HDK’nın gerilemesinin sebebi askeri baskı mı, tedarik kesintisi mi?

Bu durumun, BAE'nin paramiliter güçlere verdiği dış desteği sınırlandırmaya yönelik uluslararası ve bölgesel çabalarla ne kadar bağlantılı olduğuna dair soru işaretleri söz konusu

Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
TT

HDK’nın gerilemesinin sebebi askeri baskı mı, tedarik kesintisi mi?

Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)
Tavile'deki bir mülteci kampında çıkan yangının ardından El Faşir'den ayrılan yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 11 Şubat 2026 (AFP)

İsmail Muhammed Ali

Kordofan bölgesinin tüm cephelerinde, özellikle de Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı insansız hava araçları (İHA) kullanarak kara ve hava saldırısı başlatan Sudan ordusu tarafından askeri operasyonların önemli ölçüde arttığı bir dönemde Güney Kordofan’ın en büyük şehirleri olan Dilling ve Kadugli'deki bir yıldan uzun süren kuşatma kırıldı. Diğer cephelerde de ilerlemeler sağlanırken HDK'nın bu istikrarsız bölgede şiddetli çatışmalarda askeri geri çekilme içinde olduğu da açıkça ortaya çıktı.

Bu gerileme, Sudan hükümetinin HDK’yı her türlü silah, askeri teçhizat, gıda malzemesi ve diğer malzemelerle desteklemekle suçladığı Birleşik Arap Emirleri’nin (BAE) sağladığı dış desteği sınırlandırmaya yönelik uluslararası ve bölgesel baskılarla ne ölçüde bağlantılı olduğu konusunda sorular ortaya çıktı.

Hava üstünlüğü

Askeri ve güvenlik araştırmacısı Tümgeneral Eşref Muhammed Mahmud, ‘Özellikle Kordofan bölgesindeki savaş cephelerinde, HDK güçlerinin belirgin bir şekilde zayıflamasıyla birlikte güç dengesinde önemli bir değişim yaşandığı doğrudur. Bu, tek bir belirleyici askeri operasyonun sonucu değil, sahada yeni bir gerçeklik yaratmak için etkileşime giren saha, lojistik ve insani faktörlerin birleşiminin sonucudur. Ancak bu gerileme tek bir faktöre indirgenemez, birbiriyle ilişkili bir dizi değişken içinde değerlendirilmelidir. Bunların en önemlisi, ordunun artan hava üstünlüğüdür. Diğer faktörler arasında, BAE'nin savaş alanlarına ikmal sağlamak için kullandığı ikmal hatlarının sıkılaştırılması, dış destek ağları üzerindeki uluslararası baskının artması ve en önemlisi milislerin kendi içlerinde parçalanması sayılabilir.

Kordofan’daki gerçeklerin, bu milislerin lojistik üs ve saldırı başlangıç noktası olarak kullandıkları stratejik kırsal bölgeleri kaybettiklerini gösterdiğini belirtti. Organize saldırıların yerini, koordinasyonsuz geri çekilmeler ve tahrip olmuş veya kullanılamaz hale gelmiş araçların terk edilmesinin yanı sıra, hareketli savunma ve sınırlı pusuların aldığını ve bunun da telafi etme kapasitelerini aşan bir baskıya işaret ettiğini belirtti. Tüm bu göstergeler, planlı bir taktiksel yeniden konumlanma değil, operasyonel kapasitedeki aşınmayı yansıtıyor.

Tümgeneral Mahmud, Kordofan sahnesinde en belirleyici faktörün ordunun artan hava üstünlüğü olduğunu belirtti. Bu üstünlük, geleneksel bombalama aracı olarak değil, HDK güçlerinin lojistik altyapısını sistematik olarak hedef almak için kullanıldı. Saldırılar, ikmal yolları, depolama ve toplanma noktaları ile yakıt ve mühimmat giriş noktalarına odaklandı ve bu da ağır mühimmat ve yakıt sıkıntısına yol açarak kayıpların hızlı bir şekilde telafi edilmesini zorlaştırdı.

Tümgeneral Mahmud, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

 “Önceki aşamalarda HDK, hafif ve orta silahlar dahil olmak üzere karmaşık dış desteğe güveniyordu. Çöl ortamına uygun savaş araçları ve hızlı askere alma, sadakat satın alma ve Batı Afrika, Güney Sudan, Çad, Etiyopya ve Kolombiya'dan paralı asker satın almaya yardımcı olan finansman gibi karmaşık dış desteğe dayanıyordu. Bu da onun hızla yayılmasını, büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmesini ve sahada geçici gerçekler dayatmasını sağladı. Ancak, hızlı bir zafer elde edilememesi, savaşı sürdürmenin yüksek maliyeti ve artan uluslararası siyasi ve medya baskısı nedeniyle, bu destek tamamen durduğuna dair herhangi bir işaret olmamasına rağmen, ivme ve sürekliliğini kaybetmeye başladı. Pratik göstergeler, miktarların azaltılması, teslimat zorlukları ve artan siyasi risklerin yeniden ayarlanmasını gösteriyor ve bu durum askeri performansa doğrudan etkiledi.”

HDK yapısal zayıflıklarından birinin, savaştıkları topraklarla hiçbir bağı olmayan savaşçıların doğasında yattığını belirtti. Onların ana motivasyonu, hızlı bir şekilde yağmalayıp ailelerine ve bölgelerine dönmekti ve uzun bir savaşta sebat etmek için gerekli olan ideolojik veya ulusal motivasyondan yoksundular. Bu model, yıldırım saldırılarında başarılı olabilir, ancak dayanıklılık, disiplin ve hemen bir ödül almadan kayıplara katlanma becerisi gerektiren yıpratma savaşlarında başarısız olması kaçınılmaz.

Tümgeneral Mahmud, şöyle devam etti:

“HDK, savaşın başında, deneyimli savaşçılardan oluşan bir çekirdek kadroya sahipti, ancak çatışmalar genişledikçe, yaygın bir şekilde rastgele askere alımlar yapıldı ve eğitimsiz unsurlar kadroya katıldı. Psikolojik ve askeri açıdan nitelikli olmayan genç savaşçılar da saflarına katıldı. Buna ek olarak, sayısı çok fazla olan yaralı ve sakatlara yeterince bakım sağlanamadı, bu da hava bombardımanına dayanma gücünün zayıflamasına, yüksek oranda çöküş ve firara yol açtı ve sayılarının yoğunluğu lojistik bir yük haline geldi.”

Liderlik boşluğu

Askeri ve güvenlik araştırmacısı şöyle devam etti:

"HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu’nun (Hamideti) sahadan uzak kalması, milislerin saflarında liderlik ve psikolojik bir boşluk yarattı, çünkü o, milislerin çıkarlarının sembolü ve garantörü olarak görülüyor. Bir liderin düzensiz oluşumlardan uzak kaldığı zaman, hedefin kaybedildiği, bireysel hesaplamaların öncelik kazandığı ve fedakarlık yapma isteğinin azaldığı iyi biliniyor. Savaşın uzaması ve kaynakların azalmasıyla birlikte, milisler içinde kabile kimlikleri yeniden ortaya çıktı. Bu, kalan kaynaklar üzerinde rekabet, liderler arasında karşılıklı şüphe ve aynı alanda farklı sadakatler yoluyla gerçekleşti.”

BAE'nin HDK'ya verdiği desteğin niteliğinin geleneksel askeri anlamda tipik veya doğrudan değil, daha ziyade, milis savaşına uygun hafif ve orta silahlar ve mühimmat, savaş kullanımı için modifiye edilmiş dört tekerlekten çekişli araçlar, saha iletişim ve gözetleme ekipmanları ve savaşçıların işe alınması ve maaşlarının ödenmesi için mali destek gibi dolaylı lojistik desteği içeren karmaşık bir ağ biçimindeydi. Ayrıca, operasyonların finansmanı karşılığında altın ve kaynak ticaretini kolaylaştırdı, açık bölgesel pazarlardan silah satın alınmasını sağladı, komşu ülkeleri transit alanlar olarak kullandı, geçirgen sınır yollarına ve sivil veya yarı sivil havaalanlarına dayandı ve küresel siyasi destekten yararlandı.

BAE'nin HDK'ya verdiği desteği geri çekeceği yönündeki söylentilerin açıklamalarla değil, yeniden konumlandırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tümgeneral Mahmud’a göre BAE, diğer bölgesel güçler gibi, kaynaklar, yatırımlar ve etki kanalları konusunda ekonomik çıkarlara öncelik veriyor ve Sudan'ın ötesine geçen güvenlik hususları ve uzun yıllar boyunca kurulan ilişki ağları bulunuyor. Dolayısıyla, bu bağlar hızlı bir kararla koparılamaz.

Bu uzun soluklu savaşın ardından gerçekte yaşanan değişikliğin, BAE'nin uluslararası topluma karşı rolünün ortaya çıkması, medya ve siyasi haberlerin ve baskının artması ve hızlı bir zafer elde etme iddiasının başarısızlığı olduğunu düşünen Tümgeneral Mahmud, bu tür durumlarda tam bir geri çekilme olmadığını, daha çok destek seviyesinin azaltılması ve teslimat maliyetinin artırılması, ayrıca kayıpların devam etmeden çıkarları koruyan siyasi çözümlerin aranması ve desteğin kesilmesi yerine azaltılması, ön saflardan değil arka plandan yönetilmesi olduğunu vurguladı. Ancak, dış destek ne kadar uzun sürerse sürsün, artık daha az etkili ve daha maliyetli hale geldiğini belirtti.

HDK'nın genişleme kabiliyetini, ateş gücünü, uyumlu insan faktörünü ve kendini belirleyici bir güç olarak dayatma kabiliyetini giderek kaybettiği bir dönemde, ordunun hava ve kara kontrolü yoluyla belirleyici bir üstünlük kurduğunu açıklayan Tümgeneral Mahmud, bugün, yavaş ama derin bir dönüm noktasına tanık olduğumuzu, başlangıçta milislerin gücünü oluşturan dış desteğin, artık onları içerideki aşınmadan kurtaramadığını ve savaşın, zaferin en fazla silaha sahip olanların değil, en düşük siyasi ve insani maliyetle en uzun süre dayanabilenlerin olacağı bir aşamaya doğru ilerlediğini söyledi. Tümgeneral Mahmud, bu bakımdan HDK’nın savaş devam etse bile kendi koşullarını dayatma yeteneğini kaybetmesiyle, geçmişte olduğu gibi çöküşe ve küçük aşiret gruplarına dönüşmeye daha yakın göründüğünü de sözlerine ekledi.

Boyutlar ve hedefler

Öte yandan askeri gözlemci Tümgeneral Umran Yunus, HDK'nın çeşitli savaş cephelerinde operasyonel olarak geri çekilmesinin sadece iç operasyonlarla değil, aynı zamanda Sudan'ın güvenliğinden etkilenen ülkelerin bu savaşın dış boyutları ve hedefleri olduğunu fark etmeye başlamasıyla da bağlantılı olduğunu açıkladı. Tümgeneral Yunus’a göre bu yüzden, bu konudaki herhangi bir rehavet iç güvenliklerini etkiler ve bu güvenlik tehdidini durdurmak için önemli bir rol oynanmaması gerekiyor.

Sudan'ın Afrika kıtasında önemli bir stratejik konuma sahip olduğu biliniyor. Özellikle de kuzeydeki Mısır sınırından güneydeki Eritre sınırına kadar 700 kilometreden fazla uzanan Kızıldeniz kıyı şeridine sahip olması nedeniyle. Bu konum, komşu ve bölge ülkeleri tarafından çok cazip bulunmakta ve bu ülkeleri güvenliklerini sağlamak için harekete geçmeye itiyor.

Tümgeneral Yunus, kendi görüşüne göre kaynağı ve yetenekleri ne olursa olsun, hiçbir dış güç halkı yenemeyeceğini ekledi. Ancak, BAE'nin HDK'ya askeri ve maddi destek sağladığına dair tam bir inanç ve ikna edici kanıtlar var ve bu desteği inkar etmesi, bu zor durumdan kurtulma çabasıdır. Bununla birlikte, ne yaparsa yapsın, özellikle savaş sona ermek üzereyken, bu desteği sonuna kadar sürdüremez.

BAE'nin Sudan'daki çıkarlarını korumak ve Kızıldeniz ve Nil Nehri üzerindeki stratejik konumundan yararlanmak, ayrıca geniş tarım arazilerindeki diğer çıkarlarının yanı sıra geniş altın rezervlerine erişim sağlamak için HDK'yı desteklemeye odaklandığını belirten Tümgeneral Yunus, BAE'nin HDK'yı silahlandırmadaki rolünün artık spekülasyon değil, kanıt ve delillerle belgelenmiş insan hakları soruşturmalarına ve silah ve tedarik yollarını izleyen ipuçlarına dayanan bir gerçeklik olduğunu vurguladı.

Askeri gözlemci, HDK'nın açık savaşın ortasında iki yıldan fazla bir süre direnç göstermesinin, sadece Sudan tarafından değil, Sudan savaşını yurtdışından beslenen bir çatışma olarak ele alan her uluslararası bağlamda HDK'ya destek verdiği bilinen BAE gibi zengin bir ülkenin önemli ve sürekli desteği olmadan mümkün olamayacağını belirtti.

Stratejik hesaplamalar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Sudan üniversitelerinde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı olan Raşid Muhammed Ali ise, HDK milislerinin Darfur ve Kordofan cephelerinde askeri olarak geri çekilmesinin nedeninin, savaşa askeri yaklaşım olduğunu söyledi. Bunun siyasi bir bağlantısı olduğunu söyleyen Raşid Muhammed Ali, “O da BAE'nin bu milis güçlerine ordunun hava kuvvetleri aracılığıyla verdiği desteğin, çeşitli yönlere ve açık sınırlara gönderilen silah, malzeme, ekipman ve diğer eşyaların imha edilmesiyle azaltılmasıdır. Sonuç olarak, gerçek güç artık ordunun elinde ve ordunun sanal alanlarda hareket etme kabiliyetinde, bu da BAE üzerindeki siyasi baskının yoğunluğunu artırdı” yorumunda bulundu.

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı şöyle devam etti:

“BAE’nin HDK'ya yaptığı yardımların azaldığı doğru olsa da bu, BAE'nin destek düzeyini azalttığı anlamına gelmez. Aksine, bu çatışmaya dahil olan diğer ülkelerle birlikte desteğini sürdürmüştür. Azalma, sınır geçişleri ve limanlar aracılığıyla milislere yardım malzemesi taşıyan askeri uçakların imha edilmesinden kaynaklandı.”

BAE'nin sağladığı desteğin çok net olduğunu, bu desteğin mobil birimler, zırhlı araçlar ve gelişmiş askeri teçhizatın yanı sıra gelişmiş silahlar, uçaksavar ve hava savunma sistemlerinden oluştuğunu belirten Raşid Muhammed Ali, “Bu teçhizat, BAE'nin bir dereceye kadar güvenlik etkisi ve nüfuzuna sahip olduğu ülkeler üzerinden ulaştırılıyor. Ordunun, gücünü korumak karşılığında toprak değerini sunarak kayıpları en aza indirme konusunda askeri savaşlarla ilgili stratejik hesaplamalar yaptığı açıktır. Bu, bir tür gelişmiş askeri stratejidir” şeklinde konuştu.

BAE'nin bazı uluslararası ve bölgesel forumlarda karşılaştığı siyasi kayıplar ve bölgesel politikalarına yönelik eleştirilerin BAE'yi belirli silahlı gruplara sağladığı desteğin düzeyini yeniden gözden geçirmeye ve siyasi bir çözüme daha yakın bir yaklaşım aramaya itebileceğini belirten siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı, “Sudan'daki çatışmayla ilgili bölgesel meselelerin ülkelerin tutumlarını büyük ölçüde etkilediği kesin. Bazı ülkeler, savaş durumunu sona erdirmek ve kendi çıkarlarına hizmet eden siyasi mutabakatlara varmak, ayrıca bu çıkarları bölgedeki tehditleri durduracak stratejik anlaşmalarla ilişkilendirmek için bir araya geldi” dedi.



Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
TT

Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, 19 yaşındaki ABD vatandaşı Filistinli Nasrallah Muhammed Cemal Ebu Siyam’ın, çarşamba gecesi Batı Şeria’da bir İsrailli yerleşimcinin açtığı ateş sonucu ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, Ebu Siyam’ın çarşamba günü işgal altındaki Batı Şeria’da, Ramallah yakınlarında bulunan Mihmas köyünde vurulduğunu bildirdi.

Reuters’a konuşan ABD Büyükelçiliği’nden bir yetkili ise şiddeti kınayarak, “ABD Dışişleri Bakanlığı için yurt dışındaki Amerikan vatandaşlarının güvenliği ve emniyetinden daha yüksek bir öncelik yoktur” ifadesini kullandı.

rgtbrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. (AFP)

İsrail güvenlik güçlerinin olası misillemesinden çekindiği için isminin açıklanmasını istemeyen Ebu Siyam’ın bir yakını, yerleşimcilerin köye koyun çalmak amacıyla baskın düzenlediğini öne sürdü.

Aralarında Ebu Siyam’ın da bulunduğu köylülerin hırsızlığı engellemeye çalıştığını, bunun üzerine yerleşimcilerin ateş açtığını ve Ebu Siyam ile birlikte bazı kişilerin yaralandığını söyledi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise saldırılarda 5 kişinin yaralandığını, bunlardan 3’ünün -Ebu Siyam dahil- kurşunla yaralandığını bildirdi. Ajans, diğer yaralılara ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Reuters’ın olayla ilgili yorum talebine İsrail ordusu tarafından henüz yanıt verilmedi.

dcfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninin ardından yas tutuyor. (Reuters)

Gazze Şeridi’nde Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri belirgin biçimde arttı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2026 yılında yerleşimci saldırıları nedeniyle yaklaşık 700 kişi yerinden edildi.

Uluslararası kuruluş, 2026’da Batı Şeria’da 9 Filistinlinin öldürüldüğünü, 2025 yılında ise bu sayının 240’ı aştığını bildirdi. Verilere göre 2025 yılında Batı Şeria’da iki İsrailli öldü.

İsrail, yerleşimci şiddetiyle ilgili nadiren iddianame düzenliyor. İsrailli izleme kuruluşu Yesh Din, 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamada, 7 Ekim 2023’ten bu yana belgeledikleri yüzlerce yerleşimci şiddeti vakasının yalnızca yüzde 2’sinde dava açıldığını duyurdu.

Son iki yılda Batı Şeria’da, aralarında aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin de bulunduğu bazı ABD vatandaşları, İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldü.


Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.


BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.