyularından veya ana boru hatlarından kaçak olarak çekilen ham petrolü işlemek için kullanılıyor.

Ancak Curf es-Sahr’a yıllardır gazeteciler ve araştırmacıların girişinin büyük ölçüde yasaklı olması nedeniyle sahada bağımsız doğrulama imkanı oldukça zor.

Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr, güneydeki petrol sahalarını orta ve kuzey Irak’taki rafinerilere bağlayan stratejik boru hatlarının geçtiği bölge olarak öne çıkıyor.

Bölge, 2014’te DEAŞ kontrolünden geri alınmasının ardından, Iraklı Şii milis grupların en önemli kalelerinden biri haline geldi. DEAŞ’ın çıkarılması sonrasında yaklaşık 120 bin sivil bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.

Tarım ağırlıklı bir kasaba olan Curf es-Sahr, sonraki yıllarda milis grupların askeri ve istihbarat operasyonlarını yönettiği karmaşık bir merkez haline dönüştü. Tarım arazileri içinde mobil rafineriler, tanker filoları ve çeşitli ekipmanların gizlendiği ileri sürülüyor.

“Petrol Kralı”nın Ağı

Kaynaklar, Ebu Seyf’in ağının nasıl çalıştığını ise şöyle açıklıyor. Mobil rafinerilerde üretilen petrol ürünleri, resmi taşıma izinleri bulunmayan tankerlerle taşınıyor. Bu ürünler daha sonra özel rafinerilere veya asfalt gibi petrol türevleri kullanan tesislere satılıyor.

Normal şartlarda tankerlerin eyaletler arası kontrol noktalarından geçebilmesi için resmi belgeler taşıması gerekiyor. Ancak Ebu Seyf’in nüfuzu sayesinde bu ürünlerin güvenlik güçlerinin müdahalesi olmadan taşındığı ifade ediliyor.

Operasyonun farklı aşamalarında yer alan çok sayıda müteahhit ve aracı, bu kaçak ekonominin parçası olarak çalışıyor. Bu ağın önemli bir kısmının özellikle Irak’ın kuzey ve batı şehirlerinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor.

Son büyük anlaşma

Kaynaklara göre Ebu Seyf, öldürülmesinden yaklaşık bir ay önce son büyük anlaşmasını gerçekleştirdi. Bu anlaşma ile ağ, yaklaşık 600 bin ton petrol ürünü satarak 120 milyon dolar gelir elde etti. Bunun yaklaşık yarısı Irak iç piyasasına yapılan satışlardan oluşuyordu.

fdfbf
Iraklı milis grupları, 2014 yılında Cerf es-Sahr’da DEAŞ’e karşı askerî operasyonlar gerçekleştirdi ve binlerce sivili bölgeden ayrılmaya zorladı (Halk Seferberlik Güçleri Medyası).

Elde edilen gelirlerin nerede tutulduğu veya nasıl aklandığı bilinmiyor. Ancak petrolün boru hatlarından yasa dışı olarak elde edilmesi nedeniyle bu satışların hemen hemen tamamının “net kâr” olduğu belirtiliyor.

ABD, 2018’den itibaren Irak’taki milis grupların kaçak petrol ekonomisine odaklanmaya başladı. Washington, bu faaliyetlerle ilgili olduğu iddiasıyla birçok Iraklı iş insanına yaptırım uyguladı.

Bölgesel ağlar ve savaş bağlantısı

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, özellikle ağır yakıt ve fuel-oil türü ürünleri bölgesel ağlara satıyordu. Bu ürünler daha sonra İran petrolüyle karıştırılarak farklı belgelerle uluslararası piyasalara gönderiliyordu.

Siyasi kaynaklar, Ebu Seyf suikastının İran’a yönelik savaşın ortasında gerçekleşmesinin, onun sadece ticari faaliyetlerle değil aynı zamanda askeri operasyonlarla da bağlantılı hale gelmesinden kaynaklanmış olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

İddialara göre İran’daki dini liderin öldürülmesinin ardından İran Devrim Muhafızları, Irak’taki müttefik milislere, ABD ve müttefiklerine zarar verecek saldırılar düzenleme talimatı verdi.

Bu bağlamda Curf es-Sahr’dan İHA’larla düzenlenen saldırılar da planlanmış olabilir.

“Curf İmparatorluğu”

Kaynaklara göre Curf es-Sahr’da milis gruplar tarafından kurulan yapı adeta gizli bir “imparatorluk” niteliği taşıyor. Bölgede:

  • Füze ve İHA depoları
  • Yerel patlayıcı üretim ve test tesisleri
  • Mobil petrol rafinerileri
  • Komuta ve istihbarat merkezleri
  • Güçlendirilmiş hapishaneler
  • Balık çiftlikleri ve tarım arazileri

bulunuyor.

Ayrıca bölgenin, Hizbullah unsurları ve Devrim Muhafızları danışmanları için alternatif bir bölgesel merkez olarak kullanıldığı da iddia ediliyor.


Lübnan Başbakanı, İsrail hava saldırıları nedeniyle "insani bir felaket" yaşanabileceği uyarısında bulundu

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
TT

Lübnan Başbakanı, İsrail hava saldırıları nedeniyle "insani bir felaket" yaşanabileceği uyarısında bulundu

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)

Lübnan Başbakanı Navvaf Selam, dün geceden bu yana İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine yönelik yaygın tahliye uyarıları ve ardından gelen hava saldırılarından sonra binlerce kişinin evlerini terk etmesi üzerine bugün "insani bir felaket" uyarısında bulundu. Arap ve yabancı ülkelerin büyükelçilerine hitap eden Selam, "Bu yerinden edilmenin hem insani hem de siyasi düzeydeki sonuçları emsalsiz olabilir" diyerek, "yaklaşan bir insani felaket" konusunda uyardı.

İsrail, dün gece ve bu sabah çeşitli noktaları hedef alan askeri gerilimin bir parçası olarak, Lübnan'ın güneyindeki birkaç kasabaya ve Beyrut'un güney banliyölerindeki bölgelere bir dizi hava saldırısı düzenledi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı, "düşman savaş uçaklarının" Lübnan'ın güneyindeki Srifa, Ayta el-Şaab, Tuline, el-Savana ve Mecdel Silim gibi kasabalara gece baskınları düzenlediğini bildirdi. Ajans ayrıca, İsrail savaş uçaklarının güneydeki Akun kasabasının yanı sıra güney Lübnan'daki Kalaviye, el-Haniya ve Hiyam kasabalarını da hedef aldığını belirtti. Ayrıca, Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'nde bulunan Duris kasabasına da iki baskın düzenlendi.

İsrail ordusu bugün Beyrut'un güney banliyölerine bir dizi baskın düzenleyerek çeşitli mahalle ve bölgeleri hedef aldı.


Savaşın başlangıcından bu yana İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 120’den fazla kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
TT

Savaşın başlangıcından bu yana İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 120’den fazla kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün açıkladığı yeni verilere göre, pazartesi günü Hizbullah ile İsrail arasında başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan’da 123 kişi hayatını kaybetti. İsrail, akşam saatlerinde Beyrut’un güney banliyölerine hava saldırıları başlatmadan önce bölge sakinlerine tahliye uyarısı yaptı.

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Pazartesi sabahından bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 123’e, yaralı sayısı ise 683’e yükseldi” ifadesi yer aldı. Açıklamada, hastanelere yeni yaralıların getirilmeye devam etmesi nedeniyle sayının artabileceği belirtildi. Daha önce yapılan bir açıklamada yaşamını yitirenlerin sayısının 102 olduğu bildirilmişti.

Resmi medya ve Sağlık Bakanlığı’na göre, Lübnan’ın güneyi ve doğusuna düzenlenen hava saldırılarında 14 kişi hayatını kaybetti. Bu sırada İsrail ordusu, ülkenin geniş bölgelerinde yaşayan sivillere tahliye çağrısını yineledi.

Sağlık Bakanlığı dün akşam yaptığı açıklamada, Batı Bekaa bölgesindeki Meşğara beldesinde bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında “5 yaşında bir kız çocuğu ve 7 yaşında bir erkek çocuğu dahil dört kişinin” yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Aynı bölgede bulunan Labaya beldesine düzenlenen bir başka İsrail saldırısında da iki kişi yaşamını yitirdi. Bakanlığa göre saldırıda üç kişi yaralandı; yaralılar arasında durumu ağır olan iki kız çocuğu da bulunuyor.

Dün daha erken saatlerde ise Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ülkenin güneyindeki Nebatiye vilayetine bağlı el-Kefur beldesinin muhtarı ile eşinin, beldeye düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybettiğini bildirdi.

6j
İsrail bombardımanının ardından Lübnan’ın güneyindeki bir köyden yükselen duman (EPA)

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre aynı bölgede yer alan Zotar eş-Şarkiye beldesinde bir eve düzenlenen hava saldırısında bir erkek, eşi ve iki çocuğundan oluşan bir aile hayatını kaybetti. NNA, ailenin ‘düşman savaş uçaklarının evlerini hedef alan hava saldırısı’ sonucu öldüğünü bildirdi.

İsrail dün saldırılarının kapsamını genişletti. Güney Lübnan’daki çeşitli beldelerin yanı sıra Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Beyrut’un güney banliyöleri ve doğudaki Bekaa bölgesinde yer alan Zahle kenti de hedef alındı. Sağlık Bakanlığı’na göre sabah saatlerinde kentin girişinde bir araca düzenlenen saldırıda iki kişi yaşamını yitirdi.

İsrail, gece yarısından sonra kuzeydeki Trablus kentinde bulunan el-Bedavi Filistin Mülteci Kampı’ndaki bir daireyi de hedef aldı. NNA’ya göre saldırıda Hamas mensubu bir yetkili ile eşi hayatını kaybetti.

Gece saatlerinde ise Beyrut ile kentin uluslararası havalimanını birbirine bağlayan yolda birkaç dakika arayla iki araca düzenlenen İsrail hava saldırılarında üç kişi öldü.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre Hizbullah ile savaşın başlamasından bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında 100’den fazla kişi hayatını kaybederken, 638 kişi de yaralandı.

İsrail Ordu Sözcüsü dün yaptığı açıklamada, Litani Nehri’nin güneyinde ve sınır boyunca yaklaşık 30 kilometrelik alanda yaşayan sivillere yönelik tahliye uyarısını yineledi. Açıklamada, Sur ve Bint Cubeyl’in de kapsama dahil olduğu belirtilerek, “Hizbullah tarafından askeri amaçlarla kullanılan her evin hedef alınabileceği” uyarısında bulunuldu.

İsrail ordusu ayrıca dün öğleden sonra Beyrut’un güney banliyölerindeki bazı mahalleleri kapsayan yeni bir tahliye çağrısı yayımladı. Bu uyarı kentte paniğe yol açtı.

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir dün akşam yaptığı açıklamada, birliklerine Lübnan sınırı boyunca ilerleme ve kontrol hattını derinleştirme talimatı verdiğini duyurdu. Zamir, güney Lübnan’da kilit noktalarda askeri mevziler kurulacağını belirtti.