Suveyda krizi çıkmazda: Şam ile Dürziler arasında temas yok

Cebel Başan İdari Konseyi, bazı Dürzilerin kurula katılmayı reddetmesi nedeniyle hâlâ oluşturulamadı

Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
TT

Suveyda krizi çıkmazda: Şam ile Dürziler arasında temas yok

Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)

Suriye’nin Suveyda vilayetindeki kriz, hem Şam yönetimi ile fiili otorite konumundaki Dürzi lider Hikmet el-Hicri ve ona bağlı gruplar arasındaki ilişkiler açısından hem de vilayetin iç yönetimi bakımından çıkmazını sürdürüyor. Yerel kaynaklar, mevcut dönemi yönetmek amacıyla kurulacağı duyurulan Cebel Başan İdari Konseyi’nin, kararın üzerinden yaklaşık altı hafta geçmesine rağmen hâlâ oluşturulamadığını belirtti.

rfbfrbv
Suveyda’da Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar (Arşiv – Suveyda 24)

Suveydalı Dürzi kaynaklar, “Konsey şimdiye kadar kurulmadı” ifadesini kullanarak, buna gerekçe olarak idari ve siyasi deneyime sahip isimlerin konseye katılmayı reddetmesini gösterdi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, söz konusu kişilerin ‘karar verici değil, yalnızca araç olacaklarını’ düşündüklerini ifade etti. Kaynaklara göre asıl karar mekanizması, Hikmet el-Hicri ile oğlu Selman’a bağlı silahlı grupların elinde bulunuyor; bu yapılar da dışarıdan gelen talimatları uyguluyor.

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar ayrıca, feshedilen Yüksek Hukuk Komitesi Başkanı Yargıç Muhanned Ebu Faur’un, vilayetin önceki dönemdeki yönetim başarısızlığından sorumlu tutulmasının da konseye katılım konusundaki isteksizliğin nedenlerinden biri olduğunu kaydetti.

Suveyda’daki yerel Dürzi kaynaklar, geçtiğimiz ağustos ayında el-Hicri tarafından, Şam yönetiminden bağımsız şekilde vilayetin güvenlik ve hizmet işlerini yürütmek amacıyla kurulan Hukuk Komitesi’nin halka herhangi bir fayda sağlamadığını belirtti. Kaynaklar, komitenin kurulmasının ardından yaşam koşulları, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere birçok alanda durumun daha da kötüleştiğini ifade etti. Açıklamalarda, el-Hicri ile ona bağlı olduğu belirtilen Ulusal Muhafızlar yapılanmasının, Dürzi nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelerde karar alma süreçleri üzerinde hakimiyet kurduğu öne sürüldü. El-Hicri, 7 Nisan’da Hukuk Komitesi’nin feshedildiğini açıklamış ve Yargıç Şadi Fayez Marşed’i Cebel Başan İdari Konseyi olarak adlandırılan yapıyı oluşturmakla görevlendirmişti.

evfrvf
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz eylül ayında Şam’da düzenlenen ortak basın toplantısında (EPA)

Yurt dışından bir çözüm mü?

Yerel kaynaklar, Şam yönetimi ile Dürzi lider el-Hicri arasında mevcut herhangi bir temasın bulunmadığını savunarak, tarafların ‘paralel iki hat gibi ilerlediğini ve kesişmediğini’ ifade etti. Söz konusu kaynaklar, el-Hicri’nin İsrail’le ilişkileri ve karar alma süreçlerindeki bağımsızlığı nedeniyle ‘Şam’ın onu çözüm sürecinin dışında tutmaya çalıştığını’ öne sürdü. Ayrıca, geçmişteki anlaşmalara uyulmaması nedeniyle Şam yönetiminin el-Hicri’ye güveninin kalmadığı iddia edildi.

Bununla birlikte aynı kaynaklar, krizin çözümü için dış aktörler üzerinden bir zemin hazırlanabileceğini, özellikle Ürdün’ün yürüttüğü girişimlerin süreci yumuşatabilecek bir başlangıç oluşturabileceğini belirtti.

csdcsdc
Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı Dürzi milisler, Suveyda’da devriye gezerken (Arşiv – AFP)

Hatırlatmak gerekirse, Temmuz 2025’te kanlı çatışmalara sahne olan Suveyda krizinin ilk günlerinde İsrail, Dürzileri koruma bahanesiyle müdahale ederek Suveyda, Dera ve Kuneytra’nın kırsal kesimlerindeki Suriye ordusu mevzilerini ve konvoylarını bombalamış, başkent Şam’ın kalbindeki hayati öneme sahip tesisleri hedef almıştı. Geçtiğimiz eylül ayında ise ABD ve Ürdün’ün desteğiyle Suveyda krizini çözmek için bir ‘yol haritası’ açıklanmıştı.

Ancak el-Hicri bu ‘yol haritasını’ reddetmiş, açıklamalarında Suveyda halkı için ‘kendi kaderini tayin hakkı’ talebini vurgulayarak bölgenin Suriye devletinden ayrılması ve ‘Başan Devleti’ olarak adlandırdığı bir yapının kurulmasını savunmayı sürdürmüştü.

Facebook’ta bir devlet

Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Üyesi Ziyad Ebu Hamdan, Suveyda kökenli bir isim olarak, Dürzi lider Hikmet el-Hicri hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ebu Hamdan, el-Hicri’nin ‘Facebook üzerinde bir devlet kurduğunu, ancak sahada bunun karşılığının bulunmadığını’ savunarak mevcut yapıyı ‘tamamen bir yanılsama’ olarak nitelendirdi.

Suveyda’daki krizin çözümünde yaşanan tıkanıklığın, bölgedeki çözüm dinamiklerinin artık Şam ya da Suveyda’nın elinde olmamasından kaynaklandığını belirten Ebu Hamdan, sürecin uluslararası aktörlerin kontrolüne geçtiğini ve müdahil taraf sayısının arttığını ifade etti. Bu duruma örnek olarak, Suriye, Ürdün ve ABD arasında yapılan anlaşmayı gösteren Ebu Hamdan, Suveyda halkının bu sürecin dışında bırakıldığını vurguladı.

bfrbfr
Lise mezunu öğrencilerin, diplomalarının tanınması için düzenlediği oturma eyleminden, Suveyda, 23 Nisan 2026 (Sosyal medya)

Ebu Hamdan, açıklamalarına devam ederek, “Bizler kendi kararını veremeyen halklar olarak biliyoruz ki büyük devletler kendi çıkarları için müdahil olur, krizleri kökten çözmek için değil. Bunun en açık örneği Filistin meselesidir” ifadelerini kullandı. Ebu Hamdan, Suriye’nin güneyindeki sorunun İsrail kaynaklı baskılara maruz kaldığını, aynı zamanda Şam ile Tel Aviv arasındaki müzakerelerde ve ayrıca ABD ile yürütülen diplomatik süreçlerde bir pazarlık unsuru haline getirildiğini söyledi. Bölgesel başkentlerin de dosya üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Suveyda krizinin, temmuz ayında yaşanan olayların ardından daha da derinleştiği, bazı iç aktörlerin süreci uluslararasılaştırma yönünde adımlar attığı ifade edildi. Bu grupların İsrail ile iş birliğini açıkça reddetmediği, zaman zaman bağımsızlık talep ettiği, zaman zaman da Başan Devleti adıyla bir ayrılık projesini gündeme getirdiği öne sürüldü. Söz konusu iddialarda, İsrail’de yaşayan bazı Dürzi çevrelerin ve ABD’de bulunduğu belirtilen bazı kişilerin bu söylemlere destek verdiği, hatta ABD Başkanı Donald Trump ve Kongre üyeleriyle ilişki iddiaları üzerinden etki kurduklarını öne sürdükleri aktarıldı.

fvfdev
Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Üyesi Ziyad Ebu Hamdan

Ebu Hamdan’a göre bu krizin çözümü, dış müdahalelerin tamamen sona erdirilmesine bağlı. Ebu Hamdan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından dile getirildiği öne sürülen ‘Suriye’de istikrar’ yaklaşımı gerçekten benimseniyorsa, bunun somut olarak Amman anlaşmasının hem güvenlik hem diplomatik boyutlarıyla uygulanması gerektiğini ifade etti.

Ebu Hamdan ayrıca, hükümetin Suveyda’daki sivil toplum ve siyasi aktivistlere tam destek vermesi gerektiğini savundu. Ona göre, farklı kesimlerin katılımıyla ‘yeni bir devlet modeli’ tartışılmalı; tüm vatandaşları kapsayan, tek renkli değil katılımcı bir yönetim anlayışı inşa edilmeli. Bu sürecin, Dürzi toplumu, Bedevi gruplar ve diğer yerel unsurların ‘akil temsilcilerinin’ katılacağı gerçek bir diyalogla yürütülmesi gerektiğini belirten Ebu Hamdan, sürecin uluslararası ve bölgesel garantörler eşliğinde kalıcı anlaşmalara bağlanması gerektiğini söyledi. Bu garantörler arasında özellikle Suudi Arabistan’ın öne çıkabileceğini dile getirdi. Suveyda’nın ise Suriye’nin coğrafyası ve tarihi içinde kalmaya devam edeceğini vurguladı.

Öte yandan Ebu Hamdan, yönetim konseyinin hâlâ oluşturulamamasını, el-Hicri’nin siyasi etkisinin zayıflamasına bağladı. El-Hicri’nin İsrail’le ilişkilerine dair açık iddialar sonrası destek kaybı yaşadığını ve kendisine yakın çevrelerde ‘gerçekleşmeyen vaatler’ nedeniyle bir hayal kırıklığı ve gerilim oluştuğunu ileri sürdü. Bu vaatler arasında insani koridor, İsrail desteğiyle ayrılık ve Şam yönetiminin kısa sürede çökmesi gibi beklentilerin yer aldığı iddia edildi.

fgngrty
Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar’ın askeri geçit töreninden, Suveyda, 26 Eylül 2025 (Sosyal medya)

Ebu Hamdan, bölgede güvenlik boşluğunun sürdüğünü, uyuşturucu ve silah ticaretine dair bulguların ortaya çıktığını, ayrıca Ulusal Muhafızlar olarak bilinen yapının bazı liderlerinin insani yardım, un ve yakıt gibi kaynaklar üzerinden ticari kazanç sağladığına yönelik iddialar bulunduğunu söyledi. Yerel kaynaklara göre, vilayet kaynaklarının bir bölümünün kişisel çıkarlar için kullanıldığı ve temel sorunların çözümünün geri plana itildiği öne sürüldü. Bu sorunlar arasında yerinden edilen sivillerin köylerine güvenli dönüşü, zararların karşılanması, öğrencilerin okul ve üniversitelere dönüşü ile lise sınavlarına ilişkin problemlerin çözümü gibi başlıklar yer aldı. Bu nedenle mevcut durumda Suriye devletinin yasaları dışında herhangi bir adım atılmasının giderek daha zor hale geldiği ifade edildi.

Ebu Hamdan ayrıca, Suveyda halkının büyük çoğunluğunun çözümden yana olduğunu, yüzde 90’dan fazlasının Şam ile yeniden entegrasyonu ve 12 Mart 2025’te hükümetle imzalanan güvenlik ve hizmet mutabakatının uygulanmasını desteklediğini belirtti.



Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, 29 Ocak 2026 anlaşmasında öngörülen entegrasyon sürecinin, lağvedilen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve eski Kürt özerk yönetiminin ardından hem sivil hem de güvenlik ve askeri kurumlarda mutabakat ve müzakere aşamasından fiili uygulama aşamasına geçtiğini belirtti. Güvenlik durumunun şu anda çok daha iyi olduğunu ve kademeli olarak güçlenen bir istikrar ortamının bulunduğunu vurgulayan Hilali, sürecin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini ve temel hedeflerinin bu geçişin sükunetle tamamlanması olduğunu ifade etti.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)

SDG lideri Mazlum Abdi’nin 25 Ağustos’ta Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yaptığı açıklamayla SDG ve özerk yönetimin lağvedildiğini duyurmasından bu yana Haseke, 29 Ocak Anlaşması uyarınca devlet varlığının her alanda tesis edildiği, güvenlik ve istikrarın güçlendirildiği, kurumların birleştirildiği ve idari çift başlılığın sona erdirildiği yeni bir döneme sahne oluyor.

Entegrasyon binaların devri veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret değil

Şarku'l Avsat'a konuşan Hilali, entegrasyon sürecinin yalnızca binaların devredilmesi veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret olmadığını, idari, güvenlik ve askeri karar mekanizmaları ile mercilerin Suriye devleti çatısı altında yeniden birleştirilmesi anlamına geldiğini belirtti. Bu doğrultuda önemli adımların atıldığını kaydeden Hilali, kurumsal veya güvenlik boyutunda bir boşluk oluşmasını engellemek ve vilayetin istikrarını korumak amacıyla kalan dosyaların düzenli bir şekilde tamamlanması için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

SDG’nin lağvedildiğinin açıklanmasından önce Haseke’deki birçok şehir ve bölgede Devrimci Gençlik Hareketi adlı grup tarafından çıkarılan güvenlik kargaşasının 29 Ocak Anlaşması’nın ardından arttığı ve söz konusu unsurların kurumların hükümete devredilmesini engellediği bilinirken, bu durumun mevcut süreçte tamamen ortadan kalktığı bildirildi.

Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)
Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)

Hilali, önceki kargaşa ortamının sona ermesindeki ana nedenin ‘sürecin değişmesi’ olduğunu belirterek, geçmişte devlet kurumlarının devralınmasını engellemeye ve bu süreci sabote etmeye yönelik bazı girişimlerin yaşandığını, ancak anlaşmanın uygulanmasında katedilen mesafe ve kurumsal ile güvenlik alanındaki çift başlılığın sona erdirilmesine yönelik kararlılığın netleşmesiyle, bu tür eylemlerin büyük oranda gerilediğini ifade etti.

Devlet kurumları çatışma alanı olmamalı

Sözlerini sürdüren Hilali, bugün herkesin, devlet kurumlarının bir çatışma veya karşı karşıya gelme alanı olmaması gerektiği konusunda giderek artan bir kanaate sahip olduğunu vurguladı. Entegrasyon sürecinin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini belirten Hilali, bu sürecin kışkırtma ve gerilimden uzak, sükunetle tamamlanmasını hedeflediklerini, devlet kurumlarının geri dönüşünün herhangi bir toplumsal kesimi hedef almadığını, aksine hizmetin, hukukun ve istikrarın geri dönüşü anlamına geldiğini bütün vilayet halkının hissetmesini istediklerini kaydetti.

Askeri, güvenlik ve sivil kurumların entegrasyon sürecinin tamamen ne zaman biteceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Hilali, bu ölçekte ve karmaşıklıktaki bir süreç için yapay bir tarih vermek istemediğini, zira nihai olarak kapatılmadan önce teknik, idari ve güvenlik prosedürleri gerektiren dosyaların bulunduğunu belirtti.

Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)
Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)

Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamalara “Ancak oldukça ileri bir aşamada olduğumuzu ve genel eğilimin entegrasyonu en kısa sürede tamamlamak yönünde netleştiğini söyleyebilirim” diye devam eden Hilali, çalışmaların büyük kısmının uygulama safhasına geçtiğini, geriye kalan detaylı dosyaların ise ilgili bakanlıklar ile kurumlar arasında düzenleme, inceleme ve koordinasyonun tamamlanmasını beklediğini ifade etti.

Kalan dosyalar

Hilali, “Bizim için en önemli husus, entegrasyonun geçici bir siyasi açıklamadan ibaret kalmayıp eksiksiz, gerçek ve sürdürülebilir olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Entegrasyon sürecinin tamamlanmasının önündeki başlıca askıda kalan dosyalara değinen Hilali, geriye kalan konuların üç ana başlıkta toplanabileceğini belirtti: İlk olarak, personelin yeniden yapılandırılması ve gerekli şartları taşıyanların yerleşik usullere göre Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine katılmasına ilişkin askeri ve güvenlik dosyası; ikinci olarak, çalışanların durumları, kadroya alınmaları, özlük haklarının ödenmesi ile devlete devir işlemleri henüz tamamlanmamış kurum ve dairelerin entegrasyonunu içeren idari ve sivil dosya; son olarak ise yetki devri, çalışma sistemlerinin, verilerin ve kaynakların yeniden birleştirilmesiyle ilgili bazı hizmet, teknik ve idari dosyalar.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)

Hilali, bu dosyaların entegrasyon süreci önünde bir engel teşkil etmekten ziyade tamamlanması gereken icrai nitelikte konular olduğunu belirterek, “Siyasi karar net, genel yönelim ise kesin: Tüm vatandaşların ve vilayetteki her kesimin hakları korunarak devlet kurumları birleştirilecek ve tek merci Suriye devleti olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’de bir ‘Kürt projesi’ kurmayı hedefleyen eski Kürt özerk yönetiminin ilk nüvesi, PYD ve Kürt Ulusal Konseyi’nin 12 Temmuz 2012’de imzaladığı Erbil Anlaşması’nın ardından kurulan Kürt Yüksek Konseyi ile atılmıştı. Konseyin askeri kanadı olarak Halk Koruma Birlikleri (YPG), Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ve Asayiş yapıları oluşturulmuş, ardından 2015 yılında Kürtlerin kontrolündeki SDG kurulmuştu.

Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)
Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)

SDG, 2025’in sonları ve 2026’nın başlarında milisleri ile Suriye ordusu arasında başlayan ve yaklaşık iki hafta süren silahlı çatışmalarda kontrol ettiği bölgelerin büyük bir kısmını kaybetti; ardından 29 Ocak 2026 Anlaşması imzalandı.

Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşma; ateşkes sağlanmasını, Kürtlerin çatışma yılları boyunca kurduğu askeri ve sivil kurumların Suriye devleti bünyesine kademeli olarak entegre edilmesini, sınır kapıları ile petrol ve doğalgaz sahalarının devredilmesini ve yabancı savaşçıların bölgeden çıkarılmasını öngörüyor.


ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Batı Şeria’daki şiddetin durdurulması için “sert” önlemler çağrısı yaptı

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Turmus Ayya sakinleriyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunuyor. (Reuters)
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Turmus Ayya sakinleriyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunuyor. (Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Batı Şeria’daki şiddetin durdurulması için “sert” önlemler çağrısı yaptı

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Turmus Ayya sakinleriyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunuyor. (Reuters)
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Turmus Ayya sakinleriyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunuyor. (Reuters)

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da şiddetin durdurulması için “sert” önlemler alınması çağrısında bulundu.

Huckabee, çok sayıda ABD vatandaşının yaşadığı Batı Şeria’daki Turmus Ayya kasabasına yaptığı ziyaret sırasında, “Mesajımız açık: Suç suçtur, terör terördür. İnsanlar bu tür eylemlerde bulunduklarında ağır sonuçlarla karşılaşmayı beklemelidir” ifadelerini kullandı.

Huckabee, aralarında İsrailli yerleşimciler tarafından öldürülen çifte vatandaşlığa sahip ABD vatandaşlarının ailelerinin de bulunduğu Filistinlilerle görüştü. Turmus Ayya, İsrailli yerleşimcilerin tekrarlanan saldırılarına maruz kalan yerleşimlerden biri.

Huckabee, Turmus Ayya’da, sahibinin ABD vatandaşı olduğu ve evine ABD bayrağı asmasına rağmen yerleşimcilerin iki kez saldırdığı bir Filistinlinin evinin çatısında. (AFP)
Huckabee, Turmus Ayya’da, sahibinin ABD vatandaşı olduğu ve evine ABD bayrağı asmasına rağmen yerleşimcilerin iki kez saldırdığı bir Filistinlinin evinin çatısında. (AFP)

Batı Şeria’da şiddet, İsrail tarihinin en sağcı hükümeti olarak nitelendirilen ve Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin 2022’nin sonlarında iktidara gelmesinden bu yana ciddi şekilde arttı.

Ramallah yakınlarında bulunan Turmus Ayya çevresinde çok sayıda İsrail yerleşimi kuruldu. Kasaba sakinleri, aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilerin tacizlerinin sık sık yaşandığını ve yerleşimcilerin kasabaya girmesini ve evlerine zarar vermesini engellemekte çaresiz kaldıklarını söylüyor.


Sudan’daki çatışma bölgesel bir savaşa mı dönüşüyor?

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Sudan’daki çatışma bölgesel bir savaşa mı dönüşüyor?

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan savaşının bölgesel bir çatışmaya dönüşebileceğine ilişkin endişeler, artık yalnızca gözlemcilerin dile getirdiği değerlendirmeler olmaktan çıktı. Sudan ile Çad arasında sınır ötesi karşılıklı saldırı ve suçlamalara, Etiyopya sınırı yakınlarındaki kaygı verici askeri hareketlilik de eşlik ediyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, söz konusu endişeleri Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak, bu gelişmelerin çatışmayı körükleyebileceği ve komşu ülkelerin savaşa daha derin şekilde dahil olma riskini artırabileceği uyarısında bulundu.

ABD’nin bu uyarılarının temelsiz olmadığı görülüyor. Zira Washington’ın askeri hareketlilikleri, silah ve insansız hava araçlarının (İHA) sevkiyat güzergâhlarını ve sınır aşan ağları takip etmesine olanak sağlayan geniş istihbarat kapasitesini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu nedenle uyarı düzeyinin BM Güvenlik Konseyi’ne taşınması, ABD’nin, yönetim dayandığı bilgilerin tamamını kamuoyuna açıklamamış olsa da gerçek ve giderek büyüyen risklerin bulunduğu yönünde değerlendirmeler yaptığını gösteriyor.

Bu uyarı, Çad toprakları içinde bir askeri saldırı düzenlendiğine ilişkin haberlerin ardından Boulos’un Çad Devlet Başkanı Muhammed İdris Debi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesiyle daha da güçlendi. Boulos, iki tarafın, ‘Sudan’daki savaşın sınırların ötesine taşınarak daha fazla tırmanmayı körüklemesi ve bölgesel barış ile istikrarı tehdit etmesinden derin endişe duyduğunu’ belirterek, çatışmanın taraflarına yönelik dış desteğin sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Omdurman’ın batısında Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan unsurlar, 19 Ağustos 2026 (AFP)
Omdurman’ın batısında Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan unsurlar, 19 Ağustos 2026 (AFP)

Savaşın başlamasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen çatışma artık yalnızca ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki iç mücadele olmaktan çıktı. Çatışmaların Çad ve Etiyopya sınırındaki bölgelere taşınması ve gelişmiş silahların kullanımının yaygınlaşmasıyla Sudan, komşu ülkelerin hesaplarının yanı sıra bölgesel ve uluslararası güçlerin çıkarlarının da iç içe geçtiği bir çatışmanın merkezine dönüştü.

Genişleyen uluslararasılaşma

Savaşın uluslararası bir boyut kazandığına ilişkin göstergeler, BM Sudan Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu’nun, silah ve askeri teknolojilerin yanı sıra yabancı savaşçıların ve dış tedarik ağlarının çatışmanın uzamasına ve tarafların kapasitesinin güçlenmesine katkıda bulunduğunu açıklamasıyla daha da belirginleşti. Misyon, kişi, kuruluş ve devletlerle bağlantılı sınır aşan bir ağdan söz ederek, bu ağın HDK’ye silah, askeri teçhizat, lojistik destek ve yabancı unsurlar sağladığını belirtti. Söz konusu ülkeler ise suçlamaları reddederek tarafsızlık ilkesine bağlı olduklarını ve barış çabalarını desteklediklerini vurguladı. Misyon, orduya yönelik dış desteğin kaynaklarına ilişkin soruşturmasının ise henüz ilk aşamada olduğunu bildirdi.

Sudanlı araştırmacı ve Confluence Advisory Direktörü Kholood Khair geçtiğimiz nisan ayında Financial Times’a yaptığı açıklamada, savaşın ‘Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesine yayıldığını’ belirterek, Sudan’ın yedi komşusu arasında çatışmanın etkilerinden veya hesaplarından tamamen uzak olan hiçbir ülke bulunmadığını söyledi. Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Afrika Boynuzu Projesi Direktörü Alan Boswell de savaşın artık bölgeyi böldüğünü ve çevre ülkelerin iki savaşan taraf etrafında daha fazla kutuplaşmasına yol açtığını belirtiyor. Boswell, Çad ve Güney Sudan’ın savaşın sonuçlarına en fazla maruz kalabilecek ülkeler olduğunu, Etiyopya’nın yanı sıra Somali’deki gerilimlerin de yakından izlenmesi gerektiğini ifade ederek, çatışmanın sürmesinin bölgeyi ‘şiddet sarmalına’ sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)

Öte yandan Stratejik Araştırma ve Çalışmalar Merkezi’nde kriz yönetimi ve müzakere uzmanı olan Tümgeneral Emin İsmail Meczub, çatışmanın Sudan ile komşu ülkeler arasında doğrudan bir askeri savaşa dönüşmesini ihtimal dışı gördü. Meczub, en olası senaryonun mali ve askeri desteğin sürdürülmesi, paralı askerler ve silahlı gruplardan yararlanılması yoluyla ‘vekâlet savaşının’ tırmanması ve bunun savaşın uzamasına yol açması olduğunu belirtti. Meczub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hartum’un Çad ve Etiyopya’ya yönelik suçlamalarının, Sudan makamlarına göre Afrika Birliği (AfB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan kanıtlara dayandığını söyledi. Ayrıca, HDK’ye destek sağlanmasında bazı üs ve havalimanlarının kullanıldığına ilişkin raporlara da dikkat çekti.

Meczub, söz konusu tarafların dolaylı destekten açık askeri müdahaleye geçmesinin, Sudan’ın bölgesel müttefiklerini de ülkeye destek vermeye itebileceğini ve bu durumda çatışmanın Afrika Boynuzu ile Sahra Altı Afrika’yı kapsayacak şekilde genişleyebileceğini belirtti. Ancak bu senaryoyu reddeden Meczub, “Bu gerçekleşmeyecek” dedi. Bölge ülkelerinin kapsamlı bir bölgesel savaşın çıkmasını istemediğini vurguladı. Bununla birlikte çatışmanın etkilerinin komşu ülkelerde görülmeye başladığına dikkat çeken Meczub, Çad’da muhalif grupların seslerinin yükseldiğini ve bu grupların, kendilerinin ifadesiyle, HDK’ye bağlı Arap gruplara verilen desteğe karşı çıktığını belirtti.

Sudan ordusundan emekli Tümgeneral Kemal İsmail ise bölgesel çıkarların kesişmesinin çatışmayı giderek Sudan sınırlarının dışına taşıdığını belirterek uyarıda bulundu. İsmail, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Çatışmanın Sudan’ın içinden bölgeye yayılacağı konusunda defalarca uyarıda bulunduk. Göstergeler bu yönde ilerliyor” dedi. Çatışma alanının genişlemesinin daha kapsamlı bir iç savaşa yol açabileceğini ve zaten karmaşık olan tabloyu daha da içinden çıkılmaz hale getirebileceğini ifade etti. İsmail, çıkar çatışmasının tırmanmasının, bazı bölgesel aktörleri kendi çıkarlarını koruma gerekçesiyle doğrudan müdahaleye yöneltebileceğini belirterek, “Savaş ne kadar uzarsa, taraflar savaşın gidişatını kontrol etme veya onu durdurma kabiliyetini o kadar yitirir” uyarısında bulundu. İsmail, Sudanlılara çatışmaları sona erdirmek ve ülkeden geriye kalanları korumak için birlik olma çağrısı yaptı.

Etiyopya ve Çad

Operasyonların Etiyopya sınırı yakınındaki Mavi Nil eyaletine taşınması, en kaygı verici gelişmelerden birini oluşturuyor. Yale Üniversitesi’ne bağlı İnsani Araştırmalar Laboratuvarı, uydu görüntüleri ve açık kaynaklardan elde edilen bilgilerin analizine dayanan raporlarında, Etiyopya Savunma Kuvvetleri’ne ait Assosa’daki bir üs içerisinde tugay büyüklüğünde bir askeri gücün toplandığını ve bunun HDK’nin faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu belirtti. Assosa, Mavi Nil Nehri’ne ve Kurmuk kentine yakınlığı nedeniyle önem taşıyor. Bu nedenle bölgede savaşla bağlantılı herhangi bir askeri varlığın bulunması, eğer doğrulanırsa, yeni bir sınır cephesinin oluşmasına zemin hazırlayabilir.

Batıda ise Çad, Darfur’la olan uzun sınırı ve sınırın iki tarafındaki aşiret bağları nedeniyle krizin merkezinde yer alıyor. Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın, Encemine’yi HDK’ye sağlanan desteğin kolaylaştırılmasına yardımcı olmakla suçlamasının ardından gerilim tırmandı. Çad ise silahların sevkiyatı için topraklarının veya havalimanlarının kullanıldığını reddediyor. Eski ABD’li yetkili ve Sudan uzmanı Cameron Hudson, Çad topraklarındaki saldırıların sonuçlarının artık yalnızca sahadaki gelişmelerle sınırlı kalmadığını, diplomatik bir karşılaşmaya dönüştüğünü belirtiyor.

Savaştan etkilenen ülkeler

Güney Sudan, savaşın sonuçlarına en fazla maruz kalabilecek ülke olabilir. Zira ülke ekonomisi, petrolün Sudan’daki tesis ve limanlar üzerinden ihraç edilmesine dayanıyor. Ayrıca çatışmaların başlamasından bu yana Sudanlılar ile ülkelerine dönen Güney Sudanlılardan oluşan 1 milyondan fazla kişiyi kabul etti. Petrol ihracatının durması veya çatışmaların sınıra taşınması, Cuba’daki kırılgan istikrarı tehdit edebilir.

Sudan’la doğrudan sınırı bulunmayan Kenya ise siyasi kutuplaşmanın, finansman ağlarının ve savaşçı hareketliliğinin yayılmasının yanı sıra ticaretin sekteye uğraması riskiyle karşı karşıya. Ayrıca Nairobi’nin önemli bir dayanağını oluşturduğu IGAD’ın bölgedeki rolünün zarar görmesi de söz konusu olabilir.

Uganda da Güney Sudan üzerinden benzer risklerle karşı karşıya. Cuba’da yaşanabilecek yeni bir patlama, ülkeye yönelik yeni bir sığınmacı dalgasına yol açabilir. Uganda hâlihazırda Güney Sudan’dan 1 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor. Böylece savaşın etkileri, düzenli ordular sınırları geçmeden Sudan’dan Güney Sudan’a, oradan da Uganda ve Kenya’ya yayılabilir.

Mısır ise mülteciler, güney sınırının güvenliği, Nil suları ve Etiyopya ile bölgesel dengeler açısından çeşitli sonuçlarla karşı karşıya. Eritre ise istikrarsızlığın doğu Sudan’a ve Kızıldeniz kıyılarına yayılmasından endişe ediyor. IGAD İcra Sekreteri Workneh Gebeyehu, barış ve güvenlik alanındaki sorunların artık tek bir ülke veya kurumun tek başına mücadele edemeyeceği kadar iç içe geçtiğini belirterek Sudan’ı askeri çatışma, insani felaket, kurumsal çözülme, bölgesel yayılma ve jeopolitik rekabetin bir araya geldiği en açık örneklerden biri olarak nitelendirdi.

Sudan savaşı henüz tam anlamıyla bölgesel bir savaşa dönüşmüş değil. Ancak uzun zaman önce iç çatışmanın sınırlarını aştı. Halkalar giderek birbirine bağlanırken gelecekte sorulacak soru artık “Savaş bölgeye yayılacak mı?” olmayacak; asıl soru şu olacak: “Yayılma başladı mı?”